
Geçmiş geçmiştir, yaşandı ve bitti.
Bu gün, bu yılın olduğu gibi, geride kalan hayatımın da ilk günü.
19 yaşımda annemi kaybettiğim günden bu güne insanlardan ürkerim, bu bir gerçek, ancak 2018 yılı yaşadığım ve tanık olduğum pek çok şey insanlardan tamamen soğumama ve iyice içime kapanmama neden oldu. Bencillikte o kadar zirve yapmışız ki, birbirimizi çiğ, çiğ yiyecek konuma gelmişiz.
Bu yüzden 2019 yılının bu ilk günü, kendimi insanlardan korumak adına, kendimle ilgili çok önemli ve radikal değişikliklere gitme kararı aldığım gün…
Yaşanan her şey ama her şey dünde kaldı. Bir başka deyişle geçen senede.
Üzüntü , neşe, kaygı, heves, sevgi, nefret, öfke, huzur….hepsi.
Bundan sonrası da yeni Üzüntü, neşe, kaygı, heves, sevgi, nefret, öfke, huzurlara gebe.
Üzüntü, kaygı,nefret,öfke hiç olmasın, neşe,heves,sevgi, ümit,huzur bol olsun.
Bu gün hatta içinde bulunduğumuz şu an yeni deneyimlere, yeni duygulara gebe…
Geçmişi bu güne taşımanın tek zararı kendimize.
Dünlerde, tanık olduğum, değmeyecek insanların, sürü kafalıların sırf sürü halindeyken ortaya çıkan güç hissi ile, kendi gibi olmayanlara yaptıkları haksızlık ve ezici davranış yüzünden sabaha kadar uyuyamamalarım da dünde kaldı.
Çünkü vicdan uyutmaz!
Bunun kime ne faydası oldu?
Sadece kendime zararı.
Nasıl böylesi garip bir kaosun göbeğinde olduğumuzu anlamlandıramıyorum.
Haksızlıklar, iki yüzlülükler, sahte samimiyetler, mış gibiler, sanal duyarlılıklar, fiili duyarsızlıklar almış başını gidiyor.
Birbirimizi sevmek yerine, birbirimize katlanmaya çalışıyoruz. Katlanmaya çalışmak bir zorunluluktur. Sevgi ise koşulsuz ve olduğu gibi kabul etmektir. Bu ayırıma varamıyoruz.
Ben kimseyi değiştiremem.
Kimse beni değiştiremez.
Ben sadece kendimi değiştirebilirim.
Kendimle savaşabilirim.
Üç önemli silaha sahibim.
Sevgi, inanç ve vicdan…
Bu üç silahı da kendim için doğru kullanarak kendimi değiştirebilir, kendimi mutlu edebilirim ancak.
Beni üzen çok oldu, yıkan olamadı. Çünkü mesafe koymayı öğrendim sayelerinde. Sabretmeyi bildim sonuna kadar. Kırıldığım zaman da daha fazla kırılmamak, karşımdakini de kırmamak adına aldım başımı gittim. Bir daha da arkama bakmadım, tekrar, tekrar aynı şeyleri yaşamamak adına. Kendimi mutlu edebilmenin en büyük formülüydü bu.
Birçok hatam oldu bu güne dek… En büyüğü
“El âlem ne der?”
Ne yaparsan yap, El âlem hep der.
Hep de sen suçlusundur el âlemin gözünde.
El âlemin kendinden, kendini görmekten, kendi kusurları ile kendi eksikleri ile, kendi hataları ile yüzleşmekten ödü koptuğu için gözü hep senin üzerindedir. Senin eksiklerin, kusurların, hataların diye gördükleri ise kendininkilerdir aslında.
Çünkü insan kendinde olmayanı göremez!
Bu güne kadar ben de bir “El âlem” dim.
Bundan sonra kendim olmaya karar verdim.
Toplumun bu gidişatına katlanamıyorum ve beni içine çektikleri girdapta boğulmak istemiyorum çünkü.
Bu gün geride kalan hayatımın ilk günü.
Ve ben aynanın önünde şu anın içindeyim…
Hayatımızdaki aynalar eksik olmasın.
Yeni yılınız kutlu, günleriniz aydın ve insancıl olsun…
Canan YENİOKATAN
