Çerezzine olarak alışıldık röportajların ötesine geçme hedefiyle geliştirdiğimiz “Tuhaf Sorular Serisi”nin yazarlara ayrılan köşesinde ikinci konuğumuz İlhami Sidar oldu! Kendisine ve kitaplarına dair ek bilgileri röportajtan hemen sonra okuyabilirsiniz. Keyifle okumanızı diliyor ve sizi röportajımızla baş başa bırakıyoruz!
Merhaba İlhami Bey,
Okurların en sevdiği ve sizin en sevdiğiniz kitabınız hangisidir? Eğer ikisi farklıysa olası bir aksilikte kayıtlarının ve kopyalarının silinmesini engelleyebileceğiniz o tek kitabınız hangisi olurdu?
Okurlarımın en sevdiği kitap ilk romanım “Bir Cudi Söylencesi”, benim en sevdiğim kitabımsa “Gitmediğim Bir Yerde”. Tabii ki böyle bir aksilik istemem. Eğer silinme olayı kaçınılmazsa “Gitmediğim Bir Yerde”yi tercih ederdim.
Sağ çıkardığınız bu tek kitabı özel kılan sebepler nelerdir? Bu sebepler okurları da tatmin edebilir miydi ve edip etmemesini ne kadar umursardınız?
Bu kitabı özel kılan onu kendim için yazmış olmam. Aynı zamanda “Proust” başta olmak üzere bende özel yeri olan bütün sanatçılardan süzülmüş birikimimi bu kitaba yansıttığım için bu kitabı tercih ederdim.
Bu kitabın baş karakteriyle aynı odada kalsanız muhabbetiniz sarar mıydı, birbirinizden ne kadar sürede sıkılırdınız, neden?
Flaubert’in “Madam Bovary benim” dediği gibi bu yapıtın karakteri “Senar Sipahi benim.” (gülümsüyor) Kendimle sohbeti de çok severim, dolayısıyla bu romanın kahramanıyla sohbet beni sarardı ama odada başkası olsa sıkılırdı muhtemelen (gülüyor), ben kendimi biraz sıkıcı bulurum da…
Bu kitabın içine ekstra bir karakter olarak dahil olsaydınız nasıl bir işleviniz olurdu ve hikayeye ne kadar katkı sağlardınız?
Kitabın içindeyim zaten, Senar Sipahi’nin gölgesiyim, ekstra katkı sağladığımı söyleyebilir miyim bilemem.
Baş karakter sizin hayatınızı yaşasaydı şimdiye kadarki hayat seçimlerinizi göz önüne alırsak hayatınızın bu noktasında sizinle aynı yerde olur muydu, olmazsa hangi pozisyonda ve durumda olurdu?
Bir alterego olarak benimle her an yaşamayı sürdürebilseydi yaşamım başka türlü olabilirdi. Ama beni bağlamak zor biraz, kendimden kaçıp kurtulduğum çok olur zira. Aklımın duraklarından çok uzak noktalara, derin uçurumlar kenarına atar ve orada sadece derinliğin dayanılmaz çekimine bırakırım kendimi.
Siz baş karakter yerine bu kitaba baş karakter atansaydınız ve tüm olaylar sizin başınıza gelseydi hikayenin hangi noktasında daha çok kazançlı çıkar hangi noktasında ağır kaybeden durumuna girerdiniz? Hikayenin sonuna kadar gidebilir miydiniz?
Dediğim gibi başkarakter bizzat ben kendimim zaten ama yazar olarak ipler tamamen benim elimde olmuş olsa o alterego ben olurdum belki, iyi ki olmamışım; iyi ki ipler tümüyle benim elimde değil.
Kimsenin yazdıklarınızı okumadığı bir alternatifte yazmaya devam eder miydiniz? Paralel olarak kitaptaki kahramanınız kimsenin onu ciddiye almadığı bir alternatifte hikayedeki amacını gerçekleştirebilir miydi?
Sıkı bir okur olduğumdan belki, kitaplarımı kendim için yazarım önce. Sonra okura ulaşmasını, ona değmesini de isterim tabii. Okuyan olmazsa yine yazarım, Sait Faik’in dedigi gibi her koşulda yazmazsam eğer, herhalde çıldırırım…
İlhami Sidar kimdir?
(*mardinlife.com alıntısıdır)
1965 Kurtalan doğumlu. İlk ve orta öğrenimini Kurtalan’da tamamladı.1987’de A.Ü. DTCF Türk Dili ve Edebiyatı bölümünden mezun oldu. Ortaokul yıllarında şiirle başladı edebiyat serüveni. 1999’da yayımlanan ilk şiir kitabı “Sözlerin Yalazı”nda 90’lı yılların ateşten izlerini taşıdı. 2003’te Aram Yayınları arasından çıkan ikinci şiir kitabı “Alışkın Hüzünler” ateş ve külden ibaret olmakla birlikte ilk şiir kitabına göre daha dingin daha imgesel, estetik buluşların daha fazla öne çıktığı özgün bir yapıt olarak İlhami Sidar Kitaplığı’ndaki yerini aldı. 2002’de Aram Yayınları tarafından yayınlanan “Bedirhan / Bir Cudi Söylencesi” adlı romanı binlerce okur tarafından beğeniyle okunan, en popüler romanı olarak tanındı. Böylece romancılığa ilk adımını atan Sidar, ardından “Melekler de Ölür”, “Dağlı” ve Jan Yayınları arasından çıkan “Yol” ile çıktı okurlarının karşısına. En büyük özleminin Kürtçe yazmak olduğunu her fırsatta dile getiren yazar, halen Diyarbakır’da Türk Dili ve Edebiyatı öğretmeni olarak görev yapmaktadır.
“Gitmediğim Bir Yerde” Hakkında
İlhami Sidar, Gitmediğim Bir Yerde ile okura katmanlı bir okuma vadediyor. Dokusu bozulan kadim bir şehrin, güzellikleriyle zamana meydan okuyan mimari yapıların, ölümlerin ve bitmek bilmeyen çatışmaların arasında ayakta kalmaya çabalayan, entelektüel çevrenin ama en çok da sevgiyi arzulayan fakat bu arzuya karşılık bulamayan insanların hikayesini anlatıyor. Gitmediğim Bir Yerde; kışkırtıcı anlatımı, şiirsel dili, güçlü ve şaşırtıcı kurgusuyla edebiyatseverlerin sindire sindire okuyacağı, satır aralarında başka kitaplara ve yazarlara rastlayacağı sarsıcı bir roman.
“Günümüz insanı çok hızlı dalıyor günübirlik ilişkilere, neyi tükettiğinin farkında olmadan, duygularını, onu var eden nedenleri, aslında kendini tüketip durduğunun farkında olmadan. Baudelaire’in, sonsuzun tek bir anda geçicilikte var oluşu öngörüsünden uzak. Bir anın sonsuza dönüşebilmesi için, o anın içselleştirilerek anlam ötesi bir metafora tekabül etmesi gerek oysa. Her türlü tensel gerilimi içeren küçücük bir dokunuştan tutun Sadevari bir eğilimle bedenin her türlü aşağılanmaya maruz bırakıldığı cinsel sapkınlıklara kadar her şey, sürekli tüketilip kara bir delik tarafından yutulmakta ve sonra paylaşımlardan artakalan içi boşaltılmış ilişkiler, tecavüze uğramış devasa bir bedenin ayrı uzuvları gibi koca kozmosta dağılıp gitmekte.”
Yazarın Diğer Eserleri
Bizi Tüketen Ateş (2023)
Başka Gökyüzü
Bedirhan, Bir Cudi Söylencesi
Dağlı
Masum Saat
Melekler de Ölür
Şiirli Dağ
Aynanın Uykusunda
Tehma Xweliyê
Alışkın Hüzünler
Sadakat
Xewneke Payîzê
Edit & Sorular: Yunus Emre Işık Genel Yayın Yönetmeni: Sertan Üçer
90’lı yılların sonundan itibaren müzik dünyasında önemli işlere ve yeniliklere imza atmış müzisyenlerin grubu “Timsahın Gözyaşları “ndan Hakan Çağlar’la keyifli bir röportaj yaptık. İyi okumalar dileriz.
Merhaba, öncelikle röportaj teklifimizi kabul ettiğiniz için çok teşekkürler. Sizi daha yakından tanıyabilir miyiz?. Timsah’ın Gözyaşları nasıl, ne zaman kuruldu?
Flört dağıldıktan( sonradan birleştiler) sonra herkes kendi projesini yaptı ve müzikseverlere yayınladı. Bende bir buçuk sene evvel Timsah’ın Gözyaşları grubumuzu yapılandırdım.
Peki, neden “Timsah’ın Gözyaşları”? Biraz bahsedebilir misiniz?
Lakabım “TİMSAH” gruba bu ismi vermemizin temeli bu bir yandan da ironisinden bahsetmek isterim; “Timsahın gözyaşlarına kanma “denir, bilirsiniz. Timsahlar ,gözyaşı döker ama bu üzüldükleri için değildir. Bu ironik bakış açısının etkisini arttırmak için buldum ve kullandık ismi . Hatta bir şarkımda bu ironi var, sizede iyi bir misal olacak ; “ Timsahın gözyaşlarına aldanma , dökülen gözyaşı değil bu yeniden doğma.” Logomuzda da bunu görsel olarak çizdim . Timsah gözlerinden akan yaşı ,solfej notalarıyla akıtıp pekiştirdim. Bu görselde ,dökülen gözyaşını müzik olarak nitelendirebilmemiz için kullandım . Yani içimden gelen melodileri , sözleri , müziği temsil ediyor gözyaşları.
Grup üyeleri kimlerdir peki? Kısaca tanıyabilir miyiz?
Gitar ve vokalde : Barış BÖLÜKBAŞI
Bas gitarda : Erkan ADLİN
Davulda : Serkan ÇALAR
Vokal : Hakan ÇAĞLAR ( TİMSAH )
Şu an için bir single, EP ya da albüm var mı planlarınızın arasında?
Geçen hafta DEDİ adlı singlemızı çıkardık.
Virüs olayına rağmen güzel reaksiyon aldığımızı düşünüyorum. Bu zor zamanlarda,insanlara moral versin diye düşündük.
