Etiket: #cerezzine

  • Salvador Dali’nin Leda Atomica Tablosu Üzerine

    Salvador Dali’nin Leda Atomica Tablosu Üzerine

    1949 yılında Salvador Dali tarafından yapılmıştır. Tuval üzerine yağlı boya olan tablo ustaca boyanmıştır. Figueres Şahlonya İspanya Dali Tiyatrosu ve Müzesi’nde sergileniyor. Bu tabloda Dali’ye Yunan mitolojisinden Leda efsanesi ilham kaynağı oluyor. Zeus düğün gecesinde Leda’ya tecavüz etmek için bir kuğuya dönüşüyor. Bu ilginç mitolojik hikaye sanat tarihi boyunca birçok kez ünlü ressamın ilgisini çekmiştir. Eserin ana figürü Leda birçok eserinde olduğu gibi Dali’nin eşi Gala’dır. Eserde Atom teorisinden etkilenen Dali resimdeki hiçbir nesneyi birbiri ile temas ettirmiyor. Dali’nin Port Llgat Madonnası (1952) eserinde de havada askıda kalma durumu görülür.

    Eserde kuğu dışındaki tüm nesnelerin gölgesi vardır. Sizce bunun nedeni ne olabilir, bence araştırma yapmak için iyi bir soru.

  • Ünlü Oyuncu Ayşen Gruda Hayatını Kaybetti

    Ünlü Oyuncu Ayşen Gruda Hayatını Kaybetti

    Türk tiyatro ve sinemasının ünlü oyuncusu Ayşen Gruda, 74 yaşında hayatını kaybetti. Gruda bir süredir ileri evre pankreas kanseri nedeniyle özel bir hastanede tedavi görüyordu.

    Ayşen Gruda Kimdir?

    30 Kasım 1944 tarihinde İstanbul, Yeşilköy’de Erman ailesinin ortanca kızı olarak dünyaya geldi. Komedi yeteneği küçük yaşta keşfedilen Gruda, lise ikiye giderken babasının vefatıyla çalışmaya başladı. Televizyon skeçlerinde canlandırdığı “Domates Güzeli Nahide Şerbet” karakterinden sonra lakabı “Domates Güzeli” olarak kaldı.

    Gruda, Tevfik Bilge’nin tiyatrosunda profesyonel oyunculuğa adım attı. İlk rolü 1962 senesinde bir vodvilde küçük bir roldü. Tiyatro oyuncusu Yılmaz Gruda ile Ankara Meydan Sahnesi’nde tanışıp evlendi. Uzun yıllar süren bu evliliğin ardından Gruda soyismini kullanmaya devam etti.

    Ayşen Gruda, yakın dostu Adile Naşit ile birlikte Ertem Eğilmez filmlerinin çekirdek kadrosunda yer aldı. Yer aldığı fimler arasında; “Tosun Paşa”, “Süt Kardeşler”, “Şabanoğlu Şaban”, “Hababam Sınıfı”, “Neşeli Günler” gibi birçok klasikleşmiş Türk sineması örnekleri vardır.

    Gruda ayrıca 2014 yılında senaristliğini ve yönetmenliğini Cem Yılmaz’ın yaptığı “Pek Yakında” adlı sinema filminde Cem Yılmaz, Ozan Güven, Zafer Algöz, Özkan Uğur, Çağlar Çorumlu, Şirincan Çakıroğlu, Tülin Özen ile birlikte rol aldı.

     

     

  • Eskişehirli Crust Punk Grubu Glabrezu  ile Graynd Party 3 öncesi Özel Bir Röportaj

    Eskişehirli Crust Punk Grubu Glabrezu ile Graynd Party 3 öncesi Özel Bir Röportaj

     

    Selam Dağhan, bize Glabrezu’yu tanıtır mısın kısaca… (grup elemanları, kuruluş yılı ve yeri, tarz)

    Selam, Glabrezu crust punk,hardcore punk ve grindcore gibi türlerin birleşiminden oluşur.Grup logosunda kullanılan Glabrezu yaratığı Dungens & Dragons, Forgotten Realms gibi fantastik serilerde geçen bir iblis türüdür. Grubun felsefesi; toplumun kültlerini yıkmak, agresif tavrıyla gerçek punk kültürünü yansıtabilmektir. Grup 2011 yılında Eskişehir’de kuruldu. 2014 yılına kadar birkaç eleman değişikliğinden sonra şuanki kemik kadrosunu kurdu.Turancan (Davul), Emir (Elektro gitar) , Eren (Bas Gitar), Dağhan (Vokal)

     İlk yıllarda etkilendiğiniz gruplar hangileriydi?

    Etkilendiğimiz grupların sayısı oldukça fazla olsa da ilk yıllarda etkilendiğimiz gruplar Discharge, Exploited, Anti-Cimex, Crucifix gibi gruplardı.

     Vazgeçilmez dediğin gruplar var mı bunların arasında?

    Çok fazla… Özellikle gruptaki her eleman için Discharge ın yeri başka…

    Mevzu HC punk grindcore olunca belli bir tavırda olur, genel kanı ve beklenti bu, sizdeki vaziyet nedir?

