Öykü: Çamaşırları As Leyla

Çamaşırları As Leyla

Çamaşırları As Leyla

“Kız ne oyalanıyorsun as şu çamaşırları daha işimiz var!..” Bağıran, Annem. Mahallenin Deli Hayriye’si. Kafasında hep yazma… Baş ağrısına birebir. Migreni bitmek bilmiyor. Dört kızı var. İkisi köyde ikisi şehirde doğdu. O kadar çok “Sizi doğuracağıma taş doğursaydım” dedi ki sonunda böbreklerinde taş oldu. Su içtikten sonra olur olmadık yerde zıplar. Kocasını bıçakladı. Sharon Hayriye oldu, şu filmde milleti bıçaklayan kadından esinlenilerek. Evi terk etti babam. Kaçtı yani daha sonra araya birkaç akraba sokup dönmek istedi ama annem kabul etmedi. Annemin babamı bıçakladığı akşam, yani babam evi terk ettiğinde devreye ben giriyorum. Adım Çamaşırları As Leyla. Suratımda çil yok. Evin en küçüğüyüm. Yaşım her sene değişiyor ama büyümüyorum. Bu yüzden henüz yaşarken hayatım bir film şeridi gibi geçiyor gözlerimin önünden.

Bi elbise giyiniyorum hemen eski sahibi olan ablam “Aaa, onu aldığım günü hatırlıyorum,’’ ya da o bluzla şu oldu, o pantolonla bu oldu… Çok can yakarmışım uzun, siyah saçlarımla. Bacaklarım uzun. Kilomun çocuğu memelerimde. Onlardan alıyorum kiloyu. Erkek kardeşleri olmayınca eğlence ben oluyorum. İlk adetimde mangal yapıp komşuları çağırmışlardı. Kısır, patates salatası. Evin çamaşırları benden sorulur, hava durumunu sunan Gökhan Abur’u dinlediğim kadar öğretmenlerimi dinleseydim şimdi ortaokulu terk etmezdim. Hava güneşli mi, yağışlı mı bilmek gerekli. Balkona güneş düşünce çıkıp çamaşırları astıktan sonra kahvaltıdan kalan çayı az ısıtıp içmek, o vaziyette mahalleye bakmak tek keyfim. Dedikodu tek geçim kaynağım. Sürekli evde olunca, gelen giden mahalle karılarından olan biten her şeyi duyuyorum. Akşam, ablamlara önce ballandıra ballandıra biraz ipucu veriyorum, sonra para karşılığı anlatıyorum. Valla bir bilezik param var. Mahallemiz, büyükşehrin gürültüsünün altına kurulmuş kendi halinde bakkalı olan, kendi halinde kaldırımı olan kendi halinde bir yer. Var olan yüksek binalar ve yeni yükselenler. Camlı. Tepemize dikilmiş beton ağaçlar.

Dün gene gelmedi değil mi Naciye, “Bunlar orta sınıfın morgu,” diyor. Dün gene gelmedi değil mi Naciye: Evin en büyüğü. Kısa saçlı. Pantolon giyen kız arkadaşları var. Erkeklerden pek haz etmez ama dayağını da yer. Polis. Olaylara karışıyor. “Eylemdeydim” diye bir süre anne ve babamı “Eylem, işyerinden arkadaşım onlarda kalıyorum” diye kandırmıştı. Yine “Eylemdeyim” deyip gelmediği günün ertesinde eve geldiğinde yanağı şişmişti. Annem bir gün “Şu Eylem bize gelsin, diyince ablam neredeyse örgütündeki herkesi eve davet etmişti. Akşam evde resmen eylem olmuştu. Sabaha kadar kadınlar üzerine konuşmuşlardı. Evde sigara içmez, sokağın başında söndürür. Sokak, üstü gökyüzüyle kapanmış tek haneli, büyük bir evdi aslında. Saygısı büyüktü. İşten gelir gelmez ayakkabısını çıkarttığı gibi önce bana “Bluzum kurudu mu?” Sonra Gülcan’a “Yemek hazır mı? Çok açım”

Yemek hazır mı Gülcan: Evlenmek üzere. Taksici Ahmet. İlk görüşte aşk. Sonra namus. Elbiseler, hırkalar, tülbent. Kafası önüne eğik. Uygun adım, hep sağından kaldırımın. Evlendikten sonra evinin kadını. Şimdi maaş, yastık altı. Yemeğe çok salça koyar ama eli hızlıdır. Bazen annemden fırçayı yer. “Allah canını… Tüpçü sevgilin mi var! O kadar açma altını” “Gülperi, bir çay koysana yatağın üzerinde laflarız. Ev baktık bu gün.”

Çay Koy Gülperi: Ayın ortası; mobbing. Ay başı; doping. Sekreter. Ağzında sakız olandan. Biraz fingirdek. Kesinlikle namuslu, çok zeki, zengin kocayı bulup özel üniversiteye gider. Öyle yani. Birkaç yıla evden ayrılır. Sonra elinde hediyelerle lüks bir arabadan iner. Okudum, kocamın şirketinde çalışıyorum.

…Tamam asıyorum. Hiç aksatmadı, ne zaman çamaşıra çıksam…

— Kız, evde mi annen?

— Evet.

— Sor bakalım işi var mı?

— Anne işin var mı?

— Fatma karısı mı? Başım ağrıyor.

— Sabah başı ağrıyordu. Yatıyor galiba.

Fatma abla. Karşı komşumuz, yazık, hikayesi de üzücü. Küçük kızı; Ayla. Zorla güzellik oluyormuş. Dünya tatlısı. Kocası hapiste. Suç aleti, üzerinde. Tecavüz. Dün gece gelmedi mi Naciye, akıl verdi. “Doğur bu çocuğu, anlatırsın erkeklerin ne mal olduğunu. Doğur kız elimizde canlı kanlı bir delil olarak kalsın.” Fatma abla doğurdu. Emzirdi. Altını değiştirdi. Elinden tutup parka götürdü. Sarı, pırtlak bir şey. Böyle yastığa pamuk doldurulmuş gibi, yumuşacık, tertemiz bir kız Ayla.

Başım ağrıyor Hayriye: Annem. Diğerleri gibi. Anne işte. Memeleri sarkık. Sütyeninde para. Hiç oje sürmemiş, dudakları veresiyeden çatlamış. Çocuklarını merak eder ama belli etmez. O ne olacak bu ne olacak! İki numarayı evlendirsem, büyüğü polisten kurtarsam… En küçüğünü yurtdışındakilerle mi evlendirsem? Üç numara; o çok zilli başının çaresine bakar. Orospu da olsa bizim orospumuz. Hepimizi düşünür durur. Çayı kıtlama içer. Annem, canım

annem bir başına. Yalnızken ağlar. Kalabalıkken başı şişer. Babamın baldırına giren bıçağı da beze sarıp Kur’an sıfatında duvara astı. Babam vardı. Hâlâ var ama eve gelmiyor. Karı bacağı gören, anne memesini unutur diye isim taktık. Hayriye bıçakladı.

Karı bacağı gören anne memesini unutur: Bıçakladığı gün, Hayriye, çekyata uzanmış ben de çenemi dizime yapıştırmış öylece televizyona bakan gözlerimle başka şeylere dalmıştım ki, annem:

— Ne yapıyon kız?

— Oturuyorum.

— Makineyi aç!

