Blog

  • Menekşeler…

    Menekşeler…

    Bugün ay ışığı bir başka aydınlatıyor yollarımı,
    Ben ise bir başka yaşıyorum özlemini…
    Ne bir göz yaşına sebep oluyor gibisin,
    Ne de bir haykırışın baş harfi oluyor

    Sensizlik tüm çiçeklerimi solduruyor,
    Tüm ışıkları sönüyor odaların, bir ay ışığı
    Evet evet bir ay ışığı aydınlatıyor resmini,
    Ela gözlerin, özlemini hatırlatıyor kalbime

    Sevginin farkına varıyor, seni arıyor bedenim,
    Yaşamak için sana muhtaç kalıyor
    İşte bu kadar sade gidişin, içim yanıyor,
    Ama ağlamıyor gözlerim, sadece donuk bakıyor

    Dönüşüne adıyorum tüm düşüncelerimi,
    Yaşama inat tüm kuşlara ölmeyi öğretiyorum
    Çiçekler tekrar açacak dönüşünle,
    Menekşeler gülecek, ışıklar ışıl ışıl olurken

    Birden sen gireceksin içeri, tüm güzelliğinle,
    Ela gözlerin beni arayacak odalarda
    Bulacak mı gözlerin beni, bulacak bulacak,
    Menekşeleri güldürürken, ışıklarla dans ederken bulacak

    Okan Ünlübursa
    23.08.2001 / Çorlu

  • İşte Gidiyorum…

    İşte gidiyorum;
    Ne o ağlıyor musun?
    Hayır, sakın ağlama, dönülmez yola gitmiyorum
    Beklersen görürsün döndüğüm günü,
    Yok beklemezsen, canın sağolsun

    Karalar bağlayıp düşünme beni,
    Ben senden gider, yine sana dönerim
    Aklım tutsak kalır bedenimde,
    Unutma beni, unutma ettiğimiz yemini,
    Yok unutursan canın sağolsun

    İşte gidiyorum,
    Seni sana emanet ediyorum
    Kalbimi avuçlarına, sevgini beynine bırakıyorum
    Bir gün elbet dönerim geri
    Yok dönmezsem geri, vatan sağolsun

    Okan Ünlübursa
    07.07.2011 / Çorlu

  • Dr. Skull ”Türk Heavy Metalinin Efsaneleri”

    Dr. Skull ”Türk Heavy Metalinin Efsaneleri”

    Ülkemizin Türk Rock Tarihi , bu tarz dahilinde birçok efsane isim ve gruba sahiptir. Bu isimlerin içinde bazıları vardır ki, gruplarının dağılmasının üstünden yıllar geçmiş olmasına rağmen  yaptıkları albümler ve şarkılar her güne ışık saçan ve her nesli etkileyen çalışmalar özelliğindedir. İşte o grupların en başında hiç şüphesiz Dr. Skull gelir. Kendilerini 25 yıl aradan sonra Dr.Razor ile birlikte Hammer Müzik tarafından yeniden basılacak olan çalışmalarının lansman konseri dahilinde 24 Ocak Perşembe gecesi Hammer Müzik, Laneth ve Vera organizasyon’un katkılarıyla büyük bir heyecan ve gözyaşı ile izleyeceğiz. Bu konsere gitmek için o kadar çok sebebimiz var ki, Heavy Metal Tarihimizin babalarını canlı canlı izleyip resmen tarihe bir kez daha tanıklık edeceğiz, ama öncelikle bu efsane grubu tanımayanlar için ve bu konseri kaçırırsanız ne kadar pişman olacağınızı bilmeniz açısından bu yazıyı kaleme almaya karar verdim. Dr. Skull ‘u tanımaya ve efsane yıllara geri dönmeye hazır mısınız? Haydi o zaman başlayalım.

