Etiket: tanju can

  • 23 Yıl Aradan Sonra Asafated’dan Yeni EP “Bileklerimi Keserken”

    23 Yıl Aradan Sonra Asafated’dan Yeni EP “Bileklerimi Keserken”

    Asafated

    Asafated 23 yıllık sessizliğini “Bileklerimi Keserken” ile bozuyor!

    “Bileklerimi Keserken” grubun 1999 klasiği “Tout Va Bien”in ardından gerçekleştirdiği ilk stüdyo kaydı. Grubun solisti Tanju Can’ın kısaca “bir intihar öyküsü” olarak tarif ettiği çalışma 7 bölüme ayrılan 23 dakikalık tek bir parçadan oluşuyor.

    Tanju Can, Atilla Tutumlu ve Berkay Yıldırım’dan oluşan üçlüye kayıtta prodüktör ve müzisyen olarak Mert Yıldız eşlik ediyor.

    Ön kapak çalışması ise Biğkem Karavus’a ait.

    “Bileklerimi Keserken” dijital mecraların yanında sınırlı sayıda kaset ve CD formatlarında da dinleyicilere ulaşacak.

    1. Bileklerimi Keserken

    a. Yıllar Sonra (Can/Tutumlu) 0.45
    b. Bileklerimi Keserken (Can/Tutumlu/Yıldırım) 4.38
    c. Keder (Tutumlu/Yıldız) 2.38
    d. Hayaller (Can/Tutumlu/Yıldırım/Yıldız) 5.44
    e. Tanrı (Tutumlu) 2.16
    f. Yıllar (Can/Tutumlu/Yıldırım/Yıldız) 6.05
    g. Son (Tutumlu) 0.43

    Asafated Dijital Medya Hesapları
    Spotify
    Deezer
    YouTube Music

    Asafated Sosyal Medya Hesapları
    Instagram
    Facebook

  • “NAİM” Filmi Üzerine…

    “NAİM” Filmi Üzerine…

    Naim

    Konuk yazarlarımızdan Asafated, UÇK Grind ve Black Front grubu kurucularından Tanju Can’dan “NAİM” filmi üzerine…

     

    Madem öyle ben de bir kaç satır yaziyim film hakkında. Sonuçta dönemin canlı tanığıyız.

    Öncelikle film gişede sınıfta kalmış olmalı ki Netflixe düştükten sonra baya bir insanın film hakkında yazmaya başladı. İtraf ediyorum ben de sinemada izlemek için bir türlü vakit ayıramamıştım yeni izledim. Öncelikle biz 1989 göçmenleri için Naim bir kahraman ve semboldür, sporculuk hayatındaki sonraki davranışlarından bağımsız olarak dönemin idolüdur Bulgaristan göçmenleri için.

    Naim bir filmi, çok kaliteli bir belgeseli yıllar öncesinde de hak ediyordu açıkçası. Bugünlere kısmetmiş, ileride daha da fazlası yapılır umarım. Bu ülke adına yarışmış açık ara en büyük sporcudur kendisi. Tartşılmaz.

    Filme gelecek olursak özellikle Bulgaristanda çekilen sahnelerde dikkatimi çeken o dönemin ortamının aşırı iyi yansıtılmış olması. Okullar, Spor Salonları, Havız sahnesi dahil her şey çok iyidi, adeta çocukluğuma döndüm. Naim’in kaçış sahnesi abartılı, çünkü o zaman Özal Bulgaristan Hükümeti ile anlaşmış ve Naimi buraya getirmek için devlet bütçesinden iyi bir para ödenmişti. Süper hamle, iyi ki ödenmiş.

    O dönem anlatılan şey hatta sigara içmeye çıktığında kaçırıldıydı (evet sigara da içiyordu, içki de, adam göçmen). Naim’in röportajlarına da göz atarsanız hem kendisinin hem ailesinin gelişi için Türkiye’nin Bulgaristan!a Milyon Dolarlar ödediğini görürsünüz. Filmde en rahatsız eden şey ise Naim ve bazı oyuncularının Bulgarcayı hiç konuşmayı becerememesi, ailesinin Kırcali şivesi ile hiç bir alakası olmayan bir Türkçe konuşuyor olması.

    Bu kadar önemli ve bütçeli yapımlarda bunlar çok daha iyi ayarlanmalı. Bu film kesinlikle Bulgaristan!da da gişe yapabilecek bir yapıt çünkü. Bunlar dışında öyle çok spoilera kaçacak bir şey anlatmak istemiyorum. Herkesin izlemesini tavsiye ederim. Her halde “Nefes” ile beraber en çok gözyaşlarımı kontrol edemediğim film olmalı Naim.

