Hepimiz Heavy Metal müziğin klişe bilgilerle bile olsa nasıl bir müzik olduğunu biliyoruzdur. En basitinden Metal müzik dinlemeyen ve sevmeyen bir insan bu müziği ”gürültü” olarak tanımlayabilir. Bir felsefesi olduğunu, bu müziği dinlemeyen insanlar pek bilmez. Anlatmaya çalışsanız da, bir kulaktan girer diğer kulaktan çıkar. Ve en çok önyargı ile tanınan bir müzik türüdür, maalesef…
Bir Metal müzik tutkunu olarak, gerek karşılaştığım ve gerekse bildiğim, aklımda, zihnimde ve fikrimde yer eden bazı durumlar var metalcilerin karşılaştığı…
– Tramvay turnikesine doğru ilerliyorsun. Az arkanda bir kişi daha var. Uzun saçlı, keçi sakallı, dövmeli, deri ceketli, dar pantolonlu, küpesi ve pirsingleri olan vs.. Çaktırmadan arkandan gelirken ona bakıyorsun, eleman önüne geçtiğinde ise dikkatin daha da çok artıyor ona karşı. Birden bir heyecana kapılıyorsun. ”Saçların on numara, ben de Metal dinliyorum” gibi şeyler diyesin geliyor ama kimi hemen balıklama atlamayı tercih ediyor, kimi ise susarak gözlemeye devam ediyor. Konuşmayı tercih eden: ”Metalcisin galiba. Ben de Metal dinliyorum. Tarzını beğendim”. gibi konuşmalarıyla sohbet açmaya çalışıyor. Eğer sohbet devam ederse, o sohbet tramvay yolculuğunda devam ediyor. Belki tanışıp arkadaş oluyorsun, belki de o sohbet orada kalıyor. Susarak gözlemeye, onu izlemeye çalışan ise çok çok göz göze geliyor ve en fazla aradaki mesafe tramvaya aynı anda binmek oluyor ve bu macerada burada bitiyor…
– Metalci arkadaşlarınla açık alanda, mesela bir parkta oturuyorsun. İçeceklerini almış, gülüp vakit geçiriyorsun. O ortamda olmazsa olmazı, en azından birinin telefondan Metal bir şarkı açıp hep beraber dinlenmesi. Şarkının en can alıcı yeri geliyor, belki nakaratı, belki de o güzide brutal vokalin en sağlam ve ihtişamlı girdiği an. Maalesef tam o sırada arkadaşlarından birisi telefonda çalan müziğe aldırış etmeden saçma sapan konular açarak müziği bastırması. Şarkıyı telefondan açan kişi ise sadece susar ya da çok çok ”oğlum susta şarkıyı dinleyelim” der. Döver misin, küfür mü edersin orası bilinmez…
– Mesela Güneydoğu Anadolu’da yaşıyorsun. Metal müziğin unutulmaya yüz tutmuş bir şehrinde. Bandanayla çarşıya çıkıyorsun, ve oradan gereksiz biri sana şöyle bağırıyor yanından geçerken: ”Rambooooooo!”. Tabi muhatap olmuyorsun ama sinirin bozulmaması veya küfür etme isteği elde değil…
– Bir avm’nin terasında metalci arkadaşlarınla oturuyorsun. Arka masada oturan birkaç gereksiz tip var. Artık arsızlığa öyle alışmışlar ki, aralarında şöyle dediklerini işitiyorsun: ”Vay arkadaş. Şu tiplere bak. Bizde mi kedi kessek?”. Bu en sinir bozucu durumların başında gelebilir. Yok abi biz satanist kesen metalci kedileriz. Tövbe!
– Bir Metal konserindesin. En sevdiğin grup sahnede. Bir Black Metal grubu mesela. Artık içine, hislerine ve tutkuna öyle işlemiş ki o fanı olduğun sahnedeki grup, şarkıya başlamadan önce hangi şarkıyı söyleyeceklerini bile kestirebiliyorsun. Grubun vokali şarkının ismini söylemeden önce, o kalabalığın arasında ellerini havaya kaldırarak, şarkının ismini bağırıyorsun ve hemen ardından grubun vokali brutal vokalle şarkının adını söylüyor ve şarkıya başlıyor. Unutulmaz anlardandır, verdiği haz paha biçilemez…
– Yaşını başını almış bir metalcisin. Metalci olduğun dış görünüşünden, tarzından her haliyle belli oluyor. Alışveriş merkezinden çıkmış yolda yürüyorsun. Kenarda oturan, sırtında klasik gitarı olan genç bir çocuk var. Abisini görünce heyecana kapılıyor tabi. Ve yanından geçerken hemen metalci abisine sesleniyor: ”Abi ben de metalciyim. Metallica çok dinliyorum. Sende mi metalcisin abi?” diyor ve aldığı cevap kısa oluyor: ”Evet, dinliyorum.” Gencin hevesi kırılıyor tabi, konuşmak istiyor abisiyle fakat yaşlı kurt o kadar alışmış ki bu tür şeylere artık durduk yere konuşmaktan bile uzak duruyor. Sende büyüyeceksin genç evlat!
– Bir Metal festivalindesin. Bir Death Metal grubu sahnede. Grubun vokali topluluğa Wall of Death yaptırmak için hazırlık yaptırıyor konuşmalarıyla. Pogo seansından önce ortadaki boşlukta saçma sapan hareketlerle dans eden emolar var. O ortaya hangi cesaretle girdiklerini bilemeyiz ama wall of death başladıktan sonra ne hale düşeceklerini kestiremiyor değiliz. Sen misin o dansı eden?..
– Yine metalcilerle aynı ortamdasın, mesela bir kafede köşe kenarda oturuyorsun. Bir arkadaşın bilmediğin bir grup veya müzisyen ismini söylüyor Metal yapan. Sende o grubu veya müzisyeni bilmiyorsun. Sana ”Nasıl dinler misin?” dediğinde, bilmiyorum diyeceğine: ”Evet, çok iyiler.” gibi bir cevap veriyorsun. Ah be kardeşim, bilmiyorum desen öğrensen ne olacak ki? Bilmemek değil, öğrenmemek ayıp diyelim buna da…
Bu tür durumlar say say bitmez. Ülkemizde Metal müzik yapan birçok grup var her türden. Fakat Türkiye’de Metal müzik ve metalciler azınlık olduğu için halkın ve toplumun ön yargıları say say bitmez. Metal müzik ”aşkın, sistem karşıtlığının, özgürlüğün, barışın, eşitliğin” gibi insani duyguları barındıracak felsefesi olan bir müzik türüdür. Keşke bunları herkes anlayabilse.
Son olarak sosyal medyada çok karşılaştığım bir durum var ve bu duruma açıkçası çok üzülüyorum. Misal bir İskandinav ülkelerini bu müzikte takım tutar gibi tutan metalciler var. Yeni bir Türk Metal grubu çıktığında, ilk parçalarını paylaştıklarında; yapıcı eleştiri yapmak ve destek olmak yerine yabancı ülkelerle kıyaslıyorlar. Ah be abicim, burası Türkiye. Elini öp başına koy derim. Bu topraklarda işini hakkıyla yapan çok grup var. Biraz insaf…
Son olarak, ne demiş Albert Einstein: ”Önyargıları parçalamak, atomu parçalamaktan zordur…”
Megadeth’in vokali ve gitaristi, tabir-i caizse her şeyi, muazzam şarkı sözlerini dünyaya kazandırmış, karizmasına laf söylenemeyecek düzeyde, tartışılmaz bir müzisyen ve sahne adamı olan DaveMustaine, bugün hepimizin içinde temsili bir yarayı açacak ve müzik piyasasının gözlerine kan ve yaş verecek nitelikte bir yazı yayınladı. Bu yazıda, “Gırtlak kanseri teşhisi konuldum. Açıkçası saygı duyulması gereken ve karşı karşıya gelinmesi gereken bir durum. Daha önce de engellerle karşılaştım. Doktorlarımla dikkatle çalışıyorum ve %90 başarı oranına sahip olduklarını düşündükleri bir planı belirledik.” sözcüklerini kullandı. Bukle saçların, şarkı söylerken bize yaşattığın efsane dünya ve sıradışı müzisyenliğin ile her şeyimiz oldun. Umuyoruz ki her 20 yılda bir badire atlatan bu büyük Thrash Metal sanatçısı DaveMustaine; bu sorunun da üstesinden gelecektir. İyileşeceğini biliyoruz, inanıyoruz, her zaman seninleyiz.
Türkiye’nin En önemli Festivallerinden olma özelliğini taşıyan Rock Off bu yıl 6 temmuzda Parkorman’da gerçekleşecek. Opeth ve Ensiferium gibi isimlerin yanında Pentagram, Khepra, Black Tooth , Undertakers ve WhatIsTEC sahne alacak diğer isimler oldular,
Uzun yıllar evvel faaliyetlerini durduran 1993 kuruluşlu Black Metal yeniden bir araya geldiğini metal severlere duyurdu.
Orjinal kadronun üç elemanı olan kurucu iki üye Ahmet İba ve Oytun Türk ile Bahadır Uludağlar, davullarda ise Moribund Oblivion’dan Fatih Kanık’in yer aldığı grup, toplanma kararıyla birlikte Infected’ın yeni mini albümü “Divine Disbelief”in de yolda olduğunu açıkladı.
Klasik Infected tarzına yakın, melodik bir yapıda ve karanlık bir yapıda olacağını belirttikleri yeni çalışmaları Black Metal severler tarafından şimdiden heyecanla beklenmekte.
Bu arada grup yeni çalışması Divine Disbelief ‘in kapak tasarımını da paylaştı.
Merhaba, Öncelikle Rock Vault Zine’ın çıkış noktasını sizlerden dinlemek isteriz. Bizlere hikayenizi anlatır mısınız?
Özgür : Tamamen içimizden gelen doğal bir paylaşım isteği olarak yola çıktığımızı hatırlıyorum. Hala da öyledir. Kafa yorduğumuz şeyleri okurlarımıza ilettiğimizde rahatlıyoruz. Kendi adıma konuşursam ilerleyen zamanlarda bomba günlerimizde olduğu gibi daha aktif bir site haline gelmeyi planlıyoruz. Şu an kafa yorduğumuz, yorulduğumuz başka şeyler de mevcut diyelim.
Baran: Benim hikayem lisede arkadaşlarla fanzin hazırlamayla başladı, peşine üniversite yıllarında kurucusu olduğum Trakya Ünivesitesi Rock Topluluğu bünyesinde iki farklı fanzin yaptım. İnternet dünyası ile biraz gecikmeli tanıştım. O zaman her köşe başı PhpNuke siteler ve forumlar ile doluydu. Bir diğer Rock Vault emekçisi Hasan ile o zamanlar Yeni Rockı isimli bir webzin yapmaya başlamıştık. Şimdinin sağlam arşivcisi Cihan Kızıl sağolsun; onun çok keyifli C-Dick forumunda Özgür ile tanıştım. Beraber birkaç arkadaş ile Rock Vault’u kurduk. Kuruluş motivasyonumuz herkesin ismi ile yazacağı ve sevdiğimiz gruplara yer vereceğimiz özgün içerik platformu yaratmak ve desarj olmaktı.
Ülkede Heavy Metal severlerin yıllarca takip ettikleri en önemli sitelerdensiniz , genel olarak metal ve rock sitelerini nasıl buluyorsunuz ve takip ettikleriniz hangileri?
Özgür : Yakından takip ettiğim yerli bir site yok. Bizim de her site gibi takip ettiğimiz yabancı kaynaklar var elbette. RSS ile işimi görüyorum ben.
Baran: Yerli sitelerde aktif olmasa da Kırmızı Sekiz, Morbid Zine; aktif olanlardan Paslanmaz Kalem, Deli Kasap ve Çerezzine’e göz atıyorum. Yabancı site ise çok fazla.
Son birkaç yıla baktığımızda Rock ve Metal alanında gerek siteler, gerek fanzinler yeniden bir çıkış yakaladı gibi, bu konuda neler düşünüyorsunuz?
Özgür : Fanzin takip etmiyorum; bunun özel bir sebebi yok. Web site olarak azız bence. Çıkış konusuna katılmıyorum.
Baran: Fanzin benim için hala önemli bir tutku. Mustafa ve ekibi Takas Pazarı ile güzel ve nostaljik işler yapıyor, Kanlı Teneke’de keyifli gidiyor. Headbang ise yeni formatı ile muhteşem, ama keşke daha çok fanzin olsa. Web sitesi alanında Özgür haklı. Çok az site kaldı. Diğer yandan okur alışkanlığı da değişti. Yeni dönemde az içerik, bol görsel revaçta olacak bence. Malum; devir Instagram, Onedio devri.
Ülkede özellikle Metal grupları muazzam işlere imza atıyor, eski efsaneler geri dönüyor konserler yapıyor, yeni gruplar çeşitli alanlar dahilinde muhteşem albümler yapıyor, yurtdışından gruplar yine ard arda konserler veriyor.Genel olarak bu gelişmeleri nasıl değerlendiriyorsunuz?
Özgür : Olumlu buluyorum. Ben eski grupların hortlaması tarafıyla pek ilgilenemedim işin doğrusu fakat yerli ekstrem metal gruplarımızın kendinden daha çok söz ettirmesi hoşuma gidiyor.
Baran: Dr. Skull, Cultus gibi ilk gençliğimin en önemli gruplarını izledim bu sene; daha konser izlemesem de olur J Şaka bir yana Electric Fence, Heavy Stage, Mezar, İzmir Attack ve %100 Metal tayfası güzel işler yapıyor. Zevkimiz ve bütçemize uyanlara katılmaya gayret ediyoruz.
Ülkenin Rock ve Metal severleri sizce genel olarak bütün oluşumlarına gereken önemi veriyor mu?
Özgür : İsteyen istediğini takip etmekte özgür. Kaliteli organizasyon doğru topluluklarla buluşursa tadından yenmiyor.
Baran: Ülkede benim nazarımda ülkede bir şekilde bu müziğe çaba harcayan (albüm alan, grup kuran, birşeyler yazan, merch alan, organizasyon yapan) dinleyici sayısı 400. Bu kapsamda evet, seyirici etkinliklere destek veriyor. Diğer yandan Özgür’ün dediği gibi herkes sevdiği işe destek versin.
Rock Vault Zine köklü ve çok önemli bir oluşum, peki siz bu yola çıkarken, kimleri örnek almıştınız? Ve unutamadığınız eski oluşumlar hangileriydi?
Özgür : Siteye adım attığımda birileri gibi bir site yapalım gözüyle bakmadım hiç. Maksadım hep sevdiğim şeyleri paylaşmak oldu benim.
Baran: İçerik yönünden tamamen özgün ve kendi sevdiklerimizi öne çıkartmak istedik. Bu açıdan esinlediğimiz bir olmadı ama ben Çağlan Tekil, Güray Topaç, Aptüllika, Şanver Ofluoğlu, Enis Kızılkaya, Serhat Bektaş okuyarak büyüdüm.
Genel olarak Müzikten Edebiyata Underground kültür hakkında görüşleriniz neler?
Özgür : Konser olarak 10 Nisan’da Ulcerate konserine gideceğim, onu bekliyorum. Müzik olarak son dönemlerde eski dinlediğim ekstrem metal albümlerine daha fazla yöneldim fakat yeni albümleri ıskalamamaya gayret ediyorum. En son Misery Index’in son albümünü dinleyip beğendim. Kitap olarak Emil Michel Cioran’e sardım, bulabildiğim tüm kitaplarını okumaya gayret ediyorum.
Baran: Hepimiz sinirli çocuklardık. Metal ve yer altı bizim desarj alanımız oldu. Halen de durum böyle bizim cephede. Tüm kurumsal saçmalıklar, orta yaş bunalımlarından kaçış alanımız yer altı.
Rock Vault Zine birçok organizasyonu gönülden destekleyen bir oluşum, peki süprizler var mı bizleri bekleyen?
Özgür : Bu konu hakkında şu anda herhangi bir planımız yok.
Baran: Biraz daha aktif olabilirsek eskisi gibi, ne mutlu…
Şöyle bir düşünseniz Rock Vault Zine’ın fon müziğini hangi gruplar oluşturur sizce?
Özgür : Sitemizde yer verdiğimiz birçok ekstrem metal grubundan fon müziği çıkabilir.
Baran: Herkesin müzikal zevki çok farklı sitede, ama ortak paydayı düşündüğümde Carcass olabilir bak.
Ülkedeki Rock festivalleri hakkında görüşleriniz neler?
Özgür : Daha gelişip büyümesini temenni ediyorum.
Baran: Söyleceyeğim ukalalık algılanmasın lütfen; yurtiçi ve yurtdışından pek çok konser ve festivale katıldım. Kişisel olarak şu günkü sahneden ve etkinliklerden çok memnunum. Açık hava festivali yerine saati şaşmayan, eş dost görmeli ve kapı önü sohbetli bar konserlerini tercih ediyorum.
Rock Vault Zine’ı üç kelimeyle tanımlasanız?
Özgür : Rock kılıklı metal.
Baran: Bring the Mosh!
Sizinle röportaj yapmak bizim için büyük bir keyifti. Son olarak buradan gerek Rock Vault Zine gerekse Çerezzine okurlarına neler söylemek istersiniz?
Özgür : Bizim içinde büyük bir keyifti, ilginiz için teşekkür ederiz. Okurlarımız Rock Vault Zine’i takip etmeyi sürdürsünler. Çerezzine’ye yayın hayatında başarılar dileriz.
Bu yıl müzisyen olarak sahneye ilk adım atışımın üzerinden koskoca 26 yılı geride bıraktım. Elbette bir solist olarak direkt olarak Heavy Metal şarkıcısı olmam imkansızdı. İlk sahneye çıkışım 1994 yılına dayanıyor. İlk okuldayken bir koroda ilk sahnemi almıştım. Sesimin güzelliğini fark eden öğretmenim bir solo vermişti bana, Açıkçası müzisyenliği kafaya daha çocukken koymuştum hedeflerim arasında bir şarkıcı olmak yoktu ama, daha çocuk yaştayken (Sanırım 5 yaşlarında iken) klavye çalmaya başlamış, bu alanda ilerlemek istiyordum). Ve yine tam olarak o yıllarda Iron Maiden ve Pentagram kasetleri ile Heavy Metal ile tanışmış, müziklerinin hayranı olmuştum. Bu arada okullarda korist olarak yer alıyor solist olarak sahneye çıkıyordum bir yandan, fakat gönlüm klavyemdeydi, nihayetinde 1996 yılında bir gün uzun saçlı yaşça benden büyük bir kişinin peşine takıldım ve onunla tanıştım, çok iyi org çaldığımı ve metal sevdiğimi söyledim ona, o ise ilk önce dalga geçti vs. daha sonra yine pes etmeden aynı kişinin peşine takıldım. En sonunda pes etti ve bir gün prova yaptıkları yere beni çağırdı. Gittim ve zaten aradıklarının klavyeci olduğunu öğrendim ve çaldıklarım onlarında hoşuna gitmişti. Ve böylece küçücük yaşta bir grubun klavyecisi oldum. Grup benim dinlediğim ve sevdiğim gruplardan çok daha farklı ve sert müzik yapıyordu,üstelik elemanlarda benden büyüktü fakat sevmiştim zamanla bu türü, ileri ki yıllarda da hastası olmuştum.
METEOR ‘2008
Evet ilk grubum Scream Of The Dead ‘in önce iki yıl klavyecisiydim sonrasındaysa solisti gruptan şutlayınca, solist ararken bir anda grubun başında buldum kendimi. 1998 ile 2000 arası Black Metal’in Tekirdağ’daki ilk ve tek Black Metal’inin sesi olmuş, bu türün gerekliliği neyse hepsini ica etmiştik. Fakat yaşanan saçma sapan olaylar sonrası (1999 olayları vs) grup tarzını ve ismini değiştirince gruptan ayrılmış ve metal müzisyenliği anlamında yeni gruplar ile devam etmek üzere kendi yoluma gitmiştim. 2000’li yılların başında Tekirdağ gerçekten Rock ve Metal anlamında gayet iyi bir şehirdi ama ben kafama göre grup bulamıyor, yapmak istediğim tarzda bir Black Metal grubu kuramıyordum. Zaten o dönemdeki en sert tek grupta bizdik. O da dağılmamış farklı bir yöne gitmişti tarz olarak hem de en uç noktaya diyeceğimiz saçma sapan bir tarza, bana gelince 2001 yılında zorunlu bir şekilde Malatya’ya ailemle taşınmıştım. İşte o noktada herşey benim için bir çöküştü, hem büyük emekler verip kazandığım İstanbul Güzel Sanatlar’a gidemedim. Hem şehrimden ayrıldım hem de bir yıl kadar müzik hayatım durdu resmen, o noktada hem okul hayatım hem müzik hayatım bitti.
ORGANİC 2007
Bu olumsuz gelişmeler sonrası tekrar Tekirdağ yerleştik 2002 yılında ve sıradan bir düz liseye gittim orada da yapamadım okulu terk ettim ve yeniden müzik yapmanın yolunu aramaya başladım. Bu arada klavyeden kopalı da çok olmuştu artık solist olarak yoluma devam edecektim. 2003 yılında yeni bir gruba girdim. Black Metal yapacak elemanlar olmadığı için Heavy Metal yapan Road Closed grubunun solisti oldum ve grupla konserler yaptık. Aynı yıl Road Closed ile devam ederken Anşar isimli bir Thrash Metal grubuna dahil oldum. O Grup elbette daha iyiydi benim için orada Slayer,Metallica, Kreator gibi devlerin şarkılarını söylüyordum en azından, bu iki grupla yeniden hem müziğe hem de metal sahnesindeki yerime farklı bir yerden de olsa dönmüştüm.
METEOR’2007
Güzel geçiyordu konserler ve insanlar beni izlemeyi seviyordu bunu hissediyordum. Aynı yıl bu kez şehrin efsane Rock Müzisyenleri tarafından gruplarına davet aldım. Babalar bu şehrin en eski dinazorlarıydı, kendilerini Scream döneminden beri biliyor ve tanıyordum fakat bana bu teklifi ettiklerinde herhalde dalga geçiyorlar demiştim. Daha sonra neden olmasın diyerek denemeye karar verdim ve Askere gidene kadarda onlarla Türkçe Rock yapmaya başladım. Babalar beni çok beğeniyorlardı. Evet 2003 müziğe 3 farklı tarz grupla döndüğüm ard arda konserler yaptığım bir yıl olmuştu. Ertesi yıl ise Askere gidince maalesef rock sahnelerinden zorunlu olarak uzaklaştım. Fakat müziğe ara vermedim. Çünkü Askerliğimi Mardin Orduevinde solist olarak yaptım.Orada farklı bir repertuar öğrendim ve böylece Türk Sanat Müziği, Halk Müziği gibi değerli müziklerle tanıştım ve askerliğim boyunca bu tarz şarkılar söyledim, aslında okul hayatımdaki koristliğimin faydalarıydı bunlar, Askerden geldiğimde yine ortamlar değişmişti. Geri döndüğümde eski gruplarım dağılmış, o gruplardan kimileri başka şehirlere gitmişti üniversite için, yine zorlu bir döneme girmiştim elimde olmayan sebeplerden dolayı, Babalar yine duruyordu burada fakat önce eski solistleri ile çalışmaya başladıklarını öğrendim, daha sonrada bir kız solist ile Türküler çaldıklarını öğrenmiştim.
KAPTAN ZAMAN ‘2008
Ve yalnız kalmıştım. 2005 yılı bu anlamda yıkımdı benim için neredeyse , sokakta gördüğüm her uzun saçlı metalciyi çevirip soruyordum ilk yola çıkarken yaptığım gibi fakat bu sefer o zamanki gibi hiç te şanslı değildim. O kişiler ya dinleyici çıkıyor, ya da istanbul’dan misafir falan. Aklımda yine Metal yapmak vardı ölümüne anlayacağınız, ve bu sefer daha da sert bir metal yapmak hem de, 2005 ve 2006 yılları maalesef grup kuracak eleman arayarak geçti. 2007 yılında ise internet kullanmaya başladım ve bir ilan verdim, İlanıma sesler geldi. Ve bir Thrash Metal grubu kurmuştum. İsmi Metalfly ‘dı ismi fakat grupla anlaşamamıştık ve birkaç prova sonrası dağılmıştı. Hemen ardından çok sağlam bir Heavy Metal grubu olan Meteor’a katıldım. Bu grup aslında setlisti geniş, Heavy Metal’den Punk’a uzanan bir gruptu. Iron Maiden söyleyerek ve üç muazzam konser yaparak ( Bir tanesi Lüleburgaz’da) bıraktığım yerden dönmüştüm. Grup çok ama çok iyi bir gruptu, fakat daha sert müzik yapmak istiyordum. Meteor dağılınca önce babalar da bahsetmiştim ya (Gitarist Mehmet İdil abim yolun ışıklar olsun) işte o grup yani Organic ile yeniden bir araya gelmiş ve konserlere başlamıştık üstelik bu sefer grupta Meteor’da birlikte çalıştığım Cüneyt Camgöz’de vardı. Grupla bir Üniversite konseri ve uzun bir süre sürecek olan bar konserleri gerçekleştirdik. 2007 yılında net sayelerinde kendilerini bulduğum fakat bir daha ulaşamadığım bir Death/Thrash Metal grubu vardı. İsmi Kaldera idi.