    DR.SKULL ve EFSANE TARİHİ

    Ankara Fen Lisesi’nde okuyan dört sıkı arkadaş Murat Baştepe (Gitar/Vokal), Murat Ersöz (Gitar/Vokal), Mustafa Erman (Bass),ve Alper Yarangümeli (Davul/Vokal) daha sonra Ankara Hacettepe Tıp Fakültesini kazanır ve böylece içlerinde sıkı müzik yapma isteği doğrultusunda , zaten geçmişlerinde fazlasıyla olan bu kavramı hareketi geçirerek 1983 yılında Dr. Skull’ı kurarlar. Ülkemizin İlk Heavy Metal gruplarından olan Dr. Skull özveri ve azimle çalışarak iki yıl sonra 1985 yılında Milliyet Müzik Yarışması’nda ilk konserlerini verir. Bu başarılı konserin hemen ardından kendi besteleri üzerinde çalışan grup Ada Müzik ile anlaşarak 1990 yılında ilk albümleri olan Wory Zover’ı yayınlar. Albüm Hard Rock temelli oldukça sağlam bir Heavy Metal albümüdür ve içinde bulunan 9 şarkı ile Rockseverleri adeta büyülerler .Bu albümde grubun bugün klasikleri arasında yer alan ‘’ Lonely Nights’’,‘’ On The Road’’ ve ‘’War Is Over’’ isimli çalışmalarıda mevcuttur. İlk albümleri ile sağladıkları başarının ardından grup , ikinci albümleri için Stüdyo Ankara’ya kapanır ve ortaya çıkan sonuç muazzam bir baş yapıt olan ‘’ Rools 4 Fools’tur, Albüm 1992 yılında Ada Müzik’ten yayınlanır. ilk albüme göre çok daha sert ve saf Bir Heavy Metal baş yapıtıdır bu çalışma. Yine ilk albümlerinde olduğu gibi bu baş yapıtlarında da 9 şarkıya yer veren grup. Metal On Metal, Rules For The Fools, Samantha, The Battle gibi her biri efsane olan çalışmalarına bu baş yapııtta yer verir. Rools 4 Fools Binbir zorlukla kaydedilmiş olmasına rağmen, grup içinde çok özel bir çalışmadır ve istedikleri sounda bu albümlerinde ulaşmışlardır. Bu iki başarılı albüm grubun ileriki yıllarda efsane olarak anılmasını sağlayan eşsiz baş yapıtlardır ve grup çok sevilmektedir. Herşey oldukça güzel seyrederken , Rools 4 Fools albümü sonrası grubun eşsiz sesi Murat Baştepe eğitimini Amerika’da tamamlamak üzere gruptan ayrılır .Murat Baştepe gruptan gidince grubun bir takım değişikliklere gitmesi de kaçınılmaz olmuştur. Öncelikle yeni bir solist aldılar. Serdar Tuksal isimli genç ve yetenekli bir solist ile yollarına devam eden grup , Murat Baştepe’nin gruptan ayrılışı ile tek gitar olarak devam etme kararı aldı ve yeni solisti ile birlikte ilk, kariyerlerinin ise üçüncü albümlerini hazırlamaya koyuldular. Dr. Skull’da artık birçok şey değişmişti .Buna firmaları’da dahildi. Kent müzik ile anlaşan grup yine bir ilk olacak olan tamamı Türkçe şarkılardan oluşan albümleri “Hershey Yolunda’’ yı 1994 yılında piyasaya çıkardı. Birçok değişikliğin yaşandığı bu yeni Dr. Skull albümünde sound olarakta çok farklı bir yöne gitmişlerdi. Hard Rock ve Heavy Metal tınıları Punk alt yapısı üzerine üzerine kurulmuş , içinde saksafon ve keman gibi farklı enstrümanlara’da yer verilmişti. Ayrıca bu albümde ilk kez 12 şarkya yer vermişlerdi ve hepsi Türkçeydi. Evet ilk iki albüme göre herşey çok farklıydı ama bu albümde çok sevilmişti ve mutlaka Dr. Skull’ın o keskin Heavy Metal soundunu benimseyen ve bu albümü sevmeyenlerde vardır ama ne olursa olsun grup bu albümünde de Gökova başta olmak üzere Hersey Yolunda, Başlama Yine,Elim Cebimde ve Güneşin Sesi gibi çok değerli çalışmalara imza attı. Bu albümün ardından ise maalesef dağılma kararı aldılar. Ve kendilerini esas meslekleri olan Doktorluğa adadılar ve mesleklerinde çok önemli konumlara geldiler.

     

    Evet Dr Skull Ülkemizin gelmiş geçmiş en özel ve önemli Heavy Metal gruplarından biridir ve çıkardığı üç albüm ile bugün kült olarak andığımız eşi benzeri olmayan efsane topluluğumuzdur. Eğer olurda Dr Skull üyeleri bu yazıyı okursa bir müzisyen olarak çok etkilendiğim ustalarıma buradan sonsuz saygı ve selamlarımı yolluyor, bana ve Türk Rock Tarihimize kattıkları herşey adına sonsuz teşekkür ediyor ve kendilerine sonsuz saygılarımı iletiyorum. ..

    DR.SKULL Üyeleri

    Prof. Dr. Murat Baştepe , (Gitar/Vokal), (Harward Üniversitesinde Prof. Doktor)
    Prof. Dr. Murat Ersöz, (Gitar/Vokal), (Ankara Sağlık Bilimleri Üniversitesi Ankara Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde eğitim sorumlusu)
    Prof. Dr. Mustafa Erman(Bass Gitar), (Hacettepe Üniversitesi Kanser Enstitüsü’nde çalışıyor)
    Doç. Dr. Alper Yarangümeli (Davul),(Ankara Numune Eğitim ve Araştırma Hastanesi Göz Hastalıkları Kliniğinde çalışıyor.)

     

    Grubun Maskotu ‘’VEHBİ’’
    Grup kadar ünlü maskotları Vehbi ismini Dönemin Milli Eğitim Bakanı olan Vehbi Dinçerler’e tepki olarak grup tarafından adını almıştır. Kendisi grubun albüm kapaklarında, fotoğraf çekimlerinde ve konserlerde davulun üstünde bulunmaktadır.

    JASMOR’un Favori Dr.SKULL 10’lusu
    Metal On Metal
    Rules For The Fools
    War Is Over
    Yaşamak İstiyorum
    On The Road
    Samantha
    The Battle
    Rolling Over
    Rain
    Way Home

    EFSANE 25 YIL SONRA YENİDEN SAHNEDE

     

    Hammer Müzik, Laneth ve Vera organizasyonun ‘un muhteşem organizasyonuyla 24 Ocak 2019 Perşembe gecesi Beşiktaş IF Performance’ta Bir Tarihe tanıklık edeceğiz ve Efsane grubu, Dr.Skull albümleri lansman konseri gecesi dahilinde çok sevdiğimiz Dr. Razor grubuyla birlikte canlı canlı izleyeceğiz. Grubun efsane elemanları Baştepe, Ersöz, Alper, Mustafa ve Serdar Yer yer solo performanslarıyla yer yerde Razor ile birlikte bu eşsiz gecede klasiklerini seslendirecekler. Ayrıca Hammer Müzik tarafından sınırlı sayıda basılacak olan CD ve plaklarını’da konser sonrası siz sevenlerine imzalayacaklar, belki bir daha gerçekleşmeyecek olan bu geceyi sakın ama sakın kaçırmayın.. Bu Rüyayı gerçekleştiren ve bu muhteşem organizasyonda emeği olan herkese birkez daha sonsuz teşekkür ediyoruz. Biz mi? elbette orada olacağız..

  • ÇOCUK

    ÇOCUK

     

    Hiç çıkmamam gereken bir yola çıkmış gibi hissediyorum. Ayaklarım ağır ve uyuşmuş… Bilmem ki belki de bana ait değiller. Sahi bize ait ne var bu hayatta? Evimiz mi? Yoksa sevgi dolu kedimiz mi? Nereye gidiyorum? Gecenin soğuğunu her tanesine kadar çekmiş kumsala mı? Hani şu oturduğumda içinde balıkların bile üşüdüğü denizi izleyebileceğim kumsal… Ah ayaklarım iyice ağırlaştı. Duruyorum birkaç dakikalığına. Dikkatle bakıyorum da sanki kar taneleri gökyüzünden değil de sokak lambalarından düşüyor yer yüzüne. Sokak lambaları kar yağdırabilir mi sahiden? Buna inanacak kadar çocuk olmak isterdim sanırım. Çizgi-film ya da halı desenlerini izleyince babamın beni azarlamalarını unutacak kadar çocuk…

    İşte buldum! Ben savcı, anne ya da zengin olmak değil, çocuk olmak istiyorum. Çocuk nasıl olunur sahi? Hiç hatırlamıyorum. Harçlıklarımı kumbarada biriktirsem mesela ya da saklambaç oynasam çocuk olabilir miyim yeniden? Evet buldum sanki. Şuradaki arabanın arkasına saklansam çocuk olana kadar bulamazlar beni. Ama bunun bir püf noktası vardı. Hatırladım! Öyle arabanın herhangi bir yerine değil tam tekerleğinin arkasına saklanmak gerek. Yoksa daha çocuk olamadan ayaklarımı görüp bulurlar beni. Sırtımı tekerleğe yasladım çocuk olana kadar çıkmayacağım.

    Üşümeye başladım ama pes etmek yok. Bir süre sonra “Elma dersem çık armut dersem çıkma.” diyen bir ses işitiyorum. Hayır, henüz buna inanacak kadar çocuk olmadım. Üst üste “Elma” diyen sesin üzerine, nefes bile almadan saklanmaya devam ediyorum. Zaman geçtikçe neler neler diyorlar. “Çamlak çömlek patladı, sobe…” Hiçbirine inanmıyorum . Ah bir inansam. Olsun inana kadar beklerim ben de. Hem üşümüyorum da artık ama uykum geliyor. Sahi neden yalnızca ayaklarımda hissettiğim ağırlık bütün bedenime yayıldı. Anladım! Çocuk oluyorum işte yavaş yavaş.

