Etiket: çerez

  • Feylesoflar ” Türkiye’deki Hard Rock müzik türünün ilk öncülerindeniz”

    Feylesoflar ” Türkiye’deki Hard Rock müzik türünün ilk öncülerindeniz”

    Merhaba öncelikle bu özel röportaj için sonsuz teşekkürler, ilk olarak efsane grup Feylesoflar nasıl, ne zaman ve kimler tarafından kuruldu? Bizlere grubunuzdan bahseder misiniz?

    Candan Bastak ve Atilla Gunhan 1972 senesinde grubun ilk baslangıcını oluşturdu ve diğer üyeleri daha sonra gruba katildi ve grup Feylesoflar adını aldı.1974 senesinde amatör ses yarışmasına katılarak grup olarak birinci olduk Türkiye’deki  Hard Rock müzik türünün ilk  öncülerindeniz. Uriah heep, Deep purple, Jethro Tull , Pink Floyd gibi grupların Müziklerini icra ediyorduk. Türkçe yede çevirmeler yapıyorduk. TRT radyosunda cumartesileri Feylesoflar sizler ile diye bir program yaptığımızı hatırlıyorum. 1974/1975 milliyet liseler arası müzik yarışmasında derece aldik. Uriah heep den pilgrim ile şahane bir gösteri yaptık diyebilirim. Ayrıca yunus Emre’nin mısralarını kendi müziğimle besteleyerek de bayağı ilgi toplamıştık mistik müzik olarak.Grup Üyeleri: Atilla Gunhan, Arman akbal, Mustafa Ersin, Jeyan Koray Erpi , Oguz Bayer, Candan Bastak, Hakki Soylular ve Kudret Kurtcebe.

    Türkiye’deki ilk hard rock türünün öncülerinden olmanın yanısıra Progresive Rock tarzıyla da birleşen muazzam bir müzik tarzınız var.. bu iki türü o yıllarda ülkemizde çok fazla icra eden yoktu, ağırlıklı olarak Anadolu Pop dönemine denk geliyor yanılmıyorsam değil mi? Dönemin en sert grubu sizsiniz ve bu o yıllarda nasıl bir histi?

    Bizim çevremiz levent, etiler ve Gayrettepe çevresi idi. Bu çevre de amatör olarak hardrock  çalan birkaç arkadaşımız vardı. Birbirimizi etkiledik tabi ki. Ama tek tek grup üyelerinin müzik zevkleri farklıdır. Her birimiz enstrümana göre dinlediğimiz kişiler vardı. Alman POP mecmuası posterlerini biriktirirdim. Duvarıma asardım o zamanın meşhur süper müzisyenlerini. HEY gibi mecmualar ve diğerlerini takip ederdik. Radyo dinler kaset yaptırırdık. O zamanlar elinizde liste ile gidip kendinize kaset kopyası yaptırabiliyordunuz. Leventte kafeteryalarda, sinemada konserlere başladık oradan perde sanatçıları sendikasına girerek onların grubu olarak turnelere çıkmaya başladık. Tabi bunun yani sıra piyasa da ekstra islere gidiyorduk ya hepimiz ya da ayrı olarak. Organizasyon büroları ile çalıştık bu ekstra isler için. Studio kaydi denedik (Bu en son çıkan albümde yayınlandı) ama stüdyo kalitesi tabiki düşüktü ve paramızda olmadığı için 2 saat içinde bütün kaydı yapmak zorunda kaldık. Çınarcık gibi bir yazlıkta uzun sure çaldık oradaki ilgi çok yoğundu yavaş yavaş tanınmaya başlamıştık İstanbul içinde. O zamanlar bize çevremizden ilgi vardı bu konuda öncü olmamız nedeni ile. Ama Anadolu pop yapanlar kadar tanınmadık.

    Feylesoflar birçok grubun şarkılarını coverlayan ve onlara sözler yazıp yorumlayan bir grup, kimlerden etkileniyordunuz ve bugüne dek hangi gruplardan çaldınız?

