Etiket: sinema haber

  • 2019 Yılının En İyi 10 Korku – Gerilim Filmi

    2019 Yılının En İyi 10 Korku – Gerilim Filmi

    10 – Depraved

    Genç bir adam olan Alex oldukça duygusal ve gergin bir gece geçirmektedir. Sevdiği kız arkadaşı Lucy’yi terk etmiş olan genç adam kafası karmakarışık bir halde kendini sokağa atar ve eve yürümeye karar verir. Ancak bu karar onun için hayatını değiştiren cinsten olacaktır. Sessiz gecenin içinde hiç yoktan ortaya çıkan biri tarafından şiddetli bir saldırıya uğrayarak bıçaklanır. Hayatının yavaş yavaş akıp gittiğini hissederken bilincini kaybederek yere yığılır. Kendine geldiğinde ise tanımadığı bir bedenin içinde olduğunu fark eder. Alex ona ait olmayan bu bedenin beynidir. İçinde bulunduğu beden ise Adam isimli bir yaratığa aittir. Adam, Ortadoğu’daki iki turdan sonra TSSB’den muzdarip olan zeki saha cerrahı Henry ve Adam’ı hayata geçiren deneyi paraya çevirmeye kararlı olan suç ortağı Polidori sayesinde canlandırılmıştır. Henry, yaptıklarından dolayı giderek daha fazla pişmanlık duymaktadır ve Adam nihayet kendi kökenini belgeleyen bir video keşfettiğinde, grup içindeki dengeleri altüst edecek bir öfke krizine girecektir.

    9 – Midsommar – