Etiket: röportaj

  • Efsane Müzisyen Onno Tunç Vefatının 23. Yılında Özlem ve Sevgiyle Anılıyor.

    Efsane Müzisyen Onno Tunç Vefatının 23. Yılında Özlem ve Sevgiyle Anılıyor.

    Türk Pop Müziğinin gelmiş geçmiş en büyük isimlerinden Onno Tunç’u vefatının 23.yılında saygı sevgi vede derin bir özlemle anıyoruz..

  • Turne notları

    Turne notları

    şarkı bitmiş…biri geliyor” ben tuvaletteydim yine çalın”..diyor:)))) biten şarkıyı..:))))evet şaka değil….simdi çaldık diyorum..ben anlamam diyor.:))).ben de sonra çalarız diyorum..o da sonra olmaz giderim belki diyor.:))..şarkıya giriyoruz…bağırıyor önümde:))..sözleri unutuyorum sinirden..onca yol gelmişim…yorgunum..şarkı dol gözüm….bir yanda dol gözümle göbek atan üniversiteliler.. şarkıcı kaprisi derler ya…..eski ben olsam kafasına birayı boca etmiştim.eyvallah diyorum..kimsenin kalbi kırılmasın..benim kalbin zaten götüne koiiim:)))..peyk biletini 35 lira ya satmaya çalışan ve şarkı arası söylediğimiz halde disko çalan mekancı diyor ki organizatör dedi 35 diye..o fiyata ben de dinlemem lan diyorum……aman boşver diyorumm.çalıp uzuyalım burdan….22 de ilan ettiğimiz konser.. 23 45 te çıkın diyorlar.. bize….sonra bekleyin millet gelsin…felan falan……sonra da bursa ya niye gelmiyonuz.diye mesaj alıyorum bu sabah…..ona cevap olsun….aha bu yüzden gelmiyoruz..:))yarrak gibi ortam…:)))ondan:)) …izmir ve ankara ya lafım yok…onlar olmasa naapardık..turne götümüzde patlardı.seyirci öyle olur..on numara…biraz ağzımı bozdum kusura bakmayın..dost dediğin acı söyler….kitlemiz azalacak diye lafımı saklamam…hatta insin dibe :))köyün delisi olduk bi kere…ha o eskişehirde de yanımda iki foto çekilmek isteyen arkadaşla dışarda konuşurken.. sigaranı kuliste iç…diye hönküren kaslı bodigardlar…bi şey de de kafanı kırayım sytle.siktirin gidin der gibi…. bodyguardları felanda anlıyorum…50 bilet kesen grubu zaten sikerler:)))hayat böyle kaç biletsin sen yavrum…kaç parasın ..hayat böyle böyle bilet gibi kesiyor adamı… neyse şekerim düşükken yazmamam gerekti ama yazdım…dünyanızı yıkmış olabilirim ama hayatı sevin kokoreç gibi…boku düşünmeden yiyin:)))

  • İYİ Kİ DOĞDUN NAZIM HİKMET

    İYİ Kİ DOĞDUN NAZIM HİKMET

     

     

    Bütün hayatı cezaevlerinde ve sürgünde geçen mavi gözlü dev adam, memleket dedin mi akarsuları durduran, aşk dedin mi dünyayı yörüngesinden oynatan, kadına değil aşka aşık Nazım Hikmet RAN. Öyle bir sürgündesin ki sen memleketinden biz senden mahrum. Kahvesi bile iki kez pişen İstanbul beyefendisi. Şiirlerini okuyup, uzaklara dalıp, sevdiğimizin elinden tutmuyorsak,tüm karanlığa inat ışığa koşmuyorsak oda bizim ayıbımız olsun.

    ” Yok öyle umutları yitirip karanlıkta savrulmak. Unutma; Aynı gökyüzü altında, bir direniştir yaşamak.. ”

     

  • Gelecekbilim Gecesi 2. Buluşması Gerçekleşti

    Gelecekbilim Gecesi 2. Buluşması Gerçekleşti

    Geçtiğimiz cumartesi Gelecekbilim Geceleri ikinci toplantısını gerçekleştirdi. Pia Kitabevinde, kötü hava koşullarına rağmen bilim kurgu okurları bir araya geldiler. Lagari Bilimkurgu ve İzmir Bilim Kurgu Kulübü’nün gerçekleştirdiği etkinliğe konuk olan Yüksel Yılmaz ve Orkun Uçar’ın katılımcılar arasında yer alması ayrıca güzel bir olaydı. Mehmet Fatih Balkı’nın sunumuyla başlayan söyleşi, bilim kurgu edebiyatının dünyadaki ve ülkemizdeki yeri üzerine anektotlarla genişledi. Ruşen Doğan Nar’ın konuya dair katkılarıyla sohbet devam ederken karşılıklı konuşmalar ile içerik kendiliğinden zenginleşti. Özellikle Yüksel Yılmaz’ın günümüz yayıncılık ve edebiyat dünyasına dair sohbeti büyük ilgi uyandırdı. İçten ve samimi duruşu mekanda olan herkesin yüzünü gülümsetti. Lagari Bilimkurgu’nun çıkardığı fanzinler ve fankitler konuşulurken, mevcut basım yayın çevresine dair alternatif çabaları dile getirildi.

    Fanzin Apartmanı olarak bizim de katıldığımız etkinlikte fanzin masası açtık ve katılımcılar için güncel fanzinlerden bir seçki sergiledik. Ayrıca geçmiş yıllarda çıkan Atılgan dergisinin ilk 10 sayısını okuyucular için çoğaltarak masaya koyduk.   Kitap çekilişi ile son bulan etkinlikte şanslı katılımcılar hediyelerine kavuştular. Bir daha ki toplanmayı iple çektiğimiz Gelecekbilim Geceleri buluşmalarına edebiyata ve bilim kurguya ilgi duyan herkesin gelebileceğini hatırlatmak isterim. Etkinlikten haberdar olabilmek için Lagari Bilimkurgu sosyal hesaplarını takip etmeniz iyi bir başlangıç olabilir.

  • “Metal Müzikte Sürrealizm Etkisi”

    “Metal Müzikte Sürrealizm Etkisi”

    Merhaba sevgili Çerezzine okurları !

    Yeni yılda sizlere Çerezzine olarak bir sürprizimiz daha var, bu köşede artık bende sizlerle düzenli olarak buluşmaya başlıyorum.

    Sizlerin nasıl birer Rocker olduğunuzu bildiğimden, artık bu köşede düzenli olarak sizlere nasıl uluslararası anlamda Rock ve Metal camiasının Sürrealizm ile içiçe olduğunu paylaşan makaleler yazacağım.

    Nasıl Salvador Dali’nin Alice Cooper ‘ ı desteklediğini ve birer yakın dost olduklarını anlatacağım.

    Nasıl HR Giger’ın Tom Gabriel Fischer gibi bir Metal müzisyenini  yıllarca bir asistanı yaparak desteklediğini anlatacağım..

    Nasıl Iron Maiden gibi efsane Metal gruplarının aibüm kapak tasarımlarında düzenli olarak Sürrealist imgelere yer verdiğini anlatacağım. Nasıl HR Giger’ın efsane Metal grubu Celtic Frost’a ve onun devamı olan Triptykon’a albüm kapak çalışmaları yaptığından bahsedeceğim. Sizlere efsane Metal gruplarının Sürrealist etkili albüm kapak tasarımlarından bahsedeceğim..

    Sizlere Korn grubunun kliplerinde ve konserlerinde kullanılan HR Giger tasarımlı özel mikrofondan bahsedeceğim.

    Derek Riggs gibi sanatçıların nasıl Heavy Metal albüm kapak tasarımları yaparak metal camiasına yıllarca sessizce yön verdiğinden bahsedeceğim..

    Heavy Metal akımının 1980’lerdeki en başarılı müzikal animasyon filmlerinden olan “Heavy Metal” filminde Alien filminin yaratıcılarından Dan O’Bannon’un ve Sürrealist maestro Moebius  (Jean Giraud)’un nasıl katkıları olduğundan bahsedeceğim.

    Bu köşede sizlerle Metal’in müziğinden farklı bir yönünü, sürrealizm ile içiçe olan yönünü paylaşacağım.

    Sizleri daha ilk yazımda bilgiye boğmadan önce kısaca bir tanıtım yazısı yazayım dedim, gelecek ay neşriyat bombardımanına başlıyoruz hep birlikte ! Metal ile kalın.

  • Old Sorcery Interview (English/Türkçe)

    Old Sorcery Interview (English/Türkçe)

    Röportaj teklifimizi kabul ettiğiniz için çok teşekkür ederim. Günümüzde albüm tanıtımları için sosyal medya büyük rol oynuyor ancak sizin en popüler platform olan Facebook sayfanız yok. Neden sosyal medyada olmadığınızı sorabilir miyim?

    Birçok müzikal projem var ve bunlar sosyal medyada kendilerini tanıtıyorlar. Ayrıca Old Sorcery’i forumlarda tanıtmayı tercih ediyorum. Bence alt tür takipçileri böyle keşfetme olaylarını seviyor. Türün kendisi eski şanlı zamanlardan, kaset takaslarından ve gerçek yeraltı hareketinden etkileniyor.

     

    Çıkış albümünüz pazara bir parlak ay gibi girdi. Sosyal medyada takip ettiğim kadarıyla Dungeun Synth hayranları “Realms of Magickal Sorrow” albümüyle çok ilgilendiler. Hayranlarınızın reaksiyonlarından bahseder misiniz?

    Evet, reaksiyonlardan ötürü şaşkına döndüm. Aslında ilk planım kasede kendim kayıt yapmaktı. Arkadaşlarıma falan 5 tane çekerim diye düşündüm. Ama dijital albümün çıkmasından sonra dünyadaki herkesin albümümü kaset olarak istediğini fark ettim! Bu beni hayrete düşürüyor. Old Sorcery kendim için yaptığım müzik ama bir sürü insanın bundan keyif almasından çok mutluyum.

    Albüm kapağının kendisi de sihirli gibi. Çizeri kim ve oluşum aşaması nasıl gerçekleşti? Sanatçıya fikri siz mi verdiniz yoksa sanatçı müziğinizi dinleyip kendi fikrine göre mi oluşturdu?

    Aslında albüm kapağı bilinmeyen bir sanatçıya ait olan bir yağlı boya tablosu. O yüzden bu konu üzerine fazla konuşamıyorum… Ancak “Haxan Dreams” ile çıkardığımız ortak albüm olan “Dreams of the Old Kingrom”‘ın kapak resmi Haxan Dreams grubundan Abhot’h Xelpuanic tarafından yapıldı.

    Albümünüzün hem CD hem kaset versiyonları mevcut. Ama kaset versiyonu çok sınırlı sayıda çıktı ve hızlıca tükendi. Kaset versiyonu için tekrardan basım planlarınız var mı?

    Kaset versiyonu Garavluth Records tarafından 100 adetle sınırlıydı. Belki gelecekte tekrar basım yaparız ama şu an bilmiyorum.

    Nedense dungeon synth hayranları kaset versiyonlarını CD versiyonlarına tercih ediyorlar. Bunun nedeni ne olabilir?

    Benim kendi nedenim ses kalitesi. Kulağa ESKİ, yıpranmış ve organik geliyor!

    Müziğinizi oluşturan zindanı bize anlatabilir misiniz?

    Bunu yazarken Michael Holm imzalı “Mark of the Devil” albümünü dinliyorum. Bu “zindan”ı tanımlamak Old Sorcery ile birlikte yaratmak istediğim gizemi alıp götürebilir.

    Ayrıca 8bit bilgisayar synthi ile ilgili misiniz? Eğer ilgiliyseniz favori sanatçılarınız ya da 8bit bilgisayar ile yazılmış şarkılarınız var mı?

    İlgili olduğumu söyleyemem. Ama 70 ve 80lerdeki eski synth müziklerini sevdiğimi söyleyebilirim.

    Başarılı bir çıkış albümünden sonra, hayranlarınız sizden daha çok müzik yapmanızı isteyeceklerdir. Yeni şarkılar yayınlayacak mısınız? Eğer yayınlayacaksanız başarılı yeni bir seviyeye geçmek için planlarınız neler?

    Yakın zamanda Haxan Dreams ile ortak bir kaset yayınladık ki bu kısa sürede tükendi. Yakında tekrar basımını yapacağız. Başarı çok umurumda değil açıkçası ama sanırım yıl sonunda görkemli dağlara, sonsuz ormanlara ve kalelere iyice dalmaya hazırım yani elbet yeni bir albüm gelecek. Kendimi ne zaman hazır hissedersem. Ancak şu an diğer projelerimle oldukça meşgulum.

    Eğer çıkış albümünüzün kapağındaki kale gerçek olsaydı, burası yaşamak istediğiniz yer mi olurdu? Oranın gerçek olduğunu ve orada yaşadığınızı hayal edin. Zamanınızın çoğunu nasıl geçirirdiniz?

    Koridorlarda ve kaleyi saran ormanlarda uzun yürüyüşlere çıkardım. Hizmetçilerden şarap ister ve duvarların Karanlık Çağlardan gelen hüzünlü hikayelerini dinlerdim.

    Sorularımız bu kadar. Teşekkür ederiz.

    Ben teşekkür ederim.

    Interview  English Version

    SW: Thank you for accepting our interview. As you know social media has a massive affect on promoting albums but you don’t have a facebook page which is most popular platform these days. May I ask why you are not in social media? 

    OS: I have plenty of musical projects, all of which promote themselves on social media. However, I don’t feel the need to promote any more Old Sorcery there than I do on the Dungeon Synth -forum, I think that the followers of a sub-genre like this want to have that kind of discovering feeling, you know? The whole genre kinda draws it’s influences from the past glorious times, the tape-trading scene and the real underground movement.

    SW: Debut album hit the scene just like a bright moon in the sky. As I followed on social media, dungeon synth fans paid so much attention to the album “Realms of Magickal Sorrow”. Please tell me about the reactions of the fans. 

    OS: Yeah, I was overwhelmed by the reaction. My first plans were to dub the cassette myself, like 5 copies to my friends or so. Turned out, after the digital release, that people all over the world wanted my album on cassette! This amazes me. Old Sorcery is music made for myself exclusively, and I am very glad that so many people enjoy it as well.

    SW: The album cover is magickal itself. Who is the artist and please tell us about the creation process. Do you give the idea to artist or artist listens to music and creates his/her own ideas? 

    OS: Actually, it is an old oil painting by an unknown artist. Can’t shed anymore light on the matter… As far as my new release goes, the split with a fellow dungeon synth artist “Haxan Dreams” titled “Dreams of the Old Kingdom”, the cover is made by   Abhot’h Xelpunanic from Haxan Dreams.

    SW: I see that the album has CD and Cassette versions both. However the cassette version was very limited and it has come to sold out situation fastly. Do you have plans to make a re-issue for the cassette version? 

    OS: The tape version was limited to 100 on Garavluth Records. Maybe on the future, we will see a re-issue. Don’t know yet.

    SW: Somehow the dungeon synth fans prefer cassette versions of the albums rather than the CD versions. What should be the reason for that? 

    OS: Well, my own reason for that is the sound. It sounds OLD, worn, organic!

    SW: Please tell us about your dungeon the place that you are creating your music art. 

    OS: As I am writing this, I am listening to the “Mark of the Devil” -soundtrack LP by Michael Holm. To describe this “dungeon” would take away some of the mystery that I want to create with Old Sorcery.

    SW: Are you also interested in 8bit computer synth? If yes than do you have favorite musicians or songs written by a 8bit computer? 

    OS: Can’t say that I am. I love old synth soundtracks though, from the 70’s and 80’s.

    SW: So after a succesfull debut album, fans will accept more of your music. Are you having plans for a new release and if yes what are your plans to move the success to a new level? 

    OS: I recently released a split album with Haxan Dreams, a very limited tape release that is sold out. We will repress it soon. I don’t care about the success really, but I think I am ready to delve deeper into the majestic mountains, endless forests and castles at the end of this year so, a new album will definitely emerge in some point, whenever I feel ready. Right now, I am extremely busy with my other projects.

    SW: If the castle on the debut album cover was real will that be a place that you want to live? Imagine that it is real and you are living there. How would you spend most of your time? 

    OS: I would take long walks in the corridors and the forests surrounding the castle, order more wine from the servants and listen the walls whisper sad stories from the Dark Ages. That would be the time of Old Sorcery, of Old Ways.

    SW: These are our questions. It will be our pleasure to hear if you have anything to add.

    OS: Thanks!

    https://oldsorcery.bandcamp.com
    https://www.facebook.com/OldSorcery/ 

  • 68’linin Rock’N ROLL’u

    68’linin Rock’N ROLL’u

    Soğuktu, her yer buz gibiydi bee

    Ama elimdeki şarapla, yedi düvele meydan okurdum

    İstiklal Caddesi’nde peace diye bağıran çiçek çocukları

    Sarhoşların iniltili naraları arasından geçerken

    Fitaş’ın içinden, yükselen sesi duydum bir anda

    Bir Dünya da Bana Ver Tanrım…

    Evet, evet bu bizim Çakuş’tu,

    Girdim içeriye cehennem gibi kalabalıktı,

    Çığlıklar deliyordu gecenin matemli havasını

    Sonra,

    Aziz Azmet’in muhteşem sesi ile Moğollar

    Ve ardından gece yarısı İstiklal Caddesi

    Yürüyordum, bağırarak çağırarak

    Ha bir yandan da twist rüzgarlarının etkisiyle fütursuzca dans ederek

    Bana bir manyakmışım gibi bakan mallara

    SİK

    TİRİN

    ULAN……!

    diye haykırıp, yoluma devam ediyordum bee

    haa eğleniyordum hem de öyle eğleniyordum ki

    anasını satim, dünya yansa umrumda değildi ha

    yine aklımda rock’n roll, ruhumda özgürlük vardı

    ha bir de elimde her bir adımda içtiğim şarabım vardı

    cebimde de beş kuruş para yok ha

    ama buydu be dünya, buydu yaşamak

    mutluydum lan

    hem de ölümüne mutluydum

    yıl 68’di soğuk bir kış günüydü ve aylardan şubattı

    ve ben İstiklal Caddesi’nde sürterken bir geceyi daha devirmiştim

    Çiçek Pasajı’nda uykuya daldım, gülümseyen bir ifade ile

    yarın için, tekrar Peace diye haykırmak için, Rock’n roll için

    Sevgili Aziz Azmet Abimizi kısa bir süre önce yitirdik. Kendisini saygıyla ve derin bir özlemle anıyor, Tüm 68’li Türk Rock Müziğinin baba isimlerine sonsuz saygı vede hürmetlerimizi yolluyoruz..

     

  • Türk Rock Müziği’nin Önemli Sitelerinden Rockistasyonu.com’dan Tamer Uz ile çok özel bir Röportaj

    Türk Rock Müziği’nin Önemli Sitelerinden Rockistasyonu.com’dan Tamer Uz ile çok özel bir Röportaj

    Merhaba Tamer.Rockistasyonu.com nasıl kuruldu? Bizlere anlatır mısın hikayesini?

    Merhaba.Öncelikle, bir dönem Rockistasyonu.com bünyesinde editör ve yazarlık görevini üstlenen, ekibimizde görev almadan önce ve sonrasında da her daim desteğini esirgemeyen Gökhan Toker’e ve Çerezzine ailesine bu röportaj teklifi için çok teşekkür ederim.Bugüne dek verdiğim ilk röportaj olması açısından da benim için son derece önemli ve gurur verici…

    Rockistasyonu.com’un kuruluşu şu şekilde oldu; 2010 yılında askerden geldikten bir süre sonra facebook’ta “Çanakkale Rock İstasyonu” adında tamamen gönül eğlendirmek amacıyla genelde rock klipleri paylaştığım bir sayfa açmıştım.İlk zamanlar bir iki yakın arkadaşlarımızla birlikte sadece rock klip paylaştığımız bir sayfaydı.Sonrasında röportajlar gerçekleştirmeye, haberlere yer vermeye başlamamız, rock müzik ile ilgili farklı projelerimiz olması sebebiyle ve içinde “Çanakkale” ibaresi geçtiğinden, genelde sadece “Çanakkale”ye özgü bir müzik sayfasıymış gibi anlaşıldığından dolayı 2014 yılında bir web sitesi açmaya ve yolumuza “Rockistasyonu.com” adıyla devam etme kararı aldım.Hatta bu isim olayını o kadar önemsemiştik ki; o günün şartlarında iyi bir takipçi sayımız ve kitlemiz olan “Çanakkale Rock İstasyonu” facebook sayfamızı kapatıp, sıfırdan bir sayfa açtık.

    Rockistasyonu.com 8 yaşında ve dünden bugüne bu 8 yıla dönünce neler hissediyorsun?

    Evet dile kolay 8 yılı devirdik.Rock İstasyonu’nu kurarken bir iki şarkı paylaşır, gönül eğlendiririm diyordum ama şu 8 sene içerisinde gerçekten tahmin edemeyeceğimiz noktaya geldiğimizi ve güzel işlere imza attığımızı düşünüyorum.Tabi bu tek başıma olmadı.İlk kurulduğu günden bugüne ekibimizde görev alan herkesin; bununla birlikte takipçilerimizin, müzisyen ve grupların, menajerlerin, organizatörlerin vermiş olduğu desteğin bu noktaya gelmemizde payı büyük.Her zaman söylediğim gibi her şeyden de önemlisi gönül verdiğim bu müzik türü ve Rock İstasyonu sayesinde iyi dostlar biriktirdim ve hepsi ikinci ailem oldu.Umarım nefes aldığımız sürece de çizgimizi bozmadan Rock müzik adına güzel işlere imza atmaya devam ederiz.

    Rockistasyonu.com hakkında aldığınız yorum ve eleştiriler nasıl ve ne yönde gidiyor?

    Rockistasyonu.com sayesinde güzel tepkiler aldığımız gibi, elbette zaman zaman eleştiriler de olmuyor değil.Bu da gayet normal; doğanın bir parçası.Elbette herkes gibi bizimde hatalarımız olmuştur, oluyordur ve olacaktır.Önemli olan bu hatalardan ders çıkartmak.Son zamanlarda en çok; camianın içinden bazı kesimle yaşadığımız sorunları dillendirmemiz ve fevri davranıp zehir zemberek açıklamalar yapmamızdan dolayı eleştiriler aldık.Tabi hal böyle olunca haklıyken, haksız duruma düşebiliyorsunuz.Eleştiriler elbet şahsım ve Rock İstasyonu için önemli, dikkate de alıyorum fakat; sırf eleştirmiş olmak için yapılan, “çamur at izi kalsın” tarzındaki eleştirileri çok fazla önemsenmemesi gerektiğini düşünüyorum.Klasik bir laf olacak ama; yıkıcı olmak gerçekten kolay, yapıcı olmak zor.

    8 yıl boyunca Türk Rock’unun önemli bir parçası oldunuz, sitedeki özenli çalışmalarınızı nasıl sağlıyorsunuz ve nelere dikkat ediyorsunuz?

