Etiket: umut

  • Ari Aliciyan İle “Umut” Dolu Bir Yolculuk

    Ari Aliciyan İle “Umut” Dolu Bir Yolculuk

    Ari Aliciyan - Umut

    Ari Aliciyan’ın yeni enstrümantal şarkısı “Umut” ile umut dolu bir yolculuğa çıkmaya hazır olun.

    Beste, düzenleme, miks ve akordeon icrası kendisine ait olan “Umut”, doğayı ve hayvanları seven, farklılıklara saygı duyan ve barış dolu bir dünya hayalini yansıtıyor. Altuğ Öncü’nün ud ve kemanı, Mehmet Akatay’ın perküsyonu, İsmail Karaşin’in kanunu ile zenginleşen şarkının mastering işlemleri de Hakan Kuralay tarafından titizlikle gerçekleştirildi.

    Müzisyen yeni çalışmasına dair şu cümleleri kurdu;

    “Umut”, sadece benim için değil, aynı zamanda sizler için de umut ve pozitif enerji kaynağı olacak. Aynı umutları paylaşan insanlarla da bu şarkı aracılığıyla tanışmak ise en büyük dileğim.

    Ari Aliciyan

    Ayrıca, şarkının kapak tasarımını yapan Kadri Karahan’ın emeğine de değinmek istiyorum. Kendisi, müzikle fotoğrafçılık sanatını birleştirerek şarkının anlamını en iyi şekilde yansıttı.

    Umarım “Umut”, sizleri de umut dolu bir yolculuğa çıkarır ve hayallerinize ulaşmanızda size güç verir.

    Ari Aliciyan – Umut Dijital Medya Platformları
    Spotify
    Apple Music

  • Yasaklanmış ve Sansüre Uğramış Filmler

    Yasaklanmış ve Sansüre Uğramış Filmler

    All Quiet On The Western Front – Batı Cephesinde Yeni Bir Şey Yok

    All Quiet On The Westen Front - Batı Cephesinde Yeni Birşey Yok

    Amerikan Film Enstitüsü (AFI) tarafından gelmiş geçmiş en iyi 10 epik film arasında gösterilen film, yönetmen Lewis Milestone’nin ilk sesli filmi olma özelliğine sahip.

    1930 yılında ise film “En İyi Yönetmen” oscar’ını kazandı.

    Haliyle ABD’de başıt olarak gösterilen film, Avrupa’da birçok ülkede tam tersi bir tavırla yasaklandı.

    Birinci Dünya Savaşı mağlubu Almanya’da film yasaklandı. Yasaklamadan kısa bir süre önce gösterilen sinemalara fare bırakılarak sabote edilen film, Adolf Hitler’in iktidara gelmesi hemen yasaklandı.

    Yasaklanma nedeni ise, filmin Almanları korkak göstermesi olduğu belirtildi. Polonya’da ise filmim Almanların lehine olduğu düşünülerek yasaklandı. 1920 ve 1941 yıllarında ise Avusturya’da yasaklı kalan film İtalya ve Avusturya’da gösterime giremedi.

    Variety dergisi ise film ile ilgili olarak “Bu film her dile çevrilmeli. tüm dünya uluslarına “Savaş” kelimesi sözcüklerden çıkana kadar gösterilmeli” demiştir.

    Brokeback Mountain – Brokeback Dağı

    brokeback mountain - brokeback dağı

    Pulitzer ödüllü yazar Annie Proulx’un yazarı olduğu ve yönetmen Ang Lee’nin sinemaya uyarladığı film 2005 yılında gösterime girdi.

    Daha gösterime girmeden sansür ve yasaklanmalar ise gecikmedi. Filmin bazı ülkelerde yasaklanma sebebi homoseksüel sahneler içermesidir.

    Film Çin’de gösterime girmez, sadece dvd’sinin ülkede satışına izin verilir. Ortadoğuda İsrail hariç diğer ülkelerde film gösterime giremez. Arap ülkelerinde ise sadece Lübnan’da film gösterime girer ama oda sansüre uğramış haliyle. Birleşik Arap Emirliklerin’de ise aynı Çin’deki gibi film izleyici ile buluşamaz, sadece dvd satışına izin verilir.

    Die Blechtrommel – The Tin Drum – Teneke Trampet

    the tin drum - teneke trampet

    Cannes film festivalinde Altın Palmiye ve 1979 yılında En İyi Yabancı Film oscar’ını kazanan film Kuzey Amerika’da filmde yer alan reşit olmayan karakterlerle ilgili cinsellik içeren bir sahne yüzünden 1980 yılında Kanada’da çocuk pornografisi suçundan yasaklanır.

