Etiket: #cerezzine

  • Panøpsis’ten Yeni Single; “Solitude of the Forest”

    İstanbullu enstrümantal post-rock grubu olan Panøpsis, dünyamızın ormanları için bir ağıt olan yeni single’ı “Solitude of the Forest”i yayınladı. 30 Temmuz 2019 tarihinde yayınlanan single’ı Youtube ve diğer dijital platformlardan dinleyebilirsiniz.

    Bandcamp: https://panopsis.bandcamp.com/album/solitude-of-the-forest

    iTunes: https://music.apple.com/tr/album/solitude-of-the-forest-single/1473667834?l=tr

    Spotify:

    Souncloud:

    Panøpsis hakkında:

    Panøpsis, 2011 yılından beri birlikte müzikal çalışmalar yapan Sezgin Çelik (gitar & klavye), Hüseyin İflazoğlu (gitar) ve Umut Şah’ın (bas gitar) post-rock janrına yönelik ilgisinin giderek artmasıyla 2018’de şekillenen bir enstrümantal post-rock grubudur. Elektronik öğelerle zenginleştirilen gitar ve klavye melodilerinin önde olduğu, söz içermeyen, atmosferik bir müzik yaratmayı amaçlayan grubun More-Than-Human-World isimli 4 şarkılık ilk EP’si 16 Mart 2019 tarihinde yayımlandı. “Dünyanın insandan ibaret olmadığı” fikrinden ilham alan albümün ve albümdeki şarkıların isimleri, grubun dünyaya bakış açısını da yansıtmaktadır. Grubun görsellerini de yine bu perspektifle Doğa Eroğlu hazırlamaktadır.

    Instagram: www.instagram.com/panopsismusic

    Facebook: www.facebook.com/panopsismusic

  • Şiirlerin ile Yaşayacaksın İskender 

    Şiirlerin ile Yaşayacaksın İskender 

    Merhaba sevgili Çerezzine ailesi. Geçen haftalarda kaybetmiş olduğumuz yeraltı edebiyatının güzel abisi, şiir hayatının büyük kaybı Küçük İskender’in yokluğu hala içimizde büyük bir boşluğa tekâmül ediyor. Biz geride kalan, şiire gönül vermiş insanlar olarak öncelikle onu şiirleri ile yaşatmayı amaçlıyoruz. Bu amaç doğrultusunda Kılçık Mekan’da 10 Temmuz 2019’da düzenlenen anma gecesinden geriye kalanlara göz atalım. 

    Öncelikle gece boyunca fazlasıyla duygusal anlar yaşandı. Herkes döktüğü bir damla göz yaşının hakkını Küçük İskender’in anısına emanet etti. 
    Gecenin sunumunu ünlü şair Turgut Toygar üstlendi. Geceye edebiyat dünyasından birçok ünlü isim katıldı. Bu isimler, Vecdi ÇıracıoğluGökçenur Ç., Efe Duyan, Adil Salih, Aysu Altunay, Cenk Kolçak, Turgut Akaslan, Cenk Tunalı, Gülay Yıldız Gülün oldu. Aynı zamanda Küçük İskender’in şiirini sevenler, dostları ve hayatlarının bir yerine O’nun şiirinden bir satırı sığdırmış isimler gecede yerini aldı.
    Bu güzel geceyi organize eden ve hep birlikte Küçük İskender’in hatırasını yaşatan insanlara teşekkürlerimizi sunuyor ve güzel kalpleri ile var olmalarını diliyoruz.

  • Köprüden Önce Son Kaçış

    Köprüden Önce Son Kaçış

    Sen miydin?
    Köprüden sarkıttığı serzenişleri ile hıçkırıyordu Adam.
    Bir ömür gibi uzayan, dudaklarının sessizliğiyken;
    Haykırışları daha kaç kaleme konu olacaktı?
    Akşamüstü:
    Köprüden önce son kaçış yolundaki,
    Sen miydin?
    Çaktığı her şimşekte “hiç”,
    Estiği her rüzgarda “sarhoş”,
    Açtığı her güneşte “cenin” olan;
    Senin yüreğin miydi?
    Herkes yardıma muhtaçtı.
    Ve herkesin yardım etmek istediği,
    Ölmekte olan birileri vardı.
    Senin yoktu.
    Ve sana kalırsa her ölüm,
    İnsana bir intihar hakkı kadar mümkündü.
    Gün ağardığında,
    Ellerinin senden değil atışında,
    Gözlerin, sesinin ulaşmadığı yerlere his beslediğinde,
    Köprünün en sonunda,
    Bana elini uzatıyorsun.
    Oysa intihara meyilli olanlara yokluğu teklif edersen,
    Bir “hiç” kadar yakın olursun.
    Hiçlik, bir gün herkesle tanışır.
    Bunu da biliyorsun.
    Köprüler yıkıldı,
    Ellerim yakıldı,
    Yollar sonlandı.
    Sen nasıl ayakta kaldın?

