Blog

  • 76. Altın Küre ( Golden Globe ) Ödüllerini Kazanlar Belli Oldu…

    76. Altın Küre ( Golden Globe ) Ödüllerini Kazanlar Belli Oldu…

    Oscar’ın habercisi olan Altın Küre Ödülleri ( Golden Globe ) yeni sahiplerine kavuştu.

    Sinema kategorisinde, Bohemian Rhapsody En İyi Film – Drama ve Green Book ( Yeşil Rehber ) En İyi Film – Müzikal/Komedi kategorilerinde ödül alarak, Oscar öncesi geceye damgalarını vurdular.
    Televizyon kategorisinde ise The Americans En İyi Dizi – Drama, The Kominsky Method ise En İyi Dizi – Müzikal/Komedi kategorilerinde ödülün sahibi oldular.

    Green Book ( Yeşil Rehber ) En İyi Film – Müzikal/Komedi, En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu ve En İyi Senaryo kategorilerinde üç ödül olarak gecenin en çok ödül olan yapımı oldu.

    Gecede Altın Küre ( Golden Globe ) kazananlara bir göz atalım…

    En İyi Film – Drama : Bohemian Rhapsody

    En İyi Film – Müzikal/Komedi : Green Book ( Yeşil Rehber )

    En İyi Animasyon : Spider-Man : Into The Spider-Verse ( Örümcek Adam : Örümcek Evreninde )

    En İyi Yabancı Film : Roma

    En İyi Erkek Oyuncu – Drama : Rami Malek ( Bohemian Rhapsody )
     

    En İyi Kadın Oyuncu – Drama : Glenn Close ( The Wife )
     

    En İyi Erkek Oyuncu – Müzikal/Komedi : Christian Bale ( Vice )
     

    En İyi Kadın Oyuncu – Müzikal/Komedi : Olivia Colman ( The Favourite / Sarayın Gözdesi )
     

    En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu : Mahershala Ali ( Green Book / Yeşil Rehber )
     

    En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu : Regina King ( If Beak Street Could Talk / Sokağın Dili Olsa )
     

    En İyi Film Müziği : Justin Hurwitz ( First Man / Ay’da İlk İnsan )
     

    En İyi Özgün Şarkı : Shallow – Lady Gaga / Mark Ronson ( A Star Is Born / Bir Yıldız Doğuyor )

    En İyi Senaryo : Green Book ( Yeşil Rehber )

    En İyi Yönetmen : Alfonso Cuaron / Roma
     

    En İyi Dizi – Drama : The Americans

    En İyi Dizi – Müzikal/Komedi : The Kominsky Method

    En İyi Mini Dizi/Film : The Assassination Of Gianni Versace : American Crime Story

    En İyi Erkek Oyuncu Dizi – Drama : Richard Madden ( Bodyguard )
     

    En İyi Kadın Oyuncu Dizi – Drama : Sandra Oh ( Killing Eve )
     

    En İyi Erkek Oyuncu Dizi – Müzikal/Komedi : Michael Douglas ( The Kominsky Method )
     

    En İyi Kadın Oyuncu Dizi – Müzikal/Komedi : Rachel Brosnahan ( The Marvellous Mrs. Maisel )
     

    En İyi Erkek Oyuncu Mini Dizi/Film : Darren Criss ( The Assassination Of Gianni Versace : American Crime Story )
     

    En İyi Kadın Oyuncu Mini Dizi/Film : Patricia Arquette ( Escape At Dannemora )
     

    En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu Mini Dizi/Film : Ben Whishaw ( A Very English Scandal )
     

    En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu Mini Dizi/Film : Patricia Clarkson ( Sharp Objects )
     

     

  • Death/Thrash Müziğin Vazgeçilmez Gruplarından False in Truth ile Çok Özel…

    Death/Thrash Müziğin Vazgeçilmez Gruplarından False in Truth ile Çok Özel…

    Merhaba. Öncelikle sizi daha yakından tanımak isteyen okurlarımız için kendinizden bahsedebilir misiniz? Kaç yılında, nerede kuruldunuz?

    1994 yılında grubun temelleri İstanbul’da İTÜ’de atıldı. Bugüne kadar müzikten hiç kopmadık. Bazen ara vermek zorunda kaldık ama hep müzikle kaldık.

    Gruptaki görevleriniz hakkında da bilgi verebilir misiniz?

    Grup’da Toygar Naiboğlu vokal, Alper Tabakçılar ve Toygun Naiboğlu Gitarlarda, Dinçer Tuğmaner bass ve son olarak Fatih Kanık Davul’da yer almaktadır.

    Yapmış olduğunuz müziği belli bir kategori altına sokmak gerekirse, siz kendinizi nasıl tanımlıyorsunuz?

    Death/Thrash diyebiliriz. Arada  eğri’nin diğer türlere de değdiği oluyor. Başka şeyleri denemek hoşumuza gidiyor. Esas çizgimiz Death/thrash demek en doğrusu olacaktır.

    Şarkı sözlerinizi yazarken, bestelerinizi yaparken daha çok nelerden etkileniyor, şarkılarınızda nelerden söz ediyorsunuz?

    Sosyal içerikli parçalarımızın yanında fantastik/ bilim kurgu içerikli parçalarda var. Şarkı sözü yazma konusunda eskiye göre daha rahatız. Mesaj verelim, çizgimiz bu olmalı gibi dertlerimiz yok.

    Müziğinizi yaparken etkilendiğiniz sanatçılar, gruplar var mı?

    Ağırlıklı 80 ve 90’lar Death/Thrash gruplarından etkilendik. Bunun yanında farklı şeyler dinleyip kendimizi zenginleştirmeye de çalışıyoruz. Metalcore hariç. Onu dinleyeni kapıdan sokmayız 🙂

    İlk albümünüz Denial of Facts’in ardından diğer albümünüz Back to War için sizi sevenler oldukça beklemek durumunda kalmıştı, bu uzun ara sizin tercihiniz miydi yoksa müzik piyasasında yaşanan sıkıntılar mı etkiliydi?

    Biz ilk albümümüzü de 13 sene sonra yapmıştık. Daha çok sahne grubuyduk ve bundan memnunduk. O zamanlar konserler hep dolar ve deli gibi eğlenirdik. Tabiki albüm yapmak zorundasınız. Bazen ekonomi, bazen hayat size engeller çıkartır. Üstesinden gelmek, bir şeyleri yoluna koymak bazen zaman alıyor.
    Artık dünyada herhangi bir plak veya organizasyon şirketine bağlı olmayan gruplar için daha çok imkan var. Bizde bu dönem grup tarihimizde olmadığımız kadar aktif ve tanıtama önem veren bir durumdayız. Olgunluk dönemimizi yaşıyoruz ve bunu iyi değerlendirmek istiyoruz.

    Peki, müzik piyasasının şu anki durumu hakkında neler düşünüyorsunuz? Sizce metal müzik gerçekten hak ettiği durumda mı ve siz ne gibi zorluklar yaşıyorsunuz bu piyasa içerisinde?

    2018 senesindeki kriz bir süre yabancı grupların ülkemize gelişinin önünü kesti. Türk gruplara bir fırsat oldu. Bir çok grubun kendini bu dönemde gösterdiğini ve konserler düzenlendiğini gördük. İnsanlarda ülkenin durumundan bunaldı, bu krize rağmen izleyicinin daha paylaşımcı olmaya yöneldiğini gözlemliyoruz. Umarız böyle devam eder. Bu grupları aktif hale getiren ortam hepimiz için iyi. Bizleri daha iyi işler yapmak adına geliştiriyor.

    Yeni yıla girmeden hemen önce hayranlarınıza bir sürpriz yaparak Thrashsaur’a güzel bir klip çektiniz. Şu ana kadar kliple ilgili aldığınız tepkiler nasıl?

    Henüz çok yeni olmasına rağmen ilgiden memnunuz. Geç kalınmış hep aklımızda olan bir klipti. Gerçekleştirmiş olmaktan memnunuz. Umarım izleyiciler zevk almıştır biz çekerken çok eğlendik.

    Yeni yılda başka klip ya da albüm sürpriziniz olacak mı bizlere?

    Hayat bize yeni süprizler yaşatmazsa bizimde sizlere sürprizlerimiz olacak. Takipte kalın, sosyal medyadan bize ulaşabilirsiniz.

    30 Aralık’ta gerçekleştirilen konserde grubunuzun tişörtlerinin de satışa çıktığını biliyoruz. Sizi sevenler nereden ulaşabilir tişörtlere?

    T-shirtlerimiz Kadıköy Hammer müzik de satışa çıktı. Ulaşamayacaklar için online olarak da satış yapıyorlar.

    2019 için konser programınız belli mi? Özellikle İstanbul dışında yaşayan hayranlarınız için söyleyebileceğiniz bir program var mı?

    Görüştüğümüz, planladığımız, katılmak istediğimiz organizasyonlar var. Şartlar olgunlaştıkça dinleyicilerimize duyurularını yapacağız. Gene önemle belirtmek isteriz ki instagram, facebook vb, mecralardan bize ulaşabilir, gelişmelerden haberdar olabilirsiniz.

    Son olarak sizin söylemek, eklemek istedikleriniz var mı?

    Çerezzine ailesine çok teşekkür ederiz. Yeni oluşumunuzu gönülden destekliyoruz, sizleri Çerezzine ailesi olarak konserlere bekliyoruz. Trakya tarafında çok ciddi bir potansiyel var. Oradaki arkadaşlarımız buralara gelmekte zorlanabiliyor. Belki de oluşumunuz ilerde Trakya tarafında konserler, festivaller düzenler biz de gelmekten ,sizlerle olmaktan mutluluk duyarız. 2019 ‘un herkes için güzel bir yıl olmasını diliyoruz.

    Bizler de Çerezzine ailesi olarak sizlere çok teşekkür ederiz.

  • Cank Notları

     

    Tüm bunlar “Cank Notları” adı altında tuttuğum günlükten, zihnimin sonsuz ve engebeli arazilerinden çıkıp gelen zehirli sözcüklerden arda kalanlardır. Tiksinç ve sikici şiirimin çıkış noktası, kadının sesinden alınmış manzaralar, dünyanın sonundaki tiz kadın çığlığı ve Haplanmış Gözler’e dair her şey…
    Kaşığın karanlık tarafındaki adama, o ulu ruhlu yazar William Seward Burroughs’a sevgilerle.

     “Her şey rutine bağladı ve hisler konseyi boku yedi. Çok az insan ne sike yaradığının farkında. Doktor yazısında heceleme yarışmasından ibaret hayat, mutfak dolabındaki kırbaç da onaylıyor bunu. Aşıklar için sokağa çıkma yasağı, ortamcı miyoplar fink atıyor orada burada. Orada burada…
    Tiksintinin üçüncü dalgası bu; Aptalca konuşan bir karı ne bok yediğimi anlamadığını söylüyor. En çok da bu rahatlatıyor, çünkü artık anlamasını beklemiyorum. Artık beklemediğin zaman bitiyor.”

    Günlüğün I. Bölümü

    Üniversite öğrencilerinin yazılarla kirlettiği eğimli bir duvara saklandık. “O kaltak-o karı polisi üç boyutlu bir hale getirdi.” Dedi. Fötr şapkası sigarasının ıslanmasını engelliyordu. Sanki tüm doğası yapmak üzere olduğumuz işe göreydi. Tuhaf bir dürtü yansıyordu yüzüme, biliyordum. Ne olursa olsun kusmamamı söyledi. Ne olursa olsun kusmamalıydım, deniyordum.
    “Kuzgun da burada olmalıydı!” dedim.
    “Kim?” diye sordu, aslında hiç önemsemedi bunu, yüzüme bile bakmadı.
    “Nasıl bir dünyada yaşadığını hiç bilmiyor!” dedim.
    “Kimse bilmiyor!” dedi.
    Endişeli miydi ki? Ah, renkli şurup kavanozları!

    Tehlikeli bir işleyişi var bu düzenin. Dağınık imgelerden ibaret yarım yamalak bir şiir anımsıyorum. Bir papazın tersine; maneviyattan arınmaya soyunan bir dalkavuk gibi, hisseden biri olmak istemiyorum.

    “Apomorfin, kutsal asılma törenleri ve ölü denizaltıları… Kışın keşleri kamufle ettiği bir nezle durumu ve toplasan tavuk kanı yakutlar satın alabileceğimiz boşa harcanan zaman. Cank peşinde koşan yazarların esrarlı varyasyonu ve -haberdar olsalar dahi- birbirlerini bulma arayışında olmayışları.
     Paslı bok insanlarındaki kimyasal bahçeler; bedeni belirleyen ‘sen’ sözcüğünden çık, gevşe biraz.”

    Mutfakta, yerde uyandım. O tatsız kuruluk yine ağzımın içinde, baş ağrıları katlanması güç bir seviyede. Burnumu çekerek ayaklandım ve tabureye oturdum. Düne dair pek az şey hatırlasam da ayılma durumunu sevmiyordum. Balkon kapısını aralayıp soğuk havayı içeriye davet ettim.
    Yalnız yapamıyordum ve hayallerimdeki gibi sarhoş bir yazara dönüşüyordum.

    “Etleri hastalıklı pis resimler! Serpinti yok, tipik görüntüler sızıyor. Hastalık kokusu var odada, konuşan bulantının bir adı var. Yoldan geçenleri demir kıskaçla yakalayıp aşağı çekiyor.
     Ritmin içinde bir şeytan, penisiyle karıştırıp girdap yarattığı fincan okyanusunda ve tadının yüzeyi çoktan terk ettiği üç günlük sakız telaşında yakalıyor beni. Etin ve kemiğin ayrılmak için başvurduğu istiklal mahkemelerinde suçlu bulunan kalp sızısı oluyor. Bu yüzden, bir balyoz ile devir beni; sessizliğin daha yıkıcı.
    Oysa ki duvarı yumruklamak ile yumruklamamak arasında kararsız kalmış bir üst komşu gibi, hissel bir tarifin öngörüsü sızılar ve kramp davetiyeleri var sırada. Hepsini bir kitap ile bastırdım bugün. Peki ya yarın?”

    “Bu şizofren tavırların beni çok tahrik ediyor!” dedi.
    “Çalışıyorum!” dedim.
    Yerli yersiz dokunmaya başladı vücuduma, boynuma öpücükler kondururken eğilip elini kasıklarımda gezdirdi.
    “Çalışıyorum, Aslı!” dedim.
    “Biliyorum” dedi, “Sınavlar bitti. Yarın Ankara’ya dönüyorum.”
    Bunu söylerken yaptığı şeyden de vazgeçmiyordu; gözlüklerimi çıkardı, çenesini omzuma dayadı ve elini eşofmanımdan içeri daldırdı.
    “Öğlen bir arabası, Kamilkoç.”
    “Peki.”

    “Sevişirken, bacaklarıyla bacaklarımı kıskaca alan ve bu sayede boşalmamı engelleyen bir kadın vardı. Hatırlayamıyorum… Hangisiydi o? Ne zaman domates çorbası çekse canım, o gelir aklıma.”

    Korku, korku ama ısrar! Ritimle bir olup yüzümü okşayan rüzgar, bir kalp çarpıntısı, elimden kayıp düşen anahtarlık, dalgalı saçların…  İyi değilim!
    Hiçbir şey yapmıyor oluşun öldürüyor beni, çaktırmadan soluyorum. Yazmaktan ötürü parmaklarım acıyor, inatla kullanmıyorum klavyeyi, inatla dinlemiyorum müziklerini. İyi değilim!

     “Arındım bir sürtüğün kederini çekerek nefesime. Tilkiyi taşaklarından vurdum ve bıraktım olduğu yerde. Bıraktım olduğum yerde, sırtımda ne kadar yük varsa. Bıraktım, tam da beni bırakıp gittiğin yerde.
     Yıkandım bir bakirenin gözyaşlarıyla, tıkandı burun deliklerim. Kemiklerimde sızısını hissettiğim o tüysüz açlık, o çirkin düşler treni… Bir ahbabın düşüşü, köşedeki kerhanenin Kırgız orospularıyla dolup taşması, sade bizi gören polis ve kafasına göre adam bıçaklayan çingene çocuklar… ÜSTÜME GELME BENİM!”

    Uykusunda boğdum kelebeği, umuduydum çünkü… Kafasının içinde dolanıp duran intihar fikrinin mimarıydım. Huzurlu bir ölüm aradım, ölümden bıkmış usanmış olan kadının kollarında. Kadının kollarında bir coğrafyada; aşkın coğrafyasında.

     “Bir yağmur telaşı çarşafta; Topçu birliğinin düşman uçaklarını hedef alarak havayı parçalaması gibi belirli aralıkla fırlatılan çifte seks dölleri. Fosil yüzlü B. daktilo takırtılarıyla süpürülmüş ölü kartpostalları dağıtırken, yaşadığım şey bulantıdan başkası değildi. Ama! Sorun B. değildi, sorun onda değildi. Zaten üstü başı o keskin keş kokusuyla kaplıydı. Yani; eğer kafamın içindeki çarkların teklemesine neden olan şey o olsaydı, kokusu onu hemen ele verirdi. Yakınlardan bir yerden geçtiğini sezebilmek için bir av köpeği olmaya gerek yoktu.”

    Tüm bu safsatalar, bu kıskançlıklar, bu uzun insani bakışmalar ve sürekli bir sarhoşluk durumu yaşatan duygular, tatlı esintiler; Bir aptal gibi kendimi küçük düşürmeme neden oluyor. Bu yüzden ben ve B. Salı akşamına sözleştik ve bir arınma ritüeli daha gerçekleştirdik; avuçların açık olması ve yukarı bakması suretiyle kollar kendini salıverdi koltukta. Hareketsizliğe aşina, gıcırdayarak dönmeye gayret eden paslı çarklar çatırdayarak duraksadı. İblis’in, İyilik Meleği’ni kafese kapattığı ve aynı meleğe düzenli aralıklarla tecavüz ettiği bir imge belirdi birdenbire. Haplanmış gözler! Parlak yüzeyinde yansımamı gördüğüm keskin, metal çarklar homurdanarak dönmeye başladı. Koşarken nefesi kesilen bir köpek gibi, ön iki bacağının üzerine devrilip takla atarak yuvarlananlar da vardı. Şiir karaladığım birkaç sayfa geçti elime, yırttım arttım düşünmeden. Ve sonra şu dizeleri okudum, büyük Küçük İskender’den;
    “Bir parça penis yeter mezarımı kazmaya
    Bir parça his yeter yenilmeme, yıkılmama.”

    “Belleksiz parazitler taşaklarından etti tilkiyi, arınmanın hiçbir zaman mümkün olmayacağını kabullendik. Akıl almayacak miktarda alkol ve artık hatırladığımızda yüzümüzü kızartmayan kirli geçmiş parçaları… Arka koltukta oturdum ve camdan dışarıya bakıp rüzgar ile dans eden çalıları seyrettim. Pahalı kulüplerin arkasındaki karanlıkta sikişen oğlanlar gibi değildim; sadece seyrettim. Cank, portakal dışkılarının üzerinden geçip döl kokulu bir çukura götürdü beni. Hafif titreşimli okşamaları ve kayganlığıyla ün yapmış bir zaman makinesi, bir tespih gibi önce içeriye daha sonra dışarıya ve sonra tekrar içeriye savurup durdu zihnimi.”

    Düşüncelerimin taze domuz eti; Midemi bulandıran bir şeyler var ruhumda. Prefabrik maskeler kondurup duruyoruz pürüzlü yanaklarımıza. Kimseden beni anlamasını beklemiyorum artık, attırılmış suratlarındaki ifadeler ilgimi çekmiyor, Zeppelin ya da Floyd yetiyor. Hiç olmadı William’dan okuyarak ederim sabahı. Bir bok varmış gibi birbirine horozlanan dalkavuklar kavganın patlamasına neden olsa dahi saklarım prezervatiflerimi. Zaten hep böyleydi bu; ağrım sızım olmadıkça yanaşmam ilaçlara. Aksi bir durumda, tek seferde beş tane yuttuğum da oluyor.
    Tuhaf, saldırgan bir dürtünün tesirinde dişlerim kasıldı. Zaman zaman susuyorum, B. uyuz burun kaşıntılı tavsiyeler sıralıyor. Bir yanda sevdiğim kadın, bir yanda hiç sevmediklerim… Bir anda çok karamsarım, bir anda umarsız bir umutsuz -Pornolar hayal gücümü kısıtlıyor.

    “Yanmış biletler, çaresizlik otogarı ve dönüş yolundaki cam kenarı gözyaşları; Yasa dışı çaresizlik. Ağlamaklı sarhoşluğun egemen olduğu o gecede sakinleştiricilerimi kaybettim.” 

     

  • İçimdeki Çocuk

    İçimdeki Çocuk

     

    Gidiyorum… Sadece gidiyorum.. Nereye gideceğimi, nereye gittiğimi bilmiyorum… Düşünüyorum aslında bunun pek de öneminin olmadığı kanısına varıyorum… İnsan her şeyi bilmek zorunda mıdır ki diye soruyprum kendime, yok diyor bir ses, bırak bilme boşver, bir kere de boşver ve gerçekten hayatın akışına bırak kendini diyor, içten derinden… Hem ben sana eşlik ederim yolculuğunda, korkmana gerek de yok diyor yine aynı ses… Çok içten, derin bir kuyudan geliyor sanki… Dinliyorum usulca o sesi… Çocuk sesi gibi… Tiz bir ses… Yoksa hep dedikleri içimizdeki çocuk gerçek mi? Doğru demek ki diyorum… O konuşuyor benimle… Onu dinlemek zaten en doğrusu diye düşünüyorum… Bizim gibi kirlenmemiş o çünkü, masum, şeffaf, çıkarsız… Tamam diyorum sese, sen yol göster bana… Gidelim diyor, durmayalım devam edelim… Yürüyoruz el ele verip içimdeki çocukla, tut elimi diyorum, tut ki bir yere kaybolmayasın, içimdeki masumiyet kırıntıları yok olmasın… Tamam diyor… Devam ediyoruz… Sonra orada uzakta bir ağaç görüyoruz sanki… Her şeye rağmen kök salan toprağa… Güçlüce kök salan… İşte o zaman anlıyorum içimdeki sesin ne kadar doğru dediğini… Her şeyin insanın kendinde olduğunu…

    Fotoğraf © Nil Burke

  • SELAM OLSUN  MÜNİR ÖZKUL IŞIKLARDA YÜRÜ…

    SELAM OLSUN MÜNİR ÖZKUL IŞIKLARDA YÜRÜ…

    Münir ÖZKUL dendiğinde o kadar çok iyi adam geliyor ki aklıma, bazen kahkahalarla gülerken bazen de hüngür hüngür ağlayabiliyorum. Hababam’ın kel Mahmut’u,  Neşeli Günler’in limonlu sirke ile turşu yapan Kazım beyi, Bizim Aile’nin fedakar,cefakar babası yaşar usta…. Hiç birinizi birbirinizden ve çocukluğumdan ayıramam bir tercih yapamam en iyisi Münir Özkul’du. Bu gün aramızdan ayrılışının bilmem kaçıncı yıl dönümü yine bir damla gözyaşısın gözümde yaşar usta ! inanıyorum ki yerin zaten cennettir ! adile anne’ye, güdük Necmi’ye, inek Şaban’a ve daha nice iyi güzel insana selam söyle. Türk tiyatrosunun, sanatın, yeşil çamın ve hepimizin başı sağ olsun…

    Daha binlerce şey yazabilirim senin hakkında Münir baba lakin yaşar ustanın efsanevi yüreği ile yaptığı konuşmayı paylaşmak isterim… Son söz Yaşar Usta’nın;

    ”-Bak beyim, sana iki çift lafım var. Koskoca adamsın. Paran var, pulun var, her şeyin var. Binlerce kişi çalışıyor emrinde. Yakışır mı sana ekmekle oynamak? Yakışır mı bunca günahsızı, çoluğu çocuğu, karda kışta sokağa atmak, aç bırakmak? Ama nasıl yakışmasın! Sen değil misin öz kızına bile acımayan, bir damlacık saadeti çok gören.