KALDERA ‘2008
İşte o grubun bas gitaristiydi Cüneyt aynı zamanda ve o gruba girmek çok istiyordum, 1 yıl kadar birbirimizi anlayamamış bir araya gelememiştik ve sonunda 2008 yılında grupla bir araya gelmiş ve grubun solisti olmayı başarmıştım. Kaldera bugün bile hala Tekirdağ’dan çıkmış en sert gruptur müzikal açıdan, çünkü grup Thrash Metal’in yanısıra Death Metal çalan tek gruptu. Setlistimizde Death, Morbid Angel, Six Feet Under, Canibal Corpse, Slayer, Sepultura ve At The Gates coverları vardı ve hepsini büyük bir zevkle taviz vermeden çalıyorduk. 1 yıl boyunca her hafta prova yaptık ve sonunda üniversitede sahneye çıktık. Fakat burada yaşadığımız saçma sapan aksaklıklar ve moral bozukluğu benim bu konserin ardından gruptan ayrılmama neden oldu. Hayatımda en zorlandığım kararlar biridir Kaldera’dan ayrılmak, hala hatırladıkça gözlerim dolar. Kaldera sonrası yeni bir metal grubu kurmak istedim fakat başaramadım.
ORGANİC’2009
O sıra müzikte ilk kez deneyeceğim soft/ folk rock tarzında bir ikili projeye dahil oldum. İsmi Kaptan Zaman’dı Oluşumda İbrahim diye bir abimin folk ve soft eserlerinden oluşuyordu. Bazı şarkılarını ya ikimiz söylüyorduk ya da bazılarına tek söylüyordum. İşte bu oluşum için bir stüdyo sırasında, dışarıda sıramızı beklerken stüdyodan gelen gümbür gümbür sesleri duydum ve camın arkasından grubu izlemeye başladım. Grup katıksız Thrash Metal çalıyordu. Genç bir gruptu ve müziği tutkuyla çalmaları beni cezbetmişti. Aslında oraya gitmemin sebebi stüdyodan ne zaman çıkacaklarını öğrenmem içindi, ama maalesef duyduğum şeyler çok hoşuma gitmişti ve grupta beni camın ardından fark edince, ilk diyaloğumuz gerçekleşmişti. Benimde aslında bir metal müzisyeni olduğumu ve grup aradığımı söylemiştim
KATRANKABİR’2009
Çok iyi ve yetenekli çocuklardı. Sonrasında tanışıp birbirimiz Facebook’tan eklemiştik. Bu olaydan bir hafta sonra gruptan biri (Sanırım Aytuğ yanlış hatırlamıyorsam) ‘’Abi solist arıyoruz, bizim solistimiz olur musun’’ diye yazmıştı. Ben de olur ama ya geçen tanıştığım solistiniz? Ona haksızlık etmeyeyim? Diye yazmıştım. Gelen cevapta, abi o zaten normalde davulcu, biz solist bulana kadar bizimleydi dedi ve sonrasında bende kabul ettim. Evet bu bahsettiğim grup, aslında şehir dışında dahil tanınmamı sağlayan ve kariyerimde ayrı bir yerde olan Katran Kabir’di. Yıl 2009’du ve ben yeni grubumla ilk girdiğim stüdyoda ilk bestemiz üzerinde çalışmaya başlamıştım. Katran Kabir beste grubuydu. Zaten bir demoları vardı ve yenisini yapıp hedefleri daha yükseğe taşımaktı niyetimiz. Fakat 4 kişiydik ve bir gitariste ihtiyacımız vardı. Hemen aklıma şehrin genç ve yetenekli gitarist Ata geldi. Onu bir sonraki stüdyomuza davet ettik ve o da grubu sevdi ve böylece klasik Katran Kabir kadrosu oluştu. İlk yaptığımız beste ‘’Karanlık’’ isminde çok sert bir Thrash/Death Metal şarkısıydı. Evet hem Türkçe hem de çoğu kez Brutal vokalli bir şarkıydı. Arkasından ise Daha bir politik sözlere sahip Anti Militarist bir Thrash Metal şarkısı olan Savaşa İsyan’ı bestelemiştik. Bu arada ilk Demo’da yer alan şarkıları da yeniden Türkçe sözlerle yazmıştık.
( Tek Gerçek Bu ve Yalan isimli şarkılar) Daha sonra ise ikinci ep üzerinde üretimlerimizi hızlandırmış, bir yandan da sahne için mecburen coverlar üzerinde çalışmaya başlamıştık. Ertesi yıl 2010 yılında Ronnie James Dio’yu kaybedince , büyük ustanın anısına Heaven And Hell’i listemize eklemiştik. devamındaki coverlar ise Slayer, Sepultura, Amon Amarth ve Kreator şarkılarıydı. Ve 2011 yılı bizim için büyük bir heyecandı. Zorlu şartlar altında yaptığımız ve grubun demo sonrası ilk Ep’si olan ‘’YARIN YOK’’ u yayınladık. Ep’de biri intro olmak üzere Yarın Yok ve Savaşa isyan isimli şarkılar vardı. Yarın Yok Daha çok Death Metal’e yakın brutal bir şarkıyken, Savaşa İsyan ise Heavy etkileşimli Bir Thrash Metal şarkısıydı. Çalışmamız çok sevildi ve Tekirdağ’dan çıkan ilk Heavy Metal albümü olması açısından bir ilk olup, yerel medya dahil birçok fanzinde yerini aldı. Taraflı-tarafsız herkes tarafından desteklendiğimiz o günlerde, Headbang dergisinin Unirock’ta sahne alacak üç grubu belirlediği ankete katıldık, ve O Yıl Unirock sahnesinden kıl payı döndük .
KATRANKABİR 2010
Dergide ismimizi görmekse unutulmazdı. Daha sonra bir Tekirdağ konseri verdik ve sonrasında grup zorunlu bir ara verdi. O Yaz yapmayı planladığımız albüm maalesef yarım kaldı . Sonrasında ben hariç grup üyeleri üniversite için ayrı şehirlere yerleşti. Bende Tekirdağ Belediye Konservatuarı Tiyatro bölümüne yazıldım ve 2011-2012 yılları arası Konservatuarda Aylan Algan, Sevi Algan ve Erol Babaoğlu’ndan Tiyatro dersleri, Lebriz Güner ve Taşkın Doğanışık’tan ses eğitimi üzerine dersler aldım. O yıl Konservatuarın TSM ve THM Korolarına katılıp, birçok kez solo eserler seslendirdim. Katran Kabir ile görüşsek te bir araya gelemiyorduk ve metal aşkı beni kemiriyordu. 2013 yılında, uzun süredir tanıdığım Murat Aşer ile konuşurken, bir Black Metal grubu kurmak istediğimi ve gitarist aradığımı söylemiştim.O da gitarist olduğunu ve benimle birşeyler yapmak istediğini söyleyince yeni bir oluşum kurmaya verdik böylece. İlk olarak Black Justice adını koyduğumuz oluşumda Black Metal yapacaktık. Fakat dönemin siyasal şartları bizi çok daha farklı bir yere yönlendirdi ve ortaya ilk yıllarınca özgürce ürettiğimiz SİS çıktı. Daha sonra Özgür Gümüş, Morphious Gordion ve Serhat Ergun’da aramıza eklenince grup olduk ve ilk olarak aynı yılın kasım ayında tamamı brutal vokallerden oluşan Pes Etme Ep’sini yayınladık. Ep Sosyo-Politik şarkılardan oluşuyordu ve daha çok Melodik Death Metal’e yakın bir çizgideydi, fakat biz Dark Metal çizgisinde Doom, Black ve Etnik Müziği harmanlamak üzere birşeyler yapmak istiyorduk. Tam da bu minvalde üretimler başladı. Hiç bir şey bilmeden ve imkansızlıklar neticesinde yaptığımız ilk albüm Yaslı Dünya 2014 yılında net üzerinden yayınlandı. Seveni çok oldu, elbette sevmeyeni de, kayıtlar kötüydü ve mix te iç açıcı değildi fakat şarkılarda ruh bizi Devil’a kadar ulaştırdı. Bu arada bir yandan yeniden bir araya geldiğimiz Katran Kabir ile yeni bir çalışma ile start vereceğimizi düşünürken, bir anda benden habersiz aldıkları bir karar ile 2015 yılında benimle yolları ayırıp, başka bir solist ile yollarına devam edip bir single yaptılar. Bu olayı ilk öğrendiğimde kendimi çok kötü hissettim elbette, fakat sonrasında kurucusu olduğum grubuma kendimi adamaya karar verdim ve öylede yaptım.