    Bacaklarımın üzerini kar taneleri kaplamış. Sanki saklanmama yardımcı oluyorlar. Aslında saklanmayı bırakıp kollarımı ve bacaklarımı kıpırdatarak kelebek çizebilirim bembeyaz ışıldayan karın üzerine. Belki o zaman çocuk olabilirim. Ah, olmuyor. Yapamıyorum. Göz kapaklarım da ağırlaşıyor yoksa bir çocuk gibi mışıl mışıl uykuya mı dalıyorum ?

    Yaren Sıla Akdemir

  • Iron Maiden’la Geçen Yıllar

    Iron Maiden’la Geçen Yıllar

    Merhaba Dostlar,

    Çerezzine’da Iron Maiden’ı yazmak istedim. Bunun aslında birçok nedeni var. İlki hiç şüphesiz ben bugüne kadar ne yaptıysam bu grup sayesinde yaptım ve  bu grubun çok büyük hayranı oldum. Yaptığım müziğe, Heavy Metal müziğini seçmeme, yaşam tarzıma, kötü bir günü yaşarken umut etmeye ve elbette bitmek bilmeyen  umutsuzluğum… hepsinde bir Maiden izi görebilirsiniz, örneğin ben  18’li yaşlarda yoğunca içki içerken de buna baş sebep Maiden’dı daha sonra bırakmama da sebep bu grup oldu. Bugün burada aslında Iron Maiden’ın hayatımdaki yerini sizlere anlatmaya çalışacağım. Evet herkesin bildiği üzere ben ve birçok kişinin hayatının adadığı Heavy Metal isimli bu türün en tavizsiz ve etkili gruplarının en başında gelir Iron Maiden, yer yer bu türle anılan ve yine çok büyük olan diğer gruplar, müzikal kariyerlerinde farklı tarzlara geçiş yapmıştır, fakat Iron Maiden hiçbir zaman Heavy Metal bayrağını bırakmamış aksine inanarak ve taviz vermeyerek her daim taşımıştır. Benim bu efsane ile tanışmam 90’lı yıllara dayanmakta, küçücük bir çocukken kapağından etkilendiğim Fear Of The Dark’ı seçmem daha sonra heyecanla Walkman’a takmam ile mest oluşum ve daha adını dahil bilmediğim eşsiz ve sert müzikleri beni benden almış, bulunduğum ortamdan çok daha farklı yere götürmüştü.  Be Quick Or Be Dead, Fear is The Key, Wasting Love ve elbette Fear of The Dark bu albümde en etkilendiklerim olmuştu. Daha o yıllarda henüz adını bilmediğim solistleri Bruce benim kahramanım olmuştu. O yıllarda Yabancı kasetler yerli albümlere göre daha pahalıydı. O yüzden bende para biriktirip bir başka albümlerini de almaya karar vermiştim. Aldığım diğer albümleri The X Factor’dü fakat ben nedense bu albümü hiç sevmemiştim, çünkü bariz  şekilde solist farklıydı bunu hissetmiştim. ( Yıllar sonrada bu albümü çok sevdim o ayrı) O zamanlar Şebek diye bir dergi vardı, onu almış ve grubun hikayesini kısaca okumuş ve hayran olduğum adamın Bruce olduğunu anlamıştım. Bir Best Of albümü olan Best Of The Beast’i almıştım, o zamanlar Lüleburgaz’da yaşıyordum. Yıl  1998’di.  Albümü sevmek bir yana tapmıştım.  Daha sonra aynı yıl grubun Türkiye’ye geleceğini duymuştum fakat maalesef gidememiştim ve konserin görüntülerini haberlerde görünce de sabaha kadar hüngür hüngür ağlamıştım. Daha sonra para biriktirip grubun üç albümünü daha almıştım. Sırasıyla onlar da bu albümlerdi. The Number Of The Beast, No Prayer For The Dying ve Powerslave her üçü de beni benden almıştı. Bütün gün bu albümleri açıp son ses evde  air guitar yapıp headbang yapıyordum.  Evet böylece grubun ciddi ciddi fanı olma yolunda ilerliyor ve kasetlerini toplamaya başlıyordum. Zamanla bütün albümlerini edindim grubun tabi orası ayrı,  2000 yılında tüm Maiden fanları için dönüm noktası diyebileceğimiz bir şey oldu. Benim hayran olduğum ses Bruce Dickinson ve yine grubun çok özel gitaristi Adrian Smith gruba geri döndü. İnanamıyordum, çıldırıyordum ya, işte hayallerdeki Maiden yeniden geri dönmüştü . Efsane kadro aynı yıl Brave New World isimli baş yapıtını yayınlamış ve beni benden almıştı her Maiden fanına yaptığı gibi.  Evet Iron Maiden benim için vazgeçilmez bir rüya, yaşamın ta kendisi, en büyük güç, en büyük sevdaydı artık. Belki de her şeyden kaçan, insanlardan çekinen, korkak bir çocuğun cesareti, hayata karşı tavrıydı. Onlara Baba dememin en baş sebeplerinden biri, çocukluğumun en zor dönemlerinden, bugün hala büyümeyen bana babalık yapmalarıdır, elbette bunda eşsiz müziklerinin payı çok yüksektir. Şunu net söylemem gerekir. Onlar olmasa ben bugün olmayabilirdim bu çok net…!

