Etiket: film

  • ÇEREZLİST

    Herkese merhaba çerez severler. Bugün yeni bir liste ile karşınızdayız. Yeri geldiğinde bizi hüzünlendiren, yeri geldiğinde içimizi kımıl kımıl eden, yeri geldiğinde derin bir sessizliğe büründüren melodileri ile dinlemekten en çok keyif aldığım 70’ler yabancı parçaları ile karşınızdayım. Keyifli dinlemeler. Çereziniz sıcak, biralarınız soğuk olsun…

    • Stairway to heaven – Led Zeppelin
    • Hotel california- The Eagles
    • Imagine- John LENNON
    • Free bird – Lynyrd Skynyrd
    • Dream on- Aerosmith
    • Anarchy in the UK – The Sex Pistols
    • We will rock you / We are the champions- Queen
    • Smoke on the water- Deep Purple
    • Sultans of swing- Dire Straits
    • Walk this way – Aerosmith
    • Baba o’riley- The Who
    • Angie- The Rolling Stones
    • Aqualung- Jethro Tull
    • Highway to hell – AC/DC
    • Paranoid – Black Sabbath
    • Riders on the storm-The Doors
    • Black magic woman- Santana
    • Wish you were here – Pink Floyd
    • Rock and roll – Led Zeppelin
    • Money – Pink Floyd
  • KEL HASAN EFENDİNİN KAVUK’UNUN YOLCULUĞU İSMAİL DÜMBÜLLÜ

    KEL HASAN EFENDİNİN KAVUK’UNUN YOLCULUĞU İSMAİL DÜMBÜLLÜ

    Kel Hasan Efendinin Öğrencisi Olan Ve Kavuğun İkinci Sahibi Olan İsmail Dümbüllü Geleneksel Türk Tiyatrosunun Son Temsilcisi Sayılmaktadır.

    Peki, Bu Kavuk Devretme Geleneğini Başlatan İsmail Dümbüllü Kimdir.

    Geleneksel Türk Tiyatrosunun Son Temsilcisi, Orta Oyunu Ve Tulûat Sanatçısı olan Sahne Ve Sinema Oyuncusu İsmail Dümbüllü Tuluat Geleneğinden Yetişmiş. Birçok Türk Seyirlik Oyununun Ve Çeşitli Oyunculuk Tekniklerinin Günümüze Aktarılmasını Sağlamış, Ortaoyunu, Operet Ve Filmlerdeki Rolleriyle Öne Çıkmıştır.1897 Yılında Üsküdar Süleyman Ağa Mahallesinde Doğdu. Babası Iı. Abdülhamid’in SilahŞörlerin den Zeynel Abidin Efendi, Annesi Fatma Azize Hanım’dır. Üsküdar İttihat-I Terakki Mektebinden Gazeteci Burhan Felek İle Aynı Okuldan Mezun Olur. Ortaokulu Bitirdikten Sonra Askeri Ortaokulla Başlar Ancak Tiyatro Merakı Yüzünden Askeri Ortaokuldan Üçüncü Sınıfıta Atılmasının Ardından. Okuldan Ayrılmasına Sebep Olan Tiyatro Oyunculuğu İçin Önce Amatör Olarak Karagöz Hüseyin‘İn Sahnesinde Oynayan Ve On Altı Yaşında Kel Hasan Efendi’nin Dilkûşa Tiyatrosu’na Girer. Abdürrezak Efendi, Şevki Şakrak, Küçük İsmail Efendi, Kavuklu Hamdi Efendi, Komik Naşit Efendi Gibi Zamanın Ünlü Oyuncularıyla Aynı Sahneyi Paylaşmıştır. 30 Yaşına Kadar Kel Hasan’ın Yanında Çalışmış. Bu Dönemde Tuluatlar (Önceden Hazırlanmadan, Sahnede Akla Gelen Sözlerle Oynanan Şimdiki Adı İle Doğaçlama Denen Oyuna Tuluat Denir) Sergilemiştir. Dümbüllü, Tevfik İnce İle Birlikte Kendi Topluluğunu Kurarak 1928 Yılında Perdesini Direklerarası‘Ndaki Hilaltiyatrosu‘Nda Açmıştı. 1933‘Den Sonrada Anadolu Turnelerine Çıkmıştı. Dönemin Tiyatro Anlayışı Ve Beğenisi Giderek Değişiyor Olmasına Rağmen Naşid’in Ölümünden Sonra Geleneksek Tiyatronun En Ünlü Adı Oldu Ve Ortaoyunu Geleneğini Tek Başına Sürdürdü. Bu Dönemde Ayşem, Cebegitti, Bülbül Gibi Operetlerde De Oynadı. Iı.Dünyasavaşı Yıllarından Sonra Özgün Ses Tonu, Saf Görünüşü Ve Sevimli Mimikleriyle 1947‘De İtibaren Sinemada Da Görünmeye Başladı. Memiş(1947), Dümbüllü Macera Peşinde(1948) Ve Keloğlan (1948) Filmlerinde Başrol Oynadı. Harman Sonu(1950), İncili Çavuş(1952), Ne Sihirdir Ne Keramet(1951), Sihirli Define(1951) Adlı Filmlerde Ününü Pekiştirdi. Ancak Birçok Eleştirmene Göre, Çok Seyirci Toplamasına Karşın, Filmlerdeki Dümbüllü, Tiyatrocu Dümbüllü Kadar Başarılı Olamamıştı. Kel Hasan’dan Ortaoyunu Konusunda Öğrendiklerini Kendi Kişiliğiyle Birleştirerek Oluşturduğu “Dümbüllü Tarzı”Nı Hem Sahnede Hem De Perde De Sergilemeyi Sürdürdü. 1953‘De Kırk Gün Kırk Gece, 1954‘De Mihrimah Sultan, 1956‘Da Dümbüllü Tarzangibi Filmlerde Oynadı. 1968‘De Jübile Yaparak Tiyatroyu Bıraktı. Ama Sanattan Kopmayarak Zaman Zaman Sahneye Çıkmayı Ve Radyo Oyunlarında Yer Almayı Sürdürdü. Bilinen Adıyla Dümbüllü İsmail Efendi, ‘Dümbüllü’ Adını Nasıl Aldığını Şöyle Anlatır:“Peruz Hanım Vardı Kantocu, Samran’dan Evvel. Bu Peruz Hanım O Zamanın En Birinci Kantocusuydu. Hem De Beste Yapar, Güftesini De Kendisi Yazardı. Dümbüllü Diye Bir Kanto Söylerdi. Buna Bir Gazel İlave Ederek Söylemeye Başladım. ‘Dümbüllü, Dümbüllü, Gabarala, Mabarala, Dümbüllü’ Diye Oynardık. Böylece Dümbüllü Adı Üzerimde Kaldı”.

