Blog

  • Kavgamın güzelliğinde sevdim seni

    Kavgamın güzelliğinde sevdim seni

    Kavgamın güzelliğin’de sevdim seni

    Kavgamın güzelliğin’de sevdim seni

    Barikatların ardında direnmek gibi sevdim

    Onca omutsuzluğa direnmek gibi sevdim

    Mavi gökyüzünü birgün kızıl görebilmek

    Umudu ile sevdim …

    Pir Sultan Abdal demiş ki

    Bozuk düzende sağlam çark olmaz …

    Bir karanfil kızıllığında sevdim seni

    Şiirin ve türkünün onuru ile sevdim seni …

    Bora Doğan

    7/10/2018

  • Neydik Ne Olduk, Geldik, Gidiyoruz

    Anladım ki yaş ilerledikçe insan yâd ediyormuş geçmişi


    Büyükler hep ben gençken başlardı cümlelerine ama


    Ben pek de kâle almazdım. Şimdi anlıyorum neden cümlelere


    Ben gençken diyip geçmişi yâd edercesine serzenişlerini.


    Neredeydi o küçükkenki tek derdimizin dizimizdeki yara


    Kaybettiğimiz taso, kaybettiğimiz misket olduğu zamanlar


    Nerden bilebilirdik ki ileride manevi ve ruhsal acılarla


    Parçalanıp değişeceğimizi. Büyüdükçe her şey farklı


    Gelmeye başlıyor, insanlar değişiyor ve masumiyet


    Duygularını yitirmiş gözlerindeki nefret alevi parıldayan


    Yaratıklara dönüşüyorlardı. Günaydın, iyi akşamlar demekten


    Yerleri temizleyen çöpçüye kolay gelsin demekten acizleşmiştik.


    Anlamıyorum, anlam veremiyorum iyi ve kötünün savaşı bu


    Kötüler ve kötülük gittikçe kaplıyor bu dünyayı, kaplamaya da


    Devam ediyor yer yüzündeki ışığı sonsuza dek söndürecekmişcesine


    Biz iyiler yine de inanıyoruz dünyayı iyiliğin kurtaracağına,


    Az olsak da. Modern toplumdaki kötülerin dayatmalarından


    İyi olanlar da etkilenip kötü oldu ama inanıyorum az da olsa sayıları


    Bu dünyayı iyiler ve iyilik kurtaracak şimdi anlıyor musunuz beni


    Neydik, ne olduk? Geldik, gidiyoruz?

    Furkan Turna

  • Türkiye’de son 2 yılın Heavy Metal Albümleri

    Türkiye’de son 2 yılın Heavy Metal Albümleri

    Selam dostlar,
    2017 birçok açıdan bizler için sıkıntılı zamanlar olsada Türk Rock ve Heavy Metal’i açısından oldukça verimli bir yıl oldu, 2018 yılında’da bu anlamda mükemmel albümler, Ep’ler ve single’lar gerek digital platformlarda, gerekse raflarda yerlerini aldılar. Bende son 2 yılda en çok dinlediğim bu çalışmaları sizlerle kısa kısa yorumlar yaparak ta olsa paylaşmak istedim. Ülkemizde Metal gruplarımız gerçekten dünyaya meydan okuyacak cinsten çalışmalara imza atıyor. Ve bu türün hemen hemen her tarzında bir grubumuz bu yazımızda mevcuttur. Şimdi size bu albümler arasında seçtiğim albümleri paylaşmak istiyorum.

    Until the Truth Comes – Religion Money Politics
    Deathcore ve Metalcore tarzlarını harmanlayıp, ortaya inanılmaz bir albüm olan Religion Money Politics’i çıkaran Until the Truth Comes kuşkusuz 2017 yılının en iyi albümlerinden birine imza attılar ve metalseverlerin ilgisini çektiler.7 şarkılık albümü bu iki tarza hakim olanlar başta olmak üzere tüm herkese tavsiye ederiz.

    One More Page – Illusion of Duality
    Progresif ve Thrash Metal tarzlarını en iyi şekilde icra eden ve 2017 ye her aşamada damgalarını vuran İzmir’li grup One More Page bu yıl bu eşsiz albümlerinde yer alan Şaman Ayini isimli şarkılarıyla özellikle isimlerinden fazlasıyla söz ettirdiler, kesinlikle Illusion of Duality bu alanda çıtayı yükseğe koyan bir baş yapıttır benim için.

    Carnac – Times Undone
    Bir diğer etkili grubumuzda Carnac ve ilk albümleri Times Undone diyebilirim. Death Metal tarzında müzik yapan grup sert ve tokat gibi sounduyla ve albümde yer alan 9 şarkıyla sarsıcı bir işe imza atmıştı.