    Bir diğer yasak olayı ise Oklahama’da gerçekleşiyor. Filmin çocuk pornografisi içerdiği ve eyalet kanununa göre reşit olmayanların cinsellik sahneleri gösterilmesi kanuna aykırı olduğundan filmin tüm kopyaları kütüphanelerden ve film kiralayan mağazalardan toplatılır. Filmin kopyası elinde bulunduran müşteriler tespit edilip evlerine baskın yapılarak filmler toplanıyordu. Bölge savcısı ise filmi elinde bulunduranların tutuklanacağını açıklamıştı. Bu yasak olayı ise Oklahama’da “Yasak” adlı bir belgesele konu oluyordu.

    Köşeyi Dönen Adam

    köşeyi dönen adam

    Başrolünde Kemal Sunal’ın oynadığı filmde, zengin olma hayalinde yaşayan Adem’in hikayesini izliyoruz. Amerika’da yaşayan amcasının ölümünden sonra Adem’e kalan mirası öğrenen insanların bir pay kapma çabasını görüyoruz. Ama kalan mirası görünce Adem’in peşinde koşanların hayali suya düşer.

    Filmin sansür yemesinin sebebini ise yıllar sonra ortaya çıkar. Filmin sonu sansürlenmiştir. Sansür sebebi ise final sahnesinin 1 Mayıs mitingine bağlanmasıydı.

    Kemal Sunal’ın hayattayken filmin sansürsüz hali ile yayınlanması için çok çaba sarf ettiği söylenir.

    Straw Dogs – Köpekler

    straw dogs - köpekler

    1971 yılında gösterime girdiğinde eleştirmenler tarafından acımasızca eleştirilen film, yıllarca sansürün kurbanı oldu. Film 2002 yılında tekrardan çekildiği haliyle gösterime girme izni aldı ama yönetmen Sam Pechinpah filmin tekrardan gösterilmesini göremedi. Çünkü 1984 yılında Sam Pechinpah vefat etti.

    Gordon Williams’ın “The Siege Of Trencher’s Form” romanından uyarlanan filmin tepkileri almasının nedeni ise Amy karakterinin tecavüze uğradığı sahneydi. Eleştirmenler Amy’nin sahnedeki tavırlarından dolayı yönetmeni kadın düşmanı olmakla suçlarken, savunma kısmında olanlar ise Amy’nin yaşadığı travmanın hakkıyla gösterildiğini belirttiler.

    Filmin sansürlenmesinin nedeni ise malumunuz tecavüz sahnesi nedeni ile oldu.

    ABD’de gösterime girmeden önce tecavüz sahnesi yeniden kurgulandı, 1971 yılında İngiltere’de gösterilen film 1974’de yeni çıkan yasaya takılarak tecavüz sahnesi nedeni ile yasaklandı.

    Su Da Yanar

    su da yanar

    “Su Da Yanar” filmin yönetmeni Ali Özgentürk tarafından lanetli filmim olarak tanımlanır. Ali Özgentürk “Su da Yanar” filmini Tokyo Film Festivalinde “At” filmi ile kazandığı ödül ile çeker.

    Ali Özgentürk filmin yasaklanma sürecini ise şöyle aktarmaktadır; ” Filmin çekimleri bittikten sonra Devlet Denetleme Kurulu’ndan gösterilmesine sakınca olmadığına dair onay aldık. Film İstanbul’da 7 sinemada gösterildi. Gaziantep’te gösterimi yapıldığı sırada valilik tarafından yasaklandı. Dava açtık, bu kararın yürütmesi durduruldu. İstanbul valiliği’de filmi yasaklama kararı aldı, sonra bu karar kaldırıldı.”

    Devletin emniyet ve askeri kuvvetlerini küçük düşürüldüğü gerekçesiyle Ali Özgentürk’e dava açılır ve hapis istemiyle yargılanır. Davanın iddianamesi ise; güvenlik kuvvetlerinin halka kötü muamele yaptığı, Türkiye’de Nazım Hikmet ile ilgili film çekmenin mümkün olmadığına dair filmin propaganda yapıyor olmasıdır.

    Ali Özgentürk davadan beraat eder ve 2002 yılında “Su Da Yanar” 39.Altın Portakal Film Festivali’nin girişimiyle tekrardan izleyici ile buluşur.

    The Dreamers – Düşler, Tutkular ve Suçlar

    The Dreamers - Düşler, Tutkular ve Suçlar

    2003 yapımı film, çıplaklık içeren sahneler yüzünden ABD’de rahatsızlık yaratır. Filmin yönetmeni Bernardo Bertolucci ise tepkiler karşında “En doğal ve en masum şey olan çıplaklığı göstermenin hala katı kuralcı tepkilere neden olmasına şaşırdım” diyor.

    Filmin ABD’deki dağıtımcısı filmi kesilmiş haliyle gösterime sokmak ister. Film kesilmeden vizyona girer ama 17 yaşından küçükler filmi izleyemeyecektir. Filme yaş sansürü getirilir. Bu sansür filmin izlenmesine engel olmaz ve ABD’de 2,5 milyon dolar hasılat elde eder.

