Yazar: çekirdek kabuğu

  • Ay Doğarken Ölür

    Ay Doğarken Ölür

    Soğuktan üşümüş ve uyuşmaya başlayan ellerim, kalemi zar zor kavrıyor ve sözcükleri kusması için yönlendirmeye çalışıyordu büyük bir bıkkınlıkla.Şuan karşımda bir deniz var, dalgaları birer çarşaf gibi vuruyor kumsala.Hemen üzerinde bir yeni ay görünüyor, ışığı kendisine yetiyor sadece. Bizlere ışık kaynağı olarak gözükmesede görenler ışığına hayran kalıyor, kendisini aydınlatmasına. Batmış olan güneş hafif bir  kızıllık bırakmış göğe. Yeni ayı arıyor gözlerim yine , ne kadar güzel ne kadar parlak, öyle ki ışığı sadece kendisine yetiyor. İnsanda böyle olmalı, kendi kendisine yetebilmeli bir ay misali. Dışarıdan görenler ışığına aldansalar bile, şu koskoca gök kubbede yalnız başına bile parlıyorsa bu kadar, insancıklar da yer yüzünde böyle olmalı. Saat 7’ye geliyor , hava daha da soğumaya başladı fakat kalemi tutan elim, soğuk kağıt ile sürtüştükçe ısınıyor buzullarım. Çok ileride bir kaç ışık ve iki gemi gömüyorum, ardında bir ada, kızıllığa yakın duran. Saçlarımın dalgası denizin dalgasına karışıyor şu an ve dalga sesi kalbim ile aynı ritimde gel git yapıyor kumsaldan göğüs kafesime. Etraf çok pis, insancıklar burayı da kendileri gibi mahvetmişler ne yazık ki. Denizin kokusu midemi bulandırmaya başlıyor , esen rüzgar  esmesin yüzüme istiyordum sonra boşver diyordum essin soğutuyor bir nebze içimi. Belki de iyice körüklüyordur bilemezdim. Sol yanımda birkaç mekan, insanlar ve ışıklar var. Sağ tarafıma yakın bir yerlerde bir adam duruyor düşünceli bir hayli.Düşünüyor insanlar ne iyi tabi.Dünyanın mevcut durumuna bakınca, boşuna düşünüyor bu insanoğlu diyorum. Düşünmüş halimiz bu ise, vay halimize. Düşünmeye alışmışız ama düşlerde.Gerçekte kimse düşünmüyor , herkes düşünüyormuş gibi yaşıyor umarsızca.” Hava bilmem kaç derece” dersem soru sorduğumu sanarsınız belkide.Halbuki amacım herhangi bir soru sormak değildi. Böyle böyle anlamıyor kimse kimseyi, düşünüyormuş gibi yapmaları yetmiyor birde anlıyormuş gibi yapıyorlar. Alın size bir kaos daha.
    Gözüm şuan kalem tutan elimin, kağıdın yüzeyinde oluşturduğu gölgeye kayıyor. Arkamda ışık var bunun için ona teşekkür ediyorum huzurlarınızda.Ayrıca şu bahsettiğim yeni ay varya, hakkını yemişim onun da az önce fark ettim. Az da olsa denizin yüzeyine paylaştırıyor ışığını tek tek her dalgasına. Bencil değilmiş sandığım kadar, kendine değilmiş tüm aydınlığı. Sabah olduğunda onun yerini güneş alacak, sıcaklığını ve parlaklığını serpecek dalgalara tek tek. Senin yerin ayrı sevgili “yeni ay”, çünkü güneş zaten aydınlık olanı aydınlatırken; sen en zifiri karanlıklara ışık oluyorsun, kiminin yoldaşı, kiminin de böyle fısıldıyorsun kalemine. Daha dikkatle baktıkça senin karanlık diğer yanını da görüyorum. Bu karanlık hiçhir şey eksiltmiyor senden üstelik. Karanlığın olmasaydı aydınlığın böylesine güzel olmazdı belkide. Dön soluna ve de ki karanlığına “Teşekkür ederim,karanlığın beni aydınlatıyor.”
    Öyle ya bende diğer karanlık yanımla böyle böyle barıştım da en iyi dostu oldum kendimin zamanla. Yine de en çok ben yaktım kendi canımı. Konu konuyu açtı yine, ben yazdım. Ne yapayım ki başka. “Yazdım, yazmasam ağlayacaktım.” Bende çok eksilttim kendimi, kendime bir şeyler ekleyeyim derken, çok şey götürmüşüm kendimden. Eksile eksile yok olmuşum sonunda. Söyle bana palyaço, palyaçolar yalan söylemezmiş ya söyle öyleyse sen insan olsaydın yalan söyler miydin? Yoksa yalanlar mı eksiltti seni böylesine. O yüzden midir bu ağlamaklı halin. Sen söyle ben yazayım palyaço.