Başka bir şarkım daha var akustik olarak hazır .Şarkının adı “ZAR ZOR “. Timsahın Gözyaşlarından farklı kişilerle çalıştığım bir projem bu şarkı. Beraber çalıştığım dostlarım Bülent Güven ve Raşit Pekmezci bana eşlik ettiler.Değerli dost büyüğüm ve sevgili abim, aynı zamanda menajerim olan Volkan SEVİĞ, çok beğenip teşvik etti ve kaydettik.Mix-Mastering ve yayınlama yine Punkat Music olacak .Punkat Music , benim çocukluk arkadaşım Tansel GÜNAY’ ın kurduğu bir oluşum. Ayrıca proje ortağım bir diğer kişi, çocukluk arkadaşım Murat PARLAKIŞIK ‘ın çok yardımı desteği oldu sağ olsunlar. İkiside yurt dışında yaşıyorlar ve çok samimi dostlarız. Kafa kafaya verip bazı projeler üretmeye karar verdiğimizden beri üretimlerim arttı. Onun için “ Dedi “ teklisi ile başlangıç yaptık.
Kliplerinize değinmeden de geçmek istemiyorum. Çok farklı, ilgi çekici klipler çekiyorsunuz genellikle. Sizin aldığınız tepkiler ne yönde genel olarak bu konuda?
İlk iki klibimde çalıştığım Goril film ile çok güzel çalışmalar yaptık.Genç ve dinamik bir ekip olduğu için fikirleri ve sanatsal görüşleriyle her zaman ilgi çekmeyi başardık. Sevgili Volkan SEVİĞ iki klipte de sonsuz destek verdi ,var olsun her daim.
MSÜ ‘de okuduğum için görsel sanatlarda çok çeşitli dallarda uzmanlıklarım var . Bunların çoğunu işlevsel hale getiriyorum kliplerde .
İnsanlar çok beğeniyor, isteyen YouTube’ da klip altındaki yorumlara göz atabilir.
Türkiye’deki rock müzik piyasası hakkındaki düşünceleriniz nelerdir peki?
Türkiye rock piyasasınına yeni bir soluk ve reformlar getirmek niyetindeyim. Müzikal duruş,hayattaki duruşu gibi olmalı insanın,sanatçının. “Meczup” albümünde, 10 şarkının bestesi ve sözleri bana ait. Fakat hukuki düzlemde söz ve beste haklarımı grup içinde eşit dağıttım. Sahneden gelen gelirimizde de bu dağılım her zaman eşittir. Neden benim sanatçı dostlarımın enstrümanistliği benim sözümden değersiz olsun ?. 30 senedir beraber büyüdük ve herkes kendi alanında uzman . Onlar sanatını benimle bütünleştirmeselerdi böyle üretimler ve müzik yapabilir miydim?.Herkes böyle yapsın demiyorum ama feyiz alınsın isterim; piyasanın bu reformist yaklaşımımdan ilham almasını ümit ediyorum.
Biliyorsunuz ki şarkı yazarları ve solistler 100 alıp ekiplerine 1 dağıtıyorlar. Müzisyenlerin durumu vahim gerçekten. Herkesin bu konuyu bir de bu açıdan değerlendirmesini ve beni desteklemesini talep ediyorum. Evvela kendimizde başlamalı reformlar,sistemi sorgularken bize düşen payın gereklerini de yerine getirmeliyiz.
Müzikal anlamda şarkılarım, bilinen kalıplar ve formüller dışında hareketlere sahip. Bu konuda sevgili abilerim Ahmet Güvenç , Volkan Seviğ ve elbette grup arkadaşlarım beni her zaman desteklediler. Bu yüzden özgünlüğümüzü koruyabildik. Dinleyen,şans tanıyan,kulak veren herkes anlayabilir bu farklılığı ve üretimdeki özgünlük hassasiyetimizi.
Siz bu tarz müzikle uğraşan bir grup olarak ne gibi zorluklar yaşıyorsunuz, örneğin ?
Son dönemde ,memleketimizdeki siyasi,politik gelişmelerin misal;şehitlerimizin ( Mekanları cennet olsun ) yoğunluğu ;devletin sanatı , sanatçıyı destekleyen politikalara önem vermeyişi ve son virüs olayları yüzünden çektiğimiz zorlukları anlatsam içimiz kararır. Herkes zaten biliyor olan biteni ve sanatçıların durumunu. İkinci klibimiz “Sermayeden yiyorum” şarkımızı sadece müzisyen /sanatçılara değil herkese sunarım bu sorduğunuz sorunun cevabı niteliğinde ve yaşanan sürecin ifadesi için.
Peki;dünyadan ve Türkiye’den takip ettiğiniz, etkilendiğiniz gruplar, müzisyenler var mı? Bizlerle paylaşır mısınız?
Ben bir müzik araştırmacısı gibi hareket eder,her tür müziği dinlerim . Müzikte mezhep tanımam.Özellikle genç dostlarımı,sıkı takip ediyorum tarz gözetmeden. Hip-hop, T-Rap , folk , türkü , rock, pop farketmez benim için . Zaten gençliğimin hizmetinde olduğumu ,bilgimin , tecrübemin ayaklarına kilim olduğunu herkese her fırsatta anlatıyorum.Haftada ortalama 2-3 kayıt dinliyorum, yeni albümlerini ve kayıtlarını bana yollayan genç dostlarım sayesinde. Meczup albümünde çok çeşitli müzikal disiplinleri barındırıyoruz bu zenginlikler sayesinde. Albüm içinde jazz , rock , folklorik motifli şarkılar dinleyebilirsiniz.Bu kadar çok disiplini aynı albüme sığdırabilmek için müzisyenlerin çok iyi ve yelpazelerinin çok geniş olması lazım. Grup arkadaşlarıma hürmetim ve selamımla. Son zamanlarda, yabancı müzik dalında Snarky Puppy ‘ye saplantılı bir şekilde takıldığımı itiraf edebilirim.Yerli olarak da deyişleri çok dinliyorum ve kültürü araştırıyorum da. Mesela ,Ali Ekber Çiçek hayranıyımdır.Bektaşi ve Alevi kültürünün de aşığıyım.Derin bir araştırma içindeyim , çok besleniyorum ruhen, yakın zamanda esinlenerek deyişlerden bir beste de ürettim.
Yeni şarkınızın bağımsız olarak çıktığını gördük. Bir dahaki çalışmalarınız hep bağımsız olarak mı müzikseverlerle buluşacak?
Yüzlerce gençle irtibattayım.
Hepsi şikayetçi piyasadan ve şirketlerden durmadan anlatıyorlar.
Bu bağımsız yayınımızla onlara da yol açacağız umarım.
Değerli dostum Tansel Günay’ın (PUNKAT MUSİC ) in desteğiyle yayınlayabiliyorum . Gerçekten harika biri ve dosttur. Bu bağnaz piyasadan sıkılan herkese ve özellikle genç dostlarıma ona başvurabileceklerini salık veriyorum. Ayrıca “DEDİ” şarkısının masteringini de Tansel yaptı. Mix ve mastering olayında üstattır.
Bundan sonra hep bağımsız mı olacak bilmiyorum. Ünlü filozof Heraklitos ‘un sözü geliyor aklıma;”Değişmeyen tek şey değişimdir”.
Son olarak, Çerezzine okurları ve takipçileriniz için neler söylemek istersiniz?
Çerrezine ‘ ye benimle röportaj yapma hevesi için teşekkür ediyorum.
Herkese tavsiyem “EVDE KAL ve Müziksiz Kalma”. Hepinizi çok seviyorum,müzikle,sanatla haşır neşir kalın.Kucak dolusu sevgilerimi sunarım.
Merhabalar! Öncelikle röportaj teklifimi kabul ettiğiniz için çok teşekkür ederim. Nasılsınız? Forgotten için hayat nasıl gidiyor?
Biz teşekkür ederiz. Yeni albüm yayınlanalı birkaç ay oldu. Bu aralar konser hazırlıkları ve yeni parça yazma süreci ile meşgulüz.
Eskiye dayanan ve köklü bir Doom Metal grubusunuz. Bize kuruluş yıllarından bu yana Forgotten’dan bahseder misiniz? Forgotten bu günlere nasıl geldi?
1995 yılında Tolga tarafından kuruldu. Birçok eleman değişikliğinden sonra 2012 yılında ilk albümü yayınladık. Birkaç yıllık aradan sonra grubu yeni bir kadroyla tekrar topladık. Folk öğeleri azaltarak klasik doom/death metale ve nispeten daha karanlık bir yöne geçiş yaptık.
1997 yılında çıkardığınız ilk demo albüm ”Conquer” ile bu yıla kadar Türk Metal müziğin yeraltı efsanesi diyebilecek türden atmosferik müzik yapan bir grupsunuz. Yeni albümünüz ”Of Past and Passion” baştan sona dinledim. Özellikle albümün ilk parçası ”Of Past and Passion” beni benden aldı. Doom Metalde aradığım tadı buldum diyebilirim. Özellikle intro’da ağır tonda clean vokal dinleyeni farklı diyarlara götürüyor. Bu 2019 çıkışlı yeni albümünüz ”Of Past and Passion’ın çıkana kadarki süreci nasıl geçti? Bu albümle dinleyenlere neler anlatmak istediniz? Bu albümden beklentileriniz nelerdi?
Öncelikle görüşlerin için çok teşekkürler. 2017 yılında grubu tekrar topladığımızda yaşamış olduğumuz süreçler bizi bu tarz bir albümü yapmaya itti. Yaklaşık 1 yıllık bir ön çalışma sonucunda parça yazımını ve aranjeleri tamamladık. Özellikle prodüksiyonda Ali Öztürk’ün ve Deniz Durdaģ’ın katkılarıyla albüm ortaya çıktı. Albümden beklentimiz duygularımızı mümkün olduğunca fazla insanla paylaşabilmek.
Doom Metal’in hayatınızdaki yeri nedir ve sizin için ne anlam ifade ediyor?
Bu sorunun cevabı her grup elemanı için farklı olmakla beraber, doom metal severek dinlediğimiz bir müzik türü ve duygularımızı ifade etme yollarından sadece biri.