    Cenotaph – Perverse Dehumanized Dysfunctions
    Brutal Death metal’in yıkılmaz kalesi Cenotaph uzunca bir aradan sonra resmen Perverse Dehumanized Dysfunctions isimli albümüyle 2017’yi yıktı geçti, Dünya’nın birçok yerinde verdiği konserler ve elbette az sayıda’da olsa ülkemizde verdiği müthiş konserlerde cabası, işin kısası 2017 onların yılı oldu. Perverse Dehumanized Dysfunctions 2017 yılındanda öte bir baş yapıttır benim için.

    Engulfed – Engulfed In Obscurity
    Sarsıcı soundu ve güçlü besteleriyle Engulfed 2017 denince aklımıza ilk gelecek gruplardan , Engulfed In Obscurity isimli albümleri ise bu yıla Death metal kanadından gelen çok güçlü bir tokat oldu. Öyle dolu bir albüm ki, içindeki her şarkı sizide derinden sarsacak buna zerre şüphem yok

    Taşmektep -Kaos
    İstanbul’lu Thrash metal grubu Taşmektep Kaos isimli albümleriyle 2017 yılında adından ençok söz ettiren grupları arasında oldu ve grubun ilk albümü olma özelliğini taşıyan Kaos açık ara benim için çok özel bir yerde durmakta, albümde bulunan sekiz şarkıyı dinleyen herkes bana fazlasıyla hak verecektir.

    The Sarcophagus – Beyond This World’s Illusion
    En sevdiğim Black Metal gruplarından The Sarcophagus benim bu yıl içinde açık ara hayran olduğum ve dinlemekten kendimi biran olsun alamadığım eşsiz albümleri Beyond This World’s Illusion ile 2017 denince birçok seveninin aklına gelecektir. Bu albüm kanımca ülkemiz Black Metal Tarihinde’debu türün en iyi albümleri arasında yerini almıştır kanımca

    Dishearten-Portal Of Anatolia
    Ve işte yine bir başka efsane albüm, 2017 yılında dinlemeye doyamadığım Portal Of Anatolia Dishearten’in ilk albümü ve içinde bulunan her çalışma çok kıymetli ve yine Black Metal Tarihimizde kült değerinde bir çalışma olduğunu düşünüyorum bu baş yapıtın

    Crushem-OBS
    Progresif Death metal’in en genç gruplarından olan Crushem ilk çalışmaları OBS ile gayet iyi bir çıkış yakaladı ve beni 2017 de fazlasıyla etkilediler. 2018’de bu çıkışlarını sürdüreceklerine inancım tam

    Zifir – Kingdom Of Nothingness
    Ve işte Zifir, Black Metal denen bu tarzı en leş en saf ve en etkili en uğursuz haliyle icra eden grup, üçüncü albümleri Kingdom Of Nothingness ile karanlığın en etkili gücünü sizlere sapına kadar hissettiriyor, benim için yine en sevdiğim tarz olan Black Metal adına zirve olan albümlerden biride bu eşsiz albümdür.

    Yaşru – Ant Kadehi
    Folk ve Doom Metal’i harmanlayarak kendilerine has müzik tarzıyla gönülleri feth eden Yaşru yeni albümleri Ant Kadehi’ni 2017 ‘nin sonlarında yayınladı ve yine mükemmel bir albüme imza attı ve 2017 den aldığı başarıyı 2018 yılının bu ilk günlerindede sürdürüyorlar.

    Khepra- The Cosmologhy Divine
    Ve işte yine benim 2017 yılında en çok etkilendiğim albümlerinden biri olan İstanbul çıkışlı müthiş grup Khepra ve The Cosmologhy Divine isimli albümleri, senfonik partisyonlar, etnik öğeler death ve black metal’in dengeli uyumu derken birçok özelliğiyle 2017 yılının en özel albümlerindendi.

    Edgeflame-Beyond The Pale Carcass
    Thrash Metal tarzının en özel gruplarından Edgeflame ‘’ Beyond The Pale Carcass’’ isimli albümleriyle adeta 2017 ‘nin yıkım ekiplerinden biri oldu. Dehşet şarkıların yer aldığı albüm gerçekten tüm zamanların en iyi Thrash Metal albümleri arasında , hala dinlemeyen varsa mutlaka dinleyin derim yoksa çok şey kaçırırsınız ha..

    Furtherial – Through Struggle Part Two
    İstanbul’un hiç şüphesiz en iyi gruplarından olan Furtherial ilk albümü sonrası Through Struggle Part One ile yoluna devam etmiş ve sevenlerini gayet etkileyecek bir çalışmaya imza atmıştı. İlk çalışmanın devamı olan Through Struggle Part Two ise içinde barındırdığı 4 müthiş çalışma ile bu yıl beni derinden etkiledi. Şimdilik Sadece Digital Platformlarda dinleyebileceğiniz çalışmanın devamını da büyük bir heyecanla beklemekteyiz. Grubun tarzı için ise Progresif elementlerin yoğunca bulunduğu içinde ise yer yer thrash metal yer yer doom ve death metal etkilerinin de barındığı çok sağlam sentez bir tür diyebiliriz.


    Merhum – Twilight Heralds Our Return
    Evet ilginç bir isime sahip olan grubumuz melodik black metal tarzında yaptıkları ilk albümleri Twilight Heralds Our Return ile sağlam bir çıkış yakalayan ve kendi tarzı dahilinde oldukça iyi bir grup, 10 şarkılık albümlerinde karanlığın en sert melodilerinde melodik rüzgarların etkisini yoğunca hissedeceksiniz. Türün sevenleri mutlaka bir kulak versin Merhum’a

    Sarinvomit – Malignant Thermonuclear Supremacy
    Kadıköy’ün en tekinsiz ve en sert grubu olan Sarinvomit uzun zamandır heyecanla beklediğimiz albümleri Malignant Thermonuclear Supremacy ile net olarak 2018 yılına damgasını vurdu. Albümlerinde bu müziğin en etkili ve tavizsiz çalışmalarına imza attılar ve ben eminim bu türü sevenler, yıllar geçsede bu albümü asla unutamayacaklar, ki ben şahsen onlardan biri olacağım..


    Whirlpool- Dimensional Aevum
    Tek Kişilik bir proje olan Whirlpool , Koray Bakırkolu tarafından 2016 yılında kurulmuş Technical/Progressive Death Metal tarzında müzik yapan isimdir. İlk albüm Dimensional Aevum bu türün tüm özelliklerini A’dan Z’ye taşıyan ve komplike bir o kadarda eşsiz riffler sizi derinden etkileyecek. 6 şarkıdan oluşan bu çalışmaya dikkat…!


    Ulan – Under Radar
    Progresif Rock tarzında yaptıkları ikinci albümleri olan Under Radar ile farklı ve etkili müzikal yapısıyla bu yılın en etkili ve ruh dolu baş yapıtına imza atan Ulan ,12 şarkıdan oluşan bu çalışmayla adeta uçlarda gezinen ve sizi bulunduğunuz yerden alıp melankoli dalgalarına bırakıyor. 2017 yılında ençok etkilendiğim albümlerin içindeydi bu albüm ve net olarak bir baş yapıt


    Sabhankra- From The Frozen Mountains
    Sabhankra uzun süredir her çıkardığı albümle bizleri mest etmeyi başarmış yegane gruplardan hiç şüphesiz, son albümlerinde dahada karanlık ve soğuk melodilere imza atan grup, From The Frozen Mountains ile yine yaptı yapacağını ve sevenlerini kendine hayran bıraktı…Hala Sabhankra dinlemeyenler varsa şiddetle tavsiye ederiz.


    Desecrate- Schizophrenia
    İstanbul çıkışlı ve sevilen melodik death metal gruplarımızdan Desecrate, uzun süredir üzerinde çalıştıkları yeni albümleri Schizophrenia ile sevenlerini memnun etmeyi fazlasıyla başardı. 8 şarkıdan oluşan albüm hem Cd formatında, hemde digital platformlarda yayınlandı.


    Amras Numenesse – Venomous Twilight
    İzmir’in en sağlam metal müzisyenlerinden Amras Numenesse büyük emek verdiği yeni albümü Venomous Twilight ile özellikle Senfonik Black Metal severlerin ilgisini çekecek tarzda ve etkili bir müzik yapıyor. 14 şarkıdan oluşan çalışma digital olarak yayınlandı. Türün meraklılarına duyurulur.


    Diken- Hadeyan
    Ülkemizin en önemli Heavy Metal gruplarından Diken yeni albümü Hadeyan ile yine o bildiğimiz ve çok sevdiğimiz taş gibi diken şarkılarına imza attı ve büyük beğeni topladı. Ağır Metal’in ölmeyeceğini bu albümle birkez daha ortaya koyan grubun albümünde 16 kült çalışma yer almakta


    Sülfür Ensembe -II – Four Songs About Religions, Hard Rock, Binding And John Entwistle
    Stoner/ Doom Metal kendi deyimleriyle ise Doom’n’Roll’un çılgın ekibi Sülfür Ensemble ikinci çalışması olan II – Four Songs About Religions, Hard Rock, Binding And John Entwistle ile yine tamda onlardan beklenen kalitede bir çalışmaya imza attı. 4 Şarkıdan oluşan albüm önce digital platformlarda sevenlerine sunuldu, sonrada cd formatında yayınlandı.


    Sis-Karanlığın Fısıltıları
    Bizzat solisti ve kurucusu olduğum Tekirdağ çıkışlı Blackened /Progresif/Doom Metal grubu SİS İkinci albümü olan Karanlığın Fısıltıları ile karanlık ve melankolik bir çalışmaya imza attı. 8 şarkıdan oluşan albüm. Öncelikle digital platformlarda yayınlandı. Yakın zaman içinde albüm CD Formatında yayınlanacak.

    Ohol Yeg- Karanlık – We Despise the Crescent (Split)
    Ankara’nın soğuk ve buhranlı havasının iki karanlık yansıması olan Ohol Yeg ve karanlık Black Metal tarzında oldukça iddialı bir spilt çalışma ile bu yıl gerçekten oldukça iyi bir işe imza attı ve türün sevenleri tarafından ilgi ile karşılandılar.

  • Aysel, Sezen ve Onno ”Türk Popunun Tarihi Zirvesi”

    Aysel, Sezen ve Onno ”Türk Popunun Tarihi Zirvesi”

    Merhaba Dostlar,

    Türk Pop Müziği Özellikle 60’l ı ve 70’li yıllarda Aranjman ya da Hafif Batı Müziği olarak ülkemizde yerini almış ve o dönemin popstarları, genellikle yabancı şarkılara Türkçe söz yazılan eserleri yorumlayarak gündeme geliyorlardı, fakat 80 ‘li yıllarda Türk Pop Müziğinde çok özel birleşmeler ve yepyeni üretimler başlamıştı, Örneğin Kayahan ve Nilüfer , Fikret Şenes, Ajda Pekkan , Çiğdem Talu, Melih Kibar ve Erol Evgin gibi oluşumlar, bu müziğin altın çağını yaşamasına sebebiyet vermiştir, tüm bu özel isimlerin dışında bu birleşmelere göre çok daha özel bir yerde duran bir üçlü vardır ki, bu üçlü sadece birlikte çalıştıkları o yılları değil, o günlerden bugüne, yarattıkları eserler ile hala pop müziğimize ışık tutmaktadır. Aysel Gürel, Sezen Aksu ve Onno Tunç ‘tan bahsediyoruz elbette, şimdi gelin bu üçlü’nün birlikte hangi çalışmalara ve eserlere imza attıklarını ve Türk Müziğine nasıl damga Vurduklarını hep beraber inceleyelim.

    Aysel Gürel , Sezen Aksu, Onno Tunç

    İlk Olarak 70’lerde Kovaladıkça kaçan Ateş Böceği misin? İsimli çalışmasıyla tanınan ve aynı zamanda tiyatro adına da önemli çalışmalara imza atmış olan çılgın kadın Aysel Gürel (Aynı zamanda ünlü oyuncular Müjde Ar ve Mehtap Ar’ında Annesidir), bir gün tanıştığı ve Kaybolan Yıllar gibi bir esere imza atan Sezen Aksu ile çalışmaya başlar, Minik Serçe ve çılgın kadın birlikte gayet uyumlu çalışırken, Sezen Aksu’nun yolu delicesi aşık olacağı usta müzisyen Onno Tunç ile birleşir ve bu aşk hem Onno’ya Hem de Sezen’e öyle eserler yaptırır ki, resmen yaşadıkları bu çok özel aşkın her halini Sezen Aksu’nun 80’li yıllardaki her albümünde buram buram hissedersiniz. Sadece Aşkmı? Elbette hayır Onno Tunç Sezen Aksu’nun resmen bir dönem hocalığını yapmış, ve çok etkilendiği Ajda Pekkan’ın yorumuna benzeyen şarkı söyleyiş stilini değiştirmek için yoğunca çalışmıştır hatta Sezen Aksu bir röportajında ‘’Galiba ben bu Mesleği yapamayacağım diye düşündüğünü belirtmiştir’’ Ta ki birgün Sezen öyle bir seslendirmiştir ki şarkıyı o zaman da Onno ona işte artık sesini buldun demiş ve bu anlamda herşey Onno’nun istediği gibi olmuştur.
    Aysel Sözleri Yazar, Onno Tunç Besteler, Sezen Seslendirir..
    Evet dostlar, Aysel, Sezen ve Onno üçlüsü artık hazırdır ve bir arada mükemmel bir uyum yakalayarak çok özel eserlere imza atmaya başlarlar. Bu Çalışmalarda genellikle Aysel Gürel şarkı sözlerini yazar, Onno Tunç beste ve Aranjelere imza atar, Sezen Aksu’da müthiş bir şekilde yorumlar. Ama arada bu durum değişir elbette Bazen Aysel ile Sezen birlikte yazarlar, Onno Tunç besteler, bazense sadece Sezen yazar, onno besteler, bazen de sadece Sezen yazar ve besteler ,Onno Aranjesini yapar. Genellikle bu şekilde çalışırlar, elbette Atilla Özdemiroğlu’da onları yalnız bırakmaz..

    SADECE AŞK MI?
    Genel anlamda aşktır bu muhteşem üçlüyü besyen, ama bazen toplumsal konularda besler bu özel çalışmaları, örneğin 17 yaşında idam edilen Erdal Eren için yazılmıştır Son Bakış, Savaş Ay’ın çektiği o meşhur fotoğraf Aysel Gürel’i çok etkilemiştir. Üçüncü kızımsın dediği Sezen Aksu’da Güllerim Soldu’yu Gürel’e adamıştır. Aysel Tiyatroculuk zamanında yaşadığı bir olayı anlatmış Sezen’e ve serçemiz de bu konudan çok etkilenmiştir. Kısacası birbirlerinin yaşamları da çok etkilemiştir bu üçlüyü..