    Öncelikli hedefimiz ilk gün olduğu gibi bugünde aynı.”Türk Rock müzisyenlerine ve gruplarına destek olmak”.Düne kadar çok fazla bir kriterimiz yoktu aslında ama son zamanlarda bazı kriterler uygulamak zorunda kaldık.Facebook mesaj kutumuzu kapattık.Mümkün olsa instagram ve twitter’da da aynı şeyi yapmak istiyoruz ama maalesef şu an böyle bir şansımız yok.Bunu yapmamızdaki amaç, gelişi güzel iletişimin önüne geçmek.Çünkü örnek veriyorum biri farklı bir platform’dan, biri başka bir platform’dan farklı konularla mesaj attığında hem bazı şeyler gözden kaçabiliyor.Hem sağlıksız, bilgi kirliliğinin olduğu bir iletişim haline dönüşebiliyor.Bir de daha çok bizimle ilk defa basın bülteni gönderecek olan müzisyen, grup ya da basın danışmanları için bir “taslak bülten” hazırladık.Bizimle ilk defa iletişime geçecek olanlar bu “taslak bülten”i doldurup gönderdiğinde hem biz kendileri hakkında daha sağlıklı bilgi ediniyoruz, hem de bunu takipçilerimize daha sağlıklı bir şekilde aktarmış oluyoruz.Bu “taslak bülten”i hazırladığımızdan beri “basın bülteni” duyarlılığının daha da arttığını söyleyebilirim.Bir de şunu eklemek istiyorum; sadece bize değil.Hangi platforma olursa olsun.Herhangi bir haber ya da başka bir talepte bulunduğunuzda kim olursanız olsun; emri vaki iş buyurur gibi direkt konuya girmek yerine bizlerin de bir insan olduğunu unutmayıp bir “selam sabahı, hal hatırı” çok görmeyin 🙂

    Rockistasyonu 8 yıllık tarihinde birçok önemli isminden dönem dönem yazarlık yaptığı bir yer oldu ki ben dahil bir dönem yazardım, bizlere bu kişilerden ve sizin için öneminden bahseder misin?

    Elbette; daha önce sitemizde birçok değerli arkadaş, değerli yazılarını kaleme aldı.Tek tek isim vermek istemiyorum; sebebine gelecek olursak belki unuttuğum biri olur, gönül koyma olmasın.Herkes kendini biliyor zaten 🙂 Sitede görev alıp ister sadece bir yazı yazmış olsun, ister beş yazı yazıp, üç röportaj yapmış olsun.Her bir emek çok değerli ve daha önceki soruların birinde de söylediğim gibi Rock İstasyonu’nun bu noktaya gelmesinde, bugüne kadar bünyemizde görev almış editör, yazarların katkısı göz ardı edilemez.Yolumuza farklı kulvarda devam ettiğimiz arkadaşlar olsa da, belki istemeden gönül kırgınlıkları yaşanmış olsa da ben kalplerimizin beraber ve amacımızın aynı olduğunu düşünüyorum.Bunun en büyük örneği şu an Gökhan abiyle bu röportajı gerçekleştirmiş olmam 🙂

    Rockistasyonu.com olarak, ülkemizde rock müziğe olan bakış açısını nasıl buluyor ve yorumluyorsunuz?

    Rock müziğe karşı insanların bakış açısı eskiye göre çok fazla ön yargılı değil.Rock müzik son dönemde, rock türü dışında müzik yapan sanatçıları ve grupları da olumlu yönde etkiledi.Bence bu güzel bir şey.Örneğin yakın zamandan örnek verecek olursam “Ümit Besen” ve kendisinin “Başka” albümü.Albümde Ümit Besen hem kendi ve başka rock müzisyenlerinin şarkılarını, hem de diğer isimler Ümit Besen’in şarkılarını yorumladı.Her ne kadar bazı kesimlerin tepkisini çekse de, ben bu albümü çok başarılı buldum.Zaten az çok müzik bilgisi olan da Ümit Besen’in kalitesini tartışmaz.Ümit Besen bir örnek idi.Son dönemde rap ve rock müzik de iyi bir uyum içinde.Bunun da örnekleri mevcut.Hayko Cepkin-Hayki, İdil Çağatay-Ayben örneği gibi…Belki hala bir yerlerde rock, metal dinleyen insanı “öcü gibi gören, kedi kesip kanını içtiğini düşünen, aykırı giyinen, aykırı davranan insan” gibi olarak görenler vardır ama onların da en yakın zamanda bu ön yargılarından kurtulmasını diliyorum 🙂

    Rockistasyonu.com 8 yaşında, bunun için sürprizleriniz var mı ve neler düşünüyorsunuz?

    Açıkçası uzun zamandır; neredeyse üçüncü, dördüncü yaşımızı kutladığımızdan beri aklımda hep, her sene olmasa da bazı kuruluş yıl dönümlerimizde “Rock İstasyonu” adı altında sevilen rock gruplarının yer aldığı bir gece düzenlemek hep var.Fakat bu hayalimi bir türlü gerçekleştirme şansım olmadı.Şu an için 8.yılımızda da henüz bunu gerçekleştiremedik.En kısa sürede bu hayalimi gerçekleştirmeyi çok istiyorum.Hatta küçük çapta da olsa “Rock İstasyonu” adı altında bir rock festivali de olabilir.Geç bile kaldığımızı düşünüyorum ama yine de en önemlisi yapmış olmak için yapmaktan ziyade “doğru zamanda, doğru şekilde yapmak”.Dereyi görmeden paçayı sıvamak istemiyorum ama bu konuyla ilgili 2019 yılı içerisinde sürprizlerimiz olabilir 🙂

    Rockistasyonu.com Tamer Uz demektir.Peki Tamer Uz en çok hangi grup ve müzisyenleri sever?
    Estağfurullah 🙂 Sanırım cevaplamakta zorlandığım en zor soru bu oldu.Çünkü en sevdiğim isimleri yazarken elbet istemeden es geçtiğim olup; “beni sevmiyor musun” diye alınanlar olacak 🙂 Şaka bir yana ayrım yapmadan çok fazla sevdiğim müzisyen-grup var fakat aklıma ilk gelenlerden, en çok dinlediklerimden takip ettiklerimden başlayarak, son zamanlarda çıkan ve sevdiğim isimlere doğru sıralamaya çalışayım.
    Hayko Cepkin, Ogün Sanlısoy, PENTAGRAM, Mor ve Ötesi, PERA, Duman, Bulutsuzluk Özlemi, VEGA, Feridun Düzağaç, Teoman, Aslı Gökyokuş, Şebnem Ferah, Ayşe Saran, Moğollar, Kurtalan Ekspres, Diken, Mavisakal, maNga, Murder King, Haluk Levent, Pilli Bebek, KURBAN, NEYSE, Direc-T, Athena, ZAKKUM, Redd, Demir Demirkan, Bertuğ Cemil, Baba Zula, DörtxDört, Başıbozuk, Umut Kaya, Serkan Ferat ilk aklıma gelenler…
    Son dönemden çok sevdiğim, dinlediğim ve başarılı bulduğum isimler; Necati ve Saykolar, The Madcap, İdil Çağatay, Can Gox, YAŞRU, eskiz, KES, Şizofren, The Ringo Jets, Christian Abdullah, SİS, Pitch Black Process, Anarres, Yaşlı Amca, Timsahın Gözyaşları…
    Alternatif isimlerden de Sena Şener, Ezgi Aktan ve Burcu Tatlıses gibi isimleri başarılı buluyor ve dinlemeye çalışıyorum.
    Yabancı çok fazla dinlemiyorum ama sevdiğim isimler var elbet; Rammstein, Amon Amarth, Nigthwish, Korn, Marilyn Manson da ilk aklıma gelenler, yabancı folk metal gruplarının da bir çoğunu ayırt etmeden severek dinliyorum.
    Ayrıca KAÇAK grubunun da yeniden faal olmasına çok sevindim.Ülkemizdeki en iyi vokallerden biri olarak gördüğüm Can Uzunallı’dan da yakında sürprizler olacak gibi.İnşallah çok sevdiğim gruplardan pickpocket’in de en kısa sürede müziğe dönmesi en büyük temennim 🙂

     

    Diğer siteleri takip ediyor musunuz ve onlar içinden en çok hangilerini seviyorsunuz?