    İsmail Dümbüllü, 1970 Yılında Çalıkuşu Operetinde; Nurhan Damcıoğlu Ve Halit Akçatepe İle Birlikte Oynamıştır
    Oynadığı Oyunlardan En Çok Gözlemeci, Kavuklu’ya Hile, Çifte Hamamlar, Ters Biyav Ve Kanlı Nigar’ı Severdi. Oynadığı Filmlerde De En Çok Nasreddin Hoca İle Özdeşleşmişti. İsmail

    Dümbüllü Bu Filimler Dışında:

    1971 Nasreddin Hoca
    1971 Afacan Küçük Serseri
    1968 Kanlı Nigar
    1965 İstanbul Kazan Ben Kepçe
    1965 Soytarı
    1965 Serseri Âşık
    1965 Nasreddin Hoca
    1963 Temem Bilakis
    1962 Ekmek Parası

    1962 Gol Kralı Cafer
    1959 Şeytan Mayası
    1954 Fındıkçı Gelin
    1954 Bayram Gecesi
    1954 Canlı Karagöz (Mihriban Sultan)
    1954 Nasreddin Hoca Ve Timurlenk
    1954 Dümbüllü Tarzan
    1953 Kırk Gün Kırk Gece
    1952 Yıldızlar Revüsü

    1952 Vur Patlasın Çal Oynasın
    1952 Dümbüllü Sporcu

    1951 İncili Çavuş
    1951 Ne Sihirdir Ne Keramet
    1950 Harman Sonu Dönüş

    1950 Sihirli Define

    1948 Keloğlan
    1948 Dümbüllü Macera Peşinde
    1947 Memiş
    1947 Kılıbıklar
    1946 Kızılırmak – Karakoyun
    1946 Harman Sonu / Anadolu Köy Düğünü Sergilemiştir.

    Sahne Gösterisi Olarak Ta İsmail Dümbüllü, 1970 Yılında Çalıkuşu Operetinde; Nurhan Damcıoğlu Ve Halit Akçatepe İle Birlikte Oyn Rolalmıştır. Geçirdiği Bir Trafik Kazasının Ardından Hayata Bir Ay Tuna Bildi Ve 5 Kasım 1973 Tarihinde 76 Yaşında Hayatını Kaybetti. Cenazesi, İstanbul’da Boğaziçi Köprüsünden Geçen İlk Cenaze Olarak İsmi Gibi Tarihin Kayıtlarına Geçti. Kabri, Üsküdar’da Çiçekçi Cami Karşısında Bulunan Karacaahmet Mezarlığında Bulunmaktadır. İsmail Dümbüllü Geleneksel Kavuğu Kel Hasan’dan Aldı. Kendisi de, Ölmeden Bu Kavuğu Münir Özkul‘A Devretti.

    Türk Tüyatrosunun Nişanesi Olan Kavuk, Kel Hasan Efendi. Kavuku’nu İlk Olarak Kendi Öğrencisi Olan İsmail Dümbüllü’ye Vermişti. İsmail Dümbüllü İse 1968 Yılında Yeteneğinin Nişanesi Olarak Münir Özkul’a Düzenlenen Bir Törenle Kavuk’u Devretmiştir.

    jokersivrisinek

  • Albüm Kritiği: Heidevolk – Vuur Van Verzet (2018)

    Folk Viking metalin Sakson diyarından gelen temsilcilerinden gene ezberi bozacak, akılda kalıcı melodilerle dolu, türünde başarılı sayılabilecek bir çalışma daha. Her albümünde acaba acaba dedirten , dinledikten sonra da sağlam melodileriyle buna pişman ettirten bir Grup Heidevolk. Melodik, atmosferik ama aynı zamanda da epik tınılarla dolu, gaza getirici şarkılarla dolu başarılı bir albüm Vuur Van Verzet. Grubun 2018 tarihli bu albümü türden beklentisi yüksek olanları fazlasıyla tatmin ve memnun edecek bir yapıt. Özellikle ilk şarkı Ontwaakt ve A Wolf In My Heart albümün lokomotif olan, sürükleyen mükemmel şarkıları. Duygusal melodiler ve kemanlarla bezeli etkileyici giriş şarkısından sonra A Wolf In My Heart albüme tek başlarına yeten şarkılar. Albümün geneli de bu şekilde ve sonuna kadar kendini size dinlettiriyor. Hiç düşünmeden kulak verin, pişman olmazsınız.

