Blog

  • PİÇİN YILI

    I.

    Çanların usulca çaldığı

    isli bir düş yolculuğunda

    burnumda ıslak orman kokusuyla

    dudaklarımın çatlayan kabuklarını dolduran nem

    getiriyor hüznümüze mâtem.

    unutmak zordur aynı kokuyu

    çeyrek asırdır taşıdığım burnumda

    içilen şeytanın göz yaşlarıdır

    hayat dediğin sanrıdır

    yüktür ana rahminden bu yana

    ağır ve büyüktür

    acısı cin kuyusunda gizli ağu

    dolaşır damarlarımda.

    demle karışmış

    baygın gözlerimden fışkıran sarmaşıklar,

    önümde beliren tarantulalar

    dallarıma kökümden tırmanırlar

    hissedilen hep aynıdır hatırladığım

    dört duvar arasında,

    burnumda ıslak orman kokusuyla üstelik.

    Çatlayan dudaklarımın kabuklarını dolduran nem

    ilişir gözüme

    belirir mâtem,

    buğusuyla sırını unutmuş mat ayna

    usulca karşımda durur.

    sarmaşıkların diplerinden tutunmuş kükreten otu

    duysa, aslanı yerinden sıçratır

    Chemtrail bulutlarına neden olur

    boğulur zaman

    derinden bir uğultu duyulur

    gözlerimi gözlerimden alamam.

    Burnumda ıslak orman kokusu

    her ağacın dibinde mantarlar var

    yeni bir başlangıcın habercisidir

    tırmanan karıncalar

    omurga kemiğimden saç uçlarıma kadar

    yarış yaparlar

    bırakırlar larvalarını saç diplerime.

    onarırım

    aynanın kırık yerleririni.

    II.

    Sanrıyla-gerçeklik arasında, yakınken gerçeğe daha

    o ilk inen sözün etkisiyle daldım uykuya ve

    sonrasında mağaramı örümcekler korudu

    bekledim tokadımı

    sesinden sır vermeyen plasentalı

    ebesiz peygamberler eşliğinde.

    sol kulağımı kemiren yarasa yavruları,

    sol kulağımın uğuldayan yanı ve

    fısıltıların yükselen desibeli ilahi bir psikozdur.

    III.

    Gizemli uzuvlardan fışkıran alkaloitlerin etkisiyle

    dalgaların saatte binbeşyüz kilometre hızla sahillere yayıldığı

    bir hışımla kopan tufan,

    balkonda brandanın renk değiştirdiğine şahit olan serserinin

    düşünce gücüyle bulutlarda oturma isteği ve

    binaların saygı duruşunda beklemeye başlaması,

    devrilmeye ramak kala

    kahkaha atan şairlerin ilenç uğultusu,

    tutkusu olmayan sahte gülüşlerin düştüğü sonsuz boşluk ve

    paralel evrene başlayan uzun yolculuk,

    parklarda ve ıssız bankların üstünde terleyerek

    titreyerek çenesi kilitlenmiş halde zaman kavramını eriten gömüt,

    mum üstünde kanat çırpan kelebek, “Tesadüf”‘te bong ruleti

    dostluğun en kutsal mertemesinde bayılıp

    sabahın altı buçuğunda da tekrar

    fokurtulara kulak veren deneyim tutkunları,

    özgürce yaşamak için deliliğini savunan ve

    özgürce yaşamak için deliliğini gizlemeye mahkum olan

    yüce nesil.

    Buz üstünde çırpınan son geyik

    karadelikten baş göstermiş son solucan

    damla damla eriyen son biçimsiz buz

    Huxley’in kutsal adası ve giz

    son dumanı çok sert çekmeliyiz

    başka türlü nasıl bilebiliriz bu kutsal gerçeği ?

    Yürüyün çocuklar

    göğün rahmine gidelim

    bilge Einstein’ın dileği budur

    kudurtur yıldızların gülümseyişi…

    Eşref Ozan BAYGIN

  • Thrash Müziğin Karakteristik Grubu “Demifrag” İle Çok Özel…

    Thrash Müziğin Karakteristik Grubu “Demifrag” İle Çok Özel…

    Öncelikle sizi tanıyabilir miyiz? Ne zaman, nerede kuruldunuz?

    Grubu 2008 yılında ben (Gürkan KARA – Vokal & Gitar) ve Burak Dikici (Geri Vokal & Gitar) İstanbul’da birlikte kurduk. Burak’la 1996’dan beri arkadaşız aslında ve beraber daha önce Cerberus sonrasında da Warevil’ı kurmuş ve 4 parçalık bir EP albüm kaydedip birçok konser vermiştik. Ancak 2001 yılı ortalarında çeşitli sebeplerden dolayı ayrıldık ve ikimiz de farklı projelere yöneldik. Sonrasında   2008 yılında bir şekilde tekrar buluştuk. O dönemde Burak kendi grubu Deadleaves’i sonlandırma aşamasındaydı,  birlikte tekrar grup kurma düşüncesi oluşunca benim daha önceden kaydedip hazırladığım parçalar üzerinde çalıştık. Daha sonra yine Deadleaves grubundan Bass gitarist Dağlar Kök ve Davulcu Recep Gürses gruba dahil oldu. 2009 yılında EP albümümüz ‘Apocalypse now’ı yayınladık ve yeni albüm çalışmaları aşamasında Recep eğitim ve iş için İngiltere’ye gidince önce Mehmetcan Ünal ve 2011 yılında Evren AYDIN davula geçti ve 2016 yılında kendi adımızı verdiğimiz ‘Demifrag’ albümünü yaptık ve halen birlikte devam ediyoruz.

    Grup üyeleri ve de gruptaki görevleri hakkında bilgi verebilir misiniz?

    Ben grupta ana vokalleri yapıyorum ve gitarları çalıyorum, genel olarak müzik ve sözlerin yazımından da ben sorumluyum.
    Burak Dikici grupta geri vokalleri yapıyor ve gitarda, Evren Aydın davulcumuz ve Dağlar Kök Bass gitaristimiz.

    Yaptığınız müziği tanımlamak gerekirse siz kendinizi hangi tür müziğe yakın görüyorsunuz?

    Aslında grup olarak icra ettiğimiz müziği bir türe yakın görme durumumuz yok çünkü her ne kadar genel beste alt yapılarını ben yazsam da grupta yer alan herkesin besteler üzerinde önemli katkısı ve etkisi oluyor. Genel olarak hepimiz farklı metal müzik türlerinden etkilendiğimiz için sabit bir türe bağlı kalmıyoruz. Örneğin ben tam bir thrash&death metal ve hardcore fanıyım, Burak genel olarak death, black, endüstriyel vs tarzlardan ilham alıyor, Evren eski bir death/black metal grubu davulcusu ve Dağlar’da daha alternatif tarz müzikler dinliyor. Hal böyle olunca hepimizin parçalar üzerindeki katkısı farkı olabiliyor ve kimsenin tam olarak tatmin olmadığı bir parça var ise onu istediğimiz şekle getirinceye kadar üzerinde çalışıyoruz. Bu durum yeni kaydetmeyi planladığımız albüm ve parçalar için daha çok belirgin olacak sanıyorum. Yeni kaydetmeyi planladığımız albümü dinleyenler hemen birçok farklı metal müzik türünden tatlar bulacaklar. Bu da aslında Demifrag olarak bizim müziğimizin karakteristik yapısını oluşturuyor.

    Apocalypse Now adını taşıyan EP’nizi 2009 senesinde ve 2016 senesinde de kendi adınızı taşıyan albümünüzü çıkardınız. Geri dönüşler nasıl oldu? Özellikle de Demifrag albümünüzle ilgili dönüşler nasıldı?

    Geri dönüşler özellikle albüm için oldukça yapıcı ve olumluydu. Ancak şunu da belirtmem gerekir ki ülkemiz şartlarında bizim tarzımızda müzik yapan ve bir plak şirketine bağlı kalmadan kendi imkânları ile yaptığı müziği duyurmaya çalışan gruplar için tam anlamıyla hedef kitleye ulaşabilmek çok kolay değil. Buna rağmen özellikle EP ve albüm için yurt dışından beklenmedik yerlerden gelen olumlu eleştiriler aldık ve bu bizi çok mutlu etti. Bundan sonraki aşamada da yeni projelerimizle daha fazla kitleye ulaşabilmeyi hedefliyoruz.