    The Last Temptation Of Christ – Günaha Son Çağrı

    The Last Temptation Of Christ

    1988 yılında gösterime giren film, gösterime girer girmez tepkileri görmeye başlar. Nedeni ise İsa’nın işleniş şekli ile ilgili. Filmin yönetmeni, filmin başlangıcında belirttiği gibi filmin kutsal metinlerden değil, Nikos Kazantzakis’in “Günaha Son Çağrı” romanından esinlendiğini belirtse de tepkileri durdurmaya bir etkisi olmaz.

    İsa’nın işleniş şekli ile oluşan tepkilerin nedeni İsa’nın insanı bir portre olarak anlatılmasıdır.

    Kitabın anlatmak istediği İsa’da diğer insanlar gibi günah çağrıları ile boğuşmasıdır. Filmde ise İsa’nın günah işlediğini göstermez ama korku, şüphe, bunalım ve özellikle Hristiyan dünyasını öfkelendiren şehvet duygusu ile anlatılan İsa anlatımı tepkilerin nedeni olmuştur.

    Film Türkiye, Meksika, Şili ve Arjantin’de yasaklı kaldı veya gösterime giremedi. Filipinler ve Singapur’da ise halan yasaklıdır.

    Filme tam not veren sinema yazarı Rober Ebert ise, “Film İsa’ya bir övgü. Çünkü onu bir dini kartpostaldan fırlamış çafçaflı bir figür gibi göstermiyor. İsa etten, kemikten, mücadele veren, sorgulayan, kendisine ve “babasına” sorular soran bir kişilik” diyordu.

    Umut

    umut

    1970 yılında çekilen ve Adanalı faytoncu Cabbar’ın hayat mücadelesini anlatan film için Onat Kutlar şöyle der; “Türk sineması için bir dönüm noktası. Türk edebiyatının ve onun düzeyini geriden takip eden sinemamız Umut’a kadar gerçekçilik çoğu kez gerçek denmeyecek kadar bir yaklaşımla kavranmış, Yeşilçam kalıplarından kurtulamamış ya da natüralizmle karıştırılmıştır. Umut bu anlamda geleneksel sinemamızın kalıplarını kıran ilk ödünsüz filmdir.”

    Film, Adana Film Şenliğin’de En İyi Film, En İyi Erkek Oyuncu ve En İyi Senaryo ödüllerini kazanır.

    Çekildiği ilk sene film ilk yasağı ile karşılaşır ve sansür kurulu kararı ile yasaklanır. 1971 yılında Cannes Film Festivalin’de Genç Yönetmenler bölümünde gösterilir. Ancak filmin üzerindeki yasak kalkmadan Yılmaz Güney filmi Cannes Film Festivali’ne gönderdiğinden kaçakçılık suçu ile yargılanır. Film yurt dışında gösterime girer ve festivallerde ödüller kazanır.

    Umut filmi 1989 yılında yasağın kalkmasıyla özgürlüğüne kavuşur ve aradan geçen 20 yılın ardından 1990 yılında tekrardan gösterime girer.

    Vurun Kahpeye

    vurun kahpeye

    İftira sonrası linç edilen Aliye öğretmenin hikayesini anlatan filmin yönetmeni “Ustaların Ustası” olarak bilinen Lütfi Akad’ın ilk filmidir.

    Lütfi Akad yönetmen koltuğuna oturuşunu şöyle aktarır; “Erman Film’de mali danışmanlık yapıyordum. Vurun Kahpeye’nin senaryosunu yazdım. Filmi de sen çek dediler. Senaryoya ilginç çalışmadır, yapabilirim belki diye yaklaştım. Ama yönetmenlik teklif ettiklerinde irkildim.”

    Film önce çok büyük ilgi görür ama sonra sansürlenir. “Müslüman Türk din ehli ağır ve yalan iftiralara uğruyor, sinemalarda rezil ediliyor. Müslüman Türk şeref ve haysiyetini koruyacak bir adalet yok mudur?” denilerek basında filme saldırı yazıları çıkar ve dönemin sansür kurulu tarafından film 3 kez sansürlenir.

    Film 2009 yılında restore edilip, 28.Uluslararası İstanbul Film Festivali’nde yeniden izleyiciyle buluşur ve Türk Sinemasının bir klasiği olarak değeri teslim edilmiş olur.

  • Güzel günler geliyor

    Güzel günler geliyor

    Corona bize iyi geldi.

    Sosyal medya hesaplarımı kontrol ediyorum, herkes bir şeyler üretiyor. Kimisi A Capella programları ile şarkılar aranje etti, kimisi karaoke programlarından kayıtlar yaptı, herkes bilgisi doğrultusunda videolar, canlı yayınlar hazırladı, korolar online kayıtlarla videolar hazırladı, hemen herkes yemek yapmayı öğrendi(benim dışımda tabii), bir arkadaşım uzun zamandır yazmayı düşünüp bir türlü başına oturamadığı kitabını yazmaya başladı, bir başka arkadaşım yeni bir senaryo yazmaya başladı, birçok arkadaşım kendi uzmanlık alanları ile ilgili online atölyeler geliştirdiler, ev stüdyosu olan müzisyen arkadaşlarım yeni şarkılar çıkarttılar, bir sürü kitaplar okundu, tadilat işleri bitirildi, evde yıllardır zamansızlıktan oraya buraya tıkıştırılmış ıvır zıvırlar sonunda layık oldukları çöpü boyladı, birçok insan balkonlarında çiçek, saksılarda sebzeler yetiştirmeye, doğayla tekrar tanışmaya başladı, yarım kalmış tablolar bitirildi, yenilerine başlandı…

    Aslında hayatı anlamlı kılan şeyin, bir şeyler üretmek olduğunun farkına vardık evlere kapandığımız bu dönemde. Oradan oraya koşturmak yüzünden hiçbir şeye vakit bulamamaktan şikayet ederken aslında asıl kaçırdığımız şeyin sadece hayatımız değil, aynı zamanda ruhumuz olduğunu anladık bence. Şimdi en çok sahip olduğumuz şey zaman ve ruhumuzu beslemek için her şey önümüzde artık.

    Bütün güzel dönemler felaketlerle başladığına göre, belki bir aydınlanma çağının öncesindeyiz. Üretmenin, yaratmanın, düzenin tadına vardık, artık duramayız.

    Bence yeni ve güzel günler bizi bekliyor.

  • Mutlaka İzlenmesi Gereken Filmler / 4

    Mutlaka İzlenmesi Gereken Filmler / 4

    Mutlaka İzlenmesi Gereken Filmler, 4. ve son bölümü ile karşınızdayız. Pandemi nedeniyle #Evde Kal günlerinde umarım beğeni ile izleyeceğiz filmler ile karşınıza çıkmışızdır. Başka bir filmler listesinde buluşmak üzere herkese iyi seyirler…

    You’ve Got Mail – Mesajınız Var

    You've Got Mail - Mesajınız Var

    Kalabalık New York şehrindeki milyonlarca yalnız insandan biri olan Joe Fox, hayalini kurduğu kitapçıyı açmak üzeredir. Boş vakitlerini bilgisayar başında geçiren Joe, chat kanallarından birinde tanıştığı bir kadınla samimi bir dostluk kurmaya başlar. Kely isimli bu kadın kendine ait kitapçısında çocuk kitapları satan sevimli ve içten bir kadındır. İkili konuştukça birbirlerine dair onlarca ortak nokta fark ederler ve aralarındaki ilişki büyülü bir bağa dönüşmeye başlar. Zamanı gelip buluşmaya ve tanışmaya karar verdiklerinde ise şaşırtıcı bir sürpriz kapıdadır…

    The Last Samurai – Son Samuray

    The Last Samurai - Son Samuray

    Amerikan Ordusunda, ukala ve aynı zamanda da kıdemli bir kaptan olarak bilinen Nathan Algren, 1870’lerde Japonya’dan bir teklif ve davet alır. Kendisinden, Japon İmparatorluğu’nun ilk ordusuna askeri eğitim vermesi talep edilmektedir. Her ne kadar modern savaş yöntemleri açısından gelişim gösterseler de samuray kültürü de hem devam etmekte hem de önemsenmektedir. Ancak Algren, başına gelen bir kaza sonucu, samurayların lideri tarafından kurtarıldığı vakit, esas samuray kültürüyle tanışır ve bundan ziyadesi ile etkilenir. Bir samuray savaşçısı gibi hareket etmeyi öğrenmesi onu son derece önemli bir kararın eşiğine taşıyacaktır.

    Saving Private Ryan – Er Ryan’ı Kurtarmak

    Saving Private Ryan - Er Ryan'ı Kurtarmak

    Er Ryan’ı Kurtarmak’ta, dört çocuk annesi bir kadı İkinci Dünya Savaşı’nda kaybettiği üç oğlunun ardından fazlasıyla yaralanmıştır. Şimdi tek dileği hayatta kalan tek oğlunun savaştan sağ salim dönmesidir. Yakarışları karşılık bulur ve Başkan tarafından verilen bir emirle James Ryan’ın ne pahasına olursa olsun bu savaştan sağ çıkması sağlanacaktır. Normandiya çıkarmasının yapıldığı gün, sekiz kişilik bir asker birliği farklı bir göreve, Ryan’ı kurtarma görevine atanır. Ancak yüzbaşı John Miller tarafından yönetilen bu birim, can pazarının yaşandığı bu zorlu ortamda hakikatli bir yaşam mücadelesine atılacak; tek bir adamı kurtarmak için sekiz kişinin hayatının tehlikeye atılmasının meşruluğunu sorgulayacaktır.