    Ertunç Polatlı

  • ÖLMENİN EN NEŞELİ YOLU

    Yağmurlu bir çarşamba günü herkesten her şeyden kaçmak gibi bir hisse kapıldım. Sadece sıkılmıştım rutin olandan, komik olanı ise farklı bir şey olsun da istemiyordum. Zihnimdeki karanlık yavaş yavaş öldürdükçe düşüncelerimi düşünmekten kaçmak geldi içimden. Peki insan nasıl kaçabilirdi kendinden? Uzun süredir kendim gibide hissetmiyorum, bir role bürünmükten kaçtım bugün. Karanlığımda ki diğer kişiliklerle beraber deniz manzaralı bir mekandayım şu an depresyona girmeye fırsat tanıyorum onlara. Neden bu kadar memnuniyetsiz olduğumu soruyorum diğer benliklerime susmalarını istediğim halde. Peki kendimi anlatmaktan nefret ederken neden bunları bir kağıda yazıyorum? Yazının kalıcı olması neden bu kadar cazip geliyor bana? Soru sormaktan vazgeçersem mutlu olacağım biliyorum fakat engel olamıyorum zihnime. Her soruda biraz daha karanlık geliyor üstüme. Soruları yöneltirken diğer benliklerime cevabı bulamayalar kendini öldürüyor ve beni rahat buluyorlar. Oturduğum yerden kendimi kendimden azat ediyorum ve yağmur diniyor. Farketmeden yaktığım sigaramı söndürüp, gittikçe kalabalıklaşan mekandan ayrılıyorum. Kendime bir yön belirleyip özgürlüğüne kavuşmuş bir mahkum edasıyla yürüyorum. Derin bir nefese alıp hâlâ gri olan gökyüzüne bakıyorum. Yanıldığımı anladığım an bu an oluyor. Hiç bir zaman özgür olamayacağız bu dünyada yaşadığımız sürece. İnsanlık var olduğu sürece, ahlâk kuralları etkilerini kaybetmediği sürece batıl olan var olduğu sürece özgür olamayacağız. Cennet ya da cehennem ödül ya da ceza bunlar için çabaladığımız sürece ayağımıza prangalar olacak. Yaşarken bunlardan yaşarken kurtulmak için tek bir seçenek kalıyor elimizde “delirmek”. Delirmek ölmenin en neşeli yolu olmalı.

  • BAZEN…

    BAZEN…

    İnsan ister bazen… yazmak ister… Diyemediklerini, söze dökemediklerini bir bir kağıda dökmek ister… Harfleri harfleri kovalasın, onlar kelimeler oluştursun der… Kelimeler biraraya gelsin cümleler çıksın ortaya, cümlerin ardından paragraflar kendilerini anlatsın isterler… Bunlar ortaya çıkarken kalemin kağıda dediğinde çıkardığı ses eşlik etsin bana derler… Kalemden çıkan o hışırtılı, incecik, usuldan, derinden gelen ses… Vesselam insan diyemediklerini demek ister, boğazının tam ortasında düğümlenenleri, dilinin ucuna gelip de diyemediklerini…

    Fotoğraf © Nilgün Tahiroğlu Kösen 

  • PİÇİN YILI

    I.

    Çanların usulca çaldığı

    isli bir düş yolculuğunda

    burnumda ıslak orman kokusuyla

    dudaklarımın çatlayan kabuklarını dolduran nem

    getiriyor hüznümüze mâtem.

    unutmak zordur aynı kokuyu

    çeyrek asırdır taşıdığım burnumda

    içilen şeytanın göz yaşlarıdır

    hayat dediğin sanrıdır

    yüktür ana rahminden bu yana

    ağır ve büyüktür

    acısı cin kuyusunda gizli ağu

    dolaşır damarlarımda.

    demle karışmış

    baygın gözlerimden fışkıran sarmaşıklar,

    önümde beliren tarantulalar

    dallarıma kökümden tırmanırlar

    hissedilen hep aynıdır hatırladığım

    dört duvar arasında,

    burnumda ıslak orman kokusuyla üstelik.

    Çatlayan dudaklarımın kabuklarını dolduran nem

    ilişir gözüme

    belirir mâtem,

    buğusuyla sırını unutmuş mat ayna

    usulca karşımda durur.

    sarmaşıkların diplerinden tutunmuş kükreten otu

    duysa, aslanı yerinden sıçratır

    Chemtrail bulutlarına neden olur

    boğulur zaman

    derinden bir uğultu duyulur

    gözlerimi gözlerimden alamam.

    Burnumda ıslak orman kokusu

    her ağacın dibinde mantarlar var

    yeni bir başlangıcın habercisidir

    tırmanan karıncalar

    omurga kemiğimden saç uçlarıma kadar

    yarış yaparlar

    bırakırlar larvalarını saç diplerime.

    onarırım

    aynanın kırık yerleririni.

    II.

