Erkeklerin neye düşkünlüğünü çok iyi bilen ve bu anlamda her ilişki türüne açık olan bir escort bayan olarak buraya ilanımı bırakmaya karar verdim. Çünkü ben söylediğiniz her ilişkiye uyumlu olduğum için benden asla escort sıkılmayacağınızı düşünüyorum. Ayrıca beni tercih etmeniz için en önemli özelliğim ben sert ilişkilerden hoşlanan bir olduğum için siz değerli beylerin kendilerini zevke kaptırıp canımı yaktığınızda bu durumdan daha da zevk aldığımı itiraf etmek istiyorum. Bu yüzden sizde beni tercih ederek hayatınıza anlam ve mutluluk katabileceğinizi unutmadan hemen benden randevu alabilirsiniz. Böylelikle sizde cinsel hayatınızda şanslı ve mutlu erkeklerden biri olarak benimle birlikte hazlara doyabilirsiniz canlarım. Güzelliğin erkekler için ne kadar önemli olduğunu bilen ve bu anlamda sarışın buca escort tutkunuzu gerçekleştirecek lardan biri olarak size sadece bir ilan kadar uzaklıkta olduğumu söyleyerek sözlerime başlamak istiyorum. Bugüne kadar yaşadığınız her şeyi size unutturacak kadar etkili hizmetlerimi sunmak için sabırsızlandığımı şimdiden söylemek istiyorum Her konuda cana yakın bir hatun olduğum için sizi son derece etkileyici hizmetlerimle benimle birlikte hem çok eğlenecek hem de hazların en üst zirvesini sadece benimle yaşayacağınız için benden asla kopamayacaksınız. Bu yüzden sizde benim gibi bir partner arayışlarınıza benimle birlikte son verme konusunda kararlıysanız hemen arayarak daha fazla zaman kaybetmeyin hayatım. Genel olarak erkeklerin ne istediğini bilen biri olarak bu anlamda tecrübeli ve cana yakın bir Kayseri escort bayanın sizi mutlu edeceğini düşünerek buraya ilanımı bırakma istanbul escort bayan kararı aldım. Her bakımdan sizinle birlikte keyifli zaman geçireceğimizi ve beni tercih ederek asla pişmanlık yaşamayacağınıza emin olduğumu söylemek istiyorum. Bu yüzden sizde benim gibi bir hatunu kaçırmadan altta yer alan ilan numaramdan arayarak randevu alabileceğinizi unutmayın canlarım. Siz değerli beylerin ne istediğini ve ne arzuladığını bilen biri olarak sizi çok mutlu edeceğime emin olmanızı istiyorum. Ayrıca ben zevki ayağınıza getiren bir olduğum için benimle birlikte asla pişmanlık yaşamayacağınıza emin olmanızı istiyorum. Her erkeğin kusursuz bir seks deneyimi keyfi yaşaması için bu anlamda tecrübeli ve seksi bir Kayseri bayan escort ile mersin escort bayan birliktelik yaşamanız gerekir. Bu anlamda kendinizi deneyimsiz olarak görüyorsanız daha fazla üzülmeyin. Çünkü ben kendime özgü yeteneklerimle sizi kabuğunuzdan çıkarmak için sabırsızlanıyorum canlarım.Bugüne kadar yaşadığınız kötü ve olumsuz anılarınızı unutup benimle yeni başlangıçlar yapmak için sizde hemen altta yer alan ilan numaramdan randevu alabileceğinizi unutmayın. Çünkü her koşulda cana yakın ve sizi arzulayan Kayseri bayan escort olarak birlikte harika zaman geçireceğimiz gibi sizinde bana doymanız için elimden gelen bütün hünerlerimi göstereceğime emin olmanızı istiyorum. Sizde bana bir adım atın ve benim gibi hatunu hayatınızdan eksik etmeyin hayatım.
Blog
-

Yerli Bilimkurgu Yükseliyor Röportajı

Özellikle dünya çapında bilimkurgu yeniden popülerleşirken ülke çapında da yerli bilimkurgu şahlanıyor. Bir çok yeni eser ortaya çıkarken bunları okuyacak insanlara ulaştırmak önemli bir durum. Yerli bilimkurgu yıllardır hakettiği yeri ararken geçen sene kurulan YERLİ BİLİMKURGU YÜKSELİYOR grubu bu duruma katkı sağlamakta. Yapılan bu röportaj verilen emeğin yansımasıdır.
Keyifli okumalar!
Öncelikle selamlar yerli bilim kurgu yükseliyor nasıl kuruldu? Biraz kuruluş hikayenizi anlatır mısınız?
Yerli Bilimkurgu Yükseliyor, tamamen yerli bilimkurguya olan açlıktan kuruldu. Etrafımızda çokça bilimkurgu sayfası ve platformu vardı fakat yerli bilimkurguya yeteri kadar yer verilmiyordu. Bunun eksiklik olduğunu fark ettiğimizde sayfanın oluşumu için kolları sıvadık. Genel olarak bilimkurgu için malzeme hep vardır ve oldukça boldur. Yerli bilimkurgu da sessiz sedasız bir atak içerisindeydi fakat yeterli derecede sesini duyuramıyordu. Biz sayfayı oluşturduğumuz sıralarda yerli bilimkurgu ile ilgili bir sayfa vardı bu grubun üyesiydim ama çok az paylaşım yapılıyordu ve türe gösterilen özen yeterli değildi. Bir süre sonra durma noktasına gelindiğinde, diğer bir bilimkurgu sevdalısı olan Hasan Önal ile grubu oluşturmaya karar verdik –hem de çok hızlı bir şekilde-. Kurma aşamasından önce biraz tedirgindik. Sizin de bildiğiniz gibi yerli bilimkurgu hakkında paylaşım yapabileceğiniz çok fazla done yoktu. Grup üyeleri paylaşımı bol, üzerinde konuşabilecekleri konular paylaşılan ve hareketli gruplarda olmayı tercih ederler. Tabii ki içinde bilimkurgu da geçiyorsa beklentileri de biraz daha artar. Bunları nasıl yapacağımızı düşünürken bir yandan da bilimkurgu sevdalısı arkadaşları bulmaya odaklandık. Farklı düşünceler, farklı zihinler ve gerçekten türe gönül vermiş olmaları elzemdi. Çok kısa bir süre içerisinde yönetimi oluşturan arkadaşlarımızı bulduk. Aslında çok da zorlandık diyemem. Onlar da sanki bu oluşumu bekliyorlarmış gibiydiler ve çok kısa bir süre içerisinde çekirdek yönetici kadrosu oluşuverdi.
Türkiye’de alt kültürler ile ilgilenmek oldukça büyük bir problem. (Fanzin, bilim kurgu, fantastik, frp, minyatür vb. ) Yıllarca bu tür kültürler iyi bir platform oluşturamadığı için kaybedilen bir şeyler oldu. Fakat son zamanlarda bunun değiştiği bariz biçimde görülüyor. Bu konuda siz ne düşünüyorsunuz? Bugün farklı olan ne?
Ülkemizdeki eğitim kalitesi ve yaşam standartları, bu türlere yaklaşım açısından en önemli etken. Bizde, bu türlere karşı farklı bir yaklaşım var. Bunu, ürettiğimiz bilimkurgu filmlerine ve bilime olan bakışımızda rahatlıkla görebiliriz. Bu filmler ve bilime olan mesafemiz, neredeyse, bu sorunun cevabı niteliğindedir. Öncelikle, yapamadığımız şeylerle dalga geçmek gibi bir özelliğimiz var. Bunun en büyük sebebi, bilimkurguya “boş işler” gözüyle bakmamız ve önemini göz ardı etmemizdir. Son zamanlarda olan ise, insanların artık, dünyada hızla gelişen ve değişen teknolojilere seyirci kalmak istememeleridir. Başka ülkelerin geliştirdiği teknolojilere, uzaya açılma ataklarını izleyerek vakit öldürmekten artık sıkıldık. Bilimkurgu, kendi içindeki kurgularını oluştururken aslında, bilimi de geliştirir. Hayal edebilmek bu işin önemli kısmıdır. Daha fazla hayal etmemiz gerekiyor.