    The Death Of Stalin – Stalin’in Ölümü

    The Death Of Stalin - Stalin'in Ölümü

    70’li yaşlarının ortasındaki SSCB lideri Joseph Stalin’in sağlığı gayet yerindedir. Paranoyak yapısı ile düşmanlarına kök söktürmeye, acımasızlığı ile en yakınlarının bile gözünü korkutmaya devam etmektedir. 20 milyon insanın ölümüne sebep olmuş bir diktatör olarak hala tüm gücü elinde bulundurmaktadır. Ta ki bir sabah çalışma odasında ölü bulunana dek… Diktatörün ölümünün ardından 30 yıl demir yumrukla yönetilen ülkenin içine düştüğü kaos kimileri için ise bir fırsat anlamına gelmektedir. Stalin’in çevresindeki yalakalar bir anda iktidar yarışına girişir.

    Public Enemies – Halk Düşmanları

    Public Enemy - Halk Düşmanları

    Bryan Burrough’un Türkiye’de yayınlanmayan Public Enemies: America’s Greatest Crime Wave and the Birth of the FBI, 1933-43 (Halk Düşmanları: Amerika’nın En Büyük Suç Dalgası ve FBI’ın Doğuşu) adlı kitabından uyarlanan filmin Hollywood’un gerçek bir hikayeye en çok yaklaşan filmlerden birisi olarak değerlendiriliyor. Olaylar Amerika’nın Büyük Bunalım yıllarında gerçekleşir ve dönemin en ünlü suçluları ve yeni oluşan FBI arasında yaşananlar anlatılır.

    Everest

    Everest

    Everest’e tırmanmakta olan iki ayrı dağcı ekibinin karşılaştığı yoğun kar yağışı, büyük bir felaketin habercisi olur. Kar fırtınası her zamankinden daha şiddetlidir ve herkes için büyük bir hayat mücadelesi başlamış olur. Filmde 1996 yılında Everest’te meydana gelen gerçek bir hikaye anlatılıyor.

    Night At The Museum – Müzede Bir Gece

    Night At The Museum - Müzede Bir Gece

    New York’ta işsiz ve yeni boşanmış olan Larry Daley, tam anlamı ile bir kaybeden konumundadır. Oğlu Nick, babasına dair hayalkırıklığı yaşamaktadır. Larry en sonunda bir müzede gece bekçiliği görevini kabul eder. Bu işe girerken üç tane yaşlı güvenlik görevlisinin yerini alır. Adamlar henüz emekli olmuşlardır. Larry’nin ilk vardiyasında müzede hiçbir şeyin normal olmadığı açığa çıkar. Tüm heykeller, güneş battıktan sonra canlanarak hareket etmeye başlarlar. O andan itibaren müze tam bir kaosa döner. Bir gece Larry oğlunu da yanında getirir ve paraya ihtiyacı olan diğer emekli güvenlik görevlileri sihirli bir taşı çalmak için müzeye girerler. Larry, bu işle baş edebilmek için tüm tarihi karakterleri organize eder. Suçluları yakalamak ve müzeyi korumak zorundadır.

    Rec – Ölüm Çığlığı

    Rec - Ölüm Çığlığı

    Gazeteci Angela’nın istediği fırsat ayağına kadar gelmiştir. Çünkü tam da TV muhabiri Angela ile kameramanı Pablo’nun, itfaiyecileri konu alan bir program yaptıkları sırada gelen bir ihbar üzerine, itfaiyeyle beraber ihbarın geldiği eve gidip haberi canlı canlı yaşama imkanına kavuşmuşlardır. Yaşlı bir kadının ev kazası geçirdiğini sandıkları olayın gerçeklerden çok uzak ve dehşet verici boyutlarda olduğunu eve vardıkları zaman öğrenmeleri ise kötü bir sürpriz olarak karşılarına çıkacaktır. İspanya sineması, korku sinemasına farklı boyutlar getirmeye devam ediyor. Bu anlamda görüntülerini bütünüyle filmdeki kameraman Pablo’nun çekimlerinden izlediğimiz [Rec], Jaume Balaguero ve Paco Plaza’nın birlikte yazıp yönettiği, birçok organizasyondan ödüller ayrılmış dikkate değer bir korku/gerilim örneği. The Blair Witch Project ile ortaya çıkan, Cloverfield ve The Last Horror Movie gibi örnekleriyle de devamı gelen standart el kamerası çekimiyle çekilen film, yarattığı ürkütücü atmosfer ve özellikle gerilimin tavan yaptığı son 15 dakikasıyla klasikler arasına girmeye aday.

    Godzilla

    Godzilla

    Ardında dev bir enkaz bırakan bir canavar olan Godzilla, New York’un en meşhur mevkisi olan Manhattan’a doğru kendinden emin adımlarla yürümektedir. Bu dev canavarın nereden geldiğine ilişkin esrarı çözmek üzere zorunlu olarak uluslararası bir ekip bir araya getirilir. Tüm New York bu dev canavarı durdurmak ya da en azından yavaşlatmak için kenetlenmiştir. Ancak Godzilla’nın ne aklı ne de merhameti vardır. Godzilla, sadece yok etmek için oradadır.