    EDDIE…

    Iron Maiden’ın simgesi, sahnedeki yaratığı, onlarla tanışmamı sağlayan Eddie‘den bahsetmeden olmazdı. Eddie benim Iron Maiden ile tanışmamı sağlayan en önemli faktördü, çünkü çocuktum ve kapakta hali ilgimi çekmişti. Bugün dahil her Maiden albümünün içindeki her eşsiz eser kadar, kapaklarına da büyük hayranlık duymuşumdur. Şimdilerde en büyük isteğim onun bir dövmesini yaptırmak. Bu çılgın karakterin bir de figürüne sahip olmak en büyük hayalim elbette…

    CANLI İZLEDİMMM EVETTT…

    Iron Maiden 1998 yılında Blaze Bayley ile Türkiye’ye geldiğinde maalesef gidememiş, o gece sabaha kadar gözyaşı dökmüştüm. En büyük hayalim beni büyüten ve bana gerek hayat, gerekse müzik konusunda çok şey katan babaları ve elbette EDDİE’yi canlı kanlı görebilmek, o eşsiz şarkılarına bağıra çağıra eşlik edebilmekti. Hayalimdeki kadroları ile 2011 yılında geldiklerinde yine gidememiş, yine karanlık bir odada son ses The Final Frontier albümlerini açıp resmen karalara bağlamıştım. Fakat hiç umudumu kesmemiştim. Bir gün efsaneye kavuşacaktım. Bu hayal 2013 yılında hem de efsane turneleri Maiden England ile ülkemize geldiklerinde gerçekleşti. Babaları ve Eddie’yi ağlayarak  ve hayal ettiğim şekilde izledim ama inanın doyamadım. Şimdi yine hayal ediyorum… Ve bir gün yine izleyeceğim…

    HANGİ ALBÜMLER FAVORİM?

    Bu soruya içtenlikle her albümü çok seviyorum desem  inanmayabilirsiniz ama inanın bu bir gerçek. en çok hangisi diye sorsanız hemen sıralıyorum sizi mi kıracağım;

    • Seventh Son Of A Seventh Son (1988)
    • Poweslave (1984)
    • The Number Of The Beast(1982)
    • Fear Of The Dark (1992)
    • Brave New World (2000)

    En sevdiğim şarkılarını sıralarsam, her albümlerinde taptıklarım var, diğerlerine oranla daha az sevdiklerim var ama en sevdiklerimden size bir liste yapayım yine;

    • Wasted Years
    • Afraid To Shoot Strangers
    • Children Of The Damned
    • Hallowed Be Thy Name
    • 2 Minutes To Midnight
    • Aces High
    • Poweslave
    • Mother Russia
    • Murders In The Rue Morgue
    • Remember Tomorrow
    • be quick or be dead
    • fear is the key
    • Dance Of Death
    • No More Lies
    • Blood Brothers
    • The Nomad
    • The Wicker Man
    • Moonchild
    • Sevent Son Of A Sevent Son
    • Only the Good Die Young
    • Still Life
    • To Tame A Land
    • Look For The Truth
    • The Edge Of Darkness
    • Sing Of The Cross
    • Starblind
    • The Coming Home
    • If Eternity Should Fail
    • Empire of the Clouds

    Evet aslında bu liste uzar gider, seçmekte zorlanıyorum, çünkü ben Iron Maiden’ın Die Hard hayranlarındanım ve benim için bu grup sadece bir Heavy Metal grubu değil, keşke anlatabilsem, keşke ifade edebilsem, işte o yüzden bu yazıyı okuyan Maiden severler beni çok iyi anlar. Maiden gerçekten anlatılmaz yaşanır..

    UP THE IRONS!