Katran Kabir Yerel Medyada
KATRAN KABİR’2011
Sis’in 6 yıllık kariyeri birçok eleman değişikliği ile geçti. Ve hep ya ikinci gitaristi ya da davulcuyu aradık biz. Bunca zorluğa rağmen Doom Metal tarzına yöneldik ve Yaslı Dünya (2014) sonrası sırasıyla Izdırap (2016), URF (2017) ve en son olarak ikinci albümümüz Karanlığın Fısıltıları (2018)’nı yayınladık. Son kadromuz ile az ama öz çok başarılı konserler yaptık. İki video çektik ve en son yaşadığımız çıkmazlar baş gösterince ve içinden çıkılmaz hal alınca belki de en başarılı dönemimizde süresi belirsiz bir ara döneme girdik. Sis genel olarak herkes tarafından tanınan sevilen ve desteklenen bir gruptu. Elbette bizi sevmeyenlerde vardır bu çok normal ama biz 6 yıl boyunca yaptığımız herşeyin fazlasıyla arkasındayız ve ne yaptıysak onur duyuyoruz.
SİS’2014”
Sis’in dışında birde solo çalışmalarım oldu. Çok sevdiğim Berhan Arısoy abim (Kendisi bir Protest Müzik sanatçısdır ve kendi alanında muhteşem albümleri vardı) bir eserimi çok beğendi ve demo olarak yorumladı. Kendisi umarım bu eseri bir gün albümüne alırda, sizlerde dinlersiniz. Onun dışında çok sevdiğim Progresif Rock grubu Bergüdaş ‘ın bir şarkısı olan ‘’Dökülür Dünya Üzerime’de gruba eşlik ettim. Ve bu çalışmanın hemen ardından camiadan çok sevdiğim dostlarımla bir araya gelip, farklı farklı Rock ve Metal tarzlarından eserlere imza attığımız Jasmor &Friends projesini oluşturduk. Proje ‘den şu ana kadar Melih Gürkan (Taş Mektep) ile Delilik, Amras Numenesse ile Birth Of Eternity , Mehmet Perdeci ( Menny’s Funeral, Altered) ile Bir Avuç Nefret, Önder Kanal ile Korkaklığın Esareti, Sinan Alıcı ile Yağan Yağmurun Ardından ve Abdulsamet Ateş ile sözlerini sevdiğim şair arkadaşım Ümit Manay’ın yazdığı Armagedon isimli şarkıları yayınladık. ( Kubilay Kapsız , Erkan Köroğlu(ArsnovA) gibi dostlarım ile yapacağımız şarkılarla bu proje devam edecek)
Evet kısacası 26 yılımı size şöyle bir anlatmak istedim. Yaşadığım bu şehirde müzik yapmak hiçbir zaman kolay olmadı. Her zaman zorluklarla karşı karşıya kaldım. Ama ne olursa olsun, farklı bir alana yönelmedim ve hiçbir zaman vazgeçmedim. En son kendi grubum SİS ile de bu zorlukları 6 yıl boyunca fazlasıyla yaşadık ve sonunda bir karara vardık. Ama daha evvel bir paylaşımım da belirttiğim gibi Jasmor olarak kariyerime SİS ile başlamadım ve dolayısıyla da sağlığım yerinde olduğu sürece bitmeyecek. Artık birşeyler konusunda daha da piştim diyebilirim, bundan sonra birçok sürpriz ve birbirinden farklı sürprizlere gebe olabilir. Ama önce biraz ara, ama merak etmeyin herşey yoluna girecek ve bu zorluklar altında yine güzel ve etkili bir o kadar farklı şeyler çıkacak.
SİS’2018”
Son olarak 26 yıl boyunca beraber çalıştığım tüm müzisyen kardeşlerime, dostlarıma ve ustalarıma, Scream Of The Dead, Road Closed, Anşar, Meteor, Organic, Kaldera, The Demon King, Katran Kabir ve Sis’e, bana mükemmel bir şarkılarında yer verdikleri için Bergüdaş’a ve elbette Jasmor &Friends projesindeki tüm dostlarıma sonsuz teşekkür ediyorum. Yakında yeni proje ve çalışmalarda görüşeceğiz.
JASMOR ‘’ Discography’
Katran Kabir – Yarın Yok (2011)
Sis- Pes Etme (2013)
Sis- Yaslı Dünya (2014)
Izdırap (2016)
Urf (2017)
Bergüdaş ft Jasmor – Dökülür Dünya Üzerime (2017)
Jasmor &Friends – Vol-1( Melih Gürkan, Amras Numenesse, Mehmet Perdeci, Önder Kanal, Sinan Alıcı, Abdulsamet Ateş) (2018)
Merhaba, Öncelikle Metalperver’in hikayesini bizlerle paylaşırsanız çok seviniriz, ne zaman ve kimler tarafından kuruldu vs?
Herkese merhaba. Metalperver’i 2016’nın son aylarında, daha önce başka mecralarda da birlikte yazarlık yaptığımız Bircan ve Ozan ve ben (Korhan), beraber kurduk. Ancak 2018’in Ocak ayından beri Metalperver’i tek başıma yürütüyorum. Arada birkaç konuk yazı yayımladım ama son bir-bir buçuk senedir sitede yayımlanan tüm içerik bana ait.
Benim çok severek takip ettiğim bir site metalperver, peki genel olarak metal severlerin ilgisi nasıl ve ne yönde?
Çok teşekkürler. Aslında sitede bir forum ya da tartışma dönebilecek haber başlıkları olmadığı için herkesin sık sık yorum girdiği veya hakkında konuştuğu bir ortam değil Metalperver, bu yüzden biraz daha kendi halinde gibi görünüyor. Fakat ziyaretçi sayımız her geçen gün artıyor ve özellikle son birkaç aydır sosyal medyada ya da metal ortamlarında insanlarla karşılaştığımda Metalperver’i ilgiyle takip ettiklerinden söz ediyorlar ve bu beni gururlandırıyor. Spotify’da, Twitter ve Facebook’ta da her geçen gün kalabalıklaşıyoruz. Kısacası henüz istediğim seviyede olmasa da sessiz ve derinden bir yayılmadan söz edebiliriz sanırım, haha.
Ülkede Rock ve metal yayıncılığı aslında en az bu müzikleri icra etmek kadar zor, az ama öz sayıda yayınlar var, bunlar biride sizsiniz.Türkiye’de Rock ve Metal yayıncılığını, fanzin ve dergi ve siteleri nasıl buluyorsunuz ve en çok takip ettiğiniz oluşumlar hangileri?
Rockstation, Köprüaltı, Headbang, Şebek ve Zor gibi dergilerle büyüdüm ben. Ankara’da, Kök İş Hanı’nda bulunan Zıd’a gider, Zor ile ilgili gelişmeleri öğrenirdim Tolga’dan ya da Okan’dan. 2002-2003 yıllarından itibaren oradaki muhabbetlerden bile pek çok şey kulağıma küpe oldu ve daha o zamanlardan Türkiye’de bu tip işlerin, alt kültürleri yaşatmaya çalışmanın ne kadar zor olduğunu anladım gerçekten. Buradan bu işlerde emeği geçen herkese tekrar selam etmiş olalım; iyi ki vardınız/varsınız.Zamanında birkaç foruma girip çıkmışlığım olduysa da aslında pek sıcak bakmıyorum bu ortamlara ve o yüzden de yerli mecralarda aktif olarak kullandığım bir oluşum gelmiyor aklıma. Fakat ZERO SIX EXTREME, EXTREMINAL WEBZINE-TV, ÇEREZZINE veya LADY OBSCURE gibi hakim olduğu konuda kaliteli işler ortaya koyan isimleri güncel olarak göz gezdiriyorum mutlaka.Sonuçta yarattığımız şeyler de kişisel beğenilerimize göre şekilleniyor. Türkiye’deki hiçbir oluşum onlarca yazar ile bütün türlere hakim ve aynı mesafede durabilecek, yaptığı şeyi profesyonel bir iş olarak görüp üst düzey bir profesyonelliği yansıtabilecek durumda değil. Standardın çok altında kalan, kimseye bir şey katamayan ve yeni bir şey söyleyemeyen oluşumlar eriyip gidiyor zaten ama henüz içerik kalitesini tartışabilecek seviyede bir düzeyde olmadığımız için bir şekilde üretmeye devam eden herkesi takdir ediyorum.
Metalperver, gerek yurttan gerekse dünyadan önemli isimlerin sıklıkta yer aldığı bir site, peki bu içerikleri oluştururken nasıl bir yol izliyorsunuz ?