    Hanna

    Hanna

    16 yaşında zeki ve meraklı bir çocuk olan Hanna (Saoirse Ronan) babası Erik’e fazlasıyla bağlıdır. Hanna, kuzey Finlandiya’nn balta girmemiş ormanlarında, soğukkanlı bir ölüm makinesi, bir suikastçı olarak yetiştirilmiştir. Eski bir CIA ajanı olan babası ona avlanmayı, kendini savunma sanatını öğretmiş, herhangi bir okula göndermeden evde eğitmiştir. Babası sayesinde yaşıtlarından tamamen farklı yetişen ve ergenlik çağındaki hiçbir çocuğa benzemeyen Hanna şimdi öğreticisi tarafından ilk suikastını gerçekleştirmek için Avrupa’ya yollanır. Yol boyunca hedefine kitlenmiş bir şekilde, usta bir katil gibi soğukkanlılıkla hareket eden Hanna, dışarıdaki dünyanın kendisi ve ailesi için yaptığı planlardan habersizdir. Başına gelen çeşitli olaylar sonucunda hedefine yaklaştıkça varoluşuna dair sorularla boğuşmaya başlar. Erik kızının artık geri döndürülemez bir yola girdiğini fark eder.

    Show Girls

    Show Girls

    Nomi Malone ünlü bir şov kızı olma hayalleri kuran genç ve alımlı bir kızdır. Bu hayalini gerçekleştirmek için Las Vegas’a gitmeye karar veren Nomi bu yolculuğu otostop çekerek tamamlayacaktır. Ancak bu bu hayale giden yol her zaman olduğu gibi türlü tehlikeler ve zorluklarla doludur. Nomi’nin Las Vegas’ın ışıltılı dünyasında striptizci olarak başladığı kariyerinde tanıştığı insanlar ve karşılaştığı durumlar hayal ettiği şov kızına dönüşebilmesini sağlayabilecek midir?

    Stargate – Yıldız Geçidi

    Stargate - Yıldızlara Geçit

    Mısır tarihi uzmanı arkeolog Dr. Daniel Jackson, araştırmaları sırasında çok eski bir geçit bulur. Bu geçit, başka bir gezegene açılmaktadır. Albay O’Neil komutasındaki bir grup askerle birlikte geçitten diğer tarafa geçerler. Eski mısırı andıran bu gezegen, androjen yarı tanrı RA tarafından yönetilmektedir. Acımasız RA’nın eline düşen ekibin, kurtulmak için RA’yı altetmesi gerekecektir.

    The Imitation Game – Enigma

    The Imitation Game - Enigma

    II. Dünya Savaşı Nazi Almanyası’nın hâkimiyetinde birden çok cephede çok çetin biçimde devam etmektedir. İngiliz İstihbaratı tüm yoğun çabalarına ve yüzlerce kişiyi çalıştırmasına rağmen Almanların kullandığı Enigma şifreleme sistemini çözmeyi başaramamıştır. Almanların çok gizli bir biçimde şifrelediği bu yazışmalar, İngilizlere ve müttefiklerine çok ağır kayıplara mal olmuştur. Çözüm olarak İngiliz hükümeti Deniz Kuvvetleri Komutanlığı çatısı altında ülkenin en iyi şifre çözen beyinlerini ve kriptoloji uzmanlarını toplar. Bu isimlerden biri de farklı çalışmalarıyla tanınan ve kendi yöntemlerinden ödün vermeyen genç profesör Alan Turing’dir. Turing’in ekibe katılması dengeleri alt üst edecek ama o güne kadar hiç denememiş büyük çaplı bir girişimin de kapısını aralayacaktır.

    The Impossible – Kıyamet Günü

    The Impossible - Kıyamet Günü

    Maria ve Henry 3 çocuklarıyla birlikte kış tatillerini geçirmek için Tayland’a giderler. Bu tropik cennete birkaç gün keyifli vakit geçirmek isteyen aile, 25 Aralık gecesi düzenlenen Christmas partisine gider ve bolca eğlenirler. Ertesi sabah havuz keyfi yaptıkları sırada korkunç bir gürültüyle ortalık sarsılmaya başlar. Maria ve Henry korku içinde dona kaldıklarında, otelin duvarları üzerinden dev dalgalar da üzerlerine doğru hızla gelmektedir!
    26 Aralık 2004’te yaşanan tsunami felaketinde kurtulmayı başaran bir ailenin gerçek hikayesi üzerinden anlatan filmin başrollerinde Naomi Watts ve Ewan McGregor’u seyrederken filmin yönetmenliğini ise The Orphanage filmiyle tanıdığımız J.A. Bayona üstleniyor.