    Sanrıyla-gerçeklik arasında, yakınken gerçeğe daha

    o ilk inen sözün etkisiyle daldım uykuya ve

    sonrasında mağaramı örümcekler korudu

    bekledim tokadımı

    sesinden sır vermeyen plasentalı

    ebesiz peygamberler eşliğinde.

    sol kulağımı kemiren yarasa yavruları,

    sol kulağımın uğuldayan yanı ve

    fısıltıların yükselen desibeli ilahi bir psikozdur.

    III.

    Gizemli uzuvlardan fışkıran alkaloitlerin etkisiyle

    dalgaların saatte binbeşyüz kilometre hızla sahillere yayıldığı

    bir hışımla kopan tufan,

    balkonda brandanın renk değiştirdiğine şahit olan serserinin

    düşünce gücüyle bulutlarda oturma isteği ve

    binaların saygı duruşunda beklemeye başlaması,

    devrilmeye ramak kala

    kahkaha atan şairlerin ilenç uğultusu,

    tutkusu olmayan sahte gülüşlerin düştüğü sonsuz boşluk ve

    paralel evrene başlayan uzun yolculuk,

    parklarda ve ıssız bankların üstünde terleyerek

    titreyerek çenesi kilitlenmiş halde zaman kavramını eriten gömüt,

    mum üstünde kanat çırpan kelebek, “Tesadüf”‘te bong ruleti

    dostluğun en kutsal mertemesinde bayılıp

    sabahın altı buçuğunda da tekrar

    fokurtulara kulak veren deneyim tutkunları,

    özgürce yaşamak için deliliğini savunan ve

    özgürce yaşamak için deliliğini gizlemeye mahkum olan

    yüce nesil.

    Buz üstünde çırpınan son geyik

    karadelikten baş göstermiş son solucan

    damla damla eriyen son biçimsiz buz

    Huxley’in kutsal adası ve giz

    son dumanı çok sert çekmeliyiz

    başka türlü nasıl bilebiliriz bu kutsal gerçeği ?

    Yürüyün çocuklar

    göğün rahmine gidelim

    bilge Einstein’ın dileği budur

    kudurtur yıldızların gülümseyişi…

    Eşref Ozan BAYGIN

  • Thrash Müziğin Karakteristik Grubu “Demifrag” İle Çok Özel…

    Thrash Müziğin Karakteristik Grubu “Demifrag” İle Çok Özel…

    Öncelikle sizi tanıyabilir miyiz? Ne zaman, nerede kuruldunuz?

    Grubu 2008 yılında ben (Gürkan KARA – Vokal & Gitar) ve Burak Dikici (Geri Vokal & Gitar) İstanbul’da birlikte kurduk. Burak’la 1996’dan beri arkadaşız aslında ve beraber daha önce Cerberus sonrasında da Warevil’ı kurmuş ve 4 parçalık bir EP albüm kaydedip birçok konser vermiştik. Ancak 2001 yılı ortalarında çeşitli sebeplerden dolayı ayrıldık ve ikimiz de farklı projelere yöneldik. Sonrasında   2008 yılında bir şekilde tekrar buluştuk. O dönemde Burak kendi grubu Deadleaves’i sonlandırma aşamasındaydı,  birlikte tekrar grup kurma düşüncesi oluşunca benim daha önceden kaydedip hazırladığım parçalar üzerinde çalıştık. Daha sonra yine Deadleaves grubundan Bass gitarist Dağlar Kök ve Davulcu Recep Gürses gruba dahil oldu. 2009 yılında EP albümümüz ‘Apocalypse now’ı yayınladık ve yeni albüm çalışmaları aşamasında Recep eğitim ve iş için İngiltere’ye gidince önce Mehmetcan Ünal ve 2011 yılında Evren AYDIN davula geçti ve 2016 yılında kendi adımızı verdiğimiz ‘Demifrag’ albümünü yaptık ve halen birlikte devam ediyoruz.

    Grup üyeleri ve de gruptaki görevleri hakkında bilgi verebilir misiniz?

    Ben grupta ana vokalleri yapıyorum ve gitarları çalıyorum, genel olarak müzik ve sözlerin yazımından da ben sorumluyum.
    Burak Dikici grupta geri vokalleri yapıyor ve gitarda, Evren Aydın davulcumuz ve Dağlar Kök Bass gitaristimiz.

    Yaptığınız müziği tanımlamak gerekirse siz kendinizi hangi tür müziğe yakın görüyorsunuz?

    Aslında grup olarak icra ettiğimiz müziği bir türe yakın görme durumumuz yok çünkü her ne kadar genel beste alt yapılarını ben yazsam da grupta yer alan herkesin besteler üzerinde önemli katkısı ve etkisi oluyor. Genel olarak hepimiz farklı metal müzik türlerinden etkilendiğimiz için sabit bir türe bağlı kalmıyoruz. Örneğin ben tam bir thrash&death metal ve hardcore fanıyım, Burak genel olarak death, black, endüstriyel vs tarzlardan ilham alıyor, Evren eski bir death/black metal grubu davulcusu ve Dağlar’da daha alternatif tarz müzikler dinliyor. Hal böyle olunca hepimizin parçalar üzerindeki katkısı farkı olabiliyor ve kimsenin tam olarak tatmin olmadığı bir parça var ise onu istediğimiz şekle getirinceye kadar üzerinde çalışıyoruz. Bu durum yeni kaydetmeyi planladığımız albüm ve parçalar için daha çok belirgin olacak sanıyorum. Yeni kaydetmeyi planladığımız albümü dinleyenler hemen birçok farklı metal müzik türünden tatlar bulacaklar. Bu da aslında Demifrag olarak bizim müziğimizin karakteristik yapısını oluşturuyor.