Parçalarınızda şarkı sözlerini yazarken nelerden besleniyorsunuz? Şarkı sözlerinizin genel konsepti neler üzerine?
Bu albümde konu genellikle zamanın geri döndürülemezliği, yıpratıcılığı ve yıkıcılığı üzerine. Varoluşun ve yok oluşun, ya da entropinin kabullenilmesi diyebiliriz.
Grubunuzun sahne aldığı konserlerden bizlere bahseder misiniz? Ve bugüne kadar sizde yeri çok ayrı olan ve unutamadığınız konserler var mı?
Kuruluştan bu yana birçok konserde sahne aldık. Ancak en özel olanı, bizim için bir geri dönüşü ifade eden, 2017 yılında Istanbul’da Rotting Christ ile birlikte olan konserdi diyebiliriz.
Grubunuzu kurarken bu denli başarılı bir müzik icra edeceğinizi düşünüyor muydunuz? Grubunuzu kurarken hayalleriniz nelerdi?
Ne denli başarılı bir müzik yapacağımızla ilgilenmedik. Herhangi bir hayal kurmadık. Müzik yapmaktan keyif almak ve kendimizi ifade etmek tek hedefimizdi.
Forgotten grubu sıklıkla eleman değiştiren bir grup olmuştur. Şu an Forgotten kimlerle yoluna devam ediyor? Bize şu anki grup üyelerini tanıtır mısınız?
Şu anki kadro şu şekilde: Tolga Otabatmaz:gitar, Reha Kuldaşlı:gitar, Harun Altun:vokal, Serdar Güzelişler:davul, Burak Karakurum: bass.
Forgotten olarak etkilendiğiniz, beğendiğiniz ve ilham aldığınız gruplar var mı?
Bu da her elemana göre değişiklik gösteren bir durum. Müzik zevki yelpazesi oldukça geniş bir grubuz. Her müzik türünden beğendiğimiz ve ilham aldığımız insanlar mevcut. Birinin adını saysak diğerine haksızlık olur, bu yüzden saymakla sonu gelmeyecek bir durum söz konusu.
Epik bir Doom Metal icra ediyorsunuz. Epic Doom Metal’in size kattığı şeyler nelerdir? Parçaların bestelenme aşamaları nasıl geçiyor?
Aslında şu anki tarzı epikten ziyade klasik doom/death olarak adlandırabiliriz. Genellikle gitar riffleri ve melodileri üzerine olmakla beraber, ortak paydada bir üretim aşamasından geçiyoruz.
İllaki Metal müzik dışında dinlediğiniz farklı müzik türleri vardır. Varsa ne tür müzikler dinliyorsunuz farklı olarak ve farklı türlerde hangi grup/müzisyenleri beğeniyorsunuz?
Yukarıda da bahsettiğimiz üzere bu çok göreceli ve değişken bir konu.
Forgotten ekibi boş zamanlarında neler yapıyor?
Resim, heykel, sinema, tiyatro, futbol, rakı, bira ve mangal ;)))
Bunu özellikle sormak istiyorum bir Doom Metal hastası olarak. Doom Metal’in hayatınızdaki yeri nedir?
Söylediğimiz gibi severek dinlediğimiz bir müzik türü ve duygularımızı ifade etmek için bir araç.
Şarkı sözlerinizde anlatmak istediklerinizi dinleyenlere anlatabiliyor musunuz? Yani dinleyicileriniz şarkı sözlerinizden bir şeyler algılayabiliyor mu?
Açıkçası şu ana kadar hiçbir dinleyici ile bunu konuşma fırsatımız olmadı. Ancak umarız bir şeyler anlatabiliyoruzdur.
Önümüzde planladığınız konserler veya sahne almayı düşündüğünüz yerler var mı?
Evet var. Aralık ayında Ankara’da, Şubat ayında İzmir’de ve kesin olmamakla beraber Ocak ayında Bursa ihtimali var.
Özellikle bir konuya değinmek istiyorum. Ankaralı bir grup olarak beni anlayacağınıza inanıyorum. Türk Metal camiasında dinleyenler çok acımasız, sizde bilirsiniz. Türk Metal gruplarına karşı neden Türk Metal dinleyicileri çok acımasız? Ben açıkçası işini hakkıyla yapan Türk Metal grupları azımsanamaz diye düşünüyorum. Aynı müziği bir İskandinav ülkesi yapsa öve öve bitiremezler fakat bu grup Türk grubu desen eleştiriyle hakareti ayırt edemezler. Siz çok eskilerdensiniz, o yüzden bu durum neden böyle? Bizi tecrübelerinizle aydınlatmanızı istiyorum, buyurun…
Bizce bu durum ülkede tepkilerin çok aşırı olması ve iyi niyetli yaklaşamamakla ilintili. Ancak işinizi iyi yapıyorsanız kanımızca gerekli takdiri görüyorsunuz. Birşey kötüyse onun kötü olduğu dile getirilmeli ki, o iş iyiye evrilebilsin. Genel olarak iyiye hak ettiği destek verilir ve eleştiriye açık olunursa, bu sorun çözülebilir diye düşünüyoruz.
Yeni albüm tohumları atıyor musunuz? Bu ölçüde planlarınız var mı?
Evet yeni bir seyler yazmaya başladık. Üzerinde çalışıyoruz. Hatta önümüzdeki konserlerde bir adet yeni parçaya da yer vereceğiz.
Son olarak Forgotten’ı şarkılarınızda çok iyi anlatan bir tutam şarkı sözünüzü bizlerle paylaşırsanız çok mutlu olurum…
Bizce sözleri bir dörtlüğe indirgemekten ziyade hepsini bir bütün olarak okumak anlamı daha iyi verecektir. Albümü edinen dinleyiciler sözleri okuduğunda bir şeyler bulabiliyorsa ne mutlu bize.
Bu samimi röportajda Forgotten ile birlikte olmak son derece keyifli, güzel ve anlamlıydı. Son olarak söylemek istedikleriniz varsa, son sözü size bırakmak istiyorum. Son söz Forgotten’ın…
Forgotten olarak çok teşekkür ederiz. Herkese selamlar…
Öncelikle röportaj teklifimi kabul ettiğiniz için teşekkür ederim. Nasılsınız, hayat nasıl gidiyor?
Öncelikle ben teşekkür ederim. İyiyim, hep bir koşturmaca şeklinde geçiyor.. Oradan buraya.. Kafalar yoğun:)
Bize biraz kendinizden bahseder misiniz?
1982 Ankara doğumluyum. İktisat mezunuyum. 2006 yılında Ankara’dan İstanbul’a taşındım. Müzik ve iş bir arada devam ediyorum..:)
Müzik hayatınızın neresinde? Müzikle yıllarınızı geçirmek nasıl bir duygu?
Müzik çocukluğum dahil hep hayatımdaydı. Vazgeçilmez bir duygu.. Hayatımı Ailem, müzik ve işim oluşturuyor. Müzik bi parçam gibi.. Koparmak imkansız.. Ailem gibi.. Hayatımın her anında benimle.. Mutluyken, üzgünken, heyecanlıyken, tutku doluyken.. Onu hayatımın her safhası yaşıyorum.. Beynim farklı işliyor benim, şarkı yaparken ve şarkı söylerken başka bir Sinem oluyorum.. Belki de gerçeği müzikle yaşıyorum..
Sizi sosyal medyadan uzun zamandır takip eden birisiyim. Sesiniz ve müziğe olan tutkunuz takdire şayan gerçekten, bunu gördükçe çok mutlu oluyorum… Stüdyo performanslarınızı ve kısa performanslarınızı videolarınızdan görüyorum hep. Ve en sonunda yanlış hatırlamıyorsam müzisyenliğe daha profesyonel adımlar attınız. 1 yıl önce Garaj Müzik etiketiyle yayınlanan “Zalimin Yüreğine” şarkınız ve 2 ay önce Arpej Yapım etiketiyle yayınlanan “Ama Gitme” isimli parçalarınız var. Özellikle ”Ama Gitme” parçanızı bir takipçiniz olarak çok beğendim doğrusu. Bu tekli parçaların yayınlanma zamanına kadar olan süreç nasıl geçti? Bize biraz bu çalışmaların hazırlanma sürecinden bahseder misiniz?
Şarkılar şöyle; Hepsi benim bestelerim, tabi ki destek veren arkadaşlarım oldu.. İlk göz ağrım Gizli Günahlar albümüydü. Bu albümde Emrah Benligil ile çalıştık. Aranje ve düzenleme ona aitti. Hatta albümdeki 3 şarkının müziği ona ait, diğerleri tüm söz ve müzik benimdi. Sonrası 2018 yılında yayınlanan Zalimin Yüreğine oldu. Söz- müzik benim, Aranje ve düzenleme Selim Öztürk e aittir. En son single Ama gitme şarkısı.. Onda da Sözlerde Barlas Erinç’inde bana desteği olup, müziği bana ait.. Hepsinde heyecan vardı tabi ki.. Ama şunu söylim ki güzel ve heyecanlı olduğu kadar çok da zorluk çektim. Ankara dan müzik için taşındım. Çünkü müzik sektörü buradaydı. Çok koşturdum.. Çok araştırdım.. Ama hep tektim.. İstanbul da bu konuda bana destek olan, yanımda olan kimsem yoktu.. Hep tek tabanca devam ettim, ama yılmadım.. Hala da yılmıyorum..:)
Sahne alan bir müzisyensiniz. Sahnede kendinizi nasıl hissediyorsunuz? Konserlerinize gelen dinleyicilerle olan karşılıklı diyaloğunuz, atmosferiniz nasıl geçiyor?
Sahne benim için çok acaip bi yer.. Dediğim gibi benlikten çıkıyorum orda:) Dinleyicilerimi tek tek yaşıyorum.. Onlara enerjimi veriyorum.. Onlar da bana enerjilerini veriyorlar.. Gözlerine bakıyorum onların.. İşte o zaman daha çok duygu alıyorum her birinden.. Ve tüm duygularımı aktarıyorum..
Bir albüm planınız veya çalışmalarınız var mı? Sizi sevenler ve dinleyenler merak ediyordur doğrusu. Sinem Sayın’dan bir albüm piyasada ne zaman karşımıza çıkacak?