    Diğer siteleri yakından takip ediyorum dersem yalan olur.Çünkü buna gerek Rock İstasyonu, gerekse özel hayatımdaki işlerden dolayı fırsat bulamıyorum.Hatta son zamanlarda Rock İstasyonu’na bile anca yetişebiliyorum diyebilirim.Aklıma gelen ilk sitelerden biri NouvArt.NouvArt ile daha önceki yıllarda bir iş birliği de yapmıştık.Müzik olsun, diğer sanat dallarında oldukça aktif halde olmaya çalışan ve önemli editörlerden oluşan bir site.Kısa bir süre önce yazarlarımızdan Zeynep’in de dahil olduğu Motto Müzik’i iyi kötü takip etmeye çalışıyorun.Onun dışında yakın zamanda gözüme çarpan ve güzel işlere imza atma hazırlığında olan Faydalı İşler Akademisi platformu var.Ve son iki projelerine bizim de dahil olduğumuz, medya sponsorluğunu üstlendiğimiz Yirmidokuz event de sosyal sorumluluk projesi kapsamında iyi işlere imza atacağa benziyor.Türk Gitar’da görev aldığı zamanlardan beri sağlam ilişkiler içinde olduğumuz Mehmet Emre Gökgöz’ün oluşumu, konserleri yakından takip eden PostMonde, Hakan Kibar ve Rock Ajandası gibi platformlar iyi ilişkiler içerisinde olduğumuzu düşündüğüm isimler arasında.Ve elbette çiçeği burnunda Çerezzine de takipçisi olmaya çalışacağım siteler arasında yerini aldı.Bizim dışımızdaki her siteyle çok samimi ilişkiler, diyaloglar içinde olmasak dahi, müziğe, sanata destek olan her platforma saygımızın ve yeri geldiğinde desteğimizin sonsuz olduğunu belirtmek istiyorum.

    Ve elbette çok merak edilen Uz Yapım.Birazda bu projeden bahseder misin bize? Ve neler olacak?

    Uz Yapım gerçekten özellikle yakın çevremde merak uyandırdı.Uz Yapım’ı hayata geçirmemin amacı daha çok kurumsallık.Yani ileride belki buradan ekmek yiyebileceğim bir platform ya da şirket olması en büyük amacım diyebilirim.Uz Yapım’da sadece rock müzik ya da müzik olmayacak, sanatın her dalı olacak.Ama bir haber sitesi niteliğinde değil.Daha çok vloglar, programlar düşünüyorum.Yani bir bakmışsınız bir konserden spot görüntüler alıp bir bölüm yayınlamışız, bir bakmışsınız bir tiyatro grubunu, bir folklor topluluğunu ziyaret etmişiz.Konsept geniş olacak, aklımda bir çok şey var.Fakat uzun soluklu ve kurumsallaşmak istediğim için çok acele etmek istemiyorum.Şu anda Uz Yapım benim de sosyal medya sorumluluğunu üstlendiğim Çanakkale Çan ilçesinde faaliyet gösteren KAHOT Kaz Dağı Halk Oyunları Topluluğu olarak bu yaz uluslararası bir halk dansları ve müzik festivali düzenleyeceğiz.Uz Yapım olarak böylesine önemli bir etkinliğin medya sponsorluğunu üstlenmekten dolayı da son derece gururlu ve mutluyuz.Bu tarz faaliyetlerin sponsorluğunu üstlenmeye de her zaman devam edeceğiz.

    Tekrar 8 yıl ve Rockistasyonu.Oldukça uzun bir zaman ve büyük bir başarı, yola çıkarken bunu tahmin etmiş miydin?

    Kesinlikle tahmin edemezdim.Çanakkale’nin bir ilçesinde yaşıyor olmama rağmen, geldiğim noktada Rockistasyonu sayesinde gerek konserlerde, gerek sosyal medyada kurduğumuz iletişimle , Rockistasyonu’nda yaptığımız projelerle birlikte çok fazla müzisyen ve grupla, yazarlarla diyaloğumuz, sağlam ilişkilerimiz oldu, olmaya da devam ediyor.Egoistlik olarak algılanmasın ama ülkemizde rock camiasında gerçekten artık Rock İstasyonu’nu bilmeyen neredeyse yok diyebilirim.Bu duruma özellikle, katılmış olduğum konser ya da festivallerde şahit oldum.Bu da mutluluk ve gurur verici.

    Sevgili Tamer; sana ve kardeş sitelerimizden Rockistasyonu.com’a sonsuz başarılar diliyor ve daima yanınızda olduğumuzu belirtmek istiyoruz.Son olarak hem okurlarımıza hem de çerezzine ve Rockistasyonu okurlarına neler söylemek istersin?

    Güzel dilekleriniz için ben teşekkür ederim.Ben de hem şahsım, hem Rockistasyonu.com ve Uz Yapım olarak daima yanınızda olduğumu belirtmek isterim.Bu röportaj hayatımda verdiğim ilk röportaj olması açısından benim için çok özel oldu ve yeri ayrı olacak.Bunun için ayrıca teşekkür ederim.Çerezzine ve Rockistasyonu okurlarına son olarak; sanata, sanatçıya ve sanatı destekleyen, işini dürüst ve düzgün yapan her platforma sahip ve destek çıkmasını, yeni yılın da herkes için önce sağlık, mutluluk ve sanat dolu bir yıl olmasını dilerim.

     

     

     

  • Mısraların külleri

    Mısraların külleri

     

    Bir gün bitecek olan herşeyin şerefine doldurduğu kadehten aldığı son yudumla düşüncelere dalmıştı.. Çocukluğu,ilkokul yılları,üniversite yılları gözünün önünden bir film şeridi gibi geçiyordu.. Yanı başındaki ağaç hışırtıları,parkın dışından akan trafik,tüm koşuşturmacasıyla akıp gidiyordu İstanbul.. Garip bir varlıktı şu insanoğlu denen; Onca hengamenin,tükenmişliğin,sefaletin içinde kendini kandıran kendine bile olan saygısını tüketmiş acımasız,yalancı,gaddar bir varlıktı.. Ya da dünya mıydı insanoğlunu böyle kılan.? Yaktığı sigaradan bir nefes aldı ve dumanını üfledi. Yavaş yavaş hava kararmaya yüz tutmuş,işten çıkanlar evin yolunu tutmuş günün son demlerini yaşıyordu şehir.. Oturduğu yerden kalkıp yürümeye başladı Karaköyde derme çatma bir kıraathanenin önünden geçerken akşam haberlerinde kırmızı bültenle servis edilen bir çığlık yankılandı kulaklarında.. Ve artık o yoktu.. Olmayacaktı da.. Birden eve doğru yola koyuldu. Kapıyı açtığında tükenmiş bir sessizlik karşıladı. Ve O ndan arda kalan doğum günü hediyesi henüz okumak için açmadığı kitabı çekmeceden çıkardı.. Sayfaları karıştırmaya başlamıştı ki aynı çığlık ikinci kez yankılandı.. Uzun yıllardır gözünden dökülmemiş yaşlar birden sağanak oldu kitabın sayfalarını ıslatmaya başlamıştı.. “Ömrümüz ayrılıklar toplamı” diyordu kitapta şair.. Ve dışarda bir kadının cesedi üzerinde savruluyordu tükenmiş mısraların külleri….