    Herkese iyi seyirler.

    Tanju Can

  • Listen To Me I Have a Story To Tell

    Listen To Me I Have a Story To Tell

    MisanthropeMisanthrope ile ormanda yüksek promil muhabbeti

    Evet 90’lar Death Metali ve yaşadığım hikayelerle ilgili biraz paylaşayım arkadaşlarımla.

    Sanırım 1992 senesinde Anastezi Fanzine tayfasından yabancı bir dergi geçmişti elime, adı Holocaust’tu. Çıkan albüm ve demo tanıtımları içinde Misanthrope adında Fransız bir gurubun demosunu gördüm. Hem ucuzdu hem de “atmosferik doom death” gibi oldukça ilginç bir tarz tanıtımı vardı. E bunun üstüne o zaman kimsenin dinlememiş olduğu gurubu ilk dinleyip, arkadaşlarına tanıtmak da ayrı bir hava konusu. Hani “Bende demosu var” olayı.

    Demoyu aldıktan sonra aslında öğrendim ki gurubun gitar vokalisti Philipe aynı zamanda Holy Records’un sahibi. O sene oldukça fazla mektuplaştık, telefonlaştık ve yazın Normandya’da yaşayan dayımın yanına gideceğim için beni birkaç gün misafirliğe de davet etti. İşte bu ziyaret kendi açımdan aslında Death Metalin Mekke yani Paris ziyareti olacaktı.

    Holy Records’u ziyaret ederek hiç haberim yokken Underground’un tam dibinin ortasına düşmüştüm. Bu ziyaret hem beni hem de Türkiye’de Underground Death Metal çevresini çok kısa sürede etkileyecekti. Adamların prova ve tesisat ortamlarını görmem, kullandıkları aletler, pedallar, daha sert soundlar ve kayıt teknikleri hakkında öğrendiklerim zihin açıcıydı. Ama esas olay elimde 10 boş TDK kaset ile Philip’e gidip “Bak Türkiye den geliyorum. Millet aç. Bizi kimsenin bilmediği Death Metallere, Ekstrem müziklere doyur” dedim. Tabii o da hemen işe koyuldu.

    Bilmeyenler için Holy Records o dönem Avrupa’da büyüklere göre daha az bütçeli ama özellikle melodik ve etnik öğeler kullanan gruplar için bir cennetti. Philipe Yunan gruplarına özellikle takıktı ve Nighfall o dönem kendi şirketinin baş tacıydı. Kasetlerin içinde Nightfall, Rotting Christ, Necromantia, Septic Flesh hemen yerini aldı. Fransa’dan Astral Rising, Elend ilk albümünü çıkartmak üzere olan Orphaned Land gibi bizim için cidden kafa açıcı gruplar kaydedilmişti. Tabii cimri davranıp sadece kendi şirketinden kayıt yapmadı. O zamanlar henüz patlamamış olan Anathema, The Gathering, My Dying Bride, ismi aklıma bile gelmeyen bazı Osmose grupları. Gerçekten Türkiye’ye 900 dakikalık bir hazine ile dönmüştüm.

    Çağlan Baronum Türkiye’de A Dead Poem ile tanıtmıştı Rotting Christ’ı ama ben o ziyaret sonrası The Mighty Contrat ile aslında ilk zehri verme tohumları ile dönmüştüm. Ziyaretimin bir gününde prova yaptıkları stüdyoya gitmiştik, oradan da kolilerle bira alarak ormana gidip ateş yakmıştık. Bolca Death Metal konuştuk, kafam güzel olunca Türkiye’de şartlar ne kadar boktan diye kafalarını sikmiştim adamların. Fotolarda gördüğünüz posterli oda da benim kaldığım ve Holy Records’un deposu gibi olan bir garaj alanı gibi bir bölmeydi. İçeride promo ve demo anlamında öyle kasetler vardı ki aklınız durur. Bugün duruyor ve Discogs’tan satılsa herhalde ev, araba, yazlık yapacak şeylerdi.

    Türkiye’ye döner dönmez ilk işim elimdeki materyalleri Bakırköy tayfası ile paylaşmaktı. Dilan Birahanesinde kasetler dinlendi, isteyen herkese kayıtlar yapıldı ve bu şekilde Misson Paris verimli bir son buldu.

    Hatıraları uyandıran bu fotolar sonrası bir selam da Misanthrope ve Holy Records tayfasına yolluyorum.

    Tanju Can ve PhilipeHoly Records aslında evin 2. katında 2 odalı bir daireydi. Ben ve Philipe
    Holy Records DepoHoly Records deposu ve misafirhane. Aslında bir hazine odası

    Tanju Can / Asafated, Uçk Grind, Black Front