Etiket: çerez

  • Meme

    Meme

    yaz gelmiş ….okullar kapanmış..üst mahallenin çoçukları sürüler halinde sahillere inmeye başlamıştı….çünkü sahillerde insanlar başkadır…yaşadığımız mahalleler gibi değil…çoğunluğumuzun babaları yakınlardaki fabrikalarda çalışan işçilerdi….evlerimizin yapımı başladığında hepimiz çok küçüktük..babalar çalıştı… ve yıllar geçtikçe evlere yeni odalar eklendi ..plan proje yapmadan kaç çoçuk varsa ona göre …..çoçuklar ve evler beraber büyüdü..evlerin sayısı çoğaldı ve birleşti ..koca mahalle oldu..bahçelerimize ektiğimiz ağaçlar büyüdü…meyve vermeye başladı..avcılar 1983….avcılar çoçuğu olmak garip bişeydir…. istanbul a yakın bir yerde ama hala köydesin….. .sabah ve akşam aksaray a giden magırus marka otobüsün dışında pek bi ulaşım yoktu……komşumuz erdoğan abinin arabası sarı ve siyah..birde belediye otobüsü günde 2 kere taksim ve aksaray a giden..76 t..ve 141 …sade ve izole hayatlarımızı yaşıyorduk….herkes herkesi tanırdı..dindar ve özünde iyi basit insanlardı ebeveynlerimiz…..ve biz…onların çoçukları.bizim köylü aksanımız yok .arada bir yerdeydiz…köklerimizin olduğu yer için fazla şehirli ….buradakiler için de fazla köylü…..çoçukluk biterken artık bu dünya yani mahalle bizi kesmez oldu….oysa…sahil ışıklıdır…..sahil de müzik vardır…..evler güzeldir…felan filan… ve yani aslında genel olarak hepsinden öte tek şey…..kızlar….sahilin kızları daha rahattır ….plajlarda olanları dikizlemek kadar güzel bişey bilmiyorum…..suçluluk duygusu ve yasakları beynimden silip sahilin büyülü dünyasına kapılmak…bikiniler mayolar…güzel kadınlar…..ergenlik çok berbat bişeydir..hormonlar adamın ağzına sıçar….. artık sorunun vardır…. çoçukluk bitmiştir…..yıl 83 ….gorbaçov ve berlin duvarı yıkılmış…..ve maykıl ceksın beat ıt ile yıkıyor ortalığı..yeniden yapılanma glastnos ve perestroika…sscp dağılıyor ve dünya değişiyor…biz ne yapıyoruz??.. aynalar..biryantin ve jöle..berberler..saçımız..ve o yıllar moda olmaya başlayan yıkama kot pantolon ve spor ayakkabılar….hep bunlar kızlar için……onların olduğu yerlerde takılır… .havalı havalı yürür .dikkat çekmeye çalışırdık..o yıllar kızlarla iletişim kurmanın marsa gitmekten zor olduğu bir yerdi avcılar….ağır baskı, küçük yerlerin , şanssız çoçuklarıydık.. ve bu yüzden çok yalancıydık hepimiz.. birbirimize yaşamadığımız kız maceralarımızı anlatırdık..oysa zavallıydık..yaşımız nerdeyse 14 15 16 olmuş ve hala bir kızla öpüşememiş hatta elele bile tutuşamamıştık.. …sıfır..ama umutluyduk..tom cruıse saçlar..top gun yılları..filimlerde ne kadar kolaydı bu işler..amerika ne kadar güzeldi..hatta sahilden bile güzel….haziran 23 ..işte o gün..benim için bir milat….o gün her zamanki gibi iskeleye gelmiş etrafı kesiyordum..yalnızdım..kimse gelmemişti mahalleden..iş çıkışı sıcak hava beni sürükleyip buraya getirmişti..kamp gibi bir yerin iskelesine yakındım..buraya yüzerek gelmiştim..çünkü kapıdan girecek param yoktu..etrafta çok güzel ve farklı kızlar vardı..alamanya dan kesin dönüş yapan ailelerin çoçuklarıydı çoğu.babalarının arabaları kartal ve doğan ve renault değildi..üsterinde bagaj takılı ford taunus veya mersedes vs vs..alamancılar ve onların kızları.. …çok tatlıydılar..tenleri bizim gibi kavruk değildi bi kere..iyi beslendiklerinden mi bilmem ama iri yapılıydılar…..onların ve erkek arkadaşlarının denizde şakalaşmalarını seyrederdim…orda olmak isterdim.. sonuçsuz kesişmeler veya denemeler …fark edilme isteği..oradalardı ama cesaretim yoktu.. tanışmak için….özellkle de kıvırcık küt sarı saçlı olan tatlı surat……onca bakışma.. .onca vazgeçilmiş tanışma konuşması denemesi…iskeleye çıkıp atlamaya karar verdim..iskele tahtadan ve oldukça geniş ….oldukça yüksek….uç tarafı oldukça derindi..ve ben atlayış konusunda hakikaten rakip tanımazdım……uzunca bi süre kollarımı gerdim bi yandan etrafı inceledim… evet bana bakıyorlardı..o an gelmişti..iskelenin ucunda ayakta duran kızların arasından atlayacaktım..sarı küt saçlının tam önünden….o da bana sonra ne kadar güzel atladın yada adın ne senin?  diyecekti.. ve hayran olacaktı.. berbat plan …evet..o gün bile bunu biliyordum..ama en kötü fikir bile bazen mantıklı gelebiliyor eğer çaresizsen… sonra atlayışa geçtim…..hızlıca koşarak iskeleyi katedip ,ayaklarımı iskelenin tabanına vurup birden ellerimi kaldırdım…çok sert ve kararlı… sol elim yumuşak bir şeye çarptı…havalandım…uzaya fırlatılmış bir füze gibi iskeleden ayrıldım…yükseldim….en yukarı doğru kendimi çektiğimde aklıma dokunduğum şey geldi…..neydi o yumuşaklık ?yükselmenin bittiği ve düşüşe başlayıp suya daldığım an cevap kafama birden dank etti …..meme……….hayır olamaz..meme….yani göbektir..olamaz… o kadar…..of hayır…. meme…….kesindi ….suyun içindeyim .. yüzbinlerce yıl kalırdım suyun içinde nefesim yetse ..ne olacaktı şimdi..panik bir ergen geleneğidir……ama suyun içinden çıkmam ve iskeleye çıkıp terlik ve yanımda getirdiğim maskemi almam gerekiyordu… çıkmam gerekiyor o lanet iskeleye..çaresizce nefesim bitene kadar suda durdum ve beni göremeyecekleri kadar iskele ayağına yakın merdivene gittim dipten..iskele merdivenlerinden ağır ağır çıkarken kimsenin orda olmamasını diledim ..merdiven trabzanlarını tutarak çıkıyorum. … artık o an geldi….kafamı kaldırdım küt sarı saçlı kızın anlamsız bakışları karşıladı beni.ve yanında şakalaşan arkadaşları….gözleri…..alaycı mı..?kızgın mı.???.anlamadım..özür dilemek ?? ama gücüm yok buna..bi an …çok kısa bi an..o bakış….sadece iki saniye.kaçırdı sonra…oralı bile olmamıştı …çok sonradan okuyacağım özdemir asaf şiiri gibi..ölüm gibi bir şey olmuş ama kimse ölmemişti..tabi sadece benim için…maskemi kafama ve terliğimi elime aldım…az önce havalı ve korkusuz yaptığım atlayıştan sonra…usulca ve çivileme atladım…..suyun içinde giderken bir daha buraya gelmeyeceğim türünden tutamayağım sözler veriyordum kendime..ama bi yandan da bütün olanların utancının gerisinde mutluydum…o biliyordu… biliyordum..haziran 1983 akşam üstü …sahil..ve küt saçlı kız ve dokunduğum ilk yabancı meme.