    Anlamıyor musun beyim, bu çocuklar birbirini seviyor. Ama ben boşuna konuşuyorum. Sevgiyi tanımayan adama, sevgiyi öğretmeye çalışıyorum. Hıh, sen, büyük patron, milyarder, para babası fabrikalar sahibi Saim Bey! Sen mi büyüksün? Hayır, ben büyüğüm! Ben, Yaşar usta! Sen benim yanımda bir hiçsin, anlıyor musun, bir hiç! Gözümde pul kadar bile değerin yok. Ama şunu iyi bil, ne oğluma ne de gelinime hiçbir şey yapamayacaksın. Yıkamayacaksın, dağıtamayacaksın, mağlup edemeyeceksin bizi. Çünkü biz birbirimize parayla pulla değil, sevgiyle bağlıyız. Bizler birbirimizi seviyoruz.

    Biz bir aileyiz. Biz güzel bir aileyiz. Bunu yıkmaya senin gücün yeter mi sanıyorsun? Dokunma artık aileme! Dokunma çocuklarıma! Dokunma oğluma! Dokunma gelinime! Eğer onların kılına zarar gelirse, ben, ömründe bir karıncayı bile incitmemiş olan ben, Yaşar usta, hiç düşünmeden çeker vururum seni! Anlıyor musun, vururum ve dönüp arkama bakmam…”

  • Jasmor’un  Favori 2018  Albümleri

    Jasmor’un Favori 2018 Albümleri

    Merhaba dostlar ,

    2018 yine birçok sıkıntının , saçmalığın yaşandığı bir yıl olsa da , her zamanki gibi sığındığımız en büyük limanımız kitaplarımız ve müzik oldu. Bu yıl hemen hemen  her tarz dahilinde çok iyi albümler çıktı ve ben en çok Heavy Metal ve türevlerini dinlesem de yerli Rock piyasamızı (hatta daha da farklı tarzlardan albümler) da es geçecek değilim. Aslında bu yıl birçok albüm dinledim ve bunları karışık bir şekilde , yerli,yabancı,tarz falan gibi ayırımlara gitmeden sizlerle paylaşmak istedim. O Yüzden baştan anlaşalım bu yazı genel hatları ile, özgür , bağımsız ve hiçbir türe bağımlı kalmadan oluşturulan bir liste  ve tamamen benim favori albümlerinden oluşmakta, hazırsanız o halde başlayalım….

    MARDUK- VICTORIA

    İsveç’in Efsane Black Metal Grubu bu yıl beni ve birçok hayranını yine şaşırtmadı ve dehşet bir albüm olan  Victoria ile aklımızı aldı. Albüm öyle bir albüm ki, ne yazsam nasıl anlatsam az kalır. Hem grubu hem de Black Metal sevenler ne demek istediğimi çok iyi anlayacaklar. Açık ara benim için 2018’in zirvesi bu albümdür.

    Deicide – Overtures of Blasphemy

    Evet Benim için bu yıl en değerli albümlerden birine en büyük Death Metal gruplarından Deicide imza attı. Bu adamların sert, tavizsiz ve tokat gibi müziğini seviyorum, O Yüzden  Overtures of Blasphemy yıl boyu dinlemekten büyük zevk aldığım bir çalışma oldu.

    Soulfly – Ritual

    Max Cavalera Sepultura Döneminden beri hayran olduğum ve beni hatırı sayılır derecede etkilemiş bir müzisyen, Sepultura’dan ayrıldıktan sonra kurduğu Soulfly ile beni birkaç albüm dışında çok etkilemese de ondan hiç vazgeçmedim ve Baba ekibiyle tam da ondan hayal ettiğim ölçüde bir albüm yaptı bu yıl. Ritual adını taşıyan bu deli manyak albüme bayıldım hatta hastası oldum, İşte budur Max Baba , 2018 ‘de beni sarsan albümlerin en başında yer aldı Ritual

    Sarinvomit – Malignant Thermonuclear Supremacy

    Sarinvomit  Kadıköy’den tüm dünyaya zehrini sarmayı başarmış olan albümleri Malignant Thermonuclear Supremacy ile bu yıl beni Marduk ile birlikte en çok etkileyen bir diğer isim oldu. Black Metal’in kan donduran tüm elementlerini en vahşi şekilde kullanan grubun çok ama çok büyük fanıyım, hem de öyle böyle değil…

    Ihsahn – Amr

    Emperor ile hastası olduğumuz Black Metal dâhisi usta müzisyen Ihsahn solo kariyeri ile daha çok Progresif Metal sularında  işler yapsada usta müzisyenliğini her zaman koruyor ve karanlığın soundunuda kattığı son albümü  ‘Amr’ ile benim en çok dinlediğim 2018 favori albümlerimden oluyor.

    Dark Phantom – Nation Of Dogs

    Irak’lı can dostlarım Dark Phantom’un  Nation Of Dogs isimli ilk albümleri aslında 2016 yılında piyasaya çıktı, ama bu yıl tüm dünyaya yayıldı ve birçok ülkede sevilir oldu grup, bende bu yıl büyük bir zevkle uzun süredir  sürekli dinliyorum bu albümü, Death ve Thrash Metal’in ruhsal olarak yer yer etnik folk kavramlarla buluştuğu bu isyan dolu albüm benim için 2018 deyince hep aklımda kalacak ve başucu albümlerimden olmaya devam edecek.

    Furtherial – Through Struggle Part Two

    İstanbul’un en sevilen Metal gruplarından Furtherial bu yıl öyle bir çalışma yaptı ki, dinlemeye doyamadım, daha çok Progresif, Thrash ve yer yer Death Metal etkilerinin olduğu Through Struggle Part Two  gerçekten çok etkili bir çalışma ve benim için yine yerleri çok özel grup..