    SEN AĞLAMA
    Birgün Sezen Aksu Aysel Gürel’i ziyaret eder ve eve girdiğinde eline bir kağıt parçası geçer, hasret oldu ayrılık oldu diye başlayan, Aysel yazdığı bu şiiri beğenmemiştir, fakat Sezen çok etkilenmiştir.Hal böyle olunca bunu ister Aysel’den ve kendisi de birkaç cümle ekler ve Serçe’nin büyük aşkı OnnoTunç’ta muazzam bir beste yapar. Ortaya çıkan eser ‘’Sen Ağama’’dır. İşte bu muhteşem eserin hikayesi budur..
    80!li YILLARDAN 90’LARIN BAŞINA
    Aşkın her halini bizlere en derinden yaşatan bu üç özel insan, 80’lerden 90 lara birçok eseri kazandırmıştır müziğimize içlerinde hangi eserler yoktur ki, Sen Ağlama’dan, Ünzile’ye, Geri Dön’den, Sultan Süleyman’a, Hasret’ten, Haydi Gel Benimle Ol’a, Bırak Beni’den ve Sarşınım’a kadar nice özel esere( bu eserlerin bir çoğuna aşağıda yer vereceğiz.)

    GÜLÜMSE (1991)
    1991 Yılında yayınlanan ve Türk Pop Müziği denince akla gelen ve bu müziğin mihenk taşlarından olan Gülümse albümü, Aysel, Sezen ve Onno üçlüsünün son baş yapıtı olmuştur. Bu albümden sonra Sezen ile Onno’nun yolları ayrılmıştır ve ta ki 1995 yılında ki Işık Doğudan Yükselir isimli albüme kadar hiç çalışmamıştır Serçe ve Onno , Aysel Gürel ile de uzun bir ara vermişlerdir çalışmaya, Sezen Aksu farklı müzisyenlerle yolculuğuna devam ederken, Aysel Gürel ve Onno Tunç Pop’un yine çok önemli isimleri olan Nilüfer, Zerrin Özer ve Asya ile çalışmalarını sürdürmüş ve başarılı çalışmalarıyla yine önemli eserlere imza atmışlardır. Ama Sezen, Aysel ve Onno Pop Tarihimizde çok ayrı ve özel bir yerde durmaktadır her daim..

    AYSEL GÜREL , SEZEN AKSU ve ONNO TUNÇ İmzası Taşıyan En Önemli Eserler
    Ah Mazi, Bırak Beni, Bir Başka Aşk, Değer mi?, Hadi Bakalım, Haydi Gel Benimle Ol, Hoşgörü, Ne Kavgam Bitti Ne Sevdam, Sarışınım, Sen Ağlama, Geri Dön, Tükeneceğiz, Seni İstiyorum, Son Bakış, Yalnızca Sitem, 1945, Bir Başka Aşk, Bu Gece, Seni İstiyorum, İstanbul Hatırası, Beni Yak, Namus, Tutsak, Geçer, Gidiyorum,Şinanay,Gülümse

  • Yazma İhtiyacı Üzerine…

    Neden yazı yazma ihtiyacı hisseder insan biraz kafa yorayım istedim bu satırlara başlarken…

    Bir sürü sebebi olabilir yazı yazmak istemenin elbette, bana göre en temel sebeplerinden biri insanoğlunun bir iz bırakmak istemesidir dünyaya…

    Kendinden bir parça, gerek kendine gerek evrene dair herhangi bir duygu, bilgi paylaşımı içinde bulunarak ve bunu yazıya dökerek tarihe şerh düşer kişi ve yalnızlığından sıyrılmış olur bir nebze.

    Çünkü insan sosyal bir varlıktır ve tarihsel süreç içerisinde iletişim halinde bulunmak en temel ihtiyaçlarından birisidir. Beden dili, sözlü iletişim ve nihayetinde yazılı iletişim dahil olur hayatına…

    Çok şeye şahit oluruz hayatın içerisinde ayrı bireyler olarak hepsi birbirinden farklı deneyimler gibi görünen, dikkatle ve derinlikli incelediğinde genelinde benzerlikler gösteren bir sürü yaşam hikayesi…

    Bir yazarın, bir doktorun, bir temizlik görevlisinin, bir kedinin, bir çiçeğin yaşam hikâyeleri…

    İnsanın şansı ise kendini ifade etme yeteneği açısından daha donanımlı bir varlık olmasıdır. Yaşamın ruhunda oluşturduğu tezahürleri paylaşmak için çeşitli yollar icat etmiştir böylelikle ve yazıya sığınmak en güzel olanlarından biridir belki de…

    Çünkü söz uçar yazı kalır en nihayetinde.”Ben yaşadım !” der birey yazıya dökerek olan biten her ne ise hayatta ve ruhunda, okunsun ve anlaşılsın ister satırları varlığında ve yokluğunda…

    Asıl soru işareti şurada başlar benim için; okuyucuya bu aktarılan deneyim ne kadar netlikle ulaşabilir? Kalemi tutan el, mürekkebi gören gözle ne derece hemhâl olabilir…

    The Prophet

  • USTA

    Fırça kimin elinde, kim renklendiriyor hayatı. Kim karalıyor yüzleri, gözleri ve beyinleri. Fırça izleri belli oluyor usta, çek fırçanı benliğimden. Yaşam tualime dokunma, renk katma.

