Etiket: metal

  • Kasamam ”#birROCKhikayesi”

    Kasamam ”#birROCKhikayesi”

    Merhabalar, öncelikle KASAMAM ne zaman ve kimler tarafından nerde kuruldu, dostlarımıza biraz kendinizden bahseder misiniz?

    2015 yılında Kasamam müzik grubu Hayri Ataman ve Nurcan Arat tarafından kurulmuştur. Gruba yeni katılan müzisyenlerin de katkılarıyla kendi söz ve besteleri ağırlıklı olmak üzere Rock müzik tarzında cover parçalar da yorumlamaktadır.
    Kasamam müzik grubu uzun zamandır provalarını ve çalışmalarını ( her hafta iki gün toplam 6 saat olmak üzere) ;İstanbul un sayılı (konser sound una sahip ) stüdyosundan biri olan Objektif Rock grubunun kurucusu Vecdi Yücelan’a ait Hangar da gerçekleştirmektedir.
    Grubun tarzı: Pop Rock, Blues, Hard Rock, Alternatif Rock
    Grubun Felsefesi: Grubun her bir üyesi özel yaşamında profesyonel mesleklerini sürdürürken, aynı zamanda müzikten büyük keyif alan, ve müziği hayatlarının önemli bir motivasyonu olarak gören müzisyenlerden oluşmaktadır. Grup üyelerinin 18 ile 55 yaş aralığında geniş bir yelpazeden oluşması nedeniyle bu geniş yaş aralığındaki kitlelerinin nabzını hissedebilme ayrıcalığına sahiptir. Farklı bölgeler ve mesleklerden ve sosyal ortamlardan bir araya gelmiş olan müzisyenlerin birbirine müzik ve insani değerler anlamında yaptıkları katkıları, grubun söz, beste ve yaptıkları müzik türüne ve yorumlarına yansımaktadır.
    Besteler: Grubun halen 40’ın üzerinde bir sayıya ulaşan kendi besteleri genel olarak bazen melankoli, bazen umut ve neşe veren, bazen alaycı, ama temel olarak insani duyguların dile getirilişi, ayrılık, hüzün, aşk, sevgi ve hayata bağlılık ve öfkenin “Rock soundu” altında dile getirilişine aracılık etmektedir.
    Grubun misyonu sözlerdeki duyguları dinleyicisine tam ve içtenlikle ve ruhuna dokunacak şekilde yansıtabilmektir. Besteci Hayri Ataman mevcut bestelerinde sözleri esas almakta, sözdeki duygu ve ruhu dinleyiciye aktarabilmek için oluşturduğu melodileri öncelikle sözlerin kendisinde oluşturduğu hislerine dayandırmayı hedeflemektedir.
    Grup Üyeleri:
    1. Hayri Ataman
    2. Nurcan Arat
    3. Serdar Derici
    4. Batu Öntürk
    5. Suat Toptaş
    6. Mehmet Şevki Ünlü
    7. Ceren İçen
    8. Çağrı Düzce

    1-Hayri Ataman

    (Besteci, aranjör, söz yazarı ,ritm gitaristi (elektro gitar, akustik gitar) ve solist)
    1968 yılında İstanbul ‘da doğdu. 1991 yılında İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesini
    bitirdi. Philip Morris, Reebok, BP gibi global şirketlerde uzun seneler satış pazarlama
    yöneticiliği yaptı. Motosiklet ve spor arabalar diğer ilgi konuları arasındadır. Hayri
    Ataman bekar ve 10 yaşında bir kız çocuğu babasıdır.
    İlkokulla birlikte İstanbul’da zamanının popüler müzik eğitim merkezi olan Turgut
    Zeki Irmak Müzik Eğitim Merkezinde mandolin çalarak müzikle tanıştı. Lise yıllarında
    gitar çalmaya başladı. Profesyonel meslek hayatı devam ederken kurduğu farklı
    müzik gruplarında amatör ruhla müzik hayatını sürdürdü. Duygularını ve hayata
    bakışını yansıttığını düşündüğü Kiss, Iron Maiden,Bon Jovi ,Scorpions gibi Rock
    gruplarını takip etmeye başladı. Üniversite döneminden sonra ağırlıklı olarak
    Türkçe Rock müziklerine ilgi duymaya başladı. Cem Karaca , Barış Manço, Feridun
    Düzağaç, Haluk Levent, Teoman, Pentagram, Şebnem Ferah beğendiği ve
    etkilendiği sanatçı ve gruplar arasında sayılabilir.
    Bazılarının söz yazarlığını da yaptığı Hayri Ataman’ın çok sayıda ( 40’ın üzerinde)
    Türkçe Blues, Pop Rock, Rock’on Roll ve Hard Rock, Alternatif Rock tarzında
    bestesi bulunmaktadır. Kasamam adlı Rock grubunun kurucularından olup, grubun
    solistliğini ve ritm gitaristiliğini yapmaktadır.

    2-Nurcan Arat

    (Söz yazarı, aranjör)
    1969 yılında Ankara’da doğdu. 1992 yılında Ankara Üniversitesi Tıp fakültesinden
    mezun oldu. İstanbul Bilim Üniversitesi Tıp Fakültesinde Kardiyoloji Profesörü olarak
    öğretim üyeliği görevi yapmakta olup, Florence Nightingale Hastaneleri bünyesinde
    hizmet vermektedir. Yapay kalp pompaları ve kalp nakilleri konusunda araştırma ve
    projelerde görev yapmaktadır. Kardiyoloji alanında çok sayıda ulusal ve uluslararası
    bilimsel araştırma, makale ve kitap bölümü yazarlığı bulunmaktadır. Müzik dışında,
    yelken ve doğa sporları hobileri arasında yer alan Nurcan Arat iki kız annesidir.
    Üniversite yıllarında Türk sanat müziği korosuyla başlayan müzik ilgisi ve eğitimi
    daha sonra piyano dersleri alarak devam etmiştir. Her tür yerli ve yabancı müzikten
    hoşlanmasına rağmen Rock müzik ve blues türleri favorisi olmuştur. Amatör olarak
    kısa film yönetmenliği eğitimleri almış olup, İstanbul Film Akademi bünyesinde
    yönetmenliğini yaptığı kısa filmler çekmiştir. Amatör düzeyde yaratıcı yazarlık
    eğitimleri almış olan Nurcan Arat, kısa öykü ve roman çalışmaları devam etmektedir.
    Nurcan Arat, Kasamam müzik grubunun kuruluşunda yer alıp, yazdığı bir çok şarkı
    sözü Hayri Ataman tarafından bestelenmiştir ve kendisi ve Hayri Ataman tarafından
    aranje edilerek, Kasamam grubunca yorumlanmaktadır.

    3-Serdar Derici

    (Solo gitar)
    1984 yılında İzmir-Tire doğumludur. Zonguldak Karaelmas Üniversitesi Turizm ve
    Otel işletmeciliği bölümü mezunu. Halen özel bir şirkette dış ticaret uzmanı olarak
    çalışmaktadır. Müziğe lise zamanlarında metal dinleyerek basladı, ilk gitarını lise 2 de
    aldı daha çok Metallica Slayer ve 70ler 80ler rock müzik dinlerdi ve gitar bilgisi onlarla
    şekillendi. Safranbolu ya üniversiteye gittiğinde üniversitenin grubunda çaldı ve
    konserler verdi. Ayrıca bazı mekanlarda sahneye çıktı ve üniversiteyi bitirip
    İstanbul’a geldikten sonra müzikten belli bir süre uzak kaldı. Daha sonra Kasamam
    grubuna katılarak müziğe kaldığı yerden devam etmektedir ve grup bestelerinin gitar
    sololarını düzenlemektedir.

    4-Batu Öntürk

    (Bas gitar, “back vokal”)
    1994 İstanbul doğumludur. Müzik aşkı çocukluk yaşlarında başlamıştır. 2016 yılında
    Kavram M.Y.O’nun Bilgisayar Programcılığı bölümününden mezun olmuştur.Farklı
    şirketlerde görev yaptıktan sonra halen Coco-Cola AŞ. de SAP danışmanı olarak
    çalışmaktadır. Rock müzik dinlemekten hoşlanmaktadır ve lise yıllarından beri bas
    gitar yanında akustik gitar çalmakta olup, kendi besteleri de mevcuttur.Farklı
    gruplarda sahne performansı gösterme şansı bulan Batu müziği kendisi için
    vazgeçilmez bulmaktadır.

    5-Suat Toptaş

    (Perküsyon)
    1968 yılında Erzincan’da doğdu. Yıldız Üniversitesi Makine Mühendisliğinden 1990
    yılında mezun oldu. Perküsyon merakı küçük yaşlarda başladı. Gençlik yaşlarında
    bir aile perküsyon grubu ve bölge orkestra grubunda darbuka çalmaya başladı. Uzun
    yıllar çzel şirketlerde makine mühendisi olarak görev yapmıştır. Son 5 yıldır ısıtma,
    soğutma ve yalıtım üzerinde çalışan bir mühendislik firmasının sahibi olarak
    çalışmaktadır. Son 2 yıldır özel Ritimits perküsyon atölyesinde ritm eğitimlerine
    devam etmektedir. Evli ve bir çocuk babasıdır.

    6-Mehmet Şevki Ünlü

    (Bateri)
    1963 yılında İskenderun’da doğdu. Müziğe ve bateriye ilgisi küçük yaşlarda başladı.
    34 yıllık subaylık hizmetinde Türkiye’nin hemen her yerinde ve yurt dışı görevlerde
    bulunduktan sonra 2016 yılında K.K.K.’dan emekli oldu. Askeri meslek hayatı
    boyunca 150 ye yakın ödül, başarı ve takdir kazanmış olup, 15 şerit rozet, 3 kurs
    brövesi sahibidir. 2014 yılında Ankara/Ümitköy’de Hayal Sahnesi Dans ve Müzik
    okulunda eğitim almaya başladı.Farklı Rock gruplarında baterist olarak görev yapıp
    sahne performanslarına katıldı. Evli ve bir çocuk babasıdır.