    Uriah heep, Deep purple, Jethro Tull ,Pink Floyd gibi grupların  Müziklerini icra ediyorduk. Ayrıca Bob Dylan, Eric clapton ve daha benzeri kişileri de dinlerdik. Yukarıda bahsettiğim gibi grup elemanları kendi enstrümanına yönelik kişileri daha çok takip ederdi ben Yes, Emerson L.Palmer, rick wakemen, deep puple , ken hensley gibi takip ederken onlarda kendi alanlarındaki müzisyenleri dinlerdi. Ama bir araya gelince kaptırma yapardık. O kaptırmalardan Rock ruhu çıktı diyebilirim.

    2018 yılında 1974-1975 isimli bir albüm yayınladınız ve çok çok iyi oldu bu albüm, genel olarak bu albümle ilgili aldığınız dönüşler nasıl ve ne yönde oldu?

    Tamamı ile tesadüf olarak İngiltere’deki bir plak şirketi dijital versiyonumuzu nostalji olarak yapmak istedi. Bende grubum adına kabul ettim. Herhangi bir para talebi yok. Sadece unutulmamak için yapılmış bir girişim ve bu girişimi yapan Volga Çoban arkadaşımıza çok teşekkür ederim.

    70’li yıllarda Rock Müzik az çok kendini şekillendirmeye başlamıştı ülkemizde ve her geçen gün o yıllarda çok fazla gizli hazinen olduğunu ve keşfedilmesi gerektiğini öğreniyorum, siz o dönemleri nasıl değerlendiriyorsunuz?

    O dönemler süper grupların dönemi idi Avrupa’dan özellikle Almanya ve İngiltere ve de USA dan farklı grupları tanımak imkânı bulduk ya radyo arayıcılığı ile ya da medyadan.

    Feylesoflar isminin çıkış noktası ve hikayesi nedir?

    Gitaristlerimizden Demir Beşiroglu söyle der ” Sen feylosof olduğundan gurubun adı da öyle oldu 😊))”

    Türk Rock Müziğinin ve Heavy Metal’inin bu günlerde bu ülkede gelişiminde aktif rol oynayan önemli isimlerinden birisiniz ve bugünün rock piyasasını nasıl buluyorsunuz?

    Progresive Rock un gelişmesini durduran bence Heavy metal’in ayrı bir kol olarak çıkışıdır. Deep purple ve uriah heep in heavy metalci görünmesini anlayamıyorum.  Müzik tarihinde bir iddiam yok tabiki. Progressive rock ta orkestrasyon önemlidir bence hard rock olmasına rağmen. Bugün inanılmaz derecede çok iyi grupların olduğunu söyleyebilirim hem kaliteli hem de uluslararası standarda ulaşmış gruplar ama nedense kendi ülkemizin dışında göremiyoruz onları ya da ben göremiyorum diyelim.

    80’li ve 90’lı yıllara damga vuran birçok grubumuz geri dönüp konserler veriyorlar acaba birgün öncü isimlerden olan sizi de yeniden izleme şansımız olacak mı?

    Maalesef böyle bir şansımız yok. Grup tamamı ile dağılmış durumda.

    Feylesoflar bu satıları okuyan Türk rock ve metal gruplarına neler söylemek ister?

    Birbirlerine destek olmalarını öneririm bizim gibi eskileri de ara sıra hatırlasınlar. Belki yeniler daha kaliteli müzik yapabiliyor olabilirler ama bu eskilerin kotu olduğu anlamına gelmez. Müzik kalitesi üzerine biraz ağırlık versinler söz ve müziğin sanatını en güzel bir orkestrasyon ile icra etmeye çalışsınlar. Müzik ruha hitap ederse etkili olur yoksa her müzik maalesef müzik değildir bana göre,  Müziğin her çeşidinin icra edilmesi kitlelere yayılması için öğretici kurumlar içeresinde gençlerimize yardımcı olsunlar.

    Sizin gibi efsane bir grupla röportaj yapmak bizim için büyük bir onurdu. Son olarak bu satıtrları okuyacak olan dostlarımıza neler söylemek istersiniz?