  • Bir Serserinin Trajikomik Yol Otopsisi- Mehmet’ in Hikayesi

    https://www.youtube.com/watch?v=vkvBd5JY05k

    Merhabalar;

    Adım Mehmet, 32 yaşındayım ve hayattaki en büyük başarım çişimi tutabilmek. Ben bunun için alkış aldığımı hatırlamıyorum ama ailem ilk etapta mutlaka tebrik etmiştir. Standart bir Türk annesi olan annem hem çalışıp hem bize baktığı hem de ev işlerini yapabildiği için evin gizli hükümeti olmasını bize kabul ettirmiştir. Babam ise sessiz sedasız evdeki iktidarını korumasına yardımcı olan ve işleri düzene koyan bu mekanizmada denetleme ve yürütme kurulu başkanı bir CEO edasıyla karalarının onayını bekler. Standart muhafazakara yakın modern aileyiz yani. Mutlaka tebrik ettiklerini düşünüyorum. Ya da inancım o yönde.

    Bunun dışında hayatım başarılarla dolu değil. Başarısız bir öğrenci başarısız bir çalışan oldum hep. Bizim nesli çernobil vurdu. Bebekliğimiz radyosyon dolayısıyla yeşile döndü. Çocukluğumuz ileride ailemize daha iyi bakabilmemiz için sınavlarla doluydu. Ya da ailemizin sermayesi olmadığı için başkalarının yanında nispeten daha güvenli ve yüksek stadartlarda çalışmamız için öyle inandırıldık. İlk okul sıralarında daha sınav denen karmaşık olguyla tanıştık. Anadolu lisesi sınavları dönemi dışarıda top oynayan arkadaşlarım bugün benden daha fazla kazanıyorlar. Fen lisesi sınavlarını yapamayan arkadaşlarımın şu anda sanayide kendi dükkanları var. Üniversite sınavı saçmalığı konusuna hiç girmiyorum evlenen arkadaşlar boşanıp ikinci kocaları ile ilk kocalarının parasını yemekteler.

    Haa… Bir de unutmadan kötü bir sevgili olduğum için kadınlarla aramda kötü. Ya da çirkin olduğum için. Bilmiyorum. Genelde kendini bile görmeyecek kadar sarhoş ya da yokluk çeken kadınların ilgisini çekebildim onun dışında stepne sevgili oldum. Şu Meriç esprilerinde geçen Meriç gibi. Genelde sevgililerinden ayrılan aldatılan terk edilen kötü davranılan kadınlar egolarını bende yükseltikleri gibi gene o tarz bir adamla beraber olmak için benimle ilişkilerini stand by konumuna alıp sohbet girişimlerime emoji denilen katillerle veya kısa cümlelerle devam ettiler. Sevilmeyi bile beceremediğimden olsa gerek.

    İntihar mektubu gibi olduğunu biliyorum. Ama bu hayatı inanın her sabah baştan yaşıyorum. Prometheus’ un her gün ciğerinin yenilmesi gibi düşünün bu durumu. Kalkıp uyanıp aynadaki arkadaşla karşılaşmak çok zor. Ama ölmek gibi bir niyetim yok. En azından şimdilik.

    Emek-Sermaye ikileminde emeğe değer biçilemez dediğimden beri doğru düzgün iş bulamıyorum Bulduklarıma fazla kalın geliyorum yada onlar daha fazlasını daha ucuza bulabiliyorlar. Artık canım sıkılınca çalışıp genelde çalışmama durumum var.

    Fazlaca mutsuz ve boş olduğum günlerden birinde beni aradı D. D. Sarışın tatlı mı tatlı muhteşem bir kız. Evet onunda ambarındayım. Yalnız kalmış olmalı ki beni çağırdı. Köprüden önce son çıkış Mehmet’ i.

    -Alo Mehmet nasılsın?

    -Sesinizi alamadım telefonum bozuk o yüzden numaralar yok geçen sosyal medyada durumu söylemiştim.( Yalan parayla değil yoksa benim gibiler yalan da atamayacaklar.)

    -Ben D. Ne çabuk unuttun beni. ( Sayın D. En son 4 ay önce işiniz düştüğü için aramıştınız. Onda da sizi pek dinlememiştim. 6 ay önce ise 3 hafta bir şeyler olsun diye yalvarmadığım kalmıştı ama siz beni arkadaş olarak görmüştünüz.)

    -Aaaaaaaaa…. D. Nasılsın kusura bakma ya. Gayet iyiyim keyifler yerinde. Bende şimdi yola çıkmak üzereydim.

    -Rahatsız ettim özür dilerim. Çok kötüyüm moralim çok bozuk müsait misin bir şeyler içelim?

    -Aslında…. Müsaitim.( Önce hikayenin ne olduğunu bilme arkasından bunu kabulleniş ile beraber yeniden bir umut sahibi olma cümlesi. Aradaki ise o esnada beynin hayır komutuna kalbin ümit ihtiyacının verdiği tepki.) Biliyorsun ne zaman istersen. Neredesin alayım seni?

    -İşteyim çıkınca Taksim’ de buluşalım olur mu? ( Seni maddi ve manevi çökerteceğim. Acılar içinde kıvrandırıp cebindeki son meteliğe kadar sömüreceğim. Sonra bana bundan daha kötü davranacak bir yavşağa elimdeki herşeyi vereceğim. Beni manevi olarak tükettikçe sana dert yanıp senin yaşam enerjini sömüreceğim demenin kısa yolu.)

    -Taksim mi? Tamam. ( Kızım senin seçtiğin yere sıçayım. Taksim mi kaldı gerzek. Bir avuç montofon ile beraber biraya 25 kahveye 20 lira mı vereceğiz diyemedim.) Burger kralının önünde buluşuruz o zaman.

    -Tamam Canım(?) görüşürüz ben ararım seni numaramı kaydet. ( Daha rahat acı çektirmek için seni her aradığımda ismimi gör ve Pavlovun köpeği gibi tepki ver bana.)

    Telefonu kapattıktan sonra bir iki dakikalık idrak süreci başladı. Ben neden bu teklife evet dedim, bu işin sonunda üzüntü orantım 1 ile 5 arasında kaç olacak ve ne kadar param ve benzinim var. Kafamda ki fizibiliteden pek doğru bir sonuç çıkaramadım. Zaten her şekilde hikayenin sonunu bildiğim için pek de umursamadım. Biraz pişpişleyip avutup geri yollayacaktım. Hayallerim ise pembe panjurlu evin içindeki çocuk sayısından bahçeye ekeceğim erik ağacından yapılacak kompostonun komşulara takdim kısmına kadar ilerlemişti.

    Daha buluşma saatine vardı ama benim oraya gitmem en az 3 saati bulacaktı. İşsizdim en son aldığım maaşımı bitirmek üzereydim ve motorum arızalanacağının sinyallerini vermekteydi. Duşumu yaptıktan sonra çıktım. Onun iş saatinin sonuna doğru ben tahmin ettiğim üzere Taksime anca varmıştım. Şişhane Kapalı garajına motoru bıraktıktan sonra Odakule’ nin yan tarafından İstiklal’e çıktım. Saç ektirmiş araplar bir iki sokak müzisyyeni okuldan çıkmış liseliler ve iki travesti karşıladı beni. Galatasaray Lisesinin önüne doğru ilerledim. Telefonuma 15 dk.’ya oradayım diye mesaj atmıştı bile D.

    Adımlarımı hızladırdım. Yukarı doğru kuru bir kalabalık vardı. Yürümek zorlaşmıştı. Kulaklığımda Kesmeşeker tatlı tatlı çalmaktaydı. Metin bir kurt gibi yalnızlığıma Metin Kurt Yalnızlığı şarkısı eşlik ediyordu. Yaklaştıkça içimde garip bir heyecan oluşmaktaydı. Ne yapacaktım elini mi sıkmalıydım yoksa sarılıp öpmeli miydim? Kaskıma dikkat etmem gerekliydi kaskla vurup kendi kaleme gol atma ihtimalimde olabilirdi. Duruma göre şekil almak daha iyi olabilirdi. Duruduk yere umutlanmıştım işte. Umut büyük tuzaktı benim gibiler için. Önce umut verirler sonra kemiklerini sıyırırlardı. Ama umutsuzda yaşanmazdı. Hayaller güneşli oldukça keyifli oluyordu.