    7-Ceren İçen

    (Back Vokal – Piyano)
    1996 yılında İstanbul da doğdu.Müziğe küçük yaşlardan itibaren ilgi duyan Ceren
    okul hayatı boyunca çeşitli korolorda çalışmıştır.Birçok koro ve müzik projesinde
    korist ve solist olarak yer almıştır.Bülent Ecevit Üniversitesi Devlet Konservatuarı
    Sahne Sanatları Opera ve Şan Anasanat mezunudur. Vokal dışında piyano
    çalmaktadır. Şu anda Cavit Murtezaoğlu Ses Atölyesinde ses eğitmeni olarak görev
    yapmaktadır. Rock müzik,halk müziği,opera ,sanat müziği ilgi alanındadır.

    8-Çağrı Düzce

    (Keman-Violonsel)
    1995 yılında İstanbul da doğdu.İTÜ Devlet Konservatuarı müzikoloji son sınıf
    Öğrencisidir.Genelde sanat müziği ,halk müziği ile batı soundunu kendine has keman
    yorumu ile coverlayarak denemeler yapmaktadır.Küçük yaşlarda tencere tava ile ritim
    tutarak müzik hayatına atılan Çağrı annesinin keman alması ile 8 yaşından itibaren
    yaylı çalgılarda profesyonelleşmiştir.Bongocu Arap Mehmet in yeğeni olan Çağrı
    profesyonel eğitimler aldıktan sonra eğitimine İTÜ Devlet konservatuarında devam
    etmektedir. Rock müzik dinlemekten de hoşlanmaktadır.

    Müziğiniz çok seviliyor ve çok aktif bir grup kasamam, yoğunca canlı performanslarınız oluyor ve rock severleri etkiliyorsunuz, nasıl geçiyor konserler?

    Özellikle müziğimizin çok sevilmesi aslında amatör ruhla profesyonel çalışmalar gerçekleştirmemizden kaynaklanıyor diyebilirim.57/23 yaş aralığında grup arkadaşlarımızın olması da her kuşaktan müzikseverlere iletişim sağlamamızda büyük bir etken.Özellikle sahnede ilkönce kendimiz eğleniyoruz doğal olarak da sahne performanslarında çok etkili oluyor. Her iş de olduğu gibi sahne performansında da iletişim gücü  motivasyonu yüksek ekipler tarafından etkili kullanılabiliyor. Değişik mesleklerden oluşmamızda enerjinin yüksek olmasında bence cok büyük bir etken. Özellikle benim senelerce satış pazarlama alanındaki hem saha hem yönetim tecrübelerimin de bu başarıda ve canlı performanslardaki izleyici ile olan iletişimde büyük faydası olmaktadır.Sahnede kendimi çok mutlu hissediyorum. Bütün dertleri tasaları sıkıntıları bir kenara bırakıp sadece müziğimle başbaşa kalıyorum. 50 yaşındayım ve bu zamana kadar ki en mutlu anlarım sahnede geçiyor diyebilirim. Doğal olarak da bu enerji konserlerimizin çok eğlenceli ve etkileyici geçmesine neden oluyor. Çok rahat 4 saat sahnede kalabiliyoruz. Bana bıraksalar 1 kişi de kalsa bunun iki katı daha performans gerçekleştirebilirim. Çoğu zaman zorla sahneden indiriyorlar. Hem vokal yapıyorum hem gitar çalıyorum aynı zamanda grubumu yönlendiriyorum ve izleyicilerle güçlü ve yoğun iletişimde bulunuyorum. Bıkmadan usanmadan yapabileceğim yegane sey bu ,çok geç başladım fazla vaktim kalmadı diyerek bu sorunuzu da yanıtlamış olurum herhalde

    Ülkede Rock müziğin neredeyse yok edilmeye çalışıldığı bir dönemde gerçek manada ruhuyla ve duruşuyla rock yapan bir grupsunuz, aldığınız tepkiler nasıl ve ne yönde?

    En güzeli de bu tepkiler aslında taraflı tarafsız her kesimden çok olumlu geri dönüşler alıyoruz. Hem kendi bestelerimiz hem de kasamam tarzı coverlarımız çok beğeniliyor. Genelde old school denilen akım bizim grubumuz için de geçerli gençliğimde dinlediğim tarz rock parçaların bütün müzik dağarcığımda oluşturduğu temel aslinda bu beğeninin ana temeli. Ben 1980 /85 lerin rock müziği sounduyla büyüdüm . Bu da doğal olarak hem bestelerime hem de cover düzenlemelerime yansıyor. Rock müziğin özellikle Türkiyede ki durumu aslinda belli .Biz keyif almak için müzik yapıyoruz ve bunu hiç bir zaman ticari amaç olarak kullanmayacağız. Ben buna kesinlikle izin vermeyeceğim.

    Yerli Rock ve Metal piyasamızı nasıl buluyorsunuz ve takip ettiğiniz isimler kimler?

    Yerli rock ve metal piyasası aslında her zamanki gibi aslında. Dinleyici sayısı az öz ve kaliteli .Bu yüzden Rock müzik özel hissedebilen koca yürekli sevgi dolu insanların özgürlüklerini ifade edebilme şekli.Bu cevap aslında yeterlidir diye düşünüyorum.Her zamanki gibi destek yok ve rock müzik adı altında yapılan ticari amaçlı gain ve distortıon kullanılan garip müzikler var. Ben çoğunlukla Türkçe Rock müzik dinleyicisi oldum Ama Rock müziği Scorpıons ,Kiss,Bon Jovi İron Maiden Led zepplin,AC/DC Deep Purple ile sevdim.Su anda takip ettiğim ve yoğunlaştığım bir grup yok Kaliteli olduğunu düşündüğüm her grubu dinliyorum.Tabiki Devil,Objektif,Haluk Levent ,Cem Karaca,Şebnem Ferah ,Sabih Cangil,vb. beni etkileyen gruplar.

    Genellikle bestelerinizi çalıyorsunuz bildiğim kadarıyla, peki önümüzdeki günlerde bu muhteşem eserleri bir albümde dinleme fırsatı bulabilecek miyiz, bu yönde çalışmalarınız var mı?

    İlk albüm çalışmamızın kayıtları bitti ve  maxi single olarak ekim 2019 da digital platformlardaki yerini alacak Nym Yapım tarafından albüm kaydımız yapıldı ve buyuk bir ihtimalle dağıtımı dmc tarafından yapılacak.Kasamam #bir ROCKhikayesi Hoşgelmiştin ismi ile yayınlanacak .Hoşgelmiştin-Sözüm Var- Kaybetmem-Affetmiştim parçalarımız sözler Nurcan Arat Beste ve düzenlemeler Bana ait olan ilk çalışmamız bizi çok heyecanlandırıyor. Ekim sonu da inşallah albümün lansmanı gerçekleştirmeyi planlıyoruz. Süprizlerle

    Geçtiğimiz günlerde BAK IN ROCK FEST’te sahne aldınız, sizin için nasıl geçti sahne ve genel olarak festivali nasıl değerlendiriyorsunuz?

    Kasamam için bulunabileceği en buyuk en muhteşem sahne oldu diyebilirim. Çok kısa sürede bu buyuk grupların yanında olabilmek onlarla aynı sahnede aynı tesisatı kullanarak Rock Müzik yapmak anlatılamaz sadece yaşanabilir. Bunu da bence sen benim kadar net hissettin ;sahnede olan biri olarak J.Onları dinleyerek Rock müzik tutkunu olan biri olarak tek tek ayırmadan söylemek istiyorum butun Backın Rock da yer alan abilerimiz kardeşlerimiz ve arkadaşlarımız ile bir rüya yasadık diyebilirim.Keşke değeri anlaşılabilsede bu içi çok büyük katılımı bir o kadar da küçük festival hak ettiği yere bizlerin gayretleri ve sabırla çalışmalarımıza devam ederek gelebilecek.

    Kasamam ilginç bir isme sahip, bir hikayesi var mı, bizlerle paylaşır mısınız?

    Bütün etkinlik ve konserlerde ki tanıtım paylaşımlarımızda çok fazla kullanmaya başladık Kasmayın gelin biz sahnede hiç kasmıyoruz. Kasamam ismi Nurcan Aratın Büyük kızı Edasu nun bize hediyesi oldu aslında . İlk kurulum zamanlarımızda ilk sözler Nurcan tarafından yazılıp benim tarafımdan bestelendikten sonra prova çalışmalarımız anında Nurcanın iki kızını da bu hobby olarak başlayan çalışmalarda aktif olarak yer almalarını sağlamak amaçlı yaptığı her  çağrı ve davette aldığımız geri dönüş kasamayız şimdi oldu .İş te o gün bugün bizde kasmıyoruz .Ama  geldiğimiz bu noktada Edasu bizden isim hakkı talep etmeye başladı .

    Bir Rock Hikayesi başlığıyla konserlerinizi yapıyor ve o oldschool ruhu bizlere hissettiriyorsunuz, bu bir nevi şiarınız oldu gibi, elbette onunda hikayesini sizlerden öğrenmek isteriz?

    birROCKhikayesinin benim için önemi büyük .Parçalarımız ortaya çıkıp çok kısa sürede  40 adedi bulduktan sonra  yayınlama ve tanıtma aşamalarına geldiğimizde çok farklı bir sahne showu fikri ile Nurcan ve ben kendimizi bir hikayenin baş rollerinde bulduk ve ben bu showun adını birRockhikayesi olarak ifade ettim O gün bu gündür aslında biz bu hikayenin içindeyiz başlangıcı çok ama çok eskilere dayanan belki de bilmediğimiz .Kasamam o günden sonra Kasamam birrockhikayesi olarak devam etmeye başladı müzik hayatına. Albümfilm showumuzda çok yakında müzik severlerle buluşacak küçük bir ipucu verdim ama devamı bir rock hikayesinde olacak.

    Şarkılarınızda nelerden besleniyorsunuz ve bahsediyorsunuz?

    Bu soru aslında direk Nurcan ın cevaplayacağı bir soru.Çünkü ben onun yazdığı sözlerden beslendim ve bestelerimi yaptım. Sadece sözleri okudum hissettim ve onları notalarla buLuşturup bir melodi ile bir rock hikayesinin sayfalarına yazdım.Besteler nasıl mı oldu işte o benim gençliğimden beri dinlediğim gerçek Rock müzik sounduyla ruhumda birikmiş fırtınaların yeryüzüne çıkıp esmesi gibi diyebilirim.Nurcan sen de nereden beslendiğini ve bahsettiğini anlatsana bizlere. Şarkı sözleriminin esin kaynağı birçok yaşanmışlık diyebiliriz.Bir kısmı elbette kişisel hayat hikayeme ve deneyimlerime dayansa da ,benim mesleğim gereği pek çok başka hayatlara dokunmuşluklardan kaynaklanan,pek çok hayat hikayesi ve deneyime acılara ,kayıplara ve bu kayıpların pek çok yönden sonuçlarına fiziksel ve ruhsal etkilerine şahit olmak bu insanların duygularını paylaşmak ve gözlemlemek imkanım oldu.Bunların bana hissettirdikleri ,kendi deneyimlerimle birleştiğinde bu duyguları aktarma isteğim,burda Hayri’nin besteleri ile can buldu diyebilirim.Şarkılarımızın sözleri içerik olarak pek çok duyguyu yansıtıyor zannediyorum.Bazen acı var,aşk var,bazen isyan,bazen tatlı bir hüzün bazen tükenmişlik ama mutlaka sonunda birde umut içeren şarkımız bulunur konserlerimizde Herşeye rağmen,Bırakma der gönül sesimiz derinden .Ve hatta hiç bitmeyecek sandığımız tüm hüznün ve de neşenin hepimiz için gelip geçici olduğunu vurgular ,sorun ne olursa olsun bu rock hikayesinin sonunda yinede ‘sakın bırakmayın’yaşamı bırakmayın,mücadeleyi bırakmayın,sevmeyi bırakmayın,sevdiklerinizi bırakmayın mesajı verilir,umutlar tükenmesin denir dinleyenlere ..Hayri bu sözleri duyguları yürekten hissedebilen bir besteci ve buna da kendi tarzında ritme melodilere aktarıyor.Tüm o şarkıları söylerken de (konserleri izleyenler bilir) adeta yaşadığını görürsünüz konserlerinde…

    Dünyadan ve ülkemizden en sevdiğiniz rock ve metal grupları kimler ve elbette birde ilham kaynaklarınız?

    Aslında yukarıda bir sorunuzda bu grupları cevaplamıştım .Belki omların yanına Üç Hürel .Bariş Manço ve özellikle İlhan İremi eklemek isterim.

    Bizi kırmayıp sorularımızı yanıtladığınız için size minnettarız, son olarak sevenlerinize neler söylemek istersiniz?

    Son sözüm aslında ilk sözüm kasamam birROCKhikayesini mutlaka takip edin en azından bir kere gelin konserlerimizer bir parçamızı dinleyin kasamamcoverları hissedin vazgeçemeyeceksiniz. Çünkü bu Nurcan ile benim diğer grup arkadaşlarımında yardımıyla workshop olarak yola çıkıp bir hikaye tadında anlattığımız sadece rock felsefisini anlattığımız bir hayat hikayesi.Biz sahnede çok keyif alıyoruz Sizler eğlenirseniz biz daha çok eğleniyoruz Ozaman ilişki doruk noktaya çıkıyor ve bitmesini istemiyorsunuz…

    Bize kendimizi anlatma fırsatı verdiğiniz için çok teşekkür ederim.

    Mr.Jass Lee ve KASAMAM (Bak In Rock Fest III )

     

  • Edgeflame, yeni albüm detaylarını paylaştı! “Bludgeon The Incarnated”

    Edgeflame, yeni albüm detaylarını paylaştı! “Bludgeon The Incarnated”

    Türk thrash metal grubu Edgeflame, 4. albümleri Bludgeon The Incarnated’ın albüm kapağı ve şarkı listesini yayınladı.

    Ankara Retro Yapım stüdyolarında kaydedilen albüm, More Hate Productions & Narcoleptica Productions aracılığıyla, 2020’nin ilk aylarında CD formatında yayınlanacak.

    Artwork: Mert Aydın

    – Bludgeon The Incarnated –

    01. The Aphorist
    02. Providence At Dawn
    03. Bludgeon The Incarnated
    04. Sacrilegious Inferior
    05. Alpha Steel Revival
    06. Chamber Scars
    07. Departure To Salvation

    Grubun önceki albümü “Beyond The Pale Carcass” 2018 yılında yayınlanmış, fiziksel formatta ve dijital platformlarda yerini almıştı.

    Beyond The Pale Carcass: https://open.spotify.com/album/5HRrwciH2ioVC5l51pC1Iy?si=y1nE5QulSRmydWtgko04zw

    www.Edgeflame.net

    Facebook: https://www.facebook.com/edgeflameofficial

    Spotify:https://open.spotify.com/artist/5v92BXHfsOYfWPTDbbLlJy

    Itunes: https://itunes.apple.com/us/artist/edgeflame/id962450139

    Bandcamp: https://edgeflame.bandcamp.com/

    Instagram: https://www.instagram.com/edgeflameofficial

    Twitter: https://www.twitter.com/edgeflametr

  • Susma!

    Susma!

    Fotoğraf: Anders Ahlgren

    Türk Rap’te yapılan şeyleri destekliyorum. Rap’in içinde bu şeylerin olduğunu düşünüyorum. Fakat Rock müziğe sallamayınız sayın dinleyiciler. Örneklemelerini yaparsak “burdan köye yol olur”. Cem Karacalardan, Barış Mançolardan başlayan bir şeydir bu. Lütfen kıyaslama yapmayın!

    Yakın tarihe bakalım. Kurban, Duman, Dejavu, Çilekeş, Murder King, Ogün Sanlısoy, Yaşar Kurt, Neyse, Mor ve Ötesi, Haluk Levent, Redd gibi bir çok grup ve sanatçı sessiz kalmamıştır ki bazıları için çok yersiz konuşmuşlardı. Ne yersizi efendim? Canınız acıyınca mı ses çıkartacaksınız? Bir şeyler ters gidiyordu. Yürekli sanatçılarımız bunu yazdı, çizdi, çaldı ve söyledi. Duman’ın “Eyvallah” şarkısında, “Rezil” şarkısında yediği boykotu ne zaman unuttunuz? Cem Karaca’nın neler yaşadığını anlatmama gerek var mı?

    Redd grubunun simgesine bile takıldılar. Mor ve Ötesi grubunun üyelerine demediklerini bırakmadılar. Kurban grubu Sahip’i çıkardığında “Tarzlarını kaybetmişler” dediler ama ne söylediklerine bakmadılar bile. Bazılarını festivallerden, sahnelerden sildiler. Evet Rock müzik niye burada tezinede kavuştuk değil mi? Hep asiliğimizden!

    Rock müzik hiç susmadı! Fakat yumuşatmaya çalıştılar. Yumuşayanlar da dedi ki “Ne yapalım piyasa böyle istiyor.”. Biz de piyasaya oynayanları dinlemedik. Durumun özeti buydu aslında. Biz bu ruhu seviyoruz! Asiyiz, yanlışın karşısındayız! Ben Susamam’ı, Murder King’in 2014 yılında yaptığı çağrıya karşılık olarak algılıyorum.

    Murder King dedi ki:
    “- İnanmaa! Susma!
    Onlar da cevap verdi;
    +Susamam!”

    Özgürce, korkusuz müzik yapanlara selam olsun. Rap, Rock/Metal farketmez, bu ülkenin gerçeklerini dile getiren her sanatçının manevi olarak yanındayız! Fakat tekrar ediyoruz, kıyaslama yapmayınız.

  • Yaşayan Efsane Melodic Death Metal Grubu ”INSOMNIUM”

    Yaşayan Efsane Melodic Death Metal Grubu ”INSOMNIUM”

     

    Bu yazımda Finlandiya’nın gururu, Melodic Death Metal’in yaşayan efsanesi Insomnium’dan bahsedeceğim.

    Lise yıllarımda keşfettiğim, ”The Elder” isimli parçalarıyla gruba karşı tutkunluğum başlamıştı. Bugüne kadar müzikleriyle beni benden alan başka bir Melodic Death Metal grubu görmedim. Gerek agresif vokalleriyle, gerek sert sound’larıyla, gerekse melodik müzikalitesiyle bir yaşayan efsanedir Insomnium. Aslında yazacağım o kadar çok şey var ki bu grupla alakalı, kelimeler yetmez, sözler tükenmez ve öve öve bitiremem. Grubun müziğinin atmosferik yapısı da hiç yabana atılacak cinsten değil… Şarkı sözleri ise genel olarak aşk ve Finlandiya doğasını içeriyor. Finlandiya’nın etnik geçmişinden etkilendikleri de bir gerçek. İki senelik bir hazırlık döneminin ardından, grup ilk demosunu kaydetmişti ve Dünya’nın her tarafından abartısız olumlu tepkiler almıştı. Bir sonraki çıkardıkları demoları ise pek çok firmanın dikkatini çekmişti. 2001 senesinin başlarında kurucu üyeler; gitarist Ville Friman, baterist Markus Hirvonen, ve bas gitarist/vokalist Niilo Sevänen gruba, yeni gitarist Villa Vänni’yi dahil ettiler. Bundan sonra Insomnium daha güçlü bir yapıya sahip oldu. Candlelight Records ile anlaşma imzaladılar ve grup aynı sene ilk albümlerinin kayıtlarına başladı. “In the Halls of Awaiting” albümü 2002’de piyasaya sürülürken grubun müziğinin nasıl geliştiği ve olağanüstü olduğunu gösterdi. Ve grup daha iddialı hale geldi. Ve bu albüm Almanya, Finlandiya ve A.B.D olmak üzere Dünya’nın her yerinde olumlu tepkiler aldılar.

    Şu an yeni bir albüm çıkardılar ve albümden ilk parçalarını yayına soktular. ”Valediction” isimli bu parçalarının bana verdiği hazzı anlatmakla bitiremem. Şarkının intro’sundaki gerek hırıltılı, ihtişamlı clean vokal, gerek clean vokalin ardından aniden giren brutal vokal, gerek melodik yapısı, gerek atmosferik yapısıyla şarkı tadından yenmez olmuş. ”Heart like a Grave” isimli yeni çıkan, ”Valediction” parçasını içeren yeni albüm grubu daha iddialı hale getirecek diye düşünüyorum. Çıkardıkları her yeni albüm, geçmiş albümlerinden daha iyi ve sağlam. Kendini pek fazla tekrar etmeyen bir grup Insomnium. Her yaptıkları iş başarılı ve asla kötü müzik yapmıyorlar. 8 tane full length albüm, 2 single, 2 demo, 2 EP albümleri var şu ana kadar. Geçmişte ”Weather The Storm” isimli parçalarını kliplerinde bir diğer efsane Melodic Death Metal grubu Dark Tranquillity’nin vokalisti Mikael Stanne ile kliplerinde yer vermişlerdi ve takdire şayan bir klip olmuştu. Grubun 2009 yılında piyasaya sürdükleri ”Across the Dark” albümleri grubun çitasını baya yükseltmişti. Özellikle albümdeki ”Down With the Sun” parçaları ve çekilen klibi muazzam ötesi. 2011 yılında piyasaya sürdükleri ”One For Sorrow” isimli albümlerinden 2 parça beni baştan çıkarmıştır her zaman. ”Through the Shadows” ve ”One for Sorrow” isimli parçaları mükemmelliğe uzanmıştır. ”Through the Shadows” parçalarının introsundan tutun, sonuna kadar olağanüstü melodik yapıdadır. Ve bir diğer ”One for Sorrow” isimli parçalarıda çok faha soft ve agresiflikten uzak bir parçadır. Youtube’daki ”One for Sorrow” klipleri ise mükemmeldir ve bir aralar baya sardığım bir şarkıdır. Her sabah uyandığımda dinlediğim bir parçadır. 2013 yılında çıkardıkları ”Ephemeral” isimli EP’de ve 2014 yılında çıkardıkları ”Shadows of the Dying Sun” isimli albümlerinde yer alan ”Ephemeral” isimli parçada her bakımdan mükemmel bir parçadır. Şarkı sözleri özellikle kendimi çok yakın hissettiğim bir olgu olmuştur. Şarkı sözünde: ”One life, one chance, all ephemeral” diyor. Yani: ”Tek hayat, tek şans, hepsi fani” diyorlar. Bu ”Ephemeral” isimli parçaları duyguyu en uç noktada veren bir parçadır.

    Insomnium gibi bir grubu keşfettiğimiz ve dinlediğimiz için çok şanslı olduğumuzu düşünüyorum. Müziği bırakmamaları ve her zamanki gibi istikrarla bizlerin ruhuna hitap etmelerini temenni ediyorum ve umuyorum. Dinleyin, dinletin.

    Melodic Death Metal ile kalın!

  • Türkiye’nin Yaşayan Efsane Black Metal Grubu Black Omen ”Hayatın ve Hayatlarımızın Negatif Görüngülerine Ayna Tutuyoruz”

    Türkiye’nin Yaşayan Efsane Black Metal Grubu Black Omen ”Hayatın ve Hayatlarımızın Negatif Görüngülerine Ayna Tutuyoruz”

    – Öncelikle röportaj teklifimi kabul ettiğiniz için teşekkür ederim. Nasılsınız, hayat nasıl gidiyor?

    • Biz teşekkür ederiz. İyiyiz, iş-güç hayat koşuşturması rutiniyle akıyor günlerin çoğu.

    – Türkiye’nin en köklü, en iyi ve en eski Black Metal gruplarındansınız. Özellikle benim Black Metal dinlemeye başlarken ilk göz ağrılarımdansınız ve istikrarınız, müziğiniz takdire şayan. Black Omen bu günlere nasıl geldi. Dünden bugüne, kuruluş yıllarınıza gelecek olursak Black Omen bugünlere nasıl geldi?

    • Sözleriniz için teşekkürler. 2000 yılında Eskişehir’de kuruldu grup. Yoğun bireysel çaba, istek ve özveri ile taşıdık grubu bu günlere kadar. İlk zamanlarda hücum kayıtla yaptığımız demodan itibaren, daha sonraları da profesyonel olarak kaydettiğimiz 3 albüm ve yeni çıkan EP ile birlikte yola devam ediyoruz. Bizim popüler beklentilerimiz hiç olmadı, grubu kendimizi ifade ettiğimiz idealist bir oluşum olarak görüyoruz. Kendi çabalarımızla yayınladığımız demoyu yine kendimiz dağıtım yaparak insanlara, radyo programlarına, şirketlere ve organizatörlere ulaştırdık. Bu çıkışımızın ardından çeşitli festivallerde sahne bulduk ve 3 albüm yayınladık. Albümleri profesyonel stüdyolarda kaydettik ve bu süreçte kayıt, beste gibi işlerde gelişim gösterdik. Belli bir kaliteyi koruyarak ve hep üstüne koyarak ilerlemeye çalıştık. 3. albümümüzde bunun örneğini iyi şekilde gösterdik. Son EP’mizde de aynı şekilde… Farklı şehirlerde yaşamaya başlamak, iş-güç gibi durumlar şartları oldukça zorlaştırdı ama yavaş yavaş da olsa hala devam ediyoruz ve buralardayız. Grubu aktif tutmak önemli bizim için.

    – Kendini müzikal anlamda tekrar etmeyen, sürekli her yeni albümde dinleyicilerinize yeni atmosfer sunan bir grupsunuz. Yeni çıkan son albümünüz ”Darkness Is My Essence” çok muazzam bir albüm gerçekten. Bu albümün çalışma ve hazırlanma aşaması nasıl gelişti? Bize bu albümü hazırlarken nasıl duygu durumlara sahip oldunuz? Biraz bahseder misiniz?

    • Tekrar teşekkürler. Aslında belli bir tarzın dışına çıkmadık ama kendimizi de tekrar etmemek, besteleri geliştirmek adına yola koyuluyoruz her yeni üründe. Albüm kadar uzun olmasa da son EP’miz “Darkness is my Essence” için hazırlanırken bunca yıl ve albüm sonra birbirine benzer ya da “filler” şarkılardan oluşan yeni bir albüm yerine az ama öz şarkı yapma parolasıyla yola çıktık. Bir araya çok nadir gelebildiğimiz için süreç oldukça yavaş gelişti ama acelemiz yoktu. Bizi her iki yılda bir albüm yapmaya zorlayan bir şirketimiz olmadığı için her şey bize bağlıydı. Böylece 3 yeni şarkı besteledik ve 2 eski şarkımızın da yeni ve farklı versiyonlarını kaydettik. Yeni besteler, grubun eski günlerinden de izler taşıyor ama yeni denemeler de içeriyor. Birbirleriyle hem belli bir sound çemberi içinde hem de detaylarda ayrı yerlerde duruyorlar. İyi işler genelde negatif duygu durumlarından besleniyor bizim tarzlarımızda. Yine karanlık, melankolik ama bir o kadar da şiddet ve nefretle içine sıkıştığımız anların, içsel panoramamızın bir yansıması oldu bu EP.

    – 2000 yılında kurulan, 19. yılında olan bir grupsunuz. ”When Pure Darkness Covers False World of Light” albümünüzü hiç unutmam. Özellikle ”Black Candle” ve ‘’Gothic Ceremony” albümün favori parçalarından benim için bir Black Metal dinleyicisi olarak. Bu ilk albümünüzün soundu olabildiğince sert ve agresifti. Son albümlerinize bakacak olursak, daha senfonik bir sounda sahipsiniz. Neden müzikal anlamda daha senfonik bir sound ile devam etmeyi tercih ettiniz?

    • Aslında yalnızca 2. Albüm “Sinphony”, senfonik black tarzında. Daha sonra çift gitara geçtik ve gitar melodilerine daha fazla yer açıp, senfonik öğeleri azalttık. İlk albümde tonlar daha sertti ama o albümün tarzına o sound uygundu. Senfonik altyapıların yoğun olduğu bir iş yaparken fazla sayıda enstrüman ve sesi bir arada duyurabilmek için tonlamaları daha çiğ yapmaya başladık. Böylece grubun soundu hem daha black oldu hem de gitarın tüm alt yapıları ezmesinin önüne geçmiş olduk. Elbette imkanlar sınırlı olduğu için olabildiğince istediğimize yakın işler çıkarttık ama büyük şirketlerin bu tarzda ünlü gruplarının 10’da 20’de biri bir bütçeyle yapılabilecekler de sınırlı.

    – Black Metal hemen hemen bütün dinleyicileri ve sanatçıları için ”karanlık, ölüm, nefret, isyan” vs. gibi ögeleri hissettiriyor ve ifade ediyor. Peki Black Omen için Black Metal nedir ve ne ifade ediyor?

    • Evet, bizim için de öyle. Bunlar, tarzın büyük topikleri. Her ne kadar bizim tarzımızı tanımlamak için black metal ifadesi tam doğru ve yeterli olmasa da karanlık, ölüm ve nefret her zaman müziğimizi besleyen konular olmuştur. Bunun yanında mitoloji, edebiyat ve psikolojinin karanlık yanlarının da izlerini sürüyoruz.

    – Türk Metal camiasında köklü bir grupsunuz. Türk Metal camiasında sahne almanız bakımından organizatörlerden memnun musunuz? Yeterince gereken değeri ve ilgiyi görüyor musunuz?

    • Bu tarz grupların gösterdiği emek ve özveriyi elbette organizatörler de gösteriyor. Bize destek olan çok organizasyon oldu. Ancak, sahne almak bakımından ikili ilişkiler önem arz ediyor ve her organizasyonda yer almanız kolay olmuyor tabii ki.

    – Yeni albümü ne zaman göreceğiz? Yeni albüm çalışmalarınız var mı?

    • Yeni albüm çalışmalarımız yok aslında şu anda. EP’ler müzik endüstrilerinde genelde albümleri önceleyen çalışmalar olarak piyasaya sürülür, hatta albümden şarkılar yer alır ama biz albüm öncesi değil albüm yerine EP yaptık. Zaman gösterecek bakalım, ilham ne zaman gelir de yeni bir albüm düşüncemiz olur. Şartlar çok kolay değil albüm yapmak için ve en önemlisi sırf albüm olsun diye albüm yapmak istemeyiz. Şu ana kadarki işlerimizin üstüne çıkmamız, bizi tatmin etmesi gerekir.

    – Black Metal icra ederken nelerden besleniyorsunuz? Ne gibi duygularla bu türü icra ediyorsunuz?

    • Hayatın ve hayatlarımızın negatif görüngülerine ayna tutuyoruz. Karanlık ve melankolide, edebiyat ve sanatın ve dünyanın sorunlu köşelerinde duraklıyoruz.

    – Şarkı sözlerinizin konsepti nedir? Ve şarkı sözlerinizin diğer Black Metal gruplarından farkı nedir?

    • Tek bir konsept yok aslında. İlk albümde vampirik bir öykü üzerinden varoluşu, tanrıyı, aşkı, ilişkileri ve içsel çatışmaları işlemiştik. Önceki sorularda da cevap verdiğimiz gibi karanlık öyküler, mitoloji, ölüm, melankoli, içsel ve dışsal çatışmalar, psikoloji-psikanaliz gibi konularda yazıyoruz. Birkaç şarkımızda da inançsal eleştiriler var. Diğer black metal gruplarından çok farklı değil aslında.

    – Kurulduğunuz yıldan bu yana grup olarak hayalleriniz oldu mu? Ve şu an istediğiniz yerde misiniz?

    • Popülist hayallerimiz pek olmadı aslında. Hayalimiz grubu aktif tutmak, kendimizi tatmin edebilecek ürünler yayınlamak, sahnelere çıkıp bizi dinleyen insanlarla müziğimizi paylaşabilmekti. Bunları gerçekleştirdik aslında. Elbette yurtdışında büyük festivallerde yer almayı her grup gibi biz de isterdik ama şartlarımız kolay değil.

    – Tarzınızın dünyaca ünlü Black Metal gruplarıyla karşılaştırıldığında, klavye kullanımının olabildiğince yoğun olduğu, karanlık ve atmosferik yapılı müziğinizle İskandinav gruplara nazaran ülkemizde farklı bir müziğe sahipsiniz. Bu müzik ruhunu icra etmeyi nelere borçlusunuz?

    • Aslında İskandinav melodik/senfonik gruplarla benzer sounda sahip olduğumuzu düşünüyoruz. Pure black gruplarından bahsediyorsanız o tarzdan faklı elbette. Biz hissettiğimiz, içimizden gelen, duygularımızı yansıtabilecek müziği yaptık. Ortaya black-gothic-dark-doom gibi tarzlarla dirsek teması olan bir sound çıktı. Bu müziği icra etmeyi, saydığımız birbirine yakın ama farklı tarzları takip etmemize ve müziğimizde bu bileşenleri yoğurmaya borçluyuz.

    – Dünden bugüne bu müziği icra ederken etkilendiğiniz gruplar oldu mu?

    • Bathory, Emperor, Dimmu Borgir, My Dying Bride gibi grupların 90’lar zamanları ve bir önceki soruda saydığımız tarzlardan sayısız grup… Ayrıca Carl Orff gibi karanlık klasik müzik eserlerini de ekleyebiliriz.

    – Göze çarpan konserlerinizden biri ise 22 Ekim 2005’teki İzmir Rock Festivali’nde İsveçli efsane Black Metal grubu Marduk ile aynı sahneyi paylaştınız. Marduk gibi bir grupla aynı sahneyi paylaşmak nasıl bir duyguydu? O zaman dilimini nasıl geçirdiniz?

    • Marduk’la aynı sahnede yer almak bizim için onurdur. Ayrıc Rotting Christ ile de 2 kez aynı sahneyi paylaştık. Sonuçta tek de çıksak festivalde de çalsak her zaman en iyi şekilde sahnede müziğimizi icra etmeye çalışıyoruz. Marduk konseri oldukça kalabalıktı ve İzmir seyircisi bizi yalnız bırakmadı. Kalabalık bir seyirciye çalmıştık. Şimdilerde, yabancı grupların olduğu festivallerde yerli gruplara yeterli ilgi gösterilmiyor gibi.

    – İleriye dönük olarak bakacak olursak, bundan sonra ki hedefleriniz neler? Dinleyicileri neler bekliyor? Konser planlarınız var mı?

    • Biz konserlere hep devam ettik. Sürekli turnelemeye, sahneye sık çıkmaya pek müsaade etmiyor hayat şartlarımız ama ortalama yılda birkaç sahnemiz oluyor. Önümüzde 17 Kasım’da İstanbul’da Opera IX ve Sabhankra ile yer alacağımız Chaos Extreme Fest XI var. Onun dışında şu an kesin bir şey yok. Mutlaka yer yer sahnelere devam ederiz.

    Bu güzel geçtiğine inandığım röportajda sizinle olmak onur vericiydi. Son olarak buradan Black Metal dinleyicilerine ve dinleyicilerinize söylemek istediğiniz şeyler var mı? Son söz sizin…

    • O onur bize ait. Black Metal değil de Black Omen dinleyicilerine seslenelim. Bugüne kadar bizimle olduğunuz ve desteğiniz için teşekkürler. Umarız ruhumuzu size hissettirebilmişizdir. Bu güzel röportaj için Çerezzine’e de teşekkür eder, yayın hayatınızda başarılar dileriz. Grupla iletişim için:

    https://www.facebook.com/blackomenturkey/
    https://www.facebook.com/groups/blackomenturkey/
    https://www.instagram.com/blackomenturkey/
    Mail: blackomenturkey@gmail.com
    Bandcamp: https://blackomen.bandcamp.com/

    https://www.youtube.com/watch?v=DdvMJp9H0PA

  • Volbeat “Rewind, Replay, Rebound” İsimli Albümünü Yayınladı

    Volbeat “Rewind, Replay, Rebound” İsimli Albümünü Yayınladı

    “Elvis Metal” olarak adlandırılan Danimarkalı heavy metal grubu Volbeat, yedinci albümleri olan “Rewind, Replay, Rebound”u yayınladı. 5’i demo olmak üzere toplam 22 şarkıdan oluşan albüm 2 Ağustos’ta sevenleriyle buluştu. Albümün Spotify listesine aşağıdan ulaşabilirsiniz;

  • Glam Metal’in Yükselen Sesi Bartu Gülhan ”Sevdiğiniz Bir İşin Peşini Asla Bırakmayın”

    Glam Metal’in Yükselen Sesi Bartu Gülhan ”Sevdiğiniz Bir İşin Peşini Asla Bırakmayın”

    Öncelikle röportaj teklifimi kabul ettiğin için teşekkür ederim Bartu. Nasılsın, hayat nasıl gidiyor?

    Ben teşekkür ederim. Gayet iyiyim, şu sıralar hayat benim için yoğun geçiyor ve bu yoğunluk bana mutluluk ve ilham veriyor. Daha yoğun günler için hevesli ve heyecanlıyım.

    Seni O Ses Türkiye yarışmasından tanıdık ve yarışma boyunca gönüllerde o mükemmel sesin ve duruşunla taht kurdun. O Ses Türkiye’ye katılma fikrin nerden çıktı? Ne gibi bir amaçla bu yarışmaya katıldın?

    Güzel sözlerin için çok teşekkür ederim. O Ses Türkiye’ye katılmam bir dönüm noktasıydı. Hayatımda net değişiklikler söz konusuydu o yüzden yarışmaya katılarak temsil ettiğim Glam Metal ve AOR tarzını ülkeme tanıtmak istedim. Daha fazla insana ulaşmak amacıyla yaptım bu işi. Geriye dönüp baktığımda iyi ki yapmışım diyorum sonuç beni yeterince tatmin etti.

    Kendinden ve müzik geçmişinden bize detaylıca bahseder misin? Seni daha fazla tanımak istiyoruz…

    Tabii ki. 1991 yılında İstanbul’da doğdum, çalışan anne ve babanın tek çocuğu olarak. Rock müzik ile ilk tanışmam MTV sayesinde oldu. Yaklaşık 9-10 yaşlarındaydım ve televizyonda Red Hot Chili Peppers’ın Californication klibi dönüyordu, çok etkilenmiştim o animasyonlu klipten. Ondan sonraki yıllarda aileme çeşitli kasetler aldırdım ve rock müzik dinleyicisi oldum. İnternetin hayatımıza tam olarak girmesiyle rock müziği ve alt dallarını, “Metal” müziği araştırmaya başladım. Kadıköy Akmar pasajından çekme CD’ler alarak müzik gruplarının diskografilerini dinledim. İlk stüdyo provama ortaokulda girdim ve solistlik yolundaki ilk adımımı attım. Lisede ilk konserimi verdim. Tabii asıl pişme aşamam üniversite yıllarımda oldu. 2009 yılında Balıkesir Üniversitesi Jeoloji Mühendisliği’ni kazandım ve gerçek müzik maceram burada başladı. İlk biletli sahne performansımı Strangers adlı grubumuzla 28 Mayıs 2011 yılında verdim. Üniversite yıllarında Strangers, Snatch, Glamdring, The King, SteelDoor, Yırtık Şapka, White DogFish, Dirty Wings gibi amatör müzik gruplarında solistlik yaptım. Balıkesir’deki ve Bursa’daki  iyi müzisyenler ile çalışarak kendimi geliştirdim. SteelDoor ile çeşitli şehir dışı konserleri verdik. Bursalı Dirty Wings adlı grup ile çeşitli üniversite şenliklerinde yer aldık ve ilk bestelerimi bu grup ile yaptım. 2014 yılında kurucularından biri olduğum Glam Metal konseptli “Gloryhole” adlı amatör müzik grubu ile müzik yolculuğuma devam ettim. Aynı yıl Artist Naked adlı gruba dahil oldum. Gloryhole ile İstanbul’un çeşitli mekanlarında sahne aldık ve şehir dışı konserleri verdik. Dorock XL’da ev sahibi müzik grubu (Gloryhole) olarak aylık konserler verdik. Haziran 2018’de Gloryhole’den ayrılarak Marie Curie’z adlı “Safkan Glam Metal” olarak tanımladığım müzik grubunu kurdum. Aynı yıl içinde 90’lar grunge konseptli BadBand’i müzisyen arkadaşlarımla kurdum. Halihazırda Taylan Dedeoğlu, Berk Evren, Tevhit Özdemir ve Serdar Çağlar gibi önemli müzisyenler ile Bartu Gülhan adı altında konser çalışmalarımı sürdürmekteyim.

    Seni keşfettiğimiz için çok mutluyuz. Yarışmada her performansın birbirinden şahaneydi. Finale kaldın ve bir metalci olarak finale kalmak ayrı bir başarı. Bir Glam Metal tutkunu olarak, Glam Metal ile finale kalacağını önceden tahmin edebiliyor muydun?

    Tekrardan teşekkür ediyorum. Finale kalacağımı düşünüyordum açıkçası ama öyle çok bir beklentim de yoktu. Programa katılış amacım dediğim gibi daha fazla insana ulaşmak ve bu müzik tarzını sevdirmekti. O yüzden her durum için hazırlıklıydım psikolojik olarak. Tarzımdan duruşumdan taviz vermeden finale kalmak beni de en az sizin kadar mutlu etti.

    O Ses Türkiye yarışmasında biz metal tutkunlarını temsil ettin. Bu bizim için büyük bir mutluluk ve onur. Üstelik Glam Metal ile… Peki sen bizleri temsil ettiğin için neler söylemek istersin?

    Yarışmada bir eksik vardı o da gerçek “Rock &Metal” müzik. Bizim birlikte ve omuz omuza olmamız gerekiyor diye düşündüm. Zaten dünyada düşüşte olan bir müzik türünü temsil ediyoruz. Bu durum ülkemizde daha da alt seviyelerde, en azından elimden geleni yaparak biz de buradayız demek istedim ve evet, bunu tutkunu olduğum Glam Metal ile yaptım ve çok mutluyum, destekleriniz amacına ulaştı merak etmeyin.

    Bugüne kadar ki müzik geçmişinden bize bahseder misin? Bartu Gülhan buralara nasıl geldi?

    Bartu Gülhan buralara bıkmadan usanmadan çalışıp tutkunu olduğu, inandığı şeyin peşinden koşarak geldi, hem de bütün zorluklara rağmen buna inanın. Sevdiğiniz bir işin peşini asla bırakmayın o yüzden, kesinlikle başaracaksınız. Hiç ara vermeden müzik ile uğraştım ve bu yolda elimin tersiyle ittiğim, ödün verdiğim şeyler oldu.

    Glam Metal senin için nedir ve ne ifade ediyor?

    “Glam” bir yaşam tarzı, alt kültür. Bana göre 68 senesinden 96 senesine kadar “Glam” adı altında yapılan şeylerin bütünü: Makyaj, giyim, o dönemin jargonu, müziği vb.
    Glam Metal ise AOR ile birlikte bana göre müziğin en üst noktası. Dünyanın en iyi solistleri, en iyi lead gitaristleri hep bu tarzdan çıktı. Dünyanın en güzel ballad’larını, en gaz parçalarını ve en havalı partilerini yapanlar o dönemin müzisyenleriydi.

    Glam Metal’i ne zaman keşfettin ve ilk dinlediğin Glam Metal parçası neydi?

    Tam olarak hatırlamamakla birlikte sanırım ortaokulun sonları ve lisenin başlarıydı ilk dinlediğim dönem. İlk dinlediğim Glam Metal parçasını da tam olarak hatırlamıyorum muhtemelen Cinderella’dan Nobody’s Fool’du.

    Glam Metal haricinde, seni senden alan başka Metal türleri var mı? Varsa hangileri?

    Glam Metal haricinde sırasıyla hastası olduğum müzik türleri; AOR, Hard Rock, Heavy Metal, Classic Rock, Power Metal ve Blues…

    Geçmişten bugüne en başarılı bulduğun Glam Metal albümü hangisi?

    O kadar çok Glam Metal grubu dinledim ki. Bir tanesini söylemek haksızlık olur. Tek albümlük “underrated” gruplardan tut, “overrated” grupların diskografilerine kadar. Hadi çıkıntılık yapıp Heaven’s Edge’in Heaven’s Edge albümü diyeyim.

    Sahne alırken, söylemekten en keyif aldığın parça hangisi? Merak ediyoruz doğrusu…

    Yaklaşık 300 adet sadece Glam Metal repertuvarımdan birini seç diyorsun yani… Normalde seçim yapmam olanaksız ama yine çıkıntılık yapacağım, insanlar görüp dinlemek ister belki XYZ – What Keeps Me Loving You diyelim.

    Bu müziği icra ederken, bugüne kadar etkilendiğin ve örnek aldığın Glam Metal grupları oldu mu?

    Olmaz olur mu hiç? O kadar çok ki… Solistlik adına örnek vereyim; Steelheart, XYZ, Slaughter gruplarından çok etkilendim. Miljenko Matijevic, Mark Slaughter, Terry Ilous en beğendiğim solistler arasında en üstteler.

    Marie Curie’z grubun da var bildiğim kadarıyla. Bu grubundan bizlere bahseder misin? Marie Curie’z grubunun kuruluş dönemine gidelim biraz. Bize Marie Curie’z grubunun dünden bugüne hikayesini anlatır mısın?

    Marie Curie’z i kuralı tam 1 sene oluyor. 30 Temmuz 2018’de davulcumuz Okan Şen ile kurduk. Gloryhole’un eski davulcusudur kendisi. Yaklaşık 1 sene eleman deneyerek geçti ömrümüz, aslında grubu oluşturma fikrini 2017’de ortaya attık. İsmi koyarken Tesla, Da Vinci gibi gruplardan ve tabii ki Mötley Crüe’dan etkilendik, biraz parodi yaptık açıkçası. Marie Curie’z başarılı kadınları temsil ediyor, ayrıca bir Glam Metal grubunun hem feminen olup hem de nasıl maskülen olabileceğini anlatıyor. Sadece Glam Metal ve AOR’dan oluşan bir setlist ile grupların en popüler parçalarını değil de çalınmayan ikinci, üçüncü kafa parçalarını çalmayı amaçladık. Örnek vereyim; Europe’dan The Final Countdown değil de Carrie, Journey’den Seperate Ways değil de Faithfully gibi. Şu an repertuvarımızda 50 tane üst düzey parça bulunmakta ve repertuvarımız ile gurur duyuyoruz. Konserlerimiz tüm hızıyla devam etmekte.

    Marie Curiez grubun mu şu an ön planda, yoksa senin ön planda olduğun solo projen mi?

    İkisi de aynı derecede mühim ve ön planda benim için. Şöyle ki kendi solo kadrom ile Blues, Klasik Rock, Hard Rock, Heavy Metal, Glam Metal ve AOR tarzlarında çalıyoruz. Daha geniş yelpazesi olan, daha popüler parçalardan oluşan bir repertuvarı mevcut. Diğerini artık zaten biliyorsunuz ‘’Pure Glam Metal’’. İkisinin de kitlesi farklı, konserler asla çakışmıyor. O yüzden hem tutkunu olduğum şeyi yapıp hem de insanları mutlu edebiliyorum.

    Sahne alırken, Glam Metal parçalarıyla dinleyenleri eminim kendilerinden geçiriyorsundur. Peki konserlerine gelenler, konserde senin hissettiklerini hissedebiliyorlar mı? Bunu görebiliyor musun?

    Kesinlikle hissediyorlar. Öyle bir seyirci düşünün ki sizinle birlikte KISS’ten “Forever’’ parçasını bağıra bağıra söylüyorlar. Faithfully’de cep telefonlarının flaşını açıp sallıyorlar. W.A.S.P’ın “I Wanna Be Somebody” parçasını çaldığımızda kafa sallıyorlar. Seyirci de artık aynı şeyleri duymaktan bıktı ve bizimle birlikte yürüyorlar.

    Daha yeni ”She’s Gone” parçasını coverladın ve internet üzerinden yayınladın. Bir iki hafta içinde Youtube’da 500 bin izlenme ve Spotify’da 30 bin dinlenme sayısına ulaştın. Bu başarıyı neye borçlusun?

    Bu başarıyı benimle aynı hislere sahip dinleyicime borçluyum tabii ki. Bu tarzı seven o kadar çok insan var ki aslında, sadece kendi kabuklarına çekilmişlerdi. Fakat şimdi hareketlenmeye başladık, onlar da artık bu tarzı duymak istiyorlar, aynı şeylerden sıkıldılar. Ayrıca She’s Gone’ın aranjesi çok güzel oldu; daha modern, daha AOR, daha synth’li bir ballad hissi verdik parçaya.

    Repertuarlarını konser önceleri dinleyicilerinle paylaşıyorsun. Bu takdire şayan bir hareket. Peki dinleyicilerinden en fazla dinlemek istedikleri parçalar oluyor mu?

    Repertuvarlarımı M3 festivali afişi kafasında hazırlatıyorum. Güzel ve gurur duyulası bir görsel benim için. İnsanlar ona bakıp, çaldığımız grupları ve parçaları görüyorlar. Hoşlarına gidiyor güzel tepkiler alıyorum. Sosyal medya paylaşımlarımın altına “Daha önce bunları çalan birini görmemiştik!” dediklerinde havalara uçuyorum, “herkesleşmemek” benim için çok önemli.

    Başarılı bulduğun ve çok sevdiğin Türk Metal grupları var mı? Merak ediyorum doğrusu…

    Eskilerden örnekler verebilirim, fazla ‘’Metal’’ sayılmazlar ama Badluck bizim için önemli bir grup tabii ki… Onun dışında Reflex’i ve Akbaba’yı her zaman çok sevmişimdir.

    Türk Metal camiasında dinleyiciler çok acımasız, bilirsin. Avrupalı bir grup kadar iyi müzik yapsa bile bir Türk Metal grubu, en ufak hatalarını gördüklerinde yerden yere vuruyorlar. Türk Metal dinleyicileri neden böyle? Bu düşünce yapıları bir tabu mu?

    Türk Metal camiasında böyle bir sorun var evet. Birbirlerine destek olmak yerine birbirlerinin açıklarını bulup, kuyusunu kazıp, kıskançlık yapmayı tercih ediyorlar. Biz o tür insanları çevremizde bulundurmuyoruz. Bizim müzisyen tayfamız ve dinleyici dostlarımız inanılmaz bilinçli. Saçma sapan eleştiriler yerine yapıcı eleştiriler yapıyorlar ve takdir ediyorlar. Çünkü verilen emeğin farkındalar. Bunun tek sebebinin cahillik ve ego olduğunu düşünüyorum.

    Geçmişten bugüne bakacak olursak şu an için ülkemizde özellikle Rock&Metal festivalleri yeterince var mı? Yoksa eski dönemleri arıyor muyuz?

    Ben eskiden beri çok iyi olduğunu düşünmüyorum festivallerin, hala da öyle, değişen pek bir şey yok. Mötley Crüe, Kiss, Def Leppard, Journey, Wasp, Ratt, Poison,Warrant,Extreme gibi grupları getirmelerini isterim açıkçası. Herhalde bu tarz organizasyonları bizim yapmamız gerekiyor sanatçı olarak. Organizatörlerin hep aynı grupları getirmeleri küçük bir döngüden ibaret. Risk yok, heyecan yok, ruh yok ve her şey para odaklı ama çok yanlış düşünüyorlar.

    Mükemmel bir sesin var, dinleyene keyif veriyor ve kendinden geçiriyor. Hiç ses eğitimi aldın mı? Yoksa sesini kendin mi eğittin?

    Çok teşekkür ederim. 2014 yılına kadar eğitim almadım. Hep kendi imkanlarım, deneyimlerim ve araştırmalarım doğrultusunda sesimi geliştirmeye devam ettim. Son 4 senedir eğitim almaktayım. Sırasıyla Murat İlkan, Onur Turgut ve Zerrin Mete ile çalıştım. Şu anki vokal koçum Yusuf Uğurer ile opera ve şan derslerime devam ediyorum. Single sürecindeki destekleri yadsınamaz derecededir.

    Marie Curiez grubunla veya Bartu Gülhan adı altında ileride bir albüm görebilecek miyiz? Dinleyicilerinde merak ediyordur doğrusu…

    Marie Curie’z ve Bartu Gülhan adı altında albümlerimiz çıkacak, bunların haberini şimdiden vereyim. Belirli bir tarih yok şu an için, sadece albüm çalışmalarımız var. Sadece cover çalmıyoruz bu bilinsin, işin üretim kısmında da çok etkiniz. Sadece yaptığımız işin gerçekten iyi olmasını istiyoruz. Bu, çocuklarımıza kalacak kötü bir albüm olmayacak.

    Bu röportajda seninle olmak çok güzeldi. Sıcak ve samimi bir röportaj olduğuna inanıyorum. Glam Metal adamı Bartu Gülhan’ın son söylemek istediği şeyler varsa, son söz senin…

    Seninle röportaj yapmak da aynı derecede güzeldi. Sorularının kaliteli ve bilinçli şekilde hazırlanması beni çok mutlu etti. Buradan dinleyici ve seyircilerimize “Rock’N’Roll ile kalın!” diyorum. Glam Metal kulağınızdan eksik olmasın, ufkunuz açık, kalbiniz duygu dolu, ruhunuz özgür ve cesaret dolu olsun!

  • Doom Metal’in Bağımlılık Yaratan 10 Eşsiz Şarkısı

    Doom Metal’in Bağımlılık Yaratan 10 Eşsiz Şarkısı

    Kimi zaman alkolle dinlenir, kimi zaman balkonda kahveyle. Kimi zaman hüzünle dinlenir, kimi zaman bağımlılıkla… ”melankoli hüzünlü olma mutluluğudur” diyebilen her Doom Metal dinleyicisi, geceleri yalnız başlarına kaldıkları zaman bu metal türünün parçalarını dinlemek artık bağımlılık olmuştur…

    Metal müziğin melankolik ve hüzün rüzgarları estiren türü olan Doom Metal’in adına yakışır, yaşam boyu dinlenecek türden 10 parçası:

    1) Empyrium – Ode to Melancholy

    2) Uaral – Eterno En Mi

    3) Forest of Shadows – Eternal Autumn

    4) Draconian – Death, Come Near Me

    5) My Dying Bride – The Cry of Mankind

    6) Woods of Ypres – I Was Buried in Mount Pleasant Cemetery

    7) Saturnus – All Alone

    8) Lethian Dreams – Elusive

    9) Agalloch – Not Unlike the Waves

    10) Anathema – One Last Goodbye

  • Ankara’dan Thrash Metal Rüzgarı! Plebeian Geliyor!

    Ankara’dan Thrash Metal Rüzgarı! Plebeian Geliyor!

    Röportaj teklifimi kabul ettiğiniz için cerezzine ekibi adına teşekkür ederim. Nasılsınız, hayat nasıl gidiyor?

    • Şimdilik her şey çok güzel gidiyor denebilir bizim için, ilk singleını yayınlamış bir grup ne kadar mutlu olabilecekse ondan daha da mutluyuz.

    Plebeian olarak Ankara’lı yeni bir Thrash Metal grubusunuz. 2018 yılında kurulan bir grupsunuz. O günden bu yana grubunuzun kuruluş hikayesini anlatır mısınız? Plebeian nasıl ortaya çıktı?

    • Başlangıcı 2018 yılında benim (Berk Köseoğlu) evde kendimce bir şeyler yazmamla oldu. Başta kendi solo projem olmasını istiyordum. Evde yapabileceğimden daha kaliteli bir sonuç istediğimden dolayı profesyonel yardım gerektiğine karar verdim. Ancak bu işin altından tek başıma kalkamayacağımı fark edince bir grup kurmaya karar verdim. İlk olarak daha önceden çaldığım Arda Başaran (Davul) ile konuştum. Onun olumlu dönüşünün ardından grubun ilk adımı atıldı. Ardından Kağan Yücel’in (Bass) ve uzun gitarist arayışından sonra Kemal Yağız Karadoğan’ın (Gitar) da katılmasıyla grup resmiyete dönüştü. Uzun bir süre birbirimizi müzikal anlamda tanıma açısından provalar aldıkça ne kadar doğru bir karar verdiğimi fark ettim. Çalmaktan öte birlikte vakit geçirmekten çok zevk aldığım bir ekip olmuştuk.

    Yeni olarak yayınladığınız ilk single olarak bir parçanız var. Hatta klipli bir şekilde yayınladınız. Bir Thrash Metal sever olarak efsane bir parça olduğunu söylemeden geçemeyeceğim. Takdire şayan bir parça olmuş. Hatta, Türk Metal camiasında böyle bir parça ile sınırları zorladığınızı söyleyebilirim… ”Centuries Along” isimli bu parçanız nasıl ortaya çıktı? Bu parçanın sözlerinde nelerden bahsediyorsunuz?

    • Az önce bahsettiğim besteler üzerinden seçim yaptık. İlk şarkı olarak bunu uygun gördük. Evde yaptığımız ‘edit’ sonrasında şarkıyı son haline getirmemizle kaydına başladık. Parçanın sözleri yüzyıllardır devam eden ve çeşitli şekillerde karşımıza çıkan sömürgeye karşı bir isyan niteliğinde.

    Thrash Metal sizin için nedir ve ne ifade ediyor?

    • Kendimizi ifade etmek için en uygun yol.

    Yeni kurulan bir Thrash Metal grubu olarak müzikal anlamda hayalleriniz nedir? İleride kendinizi nerde görmek istiyorsunuz?

    • Herkes gibi bizim de hayallerimiz var elbet ama önemli olan hedeflerimiz. Stadyumlarda konserler vermeyi herkes gibi biz de hayal ediyoruz tabii ama gerçeklerden çok da kopmamak gerek. Biz çalarken bizim hissettiklerimizi hissedecek 5 kişiye çalmak yeter de artar bile. Hayalimiz o 5 kişiye ulaşabilmek.

    7 parçalık bir albüm geleceğini öğrendik. Bu albümü ne zaman çıkartmayı düşünüyorsunuz? Albümün konsepti nedir? Türkçe parçalara yer verecek misiniz? Bu albümde şarkı sözlerinde nelerden besleneceksiniz?

    • Zamanı konusunda henüz tam bir netlik yok. Konsepti albüme kadar değiştirme gibi bir planımız yok. Yine aynı şekilde bir isyan söz konusu olacak. Türkçe parça konusu benim (Berk Köseoğlu) için çok zor bir soru. Hala tam olarak vokal yapmaya alışabilmiş değilim. Ama yapılması gereken bir iş olduğunu düşünüyorum. O yüzden benim kafamda da büyük bir soru işareti bu. Sonucunu birlikte göreceğiz diyebilirim bu konuda. Sözlere gelecek olursak genelde kahveden besleniyor. Kahve içerken aklıma gelen ve benim sürekli olarak sinirimi bozan konuları; kalemi kağıdı alıp nutuk çekmemle başlıyor. Ardından sözleri şarkıya oturtup hazır hale getiriyorum.