    Bol bol müzik dinlesinler enstrüman çalmayı öğrensinler. Bugün Türkiye’mizde kültürel olarak enstrüman çalan çok az. Sade rock değil sanat müziğimizde dinlesinler jazz müziğimizde . Bir müzisyen her turlu müziği dinlemelidir. Müzik türlerimiz çok zengindir bu hazineye sahip çıkalım hiçbir ekolu yok etmeyelim yaşamasını sağlayalım.

     

  • BİR KAMP GÜNLÜĞÜ-BOZCAADA

    BİR KAMP GÜNLÜĞÜ-BOZCAADA

    Yıl 2017; iş çıkışımı almışım.Artık bir işim yok ama vaktim bol, param da var.İçimde hep ukte olarak kalmış kamp.Herkes 15’inde, 20’sinde deneyimlerken ben 26 olmuşum ve bu işe kalkışamamışım. Neden?Yanımda bu işe destek verecek birini bulamadığım için.Artık zamanı geldi dediğim o dönüm noktasında, hiçbir ekipmanım olmadan, çantayı eniştemden çadırı arkadaştan faydalanarak ilk fırsatı değerlendirdim.Mart ayıydı ve bir tecrübesizin yapamayacağı bir soğukluktaydı mevsim.Ama ben mevsimin olumsuz yönlerini görmeden, biraz da şansımın yaver gitmesiyle keyif aldım bu tecrübeden.
    İlk kampımın acemiliği geçince sıra otostoptaydı. Meraklı ve hevesliydim,evde durmak istemiyordum. 2 kız Nisan havasının coşkusuyla, Bozcaada-Batık gemi merakıyla koyulduk yollara.Tekirdağ’dan Çanakkale’ye keyifle vardık, market alışverişimizi de sırtlanarak Terzioğlu yerleşkesinde araç beklemeye koyulduk.Aklımızdan geçen, direk Geyikli veya Bozcaada zaten denk gelmez, sapağa kadar bulsak yeter diyoruz.Bir araç durdu enişte modeli Doblo, Bozcaadaya gidiyoruz demesin mi! Şaşkınlık ve mutlulukla bindik araca.Sohbet başladı ne iş yapıyorsunuz neresine gideceksiniz diyerek, Beylik koyuna Batık Gemiye dedik. Abilerden biri geminin kıyıya vurduğu gece yardım fişeğini gören kişi çıkmasın mı!Ya yollar ne güzel tesadüflerle dolu böyle mutluluğuyla, harika bir yolculuk yaptık.Ve o abi şu an inzivada olan bir kaptanmış, bizi koya kadar bıraktı, üstelik ertesi gün bizi adayı gezdirme sözü verdi.

    Issız koyda havanın karardığı saatlerde,sadece iki ayaklı hayvandan (insan) korkun telkinleriyle bir başımıza kaldık Çadırımızı kurarken kafa lambamın ışığı dik yamacın eteklerinde bir çift yeşil göz görmesin mi! Hayvandan korkmasak da ıssız olunca tedirgin olmaktan kendimi alamadım.Çünkü malum benim 2.-3.kampım, tehlikeli bir hayvanla karşılaşırsak ne yaparım bilmiyorum Kaptan abimizi arayıp sordum, tavşan veya tilki olabileceğini söyleyip rahatlattı neyse ki . Nitekim gecenin ilerleyen saatlerinde bir tilki kardeş ziyaretimize geldi, gerçekten de çok zararsızmış bilginiz olsun
    Ertesi gün menemenli kahvaltımızdan sonra adayı gezmek için döküldük yollara.Ancak araç bulmak ne mümkün.Sezon açılmamış, koy merkeze uzak.Karşımızdaki tek alternatif karayollarının silindir aracı tıngır mıngır ilerliyor.Arkadaşımdaki deli cesaretiyle hiç olmayacak olan o silindire bindik, oturacak yer gelmesin aklınıza ayakta ve düşmeyelim diye kol kası yaparak merkeze vardık Biz merkezi dolaştık, kaptan abimiz koyları gezdirdi, Polente fenerinde gün batımını tamamlayıp evimize döndük.Ateş başında yanımıza gelen komşu çadırlarla ve geminin muhteşem ambiyansıyla harika bir gece geçirdik.
    Gemi kaldırılmadan 2.kez gitme fırsatım oldu ancak kaldırılmasaydı 3.kez de gidecektim inanın.Öyle esrarengiz ve hiçbir yerde göremeyeceğiniz bir ambiyanstaydı o koy.Umarım aranızda görebilenler olmuştur.Lafı çok uzattım, demem o ki herkes yollarda tecrübelenmeli ve o duyguları yaşamalı bana kalırsa.Çadırda kalmak belinizi ağrıtsa da,yaşadığınız özgürlük hissi;otostop güvenli olmasa da,tanıdığınız insanlarla yakaladığınız enerji insanı şehrin nankörlüğünden uzaklaştırıp iyi insanların varlığının ve doğada huzurun olduğuna inandırıyor.
    Saygı ve sevgilerimle …

    Sinem AKPINAR

  • KÜÇÜK

    KÜÇÜK

    yaz demişti bir çocuk yalnızlığın sahilinde ayağına dokunan kum tanecikleri gibi anlat demişti o aşkların sönmüş kaldığı bahçedeki çınar ağacının gövdesine kazıdığın adının anlamını yitirdiğini yaz demişti bir çocuk şair ceketli neşeli depresifin göz yaşlarını ve hayatın anlamsızlaştığını..

    Yılmaz Beşenek

  • Keser Döner Sap Döner Bir gün Gelir Herkes Döner…

    Keser Döner Sap Döner Bir gün Gelir Herkes Döner…

    Merhaba değerli çerezler. Her birinize ayrı ayrı iyi haftalar diliyorum. Keskin dönüşler ve dönmeler hakkında birkaç kelam etmek isterim. Ben mahallenin deli abisi Bay Kaju, sizleri derin uykunuzdan ütopyalarınızdan uyandırmaya geldim.

    Tarih her noktasında dönekleri barındırır. Özellikle güzel yurdumun toprakları bu konuda çok verimlidir. Ta Kadeş Savaşından beri hain ve dönek yetiştirme konusunda rekorlar kırar. Bu ülkede beden fahişesinden çok fikir fahişesi bulunmaktadır. 20 sinde Komünist olmayan kalpsiz 50 sinde Kapitalist olmayan beyinsizdir lafı bu dönmelerden çıkar. Keskin dönüşlü birçok abimiz piyasada gezinmektedir. Eleştirileri bertaraf etmek için sürekli bir bahaneleri vardır. Gençlik, toyluk tecrübesizlik vb. Hatta yeri geldi mi size kızarlar. Dönüş hızları o kadar fazladır ki onların dönüşlerinden enerji elde etsek belki tüm dünyaya enerji sağlayabiliriz.

    Üniversite döneminde hızlı solcu olan arkadaşlarım çok uluslu şirketlerde yöneticiler şu anda. Üniversite yıllarında Afrika’ daki çocukların ölümüne sebep olduğunu iddia ettikleri şirkette şimdi 5 basamaklı maaşları için arka yırtıyorlar. Eşitlikten bahseden hukukçu arkadaşım işçi ölümlerini ört bas etmek için bütün yolları denemekte. Kendisi para karşıtı arkadaşım şimdi bir bankada çalışmakta ve her hafta sonu farklı bir ülkede tatil yapmakta. Üretimde cinsiyet eşitliği savunucusu arkadaşım ise zengin bir koca buldu. Çocuk bakıyor. Evden butik işletme derdinde. Baktığımızda fikir dönüşleri ilgili sonsuz örneklerle devam edebiliriz.

    68 kuşağının kanaat önderlerinin hepsi neden 68 ruhu satar? Neden hızlı ülkücülerin çoğu çek senet işlerine bulaşır? Aynı idealler değil midir uğruna savaştıkları? Neden herkes lider olmaya çalışırken içinde bulundukları hareketi böler? Sorular ve cevaplar algı sınırlarımızın içinde bence.