    DİKEN-Hadeyan

    Diken bir albüm yapar da o yılın albümleri listesinde olmaması mümkün mü? Tabiki değil. Hadeyan baştan aşağı oldschool heavy metal’in zirve yaptığı gümbür gümbür taş gibi bir albüm, 2018 yılında benim için yine çok özel bir yerde durmuştur bu albümüyle efsane

    Goat Ripper – Vicious Structure of the Crucified

    Azerbaycan/Bakü çıkışlı bir  Slamming Brutal Death Metal grubu olan Goat Ripper, 7 sarkıdan oluşan ‘’ Vicious Structure of the Crucified’’ isimli ilk albümleriyle kesin ve net olarak 2018 yılının en iyi albümlerinden birine imza attılar. Tavizsiz soundları ve ezber bozan müzikal  vizyonu Goat Ripper 2019 yılında da fazlasıyla adından söz ettirecektir..

    Memoriam – The Silent Vigil

    2017 yılında en çok dinlediğim albüm olan ‘’ For the Fallen  ‘’ a imza atan muazzam Oldschool Death Metal timi Memoriam heyecanla beklediğim ikinci albümleri  The Silent Vigil’i 2018 yılında yayınladı ve yine benim için bir baş yapıta imza attı.  The Silent Vigil içimnde bulunan 9 şarkıyla elbette yine benim için favori albümlerinden oldu. Hastasıyım bu grubun öyle böyle değil..

    Tesseract – Sonder

    Tesseract Progresif Metal tarzında en sevdiğim gruplardan biridir bunu açık ve net söyleyebilirim. Etkili melodileri, vurucu besteleri ve eşsiz çalışmalarıyla her yıl üzerine katarak gittikleri çizgileri beni çok etkiliyor. ‘’Sonder’’ isimli albümleri gerçekten a kalitede bir çalışma , Ben kariyerleri boyunca en çok 2015 tarihli albümleri ‘’ Polaris’’ in hastası olsam da, bu albümde yıl boyunca beni en çok sarsan çalışmalardan oldu…

    Burial Invocation – Abiogenesis

    Ülkemizin  en sarsıcı Death Metal gruplarından olan Burial Invocation 5 şarkıdan oluşan Abiogenesis isimli albümleri ile yine bu yıl en çok  dinlediğim gruplarımız arasında yerini aldı. Burial Invocation gerçekten  yurtdışındaki türdaşları ile kafa kafaya gidecek kalitede muazzam bir grup, hala dinlemeyen varsa, mutlaka dinlesin derim.

    KESMEŞEKER- Kadıköy

    Kesmeşeker yani Kadıköy Sound yani Türk Rock Müziğinin efsane grubu, Evet Cenk Taner ve ekibi tamda onlara yakışır nitelikte bir baş yapıta imza attı tam da onları en iyi şekilde bizlere hissettiren Kadıköy isimli albümleriyle ve içindeki 10 kusursuz efsane şarkıyla,  İşte Kesmeşeker 2018 ‘de  Kadıköy isimli albümü ile yine yüreklerimizi en derinden sarsmayı başardı,.hele albümde bulunan baş yapıt Kadıköy’de Çok Güzel Solduk Biz isimli çalışmalarıyla..

    Ulan – Under Radar

    Progresif Rock tarzında yaptıkları ikinci albümleri olan Under Radar ile farklı ve etkili müzikal yapısıyla bu yılın en etkili ve ruh dolu baş yapıtına imza atan Ulan ,12 şarkıdan oluşan bu çalışmayla adeta uçlarda gezinen ve sizi bulunduğunuz yerden alıp melankoli dalgalarına bırakıyor.Yine ençok etkilendiğim albümlerin içindeydi bu albüm ve net olarak bir baş yapıttır Under Radar

    Sapık İnek-  Sarcastic Hedon  Generation

    Efsane Grindcore grubumuz ve Extreme Metal’in en taş gruplarından Sapık İnek önce bir diğer efsane Kuaför Cengiz ile muhteşem bir split plağında buluştu, daha sonrada ‘’ Sarcastic Hedon  Generation’’ isimli yeni albümünü yayınladı. Sapık İnek gibi benim ve benim gibilerin hastası olduğu bir grup, albüm yayınlarda listemizde olmaz mı?  O Zaman o liste zaten anlamını yitirir be, neyse  evet efsane grup Cani Cici Bebe ile boktan geçen yılıma büyük bir çılgınlık kattı ve yine boktan zamanlarımda sevgili Okyyan’ın bana ölürsen haber ver vs .gibi şeyler yazması iyi geldi be..Öff  hastasıyız işte, türün sevenleri beni anlıyorlardır eminim.

    Mehometh-To the Apostles

    İstanbul çıkışlı Black Metal grubu Mehometh 2018 yılını yoğun geçiren ve üretken olan isimlerden, To the Apostles grubun çıkardığı ilk albüm ve içinde 8 şarkı barındırmakta, ve her biri bu tarzın karanlık ve itici gücünü fazlasıyla taşımakta ve listemde  bu albümleri ile yer almayı fazlasıyla hak etmekteler. Bu başarılı albümün ardından yayınladığı ep çalışması Circle & Snakes te ayrı bir güzellik,..

    Gaye Su Akyol – İstikrarlı Hayal Hakikattir

    Daha önceki albümleri  ‘’ Develerle Yaşıyorum’’ ve Hologram İmparatorluğu benim çok beğendiğim albümler arasında yerini almıştı. Gaye Su Akyol müziğinde Saykodelik Rock ‘tan Anadolu Pop’a  ve Türk Sanat Müziğinden beslenen çok özel bir yol izliyor, bu da benim gibi birinin ilgisini fazlasıyla çekiyor. İstikrarlı Hayal Hakikattir isimli son albümü gerçekten yaptığı çalışmalar içinde en iyisi kanımca ve ben bu yıl yine farklı bir tarzda albüm dinlemek istediğimde sürekli bu albümü dinlerken buldum kendimi, kesin ve net olarak 2018 yılının en iyi albümlerinden biride İstikrarlı Hayal Hakikattir isimli baş yapıttı.

    Sabih Cangil- Bu Sefer Böyle Oldu

    Türk Rock Müziği’nin en önemli müzisyenleri’nin başında gelen usta isim Sabih Cangil 4. solo albümü olma özelliğini taşıyan ‘Bu Sefer Böyle Oldu+5 ile yine etkileyici bir çalışmaya imza attı. Albümde 11 şarkı yer alıyor ve 5’i daha önce yayınlanmış klas eserden oluşuyor. Klip şarkısı Olmuyor ki, zaten bu listede neden olduğunun en net göstergesi..