YKBY neler yapıyor? Biraz bahseder misiniz?
YBKY çok şey yapıyor. Bu türe gönül vermiş insanların eserlerini önemsiyor ve onların görünür olmalarını sağlamak için elinden geleni yapıyor. Pek çok örneğini ezbere bildiğimiz yabancı eserler gibi yerli eserlerin de bilinmesi için çaba sarf ediyor. Kısa öykü yarışmaları yaparak insanların daha çok yazmalarını teşvik ediyor. Bu yarışmada kural bin kelime ile sınırlı. Konuları üyeler anketle belirliyor ve bir ay yazma süreleri oluyor. Sınırlı sayıda kelime ile öykü yazmanın önemi çok büyük. En uygun kelimelerle hikaye yazmaya çalışmak ve bununla birlikte kurguyu en ekonomik şekilde okuyucuya anlatmaya çalışmak, yazar için oldukça geliştirici bir görev üstleniyor. Emin olun çok yakın zamanda çok iyi bilimkurgu eserleri bizlerle olacak. Yarışmaları takip ederseniz ne demek istediğimizi daha iyi anlayacaksınız.
YBKY, Bilimkurgu Öykü Seçkisi 2018’i, şimdilik dijital olarak yayınlanan fakat kısa bir süre sonra baskıya girecek Türkiye’nin en çok katılımlı seçkisine imza attı. 55 yazar ve 59 öyküden oluşan bu seçki böylelikle bir ilki gerçekleştirmiş oldu. Birbirinden güzel hikayelerle dopdolu bir bilimkurgu seçkimiz var artık. Seçkiye öyküleriyle katılanların listesini okumak bile ayrı bir keyif.
Selma MİNE – 9N-CBler
Müfit ÖZDEŞ – Gazi Bilal Faciası
Özlem KURDOĞLU – Sancılı Uyanış
Haldun AYDINGÜN – Kavaladan Bakınca Rodop Dağları Görülür
Orkun UÇAR – Koleksiyoncu
Tevfik UYAR – Seksen İki Buçuk Metrekare
Gurur ASİ – Pek Tadım Yok Bugün
Aşkın GÜNGÖR – Baba, Savaş Ne Demek?
Kemal Mükremin BARUT – Derdora Me
Zübeyir TOKGÖZ – Keşif
Murat K. BEŞİROĞLU – On Sekiz
Şükrü SOYDAŞ – Qualia
Sercan LEYLEK – Rakı Masası
Ş. Yüksel YILMAZ – Hasatçılar
Kubilayhan YALÇIN – Robofobik: Tekno- Seksüel Bir Aşk Hikâyesi
YBKY, YERLİ BİLİMKURGU YÜKSELİYOR DERGİSİ’ni çıkarıyor. Mart ayında on birinci sayısını yayınlayacağımız dergimiz, Kayıp Rıhtım platformunun düzenlediği ankette “Yılın En İyi e-Dergisi” oldu. Bunun, bizi ne denli mutlu ettiğini tarif etmek güç. Çünkü, bütün bu anlattığımız şeyleri gönüllü yapıyoruz. Bize, kitaplarını tanıttığımız için ne kadar para ödemeliyiz diye soru soranlar bile olabiliyor. Selma Mine, Hasan Önal, Esra Uysal, Burak Fedakar, Arda Tipi, İsmail Şahin, Seyhan Yıldız Yıldırım, Ekin Ertarakçı, Ender Gökçimen… kocaman yürekleri olan bu güzel insanlar, her ay, dergimizin daha iyi olması için çaba sarf ediyorlar.
www.yerlibilimkurguyukseliyor.com adresinde yerli bilimkurgu eserlerimizi tanıtıyor, yıllara göre arşivliyoruz. Henüz on ayımız olmasına rağmen epey zengin bir arşiv oluşturduğumuzu düşünüyoruz. Zamanla, türün meraklılarının başvuracağı çok geniş bir arşivimiz olacak. Bunun yanında, sitemizde öykü yarışmasına katılanların öykülerine de ulaşmak mümkün.
YBKY’un yaptığı daha pek çok şey var. “Dahasını” sayfamızı beğenip ve grubumuza katıldığınızda gözlemleyebilirsiniz.
Bilim kurgu hikayelerinin bilimin önünde yürüdüğünü söyleyebilir miyiz?
Bilimkurgu hikayeleri veya öykülerinin bilimin önünde yürümesi zaten şart. Yürüyemez ise biz buna bilimkurgu diyemeyiz. Bilimkurgu, bir nevi bilimin kılavuz kaptanlığını yapar. Bilimin o hayali dehlizlerine, bilimkurgu kaptanının, gemisinin yelkenlerini doğru rüzgarı yakalaması ile olur.
Yerli bilim kurgu ve genel olarak bilim kurgu çok iyi bir yükseliş yakaladı bu durum sizce ne kadar daha devam eder?
Yerli bilimkurgunun yükselişinde, her alanda olduğu gibi öncelikle internet ve sosyal medyanın gelişme ve genişlemesinin büyük etkisi var. Ancak belki de en önemli etken bizim yıllar önce yine bilimkurgu zemininde hayalini kurduğumuz, kitaplarda, öykülerde okuduğumuz, sinemada seyrettiğimiz gelişmelerin -olumlu yada olumsuz- gerçekliğe dönüşüyor olması içinde yaşadığımız çağ itibariyle. Bu bağlamda bilimkurgunun salt fantaziden ibaret değil, güçlü sezgiciliğe ve analiz gücüne sahip bir nevi gelecek-bilim kolektifi olduğu söylenebilir. Ülkemiz de doğal olarak küresel ağ dahilinde fikirsel, edebi ve sanatsal üretimlerle buna eklemlenme yönelimine sahip -belki biraz daha bireysel bazda henüz – ve zamanla bu durum internet bazlı topluluklar ve (alt)kültürel yansımalarıyla dinamizm kazanmakta. Bilimkurgunun spekülatif-bilimsel düşünselliği, sosyal medya vasıtasıyla kitlesini genişleten popüler bilim sayesinde daha fazla insanın düş(ün) dünyasında kendine yer bulabiliyor. Biz bunu aslında içinde yaşadığımız coğrafya ve konjonktürleri itibariyle rasyonelizme ve bilime, ve bir yandan da -en azından- düşünsel özgürlüğe bir özlem ve eğilim olarak okuyoruz.
Yerli bilim kurgu ile yeni tanışacak birisi sizce nereden başlamalı? Türkiye’de ilk çıkan fanzinlerden biri ANTARES fanzin.Bilim kurgu, korku üzerine yoğunluklu bir fanzin. Şuan bakıldığında bilim kurgu fanzinlerden biraz uzak. Bu konuda siz ne düşünüyorsunuz?