    Peki Kaju abi sen ne alemdesin dersen. Benim yumuşamam sadece kavram dahilinde. Etik olmadığına inanmadığım hiçbir şeyi yapmadım. Para için fikrimi satmadım. Evet para için bedenimi bir patrona kiraladığım doğrudur ama dönüşlerim 45 derece ile sınırlı kaldı. Değişmeyen tek şey ideallerim oldu. Gemisini kurtaran kaptanların arasında başıboş kayıkçı olsam da hayal etmeye devam ettim. Peki işin 10 numara tığ bölümünde kendine ne sokacaksın derseniz. Eğilip büküldüm ama kırılmadım. Bu yazıda eleştirdiklerimin çoğu hayatın pek çok alanından naif örnekler. Seçimler ve sonuçlar. Ben sadece yanlış şıkları seçmiş mutlu azınlıktayım. Yaşadığım devrin boktan olması hayatımı boktan kılıyor. Kıskançlık mı dedin sayın çerez? O bambaşka bir konu…

    En kalbi hislerimle…

  • Yürek Atışlarımızdaki Nabız Feneri

    Yürek Atışlarımızdaki Nabız Feneri

    Yürek atışlarımızdaki nabız feneri Bizim köşe bucak saklanıp kolladığımız ve korumaya çalıştığımız kalp atımınızın her an çarptığı ve en dokunaklı duygulara doğru yol aldığı, adına SEVGİ dediğimiz ve rotasını dahi bilmediğimiz yol… Neleri gömdü, neleri doğurdu, neleri çıkarıp ortaya koyduğu haritasız olan o yol. Kritersiz ve bir o kadar da heyecan yüklü. Sanırım sevginin daima artığına, en azından kendi adıma ve payıma bunu olabildiğince hissettiğim yol. Geriye dönüp de bakmak istemediğim, ardımda sıradağlar- sıranehirler- sıraaşklar- sıra şehirlerin olduğunu bildiğim… Sanırım bu defa yerkürenin doğru frekansını ayarladim! İlk defa kuşkularımdan arınıp, heyecanlarımın olabildiğince kuşandığı ve gemilerimin ihtişamla sevgi sahillerine vurduğunu hissettiğim yol. Dalgalarımın sesi vuruyor birilerinin uçsuz bucaksız kalp atışlarının içine! Bunu ilk kez hissetmenin verdiği huzur- sağladığı rahatlık- getirdiği ferahlık beni hayata ve sevgiye gebe bırakıyor. Bu yolun haritasını cebimden çıkarıp atma isteği ile, yani yolun sonunun gelmemesi arzusunu yaşatan kaderime şükür ediyorum! Yol biter mi? Uçsuz bucaksız vahalarda gördüğüm bir serap da değil bu yaşadığım. Hissettiğim ve bildiğim sevgi karşısında sevgilerin sınandığı yörüngesizlikte olan bir yörünge… Deli yelkenlerimi şişiren sevgi rüzgarı bu esen. Bunu hissedebilmenin erdemi- yaşayabilmenin meziyeti, bugün kuşların yaş günü diyebilmenin cesareti ile doluyum. Şairim üstelik yaşım kadar ama bir o kadar da toyum bu sevgi bağında… Ve insan bütün kötülükleri kainatın diğer ucuna döküp bu yolda olmak istiyorsa hatta yürüyor ve mesafe de aldıysa ardına bakmamalı. Sevgililer günü yalnızca bugün değil. Bu yolda olanlar için daima sevgi anı oluyor ya işte böyle biçimli zamanlardayım. Dün oldu şu an. Sevgi düşleri yayıldı her tarafa, sanki etrafımda cıvıl cıvıl çocuk bahçesinin oyunları sürüyor. Ve örümceğim her şeyden haberli ağlarını örüyor. Oyun sürmeli diyor gündüz gece, sevgiden gelen bir ses. Çiçekli valizler açılmalı. En ateşli rakkaseler eşliğinde. Ve çağırmalı bizi yanına kurtarıcı sevgi… Almalı sorgusuz koynuna.

     

     

  • AsafateD efsane albümleri  “Tout va Bien” in 20. yılını konserlerle ile kutluyor.