    Biz zaten olayın tavır tarafındayız. Çünkü her şeyden önce PUNK bir müzik tarzı olmak yanında bir tavırdır.Biz bu ideolojiyi küçük yaştan beri en doğru ve çiğ şekilde yaşayan elemanlarız 😉

    Şu ana kadar basmış olduğunuz fiziki bir ürününüz var mı?

    2013 yılında kaydetmiş olduğumuz hücüm kayıtların 2014 yılında basılmış Realities And Hiddens adında bir albümümüz bulunmaktadır.

    2018 de çıkarmayı planladığınız ama çıkmayan albümünüz ne durumda. Neden gecikti?

    Bir süre boyunca grupça bir araya gelebilmek zordu.Çoğumuz farklı şehirlerde yaşıyor ve farklı işlerle uğraşıyorduk. Tüm şarkılarımız hazır, konserlerde bunları çalıyoruz ve en yakın zamanda kayda gireceğiz.

    Parçalar ilgili tüyo isteyelim? Kaç parça olacak, hangi tarz ağırlıkta?

    8 adet yeni parçamız bulunmakta ve tarz olarak aynı yoldan ilerlesek de müziğimiz bu sefer biraz daha hızlı ve daha agresif.

    Eskişehir de Black Omen, Thorncraft ve Glabrezu haricinde hangi gruplar aktif? Ben sadece bunları biliyorum..

    Eskişehir’de Tarzımıza yakın olan çok az grup bulunmakta. Fakat punk yapan ve davulcumuzun da eşlik ettiği  arkadaşlarımız Drunk High Jinks, Ballycore gibi gruplar bulunmakta.Ayrıca, Kız arkadaşım aynı zamanda grup menejerimizin yakın zamanda kuracağı raw punk, crust punk ve anarcho punk içerikli grup  da bunlar arasına yakın zamanda girecektir.

    Eskişehir yeraltı ortamı eskisi kadar canlı değil. Ama son dönemde nasıl açıkçası benim de bilgim yok, biraz bundan konuşalım.

    Türkiye’de genel olarak ideolojimizin sömürülmesi gibi bir durum var.İnsanlar punk’ın gerçek anlamını bilmiyorlar.Biz bu kültürü küçüklükten beri yaşayan ve günlük hayatında bu ideoloji için savaşmayı seçmiş çok az insandan biriyiz. Medyanın da etkisiyle ideolojimizi sömürmeye çalışan çok fazla insan var. Fakat bu insan grubu görsellik ve sosyal medyadan oluşuyor.Yani ideolojik temelli veya bu kültüre dayalı herhangi bir altyapıları yok.Hatta çoğu sadece estetikten ibaret.Bu konudan bahsedilecek çok şey var.Hepimizin kızgın olduğu durumlardan biri de bu

    16 Mart 2019 da İzmir (Upstage) de “Graynd Party 3” de sahne alacaksınız, Konsere gelenleri ne gibi vaziyetler bekliyor.

    Delirmeye, Agresyona ve otoritenin her yapısına saldırmaya hazır olsunlar.Bizim konserlerimiz ’Cumartesi Eğlencesi’ arayanlar için değildir belirteyim.

    Röp.için teşekkürler. Son olarak Çerezzine okurlarına ne demek istersin?

    Punk Kalın, Ruhunuzu Satmayın,Kapitalizmin Kölesi Olmayın,Topluma Yenilmeyin ve Anarşizmi benimseyin.

     

    Mehmet Ali Bakunin

  • Fatma Nuran Avcı; “Ayrılıkla Ölümün Farkına Erken Vardım, Hayatı Selamlıyorum…”

    Fatma Nuran Avcı; “Ayrılıkla Ölümün Farkına Erken Vardım, Hayatı Selamlıyorum…”

    Merhaba, Çerezzine okurları için öncelikle sizi daha yakından tanıyabilir miyiz? Kendinizden bahsedebilir misiniz?

    Canlı, neşeli, meraklı, konuşkan, sıcakkanlı bir çocuktum ve ilerleyen yaşlarımda bu hiç değişmedi. Annem sınıf öğretmeniydi, çoğu zamanım okullarda geçti. Tayinler dolayısıyla farklı şehirlerde yaşadık. Evlendim yine başka bir şehir. Karamürsel Kadın Sanatoryumu’nda memur olarak 5 yıl görev yaptım. Ağır hastalar, ölümler gördüm. Araya 99 depremi girdi. Orada da neler neler… İnsanlar, şehirler beni tamamladı. Dinlediklerim, gördüklerim, tanık olduklarım iyimser olmayı yine de gülümsemeyi öğretti. Özetle yaşadıklarını selamlayan, ayrılıkla ölümün farkına erken varan, hayata umut dolu bakan biriyim. Kitap okuyan, dil ve anlatıma, edebiyata ilgiliydim. Son yıllarda öykü yazmaksa yaşama sevincim.

    Peki, hayatınızda dönüm noktası olarak nitelendirebileceğimiz edebiyatla tanışmanız nasıl oldu?

    2012 yılında İstanbul’a taşınarak hayatım değişti diyebilirim. Yaratıcı Yazarlık Atölyelerine başladım, devamında okuma ve yazma çalışmalarım başka bir boyuta evrildi. Hocalarım, arkadaşlarım yüreklendirdi beni.

    İlk öykünüz “Beştaş” Notos Öykü Dergisi’nde 2013 yılında yayınlanmış. Bu ilk sizde nasıl bir his uyandırmıştı?