Yerli bilim kurguya nereden başlamalı sorusundan önce, Yerli Bilim kurgu nerede başlıyor kısmına bakmak lazım! Ülkemiz genelinde BK, hiçbir dönemde fazla ilgi gören bir tür olmadı. Son zamanlarda yazın alanında piyasaya çıkan cesur isimlerin çokluğu belki de yerli bilim kurgunun gelişmesi açısından bir ilerleme olarak görülebilir. Ancak edebiyat dışında sadece bilim kurgu üzerine çıkan aylık bir derginin bile olmaması bilim kurguya olan ilginin “suni mi yoksa?” sorusunu sordurmasına sebep oluyor. Geçmişten günümüze bilim kurgunun en fazla ilgi gördüğü ülkelere baktığımızda, türün buralarda neredeyse endüstri haline geldiğini görüyoruz. Roman, çizgi roman, sinema ve daha pek çok konuda bilim kurgu meraklısını fazlasıyla tatmin ediyor. Dijital alanda bir yılı doldurmaya yaklaşan dergimizin nasıl zorluklarla hazırlandığını bizzat yaşayan biri olarak yerli bilim kurgunun gelişimi konusunda daha alacağımız çok yol var. Antares dışında özellikle 1976 yılında yayın hayatına başlayan Yerli Bilim Kurgunun duayen ismi Selma Mine’nin çıkardığı ve 43 sayı süren x bilinmeyen dergisiyle 1996-2000 yılları arasında yayınlanan Atılgan ve 1998-2000 yılları arasında çıkan benimde yazı ekibinde olduğum Nostromo bilim kurgu dergileri kısıtlı imkanlarla okuyucuya ulaşmış, profesyonel meraklılarca hazırlanmış dergilerdi. Cem Kılıç’ın dergimizin 6. Sayısında yayınlanan bilim kurgu ve fanzin konulu detaylı araştırma yazısı, Yerli Bilim Kurgunun yayın geçmişi üzerine önemli başvuru kaynaklarından biridir. Fanzin konusunda ise Cem Kılıç’ın detaylı araştırma yazısı, Yerli Bilim Kurgunun önemli başvuru kaynaklarından biridir. Yazısına, http://yerlibilimkurguyukseliyor.com/2017/10/02/sayi6/mobile/index.html#p=11 linkinden ulaşabilirsiniz. Sahaflarda zor da olsa belli başlı sayılarına ulaşmak hala mümkün sanıyorum. Daha fazla açılmadan sonunu bağlamak gerekirse, Yerli Bilim Kurguyu, belli dönemlerde alevlenip belli dönemlerde harını kaybeden bir tür veya oluşumsu olarak görüyorum. Önümüzdeki süreçte gerek çıkardığımız dergi, gerekse piyasaya çıkan ele avuca oturan kitapların fazlalaşması ve özellikle seyir açısından eli yüzü düzgün sinema ve dizi projelerinin hayata geçmesi sektörü temeli sağlam bir pozisyona getirebilir. Gelecek dönemlerde sadece ülkemiz de değil dünyada fark edilen bir oluşum yaratmak adına daha fazla çalışıp üretmeliyiz. Daha fazla genci bu oluşuma dahil etmeliyiz ve her durumda daha yenilikçi olmalıyız…
Son olarak sizi takip edenlere ve fanzin okuyucularına ne demek isterseniz?
Bizi takip edenlere söylemek istediğimiz çok bir şey yok aslında, onlar ne yapacaklarını gayet iyi biliyorlar. Sürekli üretsinler ve bu türe yabancı olanlara bilimkurguyu sevdirmeye devam etsinler. Fanzinlerin yeri hep ayrıdır. Hep heyecanlı ve canlı kalmalılar. Hep birlikte, bilimkurguyu ülkemizde görünür kılmak asıl görevimiz, daha önce de bahsettiğimiz gibi bilimkurgu sadece bilimin hayallerini şekillendirmiyor, bu işi yapanların yaşadıkları ülkelerin, teknolojilerini de geliştirmek adına katkı sağlıyorlar.
-
Nankör İbnenin Teki V Kendi Peygamberini Aşağı İten Melek
Eve geri döndüğümde saat gece yarısını geçeli çok olmamıştı, mutfak tezgahındaki üç şişe Tuborg ışıkların neden kapalı olduğunu açıklıyordu. Mutfakta kaldım, ocaktaki çorba tenceresini tezgahın üzerine indirdim, ekipmanları çıkardım ve Alev’den aldığım eroini pişirmeye koyuldum. Ceketimi bile çıkarmamıştım henüz. O sırada tıkırtıları kendinden önce gelmek üzere Ceren belirdi kapıda, yüzü gözü bir tuhaftı, ya yatalı çok olmamıştı ya da tezgahtaki boş şişelerin hepsini tek başına içmişti -bira onu tuhaf bir şekilde ağırlaştırırdı.
“Erken geleceğim demiştin!” dedi, sesi çatallıydı.
“Evet, evet öyle demiştim, özür dilerim.”
İç çekti, buzdolabını açtı ve plastik kola şişesine doldurduğumuz suyu kafasına dikti. Sonra da “Hep aynı şey!” dedi.
Gözlerimi o sırada titizlikle kaşığa döktüğüm maldan ayırmamam gerekiyordu.
“Bir şey söyle!” dedi.
“Bir dakik…” diye mırıldandım.
“Özür dilemekten başka bir bok yediğin yok. Bir şey söyle!”
“…”
“Sorumsuzsun!”
“Ne?”
“Sorumsuzsun, şerefsizin tekisin!”
“…”
“Sana söylüyorum!”
“…”
“Amına koduğumun oğlu…”
“Biliyorum, ne hissettiğini anlıyorum. Özür dilerim.”
Otomatik pilotta olduğumu, kafamın konuştuklarımda olmadığını anladı, “Siktir git Kaan!” dedi. Buzdolabının kapağını tekrar açtı ve şişeyi yerine koydu. Yatak odasına yürüdü ve birkaç dakika sonra ateşlediği bir tek sigarayla geri döndü. Orada dikilip beni izlediğini görebiliyordum ama başımı çevirip bakmıyordum. Yaptığım iş dikkat gerektiriyordu; bu kendime söylediğim bir yalandı, göz teması kurmaktan çekiniyordum, çünkü onu umursamadığımı düşünmesine neden olduğumu biliyordum. Sonunda eroini kaşığa döktüm, ceketimin cebinden çakmağı çıkarıp ocağı ateşledim.
“Beni aptal yerine koyuyorsun!” dedi, bu kez oldukça sakindi.
Bu gibi durumlarda sakin kalabilen ya da öyleymiş gibi yapabilen kadınlar erkekler için nadir rastlanılan türlerdendi. Tehlikelilerdi, bundan emindim. Kendini karşısındaki insandan daha zeki sanan ve dahası buna yürekten inanan türden bir kadın davranışıydı bu. Ters köşe edilmeyi akıllarından bile geçirmezler ve haklı olduklarına dair birkaç sağlam bahaneyi her zaman saklarlardı.
Dikkati kolay dağılan bir adamın telaşında, “Öyle bir şey yaptığım yok!” diye mırıldandım, dilimin ucunu dudaklarımın arasına sıkıştırdım.
“Yapıyorsun!” dedi. Hızlıydı, hazırcevaptı. “İnsanları aptal yerine koyan, kendinden başka kimseyi düşünmeyen nankör ibnenin tekisin sen!”
Ellerimin titremesinden nefret ediyordum, işleri daha da zorlaştırıyordu. Zaman kazanmak için kem küm ettim, ama iki büklüm ocağın başında beklerken pek bir şey gelmiyordu aklıma. “Saçmalama lütfen!” diye mırıldandım, dişçinin uyuşturucu iğnesini yemiş gibiydim, dudaklarım sarkıyordu ve peltek konuşuyordum.
“Saçmalama ne ya!” diye çıkıştı, işte sesinin yükselmeye başladığı noktalardaydık.
Tekrar mırıldanarak, “Biraz izin ver!” dedim.
“O kaşığı götüne sokacağım senin.”
“Benden ne istiyorsun?” diye sordum. “Ne yapmamı istiyorsun?”
“Doğru yaptığın ne var ki? Söyler misin bana!”
“Ceren…”
“Hiçbir sik yaptığın yok ki! Hiçbir sik yaptığın yok! Bütün gün torbacı peşinde koşturuyorsun, burada mıyım değil miyim umurunda bile değil…”
“Karnımızı doyuralım diye…”
“Sıkıldın mı artık benden, bu mu sorun? Söyleyemiyor musun…”
Ocağı kapattım, kaşığı tezgaha bıraktım. Hep aynı titizlik, hep aynı özen…
“Ortada bir sorun yok, Ceren.”
“Bırakmak mı istiyorsun…”
“Ne bırakması?”
“Hayır, istediğin buysa söyle bana…”
“İstemiyorum böyle bir şeyi.”
“O halde ne? Sorun ne, niye böylesin? Bana eziyet ediyorsun, görmüyor musun…”
İğnenin ucunu pişirdiğim gerçeklik bileşenine batırıp büyük bir özenle enjektörün içine çektim. Yavaş olmalıydı, acelesiz ve titiz. İğne izleri kaşınıp duruyordu.