    Tam 258 adım atıp ikinci sigarayı yakmışken geldi D. Yemyeşil gözleri parlıyordu. Ona doğru hareketlendim. Elini mi sıkayım sarılıp öpeyim mi derken sarıldı bana. Teni diken diken batıyordu. Ne olduğum umrunda değildi belki. Yada örselenmiş gururum bana oyun oynuyordu.

    -Mehmet neden hiç aramıyorsun hayırsız. ( Canım benim mesajlarıma 2 gün geç cevap verdiğin için olabilir mi? Hem bu alet iki yönlü çalışıyor biliyorsun değil mi?

    -Rahatsız etmek istmedim. Hem enişte benden pek haz etmiyor demiştin benim yüzümden sıkıntı yaşamanı istemedim. ( Hani Mehmet aramasan beni sevgilim biraz kıskançta demiştin ya.)

    -Ya ne ince düşünüyorsun boş versene onu. Zaten biz ayrıldık onunla. ( Geldik bu akşam ki konuşmamızın genel konusuna.)

    -Aaaaa çok geçmiş olsun. İyi misin? (Hadi canım bende salağım anlamadım.)

    -İyiyim. Hiç bu kadar iyi olmamıştım. Değiştim geliştim artık. Ne istediğimi biliyorum artık. Bir süre dinleneceğim. Kendimle yalnız kalacağım. Kendimi dinleyeceğim. Vakit ayıramadığım arkadaşlarımı göreceğim. Daha güçlü bir kadınım artık.( Seninle başlıyorum. Daha hırt bir adam bulduğum anda işkence masasında seni bırakacağım ve ölmek için bana yalvaracaksın. Bütün bu terkedilme acısını senden çıkaracağım. Sen olmazsan başkası ama elde en taze sen varsın)

    -Nereye geçelim? Soğuk sıcak ne içeriz?

    -Ya birini daha bekleyeceğiz. Gerçi sana süpriz oldu ama N. Gelecek. Senin yakın arkadaşınmış. Bir iki gündür konuşuyoruz senin arkadaşınmış dedim süpriz olur. ( Vay piyasa kızıştırdın bakıyorum. Biri olmazsa biri. Rekabet piyasayı güçlendirir Adam Smith diyorsun. Vay N. Bu kaçıncı kazık bana.)

    -Biz geçelim o gelir. Ben arayayım istersen. (Ben gideyim yada başbaşa buluşun daha rahat edersiniz.)

    N. yi aradım. Yolda olduğunu 40 dk’ ya geleceğini söyledi. Biz geçelim bir yere o gelirmiş. Nevizade’ ye doğru yürümeye başladık. Tadımın kaçtığını belli etmemeliydim. N. Ile uzun zamandır arkadaştım. Hoşlandığım bütün kadınlarla bir şekilde münasebet yaşamıştı. Öncesinde yada sonrasında. Kendi hayatımı kurduktan sonra haftada ikiye düşmüştü görüşmelerimiz ama yine de en yakın arkadaşlarımdan biriydi. Bu kız hakkında da çokça konuşmuştuk. Şimdi olan benim hoşaf hayallerime olmuştu.

    Mekanı D. seçti. Geçtik oturduk. İki bira söyledik. Aptal hikayesini anlatmaya başladı. Adam onu çok sıkıyormuş. Boğulmuş denetlenmekten ve kızınca tanınmaz oluyormuş. Daha sakin bir adam istiyormuş. Çok maço tiplerden bıkmış artık. Üstüne sosyal medyada başka karılarla yazışmasını yakalamış. Salakmış aldanmış.

    Arkadaki duvarda Türkan Şoray’ ın posteri vardı. Muhteşem bir bakışla onun kafasının üstünden bana bakıyordu. Yan tarafında ise Filiz Akın bütün asaleti ile gülümsüyordu. Sen nasıl katlandın bunca zamandır bu adama dedim. Sen zaten sert mizaçlı bir adam aramıyor muydun? Dedim. Filiz Akın bana mı gülüyordu acaba? Cevabını bildiğim soruları sormaktan sıkılmıyorum her halde. Gözleri doldu. Birden yeşil gözlerinden yaşlar boşaldı. Yanındaki sandalyeye geçtim. Sarıldı. Sıcacık teni yaktı bu sefer. Kokusu ciğerlerime doluyordu. Yapma Mehmet umutlanma sakın. Acıyacak yine canın. Sakın bak karşı duvarda kim var Erol Taş var. Anla seninle oynuyor ilk atağında golü atsın diye kaleden çekiliyorsun yapma. Arkada Yaşar Kurt benim için içten içe söylüyordu. Ver bana düşlerimi diye. Al düşlerini yap görevini siktir git işte oğlum. Aşk maşk çıkartma başına. Karı seni atacak. Kanma aslanım sakın.

    Ellerimle narin yüzünü kavradım. Bak bana. Bak bakayım dedim. Makyajı akmaya başlamıştı. Parmaklarımla göz yaşlarını sildim. Pandaya döndün diyebildim. Gülmeye çalıştı. Daha sıkı sardı beni yanlışlar hakkında birşeyler söyledi. Belkide beni seçmediği için yanlış yaptığını anlamıştır diye düşündüm. Pembe panjur güzel olmayabilir. Düz pencere olsa daha çok güneş alır hem.

    Telefon çaldı. Arayan N. idi. Yerimizi öğrendikten sora telefonu kapadı. N. aradı dedim. Tamam ben bir lavaboya gideyim gelirim dedi. Kalktı lavaboya giderken onu izledim. Çok üzülmüştü. Kalbi kırılmıştı. Ben sadece aceleci davranıp peşin hükümler veriyordum. Yan masada bir kızla bir oğlan konuşuyorlardı. Belli ki birbirlerini tanımaya çalışıyorlardı. Oğlan sıkılmış gibi duruyordu kızın anlattıklarını pek dinlemiyor gibiydi.

    Tam o sırada N. geldi. Sarıldık hoş beş etmeye başladık. Bira söyledi kendine. Ben kahve ile  devam ediyordum. Ali Atay arkadan terliklerimle gelsem sana diyordu. Dünya mı biraz parlaktı yoksa ben mi umutlanmıştım tam bilemiyordum. D. Lavabodan geri döndü. Makyajını tazelemişti. Çok güzel görünüyordu. N. nin elini sıktı. Sohbetimize katıldı.

    Ben ne kadar politik biriysem N. aynı şekilde apolitikti. Ben ne kadar sakinsem N. o kadar agresif bir adamdı. Beraber aynı semtin sokaklarında büyümüştük.Yan yana kavga etmiştik yanyana okumuştuk. Ama marsla dünya kadar ayrıydık. Müsade isteyip lavboya gittim. Yüzümü yıkayıp işedim.

    Yerime döndüğümde N. nin D nin yanına oturduğunu gördüm. D ile koyu bir sohbete başlamıştı. Uzaktan onlara baktım. Ayhan Işığın posteri bana bakıyordu. Artık suya düşebilecek bir hayalim yoktu suya düşen bütün hayallerim suyu doldurduğu için birbirlerinin üzerine düşüyorlardı. Bir umuttur yaşatan insanı dedim. Yavaş yavaş masaya doğru yürüdüm.

    Gezi direnişinden bahsediyordu. Biz şunu yaptık bunu yaptık şuradan yürüdük buradan kaçtık. Hayatı boyunca politik olduğu tek an o dönemdi. Sonrası ise tepkisel bir politizmdi. Geziyi analiz etmeye başladı uzun uzun basma kalıp herkesin bildiği ezberlediği cümlelerle. Büyük bir halk ayaklanmasıydı dedi. Arap baharı gibiydi. Filiz Akınla göz göze geldim yine. Ağzımdan Durkheim’ da seinle aynı fikirde mi? Sorusu fırladı. Kendime şaşırdım.