    120

    120

    Birinci Dünya Savaşı esnasında sınır birliklerinde cephane tükenir. Osmanlı ordusu cephanesiz kalır ve Van’da dehşet top sesleri duyulmaktadır. Kışın en sert zamanıdır. Ordu, Van’ın insanlarından yardım ister. Onların kaynakları mevcuttur. Ancak Türk-Rus harbi nedeni ile bölgenin tüm erkekleri imparatorluğun dört bir köşesinde savaşmaktadırlar. O nedenle de bu yardım çağrısına cevap veremezler. Van’ın çocukları bir şeyler yapmak isterler. Oğlunu savaşta kaybetmiş bir okulu müdürü cephanenin Sarıkamış’a nakledilmesini önerince 12-17 yaş aralığında 120 gönüllü çocuk yola koyulurlar. Film, annelerini dahi gözleri yaşlı, geride bırakan bu çocukların gerçek hikayesini anlatır.

    Victory – Zafere Kaçış

    Victory - Zafere Kaçış

    Fransa’da bulunan bir savaş esirleri kampının komutanı olan Karl von Steiner, eski profesyonel futbolcu John Colby’e tutsaklara karşı Alman askerlerinin kuracağı bir takımla maç yapmayı teklif eder. Alman tarafı, maçı propaganda amaçlı kullanmak istemektedir. Esirler antrenmana koyulurken Amerikalı Robert Hatch, bu maçı aslında kamptan kaçabilmek için bir fırsat olduğunu düşünür. Maçta devre arası gerçekleştiğinde bütün takımı sahadan kaçacak, böylece özgür olacak ve Paris’teki direniş grubuna katılabileceklerdir.

    The Day The Earth Stood Still – Dünyanın Durduğu Gün

    The Day The Earth Stood Still - Dünyanın Durduğu Gün

    1951 yapımı bir bilimkurgu klasiği olan The Day the Earth Stood Still’in yeniden uyarlandığı bir yapım. Film, ünlü bilim insanı Dr. Helen Benson (Jennifer Connelly) ile insanlığı dünyanın beklediği krize karşı uyarmak için gelen uzaylı Klaatu’nun (Keanu Reeves) karşılaşması üzerine gelişiyor. Helen’in kontrolü dışındaki bir takım güç odakları Klaatu’ya düşman gözüyle bakarlar ve dünya liderleriyle görüşmelerini istemezler. Helen ve üvey oğlu Jacob (Jaden Smith) da Klaatu’nun dünya dostu bir uzaylı olmasının ölümcül sonuçlar da verebileceğini farkederler. Helen’in yapması gereken, dünyayı yok etmek için gelen bu varlığa dünyanın kurtarılmaya değer bir yer olduğunu göstermektir; fakat bunun için çok geç kalmış olabilir. 1951’de efsanevi yönetmen Robert Wise tarafından çekilen film, bilmkurgu severler, yazarlar ve film yapımcıları için bir klasik haline gelmişti. Bu yeni versiyon da orijinaline sadık kalınarak hayata geçirilmiş.

    The Orphanage – Yetimhane

    The Orpahanage - Yetimhane

    Fantazmatik unsurlar, dramatik bir yapı ve korku elementleri birleşirse ne olur? Ortaya Yetimhane filmi çıkar. İşte yönetmen Juan Antonio Bayona’nın 2008’de vizyona soktuğu bu Meksika – İspanya ortak yapımı filmde öksüz ve yetimlerin korku dolu hayatları işleniyor. The Orphanage (Yetimhane), yaşamın kırılganlığı, kaybedilmişlerin ıstırabı ve bir annenin sonsuz sevgisi üzerine kurulmuş bir dram. Laura, çocukluğuna dair en mutlu günlerini deniz kenarındaki bir yetimhanede geçirmiştir. Yetimhanenin çalışanları ve Laura’nın birlikte büyüdüğü arkadaşları ona her zaman ilgi ve şefkat göstermişler, sevgilerini asla esirgememişlerdir. Şimdi, 30 yıl sonra, Laura, kocası Carlos ve 7 yaşındaki oğlu Simon’la çok güzel yıllar geçirdiği yetimhaneye geri dönmüştür. Hayali, uzun süredir kapalı olan yetimhaneyi restore ettikten sonra engelli ve hasta çocuklar için bir yaşam alanı haline getirmektir.

    Zodiac

    Zodiac

    San Francisco’da bir seri katil, mektuplar ve şifreli mesajları ile polis ile alay etmektedir. Dedektifler, gazete muhabirleri, bu katili yakalamaya ant içmiş dört kişi filmin esas karakterleridir. Katilin ardında bıraktığı izleri takip eden takıntılı dört adam, ne yazık ki aslında katilin adımlarını izler biçimde şekillenmektedir. Bu katil yıllarca görünmedikten sonra yine ortaya çıktığında sadece öldürdüğü insanlar için değil tüm şehrin kabusu haline gelecektir.