    Hayatımı karıştırma paletinde benden yeşil olmaz, benden mavi olmaz usta. Bırak beni karıştırma takma boynuma gökkuşağını. Toz pembe boyama yaşamı, karalarda sürme.

    Karalama insanları bir kalemde. Ellerin boyanmış usta, bunlar senin izlerin. Bak gözlerime masmavi bakıyor gökyüzüne, bak ellerime kıpkırmızı kanıyor yüreğim ellerimde.

    Yollarımı boyama, çizme sınırlarımı. Denizler mavi derler usta, ama ele alınca kalmaz mavi. Renkten renge girme usta, bir elinde palet, bir elinde fırça.

    Tualin benim yaşamım, oynama usta renklerimle, değiştirme.

    Çek fırçanı usta, öyle bir çek ki ikiye böl beni.
    Bir yanım gülerken, diğer yanım ağlasın usta…

    Okan ÜNLÜBURSA
    06.05.2001

  • SENDEN KALAN

    Bak görüyor musun? Ay ışığı nasıl saplanıyor tarlalara. Sence başakları sarartan, o tenini yakan güneş mi yoksa dudaklarında ki susuzluk mu…

    Hayır hiçbiri değil, ay ışığı sarartır başakları, gecenin karanlığını delerek iner başakların üzerine ve yakar…

    Saçlarını dağıtan rüzgarı hissediyor musun? Hayır inanma, o rüzgar masum değil, o rüzgar denizleri dalgalandıran, bulutlarla oynaşan rüzgar ve o rüzgar en son senin o sarı saçlarını dağıtan rüzgar.

    Sevinme, ağlama ve üzülme. bir tek çaren var o da buralardan gitmek. Evet evet gitmek, uzaklara, dağlar ardına.

    Ne rüzgar, ne deniz, ne de başaklar. Hiçbiri olmasın gideceğin yerde. Sadece sen ol. Birde o ölümsüz aşkın olsun yanında.

    Geride senden kalan bir tek sevgin olsun…

    Okan ÜNLÜBURSA
    03.06.2001 / Çorlu

  • Toprak Elif Ergin ve B. Gökay Küpeli’den Siber Kırılma

    Toprak Elif Ergin ve B. Gökay Küpeli’den Siber Kırılma

    Siber Kırılma -The Cyber W Project- Hacker El Kitabı

    Aynı zamanda yazarlarımızdan olan Elif Toprak Ergin ve B. Gökay Küpeli  6:45 yayınlarından yeni kitaplarını çıkardı.

    Kitap ile ilgili yaptıkları açıklama ise şu yönde:

    “Bu kitap, simülasyon ve gerçeklik arasında bir hack günlüğü, bir siber endişedir. Kitap; trojan virüsüdür. Kitapta anlatılan bilgiler; uyanışı, Matrix’ten Zion’a giden yolu temsil eder. İnternetin oluşumundan yaramaz çocuklara, siber savaşçılara, kısaca dünyanın kilit noktasına değinmektedir.

    Kitap birden fazla teoriyi, düşünceyi benimser, bir düşünceye sabit kalmaz. Kitap açık kaynak yazılımlıdır, herkes bir şey ekleyebilir.

    Unutmadan; bilgiyi elinde tutmak güç değil, korkaklıktır.

    Asıl güç, bilgiyi paylaşmaktır.

    Bülten

  • Çerezlist…

    Selam çerez severler.

    Kendimce dinlemekten çok zevk aldığım ve bizleri bugünlere getiren babalardan oluşan kısa bir liste.
    Çerezlerinizi ısıtın, biralarınızı soğutun, müzik çalarınızın sesini açabildiğiniz kadar acın. Ulaşabileceğiniz maksimum ses seviyesi zaten üst yada alt kat komşunuz tarafından size bir süre sonra “tak-tak-tak” desibel ölçeri ile bildirilecektir.