     

     

     

  • Kaçıncı Tekrar

    Kaçıncı Tekrar

    Kaçıncı boşluk bu tekrar tekrar başa saran.

    Kaçıncı yaşanan..

    Tıpkı gidişi gibi ölüm sessizliği.

    İnsanlığın üstüne atılan ölü toprağı gibi tekrarlara sığmayan bedeni.

    Suskunluğu her geçen gün kaos yeri.

    Farkına vardıkça ruhumu acıtan hatıralar gibi.

    Bu kaçıncı boşluk.

  • GRUNGE DEVRİMİ

    GRUNGE DEVRİMİ

     

    (GRUNGE DEVRİMİ)

    Doksanlara damgasını vurmuş, günümüzde pek temsilcisi kalmamış olsa da etkisini devam ettirebilmiş, sadece müzikal anlamda değil, hayatın pek çok alanına etki etmiş bir kültüre ön ayak olmuş “GRUNGE” yıllarından bahsetmek istedik, kendimizce, dilimiz yettiğince. Keyifli okumalar 🙂

    Bir dönemi ciddi anlamda sallayan “GRUNGE”  punk-metal karışımı bir müzik türü olarak ortaya çıktı 1980’lerin ortasında. Türe adını veren ise Mr Epp And The Calculation grubunun vokali Mark Arm oldu. Bir gün bir fanzine icra ettiği müziği tanımlarken “ PURE GRUNGE, PURE NOISE, PURE SHIT” dedi ve o günden sonra türün adı “GRUNGE” olarak kaldı.

    (Mark Arm ve Kurt Cobain)

    Dedik ya sadece bir müzik türünden ibaret değildi “GRUNGE”, özellikle Seattle’ da ortaya çıkan ve türün temsilcileri haline gelen Nirvana, Soundgarden, Alice In Chains ve Pearl Jam ideolojik ve politik bir tavra sahiplerdi, kıyafetleri ekonomik ve toplumsal konumlarını yansıtır  şekilde eski ve gösterişten tamamen uzaktı. O ana dek metal müzik konserlerinde headbang yapılırken, deri ve siyah renk kostümler, ağır siyah postallar tercih edilirken, artık sahnede uçan, davula kafa atan, gitar parçalayan, sahne direklerine tırmanıp seyircinin üzerine atlayan, kaçık, mutsuz ama fazlaca samimi, deri ve siyah yerine, oduncu gömleği, iki kuşak önceden kalmış eski hırkalar, şortlar, yırtık kotlar ve Convers  tercih eden bir akım geldi. Şarkı sözleri birer intihar notuydu, yalnız ölüyorlardı, StaleyKayıp çocuklar” diye bahsediyordu bu akımın peşinden gidenlerden, dergilerde ise “Boşanmış ailelerin mutsuz çocuklarının başlattığı bir akım” olarak bahsediliyordu.

    (Nirvana “Nevermind” 24 Eylül 1991)

     

    Müzik listelerinde inanılmaz oynamalar başladı. Michael Jackson “Dangerous” albümüyle listelerde estirirken, Nirvana tarafından “Nevermind” albümü ve bu albümün “Smell Like Teen Spirit” isimli parçasıyla tahtından edildi.  Müzik listelerinde haftalarca “GRUNGE” rüzgarı esti. Alice In Chains’ in Dirt, Soundgarden’ın Superunknown albümlerinde heavy metal soundu daha ağır basan grunge albümler yayımladılar. Pearl Jam ise 91 yılında “Ten” albümünü çıkardı. Pearl Jam’ in 91 yılında çıkan albümünde yer alan Jeremy isimli parça da hem sözleri hem de klibi ile uzun süre konuşuldu. Yılın klibi ödülünü aldıktan sonra grubun tekrar klip çekmemeye karar verdikleri söylenir.