“Hayatımın kolay olmadığını biliyorsun…”
“Böyle yapma…”
“Biraz ilgi bekliyorum, anlamıyor musun? Bu kadarını hak ediyorum ben ya…”
“İyi değilim Ceren…”
“Yediğin içtiğin öylesine biri miyim, yatağına giren biri miyim sadece…”
“Ne?”
“Sadece bu mu senin için…”
“Kes şunu artık.”
“Ama sıkıntı bende, gerçekten, öyle! Aptal olan benim…”
“Sana iyi değilim diyorum…”
“Ağzını yüzünü sikmişler ya hani, kıyamıyorum ben de salak gibi, kalkıp çorba yapıyorum sana…”
Elimde enjektörle doğruldum ve tam gözlerinin içine baktım.
“Ne anlarsın sen öküz herif! Varsa yoksa şu boklar…”
“Ne?”
“Yarın bir gün biraz mal alabilmek için götünü de verirsin sen…”
“Farklı bir bok değilsin!”
“Acınası haldesin, sikik hayal dünyanda yaşıyorsun…”
“Ne yapmaya çalışıyorsun?”
“Başk… Ne? Ne demek ne yapmaya çalışıyorsun? Ben m…”
Enjektörü alıp yatak odasına geçtim. Ceketimi ve kazağımı çıkarıp yatağa oturdum -kadın hala söyleniyordu, bu yüzden sadece Patti Smith’in olduğu kırk beş dakikalık bir çalma listesi başlattım- sonra da ayağımdaki çorabı turnike olarak kullandım. Kolumu tokatlamaya başladım. Enjektörün havasını aldım, iğneyi yavaşça damara batırdım, kanı gördüm ve ağır ağır ittim pistonu. İşte… Yine oluyor… Hayatta yavru kuşların ağaç dallarından atladığı bir sahne vardır, yolu yere çakılmak ile kanat çırpmak arasındaki saniyeler belirler. O an da bunun gibi bir şeydi; tehlikelinin farkındaydım, öyleydim ve güdülerim yapmam gereken şeye doğru itiyordu beni. Ölüm o an için değildi, uyuşturucu beynime ulaştığında kanatlarımı açıp başka bir ağaç dalına konmayı akıl edebilecektim. Ama içten içe biliyordum ki tüm bunlar, tüm bu çaba ve tüm bu yaşama isteği başka sıradan bir günü özel kılacak acımasız bir ölüm içindi.
Çorabı çözdüm, enjektörle birlikte yatağın yanındaki komidine bıraktım. Sonra da rüzgarda süzülen sararmış bir yaprak gibi salındım yatağa. Sırtüstüydüm.
“Geberip git de kurtulayım senden!” diye bağırdı kadın, topuklarını yere vurarak odanın kapısına kadar yürüdü ve “Orospu çocuğu!” diye ekledi.
Belki de en iyisi buydu, emin değildim. Düzgün düşünemiyordum, o gevşek ruh haline ihtiyaç duyuyordum ve o an için yaşamak istediğim tek şey buydu. Burnumu kaşıdım, elime biraz sümük bulaştı, hareket etme dürtüsünü yitiren bozuk bir bedeni kontrol edip pantolonuma sildim. Sonra her şey birden karanlıklaşmaya başladı, ampul son mücadelesi veriyormuşçasına loş göründü gözüme. Sorun yoktu, böyle olması ne iyiydi ne de kötü.
O an için bilim insanlarının bir makine icat etmesini diledim; karşılıklı iki kişi kafalarına taktıkları bir kask sayesinde birbirlerinin düşüncelerini, iç seslerini duyabilecekti ve neler hissettiklerini anlayabilecekti. Belki böyle olsaydı konuşmaya pek gerek kalmazdı. Böyle olsaydı kadınlar alıp başlarını gitmezlerdi. Ama korkmuyordum bundan, masumiyet kokan dileğim bundan ötürü değildi. Hem biz bunu bilerek yapıyorduk, birbirimize. İki çekilmez manyaktan başkası değildik, kendi sorunlarımız vardı, kendi sorunlarımız zaten boyumuzu aşıyordu. Tüm bu şartlar altında sevmek kolay değildi, seviyorduk -biz bunu bilerek yapıyorduk, birbirimize. Oysa ki çok farklı olanlar vardı, duvarları önyargıdan oluşan kokuşmuş bir yerde mahsur kalmış aşıklar vardı ve şüpheleri, güvensizlikleri, yanlış anlaşılmaların neden olduğu ayrılıkları, ayrılıkların engel olduğu birleşmeler vardı. Kadının karşısındaki erkek için ne kadar kıymetli olduğunu birinci gözden, direkt beyin fonksiyonlarının kendisinden görebileceği bir kask, dinini siktiğiminin bir eriğini başka bir eriğe çevirme fikrinden çok daha iyiydi. Hem belki böyle olursa -cinsiyet fark etmeksizin- birine karşı olan duygularını ispatlamak için kırk çeşit takla atıp türlü maymunluk yapmaya gerek kalmazdı. Zaten sevginin en kötü yanı da bu değil miydi, bomba düzeneğindeki doğru kablo gibi bir risk barındırırdı.
Gözlerim kapalıydı, neredeyse uyumak üzereydim. Yatağın aşağı çökmesinden Ceren’in kenarda oturduğunu anladım.
Ağırlaşan canki dudaklarım aynı parçayı çevirip duran kasetçalar gibi, “Ne yapıyorsun?” diye sordu.
Cevap vermedi.
Soğuk duvardan destek alarak doğruldum, midem kasılıyor, vücudum geriliyordu. Geçenkinin üzerine bir o kadar daha sopa yemiş gibiydim. Çoraplarını giyiyordu.
“Sana ne yapıyorsun dedim!”
“Gidiyorum, amcık ağızlı, gidiyorum!”
Biraz afallamış, biraz da sinirliydim, “N-nereye gidiyorsun?” diye sordum.
“Gidiyorum” dedi, “Bir süre Ayfer’de kalacağım!”
Daha fazla direnemedim ve yatağa geri düştüm, sonra da uzandığım yerden, “Ayfer?” diye sordum.
“Yat zıbar Kaan!” dedi, “Tamam mı?”
Ayaklandı, dolaptan çantasını aldı, çalışma masasına koydu ve bir şeyler aranmaya başladı. Öyle seri, öyle öfkeliydi ki ağzına kadar dolu bir tabanca çıkarıp beni taşaklarımdan vurmasından korktum. Küfrederek devam etti aramaya. Sonunda küçük bir şey çıkardı, o mesafeden ne olduğunu göremiyordum, fotoğraf ya da onun gibi bir şeydi. Emin değildim.
Yatağın karşısındaki koltuğa fırlattı, “Götüne sokarsın!” dedi. Önce odadan çıkışını, montunu giyişini, fermuarı çekişini, ayakkabıları ayakkabılıktan alıp yere bırakışını ve sonra da saati umursamadan kapıyı çarpıp gidişini dinledim. Arkasından çok şey bağırabilirdim, çok fazla küfredebilirdim ve hatta iyi ki bırakıp gittiğini bile haykırabilirdim. Ama yapmadım. Başımı yastığa geri bıraktım, derinleştikçe derinleşen, sonsuza dek gömülüyormuşsun hissi yaşatan yastığa bıraktım. Zaten her şey can sıkıcıydı, Patti de susmuştu… -

ACI
İnsan yavaş yavaşta değil
hızla yok oluyor.
Ne acı!
Kargalar bile hoşnut değil
bu pervasız durumdan.
Kalanların bedenleri fahişe,
Ne hoş!
Bir kabus diyorum…
İçimdeki çocuk kanıyor,
mezarlıklarda yer kalmadı…
Ey insan!