    Efendim dedi. N. Sen yoktun görmedin kardeşim dedi. Devam etti. D. Gözlerini ayırmadan onu dinliyordu. Arada saçıyla oynuyordu. Parlak gözlerle ona bakıyordu. Konu isyanın sosyolojisiydi. Söylenenler baside indirgenmiş belli başlı analizlerdi. Sırf karı kız kovalamaya geziye katılmıştı ve hala gezinin ekmeğini yeme sevdasındaydı. Böyle mutluydu. Diğer tarafta yan masaya yeni insanlar eklenmişti kız grubun biraz dışında kalmış benim yanımda kalmıştı. Göz göze geldik. Güldü. Müslüm Baba Zamanın eli bize değidi bize diyordu. Kulağıma eğilip “Durkheim bence aynı fikirde değil ama Bakunin’ e sormak lazım” dedi. Kızıl saçları benimde yüzümü kapadı. Gülmeye başladım. Adam isyanın kitabını yazdı bence o bizi Marx a havale eder dedim. İri kahve rengi gözleri parladı. Masasına geri döndü. N. anlattıkça anlatıyor politik çıkarımlarda bulunmaya devam ediyordu.

    Masada var olma gereksenimim kalmamış gibi duruyordu. Saate baktım 10 a yaklaşmaktaydı. Yarın iş var mı kuzum dedim D. ye. Hayır izinliyim dedi. N. çok tatlısın ya dedi. Şu güzelliğe bak kardeşim dedi. Dönceğin zaman söyle seni bırakırım dedim. N. Motorla mısın? dedi. Evet dedim. Bu saatte sakatlık çıkmasın ben bırakırım sen devam edersin dedi N. Tam olması gerektiği gibiydi. Artık işi sonlanmış fişi çekilmişti, sadece muhabbetin yancısı olacaktım. Gözleri Türkan Şoray’ daydı.

    Arka masadaki kız tekrar kulağına eğildi. Senin işin burada bitti bence dedi. Neden dışarıya çıkıp benimle bir sigara içmiyorsun? Diye sordu. Göz kırptı. N. ile D. koyu bir muhabbete girmişlerdi. Müsadenizle ben kaçayım dedim. Artık orada olmadığımın bilinci ile kaskımı aldım ve masadan kaktım. Çıkışa doğru yöneldim. Ne dedikleri pek umurumda değildi. Ben zaten sahadan mağlubiyetle ayrılmayı başarmıştım.

    Kapıya çıktığımda karşımda kızıl kızı gördüm. Paketten bir dal sigaramı çıkarttım. Kız çakmağıyla sigaramı yaktı. Kızıl kıvırcık orta boylarda saçları vardı. Balık etli kısa boylu bir kızdı. Teşekkür ederim. Adım Mehmet dedim. Bende T. Dedi. Üzerinde siyah bir deri ceket vardı. Altında AC/DC tişörtü yırtık siyah kot pantolonu vardı. Hangi üniversite diye sordum sırf konu açmak için. Mimar Sinan dedi. Umarım seni rahatsız etmedim. Arkadaşın seni saf dışı etmek için çok konuştu. Sıkılmışsındır diye düşündüm dedi. Güldüm. Sadece güldüm. Benim neslim en yakın arkadaşını rakip olarak algılamaya daha ilk okulda başlamıştı. Sonrası hep gelirdi. N. biraz öyledir. Ortamda baskın karakter olmaya bayılır dedim. Ben genelde yan rolleri severim. Tıpkı Batmanin Alfredi olmak gibi bir durum bu. Güldük.

    T. Diye bağırdı bir ses. İçerde T. Nin yanında oturan çocuktu. Sen ne yapmaya çalışıyorsun dedi. Benim yanımdayken bile başkalarına kuyruk mu sallamaya başladın dedi. Şaşırmıştım. Bela yavaş yavaş geliyordu. Yok birader sadece konuşuyoruz dedim. T. Araya girdi. Sana ne U. Diye bağırdı. Sabahtan beri takmıyordun şimdi mi sevgilin olduğum aklına geldi gerizekalı puşt. Diye bağırdı. Çocuğun diğer arkadaşlarıda dışarı geldiler. Kızlardan biri Susun rezil oluyoruz. Dedi. Ah Mehmet dedim Şimdi boka balıkma atladın. Çocukları teker teker kesiyordum. Sırtım duvara yaslanmış olduğu için arkam tehlikelere kapalıydı. Ama çocuklar biraz iri yarı tiplemelerdi. Ve ben kavga etmeyi bilmezdim. İsminin U. Olduğunu öğrendiğim çocuğa Kardeşim sıkıntı yok sadece konuşuyoruz sevgili yanında olan kıza neden sarkayım deli misin? Yürüyün bakın işinize dedim.

    Cümlemi tam bitirdiğim esnada çocuğun üstüme doğru geldiğini fark ettim. Yumruğundan kaçmak için kafamı diğer tarafa doğru attım. Yumruk yanımdan geçmişti. T. Çığlık attı. Elimdeki kaskla Çocuğun çenesine doğru hamle yaptım. İlginç bi şekilde Tok diye bir ses duydum. Çocuk kendini geri atmıştı ama kask çenesine ve dudağını sıyırıp burnuna gelmişti. U. Yere düştü. T. İle bir anlığına göz göze geldim. Ağlıyor yardım istiyordu. İlk yumruk kafamın yan tarafına gelmişti. Kendimi yere bırakıp kafamı kollarımın arasına aldım ve cenin pozisyonuna geçtim. Bir iki tekme ye yumruğun ardından araya birileri girdi. Çok hasar almamıştım. Ama canım çok acıyordu. Galiba burnumda kanıyordu. Birinin birader iyi misin diye sorduğunu duydum. Yere uzandım. Başımda 40 lı yaşlarında bir abi vardı. Uzun sakallarının ve saçlarının bir bölümü kırlaşmıştı. Küfürler hala havada uçuşuyordu arkada. Doğruldum. Başım çok dönüyordu. T. Yi uzaktan seçtim. Çocuğa sarılmış seni seviyorum diye ağlıyordu. Bu şekilde hiç kullanılmamıştım. Çok yaratıcıydı. Kıskandırmak için beni seçmişti. Sürünün zayıf ceylanı ben olmuştum. Abi elini uzattı. Ayağa kalktım. Telefonumun ekranı kırılmıştı. Saat daha 22.30 bile olmamıştı. İyi misin dedi tekrar. İyiyim abi bir sıkıntı yok dedim. Dikkatli olsana oğlum dedi. Paketimi arıyordum ama o da kayıptı. Abi cebinden tabakasını çıkardı. Özenle sarılmış bir sigarayı bana uzattı, yaktım. Teşekkür ederim abi dedim. Sokağın diğer tarafına doğru yürüdüm. Balık pazarına dönüp İngiliz konsolosluğunun arkasına geçtim. Burnum kanıyordu galiba. Elimle burnumu sildim. Kanamıyordu. Bir anda aklıma o fenomen video gelmişti. Kanamayi Kanamayi sümük akayi diye biraz yüksek sesle söyledim. Önümdeki iki tiki hatun bana doğru keskin bir bakış attılar ve adımlarını hızlandırdılar. Kaldırıma oturup gülmeye başladım. Hayatımın rayından çıkışına, şanssızlıklarıma, yalnış zamanda yanlış yerlerde olmama hepsine artık gülüyordum. Bu arda gözlerimden ise deli gibi yaş geliyordu.

    Adım Mehmet, 32 yaşındayım. Hayattaki tek başarım çişimi tutabilmek. Size bu satırları Çanakkale vapurundan yazıyorum. Ve bu bir intahar notu değildir.