    BLOODBATH ”The Arrow of Satan Is Drawn”

    İsveçli muhteşem Death Metal grubu Bloodbath yıllardır heyecanla takip ettiğim bir grup, 2018 in sonlarına doğru öyle bir albüm yayınladılar ki, resmen sarsıldım dinlerken ,10 şarkıdan oluşan albüm gerçekten bu yılın en iyilerinden, ben se zaten hastasıyım bu albümün.

    UNDOER ”Survival Is A Myth”

    Ankara lı Black Metal grubu Undoer 2018 yılında öyle bir çalışma yaptı ki, benim gibi bu türün hastası olanlar için Survival Is A Myth vazgeçilmez bir çalışma oldu. 3 klas şarkıdan oluşan ep’ nin devamını heyecanla bekliyorum..

    IMMORTAL ”Northern Chaos Gods’’   

    Abbath ayrıldığında Immortal nasıl dvam edecek diye sorgulayanlardan biriydim, ama grup öyle bir albüm yaptı ki, resmen sesimi soluğumu kesip tekme tokat daldı bana, ”Northern Chaos Gods’’ Immortal’ın kariyeri boyunca yaptığı en iyi albümlerden biri olmuş, Sert , etkili ve donuk soundu vazgeçilmezlerimden ve 2018 in imzalarından..

  • ÇAĞIRAN A’ŞK

    ÇAĞIRAN A’ŞK

    Kiminin kulağına fısıldar, kimine bağırır.

    O, sizi çağırdığı zaman, onu izleyin.

    Mıh gibi aklımdasın.!
    Alnımıza yazılan alın yazımızı yine alın terimizle, her emeğin düşmanı iblise inat birbirimize yürüyerek değiştirebiliriz.

    Değiştirebiliriz inan.
    Karın altında kurulan gözü kara bir düş de, meşeyle selvi birbirinin gölgesinde büyümez de,
    Ne dersen de …

    Çağıran aşk /

    Aşk, tavlasında en rahvan yanınla, yorgun sol çeperine bir çentik at. Bu senin resmi tarihini temize çektiğin, beni bilebildiğin, bendeki senin miladın olsun.

    Beni bil, bana yürü.!

    Üç adımda/
    Üç hakkınla/
    Kulağına üç kere üflenen isminin hatırına.

    Çağıran aşk /

    Bu dünya bize göre değil biliyorum. Ve yine biliyorum ki, ölmek isteyene içinden geçen her mezar uygundur. Matem kusan makberler, kimine gümüşten mesken.
    Sınırları alabildiğine zorladık, kuşların peygamberi, anka’ya dost olduk sonunda.
    Dünya çekip gitti ayaklarımızın altından,bize gördüklerinden çürümüş gözler bırakarak.
    Medcezir soluklarla, sıradan sırlarımızla büyüleyelim birbirimizi.

    Bir yanımızda gam bitsin, diğer yanımızda süsenler bırak.

    Ben senin yarımın,
    Ben senin yarının,
    Ben senin bilip yanıldığın,
    Yaslarından ve yaşlarından yarattığın
    Yana yana
    Yandığın külüm
    Bilmeden, bilmeyi yeğlemeden tutunduğun
    Tam düşerken çağırdığın yanım.

    Çağıran aşk /

    Kalbe giden tek damara sahip, parmakla işaret ediyor aşk /
    Ben ki, çiseleyen yağmur gibi sabırla yazıp, şiirlerle kundaklıyorum hayatı.
    Yaslan duygu dünyama, inan kimseler ağıt yakmaz külden devşirmelere.

    Söz sana!
    *Karıncanın eğilip su içtiği yere kadar.

    Her aşk, sırlarla sırlanmış kaderini bekler araf’ta.

    H. Nur Düzenli

    *Yaşar Kemal

  • Sitem

    Sitem

    Sitem

    Algısı kaymış uyuz karıların arasından geçiyorum
    Islah olmaz kocaların ve sakız çiğneyen av tüfeklerinin yanından
    Zehirli üzüm çekirdeğini ve düşlü türeli uykularını kıçına sok
    Sembolik eşkal bağında mesai dilekçesi ve paslı sefillik var burada
    İlaveten sapıklık, kâküllü kadın hapları ve Beat Kuşağına suyu gelen homolar
    Çocukların kendi aralarında oluşturduğu özel bir dil gibi yumuşak huylu şairliğiniz
    Üslubumda kültürel cezasızlık, üslubumda ayrımcılık el kitabı; öyle mi?
    Eh… Zekice yazılmış bir şiirin öldüremeyeceği bok yok burada
    Bu yüzdendir ki hepsi cansızlığa özgü, hepsi cansızlığa ait
    Oysa et yiyen bakterilerin derişimi yazar müsveddelerinin üzerinde
    Vasat şiirle tattığım aktif bağışıklık, bulantı süreçleri ya da mevsimi
    Neticesinde gelişen Yeni Vizyon; Türk Edebiyatına Darwin’in uyum başarısı
    Perspektif esintilerin dizelerinde gezinmekten göt olmuş bir tetrapod neslin
    Hayatta kalan suçluluğunda okşadıkları vicdan ve sonundaki detoksifiye
    Eh…
    Üzgünüm, şiir artık içi boşaltılmış kadavraların üzerinden geçiyor
    İsmini dahi duymaya tahammül edemediğiniz uyuşturucuların yanından
    Atom Heart Mother Suite çalıyor bir köşede, kalıtsal sağırlığınızı tedavi ediyor
    Üzerimize çöken isteksizlikten geçiyor şiir, göz alabildiğince baldır ve selülitten
    Oturduğu tekerli sandalyeyle birlikte balkondan aşağı fırlatılan engelli ihtiyardan
    Rejimden, açlıktan ve boklu fabrika tuvaletinde kıyafetlerini değiştiren işçilerden geçiyor
    Çatışan politikacılardan bahsetmemi istemiyorlar, dejenerasyona uğramış popülizmden
    Üzgünüm