    Apocalypse Now adını taşıyan EP’nizi 2009 senesinde ve 2016 senesinde de kendi adınızı taşıyan albümünüzü çıkardınız. Geri dönüşler nasıl oldu? Özellikle de Demifrag albümünüzle ilgili dönüşler nasıldı?

    Geri dönüşler özellikle albüm için oldukça yapıcı ve olumluydu. Ancak şunu da belirtmem gerekir ki ülkemiz şartlarında bizim tarzımızda müzik yapan ve bir plak şirketine bağlı kalmadan kendi imkânları ile yaptığı müziği duyurmaya çalışan gruplar için tam anlamıyla hedef kitleye ulaşabilmek çok kolay değil. Buna rağmen özellikle EP ve albüm için yurt dışından beklenmedik yerlerden gelen olumlu eleştiriler aldık ve bu bizi çok mutlu etti. Bundan sonraki aşamada da yeni projelerimizle daha fazla kitleye ulaşabilmeyi hedefliyoruz.

    EP’nizi ve de albümünüzü çıkarırken finans konusunda bir destek aldınız mı? Finansal destek konusundaki düşünceleriniz nelerdir? Sizce bu bağımsız müzik yapmaya engel bir durum mudur?

    Öncelikle sorduğun soru aslında bu işin yani Türkiye’de metal müzik icra etme çabasında olan ve dürüstçe sadece kendi ürettiklerini ortaya koymak isteyen grupların temel problemini özetliyor. Çünkü metal müzik ülkemizde piyasada yer edinememiş çok büyük kitleler tarafından hala ve henüz benimsenmeyen, izlenmeyen ve takip edilmeyen bir müzik türü. Haliyle de maddi açıdan grupları tatmin edecek ve devam etmelerine destek olacak bir maddi geri dönüşü de yok. Buna istisna olarak birçok grup bar programı yaparken sadece cover çalarak ayakta kalmaya çalışıyor, kendi ürettikleri eserleri ortaya yansıtamıyorlar. 2000’li yıllarda ülkemizde Türk grupları için albüm finans desteği sağlayan yerli plak şirketlerinin de kapanması ya da desteklerini çekmesi, bizim gibi gruplar için genel bir finans desteği olmadan kendi imkanlarınızla ilerlemeye çalışma, ayakta kalma manasına geliyor. Tabi bu durum yurt dışında ciddi bağlantılar kurabilme, grubun tanıtımı vs gibi konular için de geçerli olunca işleri daha da zorlaştırıyor. İleride de maalesef çok bir şeyin değişeceğini düşünmüyoruz ama biz Demifrag olarak içimizden gelen sevdiğimiz ve benimsediğimiz müziği yapmaya devam edeceğiz.

    Demifrag albümünde özellikle Dark Souls ve Respect or Die klipleriniz oldukça ilgi görmüştü, başka klip çalışmalarınız da olacak mı?

    Tam olarak zaman belirtemem ama evet albümde yer alan bir parça için daha klip projemiz var. Senaryo ve diğer hazırlıklarla alakalı olarak çalışmalara yakında başlamayı planlıyoruz.

    Peki, bize bahsedebileceğiniz yeni albüm ya da EP çalışmalarınız var mı?

    2016’daki albüm kayıt süreci aslında biraz uzun sürdü, 2011 sonrasında da zaten Evren gruba dahil olduğunda yeni parçaların üzerinde çalışmaya başlamıştık ve albüm çıktığı günden bu güne yaklaşık 15 yeni parçanın düzenlemesini yaptık, hatta bunlardan bazılarını son konserlerde çalıyoruz. Bu parçaları kaydedip albüm olarak yayınlama ya da öncesinde 1-2 single çıkarma gibi düşüncelerimiz var ama henüz netleşmedi, önceki sorunda belirttiğim gibi konu maddi şartlara ve koşullara da bağlı aslında ama 2019 yılı grubumuz için 10. yıl demek oluyor, belki bu arada birkaç sürpriz olabilir.

    Müziğinizi yaparken dünyadan ya da Türkiye’den etkilendiğiniz müzisyenler, gruplar var mı?

    Tabii ki her grubun ya da müzisyenin olduğu gibi bizim de etkilendiğimiz birçok gurup var. Dördümüzün de çok geniş ve sağlam bir yerli olsun yabancı olsun metal müzik arşivi var ve birçok grubu yakından takip ediyoruz. Bu da Demifrag’ın karakteristik müziğinin oluşmasına katkı sağlıyor, daha önce de belirttiğim gibi hepimiz aslında metal müziğin farklı alt türlerinden ilham alıyoruz.

    Şu anki müzik dünyası hakkındaki düşünceleriniz nelerdir? Sizce gerçekten kaliteli müzik yapılıyor mu?

    Aslında kaliteli müzik tabiri içinde özgünlüğü, yenilikçi olmayı, farklı bir şeyler ortaya koyabilmeyi ve en temelinde de üretken olmayı barındırıyor. Avrupa ve Amerika’da metal müzik bir kültür anlamında önemli bir yere sahipken maalesef ülkemizde böyle bir durum söz konusu değil. O nedenle yeni yerli grupların çoğu ya cover çalmaya ya da çaldıkları coverlara benzer kalıplarda parçalar yapmaya çalışıyorlar. Bir de bu çalışmaların kayıt anlamında maalesef pahalı olası ve ülkemizde bu işin ehli prodüktörlerin çok az olmasından dolayı kayıt – kalite anlamında sonuçlar çok tatmin edici olmaması anlamına geliyor. Ancak bu durum yurt dışında tam tersi olarak ilerliyor. Küçük çaplı guruplar bile albüm kayıt kalitesi anlamında güzel işler yapabiliyorlar.  Gerisi de zevkler ve renkler meselesi oluyor.

    Bir diğer mesele de metal müzik anlamında Avrupa ve Amerika’da en son ve kısa süreli yaşanan grunge ve nu-metal akımlarının sona ermesi ile tekrar öze yani oldshool thrash, death ve heavy metal’e bir dönüş söz konusu, şahsım adına da bu durum metal müzik adına çok önemli ve güzel bir gelişme.

    Konser haberi bekleyen benim gibi hayranlarınız için neler söylemek istersiniz? Konser programınız belli mi?

    Çok teşekkür ederiz, bunu duymak çok güzel. Açıkçası konser konusunda grup olarak kendimizi geri çekip daha çok üretmeye ve yeni kayıtlara odaklanmak istiyoruz ama en son Ankara’daki Rock Station Festivali gibi önemli etkinlikler ve konserler için teklif durumu olduğunda bunu tabi ki değerlendireceğiz.

    Son olarak eklemek istedikleriniz, söylemek, paylaşmak istedikleriniz var mı?

    Demifrag olarak önümüzdeki dönemde çok önemli ve bizim için değerli projelerimiz var. Başta sana ve değerli Çerezzine ekibine desteğiniz için çok teşekkür ederiz ve eminiz ki ülkemiz yeraltı müziği için güzel işlere imza atacaksınız, sizin varlığınız ve çalışmalarınız da bizim için çok önemli.

    Değerli vaktinizi ayırdığınız için çok teşekkürler…

  • Rockaabi “Das Motiv”

    Rockaabi “Das Motiv”

    “Yazmak için yazmak” istemedim. Uzun süredir kalemi elime almıyordum. Küsmüştüm kaleme, kağıda ve duygularıma. Bir tat vermiyor bir çok şey zaten.
    Başlangıçlar her zaman zordur dostlar. Başlangıcı birlikte atlatacağız bu yazıda. Zamanla açılacağımı düşünüyorum.
    Bundan dolayı bu bir “Merhaba” yazısı olsun.

    “Keşke albümleri çıksa, keşke konsere çıksalar, keşke tekrar toplansalar” diyoruz şu son dönemlerde. Bizim Rock piyasasında beklentimiz kendilerini geliştirmekten ziyade, artık bir araya gelmelerini istemek oldu malesef. Rock piyasası neye küstü böyle? Hakedilen ve hakedilmeyen bazı mevzular var. Bir çok Rockçı ağabeyimiz, ablamız, kardeşimiz bize kızacaktır biliyorum. Rock cemiyetinin şuan da yaptığı malesef uzaktan izlemek. Ağalar; kusura bakmayın bir zamanlar buraları yakmış yıkmış olabilirsiniz, şimdi evde oturup “Bunlar müzik mi yapıyor yeaa. Biz yıllar önce neler yaptık” demekle olmuyor malesef. Diyorum ki; yiyorsa şimdi tutunun bu piyasada da görelim boyunuzun ölçüsünü. “Yaptıkta kim değerini bildi yahu!” diye soracaklardır, şu işin değeri aşktan geçer. Para! Şu lanet olası para mı sizi Aşkınızdan ediyor? Para kazanıyor galiba beyler bayanlar. (Kaç para ulen Aşkınız) Evinizde oturmaya devam edin. Her şey tekel olmuş, istediği kişiyi rock star ilan eden, istediği popüleriteyi istediği kişiye veren bir yapıyı yıkacak güçte adamlar tanıyorum. Hepsi evlerinde oturuyorlar, çıkmıyorlar, görünmüyorlar. Çıkanlarda maalesef ki, o tekelciliğe ayak uydurup, aynı çatı altına giriyor. Geçelim diğer satıra.

    Geçenlerde Kadıköy’de Ozzy’nin “Salpalayın” programına katıldım. Açıkçası konuklar arasında “Güven Erkin Erkal” olduğunu duyunca Avrupadan, Anadoluya uçtum. İniş güzeldi, hava mevsim sıcaklığında. Rüzgar yok, Kadıköy yine Kadıköy. Sonuçta Güven Erkin Erkal üstad! Ayaklı Rock Ansliklobedisi, kelimelerinden ne koparırsak kârdır. Program içerisinde Ozzy, Güven üstadamıza sordu (Tabi biraz üstün körü ve hatırladığım kadar yazıyorum.) “Üniversiteler de seminerler düzenliyordun. Devam ediyor mu? İlgi nasıldı?” İlgi şöyleymiş özetle:

    İstanbul – Az ilgi
    Ankaraya doğru – Orta Şeker
    Doğu – Yüksek İlgi

    Bir örnek daha “Gezgin Fest Van” için verebilirim. Yıllar öncesinde ki “Mavi Sakal Diyarbakır Konseri” havası vardı sanki. Ya da ben öyle anımsamak istedim. Böyle bir coşkuyu, yoğunluğu ben dahil, orada yer alan sanatçılarda beklemiyordu. Bu işlerin İstanbul’da bitmediğini gösteren bir sinayaldi bu aslında. Bu işler Anadolu’da bitiyor. Halk ilgili ve aç. Neden bu canım güzelim, mantıklı ve zahmetli müzik türümüzü Anadolu’da daha çok icra etmiyoruz?