Yaktır kendini en iyisi…
-İlayda YİĞİT
-

GİTMEK GEREK BAZEN

Gitmek gerek bazen… Sonunu düşünmeden, sadece yol almak gerek. Her şeyi ardında bırakarak, yelelerini rüzgarda savuran, dört nala koşan bir yılkı gibi özgürlüğe doğru koşmalı… Boşanmalı zincirlerinden, düşünmeden, hesapsızca, kitapsızca… Koyvermeli her şeyi, bırakmalı… Nere olursa olsun yol almalı sadece, çok uzaklara… Gitmekle gidilir mi yoksa kalır mı aklının, ruhunun bir köşesi, düşünmeden… Bir kez olsun hesaplamadan düşmeli yollara… Sadece bir kez olsun… Mavilikler, atıyla yol alan adam özgürlüğü çağrıştıran, hani hep dem vurduğumuz ama hiçbirimizin aslında tam anlamıyla elde edemediği o özgürlüğü…
Fotoğraf © Yusuf Teke
-
İdam Mangasında Kıyamet
Bir doğa faciasıydı göz göze gelmemiz. İçimde toprak kayması, içimde tarifi imkansız bir yıkıntı. Sen ve gözlerin kilise yakan bir pagan gibi saldırdın kutsallarıma. İncindim. Sevdim. Annem tırnak uçlarıyla seller taşıdı beni kurtarmak için. Ama yanmıştım artık. Üçüncü derece yanıklar ile doldu kalbim. Acı hissetmiyorum. Ağrı ise sadece bir dağ ismi benim için. Bir köşe başında idam edeceğim bu yazıyı, ya kurşuna dizerim ya üstüne işerim.
Müslüm Baba’dan gaz alıp seviyorum seni. Öyle umarsız, öyle gözü kara. Kentler getirdim sana kesik avuçlarımla. Kırılmadığın bir kenti seç orada yaşayalım. Zaten kentler sadece beton değil mi? Onları kötü yapan içindeki insanlar. Zaten içinde insan olan her şey zamanla çürür, bozulur sevgilim. O yüzden cennet için uğraşmayalım. Günahlarımla sev beni. Biraz da saçımı okşa. Kaybedişlerimi tanıtsam sana ağlarsın bir müddet sonra ölürsün zaten. Kaybedişler doğurma bana. Bir köşe başında idam edeceğim bu yazıyı, ya kurşuna dizerim ya üstüne işerim.
Bir köşe başında idam etmeden bu yazıyı, sana söylemek istediklerim var sevgilim. Benim hayatımı ve kalbimi siktiler. Annesi belli olmayan orospu çocuğu acılarım var. Beni tekrar kırma lütfen. Artık kırıklarım kanatmaya başladı. Çaresizliğimi anlatsam sana üç dinden dualar edersin beni kurtarmak için. Sadece yanımda kal. Saçımı okşa. Memelerini değil kalbini istiyorum. Beni sev, beni bırakma. Anasının amı gibi yalnızım. Şimdi bir köşe başında idam edeceğim bu yazıyı, ya kurşuna dizeceğim ya üstüne işeyeceğim.
-
Asla yerinde oturmayan sağır Nevzat KIRGIÇ
-Ben seni tanıyorum ancak seni insanlara tanıtmak istiyorum. Bize kendinizi tanıtır mısınız?
+Ben Nevzat Kırgıç. Sağırım. Annem babam ve kız kardeşim de sağır ve son nesil olan yeğenim Ela’da sağır. Akrabalarımda da sağırlar var. Nerdeyse 5 nesildir ailemizde sağır var.
-Ne işle uğraşıyorsun peki?
+Dedemin bir dükkanı vardı orada çalışıyordum sonra 12 sene silahlarla alakalı bir kurumda çalıştım. Şu an ise TİD (Türk İşaret Dili) ve Uluslararası İşaret dili eğitimi veriyorum. TİD’i duyan bireylere, Uluslararasını sağırlara ve TİD bilen duyan bireylere öğretiyorum.
-Uluslararası İşaret Dilini, TİD iyi bilenler öğrenebilir değil mi?
+TİD bilmeyenlere Uluslararası İşaret Dili öğretmiyorum, TİD öğrenmiş, bilen kişilere öğretmeyi tercih ediyorum.
-Mimikler bu dil de önemli mi?
+Sadece mimikler değil sağır kültürü ve kafa sallama gibi hareketlerde bu dilin bir parçası. Kültürü öğrenmeden İşaret Dili öğrenen insanların kafaları karışır.
-Doğru haklısın. Bulunduğun birkaç proje ve büyük organizasyonlar gördüm. Hatta beraber çalışmışlığımız da var. Bunlar arasında seni en heyecanlandıran ve zorlandıran etkinliğin hangisiydi?
+İstanbul Teknik Üniversitesi kapsamında yapılan bir robot projesinde, sağır çocuklara yardımcı olma amacıyla yapılan robot projesinde bulundum. Ayrıca sağırlar için hayatı kolaylaştıracak bir telefon uygulaması projesi içerisindeydim. Bu uygulama biz sağırlar cümle kurarken sıkıntı yaşıyoruz, cümleyi kurduktan sonra düzeltiyor. Bizim için çok önemli diğer konular ise alarmı duyamamak, eve biri geldiğinde sağır uyuyor ise kapıyı açamamak gibi. Mesela eve hırsız girdi bu alarmın devreye girdiğinde duyamamak, gaz kaçağı yüzünden hayatını kaybeden sağırlar var. Bizden bundan yola çıkarak alarm uyarılarını titreşimli cihaza bağladık. Bir de ezan okunurken geceleri saati takip etmekten uyuyamıyoruz veya kaçırdığımızda telaşlanıyoruz. Duyan toplum bizim gibi saati takip etmek zorunda değil onlar duyduklarında rahatça gidip namaz kılabiliyorlar, bizim gibi telaşlanmıyorlar. Bu devam eden bir proje. Ve son olarak ‘Ece’. Sağır çocuklar için animasyon. Bu proje için çok heyecanlıyım. Hem sağır toplum hem de sağır çocuklar için çok önemli bir proje çünkü sağır çocuklar animasyon izlerken anlamıyorlar. Bu projede animasyon ve işaret dili ekranda eşit büyüklükte ve daha anlaşılır.
-Deaflympics’te beraber çalışmıştık. Ben kendi açımdan zorlandığımı söyleyebilirim. Seni az çok anlıyorum ama biraz bu büyük organizasyonda yaşadığın zorlukları anlatır mısın? Nasıldı?
+Büyük bir organizasyondu. 21 branşlı Sağırlar olimpiyat. SPOR, emniyet ve izmir escort hastane gibi alanlarda işaret dili eksikliği vardı. Olimpiyatlar başlamadan 6 ay önce çalışmaya başladık. Emniyette başka bir arkadaşımız eğitim verdi. Ambulansta çalışanların izinleri iptal edildi ve onlara başka bir arkadaşım eğitim verdi. Ben nerede eğitim verdim? Uluslararası işaret dili eğitimi verdim. Duyan tercüman arkadaşlarıma çevirisi konusunda yardım ettim. TİD nasıl olmalı gibi. Çok kalabalık bir ekiple çalıştık. Eğitimleri bitirdik. Evet yoğun ve zor bir dönemdi. Ancak eve döndüğümde içim burkuldu. Ailemle birlikteymişim gibi hissetmiştim orada.
-Ben de senin gibi hissettim. Okul hayatın nasıldı? Lise hayatın nasıldı? Eğitimin nasıldı? Kolay mıydı senin için zor muydu?
+Ben kendimi bildim bileli başında da söyledim sağırdım, ailemde sağır. Çok erken yaşta işaret diliyle iletişim kurmaya başladım. İşaret dilim iyiydi ancak yazı dilim kötüydü. İlkokulda pardon anaokulunu Göztepe’de okudum. Bütün çocuklar ağlıyordu ben ise ağlamıyordum. Çünkü ben işaret diline alışkındım ve konuşmaktan çekinmiyordum. Ama diğer çocuklar bir telaşlı ve korkaklardı. Kimse birbiriyle anlaşamıyordu. Sonra öğretmenimiz geldi. Öğretmenimiz iyi işaret dili bilmiyordu. Ben orda bir afalladım. Bu yüzden okuma ve yazmayı öğrenirken zayıf bir şekilde öğrendik. Sonra ortaokula geçtim. Kitabının birebir kopyasını yazmamızı istediler. Bende yazdım ancak hiçbir şey anlamadan. Sonra lise de aynı şekilde. Sonra ben kendi çabamla yazma dilinde kendimi geliştirdim. Öğretmenlerimizin İşaret dili bilmemesi iletişimde sıkıntı yaşamamıza neden oldu. Öğretmenlerimiz türkçe’de iyiydi ben ise işaret dilinde. Ben öğrenciydim ancak öğretmenlerime işaret dili öğretiyordum. Ben onlara işaret dili iyi öğretiyordum ama onlar bana zayıf bir Türkçe öğrettiler. Dünyaya bakıldığında bazı yerlerde sağır öğretmenler var. Amerika’da Gallaudet üniversitesinde öğretmenleri, akademisyenleri ve uzmanları görebilirsiniz. Türkiye’de ise yok. Bu konuyla ilgili çok üzülüyorum ben olmasını isterim. Bir arkadaşım var, ailesi sağır kendisi de sağır. Ailesi ona çok iyi türkçe’yi öğretmiş ve yazı dilinde iyi. Bende öyleyim ama bunun ilerlemesi lazım. Benim yaşım ilerledi ancak gelecek neslin buna ihtiyacı var.
-Yaşının ilerlemiş olabilir ama gelecek nesil için duyarlı olman güzel. Sana bir sorum var. Bence bu soru önemli. Sana birçok kişinin sen yapamazsın dediği bir aktiviten var mı? Kitap okumak gibi.
+Evet konuşanları çoğu kitap okuyamazsın diyor. Önemli olan yapmak ya da yapmamak değil. Niye yapmayalım ki? Sağırlar da okur. Örnek vermek istiyorum Süleyman Gök. Çok eski bir öğretmenimiz. Kendisi sağırdı. Okudu ve kendini geliştirdi. Bende yapabilirim. Kitaplar okuyorum, hikayeler, tanınmış kişilerin biyografisini okuyorum, gazete okuyorum. Duyan bireyler bizim yapamayacağımızı düşünüyor.
-Duyan toplumda böyle düşünceler var. Ben de biliyorum. Dedem tabi yaşlanmadan önce gazete okur bulmaca çözerdi. Senin gibi ve dedem gibi ya da Süleyman Hoca gibi örnekleri almaları gerekiyor sağırların. En büyük hayalinden bahseder misin?
+En büyük hayalim mi? Önceden birçok hayalim vardı ama şimdi bir tane büyük hayalim var o da ‘Ece’. Bu animasyon çocuklar için çok büyük bir avantaj. Ben çocukken bu konuda mustariptim. Bende lekeler bıraktı. Gelecek nesilde lekeler olsun istemiyorum. Teknoloji gelişti ve biz sağırlar teknolojiyle güzel bir bağ kurduk. Teknoloji ve bu animasyonla çocuklara yardımcı olabileceğini düşünüyorum. Ela’nın gelecekte başarılı olacağını düşünüyorum sağır çocuk toplumu da dahil. Kimse ah benim çocuğum sağır çok üzüldüm diye düşünmesin. Teknoloji var televizyonlar var. Bununla ilgili dikkatli olunması gerekiyor sadece. Ben sağır çocuklarının başarılı olmasını istiyorum.
-Bende projenin başarılı olmasını çok isterim. Bu proje gerçekten farklı. Yaşım 20 evet ama birçok proje gördüm annem sayesinde. Birçoğunu gözlemleme fırsatım oldu. Bu bahsettiğin robot projesi için bende oradaydım birkaç kez. Bence bu gibi projeler daha fazla olması lazım.
+Robot projesi anlık patladı ve bitti. Ömürlük değildi. Bu animasyon projesi ise ömürlük. Bu titreşimli alarm sistemi de ömürlük. Bu tarz şeylerin nesilden nesille aktarılması gerekiyor.
-Evet son bahsettiğin proje gerçekten sağırların günlük hayatı kolaylaştıran şeyler. Pekâlâ ben sağır kültürünü iyi biliyorum ancak kültürü bilmeyen insanlarda çok var. Bize sağır kültürünü anlatır mısın?
+Evet, ben TİD eğitimi veriyorum demiştim. TİD eğitiminden önce sağır kültürünü anlatıyorum. Çünkü, kültürü öğrenirse dili öğrenmesi daha kolay olacaktır. Mesela mimikler bu kültürün içerisinde. Sadece işaretle olacak diye bir şey yok. Mimiksiz işaretler anlamsızlaşıyor. Ama mimikle kullanılırsa bir işaret daha anlamlı olacaktır. Mesela Üsküdar çevik kuvvete gittim. Olay inceleme, pasaport işlemleri gibi birçok bölüme gittim. Daha önceden eğitim almışlardı. İşaret dilini biliyorlar ancak sağır kültürünü bilmiyorlardı. Bende onlara sağır kültürü nedir ve nelerdir sorularını anlattım. Polisler çok şaşırdı, ‘Sağır kültürümü var?’. Evet tabi ki de var. Mesela pasaport için başvuru yapacak bir sağır. Gittiğinde karşısında ki seni alamam randevu alman lazım der. Sağırda benim bir engelli hakkım vardı hani öncelik benimdi gibi düşüncelere hatta sitemler başlayacak. Polis memuru bu kültürü bilseydi detaylı bir şekilde anlatılması gerektiğini bilirdi. Randevunuz olmadığı için sistemde görünmüyorsunuz. Randevu alsaydınız sistemde isminiz çıkardı. Mesela bir araba kazasında bir sağır aklına ilk gelen annesinin ve babasının ona dediği ‘Aman çocuğum, vah çocuğum’ gibi şeyler. Hassas olan sağır panik yapmaya başlıyor ve cümleleri zaten tam yazamıyor böylelikle duyan birey ben hallederim deyip araya girince kendine göre dolduruyor. Sonra da haklıyken haksız duruma bile düşebiliyor sağır. Trafik polisi gelmek zorunda onlar topluma hizmet ediyor işaret dili bilmek zorundalar. Mesela olan bir olaydan sonra ifade vermek için tercüman çağırmam gerekiyor. Ben tercümana masraf yapıyorum bir de hala olayın şokunu yaşıyorum. İşaret dili bilen bir polis gerçekten gerekiyor. Telefonum çalındı ifade vermem lazım zaten maddi bir kaybım var polis bir de tercüman gerektiğini söylüyor. Tamam hadi buldum aradım. Bana iki yüz elli lira para istediğini söylüyor. Ben ne yapmalıyım? Polislerin işaret dili bilmesi lazım.
-Tabi ki de polislerinde bilmesi gerekiyor ama bence orada sürekli çalışan bir tercüman daha iyi olacaktır. Ben bir polisim mesela eğitimi aldım ama seninle olan iletişim biraz eksik olacaktır. Niye çünkü dili tamamen biliyor olmayacak. Ama bir tercüman kültürü de dili de tamamen biliyor.
+Evet olması gereken bu. Mesela notere gidiyorsun. Araba alacağım tercüman çağırmamı istiyorlar. Bir de tercümanlar kendi kafalarına göre fiyat teklifi veriyor. Belli bir standartları yok. Bu hiç resmi ve doğru değil. Normal biriysen iki yüz elli. Tarlaların varsa beş yüz. Lüks arabası varsa dört yüz. Hiçbir resmi fiyat listesi yok. Sağırda kabul etmek zorunda. Zaten mülk alırken bir masraf yapıyor birde hem notere hem de tercümana para ödüyor. Duyan bireylerin masrafları bizde daha az. Noterde de işaret dilini bilen birisi olmalı.
-Bende tercümanlık yapıyorum zaman zaman. Benim duyduğum kadarıyla hem notere belli bir miktar ödüyorsunuz tercüman için hem de tercümana. Notere verdiğiniz tercüman ücreti ise tercümana verilmiyor. Bu biraz sağır toplumunu ezmek gibi oluyor bence. Bahsettiğimiz bu hem üzücü hem önemli konulardan sonra güleceğimiz bir iki soru daha soracağım ama önce tekrar söylüyorum evet bir bilgim var ancak insanlara da anlatmak gerekiyor günlük hayatta çektiğin zorluklar nelerdir?