    AsafateD efsane albümleri “Tout va Bien” in 20. yılını konserlerle ile kutluyor.

    Death Metal’in en önemli gruplarından Asafated kariyerlerinde özel bir yeri olan “Tout va Bien” isimli albümlerinin 20.yılını 5 özel konser ile kutluyor .İstanbul-Beyoğlu  , Ankara, İzmir,Bursa ve Kadıköy’de gerçekleşecek olan bu konserleri sakın kaçırmayın ve elbette YERALTI DÜNYASINI DESTEKLEYİN !!

  • ÇAĞIRAN A’ŞK

    ÇAĞIRAN A’ŞK

    Kiminin kulağına fısıldar, kimine bağırır.
    O, sizi çağırdığı zaman, onu izleyin.

    Mıh gibi aklımdasın.!
    Alnımıza yazılan alınyazımızı yine alınterimizle, her emeğin düşmanı iblis’e inat birbirimize yürüyerek değiştirebiliriz.

    Değiştirebiliriz inan.
    Karın altında kurulan gözü kara bir düş de, meşeyle selvi birbirinin gölgesinde büyümez de,
    Ne dersen de …

    Çağıran aşk /

    Aşk, tavlasında en rahvan yanınla, yorgun sol çeperine bir çentik at. Bu senin resmi tarihini temize çektiğin, beni bilebildiğin, bendeki senin miladın olsun.

    Beni bil, bana yürü.!

    Üç adımda/
    Üç hakkınla/
    Kulağına üç kere üflenen isminin hatrına.

    Çağıran aşk /

    Bu dünya bize göre değil biliyorum. Ve yine biliyorum ki, ölmek isteyene içinden geçen her mezar uygundur. Matem kusan makberler, kimine gümüşten mesken.
    Sınırları alabildiğine zorladık, kuşların peygamberi, anka’ya dost olduk sonunda.
    Dünya çekip gitti ayaklarımızın altından,bize gördüklerinden çürümüş gözler bırakarak.
    Med cezir soluklarla, sıradan sırlarımızla büyüleyelim birbirimizi.

    Bir yanımızda gam bitsin, diğer yanımızda süsenler bırak.

    Ben senin yarımın,
    Ben senin yarının,
    Ben senin bilip yanıldığın,
    Yaslarından ve yaşlarından yarattığın
    Yana yana
    Yandığın külüm
    Bilmeden, bilmeyi yeğlemeden tutunduğun
    Tam düşerken çağırdığın yanım.

    Çağıran aşk /

    Kalbe giden tek damara sahip, parmakla işaret ediyor aşk /
    Ben ki, çiseleyen yağmur gibi sabırla yazıp, şiirlerle kundaklıyorum hayatı.
    Yaslan duygu dünyama, inan kimseler ağıt yakmaz külden devşirmelere.

    Söz sana!
    *Karıncanın eğilip su içtiği yere kadar.

    Her aşk, sırlarla sırlanmış kaderini bekler araf’ta.

     

    H. Nur Düzenli

    *Yaşar Kemal

     

    Hamide Uğurlu

     

  • being and nothing

    being and nothing

    Resimsiz bedenler ve ruhumuz naif bir dövme.
    güneş batıncaya kadar dövüşürüm gölgemle.

    kelimesiz bir şair, sağır bir şarkı

    anısız bir fotoğraf gibi

    ben, baharını kaybetmiş bir dal parçası

    sırtı kanamış kopuk bir şahin

    yıllara savrulmuş unutulmuş bir aşk mektubu

    karalanırım kaldırımlara.

     

    ..

    Var olmak kişisel bir sendrom ya da sancıydı.

    Belki de bir mevsim geçişi elbiselerini soyunduğun.

    Belki de hiçbiri.. burası da sana kalmış.

     

     

    being and nothing

     

     

    i n t r o

     

    repertuarımız insan sayısı kadar geniştir.

    her bir ses yüzyıllardır aradığı şiiri giymeyi bekliyor.

    İşte bu yüzdendir bütün koşuşturmamız

    Ve ortalığın dağınıklığı.

