
Sevgili İstanbul,
Malum birlikte 2. yıla doğru giderken, yazma işlerini pek seven bir hayalci olarak hakkında üç beş kelam yazmak istiyorum… Öncelikle sunduğun özgürlük, yaşattığın komplike deneyim ve vadettiğin doyumlu gelecek için sana sonsuz teşekkürler. Hakkında olumsuz şeyler düşünemiyorum ama yukarıdakiler olumlu olanlardı, şimdi ne hissedeceğini kestiremediğin, nötr kalmak gibi bir durumla sonuçlanan bazı şeylerden bahsetmek istiyorum; mental olarak yoran hallerinden:
En başında, isminle pek uyuşmayan haller geliyor; adında “an” ve “bul” kelamları saklı, ne var ki burada insanlar “an” mayı da, “bul”mayı da vakitlerinin çok küçük bir kısmına sığdırıyorlar. Adeta işe gelmeden 10 dakika önce hayata ve hayatlarına dair bir şey buluyor, iş çıkışı bi 10 dakika bir şeyleri anıyorlar…
Sorsan herkes çok yoğun, herkesin yapacak çok şeyi var; aslında tam olarak hiçbir şeyi yapmadıklarının farkında olmalarına rağmen bundan huzursuzluk duymuyorlar…
Dostluk kavramı tarihinin tozlu sayfalarına karışmış, arkadaşlıklar çoğunlukla bir şeylerin çıkarı üzerine kurulu…
Aşk mı? Onu artık tozlu sayfalarında bile bulmak mümkün değil…
İnsanlar olanı biteni, kimlikleri ve yaşantıları şaşırtan bir anlayışla karşılıyor ama çok ince nüanslarla fark edilebilecek bir “bana dokunmayan yılan bin yaşasın” zorbalığı içindeler; hakikatteki anlayışsızlıklarını çok ama çok iyi maskeliyorlar…
Hayatın temel ihtiyaçlarına erişim neredeyse tüm şehir için mümkün; fakiri zenginden, zengini fakirden asla şikayetçi değil. Hatta bunu dans eşliğinde gösterebilirler bile…
Kafalar kelimenin tam anlamıyla bi milyon; biriyle önemli bir konu hakkında konuşmanın o kişide hafızada kalma süresi maksimum 1 saat; biriyle önemli şeyler konuşamıyorsun, dibine kadar planlı hayatlar içinde neredeyse her şey doğaçlama yaşanıyor…
Her şey çok akışta, akış yönünde yüzmek de akışa ters gitmek de çok yorucu…
Sahi şimdi düşündüm de galiba bir “an” “bul”up her şeyi o anda yaşıyorlar; biriken hiçbir şey kalmamış…
Desene İstanbul, seni herkes anladığı gibi yaşıyor işte. Yaşıyor yaşamasına da benim gibiler de düşünüyor: “İnsan’ı insan yapan şey tam olarak neydi?” Ah, burada da “an”var, yahu bu bir şeyleri anmak mıdır? Bir şeylerin yaşandığı an mıdır? Birisi desin hele…
Bu arada şu an ben de içinde olduğum için benim de kafa bi milyon… Çok sevgiler.
Yunus Emre Işık Kimdir?
’96 yılında İzmir’in Bornova ilçesinde doğan Yunus Emre Işık, 10 yaşında şiir denemeleriyle yazı macerasına başladı. 15 yaşında fantazya türündeki ilk romanının temellerini attı. Lisede tiyatro oyunculuğuna merak sardı ve sonraki dönemde de oyunculuk yapmayı sürdürdü.
İlkokul, lise ve üniversite öğrenimini İzmir’de tamamlayan Işık, Ege Üniversitesi Radyo-Tv ve Sinema Bölümü’nde okurken birçok kısa filmde yönetmenlik, senaristlik, oyunculuk gibi görevler aldı ve görev aldığı kısa filmlerin bir kısmı hem yurtiçinde hem yurtdışında önemli yarışmalarda gösterime hak kazandı.
Yine üniversite döneminde tamamlanan fantazya romanı 2018 ve 2019 yıllarında “Lütfedilmiş” ismiyle 2 cilt olarak basıldı. 2021 yılında askerliğini yaptıktan sonra İstanbul’a taşındı ve dizi sektöründe hem set arkasında hem de kamera önünde çeşitli görevler aldı. Kendisi sanatın farklı alanlarında çalışmalar yapmayı sürdürmektedir.
Yazılarında fantastik-bilimkurgu türü dışında psikoloji ve spiritüellik üzerine izler görmek de mümkündür.
Şiirleri ve öyküleriyle Yunus Emre Işık artık Çerezzine’de…