Tabi ki.. Sayısını bilmediğim çok bestem var.. İrili ufaklı..:) Kafamda bir kaç şekillenen şarkılarım var.. Kayıtlara devam edeceğim.. Bu sene muhtemelen ya yaza doğru ya da eylül ayı gibi düşünmekteyim.. Bakıcaz..
Şu anda ayrıca bir grubunuz var mı dahil olduğunuz? Yoksa ”Sinem Sayın” ismi altında mı sahne alıyorsunuz sadece yardımcı müzisyenlerle beraber?
3 senedir birlikte olduğum grubumla Sinem Sayın olarak devam ediyorum.. Ben Ankaralıyım.. Ankara grubu çıkışlıyım.. Bağlılığa önem veririm. O yüzden geçici grup bilincini sevmiyorum.. Beni anlayan ve benim anlayabildiğim, benim yolumda benim yanımda yürüyen, desteklerini esirgemeyen müzisyenlerim var benim..:) Gitarda ALPER YILDIZ, Davulda CENK GÜNGÖR, Bas’da DURMUŞ KIZAK..
Geçmişte olan hayalleriniz nelerdi? Şu an o hayallerinize ulaşabildiniz mi? Ve bundan sonra müzik hayatınızda ki hayallerinizi bizimle paylaşır mısınız?
Geçmişte belki klasik gelicek ama yine hayalim müzikdi. Yani ama tabi uç noktalardı. Bi SKUNK ANANSIA olmaktı. Dünya da her yerde konserler, turneler yapabilmekti. Şu an buna ulaşabildim mi ; Hayır. Yani hayallerine sahip olan kişiler onları bırakmayanlardır. Ben de bırakmadım. Ama bazen şartlarla hayaller karşı karşıya kalır. Bu oyunda eğer hayaller hayat şartlarını yenerse hayallerinizi hayatınızla birlikte yaşayıp gidersiniz. Ben hala bilmiyorum açıkçası.. Belki birgün diyorum. Çünkü hayat sizi nereye götürür, bilemeyiz.. Bundan sonraki hayallerim de aynı.. Dediğim gibi ben hayallerime de bağlı biriyim..
Müzisyenlik haricinde uğraşmakta olduğunuz bir meslek var mı? Ve müzik sizin için sadece bir hobi mi, yoksa hayatınızın odak noktası olarak tam anlamıyla bir mesleğiniz mi?
Özel sektörde çalışıyorum. Müzik benim için yani aslında bunların ikisi de değil, ne hobi ne de meslek.. Başka bişey.. Müzik bir süre sonra meslek haline getiriliyor. Ki gayet saygın bir meslek.. Ancak eğer ki şu hale gelirse; Her sahneyi ticari düşünmek, mesela şu sahneden şu kadar kaşe alınacak, saat başına şu kadara çıkılacak, mekan sahipleri işte şu kadar kişi getirirsen veya şu kadar bilet satarsan şu kadar para alınacak.. Bi şarkı kaydedeceksin.. Uçmuş gitmiş fiyatlar.. Bunları tamamen müziğin ruhunu bozan durumlar olarak görüyorum… Bu bir sektör.. Evet müzik sektörü.. Ancak müziği önce müzik için yapacaksın.. Para kazanmak veya şöhret olmak için değil.. Evet deli diyorlar bana böyle konuşunca, ama böyle bence.. Ben şarkımı yaparım, söylerim, sahneye çıkarım, bakarım dinleyicilere onlara birşey katabildim mi? Ulaşabildim mi onlara? Bu benim için paradan daha önemli..:) Söylesinler şarkımı hepbir ağızdan, bundan öte bi mutluluk var mı? Bence yok..:)
İcra ettiğiniz müziği, hangi tür olarak tanımlayabilirsiniz? Ve sahnelerde repertuarlarınızda hangi gruplara/müzisyenlere yer veriyorsunuz?
Şarkılarımın çok değişik halleri var, o anki ruhuma göre değişiyor. Ama Hard Rock dinleyicisiyim. Ama yaptığım şarkılar evet hammadde rock hissiyatını illaki verir ama bazen bi değişik haller gelir, alternative müzikler yapıyorum, bazen rock, bazen soft, alternative değişiyor.. Ama genel olarak Rock müzik yapıyorum.. Repertuarımda kendi şarkılarımla birilkte 90’ların yerli-yabancı pop ve rock müziklerine kendi yorumumu katıyorum. 90 ları seviyorum..:)
Şarkı sözleriniz genelde ”Aşk ve hüzün” temalı dinlediğim teklilerde bunu gördüm. Peki siz şarkı sözlerinizin konseptini bizlere söyler misiniz? Ne tür şarkı sözleri yazmak size daha çok haz veriyor?
Önceleri daha duygusaldım..yani daha üniversite yılları..o zaman daha duygu yüklü şarkılar olurdu..şimdi daha genel.,daha kafam estiği gibi..hayata ve zorluklara dair..değişim ve yıllar çok etkiliyor..:) Gerçeklere dair..Hayatın gerçeklerine yer veren şarkılar yazmayı daha sever oldum..:)
Geleceğe yönelik veya şu an, farklı şehirlerde konser verme düşünceleriniz veya planlarınız var mı?
Konser vereceğim.. Her yerde.. Türkiye ve yurtdışı.. Yer seçimim yok.. Önemli olan müziğinizi heryere götürebilmek.. bir dünya olmak..
İlham aldığınız, sevdiğiniz ve örnek aldığınız sanatçılar ve gruplar var mı? Merak ediyorum doğrusu…
Youtube’da yayınladığınız başka parçalarınız var diye hatırlıyorum. Bu parçalarınızdan bize biraz bahseder misiniz? Yayınladığınız parçalardaki emeklerinizin karşılığını aldığınızı düşünüyor musunuz?
Bazen sevdiğim türküleri yorumluyorum.Yaşar Kurt, 90 lar..alıyorum gitarı..akustik..kendime göre çalıyorum..tabi biraz keyifli olmam gerekiyor..bunlardan bazılarını youtube da paylaştım.. Emeklerimin karşılığı? Yani herkesin beklentisi çok farklı, şöhret peşinde değilim. Dediğim gibi önemli olan müziğimi ne kadar hissettirebiliyorum, bu konuda başarılı olduğumu düşünüyorum. Youtube’da şarkılarım 1 milyon izlenmemiş olabilir, magazin olmayabilirim, orada burda düet yapmayabilirim, yarışmalara katılmamış olabilirim, birilerinin sevgilisi veya eşi olmayabilirim, şöhret olmayabilirim. Ama şu var ki ben verdiğim emeği bilirim. Eğer insanlara birşeyler hissettirebildiysem işte o zaman başarılıyım. İşte değmiştir derim.
Rock&Metal müziği sevdiğinizi biliyorum. Rock&Metal müzik sizin için nedir ve ne değildir? Rock&Metal müzik sizin için ne anlam ifade ediyor ve hayatınızın neresinde?
Rock müzik. Bu benim yaşam tarzım. Yaşam tarzı derken rock, sex and rock n roll değil, Bu benim beynimdeki şeydir, düşünce biçimimdir, yaşadığım tarzdır, fikirdir ve aynı zamanda müziğimdir. Bir vizyondur benim için.
Rock&Metal müzik türünde, sert soundlu parçalar besteleme planlarınız var mı?
Neden olmasın? Belki bir gün paylaşırım. Yaptığım Rock@Metal bestelerim var.. 🙂
Müzisyen bir aileden geldiğinizi ve küçük yaşlarda yeteneğinizi keşfettiğinizi biliyorum. 16 yaşında sahneye çıkmaya başladınız hatta. Müzisyen bir aileden gelmek nasıl bir duygu? Size kattığı artılar neler?
Evet. Müzisyen bir aileden geldim. Babam müzisyen, ablam çok iyi bir solistti hatta Türkiye de tanıyabileceğiniz en iyisi..(DİDEM SAYIN AYKAÇ)Küçüklükten başladı benim hikayemm.. Tabiki güzel bir duygu.. Özellikle ablam.. Bana çok şey kattı.. Hep onu örnek almaya çalıştım.. Onun kadar olamasam da müzik ve her konuda doğru yol nedir, bunu öğretti ve gösterdi bana..
Bu samimi ve keyifli röportajda sizle olmak çok güzel ve onur vericiydi. Buradan müzik severlere söylemek istediğiniz şeyler var mı? Son söz sizin!
Müzik severlere şunu söylemek istiyorum: Müziği, müziği sevdiğiniz için yapın, ve hiçbir zaman vazgeçmeyin, şöhret olmaya çalışmayın..müziği sevin..zevk alın..notaların içinde boğulun..sahnede delirin..ve kendiniz olun..kendiniz olmaktan asla vazgeçmeyin..
Röportaj teklifimi kabul ettiğiniz için cerezzine ekibi adına teşekkür ederim. Nasılsınız, hayat nasıl gidiyor?
Şimdilik her şey çok güzel gidiyor denebilir bizim için, ilk singleını yayınlamış bir grup ne kadar mutlu olabilecekse ondan daha da mutluyuz.
Plebeian olarak Ankara’lı yeni bir Thrash Metal grubusunuz. 2018 yılında kurulan bir grupsunuz. O günden bu yana grubunuzun kuruluş hikayesini anlatır mısınız? Plebeian nasıl ortaya çıktı?
Başlangıcı 2018 yılında benim (Berk Köseoğlu) evde kendimce bir şeyler yazmamla oldu. Başta kendi solo projem olmasını istiyordum. Evde yapabileceğimden daha kaliteli bir sonuç istediğimden dolayı profesyonel yardım gerektiğine karar verdim. Ancak bu işin altından tek başıma kalkamayacağımı fark edince bir grup kurmaya karar verdim. İlk olarak daha önceden çaldığım Arda Başaran (Davul) ile konuştum. Onun olumlu dönüşünün ardından grubun ilk adımı atıldı. Ardından Kağan Yücel’in (Bass) ve uzun gitarist arayışından sonra Kemal Yağız Karadoğan’ın (Gitar) da katılmasıyla grup resmiyete dönüştü. Uzun bir süre birbirimizi müzikal anlamda tanıma açısından provalar aldıkça ne kadar doğru bir karar verdiğimi fark ettim. Çalmaktan öte birlikte vakit geçirmekten çok zevk aldığım bir ekip olmuştuk.