+Günlük hayatımda pek zorluk yaşamıyorum. Tek problemim iletişim. Hastaneye giderken mesela yanlış ifade etsem ya da hiç anlamasalar yanlış tedavi uygulanacak. Bu konuda panik yaşıyorum. İletişim dışında pek sıkıntı çekmiyorum. Mesela vize almak için gittiğimde sıkıntı yaşıyorum çünkü iletişim kuramıyoruz. Böylelikle sağır oradan oraya koşuşturmaya başlıyor ve işlem uzuyor.
-Bence sen biraz avantajlısın çünkü ailende nerdeyse herkes sağır. Ama annesi babası duyan sağırlar nasıl zorluklar yaşıyor?
+Teknoloji gerçekten gelişiyor. Eskiden teknoloji bu kadar yokken, sağır çocuklar doğuyor diyorlar ki biz konuşuyoruz o sağır. Ne yapmak lazım diye düşündükten sonra çok ilgilenmemeye başlıyorlar. İfadesiz bir şekilde etrafa bakarak büyüyor çocuk. İnsanlar konuşurken o sadece izliyor. Ama okula girince bir şok yaşıyorlar. Herkes işaret dili kullanıyorken kendisi utanıp köşeye çekilmeyi tercih ediyor. Ben çok erken yaşta tanıştığım için rahatça iletişim kurabilmiştim. Daha sonra ben o sağır bireyle konuşmaya başladığımda birden beni izlemediğini aklında bir şeyler kurduğunu fark ediyorum. Bu ailesi yüzünden genelde. Alışmışlar çocuklar sadece boş dinleyip bakmaya. Ben işte bunu istemiyorum. Eğer duyan bireylerin sağır çocuğu olursa kesinlikle ebeveynlerin işaret dili öğrenmesi gerekiyor.
-Mesela sağır anne babanın duyan çocuğu işaret dili bilmek zorunda. Mesela ben sağır ailenin duyan bir çocuğuyum. Anneannem ve dedem sağır ve ben öğrenmek zorundaydım. Tam tersi duyan anne babada aynı şekilde öğrenmek zorunda. Ben nasıl yardım ediyorsam aileme senin de etmen lazım. Senin kendi evladın; kızın, oğlun.
+Doğru haklısın. Ebeveynler ne yapalım diye düşünüyor ve koklear implant yaptıralım diyorlar. Ben kötü bir şey yapıyorlar demiyorum ama o çocuk bütün acıyı çekiyor hem de ağır şekilde. Kendisini geliştirmeye çalışıyorlar. Ailesi ise masraf yapıyor ve bitiyor rahatlar. Konuşmasını istiyorlar. Bence koklear implant yapılsa bile işaret dili de öğretilmeli. Ben işe girdiğimde afallamıştım herkes konuşuyor ben bakınıyordum sadece. Herkes bana cihazını tak onu yap diyor. Gidiyorsun yaptırıyorsun uğraşıyorsun. Olmamalı böyle bir şey. Sizin de işaret dili öğrenmeniz lazım. Sen bana söylediğin için neden kendimi değiştirmeye çalışayım ki sürekli. Senin Türk İşaret Dili bilmen lazım. Bir kişi bile olsa öğrenseniz bu dili karşı tarafın ne kadar mutlu olduğunu görebilirsiniz. Benimde bir çalışma hayatım oldu. Şefime, müdürüme işaret dili öğrettim. Ama ufacık bir espri yaptığımda duyan bireylerin hepsi karınları ağrıyana kadar ya da ağlayana kadar gülüyorlar. Bu çok aşırı. Benim tiyatro yeteneğim var. Kişilerin taklitlerini yapabiliyorum. Dış görünüşünü taklit ettiğimde herkes gülmekten kopuyor. Moladayız; hadi beni yap, hadi şunu yap diyorlar yapıyorum gülüyorlar. Ben size bir şey veriyorum gülüyorsunuz, peki ya ben? Ben neredeyim? Konuşan insanların kültüründe küfür çok fazla, bana göster birkaç şey mesela. Sağır kültürü güçlü bir kültür. Bazı insanlar öğrenmek istiyor, çalışıyorlar, çabalıyorlar. Onların desteklenmesi lazım.
-Bu kadar zor ve değişik konulardan sonra şimdi biraz sağır olmanın avantajlarından bahsedelim.
+Şimdi teknolojinin geliştiğini görüyoruz. Bizim için büyük avantaj olduğunu düşünüyorum. TİD sözcükleri çabuk yayılıyor. Sözlükler çıkıyor. Çocukların erişimi de fazla. Şimdi biraz bekliyorum, projelerimiz devam ediyor çünkü. Teknoloji olmasaydı ne yapardık bilmiyorum. Mesela çocuklar tabletlerden çok oyun oynuyorlar. Sağırlara yönelik veya işaret diliyle bir oyun olabilir. Çocuklar daha hevesli oynayabilir. Örnekler çok çeşitli. Teknoloji gerçekten güçlü ve bizim için avantajlı. Teknoloji hiç olmasaydı; koklear implantı, konuşma terapilerini tercih ederlerdi. Ama şu an bu gelişmeler bizim için hayatı kolaylaştırıyor. İnternetten yemek siparişi verebiliyorum, internetten alışveriş yapabiliyorum, her şey hazır.
-Bir de şöyle bir avantajdan konuşmak istiyorum. Mesela benim anneannem bazen çok umursamaz davranabiliyor. Zaten duymadığı için ekstra bir duymamazlıktan bahsediyorum. Ya da televizyonun sesini son ses açar beni öyle uyandırır gibi.
+Biz ailecek bir apartmanda yaşıyoruz. Alt katımızda anneannem yaşıyor. Başkası yaşasaydı kesinlikle tansiyon hastası olurdu. Sağır kültürünü bildiği için yere ayak sürtmelerimiz, horlamalarımız gibi gibi anneannem hiçbir şey demiyor. Allah ona sabır versin. Bazen televizyonun sesi açık kalıyor. Mesela komşumuzun çocuğu bizim eve oyun oynamaya geldi. Sesi sonuna kadar açmış. Ben zaten farkında değilim. Çocuk gittikten sonra bile televizyonun sesi kısılmamış son seste duruyor. Arada birkaç gün geçti. Bir diğer komşumuz olan akrabamız sesten rahatsız olmaya başlamış. Geldi kapıyı çaldı. ‘Biraz sesi kısın’ dedi. Ben ‘Televizyonu kapatayım mı? Siz zaten 365 gün konuşuyorsunuz. Biz iki gün ses çıkarmışız hemen kapatın diyorsun. Siz de kapatın o zaman.’ dedim. Böylece konu kapandı. Sonra normal yaşantımız da yaptığımız şeyleri yapmaya devam ettik. Onlar da bir şey demedi.
-Benim ailemde o şekilde. Dedem sürekli ayaklarını sürüp yürür, kapakları ve kapıları sert kapatır şapırdatarak yemek yer gibi.
+Tabi biz de ki gibi. Ailecek yemek yerken rahat oluyoruz. İşe girdiğim zaman, öğlen yemeğinde kocaman bir masada oturuyoruz. Ben yemek yemeye başladım. Diğer arkadaşlarım gülmeye başladı. Yanımda ki arkadaşım beni dürttü ve ağzımı şapırdatmadan yemem gerektiğini söyledi. Bende şaşırdım ilk. Sonra tabağa vura vura yemeğe başlamışım tabi herkes dönmedi ama yanımda ki arkadaşım yine beni uyardı. Ben farkında değilim tabi ailemde alışmışım, böyle büyümüşüm. Sonra aklıma geldi, biz lokantada yemek yerken herkes bize dönüp bakarlardı. Arkadaşımda uyarınca kafama dank etti. Sonra herkes beni kendi halime bıraktılar. Bir de anneannem beni bilir, o büyüttü zaten. Sağır kültürü hakkında her şeyi bilir. Yaşlandıkça işaret dilini unutmaya başladı. Bana önemli bir şey anlatırken ya da benimle konuşurken kısa kesmek için sürekli ‘anladım’ diyorum. Sonra sorar ‘anladın mı?’ diye. Eğer anlamadım dersem abartılı bir şekilde tekrar anlatmaya çalışıyor, bende uzatmasın diye kısa kesiyorum. Dayım da mesela bir şeylerle uğraşıyor ve benimle konuşuyor. Sonra ben ‘anladım’ deyince tuhaf bakıyor. Genelde yaptığım bir şey kulak asmamak. Eğer önemliyse konuştuklarını anlıyorum ama ağır bir şeyse ‘anladım’ deyip konuyu kapatıyorum.