    Keyifli dinlemeler…

    Progressive Rock:

    1. King Crimson: The Court of the Crimson King
    2. Yes: Close to the Edge
    3. Jethro Tull: Thick as a Brick
    4. Led Zeppelin: Kashmir
    5. Rush: 2112
    6. Yes: And You and I
    7. Pink Floyd: Dogs
    8. Tool: Vicarious

    Proressive Metal:

    1. Opeth: Black Rose İmmortal
    2. Death: Empty Words
    3. Queensryche: Eyes of a Stranger
    4. Blind Guardian: The Throne
    5. Mastodon: The Czar
    6. Gojira: Oroborus
    7. Nevermore: This Godless Endeavor
    8. Opeth: Harlequin Forest

    Heavy/Thrash/British:

    1. Black Sabbath: Black Sabbath
    2. Iron Maiden: Rime Of The Ancient Mariner
    3. Megadeth: Holy Wars
    4. Dio: We Rock
    5. Slayer: Hell Awaits
    6. Motörhead: Kill by Death
    7. Metallica: Disposable heroes
    8. Anthrax: Blood Eagle Wings
    9. Accept: Shadow Soldiers
    10. Heaven & Hell: Fear
    11. Black Sabbath: Sabbath Blody Sabbath
    12. Diamond Head: Am I Evil?
    13. Kreator: Pleasure To Kill
    14. Bruce Dickinson: Laughing In The Hiding Bush
    15. Judas Priest: Devil’s Child
  • Rastlantının Büyüsü ve Dada

    Rastlantının Büyüsü ve Dada

    Mantığın yol açtığı yıkımın altında ezilen Avrupa’da, memleketlerinden başka topraklara savrulan sanatçıların oluşturduğu bir itiraz hareketi…

    En güçlü yaratıcı, en büyük sırrın kılavuzluğun bir yaratma edimi… Jean Arp

    İsviçre’nin başkenti Zürih’te,Cabaret Voltaire, 1916’da Hugo Ball tarafından açıldı. O tarihte, Birinci Dünya Savaşı’nın baskılarından kaçan muhaliflerin toplandığı kentte açılan bu kafe, kısa zamanda sanatçıları bir araya topladı. Hayattan uzak sanat anlayışını eleştiriyorlardı, politikacıları, din adamlarını ve toplumun tümünü… İdeallerin ve dogmaların çürüttüğü dünyada saçma şeyler yapmak istiyorlardı. Aklın sebep olduğu çılgınlığa daha çılgınca bir ses yükseltmek… Ve DADA doğdu.

    Ben Cabaret Voltaire’i kurduğumda , İsviçre’de benim gibi bağımsızlığının tadını çıkartmakla kalmayıp onu kanıtlamaya da çalışmak isteyen birkaç gencin olduğuna inanıyordum[…] Fransa’daki, İtalya’daki ve Rusya’daki arkadaşlarımızın yardımıyla o küçük dergiyi yayımladık. Savaşın ve yurtların ötesinde, başka ülküler ardındaki bağımsız insanların olduğunu da anımsatmayı amaçlayan bu kabarenin etkinlik alanını belirlemesi gerekiyor derginin. Burada toplanan sanatçıların isteği uluslararası bir dergi çıkartmak. (Hugo Ball)

    Cabaret Voltaire’de etkinlikler süre dursun, Waag locası toplanması(Nisan 1916) ve Dada adlı galeri (Mart 1917) açılışından sonra, hareketin öncüleri Tristan Tzara, Jean Arp, Sophie Taeuber, Hans Richter, Marcel Janco Temmuz 1917’de Dada dergisinin ilk sayısını çıkarmaları büyük ses getirdi ve bir şey çok dikkat çekti:

    Rastlantı Kanunu.

    Ben ve eşim (Sophie Taeuber)yapıştırma yoluyla geometrik resimler yapıyorduk ve ciddi kompozisyonlar oluşturuyorduk. İşimizin netliğini hiçbir leke, yırtık bozmuyordu. Kendi biçimciliğimizi yansıtmamak için makas bile kullanmıyorduk. Saf gerçekliğin peşindeydik.Yaptığımız şey Sessizlik Sanatı, dış dünyanı karmaşasında iç huzura, iç gerçekliğe dönüştü. Otomatik bir şekilde, sadece ellerimin git gellerinde parçaları yapıştırıyordum. Eserlerimiz dünyayı daha güzel bir yer yapabilirdi.Buna Rastlantı Kanunu diyordum. (Jean Arp)

    Weimar Sanat Okulunda eğitimini tamamlayan Arp, annesi Fransız, babası Alman olması sebebiyle her iki ülkede de baskılara maruz kaldı. 1915 yılında Zürih’e geldi ve karşılaştığı bu sanat ortamında kendini gerçekleştirmeye başladı, daha önce kafasında olan yenilik arayışının peşinden gitti. Hayatı bilinen şekliyle, birebir aktarmak yerine, anlam katmak istiyordu. Onun yaratıcı edimi buradan geliyordu. Tanrı diye bahsedilen şey belki de bu tesadüfi yığılmaların bir araya gelmesiydi. İlk soyut eserlerini burada verdi. S.Taeuber’le yaptıkları denemeleri ”ruhsal bir arınma” görüyorlardı. Kağıt ve kumaş parçalarını bir araya getirerek saf resmi Discount Casino keşfettiler. Eserlerini “bencilliğin reddi” olarak adlandırdı.