    EP’nizi ve de albümünüzü çıkarırken finans konusunda bir destek aldınız mı? Finansal destek konusundaki düşünceleriniz nelerdir? Sizce bu bağımsız müzik yapmaya engel bir durum mudur?

    Öncelikle sorduğun soru aslında bu işin yani Türkiye’de metal müzik icra etme çabasında olan ve dürüstçe sadece kendi ürettiklerini ortaya koymak isteyen grupların temel problemini özetliyor. Çünkü metal müzik ülkemizde piyasada yer edinememiş çok büyük kitleler tarafından hala ve henüz benimsenmeyen, izlenmeyen ve takip edilmeyen bir müzik türü. Haliyle de maddi açıdan grupları tatmin edecek ve devam etmelerine destek olacak bir maddi geri dönüşü de yok. Buna istisna olarak birçok grup bar programı yaparken sadece cover çalarak ayakta kalmaya çalışıyor, kendi ürettikleri eserleri ortaya yansıtamıyorlar. 2000’li yıllarda ülkemizde Türk grupları için albüm finans desteği sağlayan yerli plak şirketlerinin de kapanması ya da desteklerini çekmesi, bizim gibi gruplar için genel bir finans desteği olmadan kendi imkanlarınızla ilerlemeye çalışma, ayakta kalma manasına geliyor. Tabi bu durum yurt dışında ciddi bağlantılar kurabilme, grubun tanıtımı vs gibi konular için de geçerli olunca işleri daha da zorlaştırıyor. İleride de maalesef çok bir şeyin değişeceğini düşünmüyoruz ama biz Demifrag olarak içimizden gelen sevdiğimiz ve benimsediğimiz müziği yapmaya devam edeceğiz.

    Demifrag albümünde özellikle Dark Souls ve Respect or Die klipleriniz oldukça ilgi görmüştü, başka klip çalışmalarınız da olacak mı?

    Tam olarak zaman belirtemem ama evet albümde yer alan bir parça için daha klip projemiz var. Senaryo ve diğer hazırlıklarla alakalı olarak çalışmalara yakında başlamayı planlıyoruz.

    Peki, bize bahsedebileceğiniz yeni albüm ya da EP çalışmalarınız var mı?

    2016’daki albüm kayıt süreci aslında biraz uzun sürdü, 2011 sonrasında da zaten Evren gruba dahil olduğunda yeni parçaların üzerinde çalışmaya başlamıştık ve albüm çıktığı günden bu güne yaklaşık 15 yeni parçanın düzenlemesini yaptık, hatta bunlardan bazılarını son konserlerde çalıyoruz. Bu parçaları kaydedip albüm olarak yayınlama ya da öncesinde 1-2 single çıkarma gibi düşüncelerimiz var ama henüz netleşmedi, önceki sorunda belirttiğim gibi konu maddi şartlara ve koşullara da bağlı aslında ama 2019 yılı grubumuz için 10. yıl demek oluyor, belki bu arada birkaç sürpriz olabilir.

    Müziğinizi yaparken dünyadan ya da Türkiye’den etkilendiğiniz müzisyenler, gruplar var mı?

    Tabii ki her grubun ya da müzisyenin olduğu gibi bizim de etkilendiğimiz birçok gurup var. Dördümüzün de çok geniş ve sağlam bir yerli olsun yabancı olsun metal müzik arşivi var ve birçok grubu yakından takip ediyoruz. Bu da Demifrag’ın karakteristik müziğinin oluşmasına katkı sağlıyor, daha önce de belirttiğim gibi hepimiz aslında metal müziğin farklı alt türlerinden ilham alıyoruz.

    Şu anki müzik dünyası hakkındaki düşünceleriniz nelerdir? Sizce gerçekten kaliteli müzik yapılıyor mu?

    Aslında kaliteli müzik tabiri içinde özgünlüğü, yenilikçi olmayı, farklı bir şeyler ortaya koyabilmeyi ve en temelinde de üretken olmayı barındırıyor. Avrupa ve Amerika’da metal müzik bir kültür anlamında önemli bir yere sahipken maalesef ülkemizde böyle bir durum söz konusu değil. O nedenle yeni yerli grupların çoğu ya cover çalmaya ya da çaldıkları coverlara benzer kalıplarda parçalar yapmaya çalışıyorlar. Bir de bu çalışmaların kayıt anlamında maalesef pahalı olası ve ülkemizde bu işin ehli prodüktörlerin çok az olmasından dolayı kayıt – kalite anlamında sonuçlar çok tatmin edici olmaması anlamına geliyor. Ancak bu durum yurt dışında tam tersi olarak ilerliyor. Küçük çaplı guruplar bile albüm kayıt kalitesi anlamında güzel işler yapabiliyorlar.  Gerisi de zevkler ve renkler meselesi oluyor.

    Bir diğer mesele de metal müzik anlamında Avrupa ve Amerika’da en son ve kısa süreli yaşanan grunge ve nu-metal akımlarının sona ermesi ile tekrar öze yani oldshool thrash, death ve heavy metal’e bir dönüş söz konusu, şahsım adına da bu durum metal müzik adına çok önemli ve güzel bir gelişme.

    Konser haberi bekleyen benim gibi hayranlarınız için neler söylemek istersiniz? Konser programınız belli mi?

    Çok teşekkür ederiz, bunu duymak çok güzel. Açıkçası konser konusunda grup olarak kendimizi geri çekip daha çok üretmeye ve yeni kayıtlara odaklanmak istiyoruz ama en son Ankara’daki Rock Station Festivali gibi önemli etkinlikler ve konserler için teklif durumu olduğunda bunu tabi ki değerlendireceğiz.

    Son olarak eklemek istedikleriniz, söylemek, paylaşmak istedikleriniz var mı?

    Demifrag olarak önümüzdeki dönemde çok önemli ve bizim için değerli projelerimiz var. Başta sana ve değerli Çerezzine ekibine desteğiniz için çok teşekkür ederiz ve eminiz ki ülkemiz yeraltı müziği için güzel işlere imza atacaksınız, sizin varlığınız ve çalışmalarınız da bizim için çok önemli.

    Değerli vaktinizi ayırdığınız için çok teşekkürler…

  • Rockaabi “Das Motiv”

    Rockaabi “Das Motiv”

    “Yazmak için yazmak” istemedim. Uzun süredir kalemi elime almıyordum. Küsmüştüm kaleme, kağıda ve duygularıma. Bir tat vermiyor bir çok şey zaten.
    Başlangıçlar her zaman zordur dostlar. Başlangıcı birlikte atlatacağız bu yazıda. Zamanla açılacağımı düşünüyorum.
    Bundan dolayı bu bir “Merhaba” yazısı olsun.

    “Keşke albümleri çıksa, keşke konsere çıksalar, keşke tekrar toplansalar” diyoruz şu son dönemlerde. Bizim Rock piyasasında beklentimiz kendilerini geliştirmekten ziyade, artık bir araya gelmelerini istemek oldu malesef. Rock piyasası neye küstü böyle? Hakedilen ve hakedilmeyen bazı mevzular var. Bir çok Rockçı ağabeyimiz, ablamız, kardeşimiz bize kızacaktır biliyorum. Rock cemiyetinin şuan da yaptığı malesef uzaktan izlemek. Ağalar; kusura bakmayın bir zamanlar buraları yakmış yıkmış olabilirsiniz, şimdi evde oturup “Bunlar müzik mi yapıyor yeaa. Biz yıllar önce neler yaptık” demekle olmuyor malesef. Diyorum ki; yiyorsa şimdi tutunun bu piyasada da görelim boyunuzun ölçüsünü. “Yaptıkta kim değerini bildi yahu!” diye soracaklardır, şu işin değeri aşktan geçer. Para! Şu lanet olası para mı sizi Aşkınızdan ediyor? Para kazanıyor galiba beyler bayanlar. (Kaç para ulen Aşkınız) Evinizde oturmaya devam edin. Her şey tekel olmuş, istediği kişiyi rock star ilan eden, istediği popüleriteyi istediği kişiye veren bir yapıyı yıkacak güçte adamlar tanıyorum. Hepsi evlerinde oturuyorlar, çıkmıyorlar, görünmüyorlar. Çıkanlarda maalesef ki, o tekelciliğe ayak uydurup, aynı çatı altına giriyor. Geçelim diğer satıra.