-Anneannemde böyle şeyler çok yapar. Fark ettiğim kadarıyla sağırların çoğunluğunda böyle bir şey var. Şimdi son soruya geldik. Kendince komik olduğunu düşündüğün bir anıyı bizimle paylaşır mısın?
+Maltepe’ bir arkadaşımı ziyarete gittim. Playstation 4’te futbol maçı oynuyorduk. Kaybeden yemek ısmarlayacaktı. Çok komik bir anım bu bana göre. Oynamaya başladık ve sağır arkadaşım kaybetti. Yemek ısmarlayacağı için arkadaşımın morali bozuldu. İnternetten yemek siparişi verdik, motorla getirdiler sonra kapı ışığı yandı gittim kapıyı açtım. Yemeği getiren kişi konuşan biriydi. Her şeyi getirmiş. Evde ki herkes sağır olunca, konuşmalar hareketli, kurye bizi izlerken kafası karıştı ve sessiz olduğumuza baktı. Sonra kendi dilimizde kredi kartı yaptık ve beklemesini rica ettik. Kuryenin bir şeyden rahatsız olduğunu belliydi. Sonra kurye ödemeyi almadan kaçar gibi gitti. Arkadaşım kartı aldı gitti bir baktı kurye yok. Camdan motoruna binip gittiğini gördük. Sonra herhalde bir şey unuttu geri gelir diye düşündük. Gece oldu saatler geçti geri gelmedi. Bizimde kafamız karıştı sonra aklımıza geldi. İşaret dilinde kredi kartı; bir şeyi kesiyormuş gibi yapılıyor herhalde kurye bizim onu keseceğimizi sandı ve korkup kaçtı. Sonra zaten gülmekten koptuk. Bedava yemek yemiş olduk. Hesabı ödeyecek sağır arkadaşım kaybetti diye üzülürken yemek bedava geldi. Gülmekten kopmuştuk gerçekten.
-Benimle buluştuğun ve her şey için teşekkür ederim.
+Asıl ben bu röportaj için çok teşekkür ederim.
Ayça Aybuke KURT
-
Şehirleri Say
Anadolu Yakası Partner Arayışlarınıza KAAN ENGİN ile Son Verin. İstanbul gibi metropol ve dünyanın gözü önüne bulunan nadir şehirler arasına girmiş kentlerde eskort bayan talepleride artmaktadır. Özellikle evliliğinde sorunu olan ve/veya pandemi nedeniyle sıkıntı, stres içerisinde olan beyefendiler haftasonu yasaklarında eve kapanmış ve her geçen gün sosyallikten uzaklaşarak, asosyal bir hayat yaşamak zorunda bırakılmıştır. Kodumun çinlileri, bir virüsle tüm dünyayı esir altına aldı bile diyebiliriz. Hatta tam anlamıylada böyle oldu. Yaşamanın ve dışarıda gezmenin ( özgürlüğün ) ne denli önemli olduğunu ve eski yaşantımızın kalitesini anlamaya başladık. Böyle sıkıntılı dönemlerde insan psikolojileride yerle bir oluyor. İster istemez herkes etkileniyor ve toplum sağlığı da etkileniyor. Tam da böyle zamanlarda ataşehir escort bayanları ile gününüzü gün etmek ve yoğun stresli hayattan biran olsun kurtulup, Keyifli vakit geçirmek isteyen bireylerin başvurduğu KAAN ENGİN ‘in sitelerinde yerinizi hemen alın. İstanbul eskort piyasasına girmiş, Müşteri olarak bayan bulmuş veya Çalışmak için başvuran hemen hemen herkes KAAN beyi bir kez dahi olsa duymuştur. Escort İstanbul gibi aramalarda hep ilk sıralarda yer alan ve 15 yılını bu sektöre adamış kaan bey, Paralı görüşen bayan arayan beyefendileri koruduğu kadar Eskort modelleri de kollamaktadır. Özellikle anadolu yakası escort aramalarında hep ilk sıralarda yer almakta ve bütün camia ‘ya sahiptir. Örneğin, Bostancı escort arıyorsunuz ama herhangi bir yeriniz ( ev, rezidans daire veya ofis yok ) Bu durumda evi olan escort bayan arayabilir veya Otele gelen eskortlar ile görüşebilirsiniz. Bostancı ‘da eskort arıyorsanız, İlla bostancı escort yazarak değilde, Bostancı’ya yakın olan kadıköy escort gibi kelimelerle arama yaparakta beğendiğiniz bayan escortları bulabilirsiniz. İlçe dışına veya semt dışına çıkma gibi sorunlarınız yok ise anadolu yakası escort partnerleri bulmanızda bir hayli kolaydır. Cinsel sağlığına önem gösteren beyler, alımlı escort ve bakımlı escort bayanlara oldukça önem vermektedir. Birbirinden kaliteli ve sürekli olarak aralarında yarış içerisinde bulunan bayanlar, Erkeklerini memnun etmek için elinden geleni sonuna kadar yapmaktadır. Sizde kaliteli bir seks deneyimi yaşamak ve unutulmaz anlara müdahil olmak istiyorsanız, kurtköy escort bayanları tamda size göre diyebiliriz. Anadolu yakası ‘nın en cazibeli ve şehvetli paralı görüşen bayanlarından oluşan kurtköy bayanları işinin ehli ve profesyonel escort olarak tanımlanmaktadır. Sevgili tribi çekmek istemeyen, kaliteli anlar yaşamak isteyen bireyler seçimini eskort ‘lardan yana kullanmaktadır. Özellikle pandemi gibi dünyayı meşgul eden ve büyük bir sağlık sorununda, Evlerimize kapandığımız şu günlerde yapacak hiç bir sosyal aktivite yok iken tek sosyalleşmeyi eve attığımız kızlar veya otelde görüştüğümüz profesyonel hizmet veren paralı bayanlarla gerçekleştirebiliyoruz. Her bütçeye uygun model olduğu gibi, Saatlik görüşen escort bayanlar veya Gecelik görüşme gerçekleştiren bayanlarda mevcuttur. Hatta bir adım öteye giderek, Organizasyonlara eşlik eden escort ve Tatillerinize seve seve gelerek adeta karınız gibi yakın davranan bayanlarda mevcuttur. Her partner arayışına girdiğinizde, sizde fosforlu K ikonu bile siteleri belli olan KAAN ENGİN ‘in escort bayan sitelerine illaki denk gelmişsinizdir. Tamamiyle gerçek bayanlara yönelik ilanlarla ile dolu olan escort sitesinde, Dilediğiniz uyrukta, boy & kilo da hatta yaşta escort bulmanızda mümkün. Birbirinden kaliteli pendik escort arkadaşları ile kadıköy barlar sokağında 2 tek attıktan sonra, bostancı ‘da bulunan 4-5 yıldızlı otellerde konaklayabilir ve kendinizi ödüllendirebilirsiniz.
-
Evdeyim ve Yağmurun Gelmesini Bekliyordum…
Evi terk eden bir oğlu, tek oğul ve geride kalıp onu bekleyenler…
Özlemle beklenen bazen çıkar gelir, bazen umutları tüketir bu da bir çeşit cinayet değil midir?İzmir Katip Çelebi Üniversite Tiyatro Topluluğu, Jean-Luc Lagarce’in “Evdeyim ve Yağmurun Gelmesini Bekliyordum” oyununu İzmirli Tiyatro severler ile buluşturuyor.
Prömiyer Tarihi : 17 Aralık Pazartesi
Saat : 15:30
Yer : İzmir Katip Çelebi Üniversitesi Merkezi Konferans SalonuOkul dışından katılımlar için topluluğa instagram sayfasından ulaşabilirsiniz…
www.instagram.com/ikcutiyatro/