  • Yirmi Üç Aralık – Sabah Bir Yirmi İki: Elli Dört Dakika Kırk Bir Saniye

    Yirmi Üç Aralık – Sabah Bir Yirmi İki: Elli Dört Dakika Kırk Bir Saniye

    Dokuz buçukta kapı vuruldu, on bir ellide konuşacak takatimiz yok
    Zorla içeri giren bir düşman birliği gibiydi soğuk, aralık kapılar ürkünç
    Doğrudan bilinçaltımıza işliyordu sabahtan kalan poğaçaları kemirmek
    On iki buçukta şizofreniden söz ettik, kazlar gibi altına sıçan depresiflerden
    “Hepimiz siktiriboktanız” dedi cadılardan biri, içgüdüsel olarak hıçkırdık
    Kimsenin böyle bir tabir kullandığını duymamıştım, sıska kapsülü ısırdım
    Can çekişen bir inek gibiydim – uzun boylu, kızıl saçlı bir kız fark etti bunu
    Yalnız kalmaktan ve karanlıktan korkan bir çocuk olduğumu hatırladım
    Bir on yediye doğru herhangi bir derinliği olmayan soluk kahverengi gözlerimi kapadım

    Sevgilim arıyor, açmıyorum – birkaç mesaj – Sevgilim arıyor, açmıyorum
    “Özür dilerim” diyorum, “Sanırım yarını görmem gerekiyor”
    Kimi zaman yanlış tavsiyelere uyup bacaklarımda taşın serinliğini hissettiğim olur
    Ya da işler kötüye gittiğinde prezervatif satan arkadaşları aradığım
    Ancak bu başka; telefonu kapıp ayaklanmak ve cılız gövdeyi balkona sürüklemek…
    “Umarım ne yaptığının farkındasındır” diyor cadılardan biri, kadınların ortak cümlesi bu
    Damarlarının çoğu sünmüş – geri döndüğümde orada olmayacağını biliyorum
    “İyi misin” diye soruyorum, “Orada her şey yolunda mı?”
    Oysa ki bir on üçte eğer mutlu olmayı başarmış birini tutup getirebilirlerse
    Tüm o kapsülleri kıçıma sokacağıma dair bilmiş konuşmalar yaptım
    “Bir şey var” diyor cadılardan biri, “kadının sesinde… tuhaf… şeyler…”
    Ölü dışkısına konan manik bir sinek gibi fütursuz görünür panikleyen
    -telefonu neden açmıyorsun, benden daha önemli ne olabilir şu an-
    Ey Nicola! Yeterince ağlamadım mı senin için? Fukaralığına değmedim mi?
    Göğüs aralığındaki dipsiz siyah çizgiden eşcinsel melankolisi ayıklamadım mı?
    Çekip gitmedi mi açlık kozmonot giysisindeki kehanetten?
    -taşak geçiyorsun benimle, karşıma geçmiş bir de taşak geçiyorsun-
    Öylesine gerçek ki sevgim ibne keşişler bile kılıf uyduramıyor
    Kıskanç götün tekiyim, boktanım, tabakta çürüyen yemek artığı gibi tiksinç
    Milyonlarca tanrının -ve iblisin- tek ortak düşmanı, gözyaşın nedenli
    Oysa şu trans halinde bile düşünüyorum seni, kusarken ve köpekler havlarken
    Falezlere sürükleniyor burnu kalkık aşıklığım, kırık kalbine basıyorum fark etmeden
    Atilla İlhan’ın sesini işitiyor kulaklarım – zaten başımıza gelen her şey ondan ötürü
    Kırgız genelevinde yangın çıkıyor, açık kafatasından içeri sarkıtıyorum kemik ağrısını
    Yalnızca seni arıyordum, tüm hayatım boyunca, her şeyimi verebilmek için
    Taşın çimlenmesi ya da yosunun ağaç kabuğunda yayılması gibi ömrüm
    Şimdilik bırak, ben olayım bastırılmış öfkenin kurbanı – buradayım
    İskandinav ülkelerinden biriydi, ölüm duasıyla kutsanıp başına bela olmadan önce
    Kendi yaşamına alarm kuran bir yıldızla konuştuk seni
    Ve kronolojik olarak kırık, Burroughs’tan çıkma varyasyonu
    Eh… Sevgilim… Bunun bir şiir olduğundan bile emin değilim…
    Toparlanacağım… Her şeyi yoluna sokacağım… Senin için…
    Seni seviyorum… Ellerimden tut… Dudaklarımdan öp… Seni seviyorum…

  • Beni Duyuyor Musun?

     

    Duyuyor musun?
    Orada bir kalbim var
    Nefes almamı sağlayan
    Ve olmadığı kadar şiddetli
    Beni durdurmaya geldi

    Hissediyor musun?
    İçimde kaybolmayı bekleyen bir ruh var
    Yaşama tutunmamı sağlayan
    Her kışın baharı umurumda değil
    Hisseden ruhumu almak istiyorum yerinden

    Görüyor musun?
    Sahillerimize vuran yaz ışığını,
    Bizi biraz neşelendiren
    Yerlerinden çıkmak isteyen,
    Bir çift korku dolu gözüm var

    Salınmak isteyen bir ruh önümde
    Ağlıyor ve yalvarıyor
    Neşemi, nefesimi almak için
    İntihar haplarını kusuyor
    Biraz daha bulanmamak için

    Hiddetle ve farkındalıkla etrafıma saldırırken
    Kulaklarıma hakim tek ses,
    Acıyla dolu inlemelerim
    Ve kurtuluşa çırpınan gözyaşlarım

    Bir fırtına, bir yağmur
    Şiddetli ve korkutucu
    Duymak istemiyorum
    Islanmak ve üşümek istemiyorum
    Sadece yaşamak istemiyorum

    Nefesimi kesmek,
    Duymamak,
    Görmemek ve,
    İşitmemek istiyorum

    Dünya yalnızlar için bir mahzenken
    Ben o mahzende yalnızlığımı törpülemek
    Kulaklarıma geçici fısıltıları misafir etmek
    Aldanmak ve aptal gibi davranmak
    İstemiyorum
    Beni duyuyor musun?