Blog

  • KADİM BİR TUĞLA

    KADİM BİR TUĞLA

    Yüz elli yıllık bir evin tuğlası gibi hissediyorum kendimi. Etrafımdaki her şey gelişip yenilenirken ve şehrimi zehirlerken ben olduğum yerdeyim yüz elli yıldır. Her gün her gece doldurulan denizi izliyorum. Denizin sesi hiç değişmiyor. Her dalgasında getirdiği tuzlar yıpratıyor beni ama yine de olduğum yerdeyim. Şehrin en kadim yerinde inançların insanları yıprattığı gibi beni yıpratan denizi tutkuyla izliyorum. Yüz elli yıldır ayakta durmasını sağladığım ev geleni geçeni hayran bırakıyor kendine, benim farkıma hiç bir zaman varmıyorlar. Bir buçuk asırdır onları izliyorum o kadar hızlı değişiyorlar ki hem de direnmelerine rağmen. Giyimleri kuşamları yedikleri içtikleri en önemlisi inançları. Bir gün evimin gölgesinde dinlenen iki gençten duymuştum inanç dogmadır değişmez demişlerdi. Bir bilselerdi dogmaların bile zamana yenik düştüğünü. Gülmüştüm onlara atalarının birbirini öldürdüğü inançlarını reddettikleri için. Üzülmüştüm atalarına torunları onları reddettiği için. Bir gün bir kızla bir oğlan üstüme adlarını kazıdı bir bıçakla Casinometropol aşklarını tarihe bırakmak istiyorlardı. O gün anladım insanların neden inanmayı sevdiklerini hepsi benim gibi olmak istiyordu kalıcı olmak. Kalıcı olmak istiyorlarsa benim gibi olmalılar ama soğuk bir taş öldüklerinde isimlerinin yazılı olduğu taşlar gibi. 

    ERAY ANCER

  • Kırmızı Çantalı Kadın

    Kırmızı Çantalı Kadın

    Kırmızı Çantalı Kadın kitabı

    Bilir misiniz aklınızın ermediği halde yitirilen canları anımsamak nasıldır? Unuturken çocukluğunu, kim olduğunu, geçmişini,unuturken yüzleri, isimleri unutamamak acıları nasıldır? Yıllar boyu ayrı kaldığın evladının kokusuna hasret kalmak peki? Anlatabilir mi bir annenin yavrusuna olan özlemini kelimeler? Avutabilir mi o anneyi sözcükler? Hayattaki tek varlığınız kırmızı plastik bir çanta olsa bir de, sizi ayırmak isteseler o sevgili çantanızdan, hayatınızı zehir etmek isteseler durduk yere, hani siz de güya sevda uğruna göze alsanız pek çok şeyi, yanıldığınızı anladıktan sonra çok geç olsa her şey için… Ya da minik sarı benekli bir kedi hatırlatsa, anımsatsa size giden yıllarınızı, içinizde küllenmiş olan o duyguları yeniden alevlendirse, birbirinden sevimli yavrularıyla canınıza can katsa… Veya bir yürüteç, demirden, bezden, tellerden oluşan bir yürüteç dile gelse mesela,anlatsa size içindeki bin bir türlü sevgiyi, gördüklerini, hissettiklerini…Dile gelse lal olan diller, düşünceler, duygular…

    Benen Çetindağ, Yitik Ülke Yayınları’ndan yayımlanmış olan ikinci kitabı “Kırmızı Çantalı Kadın” da birbirinden farklı on beş öyküsüyle kadınları, daha doğrusu es geçtiğimiz, görmezden geldiğimiz, zaman zaman görmediğimiz, duymadığımız, kıyıda köşede kalmış hayatları anlatıyor bizlere.

    “Kırmızı Çantalı Kadın” gerek öykülerde kullanılan dilin akıcılığıyla, gerekse de olayların akışıyla oldukça rahat okunabilen, ancak buna karşılık insanın kalbine, ruhunun derinliklerine hissettirmeden dokunabilen bir kitap.

    1946 Adana doğumlu ve Türkçe öğretmeni olan yazarın Potkal Yayınları’ndan çıkmış olan “Küstümcüklerin Uyanışı” adlı bir öykü kitabı daha bulunmaktadır.

  • Aşkın Kapıları

    Aşkın bütün kapıları kapanmış,
    Her tarafta gümüş renkli, paslı kilitler…
    Ne zaman bir şiir yazmak istese canım,
    Düşman olmuş bana bütün dizeler…

    Sevdiğim o kız yok ya yanımda,
    Bu aralar çok mutsuzum…
    Radyoda haberler bir umut var diye sesleniyor,
    Ama ben gelecekten umutsuzum…

    Aşkın kapıları kilitlenmiş açılmıyor,
    Gözlerim yaşlarla dolmuş, yüreğim dayanmıyor…

    Mert K.