    – GÜNÜN ŞARKISI ; EMRE AYDIN – BU KEZ PEK Bİ AFİLLİ YALNIZLIK
    – GÜNÜN ŞİİRİ ; PALYAÇO
    -GÜNÜN FİLMİ ; LOVE ME IF YOU DARE

  • kendimce kendimle

    kendimce kendimle

    düşüncelerim gözlerini kapattığında çok üşüyorum
    bilmiyordum halbuki insan düşüyorken düşünebilir miydi bu denli üşüyorken
    ayağa kalkmam için önce düşmem gerekti
    kendi kendime en sevdiğim şarkımı söylerken
    iyi ki düşmüşüm ki şuan ayaktayım
    düşmek için henüz erken
    öyle güçlüyüm ki kendimle
    iyiyim diyorum her şeye rağmen
    yazarın da söylediği gibi
    “kalabalığa yürüyen tek kişilik orduyum”
    ve belki de düşüncelerimi yazıyorken
    bir dağın zirvesine tırmanmış gibi haykırıyorum içimden
    – kafanı kaldır, dik dur öyle yürü ki insancıkların arasında, kimse anlamasın zihninde kopan fırtınayı sadece yürüyorken
    in sonra o dağın zirvesinden bak hayata mırıldan kendi kendine “ben ağlamazken…”

    GÜNÜN ŞARKISI ; ŞEBNEM FERAH – BEN ŞARKIMI SÖYLERKEN

  • bir şey söyle

    bir şey söyle

    bazı anlar bıçağın narin derini kesmesi gibi
    ve kesilen derin kabul etmez hiçbir ipi
    bir limon damlatılsa ne olur
    kuşburnu kokusu ya da uskumru
    demiştim alakası yok tümlerin
    anlam arayan da kimdi ki zaten
    anlamayan biriydi
    ne de olsa kimse okumayacak bu şiiri
    kalbime sinenler geçmişi de silmeliler
    şimdi bir şarkıyı basıyorum kalbime
    acısını alır bir nebze belki
    ya da daha çok acıtır olduğundan
    yaşamak, bıçağın narin derini kesmesi gibi
    ve söyleyememek hiç birini
    ağıran göz kapakları kapanmıyor artık saçların da ağarıyor üstelik

  • soluk

    soluk

    bazen öyle bir yumuyorum ki gözlerimi geceye
    hiçbir sabahın aydınlığı aralamasın göz kapaklarımı diyorum
    gözlerimi kapattığımda kaçıyorum bu insanlardan
    kendime böyle bir oyun bulmuştum
    gözlerimi açık bıraktığım kadar var oluyorlardı
    gözlerimi kapattığımda siliniyordu yüzleri birer birer
    gözlerimi kaçırdım uykuya hapsettim artık biraz daha iyiyim
    kendimi kandırıyorum sadece
    kendimle oynuyorum
    ben kaybetmişken bu oyunda kaçı kaybımdan kazanmış olacak
    ben her gece gözkapaklarımın ardına gizliyorken acılarımı
    ne son baharda yağan yağmur ıslatacak yanaklarımı
    ne de ilk baharda açan çiçekler canlandıracak feri kaçmış göz bebeklerimi
    mevsimsel değildi sorun
    tamamen tinseldi
    ve eğer kaybediyorsam bu oyunu
    bulamıyorsam sorunu
    şayet bunlar getirecektir benim sonumu
    söndürüyorum yaktığım mumu
    çekip götürdü sönerken alev solgun ruhumu

  • Kanatlarım

    Kanatlarım

    kabullendim kabullenmeyi artık
    her şey olduğu gibi kalmalı bazen
    ya da olmaması gereken her ne varsa olması gerektiği gibi yapmayı öğrendim
    insan her zaman gerekeni yapamıyor bu da aşikâr bir durum
    kabulleniyorum yavaş yavaş
    büyüyorum böyle daha çok
    kendimi ne kadar özlemişim meğer
    gerçek benliğimi
    tekrardan selamlıyorum balkonuma konan kuşları tek tek
    beni bana hatırlatan o güzel kuşları
    belki gidecekler tekrardan belki başka balkonlara
    ama üzülmeyeceğim ardlarından
    çünkü öğrendim gidişleri ve kabullendim gitmeyi
    hayat bundan ibaretti aslında
    balkonuna konan kuşlar bir gün gidebilirlerdi
    üstelik ürkerek senin gelişinden
    ama korkarak da yaşanmaz bu hayat
    nefes alıyorum
    ve nefreti salıyorum
    gidiyorken kuşlar biliyorum geri geleceklerini tekrar
    el sallayışlarım kanat çırpmalarına denk

  • Yangın Merdiveni

    Yangın Merdiveni

    YANGIN MERDİVENİ

    son bir kaç yıldır öldürüyorum kendimi
    ölüm değildir belki bu ben sadece doğmak istemiştim
    sadece ciğerlerime biraz oksijen girmesini dilemiştim
    özür dilemek istedim defalarca her şeyden herkesten
    yok olduğum için
    beni yok edenlerden özümü diledim
    yaşamak istedim ve en büyük hatayı en başında yapmışım meğer hiç doğmayarak
    defalarca atladım yangından
    yanarak hemde düşerken oluşan hava akımı bile içimde yanan ateşi söndüremedi yanarak düştüm kül olamadan
    sonra yine kendimi öldürdüm ve hiç ölmedim yine
    anladım ki kendimi öldürmenin tek yolu da yaşamaktı zaten
    yaşıyorum öyleyse yitirerek
    yetinmeyerek bazen
    ama bilmiyorlar henüz hiçbir şeyini yitirmemiş olanlar
    nasıl yitirdiğimi her şeyi

  • Ateş Damlası

    Ateş Damlası

    Ateş Damlası

    Düşünmekten korkuyorum, akıyor düşüncelerim içime gözlerimden içeriye ve artık ağlamıyorum yanaklarımı ıslatmıyor gözyaşlarım, kalbim ıslak içime akıttığımdan bu tuzlu su damlacıklarını
    Damlacıklarım hep insancıklardan, insancıklar daha ne kadar küçülebilirsiniz bilmiyorum ama Türkçede daha fazla küçültme eki yok küçüklüğünüzü anlatacak kadar
    Alçalıyorsunuz gittikçe ama acıtamıyorsunuz artık canımı ve anımsamıyorum artık ne hissetmişim bakıyorken gözlerine belki de azımsadığından beni belkide azım sandığından
    özlüyorum seslerini ve nefeslerini şarkıların, ritimlerini kalplerinin, hüzünlerini türkülerin
    şimdi bir türkü dinlemeli hüzünlerimden ve söylüyorum usulca sazım sandığımda