Yeni olarak yayınladığınız ilk single olarak bir parçanız var. Hatta klipli bir şekilde yayınladınız. Bir Thrash Metal sever olarak efsane bir parça olduğunu söylemeden geçemeyeceğim. Takdire şayan bir parça olmuş. Hatta, Türk Metal camiasında böyle bir parça ile sınırları zorladığınızı söyleyebilirim… ”Centuries Along” isimli bu parçanız nasıl ortaya çıktı? Bu parçanın sözlerinde nelerden bahsediyorsunuz?
Az önce bahsettiğim besteler üzerinden seçim yaptık. İlk şarkı olarak bunu uygun gördük. Evde yaptığımız ‘edit’ sonrasında şarkıyı son haline getirmemizle kaydına başladık. Parçanın sözleri yüzyıllardır devam eden ve çeşitli şekillerde karşımıza çıkan sömürgeye karşı bir isyan niteliğinde.
Thrash Metal sizin için nedir ve ne ifade ediyor?
Kendimizi ifade etmek için en uygun yol.
Yeni kurulan bir Thrash Metal grubu olarak müzikal anlamda hayalleriniz nedir? İleride kendinizi nerde görmek istiyorsunuz?
Herkes gibi bizim de hayallerimiz var elbet ama önemli olan hedeflerimiz. Stadyumlarda konserler vermeyi herkes gibi biz de hayal ediyoruz tabii ama gerçeklerden çok da kopmamak gerek. Biz çalarken bizim hissettiklerimizi hissedecek 5 kişiye çalmak yeter de artar bile. Hayalimiz o 5 kişiye ulaşabilmek.
7 parçalık bir albüm geleceğini öğrendik. Bu albümü ne zaman çıkartmayı düşünüyorsunuz? Albümün konsepti nedir? Türkçe parçalara yer verecek misiniz? Bu albümde şarkı sözlerinde nelerden besleneceksiniz?
Zamanı konusunda henüz tam bir netlik yok. Konsepti albüme kadar değiştirme gibi bir planımız yok. Yine aynı şekilde bir isyan söz konusu olacak. Türkçe parça konusu benim (Berk Köseoğlu) için çok zor bir soru. Hala tam olarak vokal yapmaya alışabilmiş değilim. Ama yapılması gereken bir iş olduğunu düşünüyorum. O yüzden benim kafamda da büyük bir soru işareti bu. Sonucunu birlikte göreceğiz diyebilirim bu konuda. Sözlere gelecek olursak genelde kahveden besleniyor. Kahve içerken aklıma gelen ve benim sürekli olarak sinirimi bozan konuları; kalemi kağıdı alıp nutuk çekmemle başlıyor. Ardından sözleri şarkıya oturtup hazır hale getiriyorum.
Plebeian grubu, ”toplumun yozlaşmış özelliklerine karşı bir ayaklanma olarak nitelendirilebilir.” felsefesiyle bu müzik yolculuğuna çıktınız. Bu olguyu ve düşünce yapısını Thrash Metal ile Metal dinleyicilerine nasıl aşılamayı ve hissettirmeyi düşünüyorsunuz Müziğiniz, müzikal açıyla birlikte bu ayaklanmayı istediğiniz ölçüde nasıl başaracaksınız? Metal müzik sisteme ve sistemin köpeklerine karşı felsefe taşıyan bir müzik. Bu yüzden bunu nasıl başaracaksınız, geniş bir kitleye nasıl yayacaksınız bu duruşu, merak ediyorum doğrusu…
Aşılama gibi bir derdimiz yok aslında. Biz sadece hissettiklerimizi ve yaşadıklarımızı yazıp çizen bir avuç insanız. Ve hissettiklerimiz bu yönde olduğundan dolayı böyle bir tema işlemeye karar verdik. Önümüzdeki albüm uçan balinaları da konu alabiliriz. Kim bilir?
Grup olarak, müzik yaparken etkilendiğiniz ve örnek aldığınız gruplar var mı?
Gün içinde ne dinliyorsak, bu yaşımıza kadar ne dinlediysek her şey etkiliyor aslında şarkılarımızı. O yüzden spesifik bir grup ismi veremem.
Hedefinizi kendinize ait bir sound ile kendinize has bir tarz oluşturmak, olarak belirttiniz. Plebeian grubu bu çizgiden sapmamak ve kendinize ait bir tarz oluşturmak için ne gibi uğraşlar vermekte? Bunu nasıl başarmayı düşünüyorsunuz?
Bu konuda ustalaşmış grupları örnek alarak elbette. Tarz konusunu yavaş yavaş oturtmaya başladık. Hepimizin kafasında birtakım fikirler var ve bunları birleştirerek Plebeian’a katkıda bulunuyoruz. Sound konusunda kalıcı değiliz, yazmayla alakalı işler tamamen bitince kafamızda bir sound beliriyor. Yani illa önümüzdeki single Centuries ile aynı soundda olacak diye bir şart yok. Şarkı neyi isterse onu vereceğiz.
Müziğinizi geniş kitlelere yaymak ve müziğinizi tanıtmak için önceliğiniz yurt içi mi yoksa Avrupa mı? Plebeian grubunun hedefleri arasında Dünya’ya açılma gibi bir isteğiniz var mı?
Aslında önceliğimiz bizi nerede benimseyen bir kitle olursa orada olmak. Bunun hangi kıtada olduğunun bir önemi yok bizim için.
Türk Metal camiası, dinleyicileri ve müzisyenleri hakkında ne düşünüyorsunuz? Genel olarak bilirsiniz ki Türk Metal dinleyicileri çok acımasızdır. Ülkemizden çıkan Metal gruplarına karşı özellikle. Hem dinleyiciler, hem organizatörler vede hem ülkede bu müzikle uğraşanlar hakkında düşünceleriniz nelerdir genel olarak?
Evet kitlenin acımasız oluşu bir gerçek fakat önemli olanın bu acımasızlıklardan kendimizi geliştirebilecek şeyler edinmek olduğunu düşünüyoruz. Sonuç olarak onlar bizden farklı bir gözle bakıyorlar ve göremediğimiz şeyleri görmemizi sağlıyorlar. Organizatörler konusuna gelecek olursak; garantici yaklaşıma anlam verilebilir. Sonuç olarak adamı her getirdiğinde tutuyorsa getirmeye devam etmekten daha doğal bir şey yok. Ama bu “Aynı gruplar her yıl gelsin, yeni gruplar gelmesin, riske girmeyelim” şeklini almamalı. Bir denge bulunabilir.
Thrash Metal yapmıyor olsaydınız eğer, hangi Metal türünü seçerdiniz?
Baby Metal.
Yurt içinde daha önce konser verdiniz mi? Ve vermediyseniz eğer Plebeian grubu konserlere başlamayı ne zaman düşünüyor? Sizleri sahnelerde görmeyi çok isteriz…
Henüz bir konser vermedik. Konser vermeden önce konserde çalmaya yetecek beste sayımızın olması gerektiği konusunda hepimiz hemfikiriz. Sonuç olarak biz bir cover grubu değiliz. Cover olmamalı gibi bir tutum değil bu, yalnızca 1 beste 9 cover yapma fikrine çok sıcak bakmıyoruz. Bu yüzden konserler önümüzdeki besteleri beklemek durumunda.
Türk Metal camiasında sistem karşıtı felsefeyle müzik yapan gruplar yeterince var mı? Yoksa bu konuda Türk Metal camiasından bir şeyler ümit ediyor musunuz?
Genel olarak metal türünde yeteri kadar grup yok ki felsefesi yetsin. Ümidimiz üretebilen herkesin iyi veya kötü bir şeyler üretmesi.
Güzel geçtiğine inandığım bu röportajda sizlerle birlikte olmak çok güzeldi. Plebeian grubu olarak son sözü size bırakmak istiyoruz. Buradan Türk Metal dinleyicilerine neler söylemek istersiniz? Son söz sizin…
E o zaman biz de Charlie Chaplin’in Diktatör adlı filminden o efsane konuşmasıyla nokta koyalım. Soldiers! In the name of democracy let us all unite!
OnAir Sahne nedir, ne zaman ve nasıl başladı?
OnAir Sahne bağımsız müzisyenlerin bir araya geldiği yeni nesil bir müzik projesidir.
Temeli çok önceye dayanan bir oluşum aslında OnAir Sahne; ilk yapısı sosyal medya müzik sayfaları ile başladı ve zaman içinde fikir olarak konuyu bir hayli demlendirdik; yaklaşık 6 ay önce de “OnAir Sahne” olarak aktifiz. Yolun çok başında olmamıza rağmen çok güzel yollar aldığımızı görüyor, gelen yorumları da değerlendiriyoruz; bu bizi mutlu ve daha motive ediyor. Daha yeni başladık; çok yolumuz, yapmak ve müzik adına başarmak istediğimiz çok şey var. 🙂
OnAir Müzik Yapım Şirketi ile OnAir Sahne organik bağlı mıdır, tamamen farklı mıdır? İki yapı arasındaki farklar ve ortaklıklar nelerdir?
On Air Müzik Yapım şirketidir, OnAir Sahne yapım şirketinin projelerinden bir tanesidir.
Temel olarak On Air müzik var olmayan bir yapıyı projelendirir kayıtlarını yapar albümlerini basar ürün haline getirir. OnAir Sahne ise bir merdiven projesidir. O merdivenden çıkmak isteyen çıkar yükselir ve kanatlanır gider. Gitmek istemeyen kalır ve devam eder. Özgürlüklerin sorgulanmadığı, müzisyenlerin bağlanmadığı salt müziğin konuşulduğu bir varoluş projesidir. Kapıları herkese açık belli dinamikler içerisinde sonsuz özgürlüğün kullanıldığı bağımlısı olacağınız bir müzik platformudur.
OnAir Sahne olarak kısa sürede bu kadar etkin, konuşulan ve oturmuş bir proje olmasının nedenlerini nelere bağlıyorsunuz?
Bu tamamen proje içerisinde olan gruplarla ilgili. Gücünü kendi ürettiklerinden alan bir yapının konuşuluyor olması ve sorunsuz ilerlemesi çok normal. Biz Onair olarak bunu sadece öngördük o kadar. Bu kadar konusuluyo olmanın sırrı tamamen organik bir şekilde üreyen gruplarımızdır.
Aslında OnAir Sahne bağımsız müzisyenlere kurumsal destek veren ilk oluşum gibi duruyor, sizden sonra benzer projelerin türediğini söylememiz mümkün. Bunu nasıl değerlendiriyorsunuz?
Çok insani buluyorum. Devamının gelmesini umuyorum. Doğru fikirlerle ortaya çıkan her oluşum için rakip olmanın yanında desteklemek istiyoruz. Müzik bizim için her şey demek. Müziğe katkı sağlayacak her oluşum için destek konusunda ilk sıraya yazılabiliriz seve seve.
Müzik sektörünün geçmişini hepimiz içinde yaşadık ama gelecek tüm sektör için çok önemli. Geçmiş deneyimlerinizi bugünkü birikiminizle harmanladığınızda önümüzdeki 10 yıl içinde nasıl bir müzik sektörü öngörüyorsunuz?
Öncelikle çok daha fazla paylaşımcı platformlar olacağını düşünüyoruz. Daha fazla müzik üretimi bekliyor ve içerik olarak da çok zengin ve hatta karmaşık ürünler olacağını düşünüyoruz. Bu üretimlerin öncelikle dijital dağıtımında yerli şirket sayısında bir artış olacaktır ancak yerli dağıtımcıların oluşan kaynak akışlarında da problemli günler olacağını tahmin ediyoruz. Bu anlamda sektöre karşı pozisyonumuzu doğru alabilirsek bizim için de her şey iyi olacak gibi görünüyor.
OnAir Sahne’den müziğini yayınlamak isteyen müzisyenler nasıl bir yol izlemeli?
OnAir Sahne başından beri müzisyenlerle iç içe yapısını koruyan bir platform. Bize ulaşmak isteyen müzisyenlerimiz sosyal medyalarımızdaki DM’lerden ve yine sosyal medya biolarımızda bulunan mail adresimizden bize rahatlıkla ulaşabiliyor.
Bize ulaşan müzisyenlerimizle görüşme ve şarkılarını dinleme sonrası birlikte yola devam kararı alırsak da şarkılarını tüm dijital platformlarda ve OnAir Sahne YouTube kanalımızda yayınlıyor ve müzisyenin PR’ını yapıyoruz.
Müzisyenler bizim platformda olsun olmasın, sordukları – yardım istedikleri her konuda bilgimizi paylaşmaktan, onlarla diyalogda olmaktan mutluluk duyuyoruz.
İstiyoruz ki ne zaman isterlerse burada birileri var kendileri kadar müziklerini önemseyen ve değer veren; bunu bilsinler, yalnız değiller.
OnAir Sahne’nin şu an yapısına ek olarak gelecek hedefleriniz nelerdir, bu konuda planlarınız var mıdır?
En büyük planımız spontane gelişen hayatlar sanırım. Aynı çatı altında barındığımız grupların ihtiyaçları bu planı oluşturmada etkili olacak. Ancak temel hedef olarak özgürlükten sapmayan bir yapıda devam edeceğimizden hiç kuşkum yok.
Röportaj teklifimizi kabul ettiğiniz için teşekkür ederiz. Kargaşa Projesi 2002 yılında kuruldu, 2013 yılında Murat Can’ın vefatı (Mekanı Cennet Olsun), aradan geçen üç yılın ardından şu anki kadronun bir araya gelmesi ve 2018 “Sinyal Yok”. Kuruluş aşamasından bu zamana gelene kadar ki süreç nasıl gelişti sizler için?
Öncelikle Kargaşa Projesi‘ne olan ilginizden dolayı teşekkür ederiz. Can’la beraber Murat’ın da dahil olduğu, grubun ilk zamanlarına dair bestelere yıllardır kafa yoruyorduk. Kargaşa Projesi, hayatın getirdiklerinden bir türlü hayata geçiremediğimiz bir projeydi. Can’ın 2016 yılında İzmir’e kesin dönüşüyle bu fırsatı yakaladık. Murat’ın anlamsız gidişi bizi çok etkiledi. Bu da bizi Kargaşa Projesine dair daha fazla üretmeye ve paylaşmaya itti. İlk 1 yıllık süreçte grubun diğer üyelerinin katılımıyla da bestelerimizi tamamladık.
“Sinyal Yok”a gelen tepkiler nasıl, albümü nasıl tanımlıyorsunuz? Bu arada albümdeki “Sondan Bir Önce” favori parçalarım arasına girdi bile
Albüme dair aldığımız tepkiler genellikle olumlu yönde. Yarattığımız etkiden çok memnunuz 🙂 ”Sinyal Yok” bizce içimizden gelenleri tam olarak yansıtabildiğimiz, samimi bir çalışma oldu. Bu arada Sondan Bir Önce’yi beğendiğine çok sevindik. Bizde çok seviyoruz 🙂
Grup olarak sizleri etkileyen, ilham aldığınız, favorileriniz olan sanatçı veya gruplar var mı? Bizlere tavsiye edebileceğiniz…
Bu soruya tek tek yanıt verelim 🙂
Can : Kesmeşeker, Kramp, Bülent Ortaçgil, Explosion In The Sky Orçun : Murat İlkan, Kesmeşeker, Bülent Ortaçgil, Grandaddy Cenk : Pineapple Thief, Anathema, Antimatter Onur : Levent Candaş, Cenk Turanlı Mert : Pineapple Thief, Mor ve Ötesi Melisa : Mor ve Ötesi
Kendinizi, biz bu tarz müzik yapıyoruz diye nitelendirebiliyor musunuz?
Samimi olmak gerekirse derdimiz herhangi bir tarza bağlı kalmadan, Türkçe sözlü müzik yapabilmek. Kesin bir şekilde tarif edemiyoruz. Dinleyenlerin ne hissettiği aklında nereye koyduğu bizim için daha önemli.
İzmir çıkışlı bir grupsunuz, bu durumun size avantaj ve dezavantajları var mı?
Herhangi bir avantajı ya da dezavantajı olduğunu düşünmüyoruz. Amacımız üretmek ve paylaşmak. İnternet bize bu imkanı veriyor.
İzmir’de ki Heavy Metal etkinlikleri son dönemlerde fazlaca görülmeye başladı, bu konuda ne düşünüyorsunuz ve “Kanlı Teneke” ekibini takip ediyor musunuz?
İzmir bir ara bu konuda durgunluk yaşamıştı. Fakat şu an İzmir Heavy Metal ortamı oldukça aktif. Hem üreten grup anlamında ciddi bir artış var hem de yetişmeyeceğimiz kadar etkinlik 🙂 Bu tabii ki çok sevindirici. Kanlı Teneke ekibini de takip ediyoruz. Çok başarılı işlere imza atıyorlar.
Türkiye’de ki Türk Rock ve Metal piyasasını nasıl buluyorsunuz?
Son dönemde özellikle eski grupların tekrar toplanmasıyla beraber piyasanın çok renkli bir hale geldiğini görüyoruz. Bu gerçekten inanılmaz. Umarız bu şekilde devam eder.
Vakit ayırıp sorularımızı cevapladığınız için teşekkür ederim, son olarak Çerezzine okurları ve sizleri takip edenlere söylemek istediğiniz bir şeyler var mı?
Kargaşa Projesi olarak bizde Çerezzine ekibine çok teşekkür ederiz. Bizi takip eden dostlarımıza da konserlerimizin başlayacağını da müjdelemek isteriz. Bizleri sosyal medya hesaplarımızdan takip edebilirler. Biz hep buralarda bir yerlerde olacağız 🙂
Merhaba Persecutory, öncelikle okurlarımıza biraz kendinizden bahseder misiniz?
T.PROFANATOR: Aidiyete ve acizliğe karşı duyulan derin huzursuzluğun gölgesinde, karanlık enerjinin evrende bıraktığı izleri takip eden birkaç kişinin; ruhların zamanın akışı içinde dönüşüp çözündüğü kozmik yolculuğa odaklanmasıyla Persecutory ortaya çıkmıştır. Bu kişiler, içinde bulunduğumuz fiziksel dünyanın sınırları içinde, evrenin daha gölgeli ve içsel katmanlarına dokunan yoğun ve sert bir müzikal ayin yaratmaya kendilerini adamışlardır. Daha sade bir şekilde anlatmak gerekirse, Persecutory’nin arkasında insanın karanlık tarafıyla yüzleşmesi ve gördüğünü sandığı gölgelerle hesaplaşması vardır. Bu anlam derinleştikçe, kişiyi sürekli olumsuzluk görmeye iten sanrısal ve psikolojik koşullara kadar uzanan bir içsel sorgulama yolculuğu doğar. Bu alt anlamı takip ettiğimizde, şarkıların merkezine yerleşen esas noktanın; her şeyin bir gün son bulabileceği, hatta evrenin kozmik döngüsünde sıfırlanabileceği ihtimali karşısında ruhun yaşayacağı dönüşümler, acılar ve gölgelerle olan ilişkiyi anlamaya yönelik bir haz, bir inanç ve bir kabul olduğu görülür. Burada amaç yıkım değil; ruhun sonsuzluk karşısındaki titreşimini, korku ve ışık arasında salınan varoluşunu duyumsamaktır.
Şu ana kadar iki çalışma yayınladınız “Perversion Feeds Our Force” (2016) ve “Towards the Ultimate Extinction” (2017) ve bu çalışmalarınız aynı zamanda dünyanın farklı ülkelerinde de sevilen çalışmalar oldu, bizlere bu çalışmalarınızdan bahseder misiniz?
T.PROFANATOR: Her şey, içimizde bir süredir kaynayan karanlık sezgilerin ve içsel dürtülerin yön verdiği dört şarkıyla başladı. Kayıt sürecine girdikçe, sanki fiziksel dünyanın sınırlarını biraz daha esnetip, kendi içsel karanlığımızla ve evrenin daha gölgeli enerjileriyle yüzleşiyorduk. 80’ler ve 90’lardan bugüne kadar bize iz bırakan, kendine özgü ağırlığı olan tüm metal öncüleri yıllar içinde ruhumuza işlemişti; bu birikim de müziği yaparken kontrolü kısmen kaybetmiş gibi hissettiren güçlü bir yaratım ivmesine dönüşüyordu. Yaptığımız şey o dönem daha çok black–thrash metalin sertliğine yaslanıyordu, ama kökünde kaos değil, karanlığın içindeki o tuhaf ve çekici enerji vardı. Bu dört şarkı ortaya çıktıktan sonra, yayın sürecinde İngiltere’de UKEM Records bünyesindeki Hell’s Hammer Music’ten, ismiyle de yarattığımız atmosferle uyumlu bir teklif aldık. EP’nin CD baskısını üstlendiler ve çalışma kısa sürede tükendi. Bu ilk adım, hem yaptığımız müziğin ağırlığını hem de içinde taşıdığı enerjinin dışarıda bir karşılığı olduğunu gösterdi. “Towards the Ultimate Extinction” ise önceki deneyimlerin çok daha yoğun, çok daha katmanlı bir biçimde işlendiği bir dönemin ürünüydü. Black ve death metal çizgisinin kesiştiği noktada, hem zihinsel hem de ruhsal anlamda bir ayin hissi taşıyan, daha büyük bir bütünlük oluşturan bir çalışma ortaya çıktı. Aslında bu albümle birlikte grubun gelecekte izlemesi gereken ses yolculuğu da netleşmiş oldu. Albüm için Polonyalı Godz Ov War ile anlaştık; ilk olarak CD ve kaset formatları yayımlandı ve ikisi de 2018’de tükendi. 2019’da ise aynı şirket aracılığıyla LP formatı çıkacak ve müziğin karanlık ama kozmik girdabını dinleyicinin önüne yeniden serecek, yani yolculuk kaldığı yerden, daha da derinleşerek devam edecek.
Persecutory Kadıköy’de dünyaya adını duyurmuş çok başarılı grup ve kime sorsam sizi çok seviyor ve ben de bir arkadaşım sayesinde sizi dinledim ve müziğinizi çok beğendim, genel olarak metalseverlerden aldığınız yorumlar ne yönde?
T.PROFANATOR: Dinleyen insanların içlerinde biriken enerjiyi sıkılaştırıp, bilinçlerinin derinliklerinde titreşen işaretlere dokunarak, kadim kapıların aralanışını andıran bir içsel senfoni yaşattığımızı hissetmiyor değiliz. Sanırım evrene saldığımız bu gürültü, kendi karanlık ruhsal formülleri içinde yolunu buluyor. Yayılan gürültünün, habisliğin ve karanlık enerjimizin doğru formüllerle aktığını hissettiriyor olması muhtemelen bundan. Gelen tepkiler bu yönde olabiliyor, ya da belki hiçbir tepki gelmiyor ama aslında bizim için önemli olan bu değil. Biz dinleyenlerin ruhlarına, zamanın içine sıkışmış anlarında bile hafif de olsa bir rahatsızlık verebilelim; üzerlerine ansızın çarpan beyaz bir ışık gibi onları sarsabilelim, gerisi ikinci planda. Albüme dair dünyanın dört bir yanından eleştiriler, yorumlar, övgüler geldi; ancak bunların hepsinden öte, eğer tek bir kişi bile hiçbir şey söylemeden dinlerken kendi içindeki karanlık sarmala kapıldıysa, o bile bizim için yeterli bir etki alanıdır.
Black Metal tarzında tavizsiz bir sounda sahip müziğiniz var. Şarkılar nasıl oluşuyor ve nelerden etkileniyorsunuz bu besteleri yaparken ve şarkı sözlerinizde neler anlatıyorsunuz?
T.PROFANATOR: İçlerindeki karanlığı yalnız kendilerine saklamayıp evrene yaymak isteyen ikilinin; Infectious Torment’in saldırgan, ters açıdan gelen ve tehditkâr akışa sahip şarkı yazım yaklaşımıyla, Vulgargoat’ın ayinsel bir hava taşıyan, dinleyiciyi adeta bir karabasanın ağırlığıyla kuşatan rifflerinin buluşması sonucu Persecutory’nin şarkıları biçimleniyor. Bu yapıların üzerine, ben de sözlerle Persecutory’nin kendi içsel manifestosunu ekliyorum ve temel bütünlüğü böylece oluşuyor. Lirikler, hepimizin zaman ve mekânda iki noktaya sıkışıp kalmış gibi hissettiği; belki de asla yüzleşmek istemeyeceğimiz olası sonları ima ediyor desek, bu çalışmanın özünü en iyi şekilde açıklar. Umutlu bir sona kapı aralamayan, düşük algı düzeyinin kavrayamayacağı kadar iç içe geçmiş bir boyutun, idrak ötesi bir sertlik taşıdığını ve cehaletin yarattığı kaotik hakimiyetin gölgesinde yaşananın, aslında bir tür tutsaklık olduğunu işliyor. Belki de bir zamanlar düşürülenlerin, bastırılanların, unutuşa terk edilenlerin beklenmedik bir anda geri dönüşünün etkisinin kaçınılmaz olacağı fikri, liriklerin merkezine yerleşmiş durumda. Bu nedenle Persecutory’nin sözlerinde, hem kozmik bir karanlığın hem de ruhun bilinmezle kurduğu gerilimli ilişkinin izleri vardır.
Türkiye’deki Metal piyasasını nasıl buluyorsunuz ve dünyadaki metal piyasası ile kıyasladığınızda aradaki gözlemlediğiniz farklar neler?
T.PROFANATOR: Her zaman altını çizeceğim bir nokta var: anlayış farkı. Kolaya kaçmak, yüzeysel yöntemlerle ilerlemek… bunlar metal sahnesinin ruhuyla hiçbir zaman örtüşmedi. İnternete albüm atıp, sosyal medyada takipçi kovalamak, sonra da bir şeyler olmasını beklemek… kulağa kolay bir yol gibi geliyor ama metal sahnesi elli yıldır böyle işlemedi. Spotify hedefleri, Facebook reklamları, YouTube tıkları bir yere kadar anlam taşıyor; bunu gerçekten idrak edenlerin çoğu zamanla bakış açısını değiştirecek. Persecutory de dahil, Türkiye’de alışılmış standartların üzerine çıkmış gruplar var—sayısı hâlâ sınırlı olsa da, en azından on sene önceki kadar kısır değiliz. Avrupa’da gruplar trenle vizesiz şekilde dolaşıp konser verebiliyor; evet, ekonomik anlamda çok daha az kısıtlayıcı bir durum. Ama bu demek değil ki biz oturup “kısıtlı imkânlar” diye sızlanıyoruz. Karanlık enerjinin gürültüsünü üretmek, bunu en iyi şekilde kayda almak ve dünyanın farklı köşelerinde karşılık görmek konusunda hiçbir zaman sıkıntımız olmadı. Fakat söz konusu yerli grupların bir Alman ya da İsveçli grup gibi sık sık yurtdışına çıkması olduğunda, koşullar farklılaşıyor ve işler daha seyrek ilerliyor. Kısaca: dezavantajlar var, kaçınılmaz. Ama bunları bahane ederek bir yere varılmaz. Açık konuşmak gerekirse: Ürettiğin müziği bir plak şirketi beğenip CD, kaset ya da LP formatında profesyonel olarak yayınlamıyorsa, tur yapmıyorsan, festivallerde sahne almıyorsan ortada gerçek anlamda yürüyen bir süreç yoktur; sadece boş bir çırpınış olur. Zaman zaman görüyorum, bazı gruplar albümlerini kendi aralarında para toplayıp bastırmaya çalışıyor. Bu, grubun kendi değerini aşağı çeken bir durum. Bu zihniyet özellikle son yıllarda internet kültürüyle birlikte birçok yeni jenerasyon yerli grupta yerleşti ve değişmesi gerekiyor. Üstelik bu kesimin önemli bir kısmı zaten vasat işler çıkarıyor. Unutulmamalı ki metal sahnesi rap ya da elektronik müzik sahnesi değil; single yayınlayıp milyon tık peşinde koşma anlayışına uygun bir yer değil. “Ben memnunsam yeter, gerisi teferruat” yaklaşımını da doğru bulmuyorum. Hem sen yaptığın işe içtenlikle razı olacaksın, hem de dinleyiciyi tatmin edeceksin. Bu ikisi birlikte var olmalı. Çünkü bu gürültüyü insanların kulaklarına saldırması, içlerindeki karanlığı kıpırdatması için üretiyorsun; sadece oturup kendin dinleyesin diye değil.
Yeni bir EP çalışması üzerinde yoğunlaştığınızı biliyoruz. Çalışmalar nasıl gidiyor, bizlere biraz bilgi verir misiniz?
T.PROFANATOR: Son konserlerde çaldığımız “As the Serpents Ascend”, muhtemelen sizlere yeni bir kaydın yaklaşan gölgesini sezdiren ilk işaret oldu. Vulgargoat’ın omurgasını taşıdığı ve dipsiz boşluğun kapılarını aralamaktan çekinmediğimiz yeni bir çalışma elbette ki var. Şu sıralar Infectious Torment ile birlikte ikinci beste üzerinde yoğunlaşıyorlar ve ortaya çıkan şeyin taşıdığı ateş, kendini hissettirmeye başladı bile. Hazır olun; iliklerinize kadar sızacak, beş duyunuzu altüst edecek kadar yoğun ve görkemli karanlık metal parçaları geliyor. Beklemede kalın, çünkü yaklaşan şey, alışılmış sınırların biraz dışında.
Towards the Ultimate Extinction albümünün kapağı ilgimi çok çekti, bu kapaktaki tasvirin hikayesi var mı ve çıkış noktası nedir?