    Metal dünyasında da ciddi bir düşüş meydana gelir bu yıllarda. Heavy / trash / glam metalin tahtı epey sallandı, havlu atan pek çok grup oldu. Grunge yükselişine durdurulamaz bir şekilde devam ediyordu.  Ama dedik ya mutsuzdu bu çocuklar, sevgisizlerdi ve her şeyden nefret ediyorlardı, bu onların uzun soluklu olmayışlarının en önemli nedeniydi, kabul edemedikleri sistemin içinde var olma sancısı çekiyorlardı, bu durum çoğunun alkol ve uyuşturucu bağımlısı olmasıyla sonuçlandı, ardından bir yaprak dökümü başladı ve “GRUNGE” ın ilk kaybı Kurt Cobain oldu, ölümü intihar olarak kayıtlara geçmiş olsa da cinayete kurban gittiğini düşünenlerin sayısı da az değildi.

    Kurt’ün ölümü fazlasıyla sarsmıştı dünya gündemini, ancak bu ölüm “GRUNGE” ın son kaybı olmayacaktı. Alice In Chains’ in ölmeden kesinlikle dinlenesi vokali Layne Staley’ de Kurt’ le aynı sonu seçecek ve aşırı dozdan ölecekti. İki hafta sonra evinde tanınmaz halde bulunmuştu Layne, ölüm tarihi Kurt gibi 5 Nisan olarak tespit edildi. 27 yaşında Kurt, 34 yaşında Staley’den sonra da “GRUNGE LANETİ” bitmedi.

    (Layne Staley)

     

    (Alice In Chains)

     

    Soundgarden’ ın efsane sesi Chriss Cornel 52 yaşında aramızdan ayrıldı, ölümü müzik dünyasına şok etkisi yarattı. Bunun birinci sebebi “GRUNGE” yıllarının üzerinden çook uzun yıllar geçmiş olması, ikinci sebebi ise Chriss’in alkolü dahi bırakıp sosyal sorumluluk projelerine koşturan, spor yapan, hayata sımsıkı tutunmuş biriymiş görünmesiydi. İşin ilginç tarafı ölmek için seçtiği tarih ve intihar şeklinin 1980’de kaybettiğimiz Ian Curtis’le birebir aynı olmasıydı. İkisi de 18 Mayısta aramızdan ayrıldı. Kim bilir belki 23 yaşında aramızdan ayrılan Ian Curtis’le birlikte bir yerlerde şarkılarını sonsuzluğa söylüyorlardır.

    (Soundgarden)
    (Chris Cornell)

     Pearl Jam’de de sular epey dalgalanacaktı, öyle ki grubun efsane gitaristi Mike Mccready alkol ve uyuşturucu bağımlılığının uzun süren tedavisinin ardından Kurt’u ölümü üzerine tekrar alkole başlaması sonucu Eddie Vedder Pearl Jam’i bitirmeye karar verecekti ama neyse ki grup bu sorunları aştı ve yoluna devam ediyor, mahşerin dört atlısını temsil edercesine, hep kendi samimiyetlerinde.

    (Pearl Jam)

     

    (Eddie Vedder)

    GRUNGE” bu dörtlüyle sınırlı değildi elbetten. Temple Of The Dog; Pearl Jam+Soundgarden işbirliği, bir albümlük proje grubuydu. Eddie Vedder ve Chris Cornell düetiyle uçlarda gezdiren bir albüm oldu. Kimileri için gelmiş geçmiş en iyi grunge albümü. Eddie Vedder’ın yükselişi asıl burda başlamıştı. Screaming Trees yine Seattle’dan çıkmış muhteşem bir grunge grubuydu, çok bilinmez ama keşfedildikten sonra bağımlısı olmamak işten değil. Vokal Mark Lenegan sahnede büyüler adeta, sesi, duruşu ve yarattığı hava bambaşkadır. Barrett Martin’i ile tanışırız hemen sonrasında, kendisi hem Screaming Trees’in hem Mad Season’ın muhteşem davulcusudur. Mad Seoson’un efsane konseri Live at the More’da davulu elle çalarken görebilirsiniz kendisini.

     

    (Screaming Trees)

     

    (Mark Lenegan)

    Mad Seosan demişken onlardan bahsetmeden bitirmeyelim, Alice In Chains’ in Layne Staley’i ve  Pearl Jam’in efsanesi Mike Mccready’ın rehabilitasyon merkezinde tedavi gördükleri sırada bu grubun temellerini attıkları söylenir. Sonrasında davulda Barrett Martin ve basta John Baker Saunders yerlerini alıyorlar. “GRUNGE LANETİ” bu grupta ilk John Baker Saunders’ ta kendini gösteriyor, genç yaşta kaybediyoruz yetenekli basçımızı. Mad Season’ın tek albümü “ABOVE” çok sevildi, 95 yılında Moore Theater’da verdikleri konser “Live at the Moore” efsaneler arasında yerini aldı. Mark Lenegan’ın Long Gone Day’i seslendirdiği konseri izleyip de büyülenmeyen yoktur sanırım.