    Plebeian grubu, ”toplumun yozlaşmış özelliklerine karşı bir ayaklanma olarak nitelendirilebilir.” felsefesiyle bu müzik yolculuğuna çıktınız. Bu olguyu ve düşünce yapısını Thrash Metal ile Metal dinleyicilerine nasıl aşılamayı ve hissettirmeyi düşünüyorsunuz Müziğiniz, müzikal açıyla birlikte bu ayaklanmayı istediğiniz ölçüde nasıl başaracaksınız? Metal müzik sisteme ve sistemin köpeklerine karşı felsefe taşıyan bir müzik. Bu yüzden bunu nasıl başaracaksınız, geniş bir kitleye nasıl yayacaksınız bu duruşu, merak ediyorum doğrusu…

    • Aşılama gibi bir derdimiz yok aslında. Biz sadece hissettiklerimizi ve yaşadıklarımızı yazıp çizen bir avuç insanız. Ve hissettiklerimiz bu yönde olduğundan dolayı böyle bir tema işlemeye karar verdik. Önümüzdeki albüm uçan balinaları da konu alabiliriz. Kim bilir?

    Grup olarak, müzik yaparken etkilendiğiniz ve örnek aldığınız gruplar var mı?

    • Gün içinde ne dinliyorsak, bu yaşımıza kadar ne dinlediysek her şey etkiliyor aslında şarkılarımızı. O yüzden spesifik bir grup ismi veremem.

    Hedefinizi kendinize ait bir sound ile kendinize has bir tarz oluşturmak, olarak belirttiniz. Plebeian grubu bu çizgiden sapmamak ve kendinize ait bir tarz oluşturmak için ne gibi uğraşlar vermekte? Bunu nasıl başarmayı düşünüyorsunuz?

    • Bu konuda ustalaşmış grupları örnek alarak elbette. Tarz konusunu yavaş yavaş oturtmaya başladık. Hepimizin kafasında birtakım fikirler var ve bunları birleştirerek Plebeian’a katkıda bulunuyoruz. Sound konusunda kalıcı değiliz, yazmayla alakalı işler tamamen bitince kafamızda bir sound beliriyor. Yani illa önümüzdeki single Centuries ile aynı soundda olacak diye bir şart yok. Şarkı neyi isterse onu vereceğiz.

    Müziğinizi geniş kitlelere yaymak ve müziğinizi tanıtmak için önceliğiniz yurt içi mi yoksa Avrupa mı? Plebeian grubunun hedefleri arasında Dünya’ya açılma gibi bir isteğiniz var mı?

    • Aslında önceliğimiz bizi nerede benimseyen bir kitle olursa orada olmak. Bunun hangi kıtada olduğunun bir önemi yok bizim için.

    Türk Metal camiası, dinleyicileri ve müzisyenleri hakkında ne düşünüyorsunuz? Genel olarak bilirsiniz ki Türk Metal dinleyicileri çok acımasızdır. Ülkemizden çıkan Metal gruplarına karşı özellikle. Hem dinleyiciler, hem organizatörler vede hem ülkede bu müzikle uğraşanlar hakkında düşünceleriniz nelerdir genel olarak?

    • Evet kitlenin acımasız oluşu bir gerçek fakat önemli olanın bu acımasızlıklardan kendimizi geliştirebilecek şeyler edinmek olduğunu düşünüyoruz. Sonuç olarak onlar bizden farklı bir gözle bakıyorlar ve göremediğimiz şeyleri görmemizi sağlıyorlar. Organizatörler konusuna gelecek olursak; garantici yaklaşıma anlam verilebilir. Sonuç olarak adamı her getirdiğinde tutuyorsa getirmeye devam etmekten daha doğal bir şey yok. Ama bu “Aynı gruplar her yıl gelsin, yeni gruplar gelmesin, riske girmeyelim” şeklini almamalı. Bir denge bulunabilir.

    Thrash Metal yapmıyor olsaydınız eğer, hangi Metal türünü seçerdiniz?

    • Baby Metal.

    Yurt içinde daha önce konser verdiniz mi? Ve vermediyseniz eğer Plebeian grubu konserlere başlamayı ne zaman düşünüyor? Sizleri sahnelerde görmeyi çok isteriz…

    • Henüz bir konser vermedik. Konser vermeden önce konserde çalmaya yetecek beste sayımızın olması gerektiği konusunda hepimiz hemfikiriz. Sonuç olarak biz bir cover grubu değiliz. Cover olmamalı gibi bir tutum değil bu, yalnızca 1 beste 9 cover yapma fikrine çok sıcak bakmıyoruz. Bu yüzden konserler önümüzdeki besteleri beklemek durumunda.

    Türk Metal camiasında sistem karşıtı felsefeyle müzik yapan gruplar yeterince var mı? Yoksa bu konuda Türk Metal camiasından bir şeyler ümit ediyor musunuz?

    • Genel olarak metal türünde yeteri kadar grup yok ki felsefesi yetsin. Ümidimiz üretebilen herkesin iyi veya kötü bir şeyler üretmesi.

    Güzel geçtiğine inandığım bu röportajda sizlerle birlikte olmak çok güzeldi. Plebeian grubu olarak son sözü size bırakmak istiyoruz. Buradan Türk Metal dinleyicilerine neler söylemek istersiniz? Son söz sizin…

    • E o zaman biz de Charlie Chaplin’in Diktatör adlı filminden o efsane konuşmasıyla nokta koyalım.
      Soldiers! In the name of democracy let us all unite! 

  • Babür Örtegen ”Thrash Metal’in Efsane Bass Gitaristi” / Yaşayan Efsaneler Bölüm 3

    Babür Örtegen ”Thrash Metal’in Efsane Bass Gitaristi” / Yaşayan Efsaneler Bölüm 3

    Merhaba Dostlar,

    Yaşayan Efsaneler isimli yazı dizimizin bu bölümünde ülkemiz Heavy Metal Tarihinde 4 büyük grupta çalan ( Metafor, Metalium, Devil ve Hole In The Wall) sevgili Babür Örtegen. Kendisi büyük aşk ve tutkuyla yıllarını verdiği metal müziğinde özellikle Thrash Metal alanında bu alanın en etkili grubu olan Metafor ile tanınır ve grubunu öyle sever ki usta, her sohbetimizde o ilk günkü heyecanını derinden hissedersiniz.

    Yıllar sonra Moda’da aynı yerde düzenlenen Laneth gecesinde Pentagram, Metalium ve Metafor bir aradaydı ve bu üçlünün bir araya gelmesi tarihi bir olayın yeniden canlanmasıydı. İşte Babür Örtegen’de bugün Extreme Metal’in tohumlarını ilk atanlardan olan muazzam grubu Metafor ile sahne alacağı için çok heyecanlıydı. Sert bir mizaca sahip olsa da aslında oldukça duygusal ve güzel bir yüreğe sahiptir. Benim tanıdığım ve yüzde yüz metal olarak tanımlayabileceğim bir üstattır.

    Düşünsenize bir ülkenin metal tarihine damga vurmuş ve her biri kendi tarzında efsane olmuş dört grubunda kaç kişiye çalmak nasip olmuştur. İşte Babür babanın böyle bir yanı vardır. Devil ile Heavy Metal’in, Metafor ve Metalium ile Thrash Metal’in, Hole In The Wall ile ise Death/Grindcore çizgisinin tansiyonunun belirleyicisi olmuştur enstrümanıyla ve kendine has bir çalış stili vardır. Eğer usta bir grupta çalıyorsa bunu size zaten derinden hissettirir.

    Peki bu kadar büyük bir usta sadece bu 4 büyük ile mi çalmıştır, elbette hayır. Kim bilir daha kendi alanında efsane olarak anılan hangi isimlere enstrümanıyla ruh katmıştır, ama onu en iyi tanımlayan ve onun kariyerinde yaptıklarını en iyi özetleyen bu dört efsane gruptur diyebiliriz.

    Ben kendisiyle 2016 yılında grubum Sis’in Devil ile verdiği konser sırasında tanışmıştım. O ana kadar sadece hayran olduğum bir müzisyenken, o andan itibarense abim, dostum, arkadaşım ve çok daha fazlası oldu benim için.

    Az evvelde belirttim sert bir mizacı vardır ama aslında çocuk gibi saf ve tertemiz bir yüreğe sahiptir. Ve şu hayatta tanıdığım en mütevazi insanlardandır, sizinle herşeyi konuşur, dertleşir ve bildiği herşeyi sizinle paylaşmaktan asla çekinmez, asla öyle ortamına göre davranan biri değil, o her zaman kendisidir ve ne hissediyor ve yaşıyorsa onu yerine getirir bu yanıyla da net ve tavizsiz bir metalcidir.

    Müzikal bilgisi ise elbette üst düzeydedir, onunla Pink Floyd’ta Bathory’de, Megadeth’te, Mayhem’de konuşursunuz. Sıkı Bir Alman Thrash Metal’i sevdalısıdır. Kreator ve Sodom’dan bahsedince çok mutlu olur. Sahnedeki duruşu da çok etkilidir. Onu izlerken büyük bir tarihe tanıklık edersiniz.

    En son onu izleyen birçok genç çok etkilenmiştir babanın sahnedeki çalışı ve duruşundan bunu bana birçok kez söylemişlerdir. Veee bir süredir sessiz olan Metafor eminim ki, yine yıkıcı bir konserle geri dönecektir. Ülkemizin en sert, extreme ve etkili efsane Thrash Metal grubunu kim yine izlemek istemez değil mi? O zaman ilk konserde hepinizi bekliyoruz, çünkü biz orada olup, efsaneye tanıklık edeceğiz.

    Sevgili Babür Örtegen üstadımızı birkez daha saygı ve sevgiyle selamlıyor. Ülkemizin Heavy Metal kültürüne kattığı her büyük katkı için bu vesile sonsuz teşekkür ediyor, kendisini çok sevdiğimizi bir kez daha belirtmek istiyoruz.

    https://www.youtube.com/watch?v=N03NoKoAZ_w