  • Türk Dizi Tarihinin Şamanizm’e Açılan Kapısı: 46 Yok Olan!

    Türk Dizi Tarihinin Şamanizm’e Açılan Kapısı: 46 Yok Olan!

    2016 yılında Türk televizyonları yeni bir dizi ile farklı yöne yüzünü çevirdi. Bu dizi sıradan yayın hayatının içeriğine hitap eden dizilerden biraz farklıydı. Yönetmeninin sıra dışı bakış açısı, oyuncularının deneyimli ve izleyici tarafından hâkim olunan isimler olması ve dizinin isminden ötürü “46’lık” bir izleyiciye hitap ediyor oluşu bu diziyi yayınlanmadan önce çoktan üst sıralara taşıyordu bile… 

    46 Yok Olan dizisi Serdar Akar’ın üst düzey yapımlarından biriydi desek, bu kesinlikle abartılmış bir tanım olmayacaktır. Dizi, her bölümünün içerdiği farklı anlamlar ile televizyon tarihine birkaç beden büyük bir rol çizmeyi çoktan görev edinmişti. 

    Konusu ise hepimizi cezbeden türdeydi:
    Türkiye’nin sayılı profesörlerinden biri olan Murat Günay, beş yıldır komada olan kız kardeşini iyileştirebilmek için tüm çözüm yollarına başvurmaya hazırdır. Şaman ayinlerinde kullanılan ve içinde DMT içeren Ayahuasca çayı, Murat’ın kardeşi için bir tedavi yöntemi bulmasına sebep olur. Bu sır dolu tedavi, birçok insanın hayatını farklı yönde etkiler. 
    Dizi gözle görülen özelliklerinin yanı sıra birçok farklı alt anlama da atıfta bulunuyordu. Ayahuasca çayını içtiği süreçte Murat’ın gördükleri, geçmişte yaşadıklarının geleceğine etkisinin oranını fazlasıyla etkilemiştir.
    Aynı zamanda Murat ve Ezo’nun birbirine bağlılığı hepimizin özeneceği ve dikkat çeken türde bir bağlılıktır.
    Murat’ın tedavi yöntemi süresince ilacın etkilerini gözlemlediği zamanlar şüphesiz dizinin en unutulmaz sahnelerini ve usta oyunculuklarını gözler önüne sermekteydi.
    Erdal Beşikçioğlu bir röportajında, “Ben arıza karakterleri değil, damarına basılmış karakterleri canlandırıyorum.” gibi bir söylem kullanmıştı.
    46 Yok Olan dizisinde de geçmişte yaşadığı kırıklıkların ve eksikliklerin üstesinden bağlılıkları ile gelmeye çalışan bir adamı izlemekteyiz. 

    Konusu, sahneleri, oyunculukları, çekimleri, müzikleri gibi birçok detayı ile dikkat çeken 46 Yok Olan dizisinin en can alıcı kısmı Şaman ayinlerindeki görüntüler ve Şamanizme ait bazı detayların izleyiciye sunulmasıdır.
    46 Yok Olan dizisinin bir diğer can alıcı noktası ise Behzat Ç. dizisinin kadrosundan oyuncuların yer almasıdır. Erdal Beşikçioğlu, Berkan Şal, Ayça Eren gibi oyuncuların varlığı izleyicinin özlemini biraz olsun gidermesine katkıda bulunmuştur. 

    27 Mart 2016 tarihinde başlayan dizi, 24 Haziran 2016’da sezon finali yapmıştır. Bu sezon finalinden sonra birçok söylemi de beraberinde getirmiştir. Kimisi internet dizisi olarak devam edeceğini söylerken, kimisi kaldığı yerden devam edeceğinde ısrarcıydı. Fakat kimsenin istediği gibi olmadı. Dizi 10 Ağustos 2016’da final yaparak ekranlara veda etti. 

    Dediğim gibi, 46 Yok Olan dizisi televizyon tarihine şu ana kadar girmiş en iyi ve en üst düzey yapımlardan biri olmuştur. Birkaç beden fazla gelmiştir ve çözümü yolları ayırmakta bulmuştur.
    Bize böyle güzel yapımların yinelenmesini ve sürmesini dilemekten başka bir yol kalmıyor Çerezzine ailesi. Türk televizyonlarına gelmiş efsanevi yapımları, onca emekleri, usta oyunculukları ve farklı kültürleri benimsediğimiz günlerimiz olsun. Yeniden görüşmek üzere.
    Hoşça kalın… 

  • AŞK NEREDEYSE ORADAYIZ AŞKIM!

    AŞK NEREDEYSE ORADAYIZ AŞKIM!

    “Ben kimim?” sorusunun cevabı ile başlıyor insanlığın varoluşunun temeli. Dünyaya geldiğimiz ilk andan, toprağın en derinliklerindeki hüzünlü nemine ulaşana dek, parçaları birleştirmek ile geçiyor ömrümüz. Bu yapbozun birincil sorusunun temelini benliğimizin farkındalığı oluşturuyor. Kimimiz sarışın doğuyor, kimi esmer. Kimi inatçı, kimi sevecen. Kimi heteroseksüel, kimi eşcinsel. Bunlar bir tür tercih ya da seçim değil, yönelimdir. 
    Bugün sosyal medyada eşcinsellik üzerine yaptığımız en küçük bir araştırmada önümüze çıkan ilgili başlıklar, “eşcinsellik terapisi, eşcinsellikten nasıl kurtulurum, eşcinsellik hastalığı” ve daha nicesidir.  Eşcinsellik olgusu kulaktan dolma bilgiler ile donatılacak kadar basit ve göreceli değildir. Bir tür hastalık değildir, hiç olmamıştır.
    Türkiye’de insan olarak var olmanın zorluğunun yanı sıra eşcinsel olarak kabul görebilmek imkansızın da ötesinde bir yol izliyor. Bu sebeple eşcinsel bireyler her yıl yurdun çeşitli bölgelerinde tepkilerini ve varlıklarının kabulü için çabaları sebebiyle Onur Yürüyüşü yapıyor. Fakat son yıllarda yapılan hiçbir yürüyüş sağlıklı sonuçlanmıyor. İnsanların haklarından biri olan kabul görme ya da kabul görmek için çabalama hakkı ellerinden alınıyor. Bunun da yanı sıra can ve mal kaybına ilişkin saldırılara maruz kalıyorlar. Affedersiniz, maruz bırakılıyorlar.  

    2019 Onur Yürüyüşünde İstanbul LGBTİ+ Onur Haftası Komitesi, Onur Yürüyüşü etkinliklerini bu sene Bakırköy Miting Alanı’nda gerçekleştirme talebinde bulunmuş. Bu talep de İstanbul Valiliği tarafından reddedilmişti.
    İstiklal Caddesi Mis Sokak’ta yapılan basın açıklamasında şu sözler yer alıyordu:

    “Halkın huzur ve güvenliği, genel ahlak, genel sağlık gibi birbiriyle alakası olmayan kopyala yapıştır gerekçelerle yürüyüşümüzü yasaklayanlar devleti yönetemeyeceklerini bir kez daha göstermiştir. Halkın huzurunu tehdit eden yıllarca barışçıl şekilde gerçekleştirilen Onur Yürüyüşleri değil, 5 senedir onur yürüyüşlerinde halka saldıran kolluk güçleridir.
    LGBTİ+’ların taleplerine kulaklarını tıkayarak, bizleri ‘yolunu kaybetmiş, tereddütlü’ bir grup gibi göstermeye çalışanlara inatla tekrar söylüyoruz: Bizler mücadelemizde kararlıyız ve ne istediğimizi çok iyi biliyoruz. Anayasa’da cinsel yönelim ve cinsiyet kimliği tanınmalıdır. LGBTİ+ cinayetleri cezasız kalmamalı, failler iyi hal indirimi almamalıdır.
    Eğitim, sağlık, barınma gibi en temel haklara erişimi engellenen LGBTİ+’ların hakları yasal güvenceye alınmalıdır. Taleplerimiz ne toplumun huzurunu bozan ne de güvenliği tehdit eden talepler değillerdir.
    Taleplerimiz eşit yurttaşlık hakkımıza erişmek için bir sosyal hukuk devletinde olması gerekenlerdir.”

    Komitenin basın açıklamasının sonrasında gazla ve plastik mermi ile müdahale edilerek çoğu insanın sağlığına tehditte bulunuldu. 
    Dil, din, ırk, cinsel yönelim, köken tartışması olmadan, Ayaz Utku Karakulak’ı, Hande Kader’i, Ahmet Yıldız’ı, Nalan Bayar’ı, Muhammed Wisam Sankari’yi unutmadan sürdüğünüz bir yaşam dilerim Çerezzine ailesi ve sevenleri. Şimdilik hoşça kalın. 

  • Gönlümüzün Sürrealistleri: Üçüncü Yeniler!

    Gönlümüzün Sürrealistleri: Üçüncü Yeniler!

    Evrenin sonsuz bir döngü ve değişim halinde olduğu süreçlerde insanlık belirli dönemlere tanıklık etti. Çok mu bilimsel oldu? Neyse. Hepimiz soyumuzu Aşık Veysellerin, Karacaoğlanların aşklarını en yoğun şekilde yaşayıp kalemlerine, dillerine döktüğü dönemlere dayadık. Dayandığımız yerden doğrulup Namık Kemallerin, Halit Ziyaların içsel bunalımlarını kalemlerinden okuduk. Ayağa kalktığımızda Cemal Süreya’nın Tomris’i, Sezai Karakoç’un Mona Roza’sına şahit olduk. Kimisi sevdiğine “Karabiberim” diye hitap ederken, göbeğinden zeytin yedi; kimisi Çelik fotoğrafı ile baskılı tişörtlerini giyerek, sözlerini bir meçhul anlayamadığı “Cici Kız” şarkısını mırıldandı… Biz mi ne yaptık?

    80’lerin, 90’ların o meşhur şarkılarını dinlediğimiz kadarıyla mırıldandık. Edebiyat derslerinden öğrendiğimiz şairlerin o güzel satırlarını sevdiğimize adadık.
    Zaman geçti. Geçti, geçti elbet. Birçok şeyi de kökten değişimlere tabii tutarak pılını pırtını topladı ve geçti, gitti…
    Fakat, alıp götürdüğü eserlerin, ezgilerin yerine yenilerini lütfetti. Şimdilerde eskilerin, isimlerini görerek “böyle isim mi olur?” dediği müzik gruplarını biliyorsunuz. Ya da eski edebiyat şiir kurallarını alt üst ederek yeni kurallarını oluşturan şairlerin varlığından haberdarsınız… İşte tam da böyle bir şeyden bahsediyoruz, yeni nesil gümbür gümbür geliyor derler ya, öyle.

    Geliyor gönlümün Sürrealistleri: Üçüncü Yeniler! Söz açısından olabildiğince sembolist, biraz eleştirel, azcık ucundan pesimist, bir nebze romantik, bir parmak özgürlük hakkı kadar siyasal, fazlasıyla sürrealist kelimeleri ve ahenkleri içinde barındırıyor üçüncü yeniler… Yenilikçi Edebiyat’ın bir unsuru olan Yeraltı Edebiyatı’nın bohem ve pesimist havasına da bir parmak bandırıyor. Kimi zaman bunu Umay Umay’ın yarım yüzü ile bize sunuyor, kimi zaman Ozan Baygın’ın Kadıköy sokaklarındaki o ince ve karanlık esintilerinde doğan özgür kelimeleri ile… Spotify’ın haftalık dinleme listelerine düşen Cihan Mürtezaoğlu, Büyük Ev Ablukada, Neyse, Son Feci Bisiklet, Can Güngör, Nil İpek, Melek Mosso, Yüzyüzeyken Konuşuruz, Ceylan Ertem ve daha birçok farklı isimde ünlüyü, “Üçüncü Yeniler” çalma listesinde bizzat dinleyebiliyoruz. Bazen kelimelerde bulmak istediğimiz duygulara aç olduğumuzda dergilerin
    sayfalarında ya da kitap raflarında bizi Üçüncü Yeniler karşılıyor. Beat Kuşağı’nın müdavimi Jack Kerouac, kaybeden adamların sesi Charles Bukowski, gitmenin adabını iyi bilen kadınların dudaklarında besledikleri tınıların sahibi Jehan Barbur, sempatisini işlerine bizzat işleyen Can Bonomo ve daha nicesi Üçüncü Yeniler’in dahilinde yerlerini alıyor. Kimi müziğin ritmine uyarak dahil oluyor bu listeye, kimi içsel güdülerini kelimelerine dökerek… Neden mi bu aidiyet? Fikirlerin özgürlüğünün, insanlığın güzelliğe hükmünün, hayal gücüne hitap edebilmenin bir yolunun da sanat ile gerçekleşeceğine inandıkları için. İnandırdıkları için. “İyi ki” diyebilmemiz için…
    Biz, özgürlükçü bir ülkenin, yeni nesil edebiyatçıların ve müzik gruplarının dahilinde olan üçüncü yenilerin, bazen iyilerin, bazen kaybedenlerin, hayalinde ya da hayalinin bir adım ötesinde ayakları yere basmadan yaşayan neslin insanlarıyız.
    Yenilik, bir tutam sevgi, çok sayıda kucaklaşma ile kalınız.

  • Acı Derlemesi

    Acı Derlemesi


    Bir acı dindirilirdi, kan ile bulanmış ayın gölgesinin vurduğu deniz kenarında.
    Bir kız görüldü dalgaların arkasında belli belirsiz,
    Eteklerinin ucundaki siyah deniz kabuklarını döktü suya,
    Suya göz yaşını ekledi sonra.
    Gözle görülen en büyük kaya parçası batırırdı tüm hevesleri, şevkleri.
    Ondandı hiçbir kabuk dolaşmadı yakınlarında.
    Kıyıya vurmuş her açık seçiklik, her saygısızlık esip gürledi bir kasabanın küçük sahilinde.
    Herkes zehirli diyordu kasabanın sahiline küçük kız içine çekmişti zehrini ve kabuklara aktardı en zifiri hali ile.
    Zehrin ne olduğunu düşündü sonra ve iyilik cevabını buldu.
    Doğa beğenmedi cevabını birden gökyüzü aydınlandı ve küçük bir kan parçası damladı kirpiklerinin ucuna.
    Ellerini yüzünde gezdirdi ve kirpiklerini kopardı, tek bir kirpiği kalana dek.
    Bir kirpiğini kan ile süsledi.
    Bir ölüm sezdirildi.
    Bir acı dindirildi acı ile.

  • Andrei Tarkovsky’nin efsane üçlemesi “Stalker, The Mirror, Solaris” Başka Sinema’da!

    Andrei Tarkovsky’nin efsane üçlemesi “Stalker, The Mirror, Solaris” Başka Sinema’da!

    Sinema tarihinin en önemli yazar ve yönetmenlerinden olan Andrei Tarkovsky’nin efsanevi üçlemesi “StalkerThe MirrorSolaris” 14 Haziran 2019’da Başka Sinema aracılığı ile sevenleri ile buluştu. Bireyin içsel dünyasındaki anlam arayışını inanç, metafizik, aşk gibi kavramlar çerçevesinde sinema dünyasına kazandıran Tarkovsky, şiirsel anlatımın da öncüsü olmuştur.
    Bu sebeptendir ki her filminde içsel inancın bütünlüğünü, bireyin metafizik dünyada var olma halini, evrenin kozmik bütünlüğünü ve bunun gibi birçok konu çerçevesinde izleyiciye sunar. Ve bu sunum öyle bir sunumdur ki bireyi uzun bir süre etkisi altında bırakmayı amaç edinir.  

    Kısaca gösterimde olan filmlerin konusunu ele alacak olursak,


    STALKER: Dünyaya düşen dev göktaşı yaşamı yerle bir ederken Zone adında esrarengiz, yeni bir bölge oluşur. Bu bölgeden içeriye girebilen insanların tutkularının gerçekleşeceğine dair söylentiler vardır. İçeride yaşayan güç insan zihni tarafından hayal edilmesi mümkün olmayacak güçteki bir varlıktır. Askerler tarafından korunan Zone bölgesine sadece Stalker’lar girebilmekte, bölgeye giren insanlara eşlik etmektedirler. 
    Stalker, ailesinin tüm itirazlarına rağmen bölgeye girmek isteyen bir bilim adamına ve bir yazara eşlik etmeye karar verir. 


    THE MIRROR: 
    Mirror filmi Tarkovsky’nin hayatını konu edinmektedir.  Film, Andrei Tarkovsky’nin kendi hayatı üzerinden aşk, bağlılık, anılar ve hayata dair birçok şeyi gözler önüne seriyor. II. Dünya Savaşı öncesinde geçen film, ormanın içinde bir klübede geçiyor. Filmde  Tarkovsky’nin eski karısı, annesi, babası, kendi hayatı ve ebeveynlerinin kuşakları arasında bir yolculuğu çıkılıyor. 


    SOLARIS: 
    Solaris belirgin bir gezegen bilincine sahiptir. Oraya gelen dünya insanlarının zihinleri ile oynamak ise en büyük gücü ve yeteneğidir. Burada olanları araştırmakla görevli olarak ilgili üsse gönderilen kişi de gezegenin gücünden payını alacaktır şüphesiz. Böylesi bir gizemle büyülenirken kendi geçmişi ile burun buruna gelecektir.  

     

  • Seni Seviyoruz Dave Mustaine!

    Seni Seviyoruz Dave Mustaine!

    Megadeth’in vokali ve gitaristi, tabir-i caizse her şeyi, muazzam şarkı sözlerini dünyaya kazandırmış, karizmasına laf söylenemeyecek düzeyde, tartışılmaz bir müzisyen ve sahne adamı olan Dave Mustaine, bugün hepimizin içinde temsili bir yarayı açacak ve müzik piyasasının gözlerine kan ve yaş verecek nitelikte bir yazı yayınladı.
    Bu yazıda, “Gırtlak kanseri teşhisi konuldum. Açıkçası saygı duyulması gereken ve karşı karşıya gelinmesi gereken bir durum. Daha önce de engellerle karşılaştım. Doktorlarımla dikkatle çalışıyorum ve %90 başarı oranına sahip olduklarını düşündükleri bir planı belirledik.” sözcüklerini kullandı.
    Bukle saçların, şarkı söylerken bize yaşattığın efsane dünya ve sıra dışı müzisyenliğin ile her şeyimiz oldun. Umuyoruz ki her 20 yılda bir badire atlatan bu büyük Thrash Metal sanatçısı Dave Mustaine; bu sorunun da üstesinden gelecektir. İyileşeceğini biliyoruz, inanıyoruz, her zaman seninleyiz. 

    Seni seviyoruz Dave!
     

  • ANKARA’DA DÜZENE DİŞ GEÇİREN BİR SİSTEM: BEHZAT Ç!

    ANKARA’DA DÜZENE DİŞ GEÇİREN BİR SİSTEM: BEHZAT Ç!


    Behzat Ç, nam-ı diğer “Bir A
    nkara Polisiyesi” 19 Eylül 2010 tarihinde, Ankara başta olmak üzere tüm şehir televizyonlarına temsili bir silah tınısı ile giriş yaptı. Emrah Serbes’in Her Temas İz Bırakır ve Son Hafriyat romanlarından uyarlanan Behzat Ç, yani “Bir Ankara Polisiyesi” polisi toplum ile uzlaştırmak adına ele alınan bir eser değildi. 

    Günümüz polisiye dizi ve filmlerinde işlenmekte olan devletin ideolojisi ile örtüşen polis ve adalet figürünün aksine Behzat Ç, farklı aidiyetlerin ve olası görüşlerin yansımalarını toplumun gerçeklerini ele alarak izleyiciye sunuyordu.
    Denk gelmiş olduğumuz günümüz şartları ve televizyon sektörünün benimsemiş olduğu sınırlar çerçevesinde, Amirim’in benimsenmesi elbette kolay olmayacaktı. Çünkü Behzat Ç toplumun alışmış olduğu devlet doğruları ve klasik cinayet olay örgüsünün işlenmesinden ziyade, teşkilat içerisindeki örgütlenmeleri, karakterlerin iç bunalımlarını, üstü kapatılmış ya da görmezden gelinmiş davaların aslını, ceza almayıp terfi alan devletin sağ ya da sol kollarını ve kayıp duygusunun dayanılmaz iç sarsıntılarını ele alıyordu. 

    Behzat Ç dizisi idealize kahramanlık sınırlarının içerisinde hiçbir zaman bulunmadı. Yansıtılan ışıklı ve aydınlık sorgu odası figürlerinin yoğun olduğu Amerikan polisiye dizilerinin aksine: standardın altında araçlar, dağınık saçlar, gösterişsiz kıyafetler, karanlık sorgu odası, iyi-kötü polis yerine karakterize edilmemiş polis figürü yer alıyordu. Amirim ya da diğer karakterlerin kimseyi bir gerçeğe inandırma güdüsü yoktu. Biliyoruz ki, Amirim Gençlerbirliği’ne, Harun Ankaragücü’ne, Hayalet Oralet’e, Akbaba ise Cinayet’e inanıyordu.
    Erdal Beşikçioğlu’nun usta oyunculuğu ile can vermiş olduğu Behzat karakteri sadece cinayet büro amiri değil, kızını hayatının merkezine koymuş bir baba figürünü yaratıyordu. Ayrıca bu kutsal babalık güdüsünden başka, her ne kadar geçmişine saplantılı bir adam olsa da aşk adamıydı amirim.
    Hangimiz hatırlamayız ki, Savcı Esra’nın “Dünyanın ekseni kaydı Behzat, 12 cm yerinden oynadı. Sen bana 1 cm bile yaklaşmadın…” sözlerini.
    Ya da hangimiz Berna’yı düşünürken Amirimle birlikte gözyaşı dökmedik ki? 

    Erdal Beşikçioğlu, Fatih Artman, İnanç Konukçu, Berkan Şal, Seda Bakan gibi ünlü isimlerin karakterlerine can vermiş olduğu Behzat Ç dizisi, 17 Mayıs 2013 tarihinde son buldu. Biri sezon arasında, biri ise devam filmi niteliğinde ele alınan iki filmi beraberinde getirdi. Bu seri “Behzat Ç: Seni Kalbime Gömdüm” ve “Behzat Ç: Ankara Yanıyor” idi. Dizinin devamı niteliğinde olan her iki film de devletin karanlık yüzüne ve halkın adaletten beklentilerine değiniyordu. Seni Kalbime Gömdüm filmi, devletin sağlayamadığı adaleti, kendi imkanları ile sağlamaya çalışan bir adamın çaresiz çırpınışlarını anlatırken; Ankara Yanıyor filmi bir direnişin iç yüzünü ele alıyordu.
    Ankara Yanıyor filminde Behzat ve Konsolosluk görevlisi arasında geçen bir diyalog bahsi geçen mevzuyu açıkça izleyiciye sunuyordu.
    -Kadın: Çatışıyorlar yine.
    -Behzat: Çatışmıyorlar, direniyorlar! 

    2017 senesindEmrah Serbes’in hapse girmesinden ötürü bir devrin efsanesini yaratan Behzat Ç’yi yani Amirimi yeniden televizyonlarda görme ihtimalimizin düşük olduğunu ön görebiliriz. Görmüştük-ki bir haber içimizdeki umutların yeniden yeşermesine sebep oldu.
    15 Mart 2019’da Ercan Mehmet Erdem’in sosyal medya hesabından “6 sene sonra, 97. Bölüm” olarak bizlerle paylaştığı bir video tüm Behzat Ç. hayranlarının mutluluğunu da beraberinde getirdi.
    Daha sonra “Nerede ve nasıl yayınlanacak?” gibi soruların akabinde Behzat Ç dizisi ile anlaştığını dile getiren “Blu TV” hepimizin gönlünü kazandı bile!
    Temmuz ayının içinde internet ağında ve Blu TV kanalı üzerinden yayınlanacak olan Behzat Ç. için hepimiz çok heyecanlıyız Çerezzine ailesi.
    İdeoloji ya da mertebe gözetmeksizin, her temas elbet iz bırakır.
    Bir avuç sevgi, çokça kucaklaşma ve bolca Neşet Ertaş ezgisi ile...