     

     

    (Mad Season)

    Hepsi sayfalarca yazılacak konuları sıkıştırarak anlatmak gerçekten zormuş 🙂 Karıştırdıysak, eksiğimiz varsa affola, konu çok büyük, herşeyine hakim olmakta, herşeyi ile anlatmakta zor iş hatta pek mümkün değil. Uzatıp sıkmak istemedik. Düzeltmek istediğiniz noktalar, eklemek istedikleriniz, görüş ve tavsiyeriniz olursa @rockaabi ve @cerrezzinedergi  instagram hesabından ulaşabilirsiniz.

    (Nirvana)

  • Night is Short, Walk on Girl Anime Gösterimi / Kadıköy Tasarım Atölyesi

    Night is Short, Walk on Girl Anime Gösterimi / Kadıköy Tasarım Atölyesi

    Tarih : 9 Şubat 2019 / 13:00 – 17:00
    Mekan : Tasarım Atölyesi Kadıköy
    Etkinlikle ilgili bilgilere mangAnime.tr‘in Facebook sayfasından ulaşabilirsiniz

    mangAnime tarafından yapılan açıklama şöyle:

    mangAnime Türkiye’nin anime film gösterimi ve atölye çalışmaları Şubat ayında geniş vizyonlu bir yönetmenin eserini ele alıyor. Sıradışı anime ‘Tatami Galaxy’nin ruhani devamı olan ‘Night Is Short, Walk On Girl’, Masaaki Yuasa’nın en ilginç filmlerinden biri. Bir önceki işi olan ‘Devilman Crybaby’nin ardından, sizi çok farklı bir anime filmi bekliyor. Film gösterimiyle başlayacak etkinlik, sonrasında filmin analizi ve izleyicilerle beraber sohbet ile devam edecek. Etkinlik ücretsizdir, tüm sinema ve anime meraklılarına açıktır.

    DİKKAT: BU FİLMDEKİ BAZI TEMALAR KÜÇÜK İZLEYİCİLER İÇİN UYGUN DEĞİLDİR.

    Not: Etkinliğe katılanlar arasından iki kişi atölye sonunda yapılacak çekiliş ile, Kuzgun Çizgiromanevi’nin ve Gerekli Şeyler’in hediyesi olan birer manga seti kazanacak. TAK’daki üçüncü yaşımızı kutladığımız için bir çok sürpriz hediyelerimiz de mevcut.

  • Hayatı Seç

    Hayatı Seç

    “Hayatı seç, Anka!”

    /Düşün ve düşle. Toplumun senden istediği çok fazla bir şey yok. Tüket ve tüken. Kendini binalara hapset, kurulu eğitim düzenine kendini entegre et ve idealist bir yükseliş sergile. Okuman ve eğitim görmen lazım. Eğitim? Öğretim? Kurulu düzende her coğrafyanın kendine özgü normları vardır. Tarih serüvenleri misal. Bunları benimsemen lazım. Kurulu düzende sana dayattıkları ve objektif açıdan bakıldığında bir parça çöpten hiç bir farkı olmayan bu normları, bu paçavraları iyice öğrenmen lazım. Bunlar üzerine onlarca, yüzlerce sınavdan geçmen ve göt yalaman lazım. Lazım ki kendine bir gelecek, bir iş, bir maaş ve bir toplumsal statü kazanabilesin. Binaları terk etme sakın. Her gün sabah saatlerinde o binadan ayrıl ve başka bir binaya git. Her gün akşam saatlerinde o binadan ayrıl ve ilk terk ettiğin o binaya geri dön. Binanın içinde yapacakların kısıtlı. Kurulu düzenin sana sunduğu; çağımızın en büyük silahı. Televizyon. İzle. Eğlen. Gül. Üzül. Ağla. Yeri geldiğinde sinirlen. Sistemin uşaklığını yapan bu maşaların her dediğine inan ve dünya görüşünü ona göre şekillendir. Beyninin yıkanması lazım. Reklamları atlama sakın. Tüketmen lazım. Kurulu düzende iyi bir birey olmak istiyorsan tüketmen lazım. Mesela bir araba reklamı gör orda. Araba. Güzel bir araba. Her eve lazım. Kredi kartına 48 aya varan indirimli taksitleri var. Toplumda saygı görmen ve egonu tatmin etmen için o arabaya ihtiyacın var. Arabayı almak için kredi kartına ihtiyacın var. Neyse ki şanslısın. Kurulu düzen sana o kredi kartını 15 dakika içinde sağlayabilir. Para harcaman, tüketmen, tüketici olman, tükenmen lazım. Ama fiziksel olarak değil. Kurulu düzende kendine yer et. Normları sakın atlama. İyi bir eş bul kendine. Kurulu düzende yer etmiş, sosyal statüsü yüksek. Toplumsal normlar tarafından belirlenmiş güzellikte ve ideal vücut ölçülerine uygun. Evlenmen lazım. Çocuk yapman lazım. Üremen ve modern insan soyunu devam ettirmen lazım. O bağımlıların dediği gibi “hayatı seçmen” lazım. Eğitim gör, iş bul, aile hayatına karış ve en önemlisi bunları yaparken sakın toplumsal normların dışına adım atma. Para kazan ve para harca. Çok para harca. Çok harcama yap. Çok kredi kartı al ve daha çok para harca. Daha çok daha fazla borçlan. Dibine kadar boka batmış bir distopya. İnanın şu kelimeleri cümle haline getirirken bile midem bulandı. Kusmak istiyorum. O bağımlıların dediği gibi;

    “Ben hayatı seçmemeyi seçiyorum”