— Tamam, açacağım, iki dakika bekle, Tarık Akan, kadını öpsün kalkıp çalıştıracağım. Terlik. Tamam, kalkıyorum. Kalk doldur makineyi daha pazar yapıcaz, yemek pişecek. Tamam. Terlik. Offlayıp pufflama. “Ceplerine de bak, öyle koy makineye, kağıt filan unutuyorlar, ceplerinde dağıtılıp toz gibi yapışıyor” Tamam anne. Gözüm televizyonda odadan çıkıp çamaşır makinesinin üzerindeki sepeti aldım. Naciye ablamın pantolonunun arka cebinde tek dal sigara, kırılmış. Gülperi’nin gömlek cebinde bir telefon numarası, Gülcan’ın hırkasında beyaz eşya listesi. Babamın gömleğinde ruj izi! Aceleyle gömleği çıkartıp sepetin en altına atmış. Babamın pisliği yıkanan gömleğin cebinde unutulmuş peçeteye benziyordu. Annemin dudakları, babamın gömleğinde unuttuğu dudaklardan daha küçüktü. Tarık Akan’ın da Allah belasını versin. Kesinlikle duygusallıktan bağımsız, annemin masum yüzüne “Bu kadın bunu hak edecek ne yaptı” gibisinden uzak, sadece baktım. Sevgisizlikten kan oturmuş dudaklarına annemin. Gözleri kapalı. Güzel uyuyordu. Uyandırdım.

— Ne var kız?

— Babam dün içkili miydi?

— Evet, ne oldu ki?

Gömleğin yakasını gösterdim. Evliliğini kurtarmak için, telefonu kaldırdı, gömleğin yakasından firmanın telefonunu alıp, “Kadınları aldatan gömlek yapmaya utanmıyor musunuz?” diye bağırdı telefonun ucundakine. Bilimin böyle bir gömlek üretmediğini biliyordu, yıkılmış bir kadına da çare üretememişti ve aldatan gömlek bahanesiyle kurtarmak istedi evliliğini. Düşündü. Sonra ablalarımı aradı. Naciye ablam, Gülperi’ye hemen bir çay koymasını söyledi. Sonra beni korumak istercesine “Çamaşırları astın mı?” dedi. “Astım.” Anneme döndü, “Arkadaşlara haber vereceğim. Yarın

hemen boşanma işlemlerine başlayacağız. Devlet, kadın cinayetlerine yardım yataklık ediyor. Ne olursa olsun boşanacaksın. ” Odanın içinde elindeki sigaradan nefesler çekerek dönüyordu. Burnundan duman çıkarmasını ilgiyle izliyordum. Annem aldatılmıştı ama bir an ablam gibi burnumdan sigara dumanı çıkarmanın cazibesine kapılmıştım. Tuvalete koşup ablamın pantolonundan çıkan kırık sigaradan birkaç fırt çektim. Burnumdan çıkartamadım. Tuvaletin camını açık bıraktım, havalansın. Odaya döndüğümde annem bağırıyordu. “Boşanmayacağım. Bıçaklayacağım, kovalayacağım, camdan dışarı çıkıp, “Orospu çocuğu, bir daha bu eve gelme, diye bağıracağım ama boşanmayacağım. Kimse ses etmeyecek, yüzünüzü asmayacaksınız, ne olduğunu anlamayacak. Ben halledeceğim.” Akşam yatakta annem ne yapacak diye konuşurken uyumuşuz. Bıçakladı. Yatak odasından babamın böğürtüsü geldi. Annem odalarının kapısını açmış, ellindeki bıçağı sallayıp, “Kaç canını kurtar ulan!” diye babamı tehdit ederken, babam baldırını tutup sekerek odadan çıktı. Annem bir tane de götüne sapladı. Hiçbir şey olmuyormuş gibi babamın ayakkabısını kapının önüne koydum. Annem, arkasından küfür etti. Salonun ortasında dikilip bir süre bekledik. Devlet, kadın cinayetlerine yardım ve yataklık ediyor diye sessizliği yine bozdu Naciye ve Gülperi’ye dönüp çay koymasını söyledi. Annem ağladı, biz de o ağlıyor diye ağladık, sonra çay ve saat. Tik tak…

İsa BALCI

Yorumlar

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir