Etiket: hardrock

  • Acil Servis ”Grubu kurarken amacımız Türkçe sözlü rock yapmaktı. Bunu nispeten genç bir yaşta, pek de kabul görmediği bir dönemde yaptık”

    Acil Servis ”Grubu kurarken amacımız Türkçe sözlü rock yapmaktı. Bunu nispeten genç bir yaşta, pek de kabul görmediği bir dönemde yaptık”

    Merhaba, Öncelikle Sizinle Röportaj yapmak benim için büyük bir onurdur, onu belirtmek isterim. Acil Servis köklü bir grup, birazdan detaylara ineceğiz, ama sizleri ilk kez bu satırları okurken tanıyacak olan okurlarımız için, hikayenizi kısaca bizimle paylaşır mısınız?.

    Orhan: O onur bize ait, çok kibarsın 🙂 Ertan ve Soner aynı apartmanda büyümüş iki çocukluk arkadaşı. Çok genç yaşta birlikte müzik yapmaya başlamışlar. Yeni şarkımızın kayıtlarında bize çok yardımcı olan Adil Sadak’la Coda isimli bir grupları vardı. Benim de üniversite yıllarında ilk grubum olan Seagull’da Ertan’la çalışma şansım oldu. Aynı yıllarda yine benim üniversiteden arkadaşım Emre Karabulut, Çetin’le birlikte Mask adında bir grupta çalıyordu. Bu gruplar bir süre sonra dağıldı ve Çetin’le yeni bir grup kurmak istedik. Ertan, Soner ve Emre’nin de katılımıyla 1991 yılında Acil Servis kuruldu. 1992’de o dönem yeni yeni popüler olmaya başlayan Taksim canlı müzik dünyasına adım attık. Hem coverlar çalıyorduk hem de bestelerimizi. Birkaç yıl içinde albüm yapacak kadar bestemiz olmuştu ve 1995’de kayıtlara başladık. İlk albümümüz ‘Küçük Adam’ 1996 yılında yayınlandı ve olaylar gelişti 🙂

    Çetin: Orhan’ın kaldığı yerden devam edeyim. Bilahare biraz uzun denebilecek bir aradan sonra 2010 senesinde de “Dur, Bekle” isimli ikinci albümümüzü yayınladık. Yaklaşık olarak son beş senedir de gruptan ayrılan Emre’nin yerine, gitarda Arif Deniztoker’le yolumuza devam ediyoruz.

    Ertan: Öncelikle ben de bu röportajın önem ve değerinin altını çizmek istiyorum. Gurur duyduk. Sadece kendimiz için değil, ayrıca bizimle ilgili konuları merak edip buradan okuyacak herkes için de size ve okuyacakları için de tabii ki onlara da çok teşekkür ediyorum.

    Aslında 27 yılı hem kısaca hem de hakkıyla özetlemek imkânsız gibi. Detaya girmeye kalkarsak da roman olacak. Bu yüzden ben de kendimce farklı bir noktaya daha değinip mecburen asıl hikâyeyi geçiştireceğim. Grup kurulduğunda ortalama 22 yaşında üniversiteli gençlerdik. İlk aklıma gelen isimleri sayıyorum Barış Manço, Cem Karaca, Engin Yörükoğlu, Kerim Çaplı, Orhan Atasoy, Yavuz Çetin gibi efsanelerle aynı sahneleri paylaşıyor. Aynı ortamda bulunuyor. Sohbet edebiliyor. Aynı sahneye çıkıyor, biz onları onlar bizi en önden dinleyip izleyebiliyorduk. Masal gibi, rüya gibi zamanlardı. Üstelik biz de bunun kısmen de olsa farkındaydık. Kısmen diyorum çünkü o zamanı yaşarken kimin gidip kimin kalacağını bilemiyorduk. Adeta hepimiz tüm sevdiklerimizle, ağabeylerimizle birlikte Dünyaya kazık çakacakmışız zannedercesine yaşıyorduk. Şimdi de öyle yaşıyoruz çünkü hayat böyle zannetmemizi sağlıyor. Konuyu dağıtmayalım. Kurulduğu günden bu yana hepimiz hep hayatımızın merkezinde Acil Servis’le yaşadık. Yayınladıklarımızın en az iki katı kadar da içimize sinmediği için yayınlamadığımız bestemiz oldu. Belki de bu kadar zor beğenen insanlar olmasaydık bu güne kadar 2 yerine en az 6 tane albüm yapmış olabilirdik. Grubumuza tek başına bir şeylere karar verip hepimizi o karara ikna etmekle yükümlü bir lider seçmedik. Ama doğru ama yanlış bu bizim ortak tercihimizdi. Onun içindir ki Acil Servis’in müziği onu çalan beş kişinin karar ve zevkleriyle oluşan benzersiz bir parmak izi gibidir. Bunun yan etkisi olarak bir şeyleri çabuk çabuk hayata geçirmek bizim için pek de kolay olamıyor. Hep dilediğimiz gibi bundan sonrası için daha hızlı, olabilmeyi dilemeye devam ediyoruz. Yine de kendi yaptıklarımızı acımasızca eleştiriyor olmamız inanıyoruz ki müziğimize de bir fark, bir değer katıyordur. Açıkçası ben bu şekilde düşünerek kendimi teselli etmeyi tercih ediyorum.

    ”Sami Ertan Kızıltan, Batu Mutlugil, Kerim Çaplı ve konserde emeği geçen müzik klübü tayfası”

    1996 yılı Rock piyasamızın milad yıllarındandır ve bende o yıllarda sert müzikle tanışan biriyim ve bugün artık efsane kabul edilen ilk albümünüz ‘’Küçük Adam’’ o yılların en sarsıcı albümlerinden biriydi, kliplerinizde keza öyleydi. Size göre o albümü efsane yapan neydi? Ve bu başarıyı bekliyor muydunuz ? O Yıllara dönünce neler hissediyorsunuz?

    Orhan: Efsane olarak nitelemek bize düşmez tabii ama kendi adıma bu albümü yaptığımız dönem hep mutlu hatırladığım bir dönem. Grubu kurarken amacımız Türkçe sözlü rock yapmaktı. Bunu nispeten genç bir yaşta, pek de kabul görmediği bir dönemde yaptık. Şarkılarımızı çok popüler olsunlar diye değil içimizden geldiği gibi, dinlemeyi  sevdiğimiz tarzda yaptık. Belki de dinleyenler bu yüzden samimi ve farklı buldu.

    Ertan: Aslında Acil Servis’in Küçük Adam albümü hem bizi dinleyen arkadaşlarımızın hem de aynı sahnelere çıktığımız diğer gruplardaki bazı müzisyen arkadaşlarımızın ısrarları sonucunda hayata geçebildi. O parçaların hemen hemen hepsini sahnede yıllardır çalıyorduk. Takipçilerimiz, bizi sahneye çıktığımız mekânlarda yalnız bırakmayan çok değerli arkadaşlarımız, albüm yapın diye, diye, diye en sonunda o albümü yapmamızı sağladılar. Café Guitar’da sahneye çıkan efsane Azeri rock grubu YUHU’nun besteci ve bas gitaristi İbrahim’in o sempatik Azeri şivesiyle bağıra bağıra “ALBOM YAPIN. AC/DC KİMİ GURUPSUNUZ. ALBOM YAPIN.” diye azarlayışını hiç unutmam. Bizi buna mecbur etmek için verdikleri emek çok büyük. Bütün arkadaşlarımızın tek tek isimlerini sayabilmek mümkün değil maalesef ama onlar kendilerini çok iyi biliyorlar. Hepsine bizi bu kadar sevip bu kadar inandıkları için sonsuz teşekkür ediyoruz. Rock müziğin evrensel dili İngilizcedir. Türkçe sözle rock müzik olmaz denen. Bu düşüncenin ortama hâkim olduğu günlerdi. Hadi Türkçe sözle rock müziğin değerini düşürmeden yapılabileceğini gösterelim herkese demiştik. Sonra anladık ki olmaz diye tutturan inatçı keçiler için yapılabilecek bir şey yok çünkü o inadından vazgeçmeyecek.Biz yaptık ve oldu işte desek bile o kabul etmeyecek. Bazıları muhalif olmak için dünyaya gelir. Olmuş diyenler beri gelsin. Olmamış diyenlerin de ellerinden öpüyoruz. Herkesin inandığı kendine. İşte bu yüzden ortada bir başarı var mı? Bu başarı neye göre başarıdır? Kime göre niye değildir? Bunlar hem uzun uzun konuşulabilecek, hem de havanda su dövmekten öteye gidilemeyecek konular.

    Küçük Adam’ın ardından bayağı uzun bir ara verdiniz ve  2010 yılında hepimize sürpriz yaparak ikinci albümünüz Dur Bekle’yi yayınladınız. Konserleriniz her daim devam etti fakat sonrasında yine oldukça uzun bir ara ve şimdide yeni süpriz çalışmanız ‘’Sözlerini Bilmediğim Şarkılar’’ ile karşımızdasınız. Açıkçası sizi çok özlüyoruz, bu araların uzun olmasının sebebi nedir ve bundan sonrada yine bir ara olacak mı?

    Orhan: Bence bunun hiç bir manalı ve mantıklı açıklaması yok 🙂 Çok sebep sayabiliriz, hayata dair, müzik sektörüne dair…  Ama geçerli sebepler değiller bence. Son yıllarda ise yeni bir şeyler yapmamanın eksikliğini eskisine göre daha çok hisseder olduk. Bu yüzden artık çok büyük bir ara olacağını sanmıyorum, daha doğrusu umut ediyorum.

    Çetin: Bundan sonra daha sık görecekler diye düşünüyorum ben de. Yıllar geçtikçe içimizde biriken birçok şeyi sosyal medyada ve dijital platformlarda daha kolay ve daha çabuk paylaşacağız.  Dijital çağa ayak uydurmakta biraz gecikmiş olsak da Acil Servis bundan sonra daha sık karşılarına çıkacak. Hem yeni şarkılarla, hem yeni videolarla, hem stüdyo kayıtları hem de canlı kayıtlarla dinleyiciye daha kolay ulaşacağız, onlar tarafından da daha kolay ulaşılır bir hale geleceğiz diye düşünüyorum.

    Ertan: Meğer ben biraz önce hikâyemizin neden kısaca özetlenemeyeceği konusuna değinirken tam da bu sorunun cevabını vermişim. Özetle Acil Servis bütün grup elemanlarının içine sinmeyen işleri yapmamayı tercih eden bir grup. Onun için bu zamana kadar denediğimiz pek çok şarkıyı sizlere hiç çalmadık. İçimizden bir kişi bile ben böyle bir müzik yapmak istemiyorum derse o şarkı iptal olur. Herkesin kendince farklı müzik zevkleri, tercihleri var. Acil Servis severler olarak ancak bu beş tane halkanın kesişme kümesine denk gelebilen parçaları dinleyebiliyorsunuz  İhtimaller ne kadar daralırsa üretim de o kadar yavaş oluyor çünkü daha önce yaptığımız şeylerin benzerlerini yaparak kendimizi kandırmayı da tercih etmiyoruz.

    Acil Servis etkili müziğiyle olduğu gibi , yazdığı şarkıların sözleriyle de çok özeldir. Bugün bir çok grup suya sabuna dokunmazken, Acil Servis Yusuf Yusuf gibi yaşam izlerinin ağır bedelini sorgulayan şarkılara da imza atıyor. Rock’un duruşu açısından her zaman örnek gruplardan olarak gösteririm sizi ben, bu konu hakkında görüşleriniz nelerdir?

    Orhan: Hayata ve insana dair şarkılar yapıyoruz. Bunun içinde yeri geliyor ‘Yusuf’ oluyor yeri geliyor’Dur, Bekle’… Özellikle bir duruş sergilemek gibi bir amacımız da yok, çok popüler olsun diye tekerleme kıvamında şarkılar yapmak da… İçimizden geldiği ve yaşadığımız şekilde müzik yapıp, söz yazıyoruz.

    Ertan: Özellikle ters giden bir şeyleri protesto edeceğiz diye yola çıkan, siyaset yapalım diye yola çıkan veya müziğimizle Dünya görüşlerimiz hakkında mesajlar verelim diye yola çıkan müzisyenler değiliz. Söz yazarken bana etki eden, dokunan, kişisel veya toplumsal herhangi bir konuya değinebilirim. Ancak gruptaki herkes beğenirse, en azından rahatsız olmazsa Acil Servis’in şarkı sözü olabilirler. Bu kalite kontrol aşamasından geçerken genellikle içeriği zayıf sözler zaten elenmiş oluyor. Bu ortak bilinç sözünü ettiğiniz duruşu sağlıyor olsa gerek.

    Ve büyük bir sürpriz yaparak mükemmel bir şarkı olan ’Sözlerini Bilmediğim Şarkılar’ı sevenlerinizle paylaştınız, bir de mükemmel bir klip çektiniz. Öncelikle şarkının çıkış noktasını bizlerle paylaşır mısınız ve elbette klip çekimleri , nasıl geçti?

    Orhan: Teşekkürler 🙂  Hepimiz her gün değişiyor, bir şeylerden vazgeçiyoruz. Bazen küçük, bazen çok derinlemesine… İlişkilerimiz, alışkanlıklarımız, doğru olduğunu varsaydıklarımız, kendimizi tanımlama şeklimiz… Şarkının yola çıkış hikayesi bu. Provalardan sonra sahnede çokça çalma şansımız oldu ve kaydetmeye karar verdik. Klip çekimleri yorucuydu benim baktığım yerden ama en iyi klibe büyük emek harcayan yönetmenimiz Çetin anlatır sanırım bunu 🙂

    Çetin: Daha evvel sektörde özellikle müzik videoları üzerine yaklaşık 150 projede prodüksiyon amiri ve yönetmen yardımcısı olarak çalışmış olduğum için ne kadar yorucu olabileceğini biliyordum. Her ne kadar sektörde olsam da daha evvel kendim bir klip çekmemiştim. İlk denemem olmasının getirdiği stresle çok daha yorucu oldu kendi adıma konuşmam gerekirse. Yine de sıkıntısız bir çekim süreci geçirdiğimizi düşünüyorum. Güzel yorumun için çok teşekkür ederim ama kendim şahsen mükemmel diyemiyorum tabii. İzlenebilir bir klip oldu sanıyorum, daha da güzel olabilirdi elbette. Bu klibi geride bıraktık, artık önümüzdeki kliplere bakacağız.

    Ertan: Şarkıyı sözüyle müziğiyle Orhan yazdı. Onu buradan da tebrik ediyorum. Çok güzel bir beste yapmış. Hepimiz çok beğendik. İlk provalarından kayıtlarına kadar hepimiz kendi çalışımızla veya söyleyişimizle kısacası yorum ve performansımızla destek olmaya çalıştık. Uzun süredir sahnede de çalıyor ve klip çekip yayınlayacağımız yeni şarkımız diye duyuruyorduk. Bu safhanın nihayet geride kalmış olması beni çok mutlu ediyor çünkü yayınlanma süreci umduğumuzdan çok daha uzun zaman aldığı için bir yerden sonra kendimiz de dalga geçmeye başlamıştık. Bundan iki ay kadar önce şimdi emin değilim ya Ağaç Ev Kadıköy ya da Rocknrolla Beylikdüzü sahnesinde, “Yakında klip çekip yayınlayacağımız konusu yılan hikayesine dönmüş, eskiden yeni olan 😀 ama buna rağmen henüz yayınlanamamış bir parçamız olma statüsünde yer alan, Sözleriniz Bilmediğim Şarkılar adlı parçamızı çalacağız şimdi sizlere.” diye sunmuştum 🙂  Neyse ki o günler geride kaldı. Çetin’in de söylediği gibi artık önümüzdeki kliplere bakacağız .

    ’Sözlerini Bilmediğim Şarkılar ‘a gelen yorumlar nasıl ve ne yönde?

    Çetin: Şarkıyı yaklaşık bir senedir çeşitli yerlerde çalıyorduk ve dinleyenlerden olumlu tepkiler alıyorduk. Şimdi single olarak yayınlamamızla birlikte çeşitli dijital kanallardan daha geniş bir dinleyici kitlesine ulaşmaya başladık. Bizi tanıyan ve İstanbul’da olmadığı için gelip bizi dinleyemeyen dinleyicilerimizin yorumlarını da merakla bekliyoruz. Şimdilik güzel gidiyor bakalım…

    Ertan: Çok mutlu eden güzel yorumlar aldık. Müzisyen camiasından da şarkımızdan ve klipten beğeni ile söz eden birçok arkadaşımız oldu. Çok sevindik. Bu şarkının yayınlanmasının bizim için bambaşka bir önemi daha vardı. Bazı detayına girmek istemediğim sebeplerden halen dijital platformda hiçbir albümümüzle yer almıyorduk. Bu şarkıyı yayınlarken aynı zamanda Küçük Adam ve Dur Bekle albümlerimizi de dijital platformdan yayınlamaya başlamaya ve şimdiye kadar hayata geçirmemiş olduğumuz Acil Servis Official Youtube kanalını da açmaya karar vermiştik. İşte bütün bunların olması, adeta Acil Servis tarihinde bir milat gibi yeni bir dönemin başlaması, Sözlerini Bilmediğim Şarkılar’ın yayınlanması sayesinde gerçekleşti diyebiliriz. Grubumuza bundan sonrası için uğur getirmesini diliyorum. Bütün sevenlerimizden bizi Dijital platformda kanalımıza abone olarak, bildirimleri açıp takibe alarak, çevrimiçi olarak ve direkt Acil Servis’e ait kanallardan dinleyerek destek vermelerini rica ediyorum. Beğendiğiniz destek olmak istediğiniz grup veya müzisyenleri mutlaka kendi sanatçı sayfalarından, official kanallarından takip ediniz. Eğer bu konuya dikkat eder, önemser, bu şekilde takip etmeyi ve dinlemeyi olmazsa olmaz şeklinde alışkanlık haline getirirseniz onlara hem maddi hem de manevi olarak destek vermiş olacaksınız. Mutlaka yapacaksınızdır ama hazır bu konuya değinmişken röportajla birlikte Acil Servis’e destek olmak için bizi hangi kanallardan takip edebilecekleri hakkında okurlarınızla tam linklerimizi de paylaşmanızı rica ediyorum. Ben de kısaca özetleyeyim. Youtube’da Acil Servis Official yazıp aratarak, Spotify, Deezer, Apple Music, I-Tunes’da grubun adı ile arama yaparak çok zorlanmadan da bizi bulabilirsiniz. Hepsi daha yeni açıldığı için abone, izlenme, dinlenme sayıları çok komik, çok düşük rakamlarda gözükecektir. İşte bu yüzden bizi içinize fenalık getirmeyecek seviyeyi iyi ayarlayarak bol bol dinlemenize her zamankinden çok ihtiyacımız var. Bizimle ilgili bütün gelişmelere de Twitter, Instagram ve Facebook üzerinde #acilservisrock adı altında arama yaparak ulaşabilirsiniz. Davulcumuz Soner Doğanca, solo gitaristimiz Arif Deniz Toker, şarkıcımız ben Sami Ertan Kızıltan, ritim gitaristimiz Orhan Yolsal ve bas gitaristimiz Çetin Güney’e ait kişisel hesaplarımızdan da her konuda hiç çekinmeden bizlere yazışabilir paylaşımlarımızdan da haberlerimizi takip edebilirsiniz.

    Devamında yeni bir albüm beklentisi içine girdik ve tabii sizi sahnelerde ki özellikle festivallerde izlemek çok isteriz. Sürpriz gelişmeler var mı?

    Orhan: Yeni şarkılar mutlaka yapacağız tekli, ep ya da albüm formatında olabilir. Dijital dünya daha özgür üretim sağlıyor müzisyenler adına. Ayrıca sadece albüm formatında değil, canlı performanslarla YouTube üzerinden de müziğinizi paylaşma şansınız var artık.  Konserlere gelince, umarız daha çok şehir dışında konser imkanı buluruz, bunun için uğraşacağız. Uzun zamandır hep İstanbul’da çaldık.

    Ertan: Yeni albümden çok şimdilik tek tek şarkı yayınlamak niyetindeyiz. Teklilerimiz belli bir sayıya ulaştıktan sonra koleksiyonerler için albüm olarak da çeşitli formatlarda basılmalarına mutlaka sıra gelecektir diye düşünüyorum. Bize ulaşmak az önce bol bol detayına girdiğim üzere son derece kolay. Hepinizin cebinde sayılırız. Eğer festivalinizde bizi de izlemek isterseniz lütfen organizasyondan sorumlu yetkililerin bizimle iletişime geçmesini isteyiniz.

    Ülkemizde Hard Rock/Heavy Metal Tarihimizde kült olarak nitlendireceğimiz iki albüme imza attınız ve doğal olarak, bunu sormak isterim. Bugünün Yerli Rock ve Heavy Metal Piyasasını nasıl buluyorsunuz ve beğendiğiniz isimler var mı varsa kimler?

    Orhan:  Birbirini andıran, çok ağdalı, acılı ve  ama aslında bir şey söylemeyen şarkılar dışında  hemen hepsini seviyorum doğrusu. Kendisi olabilen her müzisyene saygım büyük, her şarkılarını özellikle sevmesem bile var olmaları benim için önemli.

    Ertan: Bu ülkede bizim insanlarımız için yapılan Türkçe sözlü rock müziğe de bu ülkeden tüm Dünyaya açılmayı hedefleyen grup veya müzisyenlere de büyük bir saygı duyuyor. Elimden geldiği kadar özellikle çevrimiçi olarak kendi kanallarından abone olarak, dinleyerek ve konserlerine bar programlarına giderek destek olmaya gayret ediyorum. Çok güzel ve keyifli bir uğraş. Tavsiye ediyorum.

    Ve Bebek açık ara Rock Tarihimizin mihenk taşı bir eser, ne zaman dinlesem tüylerim diken diken olur, bu muhteşem baladın çıkış noktası ve hikayesini sizden öğrenmek çok isteriz?

    Ertan: Öyle güzel sormuşsun ki insanın sanki bir film anlatır gibi ballandıra ballandıra  gerçekten öyle bir olay yaşamış da onun şarkısını yapmışçasına uydurup uydurup anlatası geliyor. Gel gelelim maalesef Bebek destanı, bizim veya çevremizden birinin başından geçmiş bir yaz aşkı hikâyesi değil. O tarafımdan kaleme alınmış bir efsanevi yaz aşkı senaryosunun içinden seçtiğimiz satırlardan oluşmuş bir “rüya yaz aşkı” şarkısıdır. Tahminimce mevsimlerden sonbahar öğlen saatleriydi. Önceden sözleştiğimiz üzere Orhan bize geldi. Sıkça yaptığımız gibi o gün de yine odama kapanıp birlikte müzik yapmayı deneyecektik. Orhan’ın elinde kırmızı tükenmez kalemle, yırtık bir kağıt parçasına, şarkı nakaratı olması için karalamış olduğu yeni bir fikir taslağı vardı. Kâğıtta hatırladığım kadarı ile aşağı yukarı şöyle bir satır yazıyordu.

    “Oh Bebek Uçur Beni O Eylül Akşamında…”

    Tam bununla ne yaparız diye üzerinde çalışmaya başlayacaktık ki Orhan; Benim bazı fatura ödeme işlerini halletmem gerekiyor. 2 saat sonra gelirim. Sen düşün bir şeyler. Ben gelince birlikte bakarız.” dedi gitti. İşte o 2 saat içinde ben bunun unutulmaz bir yaz aşkına ağıt şarkısı olmasına karar verdim. Açtım çizgili bir okul defterini önüme. Başladım giriş, gelişme, sonuç şeklinde planlamaya. Başlığı unutulmaz bir yaz aşkı dramı olan kısa hikâyemi yazmaya başladım. Çok sürükleyici bir yazma senası olmuştu. 4 sayfalık bir hikâye yazdım. Orhan geldi eline gitarı aldı. Dikkatli dinlemeyen birçok müzisyen fark edemese de biz bu sözlerle blues türünde bir şarkı yapmaya karar verdik ve öyle de yaptık. Bununla ile ilgili küçük tatlı bir olaya da biraz sonra şarkıyı anlatmayı bitirince değineceğim. Ne diyordum evet yazdığım hikâyeden beğendiğimiz satırları seçerek şarkının sözlerini tereyağından kıl çeker gibi kararlaştırdık. Hatta şarkının ilk versiyonunda şimdi ki haline göre sözler çok daha fazlaydı. Bir süre sonra grupla çalıp kaydedip dinledikçe 10 dakikaya yakın süren bu parçanın adının bu haliyle Bebek değil, bir türlü bitmek bilmediği için olsa olsa Bebek Destanı olabileceği yönünde şakalar yaparak bazı sözleri atmaya, parçayı kısaltmaya karar verdik. Yeni haliyle kayıt edilen parça Küçük Adam albümünün mastering aşamasında tv yayın formatlarına göre halen süresi uzun kaldığı gerekçesi ile bir kez daha kısaltıldı. Kanal kayıtlar sona edikten sonra yapılmış olan bu müdahaleyi gitar solosunun giriş kısmını dikkatli dinleyen kulaklar özellikle fondaki klavye sesinin sıra dışı geçişinden yakalayabilir. Son olarak biraz önce çıtlattığım anımızı da anlatarak bu şarkı ile ilgili söyleyeceklerimi bitireceğim. Küçük Adam albümü yayınlandıktan sonraydı. İstanbul boğazı kıyısında Tarabyada, Maramara Üniversitesi Fransızca Çalışma Ekonomisi okulunun bahçesinde , tahminen 1997 senesinde, Blue Blues Band’in de Acil Servis’in sahneye çıktığı, müzik kulübünden çok sevdiğimiz arkadaşlarımızın düzenlediği şahane bir konserimiz olmuştu. Blue Blues Band’in o zaman ki kadrosu Gitar ve vokalde Batu Mutlugil, yine gitar ve vokalde Yavuz Çetin, davulda Kerim Çaplı ve bas gitarda da Sunay Özgür’den oluşuyordu. Yavuz Çetin’in eşi ve 3 yaşlarındaki küçük çocukları konserdeydi. Yavuzcan oradan oraya koşturuyordu. Düşmesin bir yerine bir şey olmasın diye hepimizin gözü sürekli onun üstündeydi. Biz sahneden indikten sonra Batu ağabey bana ne dese beğenirsiniz. 😀  Ya biz Yavuz’la siz çalarken dikkat ettik meğer bu sizin Bebek Blues’muş dedi 😀 “Acaba ne sanmıştınız siz bu parçayı abi?” diye sordum? Bir kahkaha patlattı. “Jimi Hendrix – Little Wing’in gurbet elde yaşayan uzaktan akrabası abi.” dedim. Hep beraber bastık kahkahayı konu kapandı 😀

    Son yıllarda eski gruplarımızın geri dönüşlerine tanıklık ediyoruz. Devil, Dr. Skull, Asafated, Pagan , Cultus ve elbette Siz, bu grupların bugünün gençliği tarafından da benimsendiği net bir gerçek, köklü gruplarımızın bu kadar ilgi görmesini neye bağlarsınız ve bu konu hakkındaki görüşleriniz neler?

    Orhan: Müziğe derinden bağlı her dinleyici farklı ve kendine has tınılar da duymak ister. Tabii ki günün moda tınıları, tarzları daha çok göz önünde olur ama alternatiflere ulaşabilmek önemli müzikseverler için…

    Ertan: Müziğin veya grubun zamanı olmaz, kalitelisi olur. Kalitelisi de her zaman baş tacıdır. Geri dönüş değil de yeni eserlerle yeniden gündeme geliş diye söylemek daha doğru bir anlatım olur diye düşünüyorum. Artık bin bir zahmet ve masrafa girerek koskoca bir albüm yapmak şart değil. Devir dijital yayıncılık devri. Müziği yayınlamak hiçbir zaman olmadığı kadar kolaylaştı artık. Bu gibi yeni eserlerle yeniden gündeme gelişlerin daha da çoğalacağına adım gibi eminim. Müzik bir müzisyenin ruhundan ölse bile çıkmayacak bir olgudur.  Er ya da geç, kendi durmak istese de aklı durmayan, hücreleriyle müzik yapmaya için için devam eden pek çok müzisyen veya grup en kötü ihtimalle yeni şarkılarını bir cep telefonu ile çeker sosyal medyadan paylaşırlar. Daha yapmayanlar da eminim çok yakında yapacaklar

    Çerezzine olarak sorularımızı yanıtladığınız için size minnettarız. Son olarak sevenlerinize neler söylemek istersiniz?

    Orhan: Asıl biz teşekkür ederiz bu şans için. Dinleyicilerimiz bizi dijital dünyada desteklemeye devam etsinler, YouTube kanalımıza abone olsunlar lütfen. Sevdiğiniz müzisyenlere bu şekilde destek vermek, onların üretebilmesi için çok önemli. Yeni şarkılarla görüşmek üzere.

    Çetin: Biz de çok teşekkür ederiz sana. En kısa zamanda yeni gelişmelerle tekrar görüşmek üzere.

    Ertan: Bu röportajı yapmak istemiş olmanız bize destek vermenin en güzel şekli. Ellerinize, emeğinize sağlık. Kısacık bire süre içinde şahane sorular hazırlamışsınız. Ne kadar teşekkür etsek az. Derdimizi bilenler gelsin. Abone olsun. Takip etsin. Sahne aldığımız yerlere gelsin. Bizimle aynı havayı solusun. Doymamak şartıyla bol bol dinlesin. Sevmeyen sevmesin bizi. Rahmetli Engin Yörükoğlu’nun hep dediği gibi; “Görüşmeyelim.:D ” Tekrar tekrar teşekkür ediyor, yanaklarınızdan öpüyorum. Sağlıcakla kalın.

    Acil Servis’i Takip Etmek İçin,

    Facebook:

    https://www.facebook.com/acilservisrock

    Instagram:

    https://www.instagram.com/acilservisrock

    Twitter:

    https://twitter.com/acilservisrock

    Youtube:

    https://www.youtube.com/channel/UCbDYXQOEx0TqsYhcKcOiQMQ/

    Spotif:

    https://open.spotify.com/artist/5iFyNfYVmpx6tEhF8rfQEb

    Deezer:

    https://www.deezer.com/tr/artist/66583472

    Apple Music:

    https://music.apple.com/tr/artist/acil-servis/1466027019

     

  • Van için her daim Rock (Okan Bayülgen)

    Van için her daim Rock (Okan Bayülgen)

    Tarih:23 Ekim 2011

    Yer: Van

    Saat 13.41’de büyük bir sarsıntı başladı, yer yerinden oynadı. 25 saniye süren bu felaket, arkasında 604 ölü,4152 yaralı,2262 enkaz bıraktı. Cumhuriyet tarihinin en büyük depremini yaşamışlardı. Depremin şiddeti 7.2 idi. Depremin merkez üssü olan Tabanlı köyünde ise bu rakam 9 idi. İnsanlar enkazların altında ve üstünde yaşam mücadelesi veriyorlardı. Ahçı sarsıntılar sayesinde sürekli tedirgindiler. Van’ın yardıma ihtiyacı vardı. Ve halk seferber olup Van için bir şeyler yapmaya çalışıyorlardı. Böyle bir durum karşısında da halkın ve düşenin müziği olan Rock’da payına düşeni yapmıştı. Van için Rock etkinliği ile Van a yardım toplamıştı. 12 bin bilet kısa sürede tükenmişti. 4 yardım tırı tıka basa dolmuştu. biletler bitmesine rağmen insanlar konsere geliyor ve getirdikleri erzak, gıda vb ürünleri görevlilere teslim ediyorlardı. İşte Rock 90’larda bozulan imajını böyle etkinlik ve böyle etkinliklere destek verenler sayesinde düzeltti. Ve böylece Rock halkın ve düşenin yanında olduğunu bir kez daha göstermiş oldu.

    Rockçı yada Rocker olmak için Rock müzik icra etmenize gerek yoktur. Çünkü Rock bir müzik türünden ibaret değildir. Rock, bir duruş ve dünya görüşüdür o yüzden Rocker olmak için Rock’a gönül vermiş olmanız yeterlidir. Buna örnek olarak Okan Bayülgen’i örnek gösterebiliriz.

    Yıllarca televizyonda program yaptı. Popüler kültürün ona verdiği gücü Rock’ın gelişmesi ve imajının düzelmesi içinde kullandı. Rock’a sadece gönül veren Okan Bayülgen değildir ama Rock için yaptıkları da azımsanacak şeylerde değildir. 90’lardaki olan olaylar halkın gözünde Rock’ın imajını bir hayli sarsmıştı. Siyah giyen ve saçı uzun olan herkes satanist ilan ediliyor toplum tarafından dışlanıp linç ediliyordu. Hâlbuki halk Türkçe Rock’ı sevmiş Türkçe Rock müzisyenlerini bağrına başlamıştı. Rock, İlk nesil Rockçıların oluşturduğu imajın çok zıttı bir imaja bürünmeye başlamıştı. Okan Bayülgen ise yaptığı programlar ve resimli Rock ansiklopedisi ile Programının müziğini Hayko Cebkin’e yaptırmasıyla, sıklıkla programına Rockçıları davet etmesiyle, gitar gecesi programları ile halka Türkiye’de nasıl yeteneklerin olduğunu göstermesiyle ve yeni nesil ile eski nesil Rockçıları bir araya getirerek çoğu Rocker’ın hayalini süsleyen bir programı gerçekleştirmesiyle ve Van için Rock etkinliğini desteklemesi ile Rock’ın imajının düzelmesinde büyük etkisi oldu. Tüm bu yaptıklarını yapmak zorunda değildi ama yaptı. Zaten o her zaman alışılmışın dışında şeyler yaptı. Programlarının konusundan, konuklara ve Stüdyo’nun dekoruna kadar her şey alışılmışın dışındaydı. Eğer özel program değilse konuklar genelde birbirinden alakasız kişiler olurdu. Bazen masada bir manken de yazar da dönemin internet fenomenleri de oyuncular da Rockçı da popçu da olurdu. Kimi zaman eğlendirir kimi zamanda yaptığı özel programlar ile insanların yeni şeyler öğrenmesine kafalarında ki soru işaretlerini gidermesine vesile olurdu.

    Bazıları onu sever bazıları da sevmez ama her şeye rağmen onun Rock müziğe ve bize kattıklarını kimse değiştiremez.

    Efe Argana (Rockaabi)”

  • DİKEN ”Bizden önce Türkiye’de heavy metal sadece müzikten ibaretti”

    DİKEN ”Bizden önce Türkiye’de heavy metal sadece müzikten ibaretti”

    Merhaba Öncelikle Diken ülkemizin en köklü Heavy Metal gruplarından ve öncelikle Diken’in Geçmişten bugüne  gelen yolculuğundan okurlarımıza biraz bahseder misiniz?

    TAYLAN: Teşekkür ederim.  Diken 1992 Eylül ayında İstanbul Kadıköy’de kuruldu. İlk konser kadrosuna 1994 yılında ulaştı ve yine o dönem ilk konserini  5 nisan 1994 günü İzmit Çevre tiyatrosunda verdi. İlk amatör kayıtlara 1995 yılında bir arkadaşımızın evinde HEDEF BÜYÜK şarkımızı kaydederek başladık. Sürekli kadro değişiklikleri olmasına rağmen 1995 yılını sürekli konserlerle geçirdik. Bu dönemde kadroda davulda Cenk Hasanoğlu, gitarda Yahya Ekinci ve bas gitarda Ersan Aslan vardı. Daha sonra bu kadro dağıldı ve 1996’da Fatih Balcı (bas gitar), Fatih Elbaş (davul) ve Tansel Coşkuner (solo gitar) kadroya dahil oldular.

    Bu kadro ile 1996 sonlarında Taksim Barlar Turnesi ve 1997 yılında ilk kez düzenlenen Bursa Overdose Rock festivaline katıldık. 1998 yılının başlarında  elimizdeki bir demo kaydı ile Zihni Müzik ile görüşmeye gittik. O dönem Zihni Müzik’de çalışan Çağlan Tekil ve Naci Kesener şarkıları çok beğendi ve Zihni Şahin’i albüm için ikna ettiler. Albüm kayıtları için 98 Nisan ayında çalışmalara başladık. Kayıtlar günümüzdeki pek çok ünlü rock şarkıcısı ve gurubun ilk albümlerini kaydettiği ünlü Stüdyo 18’de yapıldı. Tansel Coşkuner albüm kayıtlarından önce Fatih Elbaş da kayıtlar esnasında gruptan ayrıldılar. Misafir müzisyenlerle albümün kaydını tamamlayabildik.

    Prodüktörümüz Barış Büyük ile şarkıları tekrar düzenledik ve Levent Büyük de miks ve masteringi yaptı. Albümün ilk ve tek klibi de Öğret Bana’ya çekildi. Klibi Ankara’da Hazy Hill grubunun gitaristi Barış Tarımcıoğlu ve ekibi çekti. Haziran 1998’de HEDEF BÜYÜK piyasaya çıktı ve 1 hafta içinde 1700 kaset ve 800 cd gibi o dönem için bir metal gurubunun yapabileceği en iyi satışı yaptı.

    1999 yılında prodüktörlüğünü Gökalp Ergen’in yaptığı “Düşlerim Ölümsüzdür”  kısa albümünü, 2003 yılında yine prodüktörlüğünü Gökalp Ergen’in yaptığı “Ay Batarken” isimli albümü yayınladık. Bu iki çalışma maalesef Hedef Büyük kadar ses getiremedi. Grup 2004 yılında tekrar dağıldı ve ben tek başıma solo çalışmalara yöneldim. 2005 yılında sevgili Serdar Öztop prodüktörlüğünde ilk ve tek solo albümüm YALNIZ HAYAL yayınlandı. Bu albümün ekibi ile 2007 başlarında tekrar DİKEN ismi altında birleştik ve 2008 yılında Ankaralı Raven Records ile anlaşarak İSYAN isimli albümü yayınladık. 2008 yılında bazı özel nedenlerden dolayı Ankara’ya yerleştim. İsyan albümü ilgi görmedi ve 2008 sonlarında müziği bırakma kararı aldım. 2013 yılının Nisan ayında eski fanlarımızın da ısrarı ile tekrar müzik çalışmalarıma başladım. 2014 yılı kendi kayıtlarımı ev ortamında yapmayı öğrenmekle geçti. Pek çok deneme yanılma sonucunda, 2014 Ağustos ayında ilk ev stüdyosu çalışmam olan KIZIL DOLUNAY isimli solo single, sevgili Bora Uslusoy’un desteği ile dijital ortamda yayınlandı.

    Kızıl Dolunay Diken’in tekrar doğuşuna sebep oldu.

     

    HAKAN: İşte Kızıl Dolunay ile birlikte Diken’de, ucu bugünlere gelen yepyeni bir döneme geçilmiş oldu. Ağustos 2014’te Orkun Arıyörük ve Ural Doruk’la birlikte son olarak benim de yer almamla kadro tamamlandı ve hızla geçmişin yükünü kaldırıp geleceğin Diken’inin inşasına başladık. Kısa bir süre sonra önce DEMİR ATLI NEFERLER ve İSYAN teklilerini yayınladık. Aynı sürelerde konserler de birbirini kovaladı. Sırada Diken’in 4. stüdyo albümünü hazırlamak geldiğinde bazı fikir ayrılıkları kadroda sarsıntılara yol açtı. 2015 yılında önce Ural sonra da Orkun’la yollarımızı ayırdık. Ural’ın yerine Erman dahil oldu. 2015 Eylül ayında Taylan’la ben kadroyu çok da düşünmeden, yeni albümün ilk şarkılarını oluşturmaya başlamıştık bile. 2016 Mart ayına doğru albümün tüm şarkıları tamamlanmış oldu ve YENİLMEYENLER adı kondu. Bir türlü istediğimiz yeteneklere haiz bir davulcuyu kadroya katamamamızın talihsizliğine rağmen Yenilmeyenler’in davul partisyonlarını titizlikle hazırlayıp albümü 3 kişi olarak çıkardık. Albümün yayınlanmasına günler kala, yıllardır Ankara’da çeşitli gruplarda çalmış çok tecrübeli bir isim olan Onur’un gruba dahil olması ile rahat bir nefes aldık. 2016 Mayıs’ında Elenor Müzik etiketi ile Yenilmeyenler, Diken diskografisinde yerini almış oldu.
    Yenilmeyenler’in başarısı ve çeşitli platformlarda Yılın Albümü ödülüne layık görülmesi bizi daha da kamçıladı. Çok fazla uzatmadan böyle uyumlu bir kadroyla yeni bir albümün daha yapılması gerektiğini düşündük. Böylece 2017 Mayıs’ından itibaren 5. stüdyo albümümüz HADEYAN’ın ilk notaları hayat bulmaya başladı. Hadeyan için ilk yola çıkıldığında daha sert, daha melodik, daha kompozite ve tematik bir sound için karar kılmıştık. Süreç içinde bir bir doğan şarkılarla bu hedef tutturabildik. Aslına bakarsanız, kendimizi tutmasak 10 şarkı daha yapardık bu albüme. Nihayet 2018 Mayıs’ta da Hadeyan yine Elenor Müzik etiketiyle yayınlandı.

    Son albümünüz Hadeyan şahsen çok beğendiğim bir çalışma oldu, genel olarak sevenlerinizden aldığınız yorumlar ne yönde?

    ERMAN: Hadeyan için oldukça olumlu geri dönüşler alıyoruz. Dinleyenler genellikle albümün sert ve melodik olma dengesini iyi tutturduğumuzu söylüyorlar. Kendi adıma bu oldukça mutluluk verici. Çünkü benim özellikle sevdiğim 80’ler heavy metal soundu tam olarak bu şekilde. Bu tarzı başarıyla Hadeyan’da işleyebildiğimiz için gururluyum

    ONUR: İlk olarak kayıt için çok olumlu tepkiler geldi ve sonrası tabii ki şarkılarla ilgili olanlardı. Bana daha çok albümün davulları odaklı tepkiler yoğunluktaydı. Genel olarak mutlu eden tepkiler aldım tabii ki herkesin albümü tamamıyla beğenmesi beklenilemez.

    Hadeyan Digital Platformlarda yayınlandı ve uzun bir süredir arşivlemek için fanlarınız CD Formatını bekliyordu ve geçtiğimiz günlerde onlara bir sürpriz yaptınız ve CD Formatında imzalı bir şekilde fanlarınıza ulaştırıyorsunuz albümü, fakat geçtiğimiz günlerde bir açıklama yaptınız, öncelikle neden CD Formatı gecşkti ve sonrasında neler yaşandı?

    HAKAN: Hadeyan ne yazık ki handikaplı bir döneme denk geldi. Ülkemizin içine girdiği ekonomik dalgalanmalardan biz de payımızı aldık. 6 Mayıs’ta resmen albümün yayınlanması tüm dijital platformlarda gerçekleşmişti. Normal şartlarda 2018 Haziran’da albümün hard copy formatı da müzik mağazalarındaki yerini alacaktı. Kartoneti basılmış, bandrol hakkı alınmış ve telif sözleşmeleri imzalanmış olduğu halde CD basım fabrikasından, kriz ve doların yükselmesi bahane edilerek çoğaltma prosedürü bir türlü yerine getirilmedi. Elenor’un tüm girişimlerine rağmen süreç uzadıkça uzadı. Yılın son günlerine doğru dağıtımı üstlenen Sony Müzik’ten de, bir süre için cd dağıtımının askıya alındığı haberi gelince biz de Elenor Müzik ile karşılıklı anlaşarak CD kartonetleri orijinal ancak CD’yi kendi imkanlarımızla basmak suretiyle Hadeyan’ın hard copy’sinin yine kendi imkanlarımızla dağıtma kararı aldık. Belki de dünyada ilk kez kendi Whatsapp hattını kuran grup olduk. Halen bu şekilde dinleyicilerimize Hadeyan’ı ulaştırmaya devam ediyoruz.

    Hadeyan ilginç isim ve konsepti ile de dikkat çekiyor, bizlere biraz bu albümün konseptinden ve çıkış noktasından bahseder misiniz?

    ERMAN: Hadeyan terim olarak, yeryüzünün ilk jeolojik yaşına verilen isim. Hadeyan çağında yeryüzü tam olarak oluşamamış durumda ve her yerde volkanlar, toz bulutları vs. egemen. Kısacası kaotik bir durum söz konusu. Dünyamızın ilk zamanlarında yaşadığı bu kaosu günümüzde insanların yaşadığı hayat ile benzeştirdik ve ortaya distopik konseptli bir anlatı çıktı.

    Ve elbette yine muhteşem albümünüzden devam edelim istiyorum, Hadeyan 16 eserden oluşuyor ve her biri kült nitelikte çalışmalar ve sizi yıllarca takip eden biri olarak bu albümde fark ettiğim bir şey oldu, Thrash Metal’e göz kırpan şarkılarınız var. Kanımca dinlediğim en sert ama bir o kadarda melodik bir Diken albümü Hadeyan siz de katılır mısınız buna?

    TAYLAN: Ben oldukça sıkı bir speed thrash metal fanıyımdır. Diken ilk kurulduğu dönemde de thrash metal çalıyordu. Bizim saf heavy metale geçişimiz aslında 1993 yılında benim WASP’la tanışmam sonrası olmuştur. O dönemden bugüne hep hard n heavy çaldık. Özellikle Amerika ve Avrupa metali esintileri vardı. Hadeyan konsept olarak sert konulardan oluşan bir içeriğe sahip olduğu için ilk thrash metale yakın dokunuşlara bu albümle başlamış olduk diyebilirim. Yürü ya da öl, Ruhyiyen ve Diriliş’de bunu görebilirsiniz. Aslında parçanın içeriği kendi soundunu oluşturuyor. Konular sertleştikçe sound da sertleşiyor.

    HAKAN: Thrash kesinlikle başından beri Diken’in damarlarında geziyordu. Aslına bakarsanız İsyan albümünde de thrash’in izlerini bulmak mümkün. Biz Hadeyan için kolları sıvadığımızda daha sert, daha melodik ve daha hızlı bir albüm oluşturmayı konuşmuştuk. Süreç içinde üretim hep bu 3 şiarın izinde gitti. Anlattığımız konuların, yaşadığımız hayatın lay lay lom bir tarafı yok. Müzik neyi istiyorsa, sözler neyi istiyorsa biz de onu notalarla nakşettik. Ortaya çıkan sound da bu oldu. Daha da sertleşir miyiz? Evet. Dişliler yeniden harekete geçip fabrika çalışmaya başladığında Diken’i daha da sertleşmiş bulabilirsiniz.

    Bugün digitalleşen müzik çağında gruplar genellikle single formatına dönerken, Diken her biri ayrı efsane 16 şarkıya imza attı, bu konuda neler söylemek istersiniz?

    TAYLAN: Ben açıkçası hep üretmekten yana oldum. Aslında Single, EP, albüm vs fark etmiyor. Her türlü üretim bizim için bir değer teşkil ediyor. Yalnız yine de albüm çok farklı. Albümlerde bir konsepti baştan sona izleyebilme imkanınız var. Single sadece yapıldığı dönem itibariyle ve içerdiği konuyla sınırlı kalırken albümde daha büyük bir çeşitlilik oluyor.

    HAKAN: Dediğim gibi; bıraksalar bu albüme 10 şarkı daha yapardık. Açıkçası dolmuş taşmış bir kadroyuz. Üretim konusunda da hiçbir sıkıntı çekmiyoruz. “Hadi bir tekli yapalım” dedik mi 10 günde şarkı kaydolmuş ve yayına hazır hale geliveriyor Diken’de. Yeter ki bir fikir gelsin. Yeter ki bir hedefimiz olsun. Hele ki şu anda şarkı yapımı ve kayıt konusunda oluşturduğumuz sistemle birlikte, canımızın istediği her an 16 şarkılık bir albümü daha 6 ayda bitirip önünüze koyabiliriz. Yaşadığımız rahatlığın nedeni tavizsiz ve hesapsız olmamız. Diğer grupları bilemem ama biz eser bırakmak için müzik üretiyoruz. Bizi üretimde rahat kılan şey de bu. Gruptaki kimsenin şan, şöhret, para, çevre derdi yok. Eğer şöhrete paraya hizmet eden bir müzik yapmak istiyorsanız taviz verirsiniz. O zaman üretemiyorsunuz da. 10 tane şarkı fikrinden 1 tane en çok para kazandıracak, şan şöhret getirecek şarkıya oynuyor olabilirsiniz. Belki de üretmenin formülünü paraya endekslemiş de olabilirsiniz. İşte o zaman 16 şarkılık albüm çıkaramazsınız dostum. Ben biraz keskin olacağım ama üretilen şeylere bakıyorum, çoğu iş yapmak için yapılmış. Hikayesi yok, teması yok, duygusu yok. Sırf sosyal medyada paylaşım yapabilmek için üretilmişler sanki. Sabah kahvaltısında yediği sucuklu omletin fotoğrafını yayınlamakla, beste üretip yayınlamaları arasında mental açıdan bir fark göremiyorum. Zaten üretimler son zamanlarda iyice kendini cover’a endekslemiş. Çok sıkıcı…

    ERMAN: Bu durumun, grup elemanlarının her birinin müzikal birikiminin fazlalığı ve kişisel üretim açlığından kaynaklandığını düşünmekteyim. Ayrıca spesifik olarak bakarsak, grup üyeleri heavy metalin farklı alt dallarında yıllarca kendini geliştirmiş. Aramızdaki müzikalite sentezi sayesinde oldukça fazla üretim yapabiliyoruz. Bir de grup içi müzikal uyumumuz çok iyi. Grup çalışmalarında çok önemli olan bu noktayı es geçmemek lazım.

    ONUR: Aslında Diken ve de benzeri gruplar için bu beklenmedik bir durum değil. Diken üreten ürettiğince var olan bir gruptur ve de üretmeye devam edecektir. Single bana zaman zaman ticari bir yaklaşım olarak gelse de gereklidir diye de düşünüyorum

    Diken köklü bir grup ve her kuşaktan sizi ölümüne seven fanlarınız var, hatta koluna dövmesini yaptıran fanlarınız var ve Diken sevgisi günden güne büyüyor, bunu başarmak herkesin harcı değildir, bunun sırrı nedir ve genel olarak bu konuda neler düşünüyorsunuz?

    TAYLAN: Ben bunu sadece kendimiz olmaya ve samimi olmamıza bağlıyorum. Duygularımızı çok açık ifade edebilen bir sözel içeriğimiz var. Türkiye’de bir ilki başarmış olmamızın da büyük etkisi oldu diyebilirim. Bizden önce Türkiye’de heavy metal sadece müzikten ibaretti. Diken’den sonra heavy metalin bir söyleme sahip olduğu anlaşıldı. Tabi bunda müziğimizi Türkçe yapıyor olmamızın çok büyük etkisi vardır.

    HAKAN: Bunun nedenleri çok fazla. Ama en temel nedeni şu ki, biz Türkiye’deki ağır metalin gerçekliğinden kopmuyoruz. Hitap ettiğimiz insanların yaşadıklarından farklı şeyler yaşamıyoruz. Birçok grup Türkiye’nin orta yerinde kendini Seaatle’da ya da New York’ta yaşıyor sanıyor. Astrahan’ın kurucusu rahmetli Osman Metin Dikkaş’ın bir sözü vardı: “Bu ülkede nasıl olur da heavy metal yapmak bu kadar zor olur” derdi. Katılıyorum. Heavy metalin çıkışına etken olan buhranlar, bunalımlar ve sorgulamaların bu ülkenin hiçbir bireyinden uzak olmadığını düşünüyorum. Ama insan kendi çevresinden menkuldür. Gerçekliğiniz, yaşadığınız çevre ile doğru orantıda gider. Afrika’daki bir kabilede hayat sürerken ot kulübenizin içine jakuzi yaptırmak gibi bir ihtiyacınız olmayacağı gibi, Türkiye gerçeklerinin içinde rock’n roll bir hayat, gitarım ve motorum tadında bir hayat biraz gülünç gelmiyor mu dostlar? Bu biraz gerçeklikten kopmak, biraz pozcu olmaktır. Samimiyet, gerçek yaşantın ve gerçek hislerinle evrensel bir müziği icra edebilmektir. Bizler son derece ciddi ve samimiyiz. Yaşantılarımız son derece normal. İşimize gidip geliyoruz, toplumun içinde yaşıyoruz ve aynı sıkıntıları taşıyor, aynı hassasiyetleri paylaşıyoruz. Hal böyle olunca sizi dinleyen insanlar da samimi ise verdikleri değer de apayrı oluyor. Diken’in geçmişte de bugün de çok sevilmesinin veya hiç sevilmemesinin tek nedeni budur. Bu ülkenin gerçekleriyle müziğimizi sunuyoruz.

    ERMAN: Diken’in her şeyden önce bir misyonu var. Ülkemizde, gerçek 80-90’lar heavy metalini, ana dilimizi kullanarak yaşatmaya çalışıyoruz. Başarmak istediğimiz olguyu fanlarımızın da anladığı kanaatindeyim. Rakamlara değer vermiyorum, onların desteği oldukça bu yolda devam edeceğiz. Maddi manevi destekleri için, tüm fanlarımıza buradan teşekkür ederiz.

    ONUR: Aslında bu konuda en iyi cevabı Taylan verir diye düşünüyorum. Benim düşünceme göre bunun nedeni samimiyettir. Diken dinleyicilerine samimidir ve de müzikal birlikteliğinde dinleyicilerini yarı yolda bırakmaz

    Diken konserlerine hiç durmadan devam ediyor ve taviz vermeden muazzam çalışmalar üretiyor , fakat biz Diken’i artık olabildiğince festival sahnelerinde görmek istiyoruz? Böyle planlarınız var mı ?

    HAKAN: Neyimiz doğru ki festivalimiz doğru olsun. Rock festivali yapılıyor, pop müzik gruplarını, müzisyenlerini sahneye çıkarıyorlar. Her yıl aynı isimler, aynı set list’ler. Organizatörün avantajı şu ki, genç ve dinamik bir nesli olan bir ülkedeyiz. O yüzden geçen yılki falan festivale gidip, “Ben bir daha buraya gelmem” diyen gerçekten o festivale gitmiyor, ama 18 yaşını dolduran bir nesil ertesi yıl gelmeyenin yerini doldurup, hayatında belki de ilk defa festival ortamı görüyor. Tabii ki bu sirkülasyon dönüp durmaya devam ediyor. Ülkemizde ciddi bir liyakat sorunu var. Her alanda bu böyle. Ne yazık ki festivallerde de bu geçerli. Yıllardır müzik adına bir nota bile üretmemiş gruplar müzisyenler, sırf organizatörün kankası diye rahatça sahne alıyorlar. Festival sadece para kazandıran ticari bir olgu değildir. Festivaller müziğe değer katma misyonu üstlenir. Diken yıllardır bu ülkede kendi alanında müziğe değer katmak için uğraşıyor. En az festivallere çıkan gruplar kadar o sahnede geniş kitlelere ulaşma hakkına sahip. Biz kimsenin kankası falan olmayacağız. Kimseye boyun da eğmeyeceğiz yalakalık da yapmayacağız. Kendimizi beğendirmek gibi bir kaygımız da yok. Bu, hak eden ama o festivallere dahil edilmeyen yüzlerce başarılı grup ve müzisyen için de geçerli. Tavizsiz olmanın bedeli bu ise öderiz. Ancak şu asla unutulmamalı, festivaller organizatörler geçer gider. 5 sene sonra sizi kimse hatırlamaz. Ama üreten müzisyen kalıcıdır. Bu maksatla, Diken’e ve onu oluşturan müzisyenlere sahnesini açan her festivale kapımız sonuna kadar açık. Her daim de öyle olmuştur. Ancak tüm derdiniz servetinize servet katmak ise, Diken’den uzak durmaya devam ediniz.

    Ve gelelim efsane albümünüz Hedef Büyük ‘e o albüm birçok dinleyicinin metalle tanışmasını sağlamış, aynı zamanda birçok müzisyeninde yetişmesini sağlamış ( Bende varım aralarında), nesilden nesillere her şarkısı ezbere bilinen ve bu ülkenin gelmiş geçmiş en çok satan , artık kült kabul edilen bir baş yapıt, bu albümün nasıl oluştuğunu ve bu albümle ilgili neler hissettiğinizi bizler ile paylaşır mısınız?

    TAYLAN: Hedef Büyük 1992 – 1998 arasındaki çabaların ve emeğin, hayat mücadelesinin bir yansımasıdır. Tek Kelimem, Sana İhtiyacım var ve Öğret Bana’yı 1994 yılı içinde bestelemiştim. Diğer şarkılar ise 1996 yılı içinde oluşmaya başladı. Bu şarkılar o dönem yani 90’lı yıllardaki Türkiye’nin şartlarını ve duygu durumlarını da yansıtıyor biraz. 90’larda Türk Metal ortamı hep gelir düzeyi belli bir bir seviyenin üstündeki ailelerin çocuklarının üretimleri ve çalışmaları ile doluyken, bizim gibi orta sınıf memur ailelerinin çocuklarının bu ortama dalması ile benim düşünceme göre belli bir denge kurulmuş oldu. Diken sözel tavrıyla hep Anadolu olarak algılanmıştır. Hal bu ki benim beslendiğim damar Amerikan hard rock tarzı idi. Yine de cümle yapıları, söyleyiş tarzım ve Hedef Büyük’teki güce vurgu yapan sözler bu kesimin bizden belli oranda uzak durmasına yol açtı. Sosyolojik tespitlere girmek istemiyorum. Bizim dinleyicimiz gözlemlediğim kadarı ile bu kesimden değil bize benzer ekonomik seviyelerden gelen insanların çoğunlukta olduğu bir kitle oldu. Artık yolumuza devam ediyoruz. Hedef Büyük yapıldı ve bitti. Orada duruyor. Yani görevini yerine getirdi. Şimdi önümüzdeki sürece odaklanarak bu ülkede Türkçe heavy metali hak ettiği yerde tutmaya çabalamak istiyoruz.

    Bu albümle ilgili birde birçok Rocksever kesinlikle Plak Formatı olmalı düşüncesindeler, böyle bir düşünceniz var mı ve elbette bu albümü baştan sona çalacağınız bir konser turnesi planınız ?

    HAKAN: CD’yi bastırmak bile bu kadar zorlaşmışken plak basımı konusu biraz uzak görünüyor. Bizler de tüm bu taleplere cevap vermek istiyoruz. Plak basılsın, tişört basılsın… Ancak realitede şu sıralar bunlar biraz zor gibi. Turne konusuna gelecek olursak:

    Hemen her hafta Türkiye’nin dört bir yanından dinleyicilerimiz bize soruyorlar: “Trabzon’a ne zaman geleceksiniz? Hatay’a ne zaman geleceksiniz? Kayseri’de çok iyi bir konser vermiştiniz bir daha ne zaman geleceksiniz?” gibi. İnanın bize kalsa her hafta sonu bir şehirde konser veririz. Edirne’den Hakkari’ye… 5 kişi de gelse o konsere yine de orada olmak ve o 5’inin gözlerinin içine bakıp Diken şarkılarını söylemekten başka güzel ne olabilir? Ancak şu an bu pek mümkün değil. Biz yine de bu tip talepleri olan dostlarımıza, “Şehrinizde bir etkinlik olur da Diken sahne alabilirse haber verin, şartları oluşturup gelelim” diyoruz. Durumu bu şekilde izah edebilirim. Ancak İstanbul, Ankara, İzmir, Adana, Antalya gibi şehirlerde uygun zaman ve şartların yerine gelmesi ile ilerleyen dönemlerde dinleyicilerimizle bir araya gelebileceğimizi umuyorum.

    Diken Her dönem üreten ve büyük başarılara imza atan bir efsanemiz, bundan sonra bizleri ne gibi süprizler bekliyor  ?

    TAYLAN: Konserlerle HADEYAN albümünü tanıtmaya devam edeceğiz.

    Genel anlamda Heavy Metal sahnesi adına birçok grubumuz var ve bu müziğin her tarzında çok iyi isimlere sahibiz siz bu müziğin bu ülkedeki en büyük isimlerinden olarak bugünün Heavy Metal ve Rock piyasasını nasıl buluyorsunuz ve en çok hangi grupları takip ediyor ve destekliyorsunuz?

    ERMAN: Son zamanlarda metal müzik adına oldukça fazla girişim gözüme çarpıyor. Bazı çalışmaların açıkçası heavy metalin yozlaşmış kısımlarının altını çizmesi beni endişelendirse de, metal müziğin kitlesinin genişlemesi adına yardımcı oldukları bir gerçek. Hayata old school penceresinden bakan biriyim. Müzikalite olarak biraz eski kafalı olduğumu kabul ediyorum 😀 Ama zevklerim doğrultusunda karşılaştığım icraatlara, grup veya müzisyen ismi farketmeksizin elimden geldiğince destek olmaya çalışıyorum. Adana’da Anatolik ve daha önceki projelerimle bu müziği icra etmeye çalışırken  ben ve yol arkadaşlarım, zamanında birçok maddi-manevi zorlukla karşılaşmıştık. Bu sebeple Adanalı metal grupları ve yapacakları icraatlar öncelikli olarak radarımda…

     

    ONUR: Başarı ve samimiyet gördüğüm her grubu desteklerim ama malum hepimizin başında olan yoğun iş temposundan dolayı çok takipçi olamıyorum.

     

    Diken Oldschool Heavy Metal’in bu topraklardaki en önemli isimlerinden hiç şüphesiz ve sizin özellikle W.A.S.P, Judas Priest ve Manowar gibi devlerden etkilendiğinizi biliyoruz, hatta yıllar evvel W.A.S.P ile aynı sahneyi de paylaşmıştınız, bu konuda neler söylemek istersiniz?

    TAYLAN: WASP benim için başlangıç noktasıdır. Blackie Lawless’ın vokalinde kendi özümü buldum. Onun gibi vurgular kullandım ve bunu Türkçeye bir şekilde oturtabildim. Artık benim karakterim oldu. Türkçenin rock ve metal şarkılarında kullanımı ancak bu şekilde kulağa uyumlu geliyor düşüncesindeyim. Bence Türkiye’de bunu başarabilen diğer isimler sevgili Tibet Ağırtan ve rahmetli Yavuz Çetin’dir. 2006’da İstanbul Maslak Venue’de Blackie Lawless ile aynı sahneyi paylaşma onurunu yaşadım. Benim için çok özel bir gündü.

    Bizi kırmayıp, sorularımızı yanıtladığınız için size gerçekten minnettarız, son olarak çerezzine okurlarına ve sevenlerinize neler söylemek istersiniz?

    TAYLAN: Bu güzel röportaj için Çerezzine dergisine ve sevgili Gökhan sana çok teşekkür ederiz.

    HAKAN: Dönem dönem içimizi dökme fırsatını bize veren sevgili Gökhan sana çok teşekkür ederiz. Bizi samimiyetle dinleyen ve gönül veren, her fırsatta bize desteklerini esirgemeyen dinleyicilerimize buradan kucak dolusu sevgiler. Diken her şeyiyle üretmeye ve sizi mutlu etmeye devam edecek dostlar.

    ERMAN Bizlere kendimizi anlatma fırsatı verdiğiniz için öncelikle sana ve Çerezzine ekibine teşekkür ederiz Gökhancım. Müzikal çalışmalarının yanı sıra bu işin medya kısmıyla da özenle  ilgilenmeni takdir ediyorum. Buradan Çerezzine ekibine ve antiparantez Sis ekibine selam olsun…

    ONUR: Tüm okurlara ve de bu vesile ile dinleyicilerimize de sevgilerimi saygılarımı sunarım. Sizlerle her yere her sahneye ayırt etmeden varız görüşmek üzere.

    Fotoğraflar- Tuna Ergan

  • Infected Yeniden!!!

    Infected Yeniden!!!

    Uzun yıllar evvel faaliyetlerini durduran 1993 kuruluşlu Black Metal yeniden bir araya geldiğini metal severlere duyurdu. 

    Orjinal kadronun üç elemanı olan kurucu iki üye Ahmet İba ve Oytun Türk ile Bahadır Uludağlar, davullarda ise Moribund Oblivion’dan Fatih Kanık’in yer aldığı grup, toplanma kararıyla birlikte Infected’ın yeni mini albümü “Divine Disbelief”in de yolda olduğunu açıkladı.

    Klasik Infected tarzına yakın, melodik bir yapıda ve karanlık bir yapıda olacağını belirttikleri yeni çalışmaları Black Metal severler tarafından şimdiden heyecanla beklenmekte.

    Bu arada grup yeni çalışması Divine Disbelief ‘in kapak tasarımını da paylaştı.

     

  • Murder King, heyecanla beklenen yeni albümleri “Fiyasko”yu Yayınladı.

    Murder King, heyecanla beklenen yeni albümleri “Fiyasko”yu Yayınladı.

    Heavy Metal’in en sevilen gruplarından Murder King büyük bir heyecanla beklenen ikinci albümleri  “Fiyasko”yu sevenleriyle buluşturdu. Müzik prodüktörlüğünü topluluğun gitaristi Ossan Denec’in üstlendiği albümün mix aşamaları Arın Baykurt tarafından Babajım Studio’larında, mastering işlemleri ise Tony Lindgren tarafından İsveç’te bulunan Fascination Street Studios’da gerçekleştirilen albümde 10 şarkı yer alıyor..

  • WYVERN  ”Heavy Metal Tarihimizin Efsane Gruplarından”

    WYVERN ”Heavy Metal Tarihimizin Efsane Gruplarından”

    Ülkemizde Heavy Metal ve Rock Tarihimizi inceleyince birçok önemli grubu keşfediyoruz. O Dönemleri yaşayanlar elbette bu grupların birçoğunu biliyor ve bugün hala hastası, çünkü o yıllarda bin bir zorluklarla yaptıkları çalışmalar ve etkili eserler bugüne ışık tutmaya devam ediyor. İşte bu gruplardan birisi de aslında daha evvelden bir arkadaşım vasıtasıyla dinlediğim ve çok beğendiğim  WYVERN’dür. 1988 yılının kasım ayında Berke T. ÖZSOY( Gitar), Orkun ARIYÖRÜK (Davul), Aykut ÖZ (Bas Gitar) ve Kenan AKÇORA( Vokal) tarafından kurulan grup ismini mitolojik bir isimden alır ve anlamı ‘’ kuyruğunda zehirli bir iğnesi olan ejderha kanatlı büyük bir kuştur’’

    Daha sonra çalışmalarına start veren ekip, her grubun başına gelen bir takım eleman değişiklikleri dönemini o sıralarda yaşar, Gruba ikinci gitarist olarak Gökhan Sezer , Vokal olarak Timur KAYA  ve Bass Gitarist olarak ta Okan SEZER yapmak istedikleri müziği ise şu şekilde tanımlarlar o yıllarda ‘’ Bizim müziğimiz, bizce mistik doğu ezgileriyle barok müziğin Heavy Metal soundunda rock ritmleriyle sentezlenmiş halidir. Gruptaki herkesin estetik anlayışları doğal olarak farklılık gösterdiğinden, grubun belirlli bir felsefeye bağlı olduğunu söylemek zor, ama bizim için önemli olan iyi melodiler yakalayabilmek, böylece sanatsal değeri piyasa değerinden daha yüksek olan eserler ortaya koyabilmektir. Bizim sözlerimizde yer yer dolaylı, yer yer direkt anlatım kullanılmıştır. ışlenilen konular arasında mitoloji, tarih,siyaset gibi ağır olanların yanı sıra insan ilişkileri, yozlaşma, sevgi gibi konular da yer almaktadır. Işlediğimiz konulardan grubun aşırı milliyetçi olabileceğini düşünebilirsiniz.Biz de herkes kadar milliyetçiyiz, ama aslen hepimiz hümanist düşünceye sahibiz. Türümüz belki günümüzde sevilen türün (Popüler Türk Müziği) biraz dışında ama, tamamen bizim duygularımızı yansıtıyor. Bizim için önemli olan sözlerimiz ingilizce de yazılmış olsa, bestelerde Anadolu insanının alışık olduğu melodilerin genelde yer alması. Yani Türk Rock Müziği, ama Ingilizce. Bizim en büyük amacımız dış bağlantılarla Türkiye’yi bu alanda en iyi biçimde temsil etmek, yani bazılarının düşündüğü gibi yabancı gruplara özenip de onun için ingilizce yapmıyoruz. Ayrıca Türkçe yapmayarak ne kadar büyük bir seyirci kitlesine hitap edebilme şansını teptiğimiz de göz önüne alınmalıdır. Rock müzik kuşkusuz günümüzde popüler müziğin bir parçası.Popüler müzik de bir kültür müziği (Halk veya Sanat Müziği gibi) olmadığına göre “İlle de Türkçe olmalı.” diye ısrar edilmesi bizce doğru değil. Hem de müzikalitenin ikinci plana atıldığı günümüzde. Bütün bunlardan Türkçe Rock yapıldığı zaman iyi olmayacağını düşündüğümüz sanılabilir, ancak biz sadece kendi müziğimiz için İngilizce’nin daha uygun olduğunu düşünüyoruz.’’

     

    Evet grup Heavy Metal tarzında kendine ait çok özel bir yön çizmiş ve hissettiği doğrultuda taviz vermeden çalışmalarını sürdürmüştür. Beste çalışmalarını hep birlikte oluşturan ekip, genel olarak  büyük bir titizlik ile hazırladıkları ve bugün Heavy Metal Tarihine geçen ve birçok ilki barındıran ilk albümleri “Firing First”ü  Raks Müzik  etiketi ile 1994 yılında piyasaya sürdü. Bu albüm o dönemin en etkili firması olan Raks Müziğin bastığı ilk İngilizce sözlü albümdür. 9 şarkıdan oluşan efsane albümde  ‘’ Coming Home’’, ‘’Bringers’’, ‘’Peace, justice… out!’’, ‘’Trail By Fire’’ ve ‘’Fire attack’’ gibi her biri klasik muazzam çalışmalar yer almaktadır

    O yılların en sevilen ve önemli topluluklarından olan WYVERN  çok aktif bir şekilde sayısızca etkili konsere imza atmıştır. Grup öyle başarılıdır ki, bu başarısı TV Kanallarına da yansımıştır. Dönemin en etkili programı yayınlanan Rock Market programı için 4 parça kaydeden grubun bu performansları  TRT 1, TRT 3, TRT 4 VE TRT-INT gibi kanallarda birçok defa yayınlanmıştır.  Verdikleri sayısız konser ve yayınladıkları müthiş albüm derken 1995 yılında askere giden tüm grup elemanları, geri döndüklerinde Okan Sezer’in yoğunluğundan dolayı gruptan ayrılmasıyla yerine  Türk Rock ve Metal Tarihinde özel bir yeri olan Ete Kurttekin’i dahil ettiler ve grup bu kadrosuyla 96’yılının mayıs ayında GRAVEYARD da konser verir ve bu konserden sonra sessizliğe gömülür.

      

    Evet  WYVERN asla unutulmaması gereken çok önemli bir topluluk,  Bu yazıyı yazarken enfes albümleri “Firing First”ü açtım ve içimden şu geçti . Babalar keşke yeniden bir araya gelse ve bu muazzam şarkıları bizlere çalsa ve bizlerde Heavy Metal Tarihimizin ebir efsanesine daha tanık olsak. Evet bunu çok isterim gerçekten . Bugüne dek Devil, Metafor, Metalium, Mavi Sakal, Dr. Skull, Pagan ve Cultus gibi efsaneleri izlediysek ben bir gün WYVERN’ün de bizlere  sürpriz yapıp ger döneceğine inanıyor ve kendilerine  buradan bu vesile ile sevgi ve saygılarımı iletiyorum. Bu Satırları okuyan siz dostlarımıza gelince ne yapıp, ne edip bir şekilde efsane grubun ‘’ Firing First” isimli baş yapıtını bir yerlerden dinleyin,  her yerde aradığım ama bulamadığım bu eşsiz albümü umarım bulur ve arşivimin en değerli köşesine eklerim. Elbette birgün CD Formatında basılması ise en büyük isteğim olur. Yazsıma burada son verirken sizi efsane grupla baş başa bırakıyorum, dinleyin, izleyin , keşfedin, hastası olacaksınız.

     

    Grubun Videolarını Bu linkten izleyebilirsiniz,

    https://www.youtube.com/user/ariyoruk/videos?disable_polymer=1&fbclid=IwAR0UKHmtT9ta5TjSEpEEL1-P2bQ4CmBo3j37vgC3CbOvPx9iVGB6xCgNtls

     

    NOT- Wyvern ile ilgili bu yazıyı hazırlamamda, bana bu eşsiz bilgileri sizlerle paylaşmada yardımcı olan, grubun davulcusuOrkun ARIYÖRÜK ‘e  sonsuz Teşekkür ediyorum..

  • Diken-Hadeyan (Albüm İncelemesi)

    Diken-Hadeyan (Albüm İncelemesi)

    Ülkemiz Heavy Metal Tarihinde  Diken çok ayrı ve özel bir yerde durmaktadır. Grubun 1998 yılında yayınlanan ilk albümü  ‘’Hedef Büyük’’ bu topraklarda yayınlanmış en önemli albümlerin başında gelir hiç şüphesiz,  Ard  arda yayınladığı albüm ve single ‘lar grubun  ne kadar üretken ve sevilen bir grup olduğunun adeta kanıtıdır.  Bir önceki albümleri Yenilmeyenler ( 2016) resmen aklımızı başından almıştı ve yine bir baş yapıta imza atmıştı efsane grup, bizler daha o eşsiz baş yapıta doyamamışken, bu seferde  16 şarkılık ve yine tokatlayan bir baş yapıtı önümüze koydular,  Hadeyan isimli  başyapıt hiç şüphesiz  Diken’in kariyerindeki hem en sert hem de en melodik albümleri diyebiliriz. Bazı şarkılar var ki albümde resmen Thrash Metal tarzında, bazıları ise Priest ve Maiden ekolü olarak adlandıracağımız çift ve melodik gitar yürüyüşleriyle bu tarzın vazgeçilmezlerini profesyonelce sergiledikleri tokat gibi oldschool heavy metal  eserler, evet babalar  klasik heavy metal’e bu müziğin tüm etkilerini de yerleştirmişler kısacası, Albüm boyunca dinlediğiniz her şarkıda şunu da gözlemliyorsunuz

    Grubun en etkili kadrosu olarak gördüğüm ekip, dehşet icralarıylada sizi derinden sarsıyor. Kara Taylan’ın vokalleri ve isyan çığlıkları dinlerken tüylerinizi diken diken ediyor ve babanın resmen bu müziği söylemek için yaratılmış olduğunu birkez daha derinlemesine hissediyorsunuz, Grubun bass gitaristi Hakan Akkaya öyle bir çalıyor ki, bu müziğin olmazda olmazı olan tansiyonunu resmen kafanıza basa basa sokuyor, Grubun gitaristi ( Anatolik ten de tanıyoruz kendisini) Erman Konuklu  , Kara Taylan ile resmen muazzam çift yürüyüşlere imza atarken sizleri büyülüyor ki, Erman aynı zamanda son yıllarda sahneyi’de en iyi kullanan gitaristlerden biridir kanımca,  Ve elbette Grubun Davulcusu Onur Pehlivan, o da eşsiz çalış stili ile bu efsane albümde  öne çıkan isimlerin başında geliyor. Kısacası Diken yine bildiğini yapıp hem muazzam bestelerle bizleri buluşturuyor hem de eşsiz icraları ile bizleri kendilerine birkez daha hayran bırakıyorlar. Albümün bir diğer önemli noktasıda soundu elbette,  albümde inanılmaz bir noktaya taşımışlar (ki Diken bu konuda da öncü bir isimdir) ve şarkılar gelelim,  , bu şartlarda 16 şarkı yapmak ve bunun yanında  yapılan 16 şarkıda albüm boyunca muazzam bir istikarla her biri ayrı vurucu hit şarkı yapmak herkesin harcı değildir. Bir Önceki albümlerinde yaptıkları Ağır Metal  Ölmez isimli şarkının hakkını birkez daha en net şekilde kanıtlarcasına yaptıkları Hadeyan bana kalırsa grubun yaptığı en iyi ve etkili çalışmaları arasında yerini çoktan almayı başarmış bir baş yapıt.  Albümde   hemen hemen her şarkıyı ayrı sevsem de dinlemeye doyamadıklarım ve albüm yayınlandığından beri sürekli dinlediğim   beni sarsan şarkılar var elbette,  Ve işte şimdi onlardan bahsedeyim. ‘’Ben Bir Yarayım Hep Kanayan Hep Acıtan ‘’ evet  muhteşem sözleri ve etkili melodileriyle ‘’Kara Ayna’’ ,  Muazzam bas yürüyüşleri ve enfes  melodileri  tokat gibi sözleri ile  ‘’Karanlık Günler’’,  Sadece bu albümün değil  Kariyerlerinin zirve noktalarından olarak gördüğüm  ‘’Küllerinden Doğan ‘’ , ‘’Ruh yiyen’’,  ‘’ Yürü Yada  Öl’’, ‘’Ateşten Duvar’’, ‘’Eski Toprak’’, ‘’Yüzleşme ‘’, ‘’999’’,  ‘’Diriliş’’ ve  dinlemeye doyamadığım muhteşem enstrümantal eser ‘’Hadeyan’’  Diken’in bu albümünü sadece 2018 ‘e değil yıllara meydan okuyacak ve tıpkı ‘’Hedef Büyük’’ gibi ileride kendisinden baş yapıt olarak  olarak bahsettirecek. Benim için Hadeyan her yönden bir baş yapıttır ve  tüm metalcilerin dinlediğinde kendisinden çok fazla şey bulacağı muazzam bir kitaptır.

     

  • Dr. Skull ”Türk Heavy Metalinin Efsaneleri”

    Dr. Skull ”Türk Heavy Metalinin Efsaneleri”

    Ülkemizin Türk Rock Tarihi , bu tarz dahilinde birçok efsane isim ve gruba sahiptir. Bu isimlerin içinde bazıları vardır ki, gruplarının dağılmasının üstünden yıllar geçmiş olmasına rağmen  yaptıkları albümler ve şarkılar her güne ışık saçan ve her nesli etkileyen çalışmalar özelliğindedir. İşte o grupların en başında hiç şüphesiz Dr. Skull gelir. Kendilerini 25 yıl aradan sonra Dr.Razor ile birlikte Hammer Müzik tarafından yeniden basılacak olan çalışmalarının lansman konseri dahilinde 24 Ocak Perşembe gecesi Hammer Müzik, Laneth ve Vera organizasyon’un katkılarıyla büyük bir heyecan ve gözyaşı ile izleyeceğiz. Bu konsere gitmek için o kadar çok sebebimiz var ki, Heavy Metal Tarihimizin babalarını canlı canlı izleyip resmen tarihe bir kez daha tanıklık edeceğiz, ama öncelikle bu efsane grubu tanımayanlar için ve bu konseri kaçırırsanız ne kadar pişman olacağınızı bilmeniz açısından bu yazıyı kaleme almaya karar verdim. Dr. Skull ‘u tanımaya ve efsane yıllara geri dönmeye hazır mısınız? Haydi o zaman başlayalım.

    DR.SKULL ve EFSANE TARİHİ

    Ankara Fen Lisesi’nde okuyan dört sıkı arkadaş Murat Baştepe (Gitar/Vokal), Murat Ersöz (Gitar/Vokal), Mustafa Erman (Bass),ve Alper Yarangümeli (Davul/Vokal) daha sonra Ankara Hacettepe Tıp Fakültesini kazanır ve böylece içlerinde sıkı müzik yapma isteği doğrultusunda , zaten geçmişlerinde fazlasıyla olan bu kavramı hareketi geçirerek 1983 yılında Dr. Skull’ı kurarlar. Ülkemizin İlk Heavy Metal gruplarından olan Dr. Skull özveri ve azimle çalışarak iki yıl sonra 1985 yılında Milliyet Müzik Yarışması’nda ilk konserlerini verir. Bu başarılı konserin hemen ardından kendi besteleri üzerinde çalışan grup Ada Müzik ile anlaşarak 1990 yılında ilk albümleri olan Wory Zover’ı yayınlar. Albüm Hard Rock temelli oldukça sağlam bir Heavy Metal albümüdür ve içinde bulunan 9 şarkı ile Rockseverleri adeta büyülerler .Bu albümde grubun bugün klasikleri arasında yer alan ‘’ Lonely Nights’’,‘’ On The Road’’ ve ‘’War Is Over’’ isimli çalışmalarıda mevcuttur. İlk albümleri ile sağladıkları başarının ardından grup , ikinci albümleri için Stüdyo Ankara’ya kapanır ve ortaya çıkan sonuç muazzam bir baş yapıt olan ‘’ Rools 4 Fools’tur, Albüm 1992 yılında Ada Müzik’ten yayınlanır. ilk albüme göre çok daha sert ve saf Bir Heavy Metal baş yapıtıdır bu çalışma. Yine ilk albümlerinde olduğu gibi bu baş yapıtlarında da 9 şarkıya yer veren grup. Metal On Metal, Rules For The Fools, Samantha, The Battle gibi her biri efsane olan çalışmalarına bu baş yapııtta yer verir. Rools 4 Fools Binbir zorlukla kaydedilmiş olmasına rağmen, grup içinde çok özel bir çalışmadır ve istedikleri sounda bu albümlerinde ulaşmışlardır. Bu iki başarılı albüm grubun ileriki yıllarda efsane olarak anılmasını sağlayan eşsiz baş yapıtlardır ve grup çok sevilmektedir. Herşey oldukça güzel seyrederken , Rools 4 Fools albümü sonrası grubun eşsiz sesi Murat Baştepe eğitimini Amerika’da tamamlamak üzere gruptan ayrılır .Murat Baştepe gruptan gidince grubun bir takım değişikliklere gitmesi de kaçınılmaz olmuştur. Öncelikle yeni bir solist aldılar. Serdar Tuksal isimli genç ve yetenekli bir solist ile yollarına devam eden grup , Murat Baştepe’nin gruptan ayrılışı ile tek gitar olarak devam etme kararı aldı ve yeni solisti ile birlikte ilk, kariyerlerinin ise üçüncü albümlerini hazırlamaya koyuldular. Dr. Skull’da artık birçok şey değişmişti .Buna firmaları’da dahildi. Kent müzik ile anlaşan grup yine bir ilk olacak olan tamamı Türkçe şarkılardan oluşan albümleri “Hershey Yolunda’’ yı 1994 yılında piyasaya çıkardı. Birçok değişikliğin yaşandığı bu yeni Dr. Skull albümünde sound olarakta çok farklı bir yöne gitmişlerdi. Hard Rock ve Heavy Metal tınıları Punk alt yapısı üzerine üzerine kurulmuş , içinde saksafon ve keman gibi farklı enstrümanlara’da yer verilmişti. Ayrıca bu albümde ilk kez 12 şarkya yer vermişlerdi ve hepsi Türkçeydi. Evet ilk iki albüme göre herşey çok farklıydı ama bu albümde çok sevilmişti ve mutlaka Dr. Skull’ın o keskin Heavy Metal soundunu benimseyen ve bu albümü sevmeyenlerde vardır ama ne olursa olsun grup bu albümünde de Gökova başta olmak üzere Hersey Yolunda, Başlama Yine,Elim Cebimde ve Güneşin Sesi gibi çok değerli çalışmalara imza attı. Bu albümün ardından ise maalesef dağılma kararı aldılar. Ve kendilerini esas meslekleri olan Doktorluğa adadılar ve mesleklerinde çok önemli konumlara geldiler.

     

    Evet Dr Skull Ülkemizin gelmiş geçmiş en özel ve önemli Heavy Metal gruplarından biridir ve çıkardığı üç albüm ile bugün kült olarak andığımız eşi benzeri olmayan efsane topluluğumuzdur. Eğer olurda Dr Skull üyeleri bu yazıyı okursa bir müzisyen olarak çok etkilendiğim ustalarıma buradan sonsuz saygı ve selamlarımı yolluyor, bana ve Türk Rock Tarihimize kattıkları herşey adına sonsuz teşekkür ediyor ve kendilerine sonsuz saygılarımı iletiyorum. ..

    DR.SKULL Üyeleri

    Prof. Dr. Murat Baştepe , (Gitar/Vokal), (Harward Üniversitesinde Prof. Doktor)
    Prof. Dr. Murat Ersöz, (Gitar/Vokal), (Ankara Sağlık Bilimleri Üniversitesi Ankara Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde eğitim sorumlusu)
    Prof. Dr. Mustafa Erman(Bass Gitar), (Hacettepe Üniversitesi Kanser Enstitüsü’nde çalışıyor)
    Doç. Dr. Alper Yarangümeli (Davul),(Ankara Numune Eğitim ve Araştırma Hastanesi Göz Hastalıkları Kliniğinde çalışıyor.)

     

    Grubun Maskotu ‘’VEHBİ’’
    Grup kadar ünlü maskotları Vehbi ismini Dönemin Milli Eğitim Bakanı olan Vehbi Dinçerler’e tepki olarak grup tarafından adını almıştır. Kendisi grubun albüm kapaklarında, fotoğraf çekimlerinde ve konserlerde davulun üstünde bulunmaktadır.

    JASMOR’un Favori Dr.SKULL 10’lusu
    Metal On Metal
    Rules For The Fools
    War Is Over
    Yaşamak İstiyorum
    On The Road
    Samantha
    The Battle
    Rolling Over
    Rain
    Way Home

    EFSANE 25 YIL SONRA YENİDEN SAHNEDE

     

    Hammer Müzik, Laneth ve Vera organizasyonun ‘un muhteşem organizasyonuyla 24 Ocak 2019 Perşembe gecesi Beşiktaş IF Performance’ta Bir Tarihe tanıklık edeceğiz ve Efsane grubu, Dr.Skull albümleri lansman konseri gecesi dahilinde çok sevdiğimiz Dr. Razor grubuyla birlikte canlı canlı izleyeceğiz. Grubun efsane elemanları Baştepe, Ersöz, Alper, Mustafa ve Serdar Yer yer solo performanslarıyla yer yerde Razor ile birlikte bu eşsiz gecede klasiklerini seslendirecekler. Ayrıca Hammer Müzik tarafından sınırlı sayıda basılacak olan CD ve plaklarını’da konser sonrası siz sevenlerine imzalayacaklar, belki bir daha gerçekleşmeyecek olan bu geceyi sakın ama sakın kaçırmayın.. Bu Rüyayı gerçekleştiren ve bu muhteşem organizasyonda emeği olan herkese birkez daha sonsuz teşekkür ediyoruz. Biz mi? elbette orada olacağız..