Ekşi sözlükte bir arkadaş Metalperver başlığına olumlu-olumsuz fikirlerini yapıcı bir üslupla belirtip ek olarak da “Metalperver değil blackmetalperver oluyor bazen abi, birkaç yazar alıp içeriği daha homojen dağıtmak faydalı olabilir,” gibi bir şeyler yazmıştı ama sonradan silinmiş galiba. Neyse, bu önemli bir konu bence. Demin söylediğim gibi iş dönüp dolaşıp kişisel zevklere geliyor zaman zaman ama arka arkaya aynı türde, pek de bilinmeyen isimler hakkında yazılar yazıp geri dönüş beklemek mantıklı değil pek.Bir de yıllar geçtikçe dinlediğimiz, izlediğimiz, yazdığımız grupların sayısı kaçmaya başlıyor. Tabii kendi kapalı çevremizdeki birçok insan da bu seviyede olduğu için yanlış bir algı oluşmaya başlıyor ve herkesin her şeyi iyi bildiği yanılgısına düşebiliyoruz. Halbuki birileri daha Testament’ı yeni öğreniyor, ilk kez Mayhem dinleyip hayatının şokunu geçiriyor ya da arkadaşlarıyla “Muhammed Suiçmez diye bir gitarist varmış, inanılmaz çalıyor adam abiii!” diye muhabbet ediyor. O yüzden daha kapsayıcı ve rahatım artık konuda. Metalperver’de bir gün üç kişinin bildiği black metal grubu incelemesi çıkarken ertesi gün Metallica yazısı çıkabiliyor artık ve Metalperver için doğru olanın bu olduğunu düşünüyorum kendimce.Yine de önceliklerim, daha bir hevesle yazdıklarım, asla yazmayacaklarım ve kırmızı çizgilerim vs. var tabii. Sırf etkileşim almak için kendimden ödün vermek istemiyorum… En azından bedavaya bunu yapmam, haha.
Metalperver olarak yola çıkarken, kafanızda kurduğunuz yolculuğunuz istediğiniz gibi gidiyor mu, ve planlarınız arasında ne gibi sürprizler bizleri bekliyor olacak?
Son dört-beş aydır iyi bir yola girdiğimi düşünüyorum ve an itibariyle Metalperver’de olan bitenden memnunum. Yine de içeriğinin büyük bir bölümü yazıdan oluşan bir sitenin önümüzdeki yıllarda ayakta kalmasının zor olduğunu düşünüyorum. Okumak zahmetli, zaman alan ve aynı anda başka bir şeyle uğraşmanıza engel olan bir aktivite ve günümüzde herkes dinlemeyi/izlemeyi tercih ediyor. Bunu iyi ya da kötü olarak değerlendirmiyorum ama realite bu.Henüz yoğun bir talep yok ama zamanla, tesir alanı genişledikçe ve okurların talepleri arttığında Metalperver farklı mecralarda da aktif olup sesli/görüntülü içerik dünyasına adım atacak mutlaka.
Genel olarak Metalcilerin yerli gruplardan daha çok yabancı grupları tercih ettiği kanısı yıllardır konuşulur, buna önemli bir metal sitesi olarak katılır mısın ya da bunun gibi söylemlerin çıkmasındaki sebepler sence nedir?
Bu hiç bitmeyecek bir muhabbet sanırım, haha. Belirli dönemler için genel-geçer bir doğru olarak bile görülebilirdi bu söylem ama günümüzde insanlar eseri üretenin kimliğinden ziyade eserin kalitesini ön planda tutuyorlar. Kimi yerli isimler ise yaptıkları işlere hiç bakmadan destek bekliyorlar. İnsanların elinin altında sonsuz bir market var, ellerindeki sınırlı kaynakları neden sana harcasınlar? Grupların öncelikle bu soruya cevap vermeleri gerekiyor bence. Eskiden şu vardı mesela “Marlboro içme, iki bira az iç, bir pantolona 150 TL vereceğine bizim konserimize gel…”. Fakat öyle bir dönemde yaşamıyoruz artık ve eğer insanlardan bir şeyler talep ediyorsanız karşılığında ne sunduğunuzu net bir şekilde ortaya koyabilmemiz lazım, çünkü bir sürü farklı seçeneği varken kimse kimse için bir şeylerden ödün vermek zorunda değil artık. Sırf yerli diye uyduruk bir şeye para harcamak, tanıdığının tanıdıklarının Sad But True çaldıkları barlarda takılmak zorunda değil. Fakat tüm bunlar tartışmanın sadece bir bölümü.Öte yandan bu topraklarda metal kültürü devam edecekse yerli gruplar ve dinleyiciler ile beraber var olan bir sahne sayesinde olacak. Haliyle yerli dinleyici de kendi grubuna destek olma noktasında biraz daha farkındalık geliştirmeli. Demin dediğim gibi, körü körüne destek olmayı savunmuyorum asla, çünkü bu ancak olduğumuz yerde saymamızı sağlar. Kendi içinde bölünmüş durumda olsa dahi yerli piyasa her zaman aktif ve Türkiye’den çıkan hiçbir metal grubunu sevmediğini söyleyen birine inanmamı beklemesin kimse. Çünkü neredeyse her türden pıtrak gibi bir dünya grup çıkıp yurtdışından şirketlerle anlaşabilir, Avrupa’da turlayabilir hale geldi artık. Yerli grupların kayıt kaliteleri, tişört, albüm baskıları vb. her şey dünya standartlarını yakalamış durumda. İnsanların, etraflarında ne oluyor ne bitiyor diye daha iyi araştırmaları lazım, çünkü gerçekten çok fazla şey oluyor aslında ve bunların bir kısmı da kesinlikle desteğimizi hak ediyorlar. Kısacası uzayıp gidecek bir muhabbet bu ve iki tarafında atabileceği somut adımlar her zaman olacak. Metalperver özelinde ise yerli gruplar da en az yabancılar kadar, en azından istatiksel anlamda ilgi görüyor, bunu söyleyebilirim. “Yerli Pazarı” köşesinde mümkün olduğunca bizden bir şeyler incelemeye, kimileri rahatsız olsa dahi objektif bir biçimde fikirlerimi belirtmeye çalışıyorum ben de. Metalperver olarak herhangi bir taraf tutmasam da iki tarafa karşı da sorumluluk duyuyorum.
Birçok metal/rock site ve fanzinleri ayrıca organizasyonlarda gerçekleştiriyor, sizinde ileride böyle hedefleriniz var mı?
Yakın zamanda Metalperver için bir Patreon hesabı açtım. Dilediğiniz miktarlarda aylık abonelik ücreti ödeyerek üreticiye destek olabildiğiniz bir ortam Patreon. Bunu yapmamdaki amaç hem harcadığım zamanın ve emeğin gerçek bir karşılığı olup olmadığını görmek hem de eğer bir kitleden söz edebilecek duruma gelirsek bu kitlenin gücüyle somut şeyler yapabilmekti. Senelik Metalperver giderlerinin karşılanması bile bir artıdır sonuçta. Nihai amacım ise Metalperver adı altında, Metalperver kitlesinin gücüyle yerli ve yabancı organizasyonlar düzenleyerek metal kültürünü yaşatmaya devam etmek ve yerli piyasamıza destek olmak. Aslında bir önceki soruya da bir çözüm getiriyor gibi, haha. Bu fikri, nasıl gerçekleştirebileceğimizi Patreon sistemi üzerinden okurlara duyurdum ve şaşırtıcı bir şekilde gayet pozitif dönüşler aldım.Henüz emekleme aşamasında daha ama umuyorum katlanarak artacak ve yakın zamanda Metalperver konserlerinde hep birlikte kafa sallamaya başlayacağız.
Underground Kültür son yıllarda iyice kendini göstermeye başladı gibi, Gerek Underground edebiyat gerek Müzik anlamında, bu konuda neler düşünüyorsunuz?
Hepimiz hayatın belirli noktalarında kendimizi kapana kısılmış gibi hissediyoruz ve delirmemek için bir şeylere tutunmak zorundayız. Bu çukurda kendimiz gibi birilerinin daha olduğunu bilmenin verdiği teselliye bile muhtaç haldeyiz. O yüzden kendi küçük yaşam balonlarımızı yaratıp onların içinde birbirimize tutunarak yaşamaya çabalıyoruz bir şekilde… Size ve kendi siteme kayyum atanmaması için daha fazla bir şey söylemeyeceğim bu konuda, haha.
Metalperver’in bugün kendine ait bir sountrack’i olsa, bu sountrackte hangi isimler yer alırdı?
Nefis bir soruymuş bu. Hiçbir zaman belirli bir türün metalcisi olmadım, o nedenle karman çorman bir liste olurdu ve yüzlerce grup yer alırdı galiba. Şimdi bir sürü grup sıralamak yerine son zamanlarda çok dinlediğim ve soundtrack listeme alabileceğim bir-iki isim vereyim: Mgła, The Ocean, Tribulation, Ratos De Porão, Varathron, Altarage, Imperial Triumphant, Warbringer, Horrendous, Violblast… Güya bir-iki isim verecektim ama duramadım, haha.
Çerezzine olarak kardeş sitelerimiz arasında bizim için yeri çok özel olan siz Metalperver ile bu röportajı yapmaktan dolayı çok mutluyuz. Çok Teşekkür ediyoruz gerçekten, son olarak hem Çerezzine hem de Metalperver okurlarına neler söylemek istersiniz?
Röportaj fırsatı için esas ben teşekkür ederim. Yüzünü tamamen yerli piyasaya dönmüş önemli bir platform Çerezzine ve eminim Metalperver okurları da Çerezzine’a hak ettiği ilgiyi göstereceklerdir. Üniversiteden sonra metali bırakmadım, siz de bırakmayın diye elimden geleni yapmaya çalışıyorum. Görüşürüz!
Merhaba Angona, Öncelikle okurlarımıza biraz kendinizden bahseder misiniz?
Utku : Herkese Merhaba. Öncelikle sana çok teşekkür ederiz Gökhan. Bize değer verip yardımcı olduğun için. Bu röportaj uzun süre sonra yapacağımız ilk röportaj olduğundan dolayı yeri her zaman çok ayrı olacak.
Angona kökleri 2007 yılına uzanan, eski ismi Langona olan ve 2011 yılından itibaren yeni bir isim, yeni grup arkadaşları ve yeni bir tarzı (Senfonik Alaturka Metal) oluşturmaya çalışan, hala arayış içerisinde olan bir grup. Kısaca bu şekilde anlatabilirim sanırım.
Albümünüz olan “Holocaust V” ile geri döndünüz , bizlere biraz albümden bahseder misiniz?
Akif : Tabii ki. Albümün beste ve cover parçalarının düzenlemesine Haziran ayının başlarında başladık. Bireysel işlerimizden ötürü albüm Mart ayında hazır olabildi. Albümdeki parçalarda genel olarak insanoğlunun negatif taraflarıyla ilgili konular işlediği için “Holocaust” adını uygun gördük. Sonundaki “V” ibaresi de roma rakamı olarak 5 anlamına geliyor ve bu 5. albümümüzü simgeliyor.
Bestelerimizin sözlerini “Paralel” isimli duble albümümüzde olduğu gibi Vokalimiz Utku’nun eşi Firuze Arslan yazdı.
Bu bilgilerin dışında “Senfonik Alaturka Metal” tarzına en yakın çalışmaları bu albüm bestelerinde oluşturduğumuzu söyleyebilirim. Sanırım grupla beraber tarzın bütünlüğü de kendini göstermeye başlıyor.
Angona “Senfonik Alaturka Metal” tarzında müzik yapan ve bu anlamda bu tarzın öncü isimlerinden biri olarak gördüğümüz bir grup, bizlere biraz bu tanımı anlatabilir misiniz nedir Senfonik Alaturka Metal?
Utku : “Senfonik Alaturka Metal” evrensel bir tarz olarak “Oryantal Metal” ile de bağdaştırılıyor ya da ülkemizdeki dinleyicilerden “Pentagram” grubuna benzerliğini de duyuyoruz fakat tarzımızın “Oryantal Metal” olmaması ya da “Pentagram” müziğinin birebir aynısı olmamasının en önemli nedeni parçalarımızın başından sonuna kadar kullandığımız “Senfonik” alt yapılar. Bunun yanı sıra bir çok “Folk Metal” grubu gibi metal müziğe olabildiğince entegre etmeye çalıştığımız bir “Alaturka” meselesi mevcut.
Yani biraz daha açmamız gerekirse “Alaturka”, bu topraklardaki müziğe geleneksel bakış ; müziğimizdeki “Senfoni” kısmı ise batı müziğine geleneksel bakışımızı sembolize ediyor. Biz ilk önce parçalarımızda “Metal” yapısını oluşturup “Senfonik Alaturka” harmanını üzerine yazmayı uygun görüyoruz. Dolayısıyla oluşturduğumuz parçalardaki “Metal” öğeleri pek yabana atılır gibi yazılmıyor. Tabii ki “Senfonik Alaturka” harmanı hem çok sesli hem de çok melodik olduğu için “Metal” ile oluşturduğumuz alt yapıyı biraz sadeleştirdiğimiz doğrudur.
Antalya’lı bir grupsunuz ve köklü bir grupsunuz, sizi bu yıl birçok yerde canlı canlı izlemek çok isteriz, planlarınız var mı bu yönde ve sürpriz gelişmeleri sizden öğrenelim?
Kaan : Bu yıl ben de olmak üzere yeni arkadaşlarımız Angona’ya dahil oldu. Bizim gibi gruplarda maalesef sürekli yaşanan şeyler. Canlı repertuvarımız albüm repertuvarımızdan biraz daha farklı olduğu için hazırlıklarımız bütün grup içerisinde devam etmekte. Aynı zamanda şuan üzerimizde albüm yorgunluğu var diyebilirim ancak bir aksilik olmazsa bu senenin son çeyreğine doğru sizi yapacağımız ilk canlı performansımızda ağırlamak isteriz.
Holocaust V , 5 ‘i cover ve 5 adet beste çalışmasını içeren muhteşem bir albüm olmuş, cover çalışmalarınız oldukça başarılı, bu seçimleri yaparken nelere dikkat ediyorsunuz ?
Akif : Öncelikle çok teşekkür ederiz. Mutlaka ev kaydından ve her ayrıntıyı kendimiz üstlendiğimizden ufak tefek problemler oluşmuştur ancak bizim de verdiğimiz emeğe karşılık albümün bütün olarak içimize sindiğini söyleyebiliriz. Cover seçimlerimiz aslında biraz zor oluyor çünkü Türkçe sözlü parçaları coverlamayı uygun görüyoruz. Türkçe, doğru kelimeler kullanıldığı takdirde yapı olarak Metal Müziğe çok yakışabilen bir dil. Yani bunu doğru kelimeleri seçmeden yapmaya kalkarsanız müzikal anlamda biraz başınız ağrıyabiliyor. Kısacası cover seçimlerinde ilk önce sözler ve ardından parça üzerindeki hayallerimizin genişliği doğru kararlar vermemizi sağlıyor. Albümde cover olarak; daha önce coverladığımız “Eşkiya Dünyaya Hükümdar Olmaz” ve “Beni Hatırla” gibi parçaların yeniden kayıtları mevcut. Onun dışında “Kan Çiçekleri”, “Sevda Kuşun Kanadında” ve “Adaletin Bu Mu Dünya” coverları bulunmakta.Bu parçaların hiç biri sonuçta “Senfonik Alaturka Metal” değildi ve bunu yaparken hem şarkıların dokularını bozmadan hem de şarkıları “Metal” sertliğine kavuşturma gibi bir misyonumuz vardı. Elimizden geleni yaptık. Başarılı bulmanız bizi çok mutlu etti.
Müzik tarzınız kendinize has bir metal tarzında, fakat progresif elementlere de , saykodelik öğelerde rastlıyoruz. Genel olarak birçok kesim tarafından ilgiyle takip edileceğinize inancım tam, albümünüz ile ilgili aldığınız yorumlar nasıl ve ne yönde?
Utku : Aslında ilk önce “Metal” öğelerini yazmaya başlayınca dinlediğimiz ve etkilendiğimiz grupların etkilerini görebiliyoruz müziğimizde ancak, sıra “Senfonik Alaturka” işine gelince o zaman bambaşka bir dünya ile karşılaşıyoruz. İnan bana grup arkadaşlarımızın hiç biri hatta o besteyi yapmaya kim başlarsa başlasın parçanın bittiği hali hayal dahi edemiyor Temenniler için de ayrıca teşekkür ederim ancak grubumuz bu yapılan işleri minimum maddiyat ile yapıyor. Hatta bir çok işi sıfır maliyetle yapmak zorunda kalıyoruz. Grubun canlılardan kazandığı çok cüzzi miktarlar oluyor ancak ilerlemek ve yaptığımız ürünlerin tanıtılması için yetebilecek bir miktar olmadığından dolayı, biz de buraya yatırım yapmayı uygun görmüyoruz. Dolayısıyla ulaşabildiğimiz kitle, hayalini kurduğumuz çoğunluğa erişemese de bizi dinleyen ve sürekli takip eden bir kitlenin olduğunu biliyoruz ve hatta onlarla sürekli iletişim halindeyiz. Bu bizim en büyük mutluluğumuz ve müziğimizi yapmamız için en önemli sebep. İleride müziğimizi bilen ve seven kitle daha da artarsa mutlu oluruz mutlaka ama asıl amacımızın müzik yapmak olduğunu söyleyebilirim. Albümümüz ile aldığımız yorumlara gelirsek, %80 iyi yorumlardan oluşuyor. Eğer “Senfonik Alaturka Metal” yapıyorsanız hem avantajınız hem de dezavantajınız var demektir. Dezavantajdan bahsedelim; Ülkemizdeki metal dinleyicileri genel olarak “Alaturka” sesleri ya da enstrümanları duymaktan maalesef haz etmeyebiliyor. Avantajdan bahsedelim; Hayatında hiç Metal Müzik dinlememiş ve “Metalci” figürü olarak çok sert karakterler hayal etmiş biri, bizimle Metal Müziğe daha sıcak bakabiliyor ve daha yumuşak bir giriş yapabiliyor. Uzun lafın kısası albüme aldığımız tepkiler çok olumlu fakat biz daha da iyisini yapmak istiyoruz.