    Geçenlerde Kadıköy’de Ozzy’nin “Salpalayın” programına katıldım. Açıkçası konuklar arasında “Güven Erkin Erkal” olduğunu duyunca Avrupadan, Anadoluya uçtum. İniş güzeldi, hava mevsim sıcaklığında. Rüzgar yok, Kadıköy yine Kadıköy. Sonuçta Güven Erkin Erkal üstad! Ayaklı Rock Ansliklobedisi, kelimelerinden ne koparırsak kârdır. Program içerisinde Ozzy, Güven üstadamıza sordu (Tabi biraz üstün körü ve hatırladığım kadar yazıyorum.) “Üniversiteler de seminerler düzenliyordun. Devam ediyor mu? İlgi nasıldı?” İlgi şöyleymiş özetle:

    İstanbul – Az ilgi
    Ankaraya doğru – Orta Şeker
    Doğu – Yüksek İlgi

    Bir örnek daha “Gezgin Fest Van” için verebilirim. Yıllar öncesinde ki “Mavi Sakal Diyarbakır Konseri” havası vardı sanki. Ya da ben öyle anımsamak istedim. Böyle bir coşkuyu, yoğunluğu ben dahil, orada yer alan sanatçılarda beklemiyordu. Bu işlerin İstanbul’da bitmediğini gösteren bir sinayaldi bu aslında. Bu işler Anadolu’da bitiyor. Halk ilgili ve aç. Neden bu canım güzelim, mantıklı ve zahmetli müzik türümüzü Anadolu’da daha çok icra etmiyoruz?

    Albüm yap, altı sekiz yıl albüm yapma, o yıllarda eski parçalarını tekrar et. Zaten bir kitlen var, ooh mis. Kim uğraşır albümle. Çek cigaranı, iç biranı vur gitsin gitarın dibine. Peki ya üretim? Üretim olmazsa piyasada şarkı kalmaz, popülerite zaten kalmaz. Hem senin yaptığın sanat, hem ekmeğini yediğin müzik türü silinip gider. Sonra ne dersin biliyor musun “Rock Müzik hakettiği yerde değil”. Evet değil. Bunun sebebi sadece dinleyici kitlesi değildir. Bunun en büyük sebebi üreticidir. Bırakın artık dinleyici kitlesine sallamayı. Ben üretimde ve çalışkanlıkta Redd grubunun örnek alınmasını tavsiye ediyorum. Son yılların en emekçi grubunu, Redd grubu olarak görüyorum. Albümse albüm, klipse klip harika işler çıkarmaya devam ediyorlar. Sevgiyle, tutkuyla, mantıklı bir şekilde, duruşlarını bozmadan, yılmadan bu yoldan iz bırakarak ilerliyorlar. Diğer gruplarımızda ağlıyorlar “Albüm çıkartamıyoruz” “Klip çekemiyoruz” uzaklarda örnek aramayın ağalar, Redd grubu fazla uzağınızda değil.

    Yazılacak çok şey var. Bunların hepsini zamanla yazacağım, zamanla okursunuz umarım. Size ufak sürprizler, biyografiler, röportajlar sunacağım. Tekrar ediyorum bu bir “Merhaba” olsun. Haftaya görüşmek üzere. Mantıklı müzik dinleyiniz.

    Not: Başlığın ismine takılanlara. Başlık bulamadım, dinlediğim şarkının adını verdim. Kurban – Das Motiv 🤘

    Rockaabi

  • KARARDI YİNE GÖK YÜZÜ

    KARARDI YİNE GÖK YÜZÜ

    Biliyormusun karadı yine gökyüzü

    Galiba yağmur yağacak,

    Güneş sakladı yüzünü

    ısıtmıyor artık yeryüzünü

    ve

    Isıtmıyor buz kesmiş yürekleri

    Denizde coştu bir anda

    Ne oldu neydi öfkesi ne istiyordu sahil kıyısındaki kayalardan

    Neydi derdi?

    Rakibini nakavt etmek isteyen boksör edası ile vuruyordu sahil kenarındaki kayalıklara

    Dur yapma dercesine uçuyordu martılar denizin üzerinde ama aldırmıyordu deniz martıların iç gıcıklayan sesine

    Ve

    Bir gürültü koptu gök yüzünden

    Sanki yeter dedi tanrı

    Deniz bir anda duruldu yaptığının yanlış olduğunu anladı sanki;

    Anlayamadım martılarda yok oldu bir anda ve bir gürültü daha koptu gök yüzünden ve ağlamaya başladı o gökyüzünü karanlığa boğan bulutlar.

    Ama göz yaşı gibi değil ;

    Bir G3 mermisi gibi düşüyordu yağmur damlaları Tanrı cezalandırmıştı sanki denizi

    Bulutlar sanki kayanın intikamını alırcasına yağıyordu denizin üstüne.

     

    jokersivrisinek

  • Resimsiz bedenler ve ruhumuz naif bir dövme.

    Resimsiz bedenler ve ruhumuz naif bir dövme.

    Resimsiz bedenler ve ruhumuz naif bir dövme güneş batıncaya kadar dövüşürüm gölgemle. kelimesiz bir şair, sağır bir şarkı anısız bir fotoğraf gibi ben, baharını kaybetmiş bir dal parçası sırtı kanamış kopuk bir şahin yıllara savrulmuş unutulmuş bir aşk mektubu karalanırım kaldırımlara. ..

    Var olmak kişisel bir sendrom ya da sancıydı. Belki de bir mevsim geçişi elbiselerini soyunduğun. Belki de hiçbiri.. burası da sana kalmış.

    being and nothing

    i n t r o

    repertuarımız insan sayısı kadar geniştir.
    her bir ses yüzyıllardır aradığı şiiri giymeyi bekliyor.
    İşte bu yüzdendir bütün koşuşturmamız
    Ve ortalığın dağınıklığı.

    (I)
    yazmaya dalmak, kendini adadığın ritüel bir âyindir.
    yastık kılıfına doldurduğun hayallerin / her gece yatmadan önce
    kısa metrajlı bir filmdir gecenin gökkuşağından yuvarlanan.
    Tanrı’ya fısıldadığın duaların, herkesten sakındığın yara izlerindir.
    sen de artık uzun kollu giysiler giyebilirsin.
    sen de
    artık..
    gece ile gündüzün yerini değiştirebilirsin.

    A M A
    insan bedenin geometrisinin hacmi akan gözyaşlarıyla küçülür. kaburgalarını kırarcasına bir gürültüyle bağıran yürek, beden büyüklüğüne ters orantılı bir şekilde genişler.

    kaybedersin ve kaybettikçe daha çok seversin; çevrenden, vücudundan, aklından, ellerinden, gözlerinden ayırdığın/kopardığın her şey, sadece kendi yalnızlığınla bir-iki kadeh içebileceğin kadar bir süreyle sınırlıdır.

    kaybetmek ve kaybetmemek birer tercih meselesidir,
    gerisi sadece baş etmeye düşer.
    matematikten anlamayanlar için tekrar ediyorum: bir şeyin ona ait özelliklerini küçültmek/atmak/çıkartmak, o şeyin ait olduğu şeylere mahrum olacağı anlamına gelmez. çünkü sadeleştirmeler, hızlı işlem yapabilmek için vardır. giden her şey, her şeyiyle terk ettiği o şeye denktir. işte bu kadar ince bir meseledir problem çözmek.

    (II)
    hiç kuşkusuz ki, her yazar yeryüzüne ithaf eder tüm kitaplarını.
    gerekçe olarak gösterdiği şey ise: hayatının son sahnesi olan ölümün, gezegendeki tüm varlığını alıp götüreceği korkusudur. bir denklem oluşturacak olursak eğer ve bunun sağlamasını yapacak olursak, asıl olanın, ‘ölüm’ denen olgunun rotasını çizdiğin hayatında hiç haberin olmadan çekilen bir fotoğrafta patlayan bir flaş olduğudur. gözlerini kamaştıran bu ışık, aslında, geride bıraktıklarına, sevdiğin kadına, aslında yeryüzündeki sevdiğin o tek kadına ithaf ettiğin kitaplarına, birlikte koştuğunuz kaldırımlara, saydığınız yıldızlara ulaşamayacağının / uzanamayacağının distopyasını kabullenemeyişindir.
    ..
    belki bir gemisin, motorlarını sürersin okyanuslara
    ama aslında
    ruhunu gizlersin limandaki martıların arasına.

    İşte tam bu noktada
    dış dünyanın var olduğunu belirten
    onun herhangi bir yerine ait olmamı isteyen
    birtakım sesler duyuyorum.

    neyse..
    şimdi geriye doğru sayalarım.
    adımlarımızı yavaşlatıp,
    çıplak ayaklarımıza batan kıymıkları koparalım bedenimizden.
    çünkü onlar senden öncekilerin yenik düştüğü acıların kırıntılarıdır.

    Acıların seni büyütür, sayısı arttıkça taşıyamaz düşersin.
    Ama her geri sayımda büyür ve güçlenirsin.
    işte bu yüzden geriye doğru saymayı öğrenmelisin.
    Kapılar kırılmayı bekliyor.

    being and nothing – exodus / I

    bağırıyorum ama kendi sesimi bile duyamıyorum.
    güneş artık binalar arasında saklambaç oynuyor.
    (sesimin kısıklığı utancımdan değil, ruhum avazı çıktığı kadar bağırdı zamanında)

    being and nothing – exodus / II
    sesler.. sesler..
    birtakım sesler duyuyorum
    ama hâlâ doğamıyorum.

    avuçlarıma ektiğim tohumlar, gözlerimden açıyor.
    bedenimi bir orman için bağışlıyorum Tabiat Ana’ya,
    hiçbir yerimde boşluk kalmayacak şekilde jiletleyin vücudumu.

    being and nothing – exodus / III
    her şeyinizle, tüm kötülüklerinizi örterek hepinizi sevdim.
    tüm karaktersizliğine inat,
    hâlâ var olamayışınıza
    hâlâ bir başkasının gölgesinde yaşayışınıza inat
    sizi siz gibi sevdim..
    ama
    pek azınız dışında herkesi sevemedim.

    sevmek bölünerek çoğalmaktır, hem de herhangi bir rahme ihtiyaç duymadan.
    lütfen hiç aşık olmamış gibi davranmayı bir kenara bırakıverin tüm sakinliğinizle.

    usulca çekiliyorum,
    kendinize iyi bakın.
    sahne sırası sizde artık,
    ben koltuğuma oturmuş ayaklarımı uzatmış sizi izlemeyi heyecanla bekliyorum.

    being and nothing – exodus / IV
    işlevselliğin yitirilişi bir zihin travmasıdır.
    deforme edilen veyahut belirli standartlara uyumlu hâle getirilen, kısıtlı davranışa güdülenen zihin, eylemliliğini dar bir pencere ekseninde sürdürerek, yaşamını istediği hayatın gayesinden farklı bir yöne sürükler ve işlevselliğini kaybeder.
    yaşamak insanda, varolmaya uzantı bir şekilde etkileşime girerek niteliksel doygunluğa varmaya/ulaşmaya çalışır. ( ya da yaşamak varolmaya uzantı bir şekilde, birbirlerini etkileyerek niteliksel doygunluğa varmak/ulaşmak biçimidir. belki de elde etmeye çalışmaktır.)
    ..
    (Bulutların ardına uzanmaya çalışan bir son)
    Tabii ki de son söz, ilk sözdür. Son olduğunu iddia edebilecekler bir avuç azınlıktır (belki). Çünkü varoluş insanın içerisindeki sürdürebilir bir enerji kaynağına sahiptir. Yeter ki sen bunu görebilmek için perdelerini nasıl aralayacağını bil!

    gerçekliğin sahnesi acıysa eğer,
    acı ve gerçeklik eş anlamlı mıdır?
    çocukluğunda dolabın arasına gizlenerek oynadığın saklambaç
    şimdilerde sobelendiğin ciddi bir şaka.
    yeni geldim, az önce elektrikler kesilmişti.
    gülümseyebileceğimi göremedin mi yoksa karanlıkta?

    OSMAN AYKAN UĞURLU

  • MASAL BU YA…

    MASAL BU YA…

    Güzel mi güzel bir prenses varmış vakti zamanında uzak mı uzak bir ülkede yaşayan… Bir de onu canından çok mu çok seven bir prens… Prensesin cadı annesiymiş onların sevdasına mani olmaya çalışan… Bir türlü istemezmiş sevdalıların biraraya gelmesini. Elinden gelen kötülüğü yaparmış onları ayırmak için… Hatta bir gün düşünmüş nasıl olur da tamamen ayırırım diye, sonra aklına gelmiş prenses kızını kapatırsa bir kuleye görüşemez prensle. Düşündüğünü de yapmış. Prensle prenses bir türlü görüşemez olmuşlar. Bunu gören periler çok mu çok üzülmüşler onların durumlarına… Prensi çevirivermişler iki kanatla güzel bir kuşa… Prens kavuşuvermiş böylece sevdiğine… Onlar ermiş muradına biz çıkalım kerevetine… Masalımız mutlu sonla bitivermiş gökten düşen üç elmayla…

    Fotoğraf © Birnaz Kurt

  • Dr.Skull, 25 Yıl Aradan Sonra Sahnede!

    Dr.Skull, 25 Yıl Aradan Sonra Sahnede!

    Heavy Metal Tarihimizin en önemli gruplarından Dr. Skull uzun zamandır sevenleri tatafından hayalini kurduğu bir konserle 25 yıl sonra yeniden sahnede olacak.  Ayrıca grubun efsane olmuş “Wory Zover” (1990), “Rools 4 Fools” (1992) ve “Hershey Yolunda” (1994) isimli albümleri de  Hammer Muzik tarafından CD ve LP formatlarında yeniden basılacak. Türk Rock Tarihinde büyük önem arz eden Dr.Skull ‘a o gece sevilen gruplardan Razor’da eşlik edecek.. ve grup Dr. Razor ismi ile sahnede olacak. %100 Metal katkısıyla düzenlenen konserrden sonra grup üyeleri sevenlerine plak ve cdlerini de imzalayacak.Laneth, Vera Music Production ve Hammer Müzik’in  düzenlediği bu konseri 24 Ocak akşamı sakın ama sakın kaçırmayın.  IF Performance Hall Beşiktaş‘ ta bir efsaneye tanık olacaksınız unutmayın…!

     

  • 2018 Yılının En İyi 10 Aksiyon – Macera Filmi

    2018 Yılının En İyi 10 Aksiyon – Macera Filmi

    Yeni yıla girmeden önce, 2018 yılı içerisinde seyirci ile buluşan Aksiyon / Macera yapımları arasında, diğer yapımlardan sıyrılan 10 filmi siz Çerezzine okurları için sıraladım…

    1- Avengers : Infinity War / Yenilmezler : Sonsuzluk Savaşı

    Avengers: Sonsuzluk Savaşı, dünyanın gördüğü en büyük tehdite karşı güçlerini birleştirmek zorunda olan kahramanların verdikleri mücadeleyi konu ediyor. Kaptan Amerika ve Iron Man’in arasında yaşanan olayların ardından bölünen kahramanlarımız, birbirlerinden uzaklara savrulurlar. Hepsi kendi yandaşlarıyla dünyayı korumaya çalışmaktadır. Ancak dünyanın kaderi bir kez daha tehlikeye girer. Sınırsız bir güç kaynağı olan sonsuzluk taşlarının peşine düşen Thanos, dünyanın gördüğü en büyük tehdittir. İnsanlığın kaderi bir kez daha, insanlık için savaşmaya ant içmiş kahramanlarımız elindedir. Hiçbir süper kahramanın tek başına yenemeyeceği büyüklükteki bu tehdit için ekipler birleşmeli ve tehdide tüm güçleriyle karşı koymalıdır…

     

    2- Deadpool 2

    Deadpool, kahramanlık işlerini devam ettirmekte, bir yandan da gündelik hayatını sürdürmektedir. Kız arkadaşı Vanessa’yla mutlu bir ilişki sürdüren Deadpool’un düzeni, gelecekten gelen Cable’ın ortaya çıkışıyla sarsılır. Cable gelecekte tehdit oluşturacak bir çocuğun peşindedir. Deadpool, Cable’ı durdurabilmek için süper güçlere sahip bir ekibi toplar ve bu aykırı karakterlerden oluşan X-Force ekibi, Deadpool’la birlikte maceraya atılır…

     

    3- Ant-Man And The Wasp

    Ant-Man ve Wasp, hem iyi bir baba hem de süper kahraman olan Scott Lang’ın geçmişindeki sırları çözmek için Wasp ile işbirliği yaparak verdiği mücadeleyi konu ediyor. Scott Lang, Yenilmezler’in savaşında yer almanın sonuçları ile hem bir süper kahraman, hem de bir baba olarak boğuşmaktadır. Hayatının iki yanını da dengede tutmaya çalışan Scott hem iyi bir baba, hem de sorumluluk sahibi kahraman Ant-Man olmak için çabalarken, Hope van Dyne ve Dr. Hank Pym acil bir görevle kapısını çalarlar. Scott bir kez daha kostümünü giymeli ve Wasp ile işbirliği yaparak geçmişindeki sırları çözmek için işe koyulmalıdır. 