    /Eğitim görmek istemiyorum. Burada bahsettiğim kendini geliştirmemek, okumamak değil, Kurulu düzenin bana dikta ettiği, kendi doğrularını öğrettiği bana parayla sattığı o boktan bina yığınları. Bir aile hayatı istemiyorum. Lanet kredi kartlarınızı ve tuvalet kağıdından farksız paralarınızı istemiyorum. Sadece kendimi bulmak, kim olduğumu öğrenmek istiyorum. Acıyla, alkolle ve uyuşturucuyla başımı yastığa koyduğum bir gecenin sabahında başımı yastıktan kaldırdığım anda artık hiç bir şeyin eskisi gibi olmayacağını fark etmiştim bir gün. İçimde toparlayamayacağım ve artık asla eskisi gibi olmayacak bir şey vardı. Bir ölüm gibi ve bir yaşam gibi bir şey. Arasındaki ipince bir çizgi gibi bir şey. Sadece bir şey. Kelimelere dökülemeyecek. Anlatılamayacak bir şey. Aforizmayım bu topluma, bu insanlara, bu bina yığınına dönmüş şehirlere ve bu gezegene. O bağımlıların dediği gibi;

    “C vitamini yasa dışı olsaydı onu da kendimize enjekte ederdik.”

  • Kültürsüz Para

    Kültürsüz Para

    İyi bir yazarın, şairin, ressamın, entellektüellerin, aydının, kısacası hayatını bilgi üzerine donatmış insanın, çok lüks bir araca, pahalı bir kıyafete ihtiyacı olduğunu, hatta kullanmasını elzem olarak gördüğünü, buna da ihtiyaç duyduğuna rastlamak pek mümkün değildir. . Onları madde üzerine değil de, bilgi odaklı olarak açıklamak yeterli. Fakat günümüz de ise birçok üniversite de profesör, doçent hocaları bilgi kariyerleri üzerine çok lüks araçlarını da almakta. Ünvanları öyle gerektirdiği için değil feodal köylü olmalarının etiketini henüz üzerlerinden atamadıklarından. Kariyer sahibi olmak çok bilgi ile orantılı olarak algılansa da, çağımız obur ve histerik arzularına cevap veremediğinden, rüyalarına bu yöntemle icat geliştirmiş ki, bununla beraber yavaşlayan ahlak, sıskalaşan hayal dünyaları, miadını doldurmuş erdemleri, güdükleşmiş bilinçlerini, parayı bilgiye aktarmak yerine lüks hanesi seçimi ile değerlendirmesi onları feodal köylü olmalarını açıklamakta ziyadesiyle yeterli. Hocalarımız mı yalnızca? Elbette ki hayır! Sanatçı dediğimiz, oyuncu dediğimiz herkes burada bu öbekte buluşuyor ve yörüngesizliğe doğru ilerliyor! Neşet Ertaş’ı borçlarla toprağa veren bu ülke de bunu söylesek ne çare? Şiiri şair yazar fakat onun ŞİİRİNİ okuyan daha fazla kazanıyorsa burada bir sıkıntı var. Üstelik bu sıkıntının yedek parçası da var. Yani ki, şaşmaz sıkıntı arıza verse dahi bir şekilde yoluna devam edecek. Yazının ana dili, başkası olma kendin ol. On iki metrelik bir tekne de calvin olayını konuşuruz, oturduğun plaza’nın yirmi üçüncü katında toplumsal sendromun nedenlerini gündeme alır, sonra ikinci sınıf bohem oluruz.

    KADİR KAPLAN

  • Metal Müziğin köklerinde Sürrealizm Etkisi

    Metal Müziğin köklerinde Sürrealizm Etkisi

    Merhabalar sevgili Çerezzine okurları ! Geçen ay sizlere söz verdiğim gibi bu ay ilk makalem ile karşınızdayım. Bu ay sizlere Metal camiasının köklerinde yeralan Sürrealist bağlantıları anlatacağım.

    Az bilinse de Sürrealist sanatçılar her zaman Metal akımı ile iç içe olmuşlar ve Heavy Metal camiasının önde gelen müzisyenlerini açık bir şekilde desteklemişlerdir.

    Özellikle orijinal Sürrealizm akımının kurucu grubunda yeralan Salvador Dali, müzikle resim sanatının içiçe geçmesi gerektiğini savunur ve iki sanat dalının özde bir olduğunu savunurdu.  Bu fikri, onu Sürrealizm akımının kurucusu Andre Breton ile fikir ayrılığına düşürmüştü. 2011 yılında İstanbul’a geldiğinde Alejandro Jodorowsky’den bizzat öğrendiğim Breton’un resim sanatını diğer sanat dallarından üstün tutması, ve orjınal Sürrealizm grubunda Dali gibi diğer sanatçıların bu konuda Breton ile fikir ayrılığına düşmesi ve Salvador Dali’nin gruptan bu sebeple ayrılmış olmasıydı.

    Jodorowsky’ye göre Breton, bir müzisyen olan eşinin evde müzik çalışmasını ve müzik kariyerine devam etmesini istemiyordu. Bu sebeple eşinin kullandığı kuyruklu piyano’nun kapağını çivileyerek eşinin piyanosunu bir daha tekrar kullanmasını önlemeye çalışmıştır. Evinde bile bu düşüncelerini bu kadar ileriye götüren Breton’un bu tavırları Dali’nin gruptan kopmasına neden olmuştur.

    Esas konumuza geri dönersek, Salvador Dali, kendisi bir Rock müzik hayranıydı. Ve kendisinin ortayaş döneminde yeni yeni şekillenmeye başlayan Rock ve Heavy Metal akımlarının bir hayranıydı. Kamuoyu önünde en çok desteklediği Metal müzisyeni ise Alice Cooper’dı.  Dali, Cooper’ın birçok konserine sahne arkası ziyaretlerde bulunmuştur. Ve beraber konser öncesi basın önünde fotoğraflar çektirmiş, Cooper’a olan desteğini kamuoyunda defalarca tekrarlamıştır.