  • EKSİK

    EKSİK

    Her gidiş bir eksik kalıştır. Hem giden eksik kalır, hem de arda kalandan eksilir bir şeyler… Giden gittiğini sanır, bütün ruhuyla, ama aldanır elbette. Gitmekle gidilir mi kocaman bir soru işaretidir aslında, bir muamma. Kalansa bilir ki içten içe hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktır onun için de… Razı gibi gözükse de her ikisi de gönül razı değildir aslında gidişlere, terk edişlere, edilişlere… Ondandır kalanın da, gidenin de yarım kalması, ruhunda, kalbinin ta ücra köşelerinde bir şeylerin eksik oluşu… Ondandır kimseye belli etmeksizin bir köşede usulca, bazen içe dökülen gözyaşları… Vesselam gidenler, kalanlar razı da gözükse boş kalır çerçeve, tıpkı ruhumuzda açılan boşluk gibi…

    Fotoğraf © Sibel Öztürk

  • SESSİZLİĞİN SESİ NESLİHAN KURT İLE

    SESSİZLİĞİN SESİ NESLİHAN KURT İLE

    Türkiye’nin işitme engelliler ve işaret dili dendiğin de ilk akla gelen popüler ismi Neslihan KURT ile keyifli bir röportaj dizisi hazırladık. Evet Neslihan hanımda bir çerez sever. Ve yine evet biz yaptığımız işi çok severek yapıyoruz. Buyurun efendim söyleşimizin ilk bölümüne;

    • Merhaba Neslihan hanım öncelikle vakit ayırdığınız için sonsuz minnet. Sizi oldukça iyi tanıyor işlerinizi keyifle takip ediyorum fakat yeni bilgi alacaklar için kendinizi kısaca tanıtır mısınız ?

     

    • Ben Neslihan KURT, 41 yaşındayım, 2 çocuk annesiyim ve ben bir CODA’yım, işaret dili tercümanı, eğitmeni ve uzmanıyım.

     

    • Herkes sizi bir TV programı olan DADA ‘nın sol köşesinde işaret yapan, enerjik , güler yüzlü kadın olarak tanıdı. Ben en çok sağırlardan aldığınız geri dönüşleri merak ediyorum ?

     

    • Evet doğru. Sağır dünyasında güzel tepkiler ve dönüşler var. ‘’Senin sayende kendimizi daha iyi hissettik, sayende bizde güldük, eğlendik ve öğrendik.’’ Dediler. Hala beni gördüklerinde ‘’televizyonlara söyle kadın programlarına , ana haber bültenlerine ve farklı programlara da çevirmen koysunlar yine bizi unuttular.’’ Diyorlar.

     

    • CODA’yım demiştiniz, kısaca CODA ifadesinden bahseder misiniz?

     

    • CODA ( CHİLD OF DEAF ADULT) , sağır ebeveynlerin duyan çocukları olaraj tanımlanıyor. Tabi daha derin bir araştırınca CODA’ların kendi içlerinde bölündüğünü gördük, sağır ebeveynin torunları, kardeşleri, damatları, gelinlerinin de bu alt bölümlerde yer aldığını gördük.

     

    • Peki, bir CODA’nın en büyük özlemi nedir?

     

    • Kendimden bahsedersem eğer ,annem ve babamda ki en büyük özlemim ‘’seni seviyorum ‘’ kelimesini duymak ve onlarla denizin sesini dinlemek. Sakın aklınıza anneniz babanız sizi sevmiyor mu? Sorusu gelmesin . elbette ki çok seviyorlar ve bunu gösteriyorlar ama sesli duymak, duyunca nasıl bir his olduğunu her zaman merak ettim ve edeceğimde…

     

    • İşaret dili ile ilgili bir sürü video ve paylaşım görüyoruz sosyal medya kanallarında, mutlak denk gelmişsinizdir. Sizin bu konuda ki görüşünüz nedir?

     

    • Bu videoların içeriklerine bağlı, bana sormak istediğiniz şarkı çevirileri ise bence şarkı çevirmenin hiçbir anlamı yok. Bana kelime ezberliyoruz diye cevaplar gelecek diye düşünüyorum… Fakat TÜRK İŞARET DİLİ gramerine uygun çeviriler değiller. İnsanlar bu tür şeyleri seyredince kelimeleri çevirisi böyleymiş diyerek görsel hafızalarına bu şekilde kaydediyorlar ve farkında olmadan yanlış öğrenip pratik haline getiriyorlar. Ayrıca şu an piyasada o kadar çok eğitmen var ki hepsi ezbere dayalı yapıyor eğitmenliği ve farklılık olsun diye farklı şeyler üretip insanları yanlış yönlendiriyorlar. Kolay bir dil asla değil. Her yabancı dil gibi. Aslında herkese tavsiyem şu; eğitimcinin portföyüne iyice bakıp ders almaya karar vermeleri, takipçi listelerine bakarak değil.

     

    • Sağırların çocukları CODA’ların en büyük sorunları nedir?