    Bu öykümün kahramanı keşke yaşasaydı, ona okusaydım, dedim. Büyük bir mutluluktu elbette.

    Öykülerinizde oldukça samimi, içten bir dil kullanıyorsunuz. Karakterleriniz de hiç de yabancımız değiller. Bu içten karakterleri ve kullandıkları dili yaratırken nelerden etkileniyorsunuz?

    Nedeni insanlarla çabucak kaynaşabilmem, konuşmalarını gizli ya da açık dinlediğim kulaklarım, tükenmeyen merak hissim diyebilirim.  İçimdeki canlılara duyduğum coşkun sevgi ve onları anlama çabasını da ilave etmeliyim. Bir  diğeri de farklı dil, şivelere karşı ilgim. Biraz da taklit etmeyi severim. Sıradan konuşmalardan büyük sorunları yakalamak… Gündelik hayatın en olmadık anında bir cümlenin yarattığı etki sanırım karakterlerimi ortaya çıkarıveriyor. Kim söylesin bu cümleyi, diyerek başlıyor her şey …

    İlk kitabınız olan “Son Cevizlik” uzun yılların emeği ve kitaba da adını veren öykünüz aynı zamanda Nilüfer Belediyesi 2016 Yaşar Kemal Öykü Yarışması’ndan birincilik elde etmiş. Size ödül getiren bu öyküden bahsedebilir misiniz? Nasıl bir yaratım süreci geçirdiniz?

    Bu öykü biraz benim değişen tüm değerlerimize karşı kırgınlığımın simgesi. Taşrada doğanın içinde geçen mutlu yıllarımdan kentlerin gökdelenlerine, fütursuz binalarına karşı isyanım. Arada kalmış çaresiz insandan, açgözlü doyumsuz insana bir çift sözüm. “Son Cevizlik” Yalova’da ağaçların altında ilk bölüm oluştu. Akşamüstü esen rüzgârda yaprakların hışırtısı sesim oldu. Avşa’da kaldığım pansiyondaki görevli bir gençle konuşurken, memleket neresi, diye sordum. Orhangazi’deki köyünün adını söyledi. Ceviz var mı oralarda, dedim. Olmaz mı, derken gözleri parladı. Sen, dedi, bir görsen, hele silkelerken, sanırsın, gök gürlüyor. Ellerimizde sopalar yağ tenekelerine düşerken… Sustu. Yarım bıraktı sözlerini. Adı Hasan’dı gencin. Esmer yüzüyle öyküme geliverdi böylece. Kavruk Hasan doğdu.

    Peki, şu ana kadar Son Cevizlik ile ilgili aldığınız geri dönüşler nasıldı?

    Çok sevindirici benim açımdan. Duygularımın okura geçmesi, onların içten övgüleri unutulmaz.

    Sizin için vazgeçilmez olarak nitelendirebileceğiniz bir başucu kitabınız ya da olmazsa olmaz bir yazarınız var mı?

    Ayla Kutlu, Firuzan, Vüs’at Bener, Sebahattin Ali, Hemingway, Cortazar hemen aklıma gelenler. Cortazar’ın Mırıldandığım Öyküler başucu kitabım ve defalarca okuduğum öyküsü Moebius Döngüsü.

    Gün içerisinde kendinizi en üretken hissettiğiniz, yazmaya daha fazla yöneldiğiniz zamanlar var mı?

    Sabahın erken saatleri, akşamüstleri yazmak için ideal zamanım. Kalan saatlerde okumaya çalışırım.

    Yazmaya başlamak isteyenler ya da yazan ama ne yapacağını, nasıl bir yol izleyeceğini bilmeyenler için önerileriniz var mı?

    Okumayı önemseyip anlamaya çalışsınlar. Günlük tutsunlar her şeyden önce. Büyük betimleme yerine yalınlığın değerini, duygu ve düşüncelerini aktarırken doğallığı kavrasınlar. Acele etmek, telaşlanmak kaybettirir. Sabır bu işin anahtarı ve bağlanmak sadakatle.

    Sizce yaratıcı yazarlık ya da öykü atölyelerinin yazma üzerindeki etkileri nasıl?

    Orada bilgilerin biraz damıtılmışı verilir. Büyük beklentiye girmek yerine araştırmayı derinleştirmek, yazılan öyküleri çözümlemeyi öğrenmek çok önemli. Eleştirilere kulak vermek, yazdığında ısrarcı olmamak, gerekirse yırtıp atıp yenisini yenisini yazmaya azmetmek, başaracağına inanmak ilk koşul bana göre. Atölyede öğrenmek adına bulunduklarını unutmamalılar. Öykünün temel öğelerine itiraz yerine anlamaya çalışsınlar. Öykülerin dilini, anlatımını tekrar tekrar sorgulasınlar.       

    Üretkenliğiniz, yaratıcılığınızı geliştiren şeyler nelerdir?

    Her zaman dinleyici ve meraklı olmam. Hayat hikayelerindeki acılara karşı duyarlılığım. Gittiğim her yerin bulutlarına bakarım. Toprağına, üstünde yürüyen her canlıya, ağaçlarına, bitkilerine… Biçimlerine, renklerine… Kokladığım en küçük yaprak yeter bazen.