    Albüm yap, altı sekiz yıl albüm yapma, o yıllarda eski parçalarını tekrar et. Zaten bir kitlen var, ooh mis. Kim uğraşır albümle. Çek cigaranı, iç biranı vur gitsin gitarın dibine. Peki ya üretim? Üretim olmazsa piyasada şarkı kalmaz, popülerite zaten kalmaz. Hem senin yaptığın sanat, hem ekmeğini yediğin müzik türü silinip gider. Sonra ne dersin biliyor musun “Rock Müzik hakettiği yerde değil”. Evet değil. Bunun sebebi sadece dinleyici kitlesi değildir. Bunun en büyük sebebi üreticidir. Bırakın artık dinleyici kitlesine sallamayı. Ben üretimde ve çalışkanlıkta Redd grubunun örnek alınmasını tavsiye ediyorum. Son yılların en emekçi grubunu, Redd grubu olarak görüyorum. Albümse albüm, klipse klip harika işler çıkarmaya devam ediyorlar. Sevgiyle, tutkuyla, mantıklı bir şekilde, duruşlarını bozmadan, yılmadan bu yoldan iz bırakarak ilerliyorlar. Diğer gruplarımızda ağlıyorlar “Albüm çıkartamıyoruz” “Klip çekemiyoruz” uzaklarda örnek aramayın ağalar, Redd grubu fazla uzağınızda değil.

    Yazılacak çok şey var. Bunların hepsini zamanla yazacağım, zamanla okursunuz umarım. Size ufak sürprizler, biyografiler, röportajlar sunacağım. Tekrar ediyorum bu bir “Merhaba” olsun. Haftaya görüşmek üzere. Mantıklı müzik dinleyiniz.

    Not: Başlığın ismine takılanlara. Başlık bulamadım, dinlediğim şarkının adını verdim. Kurban – Das Motiv 🤘

    Rockaabi

  • KARARDI YİNE GÖK YÜZÜ

    KARARDI YİNE GÖK YÜZÜ

    Biliyormusun karadı yine gökyüzü

    Galiba yağmur yağacak,

    Güneş sakladı yüzünü

    ısıtmıyor artık yeryüzünü

    ve

    Isıtmıyor buz kesmiş yürekleri

    Denizde coştu bir anda

    Ne oldu neydi öfkesi ne istiyordu sahil kıyısındaki kayalardan

    Neydi derdi?

    Rakibini nakavt etmek isteyen boksör edası ile vuruyordu sahil kenarındaki kayalıklara

    Dur yapma dercesine uçuyordu martılar denizin üzerinde ama aldırmıyordu deniz martıların iç gıcıklayan sesine

    Ve

    Bir gürültü koptu gök yüzünden

    Sanki yeter dedi tanrı

    Deniz bir anda duruldu yaptığının yanlış olduğunu anladı sanki;

    Anlayamadım martılarda yok oldu bir anda ve bir gürültü daha koptu gök yüzünden ve ağlamaya başladı o gökyüzünü karanlığa boğan bulutlar.

    Ama göz yaşı gibi değil ;

    Bir G3 mermisi gibi düşüyordu yağmur damlaları Tanrı cezalandırmıştı sanki denizi

    Bulutlar sanki kayanın intikamını alırcasına yağıyordu denizin üstüne.

     

    jokersivrisinek

  • Resimsiz bedenler ve ruhumuz naif bir dövme.

    Resimsiz bedenler ve ruhumuz naif bir dövme.

    Resimsiz bedenler ve ruhumuz naif bir dövme güneş batıncaya kadar dövüşürüm gölgemle. kelimesiz bir şair, sağır bir şarkı anısız bir fotoğraf gibi ben, baharını kaybetmiş bir dal parçası sırtı kanamış kopuk bir şahin yıllara savrulmuş unutulmuş bir aşk mektubu karalanırım kaldırımlara. ..

    Var olmak kişisel bir sendrom ya da sancıydı. Belki de bir mevsim geçişi elbiselerini soyunduğun. Belki de hiçbiri.. burası da sana kalmış.

    being and nothing

    i n t r o

    repertuarımız insan sayısı kadar geniştir.
    her bir ses yüzyıllardır aradığı şiiri giymeyi bekliyor.
    İşte bu yüzdendir bütün koşuşturmamız
    Ve ortalığın dağınıklığı.

    (I)
    yazmaya dalmak, kendini adadığın ritüel bir âyindir.
    yastık kılıfına doldurduğun hayallerin / her gece yatmadan önce
    kısa metrajlı bir filmdir gecenin gökkuşağından yuvarlanan.
    Tanrı’ya fısıldadığın duaların, herkesten sakındığın yara izlerindir.
    sen de artık uzun kollu giysiler giyebilirsin.
    sen de
    artık..
    gece ile gündüzün yerini değiştirebilirsin.