     

     

    4- Mission : Imposible – Fallout / Görevimiz Tehlike : Yansımalar

    Mission: Impossible Yansımalar, Görevimiz Tehlike serisinin 6. devam halkasıdır. İkonik ajan Ethan Hunt, birlikte çalıştığı IMF ekibi ve tanıdık birkaç dostu sıkıntılı bir zamandadır. Berlin’deki görevin ters gitmesi sonucunda Ethan Hunt CIA ile ters düşer ve denetimsizliği sebebiyle CIA’in kara listesine girer. Ancak insanlığı tehdit eden yeni bir tehlikenin ortaya çıkışıyla birlikte herkes zamana karşı bir yarışa koyulur…

     

    5- Venom

    Eddie Brock hırslı bir muhabirdir. Sevgilisinin çalıştığı araştırma firmasının sahibi de peşinde olduğu hikayelerden biridir. Kötü niyetli ve kendi amaçları doğrultusunda hareket eden bu adamın hikayesinin peşinde koşarken, Eddie, sadece simbiyoz hâlinde yaşayabilen ve adrenalinle beslenen uzaylı bir organizmanın firma tarafından keşfedildiğini ve insan deneklerle birleştirilmeye çalışıldığını öğrenir. Ancak araştırmasında fazla ilerleyen Eddie, Venom adı verilen bu organizmanın sıradaki taşıyıcısı olur. Bir yandan vücudunu ve zihnini kontrol altına alan organizmayla mücadele eden Eddie, bir yandan da firma sahibinin kendisini öldürmesi için gönderdiği kişilerden kaçmalıdır…

    https://www.youtube.com/watch?v=ZVzyGKp7Ekk

     

    6- Ready Player One / Başlat

    Ailesini küçük yaşta kaybeden Wade Watts, gerçek dünyanın sıkıntılarından kaçmak için zamanını The Oasis adlı bir oyun evreninde geçirir. Oyunun milyoner kurucusu oyun evreninin içine bir anahtar saklamıştır ve öldüğünde tüm servetini ve oyunun kontrolünü bu anahtarı bulana vaadetmektedir. Wade de bu macera dolu hazine avının peşine düşmüştür. Bir süre sonra her şey bir oyun olmaktan çıkıp acımasız bir rekabete dönüşür. Zira şirket hissedarları ve paragöz oyuncular hazineye herkesten önce ulaşabilmek için diğer yarışmacıları saf dışı bırakmak için her şeyi yapmaya hazırdır…

     

    7- Mile 22

    Mile 22, ekibi ile birlikte zorlu bir mücadeleye girişen James Silva’nın hikayesini anlatıyor. James Silva devlet tarafından yok sayılan bir adamdır. O ve başında olduğu ekip, CIA’in en değerli, en müdahale edilemez ve hakkında çok az kişinin bilgisi olduğu bir ekiptir. 6 şehre yayılan bir zararı önlemek için gizli bilgilere sahip olan bir kaynak ortaya çıktığında, iş Silva’nın ekibine düşer. Silva’nın görevi çok gizli taktik komuta ekibiyle birlikte, bilgilere sahip olan adamı güvenli bölgeye ulaştırmak ardından da gizlediği bilgileri öğrenmektir. Ancak bu bilgilere ulaşmak isteyen tek taraf onlar değildir. Bilgileri elde etmek isteyen kimliği belirsiz bir ekip, Silva’nın ekibi ile ölümcül bir mücadeleye başlar… 

    https://www.youtube.com/watch?v=jSEY-y5ZByw

     

    8- Isle Of Dogs / Köpek Adası

    Günün birinde Megasaki City’deki bütün köpeklerin şehirden uzaklaştırılmasına karar verilir. Bütün köpekler, evcil ya da değil, devasa çöp döküm alanına sürülür. Bu köpeklerin içinde 12 yaşındaki Atari Kobayashi’nin koruma köpeği Spots da vardır. Minyatür uçağına atlayan Atari, tek başına nehrin karşı tarafına geçer ve köpeğini aramaya koyulur. Orada, yeni arkadaş olmuş melez köpek sürüsünün de yardımıyla epik bir yolculuğa çıkar. Atari’nin köpeğini arayış yolculuğu, bölgenin kaderini ve geleceğini değiştirecektir…

     

    9- Rampage / Büyük Yıkım

    İnsanları kendinden uzak tutan bir Primatolog olan Davis Okoye, doğumundan beri bakımıyla ilgilendiği oldukça zeki bir goril ile arasında inanılmaz bir bağ kurar. Oldukça nazik olan maymun, uygulanan yanlış bir deney sonucu korkunç bir canavara dönüşür. Konu ile ilgili araştırma yapıldıkça, benzer şekilde dönüştürülmüş bir çok yırtıcı hayvan keşfedilir. Davis, küresel bir afetin oluşmasını engellemek, genetiği değiştirilmiş hayvanları kurtarmak için, gözden düşmüş bir genetik mühendisi ile birlikte harekete geçer.

     

    10- Death Wish / Öldürme Arzusu

    Başarılı bir travma cerrah olan Paul Kersey, hayatını ölüm döşeğindeki, vurulmuş, bıçaklanmış insanlarla uğraşarak geçirmektedir. Stresli işinden sıyrıldığında ise sevgi dolu bir aile babasıdır. Kızı ve eşiyle mutlu bir hayat süren adam için bu düzen bir trajedi ile değişiverir. Evine düzenlenen saldırı sonrası eşi ölmüş, kızı ise komada yaşam mücadelesi vermektedir. Hayatını tamamen değiştiren bu olaydan sonra Paul, mesleki yeteneğini de kullanarak adeta bir ölüm makinesine dönüşür. Paul ne pahasına olursa olsun intikamını almaya kararlıdır…

     

    Aralık ayı bitmeden 21 Aralık 2018 tarihinde Bumblebee, 28 Aralık 2018 tarihinde ise Aquaman’in gösterime gireceğini hatırlatıp listeye ek olarak sizlere sunmak istedim.

    Şimdiden İyi Seyirler…

    Aquaman

    Arthur Curry kendiyle ilgili büyük bir gerçeği keşfetmiştir. Kendisi okyanuslar altında inşa edilen Atlantis krallığının tahtının varisidir. Ancak Aquaman’in sinsi yarı-kardeşi Orm, Atlantis tahtını istemektedir. Arthur Curry, nam-ı diğer Aquaman, kendisine kalan mirasa sahip çıkmalı ve halkının başına geçmelidir. Yoksa kendi hayatının yanı sıra sevdiği kişiler de büyük bir tehlikeyle yüz yüze gelmek zorunda kalacaktır. Bu yolculukta Arthur kendiyle yüzleşmenin yanı sıra, bir kral olmaya layık olup olmadığını da keşfetmek zorundadır…

     

    Bumblebee

    1980’li yıllarda tek başına kalan Bumblebee henüz çok gençtir. Nereye gideceğini bilemeyen ve kimsesi olmayan sarı Autobot Bumblebee 1987 yılında sürekli kaçmakta ve saklanmaktadır. Bu süreçte güvenli liman olarak sakin bir Kaliforniya sahil kasabasına sığınmıştır. Charlie ise 18 yaşına basmak üzere olan bir genç kızdır. Bir gün Bumblebee’yi harap halde keşfeder. Çalışma ihtimali olan bir külüstür gördüğünü zanneden genç kadın onu tamir etmek için kolları sıvar. Bumblebee’yi atölyesine götüren ve üzerinde çalışmaya başlayan Charlie, amacına ulaştığında ise bu arabanın sıradan bir “tosbağa” olmadığını keşfeder. Bumblebee ile arkadaşlık kuran Charlie, en yakın arkadaşına dönüşen autobotu peşindeki Decepticonlardan koruyabilmek için onunla birlikte bir maceraya atılacaktır.