T.PROFANATOR: Nether Temple Design çatısı altında yıllardır giderek daha sarsıcı, rahatsız edici ve sınırları zorlayan eserler üreten; her kapakta kendi sanatını daha ileri bir noktaya taşıyan Rus illustratör Alex Shadrin ile yeniden çalışmak istememizin sebebi, zihnimizde şekillenen ölüm sonrası sonsuz kaosu ve bu kaosun içinde sıkışıp kalan ruhların çıkışsız girdabını neredeyse kusursuz bir biçimde yansıtabilmesiydi. Ortaya çıkan kapak, yalnızca bizim değil, Alex Shadrin’in kendi sanat yolculuğu için de bir dönüm noktası sayılabilecek çalışmalardan biri oldu. Yalnızca bizim taslak düşüncelerimiz doğrultusunda değil; ona gönderdiğimiz liriklerden aldığı ilhamla kendi yorumunu da ekleyerek, ortaya hem bizim evrenimizle hem de onun karanlık hayal gücüyle örtüşen bir albüm görseli çıkardı.
Türkiye’den beğendiğiniz gruplar kimler?
T.PROFANATOR: Aktif olanlar olarak bakarsak Nihil Kaos, Thorncraft, Thrashfire, Grotesque Ceremonium, The Sarcophagus, Undoer, Burial Invocation, Intestine Autopsy, ve Pagan, Cenotaph, Radical Noise, Metalium başlıca örnekler. Aktif olmayan eskilerden Deathroom, Death Oath, Sceptic Age, Undermost falan çok severim. Aktif olan saydıklarımdan bir kısmı zaten yıllardır arkadaşlarım olanlar, bir kısmı yeni jenerasyondan takdir ettiklerim, kimisi de eskiden bu yana hep saygı duyduklarım.
Persecutory bir yandan yeni ep çalışmalarını sürdürürken, bir yandan da konserlerine tam gaz devam ediyor. Oldukça yoğun bir ekipsiniz, konserleriniz nasıl geçiyor ve yakında sizi nerelerde izleyebiliriz?
T.PROFANATOR: Mayıs 2018’de, gruba katılan iki yeni üyenin de etkisiyle “aslında her şey daha yeni başlıyor” dediğimiz beş konser verdik ve her biri bir öncekinden daha yoğun, daha üst seviyeye çıkan bir grafikle ilerledi. Eğer karanlık geleceğe dair bir öngörü yapacaksak, bütün bu ivmenin 2020’de daha da net biçimde karşımıza çıkacağını söyleyebilirim. Sonbaharda kara bulutlar çökerken, mezarların ayazla birlikte daha sisli ve puslu bir havaya büründüğü o dönemde ritüele yeniden döneceğiz; fakat 2020 için planlarımız şimdiden çok daha uzaklara uzanıyor olabilir…
Behemoth ile muhteşem bir konsere imza attınız, sizin için nasıl bir histi ve konser nasıl geçti?
T.PROFANATOR: Yeni 2 eleman Deathbed ve S. Spermatikoi ile beraber grup olarak canlılarda kabuslara sızmaya hazırlanırken bu esnada önceden planı olan Mephorash (İsveç) ve Acrimonious (Yunanistan) konserleri yaklaşıyordu ve tam bu konserlere hazırlandığımız günlerin birinde Pozitif tarafından telefonla arandım ve Behemoth ön grup teklifi geldi. Tabii ki bizim için beklenmedikti ve hesaplarımızı her birinde kademe kademe ilerlememiz gereken bu 3 konser üzerine yapmaya başladık. Bizim için 10 üzerinden 10 değil, ama 10 üzerinden 7 geçti diye notlandırabilirim o kırdığım puan da çok acele edilen soundcheck ve ayrıca bu soundcheck sürecinin yetersiz kalmasıyla başlıyor. Tabi grubun da ilk büyük sahne deneyimi, bu da bir etki yapabiliyor. Yoksa kendi şarkı performanslarımızdan memnunuz. Bir nevi deplasmana çıktık, çünkü çoğunluğu yeraltı konserleri hiç bilmeyen bir kitle ile karşı karşıyasınız.
Çerezzine olarak sorularımızı yanıtladığınız için size çok teşekkür eder ve başarılarınızın devamını diler, her zaman yanınızda olacağımızı bilmenizi isteriz. Son olarak okurlarımıza neler söylemek istersiniz?
T.PROFANATOR: Benden de röportaj için çok teşekkürler, okurlarınız Persecutory’e daha yakından tanık olmak istiyorlarsa önce bandcamp sayfasına baksınlar, yetmez ise yakın zamanda albüm LP olarak geliyor, beklesinler. O da yetmez ise şunu bilsinler ki bekledikleri güzel günler varsa, o günler genelde gelmiyor. Tek mutlak ölüm..
Merhaba Fatih, Öncelikle Rock Medya nasıl ve kimler tarafından kuruldu, çıkış noktası nedir, bizlere hikayesini paylaşır mısın?
Merhaba. Rock medya aslında fasulye lakaplı saykodelik ruha sahip bir arkadaşımız tarafından 2000 lerin başında kurulan bir platformdur. Youtube üzerinde de paylaşılan çok nadir arşivleri bulabileceğiniz içeriklere sahiptir. Daha sonra 2013 lü yıllarda radyo kanalı olan rock fm in facebookdaki grubu kapatmasıyla kolları sıvayıp online olarak bir arayan geldik.
Rock Medya aslında birçok etkinliktede payı olan önemli bir markadır, bizlere yaptığınız etkinliklerden de bahseder misin?
Etkinlikler aslında daha çok sosyalleşme ile başladı. İlk etkinliğimizde 5 kişi katılırken 3. Etkinliğimizde 150 kişi moda burnunda bir araya geldi. Amacımız hem müzik adına sohbet hem de kaynaşıp bir şeyleri oturtmaktı. Sonuçta rock medya yerli müziği destekliyordu ve bunun alt yapısını yapmıştık.
Türkiyede Rock ve Metalseverlerin yıllarca büyük bir ilgiyle takip ettiği çok aktif bir oluşum. Rock Medya, ve ardında tavizsiz geçen yıllar var, şöyle dünden bugüne bakınca neler hissediyorsun?
Bunun çok mücadelesini verdim diyebilirim. Bir sürü insan geldi gitti. Grubu karalamaya çalışanlar olsun goygoy ile sike taşşağa vurmalar olsun bir çok farklı kategorilere maruz kaldı. Ama zafer bizimdi ve amacımızdan hiç sapmadan hedefimize ulaştık. Geriye bakınca rahat 5 6 sene nasıl geçmiş hiç anlamıyorum ama herkese bir şeyler kattığı ortada.
Rock Medya ülkenin birçok noktasında da aktif bir oluşum, birazda bundan bahseder misin okurlarımıza?
Grupta biz hiç taraftar olmadık. Genelde deathciler bir gruba thrasherlar bir gruba diye çok bölünüp gittiler. Ama bizim oluşumumuz albüm mü çıkardın gel paylaş dinleyelim kafasıydı. Sosyal medya üzerinden organizatörleri ve grupları destek ve reklam platformuydu.
Rock Medya’nın şöyle bir özelliği daha var. Takas Pazarı, İskelet gibi değerli oluşumlarında çıkışında büyük rol oynadı ve birçok değerli yeraltı hareketine destek verdi. Çerezzine’da da yeriniz çok özel, biraz bunlardan da bahseder misin?
Yeraltı piyasasını hep sevmişimdir. Bana daha samimi ve yakın geliyor. Bizim gibi oluşumlar amaçsız hobi ve katkı sağlamak amacıyla arz’ı karşılar. Mesela takas pazarını ilk kurduğumuzda bu kadar çok yerli gruplara destek verilmiyordu. Şimdi ay da 10 dan fazla konser oluyor. Demek ki bir kitleyi doyurabilmişiz.
Rock Medya olarak ülkenin rock site, fanzin ve oluşumlarını nasıl buluyorsunuz ve takip ettiğiniz site , fanzin ve oluşumlar hangileri?
Site ve forumlar artık bitti diye düşünüyorum. Pasifagresifin azmini çok takdir ediyorum. Fanzin olarak Deniz beşerin arkasında sımsıkı durduğu HEYT BE hala en sevdiklerim arasında.
Rock Medya olarak önümüzdeki günlerde sürpriz projeleriniz vs var mı? Bizler ile paylaşır mısın?
Rock medya olarak en son mangal ve bira konsepti adı altında buluşmuştuk. Yine o tarz bir şeyler olabilir.
Ülkedeki Rock ve Metal gündemini ve de çevresini genel olarak nasıl buluyorsunuz?
Hala yerli dinleyiciyi anlayamadığımı söyleyebilirim. Piyasa olarak baya hareketli geçiyor. Dr.Skull, Cultus konserleri beni çok büyülemişti.
Peki ya Festivaller hakkında neler düşünüyorsunuz?
Aldığım bir duyuma göre artık eskisi gibi bir festival konsepti olmayacakmış. Barışa rock zamanındaki kitleyi konserleri gerçek festivali çok özledim. Zeytinli rock fest var demesinler ağızlarına kürekler vururum.
Son olarak Rock Medya’yı her zaman desteklediğimizi bilmenizi istiyor ve sorularımızı yanıtladığınız için size çok teşekkür edip, başarılarınızın yıllarca devamını diliyoruz. Okurlarımıza neler söylemek istersiniz?
Okurlar sadece okumakla kalmasın.
Rock Medya’dan Fatih Azman‘a sorularımızı yanıtladığı için birkez daha çok teşekkür ediyoruz.
Uzun yıllar evvel faaliyetlerini durduran 1993 kuruluşlu Black Metal yeniden bir araya geldiğini metal severlere duyurdu.
Orjinal kadronun üç elemanı olan kurucu iki üye Ahmet İba ve Oytun Türk ile Bahadır Uludağlar, davullarda ise Moribund Oblivion’dan Fatih Kanık’in yer aldığı grup, toplanma kararıyla birlikte Infected’ın yeni mini albümü “Divine Disbelief”in de yolda olduğunu açıkladı.
Klasik Infected tarzına yakın, melodik bir yapıda ve karanlık bir yapıda olacağını belirttikleri yeni çalışmaları Black Metal severler tarafından şimdiden heyecanla beklenmekte.
Bu arada grup yeni çalışması Divine Disbelief ‘in kapak tasarımını da paylaştı.