    Seven – 7

    Seven - 7

    Yedi, seri cinayetler işleyen bir katilin peşine düşen iki polis dedektifinin hikayesini anlatıyor. Bir seri katil 7 ölümcül günahı işleyenleri kendi yöntemleriyle öldürmektedir. Yedi Ölümcül Günah, Hıristiyanlık inançlarına göre Kibir, Açgözlülük, Şehvet Düşkünlüğü,Kıskançlık, Oburluk,Yıkıcılık ve Tembellik’tir. İki polis dedektifi bu seri katilin peşindedir.

    Real Steel – Çelik Yumruklar

    Real Steel - Çelik Yumruklar

    Eski organizatörlerden Charlie, hurda metalden kalitesiz robotlar yaparak geçimini sağlamakta ama zorlanmaktadır. Sonunda dibe vurur ve kendisinden ayrı yaşayan oğlu Max ile şampiyonada yarışacak bir boksör bir robot yapıp eğitmek üzere bir araya gelir. Bu vahşi arenada işler ciddiye bindikçe, Charlie ve Max bütün engellere rağmen, ringlere geri dönmek için son bir şans daha elde ederler.

    Small Soldiers – Küçük Askerler

    Small Soldiers - Küçük Askerler

    GloboTech adlı bir şirket, Heartland isimli oyuncak şirketini satın alır ve burada çalışan iki tasarımcıdan ‘canlı’ oyuncaklar dizayn etmesi istenir. Tasarımcılar bu projeyi asker oyuncaklar üzerinde gerçekleştirir. Babası bir oyuncak dükkanının sahibi olan Alan Abernathy isimli çocuk, bir gün babasının dükkanındaki asker oyuncaklarla oynamaya başlar. Birbirlerinin rakibi olan iki ordu askerlerini karşı karşıya getiren çocuk, oyuncakların birdenbire canlanmasıyla birlikte gerçek bir savaşın ortasında kalır.

    Umut

    Umut

    Yılmaz gurbet ellerde mapushaneye düşmüştür. Seneler geçtikten sonra memleketi Şarköy’e geri döner. Fakat döndüğünde ailesini darmadağın bulur. Bebekliğinden beri görmediği 6 yaşındaki oğlu Umut ise artık babasına yabancılaşmış vaziyettedir. Yılmaz oğluna yakınlaşmak için çabalarken onun hayattan uzaklaştığı gerçeğiyle karşılaşınca onun için çabalamaktan başka çaresi yoktur. Fakat bunun için karşısına çıkan bir teklif, Yılmaz’ı zorlu bir seçime sürükler. Bir taraftan da dönüşüyle karşılık veremediği bir aşk bulmuştur. Şarköy’den İstanbul’a uzanan bir olaylar örgüsüyle destanlardan, efsanelerden, geleneklerden yola çıkılarak hazırlanmış Umut, özellikle finaliyle izleyiciyi etkilemeyi amaçlıyor.

    Unthinkable – Akılalmaz

    Untihinkable - Akılalmaz

    Bir terörist tarafından gizlinen üç atom bombası, ABD’nin en büyük kabusu haline gelir. Yerleri bilinmeyen bu bombaların yerleştirilmesine iki gün kala, bir sorgu yargıcı ile FBI ajanı bu silahları bulmak için mücadeleye girişirler. Film, Yusuf isimli Amerikalı Müslümanın bir video kaydı yapmasıyla başlar. FBI özel ajanı Helen Brody ve ekibi, haberlerden Yusuf’un arandığını öğrenince bir soruşturma başlatırlar. Özel bir sorgu yargıcı olan H, Yusuf’un videoda bahsettiği nükleer bombaların yerini bulmak için işe koyulur ve Yusuf’u bulduğu anda parmaklarından birini keserek, caniliğini ve kararlılığını ispatlar. Böylelikle Brody iyi polis, H kötü polis olmuştur. Yusuf ise işkenceye katlanmaya eğitimli biridir ve sessizliğini bozmaz. Bu işin içinde ise başka iş vardır, film absürdlüğünü gizleyip sonradan ortaya çıkaran, seyirciyi ters köşeye yatıran bir özelliğe sahip.

    Signs – İşaretler

    Signs - İşaretler

    Graham Hess, geçmişinde oldukça kötü olaylar yaşamış olan ve inancını yitirmiş olan eski bir rahiptir. Kendi halindeki kardeşi ve çok sevdiği kızı ile beraber sıradan bir çiftçi olan Hess’in hayatı, tarlasında oluşan kocaman işaretlerden sonra değişecektir. Kısa bir süre sonra bu işaretlerin yalnızca kendi tarlalarında oluşmadığını anlarlar. Bu dünyadan olmayan bir şeyler kapılarına dayanmıştır.

    Mutlaka İzlenmesi Gereken Filmler / 1
    Mutlaka İzlenmesi Gereken Filmler / 2
    Mutlaka İzlenmesi Gereken Filmler / 3