  • Haplanmış Gözler

    Haplanmış Gözler

    I

    Biçimsiz vücutlu, böcek suratlı bir herif çakmak gazı çekiyor
    Bir diğeriyse kabarmış ve kum rengine dönmüş ölü vajina dudaklarından tadıyor
    Apışarası esrarından başka bir şeyim yok, böyle bir gece
    Zamanı İlayda’yı düşünerek deviriyorum
    Boynundan gıdıklanan ve taytı idrar kokan bir kadının dediğine göre
    O bir başka erkekle flörtleşiyor, böyle biri olduğuna inanıyor
    Oysa ben biliyorum beni düşündüğünü, açıkça söylüyor da zaten
    Kabuslardan uyanınca benim için burada olacağını
    Beni hep kandırıyor

    William Burroughs’un buruşmuş kıçı toprağa defnedildiğinde ben doğdum
    Az önceki orospu çocuğu çakmak gazını ölü vajinanın içine doğru itiyor
    Kadının kafası altmış santimlik bir çalışma masasının üstünde sekiyor
    Üç erkeğin toplamı bile bu kadar etmiyor
    Üzeri çoktan kabuk bağlamış iğne izleri yeniden kanamaya başlıyor
    Kimse neden olduğunu bilmiyor, ben yine boy aynasındaki döl izlerini düşünüyorum
    Tiksinerek soruyorum yanımdakine, kim götünden sikilmek ister ki diye

    Cadde üzerindeki sokak lambaları ıslak asfalttan sekip lağım farelerini kör ediyor
    İçlerinden biri çelimsiz bir kedinin ağzında sallanıyor
    Bütün bunlar giriş kat penceresinden arka bahçeye kusmama neden oluyor
    Hiçbiri Ginsberg’in anlattıklarından daha uçuk gelmiyor, nedense
    Neden İlayda’dan uzak durmam gerektiğini anlamaya çalışıyorum
    Birlikte olamayacak tipler olduğumuzu bilsem de treni kaçırmamıza üzülüyorum
    Yine de hiçbiri Ginsberg’in anlattıklarından daha uçuk gelmiyor, nedense
    Tiksinerek soruyorum yanımdakine, yardım gerekiyor mu diye

    Ölü vajina çılgın seks maceraları sıkıyor
    Söylediğine göre aynı anda beş kişiyle yaptığı da olmuş
    Çakmak gazı bitiyor, eleman ev arkadaşının çekmecesinden yeni bir tane çalıyor
    Bir gazete parçasıyla silmek istiyorum boy aynasını
    Ucuz tütün çarşafı yandığında ekşi bir koku yayılıyor odanın içine
    Lanegan’dan ya da Cave’den dinliyoruz, oldukça sıkılmışız
    Çaresizlik içinde birbirinin sikini okşayan elemanları saymazsak
    Felçli bir köpekten daha çok muhtacız ölüme

    II

    Sigarayı küllükteki yamulmuş zımba demirlerinin üzerine basıyorum
    Bir güvercinin boynunu kırmaya benziyor izmaritin bükülmesi
    Fanzin için kağıt ısmarlamak ya da sevdiğim kadını görmeye gitmek yerine
    Cebimdeki son kuruşu yatıştırıcılara veriyorum
    Mide bulandırıcı olmak bir seçim, yalnız kalmak gibi
    Üstelik olduğumdan daha aşağılık görünebilir miyim emin değilim
    Ancak bana kalırsa bir kadını önce duygusal ihtiyaçlar için kullanmalı
    -Kadınların yaptığı gibi- Deri kemer ve gıcırtılı yatak sonraki hamle
    Zaman, geceyi yanında uyuyarak geçirmesini teklif ettiğin için kızan
    Ve bunun karşılığında taşaklarına sağlam bir yumruk geçiren fahişedir
    Beklemenin diş gıcırtılı kederini anlamak için ölümle dans etmeye gerek yok
    Dakikalar saatleri, saatler günleri, günler haftaları… Ben ise İlayda’yı kovalayıp duruyorum
    Aynı orospu onun sikici yalnızlığında gayet iyi olduğunu söylüyor
    Benim ise çoktan kaybolduğumu
    Umurumda olmadığını söylüyorum, beklentilerimi hayvan sikicilerine teslim ettiğimi
    Tiksinerek soruyorum kadına, biraz borç para verir mi diye

    Puşt hüznü Bukowski’den tanıdım, o da Victor Valoff’tan
    Feminist – Lezbiyen – Devrimci kitabevlerinden biriymiş
    Zencilerden bıkıp yatak odasındaki dobermanla sikişen feministlerden söz ediyor
    Benim için hava hoştu, elbisesini yırtmadığı sürece
    Kılıksız herife doğru dönüp anında etki edecek bir şeyler sordum
    Muğla’daki bütün eczacıları tanıyordu piç kurusu
    Komplo düşünmekte ve stok yapmakta üzerine yoktu
    Küçüklüğünde kedi cesedi tekmeleyip sonrasında hayvan besleyen tiplerdendi
    “Bak, hayat böyle yapar” dedi – İlayda’yı düşünüp durmak istemiyordum artık
    En azından gece bitene dek – Daha fazla köşe kapmaca yok…

    Boy aynasına baktığımda Ginsberg’in kıllı kalbini görüyorum
    Arap ucubeleri burada sakladığını biliyorum, milyarlarca derinlikte
    Ve trans tanrının tükürüğünü bir zehir gibi kullandığını
    Ve Yahudi melankolisinde kuzu yahnisini
    Ve haşlanarak ölen sevgiliden geriye kalan tek şeyin sararmış bir korse olduğunu

    Küçümsenmiş trajedilerin sırtüstü uzandığı bir saatten
    Yoğurt çorbasını andıran eroine kadar birçok yol var
    Ancak kadın beklemekle ocak başında beklemenin bir farkı yok
    Gün gecenin kusmuğunda boğulur, kadın ise bahanelerinin inandırıcılığında
    Önemli değil… Iskalayıp durur bazıları…
    Ama özünde hissedilen şey, reaksiyon, panik, hepsi ama hepsi aynıdır

    Çakmak gazı bitti, eleman artık tırnaklarının kenarındaki eti kemiriyordu
    Ölü vajina hareketsiz yaşantısına geri döndü, çirkin ama bilgeydi
    İlayda hakkında konuşup duran çatlak karıysa çoktan sızmıştı
    Tanrım, ne iğrenç biriydi öyle
    Vıcık vıcık bir tribin içinde genişleyerek soğudu…

    III

    Kendinden başka her siki umursayan salak bir kadının yatak odasındayım
    Çıplak bacakların yanında, yatakta oturmuşum ve votka dolduruyorum
    Ayılmak kadar uzun sürmüyor tekrar uyuşmak, benim şiirimin özütü bu
    Zaten özünde hiç sikinde olmayan şeyler yüzünden yaşlanıyor köpekler
    Eh… Kadın, gündüz saatlerinde kendini asmayı denediğinden bahsediyor
    “İp koptu!” diyor, sonra da nedenlerine değinmek zorunda hissederek;
    “Düzeltmeye tenezzül etmediğimiz yanlış anlaşılmalar ağzımıza sıçıyor!”
    Aklıma İlayda geliyor, aklıma geliyor ama artık o da midemi bulandırıyor
    Hiç olmadığım kadar üzgün hissetmeme neden oluyor tüm bunlar
    Votka dolduruyorum, masanın üzerindeki bilgisayarda Whitney Houston çalıyor
    Kadın pes edercesine kollarını iki yana doğru bırakıyor ve devriliyor
    Ağzından düşürmediği bütün İstanbullu çocukların tutuklandığını biliyorum
    Ve Turkuaz Kitabevi’nin üstündeki dişçide çalışan devrimci elemana kaydığını
    Ve daha iyisini bulana kadar bakınmaya devam ettiğini
    Eh… Kadın benden ona sarılmamı istiyor, votka doldurduğumu söylüyorum
    O kancık karıya değil, bir başka kancık karıya sarılmak istiyorum

    Kutsal değil seks, para ve aşk -hayır Allen, hiç de değil
    Boş mezarlara yansıyor bu kadının terli alnı, yarın tekrar deneyeceğini söylüyor
    Denesin, diyorum ki; “Ölmek de bir seçenek, daha önce var olmuşsak eğer”
    Çünkü biliyorum ki Hitler yaptığından beri kimsenin sikinde değil intihar etmek
    Okullar, fabrikalar, caddeler ve gökyüzü bunun için var zaten
    Otuzbirci keşişlerin kadife döl keseleri daha samimi umursamadığını söyleyen bir kadından
    Beş liralık bir saat pili gibi çocuk yapma hayalleri, bir süre idare etse yeter
    Ya da Bakırköy’de rastladığım bir araba hırsızının söylediği üzere deliliğe vurmak;
    Varoluş son nefeste göt zoruyla çevirebildiğin telefon çağrısının meşgule düşmesi gibiyse…
    Gerçek değil onlar, o eleman gerçek değil kızım – göreceksin, yok olduğumda; gerçek değil