    Son olarak sizin eklemek, söylemek istedikleriniz var mı?

    Bir çığlıkla doğduk hepimiz. Belki en güzel haykırmamızdı bu. Susturulmayı, zorlukları, yoksullukları, yoksunlukları öğretti zaman. Söyleyemediğinizi yazın beyaz kâğıtlara. Gülümseyerek, ağlayarak… İçinizden ne gelirse… İnanın işe yarıyor.

    Çerezzine ailesi olarak değerli vaktinizi ayırdığınız için çok teşekkür ederiz.

    Ben teşekkür ederim.

  • Coni

    Coni

     

    Ona nerede ve nasıl rastladığımı düşünüyorum da şimdi… Sanırım babamın paltosu içinde bize geldiği gün, güneşe alışamamış gözlerle, ona uzanan elleri nefes nefese koklarken görmüştüm ilk olarak. Hanemizdeki ilk gecesini, samanlığımıza bitişik olan indirmede, su katılarak sütü seyreltilmiş ve içine ekmek doğranarak papara haline getirilmiş yemeği ile geçirmişti. Başlarda yabancıladığım hatta kıskandığım bu minik varlıkla sonraları ne kadar birbirimize yakın olacağımızı,  onun, benim ve ailemin hayatında nasıl bir yere sahip olacağını bilemeden çabucak alışıvermiştik birbirimize.

    Zamanla o indirmedeki karton evi büyüdü ve tahtadan yapılmış bir yuva haline geldi. Yaşını doldurana kadar babam tarafından özellikle bağlı tutuldu. Onun cinsinden gelenlerin fazla salma gezmesi tavsiye edilmiyordu. Aksi halde ava karşı fazla hırslı olmazlarmış. Mermerci Asım amcamlara tek kırmasını takasa verip aldığı çiftesinden sonra, ailemize bu küçük dostumuzun gelmesi ile birlikte babam artık av takımlarını düzmüş oluyordu.

    İlk zamanlardaki ilişkimiz sadece onu doyurmamdan ibaretti. Ailece yediğimiz akşam öğününden arta kalanlar ile bir önceki günün kuru ekmekleri onun ana besinleriydi. Annemin çeyizinden kalma eski tencereyi de ona su kabı yapmıştık. Tencerenin boş kalmamasına dikkat etmek benim görevlerim arasındaydı.

    Bir sabah, babamın onu yanında ava götürdüğünü gördüm. Evet, itiraf etmeliyim onu en çok o zaman kıskanmıştım. Babamı onunla paylaşmak hiç kabullenilir bir şey değildi çünkü. Ama ona duyduğum sevgiden ötürü bu duruma da yavaş yavaş alışmıştım.

    Yaşını doldurduktan sonra bağlı kalmasına gerek kalmamıştı artık. Mahallemizin içinde özgürce geziyor, diğer hemcinsleri ile koşturarak arkadaşlık ediyordu. Babam tüfeğini eline aldığında, birazdan av için yola çıkılacağını bilecek kadar da akıllıydı. Ona verdiğimiz emeklerin karşılığını almaya başlamıştık.

    Sadece babam değil, onun av arkadaşları da Coni’nin avdaki hünerlerini anlata anlata bitiremiyordu. O kadar hızlı koşuyormuş ki, sınır altlarında önünden kalkan tavşanları, hızını alana kadar yetişip hemen bastırıyormuş. Babamların avladıkları bıldırcınları yere düşer düşmez bulup ağzına alarak onların ayağına kadar getiriyormuş. Avlanacak kuşu yerde yatar halde gördüğü anda fermaya durur ve babamdan işaret gelmeden harekete geçmezmiş. Onunla birlikte ava giden diğer köpeklerin defalarca geçtiği anızlardan, dikkati ve güçlü koku alma yetisi sayesinde defalarca bıldırcın kaldırdığı olmuş üstelik. Tabi ben bunları hep babamların av sohbetlerinde dinleme şansı bulmuş, bir defa olsun bu anlara şahitlik edememiştim.

    Avdaki başarısı arttıkça babam ona gözü gibi bakar olmuş, çocuklarından ayırmaz hale gelmişti. Öyle ki zamanla ortaya çıkan sağlık sorunlarını kendi tedavi ediyor, o da olmazsa eve baytar çağırıyordu. Bir keresinden hiç unutmam; bir akşam avından topallayarak geldi eve. Ön sol patisine yepelek otu girmişti. Eğer bir an önce tedavi edilmez ise ot, ayağı içerisinde daha da yürüyecek ve iltihaplanmaya yol açacak diye söylemişti babam. Neyse ki baytarın o gece gelişi ile müşahede altında tutulan hayvan, başarılı bir operasyonla eski sağlığına kavuşturulmuştu.

    Bir seferinde de kulağında çıkan bir yara çok geç fark edilmiş ve kurtlanmıştı. Bu hastalığı iyileşene kadar babam her akşam işten eve geldiğinde, Coni’yi dizine yatırdı ve annemin kullanmadığı bir cımbız ile tek tek o kurtçukları temizledi. Orada oluşan cerahati ortadan kaldırmak için de baytarın yazdığı antibiyotikleri yetmişlik rakı şişesinden yaptığımız biberonla ona içirmiş ve bu hastalıktan da sağ salim kurtulmasını sağlamıştık.