Angona her albümlerinden mutlaka klip çalışmalarıyla da bilinen bir gruptur, bu muhteşem albümden hangi şarkıya ilk klip gelecek?
Akif :Biraz önce Utku’nun da bahsettiği gibi her şeyi sıfır maliyetle yapmaya çalışan bir grubuz ve her albümde video klip, fotoğraf çalışmaları yapmaya çalışıyoruz. Bunları bazen biz yapıyoruz, bazen de bize yardım eden arkadaşlarımız yapıyorlar. “Holocaust V” , 1 video klip ve minimum 2 lyric video ile sizlerle buluşacak. Bu videoların hepsi bestelerimize yapılacak. Lyric videolarımız ile gitaristlerimiz Kaan ve Ege ilgileniyorlar. Yakında dinleyicilerimiz ile buluşacak.Video klibimiz ise yine bestelerimizden “Mental Breakdown” parçasına geliyor. Klibin çekimleri tamamlandı. Video klipte Sillyon Antik Kenti’nde ve Perge’de çekimler yaptık. Ve tabii ki çekimleri yapan ve kahrımızı çeken arkadaşımız Ali Uğurlu’ya özel bir teşekkürü borç biliriz. Parçamızın duygusunu birebir veren ve bütün fikirlerimizi dikkate alıp, bize sabır gösteren bir yaklaşım içinde oldu.Grupça beğendiğimiz bu çalışmayı da yakında dinleyicilerimizle paylaşacağız.
Ülkemizin metal piyasasını nasıl buluyorsunuz? Ve beğendiğiniz ve takip ettiğiniz gruplar kimler?
Utku : Ülkemizde metal piyasasını çok eskilerden beri takip ettiğim için biraz gerilemiş görüyorum. Mutlaka İstanbul, Ankara, İzmir ülkemizde bu tarzın başını çeken grupların ev sahipliğini yürütüyor ancak grupların ve izleyicilerin sayılarındaki azalmalar maalesef kalitelerinden daha geride. Kısacası müzikal kalite ve çabalar artıyor olsa bile, bu işte kitlenin ne kadar önemli olduğunu siz de biliyorsunuzdur. Benim bahsetmeye çalıştığım nokta da bu kitlenin azaldığı yönünde. Her zaman birlikten kuvvetin doğacağına inanırım ki hayatım da bu düzene göre kurulu diyebilirim. Ancak Antalya’da bile bir elin parmağının sayısını geçmiyor artık metal grupları maalesef. Bu bizi üzüyor. Umarım bu durum sona erer ve piyasayı tekrar hareketlendirebiliriz.
Angona’nın planları arasında bundan sonra neler var ve hedefleriniz nelerdir?
Ege : Gruba yeni katılmış biri olarak bir çok proje ile geleceğimizi söyleyebilirim. Albüm parçalarımızı yavaş yavaş dinleyicilerimize sunduktan sonra canlı performanslarımızda çalmış olduğumuz parçaların videolarıyla sosyal medyada dinleyicilerimizle buluşacağız. Bunun dışında bir aksilik olmazsa yazın bir single için daha çalışmaya başlamak istiyoruz ve bu yılın son çeyreğine de eskisinden daha iyi bir şekilde canlı performansımızla gelmek istiyoruz.
İsminizde ilgi çekiyor, anlamı nedir?
Utku : İsmimizin hikayesi biraz garip. 2007 yılında Langona ismiyle yola çıkmadan önce Rizeli bir arkadaşımın tavsiyesiyle araştırmıştım ve hoş bulmuştum. Langona’yı neden anlatmaya başladığıma sanırım sonlara doğru açıklık getireceğim.O dönem ki adımız olan Langona; Kör yılan manasına gelmektedir. Aslında oluklu kertenkele olarak da bilinir. Efsaneye göre hiçbir insana zarar vermez ve ona zarar veren insanlar da bulunduğu köy halkı tarafından lanetli sayılırmış. Bu hayvana Rize’de Langona,Artvin ve Trabzon’da ise Angona derler.Grup 2010 yılından sonra küçük bir ara verdiği dönemde hem tarz, hem de isim değişikliğine gitti. Ancak bizim için değişiklik sadece ismimizin başındaki “L” harfini atmak oldu.
Not : Ve son olarak; grupta Karadenizli bulunmamakta 🙂
Holocaust V kendi adıma çok beğendiğim ve başarılı bulduğum bir albüm diyebilirim, içindeki etkili bestelerinizin yanı sıra, albümün kapağıda ilgimi çok çekti, bu kapağın çıkış noktası ve hikayesi nedir?
Akif : Kapak, orkestra ve ön planda bulunan yaşlı figür olmak üzere iki parçadan oluşuyor. Figüre değinecek olursak, grubumuz uzun yıllardır çeşitli zorluklara rağmen varlığını sürdürdüğü ve belirli bir olgunluğa eriştiği için, olgun olarak nitelendirilebilecek bir figür ve müziği temsilen deforme olmuş elektro gitar tercih edildi. Benden önce veya sonraki süreçte gruba birçok arkadaşımız gerek müzikal anlamda gerek klip vs. gibi diğer alanlarda, gruba dahil olarak veya dışarıdan katkıları oldu. Orkestranın grupla teması olmuş tüm kişileri temsil ettiği söylenebilir. Dolayısıyla kapak, albümün içeriğinden çok grubun varlık süreciyle betimlendi Ayrıca mümkün olduğunca canlı renkler kullanarak grubun ciddi tavrını biraz olsun kırmayı hedeflediğimi söyleyebilirim 🙂
Angona olarak en çok hangi isimlerden ve gruplardan etkilendiniz?
Utku : Grubumuzun özelliği aslında şu. Her grup elemanı kendi enstrümanını %60-70 yansıtıyor. Yapmış olduğumuz müzik zengin bir yelpaze ve harman gerektirdiği için bize çoklu düşünce gerekiyor. Bu tarz kafaları 1 kişiyle yaşamak mümkün olmuyor. Bir çok zıt fikir gerekiyor ve bu fikirlerin de aktif olarak müziğin içinde yer alması gerekiyor. Birimiz Death dinler, diğerimiz Havok, bir diğeri Haktan dinlerken, bir diğeri Wolfgang Amadeus Mozart dinliyorsa müziğiniz zengin oluyor. O yüzden bütün grup arkadaşlarımızın dinlediği grupları ya da isimleri buraya sıralama şansımız yok. Aslında var ama onun için sanırım ekstra bir röportaj daha yapmamız gerekebilir 🙂
Sorularımızı yanıtladığınız için sonsuz teşekkür ediyor ve başarılı çıkışınızın artarak devam etmesini diliyor ve her zaman yanınızda olduğumuzu bilmenizi istiyoruz. Son olarak bu satırları okuyan dostlarımıza ve sevenlerinize neler söylemek istersiniz?
Utku : Sorularını yanıtlamak bir zevkti. Asıl biz teşekkür ediyoruz. Biz çok eğlendik açıkçası. Son olarak dostlarımıza şunu söylemek istiyoruz. Takipte kalın. Takip etmeyenler de takip etmeye başlayabilir. Herkes çalışmalarımızda kendinden bir parça bulacaktır. Buna inanıyorum. Herkese Angona’dan selamlar. Hoşçakalın.
Heavy Metal’in en sevilen gruplarından Murder King büyük bir heyecanla beklenen ikinci albümleri “Fiyasko”yu sevenleriyle buluşturdu. Müzik prodüktörlüğünü topluluğun gitaristi Ossan Denec’in üstlendiği albümün mix aşamaları Arın Baykurt tarafından Babajım Studio’larında, mastering işlemleri ise Tony Lindgren tarafından İsveç’te bulunan Fascination Street Studios’da gerçekleştirilen albümde 10 şarkı yer alıyor..
Angona’nın ilk uzun metraj ve 5. albümü HOLOCAUST V yayınlandı.
Albümde 5 beste 5 cover çalışması yer almakta.Cover parçalar Part 1 olarak sunuldu. Part 2 de bulunan besteler ise çok yakında Spotify, Apple Music ve tüm dijital platformlarda sizlerle buluşacak. Part 1’in bütün parçalarını bu geceden itibaren Youtube kanalımız üzerinden dinleyebilirsiniz. Grubun yeni albümlerine dair röportajı ise en yakın zamanda sitemizde yerini alacak..