     

    • Çok güzel bir soru. Aslında farkında değiliz ama bir çok sorunumuz var. CODA’ların bu sorunlarını  çözmede yardımcı olabilmek adına STK kurduk. SAĞIR AİLELERİN ÇOCUKLARI DERNEĞİ. Mesleki yardım dışında hedefimiz sosyal alanda da destek vermek. Sorun olarak basit bir örnek verelim ; CODA çocuklar özellikle ilkokul yıllarında büyük sıkıntılar yaşıyor. Ailelerinden dersler ve ödevlerle alakalı tam destek alamıyorlar. Bazen kendimi farklı bir dünyadan hissettiğim olmuyor değil. İki ayrı kültür ile iç içe büyüdüğümüz için çok erken yaşta sorumluluk sahibi olmak zorunda kalıyoruz. Sorumluluğu erken yaşta sırtlanmak zor olsa gerek der gibi bakıyorsun oyun çağında bir çocuk için evet iyi değil…

     

    DEVAMI GELECEKTE BİR YERDE….

  • DÜNKÜ YILDIZLAR

    DÜNKÜ YILDIZLAR

     

    Gündüzü örtmüştü yine gece, yıldızlar göz kırpıyordu.

    Biz insanlara mutlu görünüyorlardı, her zaman…

    Yine bir günümüz geçti,

    iyi ya da kötü ne fark eder?

    Şimdi, aklımız başımıza geliyor.

    Diyoruz ki geceye ”getir bana güneşimi ! ”

    Çünkü, insan elindekinin değerini bilmezdi,

    hayatta böyle geçiyordu zaten.

    Ölüme yaklaştıkça anlıyorduk dünün değerini…

    Kardelen ERDOĞAN

  • BİTMEYEN BOŞLUK

    BİTMEYEN BOŞLUK

     

    Gecenin bir sonu var, çeyizlik kristal bardaklar gibi.

    İçinden çıkamayacağın boşlukta debelenme,

    her şey yine olduğu yerde…

    Sahi neredesiniz?

    Yine baktınız, baka kaldınız…

    Kendimi kendimle sınıyorum,anlatmak zor…

    Bilmediğim bir boşluk var!

    Ne o, ne de bu…

    Birleştirmek istesen de, sürekli kırdığın kendin…

    İlayda YİĞİT

     

  • Dracula

    Dracula

    Hafta sonları ikinci el koleksiyon ürünleri satan mağazaları gezmek büyük keyif. Bazen ilginizi çekecek hiç bir şey ile karşılaşmıyorsunuz bazen de büyük sürprizler çıkabiliyor. İşte o büyük sürprizlerden birisi de 1931 tarihli ilk Dracula filminin DVD’si oldu. Daha önce Blu-Ray sürümünü koleksiyonuma dahil etmeyi planlıyordum ama ayağıma gelen bu nadir DVD fırsatını da tepmem söz konusu olamazdı. Her şey bir yana 1931 yılı böyle bir projeye soyunmak için oldukça cesur olunmayı gerektiren bir yıl ve bu sebepten gerek yapımcılarını gerekse oyuncularını gösterdikleri performanstan dolayı tebrik etmek lazım. Bu yazıyı yazdığım 2018 yılında muhtemelen ekipten yaşayan kimse kalmadığına göre onların hatırasını bu film eleştirisi yazısında dile getirerek saygılarımızı sunabiliriz.

    Başrolü üstlenen Bela Lugosi, bir çok sinema tutkunu için 
    ilk ve en iyi Dracula olarak hafızalarda yer ediyor. 

    Filmin açılışında Tchaikovsky’nin her duyduğumda tüylerimi diken diken eden “Kuğu Gölü” eserinin çalıyor olması adeta ilk dakikada gelen bir gol gibi. Filmle ilgili yazılı bilgilerin verildiği giriş kısmı tamamlandığında başlayan siyah beyaz görüntüler ise tam anlamıyla sanat eseri. Yani görselliği kusursuz şekilde seyircinin ruhuna işlemeye odaklanmış dijital teknoloji olmadan bu etkinin yaratılmış olması inanılmaz. Aynı konuyu çok daha şaşalı ve abartılı bir şekilde işleyen 2004 yapımı Van Helsing filminin neredeyse tamamına hakim olan dijital görsellik bile Dracula’nın verdiği etkiyi veremiyor. İmkansızlıklar doğal bir kasvet ve dramayı yanında getirmiş. Bu sebepten film kült mertebesine ulaşmış. 2018 yılında bile video mağazalarının raflarında boy göstermesi de bunun açık ispatıdır. Film DVD ve Blu-Ray için orijinal kopyasından restore edilerek çoğaltılmış. Biz sinema izleyicileri ne kadar şanslıyız ki kusursuz bir restorasyona malzeme olabilecek kadar iyi durumda olan bir kopya günümüze ulaşmış. Filmin orijinal olarak kalması şüphesiz çok iyi ama ben günümüzün başarılı müzisyenlerinden birisinin bu filme klasik müzik alt yapısına oturan mükemmel film müzikleri bestelemesini isterdim. Evet, filmin başında çalan Kuğu Gölü balesini takiben başka bir müzik duyma şansımız olmuyor. Sadece oyuncuların konuşmalarını dinliyoruz ve bu da aslında filme tuhaf, ürkünç bir hava katıyor ancak yine de alternatif bir sürüm olarak arka plana müzik yazılması keyifli sonuçlar verebilirdi diye düşünüyorum.