    Telefonum çalıyor, bir arkadaşım narkotiklerin düzenlediği film yarışmasından
    Ve o yarışma için bir senaryo yazmamı istediklerinden bahsediyor
    Kadının gözleri kıç deliği evreninden bir ışık süzmesiymişçesine parıldıyor
    Yapraksız ağaçların birbirine sürtüştüğünde çıkardıkları o sesi soruyorum telefonda
    Sonra çoğunlukla bir şair olmak istediğimi ve bu yüzden çenemi kapattığımı söylüyorum
    Kadının gözleri kıç deliği evreninden bir nova patlamasını andırıyor
    İki yıllık kuşkunun ve tedirginliğin ıslanmış bir vajinada belirmesi delirtiyor onu
    O kancık karının değil, bir başka kancık karının delirmesini istiyorum
    Telefonu kapatıp votkaları tazeliyorum, antik çağ iskeletlerinden beter kokuyor bu bok
    Yine de düş içindeki iç çekişlerimi bastırıyor ve tanıdık, ısrarcı aşkımı dizginliyor
    Karanlığın içinden bir ruh beni sonsuza dek sikmek için geliyor
    Ve beraberinde götürmek için şu yarım aklımı – Katlanamıyorum!

    IV

    Toparlak yüzü solgun ve pürüzlü bir eleman Deep Purple çalıyor, ev kirasından laflıyoruz
    Bir diğeri yere devrilen tütünü avuçlarken halının üzerindeki kadın saçlarını da yakalıyor
    Her asıldığında çarşafın arasındaki insan kılı çatırdayarak yanıyor, kimse farkında değil
    “Bu cadde piçinin bağımlı olduğunu anlamıştım!” diyor maskot, kireç taşından bir siki okşuyorum
    İktidarsız bir başkent gibi duman tükürerek yıkılıyorum, kırmızı sıvı sağda solda, her yerde
    Biri Süreya’dan bahsediyor, öteki kodeine ulaşmanın derdinde
    Çaktırmadan telefona bakıyorum, belki İlayda yazmıştır – ama yok
    Ağzımdan baklayı çıkarıp ergenlik yıllarımda faşist düşüncelerde olduğumu söylüyorum
    Neyin değiştiğini soruyor biri, bir diğeri saçma sapan tutuklamalardan söz ediyor
    Çaktırmadan telefona bakıyorum, belki İlayda’ya yazarım – ama yok
    Toparlak yüzü solgun ve pürüzlü eleman banknotların kenarlarını cüzdana değdirmeden çıkarıyor
    Bu titiz ama kararlı görünme biçimiydi, tıpkı patates püresi sipariş etmek gibi
    Bunu bir tek beceriksizce inşa edilmiş bir genelev odasında görebilirdiniz, gerçek anlamıyla
    Elektrik faturasının boş kısımlarına not edilmiş bir kağıt oyunu sonuçları ilişiyor gözüme
    Çaktırmadan telefona bakıyorum, İlayda’ya mesaj atıyorum
    Bir an önce siktir olup gitmek istiyorum buradan

    Apartman girişine doğru iniyorum, yoğun boya kokusu başımı döndürüyor
    Yapmacık bir öksürükle yarıyorum ikiye demir kapının önünde yiyişenleri
    Erkek olan sinirlenip topuğuma tokat sallıyor, diğeri bir hayvan gibi titriyor
    Dönüp onlara Allen Ginsberg’i tanıdığımı söylüyorum, bir şey ifade etmiyor, hiçbir şey…
    Sonra da ekliyorum atom bombasını götlerine soksunlar diye

    Eh…
    Katlanamıyorum sana, saçmalıksın büsbütün – belki de suratıma tükürüp gitmelisin
    Ne benimle olmak istiyorsun ne de bensiz, Tanrı mümkün değilse mümkündür her şey
    Beni sevdiğini söyle ya da yüzüme yayılacak bir ağlama dürtüsü bırak
    Razıyım – Katlanamıyorum buna!
    Yanına biri oturduğunda katlanamıyorum, biriyle flörtleştiğinde
    Neden göt gibi davrandığını anlamaya çalışmak spritüel bir guru yapacak beni
    Akıl oyunlarına katlanamıyorum, ne istediğini bilmeyen konuşmalarına
    Umursamadığını söylediğinde katlanamıyorum, çekilmez olduğumu söylediğinde
    Daha fazla beklemeye katlanamıyorum – belki de suratıma tükürüp gitmelisin
    Önsezilerinle oynuyorsun oyunu, sidik dolu hazneye düşen gümüş bir yüzük gibiyim
    Seni seviyorum – Seni seviyorum – Seni seviyorum – Seni Seviyorum – Ama yalnızım…

     

  • Mehometh ”Black Metal’in Tavizsiz Grubuyla Çok Özel Bir Röportaj”

    Mehometh ”Black Metal’in Tavizsiz Grubuyla Çok Özel Bir Röportaj”

    Selam Dostum Mehometh nasıl, ne zaman ve kimler tarafından kuruldu, bizlere biraz grubun hikayesinden bahseder misin?

    Merhaba dostum, Mehometh aslında yaklaşık 13 yıllık bir birikim olarak doğdu, resmi kuruluşu ise 2016 yılında gerçekleşti, ilk kadroda Emre Albayrak, Tolgacan Aslan, Samet Yıldız ile birlikteydik. Bir süre sonra grup kadrosu dağıldı, tutunamadık ve iletişim problemleri yaşadık. Her grupta olabilecek şeyler ve çoğu grubun da tamamen silinip gitmesine sebep olsa da ben direndim ve grubu yeniden revize edene dek bağımsız bir şekilde YouTube üzerinde single yayınladım, başarısız iki klip denemesi yaptım, bir sene içinde Ankara, Sakarya ve Marmaris arasında iş için turladım ve İstanbul’a döndüm, İstanbul’a dönünce de yayınlanmış olan klipleri yayından kaldırdık ve grubumuzun yeni gitaristiyle birlikte imkanlar dahilinde yeni bir klip çektik, aynı ay içerisinde de albümü yayınladık.

    Sonrasında grup 3 kişi olacak şekilde yeniden kadro oluşturduk, sahne çalışmaları için stüdyoya girdik ve lansman konserini Caravan’da gerçekleştirdik. Şu anda grup üye sayımız 4’e yükseldi ben de artık bas gitar yerine gitar vokale geçme şansına sahip oldum. Herşey yavaş yavaş rayına oturuyor.

    İlk Albümünüz ‘’To The Apostles‘’ dünyanın birçok yerinde ilgiyle karşılandı ve kısa denilebilecek sürede yepyeni bir ep ‘’Circle & Snakes‘’ isimli bir ep yayınladı, genel olarak aldığın yorum ve eleştiriler ne yönde?

    Albüm 25 saat müzik etiketiyle piyasaya çıktı, ağırlıklı olarak Spotify üzerinde dinlendi, toplam dinlenme süresi 4325 dakika olarak rapor edildi, planın fazlasıyla gerisinde olduğumu düşündüğüm için de grubun diğer üyeleri ile fikir alış verişinde bulunarak yeni albümün Aralık ortası yada Ocak başlarında piyasaya çıkması konusunda mutabık kaldık. İlk albümü yerin dibine sokan da oldu, göklere çıkaran da, yurt dışından aldığımız en iyi tepki ise Ethan Fixell’ın albümümüzü beğendiğine dair mesajı oldu. İlk albümümüz kesinlikle mükemmel bir albüm değil, ama ileride olacağımız grubun alt yapısına kesinlikle yön veren dinamiklere sahip. İkinci albümden iki single çalışmanın olduğu Circle&Snakes ise ilk albümden oldukça farklı çizgiler taşıyan bir çalışma oldu. Henüz kötü bir yorum almadık. Gelecek kötü yorumları heyecanla bekliyoruz, hahahahahahahaha 😀

    Evet Mehometh bir black metal grubu, müzik kadar müziğin felsefesi de bizim için bir o kadar önemli, benim şahsi görüşümü sorgulayacak olursan sevgili dostum, metal müziğin genelinde (glam metal hariç) sanatın en koyu tonlarını bulmak mümkün. Kimi gruplar savaşlara karşı bir isyan çığlığı olurken, kimi gruplar karanlıktan beslenir, kimisi korkuları işler, kimileri şeytani güçlere sahiptir, kimisi politiktir, kimisi estetik ve mükemmelik peşindedir. Kısacası metal müzik asildir ve Mehometh olarak biz bunların hepsinden bir parça taşıyoruz, insanlığın evrimi hakkında kaygılarımız var, önümüzdeki 1000 yılın artık aydınlanma ve evrimde yeni bir noktaya gelindiği bir bin yıl olmasını diliyoruz. Bunun tohumlarını ise genç kuşaklara aktarmak için en uygun yol onları sanat ve bilime teşvik etmektir.