     

    (I)

    yazmaya dalmak, kendini adadığın ritüel bir âyindir.

    yastık kılıfına doldurduğun hayallerin / her gece yatmadan önce

    kısa metrajlı bir filmdir gecenin gökkuşağından yuvarlanan.

    Tanrı’ya fısıldadığın duaların, herkesten sakındığın yara izlerindir.

    sen de artık uzun kollu giysiler giyebilirsin.

    sen de

    artık..

    gece ile gündüzün yerini değiştirebilirsin.

     

    A M A

    insan bedenin geometrisinin hacmi akan gözyaşlarıyla küçülür. kaburgalarını kırarcasına bir gürültüyle bağıran yürek, beden büyüklüğüne ters orantılı bir şekilde genişler.

    kaybedersin ve kaybettikçe daha çok seversin; çevrenden, vücudundan, aklından, ellerinden, gözlerinden ayırdığın/kopardığın her şey, sadece kendi yalnızlığınla bir-iki kadeh içebileceğin kadar bir süreyle sınırlıdır.

     

    kaybetmek ve kaybetmemek birer tercih meselesidir,
    gerisi sadece baş etmeye düşer.

    matematikten anlamayanlar için tekrar ediyorum: bir şeyin ona ait özelliklerini küçültmek/atmak/çıkartmak, o şeyin ait olduğu şeylere mahrum olacağı anlamına gelmez. çünkü sadeleştirmeler, hızlı işlem yapabilmek için vardır. giden her şey, her şeyiyle terk ettiği o şeye denktir. işte bu kadar ince bir meseledir problem çözmek.

     

     

    (II)

    hiç kuşkusuz ki, her yazar yeryüzüne ithaf eder tüm kitaplarını.
    gerekçe olarak gösterdiği şey ise: hayatının son sahnesi olan ölümün, gezegendeki tüm varlığını alıp götüreceği korkusudur. bir denklem oluşturacak olursak eğer ve bunun sağlamasını yapacak olursak, asıl olanın, ‘ölüm’ denen olgunun rotasını çizdiğin hayatında hiç haberin olmadan çekilen bir fotoğrafta patlayan bir flaş olduğudur.  gözlerini kamaştıran bu ışık, aslında, geride bıraktıklarına, sevdiğin kadına, aslında yeryüzündeki sevdiğin o tek kadına ithaf ettiğin kitaplarına, birlikte koştuğunuz kaldırımlara, saydığınız yıldızlara ulaşamayacağının / uzanamayacağının distopyasını kabullenemeyişindir.

    ..
    belki bir gemisin, motorlarını sürersin okyanuslara
    ama aslında
    ruhunu gizlersin limandaki martıların arasına.

     

    İşte tam bu noktada

    dış dünyanın var olduğunu belirten

    onun herhangi bir yerine ait olmamı isteyen

    birtakım sesler duyuyorum.

    neyse..

    şimdi geriye doğru sayalarım.

    adımlarımızı yavaşlatıp,

    çıplak ayaklarımıza batan kıymıkları koparalım bedenimizden.

    çünkü onlar senden öncekilerin yenik düştüğü acıların kırıntılarıdır.

     

     

    Acıların seni büyütür, sayısı arttıkça taşıyamaz düşersin.

    Ama her geri sayımda büyür ve güçlenirsin.

    işte bu yüzden geriye doğru saymayı öğrenmelisin.

    Kapılar kırılmayı bekliyor.

     

    being and nothing – exodus / I

     

    bağırıyorum ama kendi sesimi bile duyamıyorum.
    güneş artık binalar arasında saklambaç oynuyor.

    (sesimin kısıklığı utancımdan değil, ruhum avazı çıktığı kadar bağırdı zamanında)

     

     

    being and nothing – exodus / II

    sesler.. sesler..
    birtakım sesler duyuyorum

    ama hâlâ doğamıyorum.

    avuçlarıma ektiğim tohumlar, gözlerimden açıyor.

    bedenimi bir orman için bağışlıyorum Tabiat Ana’ya,
    hiçbir yerimde boşluk kalmayacak şekilde jiletleyin vücudumu.