    Babamla annem sabah sekizde gittikleri fabrikadan öğleden sonra dört gibi geri dönüyorlardı. Biz de her akşam Coni ile hazırladığımız karşılama merasimini icra ediyorduk bu saatlerde.

    İkimiz de sanki anlaşmış gibi aynı zamanda avlu içinden çıkar ve onları karşılamak için Saim Bakkal’ın önüne doğru yollanırdık. Yeşil zemin üzerine beyaz kuşaklı fabrika servisi, her seferinde aynı yerinde durur ve ailemizin iki ferdi inerdi içinden. O andan itibaren, mutluluğun tablosunu görürdü Şekerlerin kahveden bu manzaraya bakan herkes. Ben annemle babamın ortasında yürürken, Coni etrafımızda koşuşarak türlü şirinliklerle ilgi toplamaya çalışırdı.

    Bu zamanlarda, kahveye gitmek üzere çıktığı yolda karşılaştığımız Reşat dede, şu cümlelerle anlatırdı hakkımızdaki düşüncelerini:

    “Yav Edip valla ne mutlu size, karı koca çalışıyorsunuz. Çocuğunuz da maşallah aslan parçası, Allah bozmasın. Aferin! Aferin!..”

    Cümlesinin sonunda tekrarladığı “Aferin”ler sanırım ailenin reisi olan babamaydı.

    Günler günleri takip etti. Zaman, ılgın bir nehir gibi duruca akıp gitti. Ben büyüdüm… Coni büyüdü…

    Babam, şiddetli göğüs ağrısı şikayeti ile ilçedeki hastaneye gitti. Takvimler doksan üç yılının ekim ayını gösteriyordu. Ertesi gün acilen hastaneye yatması gerektiğini söylemiş doktorlar. Öyle de oldu. On gün sonra Süreyyapaşa, birkaç gün sonra da Göztepe Göğüs Hastalıkları Hastanesi… Kalan günlerini de Marmara Üniversitesi Eğitim ve Araştırma Hastanesinin Koşuyolu Kampüsünde geçirmiş.

    Ben bunları çok sonraları öğreniyorum tabii… Hastaneye yatışının yirmi dokuzuncu günü evine geldi; ama cenazesi… Geçen gün evdeki aile evraklarını düzenlerken gördüm, kaldığı son hastanenin raporunu: Kronik Myelostik Lösemi!..

    Her akşam saat dört sularında, Şekerlerin kahve önünde oluşturduğumuz o mutlu aile tablosu paramparça olmuştu artık. Zaman içinde, o tabloda resmedilen tüm insanlar, esen bu rüzgârla birlikte dört bir yana savrulacaktı! Dahası, insanların adına “Hayat” dediği bu savaş alanında ben, var olan tek komutanımı da kaybetmiştim. Yaşadığımız bu olayın, bana olan etkilerini ve yarattığı travmaları burada şimdi anlatamam sizlere. Çünkü bu, onun; Coni’nin hikâyesi…

    On üç kasım cumartesi günü saat üçte uğurladık babamı. Bağırarak ağlayan insanlar hatırlıyorum. “Kadınlar bakmasın, cenazenin abdesti kaçar!” diyen bir hoca… Ama onu hatırlamıyorum. Nereye gidip saklanmıştı bu ıstırap karşısında acaba? Günler sonra geldi yuvasına. Nerelerde tuttu yasını bilmiyorum. Annem uzun süre fabrikaya gidemedi. Ben de okula…

    Her akşamüzeri aynı saatte, aynı yere doğru koşarken görürdüm onu. Servis durağına varır, sabırsız hareketlerle kuyruğunu sallayarak fabrika otobüsünü bekler, inenler içinde babamı bulamayınca da ağır adımlarla yuvasına gelip yatardı. Günlerce yaşandı aynı sahne. Ben, ne zaman vazgeçeceğini içim burkularak merakla izledim.

    Henüz on yaşlarında olmasına rağmen son iki hafta içinde hızla kocalmıştı. Giderek zayıflıyor, ona verdiğimiz mamaları yememekte inatla ısrar ediyordu. Moral bulsun, canı sıkılmasın diye babamın arkadaşları onu birkaç sefer ava götürmeye kalktılar. Neler ettilerse bu olmadı. Ne yaptı-etti kaçtı! Avlu içinden çıkmadı hiçbir yere. Bıkmadan usanmadan, sabırla bekledi.

    Hayat, bizim için bir daha hiç “normal” olmadı. Ama normal olarak çalışmak ve okumak zorundaydık. Annem, sürekli gündüz çalışmak kaydı ile işe başlamıştı artık ben de okula…

    Bir sabah, okula gitmek üzere evimizin çıkmasından adımımı attığımda gördüm onu. Her zamanki yatış şekli ile samanlığın önündeydi. Adı ile seslendim. Tepki vermedi. Son günlerde bedensel zayıflığı ile birlikte duyuları da körelmişti zaten. Biraz daha yanına yaklaştım. Yüzünü gördüm. Kulaklarımda bir kemanın en acılı ezgisi çalıyordu…

    Ve ben hayatımda ilk defa; gözleri açık, kederden ölmüş bir köpek gördüm, Saim Bakkal’ın önündeki İşçi durağına bakakalmış…

     

  • Kanlı aya 1

    Kanlı aya 1

    Yüzyıllar öncesinde

    kalmış bir kabus..

    Soluk yüzü hiçliğinin

    gölgesine sığınmış

    bilekleri kan içinde

    Kanla karışık kar

    yağıyor şimdi bedenine

    ve

    o lanetlenmiş ruhun

    can çekişirken

    karanlığın içinde

    ağır ağır parça parça kopuyor bedeninden

    çığlıkları musallat yemiş sözcükler..

    İsimsiz kalmış şimdi bedeni

    sahipsiz siluetlere dönmüş

    ve küllerinden kalan

    ne varsa sonsuz bir

    haykırışa hapsolmuş çığlığın.

    kırık bir aynadan yansıyor

    şimdi gövdesi yerle yeksan..

    Morpheus

  • Taner Arslan ile Çok Özel Bir Röportaj

    Taner Arslan ile Çok Özel Bir Röportaj

    Merhaba, öncelikle sizi daha yakından tanımak isteyen okurlarımız için kendinizden bahsedebilir misiniz? Müzik yolculuğunuz ne zaman, nasıl başladı?

    Herkesin bildiği biriyim hemen hemen ictenlikten gelerek yanıtlamaya çalışacağım sorularınızı , öncelikle böyle bir röportaj için bir arada olmaktan son derece onur duyuyorum. Herşeyden önce kolay ulaşılabilinen biriyim ve bu konuda belki de bir çok sanatçı arkadaşımdan şanslıyım. Egodan nefret eden karşındakini ne kendimden üstte nede kendimden Aşağıda gören biriyim en büyük kuralım sevgidir gülmeyi severim. Buralara gelmemdeki en büyük pay hayallerimin peşinde benimle beraber koşan binlerce dostum olmasıdır 2006 yılında tanıştığım Bateri ile müzike adım attım. Tabi yıllar geçti ve sürekli baskılar artmaya başladı. 2015 senesinde söz ve müzik’lerinin kendime ait olan Acelem yok isimli bir single ile adım attım bu single piyasada İMC usulüyle yapıldı yönetmenliğini Faik çağlar Aktaş yaptı aranjörlüğünü kayıtlarını Kenan Yemenicioglu üstlendi o dönem , ve bu destekler git Gide artmaya başlamasiyla ciddiyete bindi. İlk konser Istanbul da verildi Ardından Ankara ile devam edildi. Hatta hiç unutmam ilk kendi adıma verdiğim konserimde Davulda Hüseyin MAN eşlik etmişti bir çoğumuz da kendisini tanırız. Mütevazi kişiliğiyle taniriz onuda en büyük gücü sahnede ondan almıştım.

    Yaptığınız müziği tanımlamak gerekirse siz kendinizi nerede görüyorsunuz? Nasıl tanımlarsınız?

    Dışarıdan yazılan çizilmelere göre Anadolu Rock müzik yapıyorum fakat benim için Rock Rock’tır.  Yarın metal müzikte yapabilirim çünkü insanın içine çeken bir tarz herkesin olmak istediği bir dal o isyani o karşılık vermeyi seven bir müzik türü onun için Rock müzik yapıyoruz diyebilirim

    Müziğinizi yaparken etkilendiğiniz müzisyenler, sanatçılar var mı?

    Tabi herkes gibi benimde ideollerim var ama ben Daha çok  günümüzdeki rock müzisyenlerini ikinci planda dinliyorum. Türk Halk müziğinin en genç ismi Hasret Gültekin dinlerim belki bir çoğu bilmez ama Onu madımak oteli katliamında kaybetmiştik. Ardından Zülfü Livaneli Ali Ekber Çiçek, Mahsuni Şerif sonra  Hocam Murat İlkan , Murat  Mermer , Ali Altay dinlerim sonrasında Cem Karaca , Barış Manço  , Haluk Levent Gene aynı şekilde Erken yaşta kaybettiğimiz Barış Akarsu , Hayko Cepkin , Moğollar , Mor ve ötesi diye duruşlarıyla düşünceleriyle örnek almisimdir kendime.

    2015 yılında Acelem Yok ve 2017 senesinde de Aramızda Biri Var single çalışmalarınız ile sevenlerinizin karşısına çıktınız. Özellikle de Çocuklar Ölmesin parçanız sözleriyle de oldukça dikkat çekici, şarkı sözlerinizi yazarken nelerden etkileniyorsunuz?

    Çocuklar ölmesin diye bağırmak istesem ya deli derler bana yada  bu ülkede anında içeri alırlar bende bu parçayı kaydetmek istedim Fakat klip çekiminden sonra yayınlamak istedim hiç biri yayınlamak istemedi zaten ilk olarak TRT ye takılmıştık. Güncel konulardan yada hayatımda yaşadığım bir durumdan etkilenip yazmayı severim Acelem yok parçası beklediğim biri icindi , gidiyorum bu şehirden Beklediğim kişinin beni uzmesinden dolayıdır Çocuklar ölmesin adı üstünde her ne kadar kabul edemesekte Suriye’de , Filistin’de ölen çocuklar içindir.

    Şu ana kadar şarkılarınızla ilgili aldığınız tepkiler nasıl?