    Plansız eserler,

    Tasarlanmamış yapıtlar…

    Malzemeleri sadece eline geldiği şekilde bütünleştiriyordu.

     Bu kanun neredeyse DADA hareketine bütün yönleriyle nüfus etti ve özellikle Tristan Tzara’nın eserlerini çok etkiledi.

     

    DADAİST BİR ŞİİR YAZMAK İÇİN

    Bir gazete alın

    Makas alın

    Bu gazetede şiirinize vermeyi tasarladığınız

    Uzunluğa sahip olan bir makale seçin.

    Makaleyi eşit parçalar halinde kesin.

    Daha sonra bu makaleyi meydana getiren kelimeleri özenle kesin

    Ve bir torbaya koyun.

    Yavaşça karıştırın

    Daha sonra her kupürü peş peşe

    Torbadan sırayla çekin.

    Olduğu gibi yazın

    Şiir size benzeyecektir.

    İşte siz “çekici bir duygusallığı olan-her ne kadar halk tarafından anlaşılmaz

    İse de- son derece değişik bir yazarsınızdır.”

    Tristan Tzara

    Dada’nın çağrısı gittiği her yerde yankısını bulmaya başladı. Yayınlanan manifestolar, sergiler, seyircilerin oyuna dâhil edildiği tiyatrolarla etkisi katlanarak büyüyordu. Yapısı gereği bir bağlılık, aidiyet ülküsü yoktu. Dada “Ben de Dadayım” diyen herkesti. Kitleselleşen hareket bu serbestlik zemininde (özellikle Hugo Ball’ın kopuşundan sonra) tartışmalar,gruplaşmalar ve ayrılıkları da beraberinde getirdi. Arp ise bu cadı kazanında sanatına odaklandı, hareket her ne kadar alaycı, şamatacı olsa da o üretimine ciddi yaklaşıyordu. Her görüşe mesafeli ama destekleyiciydi.

    Arp’ın büyüklüğü sanata odaklanmasındadır. Tutkuları, heyecanları ve düşünceleri sadece bir anlam taşıyordu, sanat anlamı. Bu sebeple Dadaist çevrede en ünlü ressam oldu.O sanatı değiştirmek istiyordu. Sanat değişirse hayatta değişirdi.(Huelsenbeck)

    Gerçekten de Arp için sanatının ayrı bir önemi vardı.  Şiir yazıyor olmasına rağmen kabare toplanmalarında kendi yazısını öne çıkarmaktan oldukça çekinirdi, yazılarını bastırmaya yanaşmazdı. Buna karşın sadece Dada sergilerinde değil, herhangi bir avangart sergide bile yer almayı önemsiyordu.

    Tzara 1920 yılında Breton ve Picabia’nın çağrısıyla Paris’e, Dada hareketini örgütlemeye gitti. Aynı yıl politik hareketliliği olan, özellikle faaliyetleriyle oldukça ses getiren Berlin Dadalarından etkilenen Köln İlericileriyle Köln Dada grubunu kurmaya gitti. Max Ernst ve Theodor Baargeld’in başını çektiği hareketkısa zamanda değişik çevrelerden sanatçıları bir araya topladı. Berlin Dadalarıyla her ne kadar aralarına mesafe koysalar da Berlin’deki Uluslararası Dada Festivalinde yer aldılar. Nisan 1920 yılında, Uygulamalı Sanatlar Müzesi giriş salonunda gerçekleştirecekleri gösterinin engellemelerle karşılaşmaması için Centrale W/3 adıyla düzenlediler ama sergi müdürü eserlerin uygunsuz olduğu düşüncesiyle kaldırdı. Buna tepki olarak bir sokak sergisi açtılar ama müstehcenlik gerekçesiyle polis tarafından basıldı.Bu olay sonrasında Arp önce Berlin’e, oradan da Paris’e gitti. Aynı dönemde Schwitters’in Dada’nın kopyası olarak eleştirilen Merz hareketiyle devam etti ve dergiye yazılar yazdı.

    “Kelimelerin benim gözümde her zaman yeniliği vardır. İçlerinde barındırdıkları sırları… Plastik küplere benzeler ve ben bir çocuk gibi onlarla oynarım. Anlamlarına bakmadan onlara yeni şekiller veriyorum.” (Jean Arp)

    Savaş yıllarının geçmesi, Dada hareketinin de sönümlenmesine sebep oldu ve zamanla bu sanat birikimi Sürrealizme evrildi. Bu dönemde sanatına devam eden Arp; Breton, Eluard’ın açtıkları ve aralarında Giorgio deChirico, Max Ernst, Paul Klee, Man Ray, André Masson, Joan Miro, Pablo Picasso’nun bulunduğu ilk sürrealist grup sergisine katıldı. Ölünceye kadar (1966) gerekresimlerinde, heykellerinde gerekse yazılarında Rastlantı Kanundan ve Sürrealizmden ayrılmadı.