    Sürrealizm ile Metal müziğin birbirleriyle olan kesişmesi sadece Dali ile sınırlı değildir.

    Bir başka Sürrealist sanatçı, Alien filmlerinin tasarımcısı Oscar ödüllü İsviçreli Sürrealist sanatçı HR Giger, 2014 yılında vefat edene değin yıllarca Celtic Frost grubunun vokalist ve ritm gitaristi Tom Gabriel “Warrior” Fischer’ı desteklemiş, onu şahsi asistanı olarak atölyesine almış, ve Celtic Frost’un bir sürü ünlü albümüne kapak çalışmaları yapmıştır. Hellhammer dağıldıktan sonra onun devamı niteliğinde gruplar olan Celtic Frost ve günümüzde Triptykon gruplarına Giger yine kapak çalışmaları yapmıştır.

    Giger Fischer’a olan desteğini vefat edene kadar sürdürmüş, ve Fischer asistan olarak Giger’ın avrupadaki birçok sergisini organize etmiştir.

    Heavy Metal akımında Sürrealizm etkisi bunlarla sınırlı değildir. Bundan sonraki makalelerimde Giger’ın nasıl Korn grubunun video kliplerinde görülen orijinal tasarım mikrofonu tasarladığını, Derek Riggs’in nasıl Iron Maiden grubunun meşhur maskotu Eddie The Head’i ve ünlü Maiden kapak tasarımlarını yaptığını, Eliran Kantor’un nasıl Testament’in fantastik albüm kapaklarını tasarladığını da ele alacağız. Bir sonraki makalemde gelecek ay görüşmek üzere Metal ile kalın.

  • Karanlığın Kraliçesine Tavsiye Mastürbasyonu

    Karanlığın Kraliçesine Tavsiye Mastürbasyonu

    Karanlığın Kraliçesine Tavsiye Mastürbasyonu

    (Yeni Vizyon Fanzin – İkinci Sayı)

    I
    Melankoli tatlıdır, melankoli hoş
    Ayaklarını kullanabilen bir kadına benzer
    İçersin onunla, gülersin, ağlarsın
    Bulaşıklarını yıkar ve yatağını toplar
    Tek hamlede kavrar, ilk olmadığını bilirsin
    Bazen ressamdır, bazen fabrika işçisi
    İnlemeyi ve küfretmeyi iyi becerir
    Üstelik nerede yaptığınızın bir önemi yoktur

    II
    Orada mısın, sen?
    Görüyor musun, duyuyor musun?
    Farkında mısın?
    Orada mısın, sen?

    III
    Karamsar ruhlara ne yazık!
    Onlar otoyolda parçalanmış köpeğin lastiğe dolanan bağırsaklarıdır
    Dişlerini değdiren bir ibnedir, barın arkasında yiyişen
    Amfetamin çelimsizliğinde hezeyana uğramış bir bedenin
    Nefes verdikçe götünden fırlayacağını sandığı kırık kaburga kemiğidir
    Ayıklığın ağır bedeli, tek yönlü aşk, sonsuz gece ve taşakta çıkan mantardır
    Yüreği böceklenmiş bir anneye benzer;
    Çocuğun suratındaki aptal ifadeyi ceviz ağacından yapılma bir oklavayla ezer
    Korkunç yalnızlıktır; Orhan ölmüştür artık
    Olanlar olmuştur
    Asitli bir öpücük gibidir, konduğu yeri eritir
    Mucizevidir lakin parçalanmadan geri seken şişenin duvarda bıraktığı ayrılık imgesidir

    IV
    Fay hatları üzerinde yürürken sancılar
    Dinini siktiğim ağrı kesicileri uykudan uyanır
    Sabah akşam Patti, sabah akşam Nick
    Çalma listesinde bunalım
    Bütün yüzler çirkindir artık
    Bütün yüzler pespaye

    V
    Enjektör izleriyle defnedilmiş yarım bir kadındır hayat
    Turnikesinin altında kımıldayan endişe salyasıdır
    Pıt! Pıt! Pı…
    Yavaşça batır şimdi, yavaşça solu bunu
    Haşlanarak öldü ağabeyim, yavaşça
    Aşk tamir edemez bunu, uyusa da yanımda
    Felçli bir köpeği vurdum, canım sıkıldı diye
    Doktor tamir edemez bunu
    Ya da bir öğretmen
    Yavaşça it şimdi, yavaşça solu bunu

  • Deniz Demiröz ile Çok Özel Bir Röportaj; “Rock müzik bir felsefe ve de kültür seviyesidir…”

    Deniz Demiröz ile Çok Özel Bir Röportaj; “Rock müzik bir felsefe ve de kültür seviyesidir…”

    Fotoğraf © Gül Özdemir Demiröz

    Bulutsuzluk Özlemi’nden Deniz Demiröz ile müziğe dair çok özel, çok samimi bir röportaj gerçekleştirdik.

    Merhaba, öncelikle sizi daha yakından tanıyabilir miyiz?

    Merhabalar benim adım Deniz Demiröz ben bir müzisyenim. Bestelerim ile yaşadığım dünyayı anlatıyorum. Gitar çalmayı ve şarkı söylemeyi çok seviyorum. Beni yakından tanımak istiyorsanız eğer şarkılarıma biraz kulak vermenizi önerebilirim 🙂

    Hayatınızda dönüm noktası olan müzik yolculuğunuz ne zaman, nasıl başladı?

    Sevgili babam sayesinde başladı. Kendisi mesleğinin yanında ayrıca pek çok enstrüman çalabilen ve şarkı söyleyen bir müzisyendir. Lise dönemimde beni güzel sanatlar lisesine yönlendirmiş ve müzik yeteneğimin farkında biri olarak müzik eğitimi almamın en doğru adım olacağına karar vermiştir. Bolu Anadolu Güzel Sanatlar Lisesi ardından Marmara Üniversitesinden mezun oldum. Müzik yolculuğum müzik eğitimim ile başlamış oldu. Sevgili aileme emekleri için ne kadar teşekkür etsem azdır. Müzik yeteneğim ayrıca ailemden kalan bir mirastır bana …

    Yolunuzun Bulutsuzluk Özlemi ile kesişmesi nasıl oldu peki?

    Üniversiteyi okuduğum dönemde bir karar almıştım. Aşık olduğum elektro gitarı çok iyi çalabilecek ve de dünyaya meydan okuyacaktım. Bunun için tam 4 yıl okulumu askıya almıştım ve günde 10-16 saat gitar çalışmaya başladım. Tüm gün evimde gitar çalışıyordum, aldığım hazzın tarifi elbette ki yok zevkle çalıyordum. Aynı zamanda tüm gitar teknikleri üzerinde çalışıyor, dünya gitaristlerini, rock müzik tarihini araştırıyordum. O zamanlar Teori adında bir rock grubumuz vardı ve Kadıköy Shaft barda her salı sahne alıyorduk. Harika bir grubumuz vardı. Dinleyicilerimiz bizi yalnız bırakmaz ve tüm konserimiz çok keyifli geçerdi. Grubumuz büyüyor ve yeni insanlar tanıyorduk. Sonra bir arkadaşım beni Gitarist adlı programın yapımcısı Okan Meriç ile tanıştırdı. Sonrasında Okan Meriç beni Bulutsuzluk Özlemi ile tanıştırdı. Rüya gibi kesişen yollarımızın altında çok büyük emekler vardı.

    Fotoğraf © Gül Özdemir Demiröz

    Bulutsuzluk Özlemi dışında şu ana kadar yer aldığınız projeler nelerdir?

    Birçok ünlü grup ve isimlerle çalıştım. Albüm kayıtlarında ve de sahnelerde yer aldım. Zamanımın büyük bölümünü Bulutsuzluk Özlemi grubumun dışında kendi projelerime yer vermekteyim.

    Solo projelerinizde yaptığınız cover çalışmalar dışında söz ve bestelerin size ait olduğunu görüyoruz. Söz ve bestelerinizi yaparken nelerden etkileniyorsunuz?

    Hayatın kendisinden etkileniyorum. Yaşadığım her şey sözlerime ve gitar sololarıma yansıyor. Hayallerimden etkileniyorum, hayaller kuruyorum, duygularım sözcüklerle buluşuyor, kimi zaman hayatımı anlatıyorum şarkılarımda.

    Müzik hayatınızda etkilendiğiniz müzisyenler, gruplar var mı?

    Elbette çok fazla etkilendiğim müzisyen ve gruplar oldu. Klasik, Rock Blues ve bir çok müzik türünde saymakla bitmez… Yalnız bu günlerde beni etkileyecek bir grup ya da müzisyen arıyorum fakat bulamıyorum. Ülkemizde ve dünyada müzik tamamen yozlaşmış durumda. Gerçekten yetenekli müzisyen ve gruplara yer yok diye gözlemliyorum ve çok üzülüyorum. Ruhumu besleyecek ve beni etkileyecek grup ve müzisyenlere sanırım sistem izin vermiyor.

    2018 yılında “Yalnızlık İçinde” ve “Çok Sıkıldım” isimli single ve EP albümlerinin klip çalışmalarını sevenlerinizle paylaştınız. Onlarla ilgili geri dönüşler nasıl oldu? Beklediğiniz gibi miydi?

    Maalesef çok ilgisiz dinleyicilerim. YouTube’da 3-5 bin izlenme digital ortamda (iTunes , Spotify) durum yine aynı. Konserlerimize gelen yine yok denecek kadar az. Bir dinleyicim umarım takip edilmediğinizden ötürü hevesiniz kırılmaz, bol içeriğe devam edersiniz vs. yazmış. Buradan tekrar yazmak isterim ki hevesim çoktan kırıldı. Yalnız merak etmeyin gitarımın sesi asla susmayacak. Albüm ve single çalışmalarıma devam edeceğim. İnanıyorum ki beni seven dinleyicilerimle, dünyanın bir yerinde, bir gün karşılaşacağız.

    Fotoğraf © Gül Özdemir Demiröz

    Peki, 2019 için bizi bekleyen sürprizler var mı?

    Pek çok sürprizlerim olacak. Sevgili Yavuz Çetin’in “Cherokee” adlı eserinin stüdyo kayıt çalışmalarını tamamladım. Şarkının video klip çalışmaları neredeyse hazır. Yakında 2019’un ilk cover çalışması yayında olacak. Bunun dışında yeni bir single albüm üzerinde çalışıyorum. İki üç ay içerisinde yayında olacağını umuyorum. Son olarak Bulutsuzluk Özlemi “Şeyh Bedrettin” albümü geliyor herkes sıkı dursun.

    Sizi sevenler, single ve diğer çalışmalarınıza hangi platformlar üzerinden ulaşabilirler? Bahsedebilir misiniz?

    Tüm digital platformlar üzerinden ulaşabilirler. Ayrıca şarkılarımın video kliplerini YouTube kanalım üzerinden izleyebilirsiniz. İlgili tüm linklere www.denizdemiroz.com adresinden ulaşabilirsiniz.

    Sizce rock müzik Türkiye’de gerçekten hak ettiği yerde mi ve siz ne gibi zorluklar yaşıyorsunuz müzik piyasası içerisinde? Söz edebilir misiniz?

    Bir tane Rock Fm radyo programı vardı, o da satıldı. Bir tane rock müzik kanalı yok. Dergi yok, Rock müzik sayfaları çok az ve doğru dürüst takipçileri neredeyse yok. Kısacası ülkemizde rock müzik yerlerde sürünüyor. Azınlık bir kesim var o kadar. Geçmişten günümüze yapışmış arabesk müzik türü bugün ağlak rock denilen bir müzik türünü ortaya çıkardı. Bir de bu tarz müziğe çanak tutan kendisini rockçı diye pazarlayan gruplar da cabası. Tam bir yozlaşma. Rock müzik bir felsefe ve de kültür seviyesidir. Sadece eğlence ve ağlamaca aracı değil. Ekonomik ve kültür seviyesi iyice düşen bir ülkede artık Rock müziğin ilerlemesi de mümkün gibi gözükmüyor. Ben ne gibi zorluklar yaşıyorum biraz bahsetmek isterim ki leş gibi bir piyasanın içindeyim. Her taraf yamyamlarla dolu. İçimdeki müzik aşkı öylesine büyük ki halen daha üretmeye ve pes etmemeye çalışıyorum. Kimse kliplerimizi yayınlamıyor, paylaşmıyor, destek vermiyor, mekanlarda kimi zaman ücretsiz çalıyoruz seyirci bile gelmiyor. Festivallere çağıran olmuyor, hep aynı isimler sahnelerde. Herkes kendi grubunu eşini dostunu kolluyor anladığım kadarıyla. Bu düzen maalesef değişecek gibi gözükmüyor. Cukkası fazla olan her zamanki gibi 1 numara olmaya devam edecek.

    Sizi sevenler için söyleyebileceğiniz sahne çalışmaları, konser programları var mı? Özellikle de İstanbul dışından takip eden hayranlarınız için.

    Ben ortalıkta artık hayran falan görmüyorum. Konserlerimize gelen olmuyor. Eş dost haricinde bom boş salonlara çaldığımız oluyor. Yeni bir albüm veya single şarkı yayınlıyorum, benimle aynı heyecanı yaşayan kimseleri göremiyorum. Albümlerim digital platformda satmıyor. Göbeğim çatlıyor beste yaparken, şarkılarımın kayıt, mix ve mastering’leri ile kulak patlatırken, son olarak video klip çekimleri için harcadığımız zamanlar hep hüsranla sonuçlanıyor. Ben yaptığım işin kalitesine güveniyorum. Ülkemizde sayılı gitaristler arasında olduğumun farkındayım. Şu an yaptığım röportajın tarihe not düşeceğinin bilincinde, yaşadığım zorlukları biraz da olsa anlatmak istedim. Hayranlarım kliplerimi bile paylaşmıyorlar, nasıl bir şey anlamak mümkün değil. Facebook ve instagram da reklam ücreti ödeyerek ancak 3 – 5 bin izlenmeye ulaşıyoruz şaka gibi. Diğer tarafta anlamsız müzik ve video klipleri milyonlar izliyor. Benim derdim elbette milyonlar değil fakat hiç mi sevenim yok bu memlekette anlamış değilim.

    Son olarak sizin eklemek, söylemek istedikleriniz nelerdir?

    Beni dinleyen ve destekleyen azınlıktaki çok değerli hayranlarıma öncelikle teşekkür ederim. Sizler de olmasanız müzik yapmamın pek anlamı kalmıyor. Yorumlarınız bana güç veriyor. Yaşadığım dönemin pek umrunda olmasam da yaptığım müziklerin bir gün hakettiği değeri göreceğine eminim. Hepinize sevgilerimi sunarım. Çerezzine ailesine bu özel röportaj için de teşekkür ederim. Müzikle kalın…

    Değerli vaktinizi ayırdığınız için Çerezzine olarak çok teşekkür ederiz.

     

     

  • Kedilerin güç kavgası

    Kedilerin güç kavgası

    Garfield küçük tekir…evimin kamelyasına uğrayan kedilerin en güzel tüylüsü..oraya daha önce yerleşmiş ve yabancı sevmeyen beş kardeş ten daha ufak ve güçsüzdü..tutunamadı…kayboldu..ama şansı yaver gidiyor yalnızlıktan sıkılmış kasaba marketçisi tarafından evlatlık alınıyor….bunu o markete alışverişe gidince öğrendik..üretim tarihi geçen tavuklar ve etlerle beslenince iki ayda ayı gibi olmuş ve kendisini döven kedilerde kalan hesabını görme derdinde …suratında mike tyson un nakavt ettikten sonra köşesinde dururken etrafa attığı ”ne oldu bişey mi var ” bakışı..o kadar kendinden emin acele etmiyor sallana sallana dalıyor kedilerin içine..sağlı sollu pençelerle kalabalığı dağıtıyor..sonra istifini bozmadan oturup aniden korkup kaçan kedilerden boşalan koltuğa oturup kendini temizlemeye başlıyor titizce..tüyleri parlak ve façasız..ama onun bilmediği hep geç vakitte geçen alaca kedi karşısında pek şansı yok..çünkü alaca kedi bu kardeşlerin annesi ve tanıdığım en dövüşken kedi..siz sanırsınız sokak kedilerinin arasında entrikalar yok ..oysa ne savaşlar ve ne güç mücadeleri..ne bizans oyunları…kuyruğu kırık gollum… öksürüklü panter ve daha niceleri….işte sokağımın kısa kedi tarihinden bir kesit..