     

    being and nothing – exodus / III

    her şeyinizle, tüm kötülüklerinizi örterek hepinizi sevdim.
    tüm karaktersizliğine inat,
    hâlâ var olamayışınıza
    hâlâ bir başkasının gölgesinde yaşayışınıza inat
    sizi siz gibi sevdim..

    ama
    pek azınız dışında herkesi sevemedim.

     

    sevmek bölünerek çoğalmaktır, hem de herhangi bir rahme ihtiyaç duymadan.

    lütfen hiç aşık olmamış gibi davranmayı bir kenara bırakıverin tüm sakinliğinizle.

     

    usulca çekiliyorum,

    kendinize iyi bakın.

    sahne sırası sizde artık,

    ben koltuğuma oturmuş ayaklarımı uzatmış sizi izlemeyi heyecanla bekliyorum.

     

    being and nothing – exodus / IV

    işlevselliğin yitirilişi bir zihin travmasıdır.

    deforme edilen veyahut belirli standartlara uyumlu hâle getirilen, kısıtlı davranışa güdülenen zihin, eylemliliğini dar bir pencere ekseninde sürdürerek, yaşamını istediği hayatın gayesinden farklı bir yöne sürükler ve işlevselliğini kaybeder.

    yaşamak insanda, varolmaya uzantı bir şekilde etkileşime girerek niteliksel doygunluğa varmaya/ulaşmaya çalışır. ( ya da yaşamak varolmaya uzantı bir şekilde, birbirlerini etkileyerek niteliksel doygunluğa varmak/ulaşmak biçimidir. belki de elde etmeye çalışmaktır.)

    ..

    (Bulutların ardına uzanmaya çalışan bir son)

    Tabii ki de son söz, ilk sözdür. Son olduğunu iddia edebilecekler bir avuç azınlıktır (belki). Çünkü varoluş insanın içerisindeki sürdürebilir bir enerji kaynağına sahiptir. Yeter ki sen bunu görebilmek için perdelerini nasıl aralayacağını bil!

     

    gerçekliğin sahnesi acıysa eğer,
    acı ve gerçeklik eş anlamlı mıdır?
    çocukluğunda dolabın arasına gizlenerek oynadığın saklambaç
    şimdilerde sobelendiğin ciddi bir şaka.

    yeni geldim, az önce elektrikler kesilmişti.
    gülümseyebileceğimi göremedin mi yoksa karanlıkta?

     

    defteriU

     

     

  • Eskişehirli Black Metal Grubu Black Omen ‘den Yeni EP Öncesi Sürpriz Şarkı

    Eskişehirli Black Metal Grubu Black Omen ‘den Yeni EP Öncesi Sürpriz Şarkı

    Black Omen, uzun süredir sabırsızlıkla beklenen EP çalışması “Darkness is My Essence”i 1 Mart 2019’da dinleyicileriyle buluşturmaya hazırlanıyor. Ama grup aynı zamanda EP’ye de adını veren “Darkness is My Essence” isimli şarkıyı sürpriz bir şekilde EP öncesi dinleyicilere sundular.

    Şarkıyı dinlemek için;

    https://blackomen.bandcamp.com/album/darkness-is-my-essence-ep-2019

     

     

     

     

  • Nefes Al…

    Nefes Al…

    Hadi koşsana durma… Hadi daha hızlı olmalısın… Akrebin yelkovanı kovaladığı durmadan kovalamalısın sen de hayatı… Oradan oraya, oradan oraya… Durmamalısın… Durdun mu bir kez sanki tekrar devam edemeyecekmiş gibi hissedersin zaten kendini sonsuz gibi gözüken bu oyunda…. Oysa koşarken peşisıra hayatın kaçırdıklarının farkında bile değilsindir… Mesela en son ne zaman koştun delicesine, ne zaman saçlarının içinde hissettin rüzgarı, ne zaman ıslandın iliklerine kadar, ne zaman hani o akerdeon çalan minik kıza eşlik edip dans ettin delicesine? Bilmezsin, hatırlamazsın bile… Onun için sadece dur ve nefes al bir kere…

    Fotoğraf © Batuhan Türk