    Çevremde ve beni tanımadan dinleyenlerden olumlu tepkiler alıyorum. Sahneden indiğimde fotoğraf çektirmek isteyenler sarılmak isteyenlerim artmaya başladı onlar için piyasada çırpınıyorum. Zor ama güzel bir yolda yürümeye çabalıyorum.

    Müzik çalışmalarınızla beraber sosyal sorumluluk projelerinde de yer aldığınızı görüyoruz. Bu projelerden bize bahsedebilir misiniz?

    Evet bir çok projeler yapıyoruz. Tabi bunları gündeme getirmeyi sevmiyorum ama daha çok kişiye yardımcı olabiliriz  diye arada açıklama gereği duyuyoruz. Bir kaç projemizden bahsetmek istersek Kültür merkezi yapımı ilk lansman gelirimizi aktardim. MS hastalığına farkındalık , Köy okullarına vefat eden yeğenim adına kütüphane yapımı gibi projeleri üstlendim.

    2019 senesinde yeni bir klip çalışmanız bizlerle olacak mı?

    Şuan için sürprizlere hazır olmalıyız bana bile sürpriz oluyor bu konular.

    2016 senesinde, “En Duyarlı Sanat Adamı” ödülünü, 2017’de de “Arda Müzik En İyi Rock Müzik Vokali” ödülünü aldınız, bu konu hakkında, ödüller hakkında neler söylemek istersiniz?  

    Şu anda devam eden projeleriniz var mı?

    Sürprizler derken dedigim gibi bu yola çıkarken çok bir şey beklemiyordum. İnsanlık görevimiz olan projelerden dolayı En duyarlı sanat adamını verdiler Ardından Arda müzik sponsorluğunda yapmış olduğum single edebiyat ve müzik dergileri En iyi Rock müzik vokali seçildim en büyük onuru ailemi ve beni destekleyenlerin mutlu olmasından dolayı gurur duyduklarında yasamisimdir hep.

    Sizi sahneden izlemek isteyen sevenleriniz için önümüzdeki sahne çalışmalarınız nelerdir? Bahsedebilir misiniz?

    Şuan köklü bir Parti’nin marş projesi var gitarlari kardeşim Deniz Arslan , bass gitarı Emre Mete ,  Davul,  kayıt ,  Aranje Onur Ertuğ tarafından yapılıyor güzel ve keyifli bir proje önümüzde bir çok proje var umarım daha güzel olusumlardada bir arada olacağız.şuan Ankara konserimiz var ardından Sivas , İstanbul planlarımız

    Single çalışmalarıyla sevenlerinizin karşısında oldunuz. Yeni yılda albüm yapmak gibi bir düşünceniz var mı?

    Yeni yılda bir single düşüncem var. Fakat geriden gelen çalışmalarda olduğu için hepsini bir anda çıkarmak zor olacağı için bunun için vakti kolluyorum.

    Son olarak sizin eklemek, söylemek istedikleriniz var mı? Değerli vaktinizi ayırdığınız için Çerezzine olarak çok teşekkür ederiz.

    Öncelikle bu keyifli röportaj için ben çok teşekkür ederim, Sevgiyi kalplerinde eksik etmesinler , en büyük barış o zaman başlayacaktır. Egolarimizi rafa kaldırıp yumruklarımizla ezelim. Bir olalım diri olalım. Aşk ile… 🙏

  • Hard Rock’ın Efsane Gruplarından Objektif’in Güçlü Sesi Vecdi Yücalan, “Rock’n Roll Böyle Bir Şey!”

    Hard Rock’ın Efsane Gruplarından Objektif’in Güçlü Sesi Vecdi Yücalan, “Rock’n Roll Böyle Bir Şey!”

    Merhabalar, öncelikle sizi daha yakından tanıyabilir miyiz? Hayatınızda dönüm noktası diyebileceğimiz müzikle tanışmanız nasıl oldu?

    Ben Vecdi Yücalan. Samsun doğumluyum. İlkokul,  ortaokul ve liseyi Samsun’da okudum. Lise yıllarında müzikle uğraşmaya karar verdim. Ailem karşı çıktı. Ama yine de imkânlarımı uzun yıllar çalışarak yarattım ve birçok amatör grubu kurup dağıttıktan sonra 1988 yılında Objektif grubunu kurdum. Samsunlu müzisyenlerden oluşan grup ilk 2 albümü Uzelli şirketinden çıkarttı. Ben daha sonra grup elemanlarının bir kısmıyla beraber İstanbul’a yerleştim. Enstrüman çalmayı kendi imkânlarımla öğrendim.

    Yaptığınız müziği tanımlamak gerekirse siz neler söylersiniz, nasıl tanımlıyorsunuz?

    Yaşadığımız ülkede ve dolasıyla dünyada olan biten her türlü olayı bizim müziğimizde bulabilirsiniz. Toplumsal sorunları sosyo ekonomik ve ekolojik irdelemelerin yanı sıra aşk ve politik duyarlılıklar hep gündemimde oldu. Yani kısaca herhangi bir canlının duyumsadığı her şey.  Çevreci ve savaş karşıtı parçaların yanı sıra bireyin toplum içinde yaşarken karşılaştırdıkları her türlü olumsuzluklar. Bu yüzden yaptığım müziğe “Halk Rock” dedim.