    Dracula’nın vampir gelinleri on beşinci yüzyıl tablolarından 
    fırlamış gibi görünüyorlar. 

    Van Helsing filminden de aşina olduğumuz Dracula’nın üç gelini, bu filmde de karşımıza çıkıyorlar ve az önce de ifade ettiğimi bu örnekte de yinelersek, 2004’de dijital teknoloji desteği sayesinde çok korkunç bir görsellikle karşımıza çıkan gelinler bile 1931 tarihli Dracula filmindeki gelinler kadar huzursuz edici değiller. Bir dip not da Van Helsing’in bu filmde bir Vampir avcısı değil de bir profesör olarak karşımıza çıkmış olması. Orijinal kitabı okumadığım için Helsing’in bir profesör mü yoksa vampir avcısı mı olduğu konusunda yorum yapmayacağım ama her şekilde konu içerisinde güçlü ve ön plana çıkan bir karakter olduğu şüphe götürmez. Konunun işlenişi de beklentilerimin çok üzerinde sürükleyici zira 1931 yapımı bir filmden böyle iyi bir kurgu beklemediğimi itiraf etmeliyim. Oysa defalarca seyrettiğim halde hala heyecanlandığım ve büyük keyif aldığım detaylar söz konusu. Akıcılıkta en ufak bir aksaklık olmadığı gibi oyunculuk da fazlasıyla başarılı. Dracula’nın şatosunu gördüğümüz sahneler muhtemelen gerçek bir şatoda çekilmiş ve gözüme çarpan dev örümcek ağları hariç korkunç bir hava vermek için herhangi bir müdahalede bulunulmamış. Her şey doğal ama sanki bu filme özel hazırlanmış bir set gibi duruyor. Dracula’nın yarasaya dönüştüğü sahnelerde kullanılan yarasa maketi bile sahte durmuyor. Detaylar çok iyi düşünülmüş ve özenle çalışılmış.

    Bu DVD sürümü böylesine sevmemin bir sebebi de içinde Türkçe alt yazı barındırıyor olması. Avustralya baskı olmasına rağmen Türkçe alt yazı seçeneği eklenmiş olması büyük sürpriz oldu. Yazıyı desteklemek için kullandığım görselleri bizzat fotoğrafladım ama tabi en baştaki afiş filmin orijinal afişi. Üniversitelerdeki sinema televizyon bölümlerinde “Korku sinemasına giriş” ismiyle bir ders olsaydı, bu film ilk derste gösterilirdi. Belkide gösteriliyor bile olabilir. Bu filmi izlememiş olan korku sineması meraklıları mutlaka izlemeli. Siyah beyaz film izleme keyfini en güzel şekilde yaşatan ve o buruk tuhaf korku hissini gizlice içimize salan Dracula, kesinlikle sinema koleksiyoncularının kütüphanelerinde olması gereken bir eser.

    Profesör Van Helsing, Dracula’nın sırrını çözmeye ve 
    geceyle birlikte gelen ölümlerin önüne geçmeye kararlı. 

    Buradan itibaren okuyacağınız satırları yaklaşık iki gün sonra yazdım. Ek bir paragrafa gerek duymamın sebebi, yazı içerisinde olmasını dilediğim bir şeyin aslında var olduğunu fark etmemdir. Filmin orijinal sürümünde müzikler olmadığı için yeni müzisyenlerin işe el atarak bu kült filme film müzikleri yazması ne güzel olurdu demiştim. DVD’nin ekstralar bölümünde böyle bir seçenek olduğunu fark edince gerçekten de çok şaşırdım. Filmi ister orijinal haliyle ister arka plana eklenmiş yeni film müzikleriyle izlemek mümkün ve alınan sonuç gerçekten keyifli. İlk izlenim olarak on üzerinden yedi vereceğim film müzikleri biraz daha dramatik ve gerilimin yükseldiği yerlerde daha güçlü olabilirdi diye düşünüyorum ama şüphesiz hiç müzik olmamasından iyidir. Şimdi filmi bir kaç kez de bu müziklerle izleyeceğim. Son olarak DVD’nin ekstralar bölümünde film hakkında belgesel mevcut olduğunu da ekleyelim ve bu belgeselde filmin arka planında dönenler, o dönemde çekim yapmanın zorlukları, anılar ve daha bir çok konuya eğilinmesi suretiyle yapılan işe bir kat daha fazla saygı duymamızın sağlandığını söyleyerek yazımızı bitirelim.

    James Anka