    A M A
    insan bedenin geometrisinin hacmi akan gözyaşlarıyla küçülür. kaburgalarını kırarcasına bir gürültüyle bağıran yürek, beden büyüklüğüne ters orantılı bir şekilde genişler.

    kaybedersin ve kaybettikçe daha çok seversin; çevrenden, vücudundan, aklından, ellerinden, gözlerinden ayırdığın/kopardığın her şey, sadece kendi yalnızlığınla bir-iki kadeh içebileceğin kadar bir süreyle sınırlıdır.

    kaybetmek ve kaybetmemek birer tercih meselesidir,
    gerisi sadece baş etmeye düşer.
    matematikten anlamayanlar için tekrar ediyorum: bir şeyin ona ait özelliklerini küçültmek/atmak/çıkartmak, o şeyin ait olduğu şeylere mahrum olacağı anlamına gelmez. çünkü sadeleştirmeler, hızlı işlem yapabilmek için vardır. giden her şey, her şeyiyle terk ettiği o şeye denktir. işte bu kadar ince bir meseledir problem çözmek.

    (II)
    hiç kuşkusuz ki, her yazar yeryüzüne ithaf eder tüm kitaplarını.
    gerekçe olarak gösterdiği şey ise: hayatının son sahnesi olan ölümün, gezegendeki tüm varlığını alıp götüreceği korkusudur. bir denklem oluşturacak olursak eğer ve bunun sağlamasını yapacak olursak, asıl olanın, ‘ölüm’ denen olgunun rotasını çizdiğin hayatında hiç haberin olmadan çekilen bir fotoğrafta patlayan bir flaş olduğudur. gözlerini kamaştıran bu ışık, aslında, geride bıraktıklarına, sevdiğin kadına, aslında yeryüzündeki sevdiğin o tek kadına ithaf ettiğin kitaplarına, birlikte koştuğunuz kaldırımlara, saydığınız yıldızlara ulaşamayacağının / uzanamayacağının distopyasını kabullenemeyişindir.
    ..
    belki bir gemisin, motorlarını sürersin okyanuslara
    ama aslında
    ruhunu gizlersin limandaki martıların arasına.

    İşte tam bu noktada
    dış dünyanın var olduğunu belirten
    onun herhangi bir yerine ait olmamı isteyen
    birtakım sesler duyuyorum.

    neyse..
    şimdi geriye doğru sayalarım.
    adımlarımızı yavaşlatıp,
    çıplak ayaklarımıza batan kıymıkları koparalım bedenimizden.
    çünkü onlar senden öncekilerin yenik düştüğü acıların kırıntılarıdır.

    Acıların seni büyütür, sayısı arttıkça taşıyamaz düşersin.
    Ama her geri sayımda büyür ve güçlenirsin.
    işte bu yüzden geriye doğru saymayı öğrenmelisin.
    Kapılar kırılmayı bekliyor.

    being and nothing – exodus / I

    bağırıyorum ama kendi sesimi bile duyamıyorum.
    güneş artık binalar arasında saklambaç oynuyor.
    (sesimin kısıklığı utancımdan değil, ruhum avazı çıktığı kadar bağırdı zamanında)

    being and nothing – exodus / II
    sesler.. sesler..
    birtakım sesler duyuyorum
    ama hâlâ doğamıyorum.

    avuçlarıma ektiğim tohumlar, gözlerimden açıyor.
    bedenimi bir orman için bağışlıyorum Tabiat Ana’ya,
    hiçbir yerimde boşluk kalmayacak şekilde jiletleyin vücudumu.

    being and nothing – exodus / III
    her şeyinizle, tüm kötülüklerinizi örterek hepinizi sevdim.
    tüm karaktersizliğine inat,
    hâlâ var olamayışınıza
    hâlâ bir başkasının gölgesinde yaşayışınıza inat
    sizi siz gibi sevdim..
    ama
    pek azınız dışında herkesi sevemedim.

    sevmek bölünerek çoğalmaktır, hem de herhangi bir rahme ihtiyaç duymadan.
    lütfen hiç aşık olmamış gibi davranmayı bir kenara bırakıverin tüm sakinliğinizle.

    usulca çekiliyorum,
    kendinize iyi bakın.
    sahne sırası sizde artık,
    ben koltuğuma oturmuş ayaklarımı uzatmış sizi izlemeyi heyecanla bekliyorum.

    being and nothing – exodus / IV
    işlevselliğin yitirilişi bir zihin travmasıdır.
    deforme edilen veyahut belirli standartlara uyumlu hâle getirilen, kısıtlı davranışa güdülenen zihin, eylemliliğini dar bir pencere ekseninde sürdürerek, yaşamını istediği hayatın gayesinden farklı bir yöne sürükler ve işlevselliğini kaybeder.
    yaşamak insanda, varolmaya uzantı bir şekilde etkileşime girerek niteliksel doygunluğa varmaya/ulaşmaya çalışır. ( ya da yaşamak varolmaya uzantı bir şekilde, birbirlerini etkileyerek niteliksel doygunluğa varmak/ulaşmak biçimidir. belki de elde etmeye çalışmaktır.)
    ..
    (Bulutların ardına uzanmaya çalışan bir son)
    Tabii ki de son söz, ilk sözdür. Son olduğunu iddia edebilecekler bir avuç azınlıktır (belki). Çünkü varoluş insanın içerisindeki sürdürebilir bir enerji kaynağına sahiptir. Yeter ki sen bunu görebilmek için perdelerini nasıl aralayacağını bil!

    gerçekliğin sahnesi acıysa eğer,
    acı ve gerçeklik eş anlamlı mıdır?
    çocukluğunda dolabın arasına gizlenerek oynadığın saklambaç
    şimdilerde sobelendiğin ciddi bir şaka.
    yeni geldim, az önce elektrikler kesilmişti.
    gülümseyebileceğimi göremedin mi yoksa karanlıkta?

    OSMAN AYKAN UĞURLU