    Fotoğraf © Emre Taban

    Oldukça köklü bir grupsunuz, kuruluşunuz 1988 yılına dayanıyor, kuruluş aşamasında ya da sonrasında müziğinizi yaparken etkilendiğiniz müzisyenler ya da gruplar oldu mu, oluyor mu?

    Jetro Tull, Black Sabbath, Pink Floyd, Beatles, Türkiye’den Cem Karaca.

    Şu ana kadar çıkarmış olduğunuz albümler arasında özellikle ruhumuzu daha çok yansıtıyor, işte bu diyebileceğiniz bir albümünüz var mı?

    Tüm sözler ve müzikler bana ait olduğu için seçim yaparsam ruhumu inkâr etmiş olurum. Ama parçaların ve soundların çeşitliliği oldukça değişik ruh hallerimin ilginç bir göstergesi ve bazen bu beni de şaşırtıyor.

    2019’da yeni bir albüm çalışması, yeni sürprizler bizleri bekliyor mu peki?

    Her an her şey olabilir.

    Objektif bilindiği gibi sahne performansıyla da oldukça ünlü bir grup. Bize bir Objektif konserini nasıl tarif edersiniz?

    Yüksek adrenalin ve yaşanmışlıkların sahneye birebir yansıması.

    Fotoğraf © Emre Taban

    Doksanlı yılların başında Türk rock müziğinde oldukça kaliteli gruplar kurulmasına rağmen, pek azı bugüne kadar sizle beraber uzun soluklu oldu. Tüm olanaksızlıklara rağmen kaliteli üretim yapılan yıllardan zaman zaman daha tek düze eserler verilen yıllara geçiş yaptık zaman içinde. Siz bu konuda neler düşünüyorsunuz?

    Bu konu için Künye albümünde “Teknoloji” adlı şarkıyı yazmıştım. Konunun özeti orada.

    Özellikle şarkı sözlerinizde sosyal tavrınız ve çevreci yaklaşımınız ilk albümünüz Tımarlı Hastane’den beri oldukça fazla dikkat çekiyor. Bununla ilgili neler söylemek istersiniz?

    Daha önce de belirtmiştim, ama kısaca bakarsak ülkemiz ve Dünyanın sosyolojik ekolojik ve politik geçmişi sırasıyla 5 albümüzde de var.

    Birden fazla kuşağa hitap edebilmiş nadir gruplardan birisiniz, şu anki kitleyi nasıl görüyorsunuz?

    Herkes algıları son derece kapalı ve bastırılmış duygularla yaşamaya zorlanıyor. Elinizin altında çok fazla materyal var ama bir teknoloji akıntısına kapılmış gitmektesiniz. Sizlere sadece gösterilenleri görüyor araştırma yapmaya fırsat bulamadan bir diğerine geçiyorsunuz. Teknoloji tarafından beyinler esir alınmış durumda.

    Peki, sizce şu an Türk rock müziği gerçekten hak ettiği yerde mi?

    Hangi Rock Müziği? Eğer bizi kast ediyorsanız hala çok zorlu bir savaşın içindeyiz. Yeni kuşaklardan bilinçli olarak kopartıldık ve sizler sayesinde ulaşmak için çabalıyoruz.

    Fotoğraf © SerkanTuna

    Sizi özellikle İstanbul dışında izlemek isteyen hayranlarınız için bir konser programınız, sahne çalışmanız olacak mı?

    Geçen ay Ankara’da çaldık. Önümüzdeki aylarda Tekirdağ’dan başlayıp turlamayı düşünüyoruz. 8 Mart’ta İstanbul IF Beşiktaş konserimiz var.

    Son olarak sizin eklemek, söylemek istedikleriniz var mı?

    Aydınlık ve algıları açık beyinleri görmek çok hoşuma gidiyor. İyi ki varsınız.

    Değerli vaktinizi ayırdığınız için Çerezzine olarak çok teşekkür ederiz.

     

     

  • 23 Nisan gecesi

    23 Nisan gecesi

    23 Nisan gecesi

    istisnasız hergün yarım ekmek kaşar salam yerdik her öğle arasında..bakkala yazdırırdık..inşaatların poyrazı fenadır.ne giysen kifayetsiz..ne giysen kaba.üşümemek için çalışırdık… ve yaktığımız ateşler şantiyelerde… (patrona rağmen)….hevesli bir savaşçı gibi…. keski çekiç saldırıp kırdığımız tuğlalar ve mermerler ….ve onun çimento asitli tozları… çatlamış ellerimizi sızlatırdı. ve alamadığımız yevmiyeler..en unutulmayan çocukluk anımız…..23 nisanda yaşıtlarımızın biri on dakika oturduğu koltukta” şimdi sizlere derhal tüm çocukların eğitimine önem vermenizi istiyorum ”diyordu bunlar olurken…….biliyorum kuytularda şu gece vakti bile binlerce çocuk aynı şeyleri yaşıyor ben bunları anlatırken..gözlerinden öperim.. o çocukların..

     

  • AYNI YERDEYİM

    AYNI YERDEYİM

    Koparamadım dünü yarından,

    ben gittim dünden,

    yarının haberi yok…

    Öldü mü benliğim?

    Benim benliğimin benden haberi yok!

    Rutubetli duvarların arasında,

    sıkışıp kaldı ruhum.

    Tekrar tekrar başa sarıyor benliğim.

    Ben içinden çıkamadığım

    boşlukların şehrindenim.