    Mehometh bir Black Metal grubu ve doğal olaraktan bu tür bir müzikten öte bir duruş, Mehometh’te buda açık ara gayet ortada, genel olarak Black Metal’in felsefesi hakkında neler düşünüyorsunuz?

    Evet Mehometh bir black metal grubu, müzik kadar müziğin felsefesi de bizim için bir o kadar önemli, benim şahsi görüşümü sorgulayacak olursan sevgili dostum, metal müziğin genelinde (glam metal hariç) sanatın en koyu tonlarını bulmak mümkün. Kimi gruplar savaşlara karşı bir isyan çığlığı olurken, kimi gruplar karanlıktan beslenir, kimisi korkuları işler, kimileri şeytani güçlere sahiptir, kimisi politiktir, kimisi estetik ve mükemmelik peşindedir. Kısacası metal müzik asildir ve Mehometh olarak biz bunların hepsinden bir parça taşıyoruz, insanlığın evrimi hakkında kaygılarımız var, önümüzdeki 1000 yılın artık aydınlanma ve evrimde yeni bir noktaya gelindiği bir bin yıl olmasını diliyoruz. Bunun tohumlarını ise genç kuşaklara aktarmak için en uygun yol onları sanat ve bilime teşvik etmektir.

    Lirikler de genel olarak nelerden bahsediyorsun ve neleri baz alıyorsunuz?

    Grubun şarkı sözlerini ben yazıyorum çoğunlukla, Ben müslüman değilim ve orta doğu dinleriyle uzaktan yakından ilişkim yok, din her zaman insanların özgürlüklerine saygısız ve incitici bir tavır sergiler. Ben buna karşıyım, dindar insanlara karşı herhangi bir düşmanlığım yok, benim derdim insanların içini boşaltıp kupkuru bir şekilde hayatın ortasına atan zihinler ve zihniyetlerle. Kendimizi bunlardan arındırana dek maalesef evrimde bir sonraki aşamaya gelemeyecek ve asla ilerleyemeyeceğiz. İnanç konusunda kendimi dışarı açmayı düşünmüyorum, klipte ve şarkılarda kullandığım şeytan/lucifer imgeleri birer sembol. Ama neyin sembolü? Prometheus’tan Che’ye dek isyanın ve direnişin sembolü olarak kabul edebilirsiniz, direniş özgürlük getirir. Gezi parkı olayları sırasında koluma saplanan çam parçalarından kalma yara izlerim, benim direnişimin ve sistemi yargılayan, “HAYIR!” diyebilen özgür insanın alnında yer eden “ASİ” damgamdır. Gözlerim çok büyük felaketler gördü. Gezi parkından 15 temmuz tiyatrosuna dek gördüğüm tüm cesetler beni bu noktaya getirdi. Tahrip edilen doğa, ne uğruna öldüğünü bilmeyen şehitler, kola bacağı kesilip işkence edilen sokak hayvanları, çocuklara yapılan cinsel istismarlar ve tüm bunların normal sayılması benim içimdeki şeytanı kışkırttı. Bu kadar basit. Bu yaşananları normal karşılayacak değilim.

    Konserlerde tam gaz devam ediyor, genel olarak nasıl geçiyor ve sizi yakın zamanda nerelerde izleyeceğiz?

    Aslında konserler şu anda durmuş durumda, sebebi ise yılbaşı öncesi insanların clublarda porno kültürünün dibinde bir yıl başı gecesi yaşamak için konser salonlarını terk etmesi diyebilirim. Ne yazık ki çok sağlam metalci dediğimiz bir çok insan da yılbaşı gecesi bu holograma kendini teslim etmek istiyor. Kimsenin bilgelik ve doğruluk içeren herhangi bir şarkıyı gidip de yerinde dinlemek gibi bir derdi yok. Şu anda en yakın konser tarihimiz 2 Şubat cumartesi, mükemmel bir gece olmasını umuyoruz. Dark promotion festival kapsamında sahnede sevdiğimiz dostlarla birlikte olacağız. Heyecanlıyız ve bu bizim yeni bas gitaristimizle de ilk konserimiz olacak.

    Türkiye’de Extreme Metal çok iyi gruplar çıkarıyor, özellikle Black Metal tarafında gruplar dehşet işlere imza attı, sen genel olarak nasıl buluyorsun Black Metal gruplarımızı?

    Çok fazla takip ettiğim söylenemez, ama ortaya çıkan işlerin de sağlam olduğu doğru, en ilgimi çeken gruplar ve one man band oluşumlar ise başlıca Black Omen, Behtaroth, Baalzephon ve Embrace the Rational.

    Mehometh olarak en çok hangi isimlerden etkilendiniz?

    Bu en can alıcı sorulardan oldu 😀
    Behemoth, Belphegor, Bathory, Dark Funeral, Marduk, Burzum, Darkthrone, Beyond Creation, Gojira, Deicide, Abbath, İmmortal gibi isimler ağırlıklı olarak pek çok isimden etkilendik.

    Türkiye’deki Metal piyasasını genel olarak nasıl buluyorsunuz ve yerli gruplardan hangi isimleri beğeniyor ve destekliyorsunuz?

    Ah be dostum ne sen sor ne ben söyleyeyim…
    Herkes tekelleşme derdinde, ismini vermeyeceğim bir grup ile konuşmamız sırasında bize festival kapsamında boş mekana çalmayı teklif ettiler, kendileri de headliner olacakmış. Teklifi götüren biziz, açılış grubu da biziz, grupları kendileri seçeceklermiş, bilet satışını da kendileri yapacaklarmış artık kim olacaksa biletlerin başında. İki ucu b.klu değnek, elimi ayağımı çektim hemen ismi lazım değil arkadaşlardan. Utanmasalar bize sahneye çıkmama emri vereceklerdi 😀 son anda sahneye çıkmayı kurtardık arkadaşlarla konuyu kapatıp 🤣

    Mehometh olarak bundan sonraki planlarınız arasında neler var ve hedefleriniz neler?

    Bundan sonraki gerçekleşecek olan gelişmeler şu şekilde; Aralık ortası yada Ocak başlarında piyasaya yeni albüm ve klip piyasaya çıkacak. Dark Promotion Festival ile güzel konserler yapacağız, birkaç senede kendimizi ve festivali daha da geliştirmek istiyoruz. Birkaç sene içerisinde ilk hedeflerim arasında Behemoth’la aynı sahneyi paylaşmak istiyorum, bunu tüm samimiyetle itiraf ediyorum 😄

    Birde Dark Promotion Fest var içinde bulunduğunuz, bu proje nasıl oluştu ve kimler ile çalışıyorsunuz, bizlere bu projeden bahseder misiniz?

    Dark Promotion Festival kısa ismi ile darkprofest kısa koduyla DPF, benim tekelleşmeye başlayan amcalara karşı bir isyanım olarak değerlendirilebilir. İsmini vermeyeceğim ve sevgi saygımı eksik etmediğim bir iki abinin ısrarla yaptığım işleri görmezden gelmeleri üzerine çıldırdım diyebiliriz. En sonunda kendi şansını yaratmak isteyen tek ben değilimdir diye düşündüm, birkaç grupla da irtibata geçtim. False in Truth, Demifrag, Eksi6, Sis, Yaşru ile iletişim halindeyiz. Eski dostlarım yönetmen Ezgi Köksal ve değerli müzisyen dostum Soner Kaplan çifti de organizatör olarak projede destekçim oldu. Birkaç aç köpeği dayak yemişten beter edecek işler yapmayı umuyoruz.

    Çerezzine olarak sorularımızı cevapladığınız için size çok teşekkür eder, başarılarınızın devamını dileriz. Son olarak bu satırları okuyan dostlara neler söylemek istersiniz?

    Ben de sabırla röportajı okuyan tüm dostlarımıza teşekkür ederim, herkese bu röportaj için söyleyeceğimiz son söz şu; doğayı ve hayvanları sevin, çocuklara merhametli olun, kendinize iyi davranın, hayallerinizi ertelemeyin, sanat ve bilimle ve Atatürk’le kalın…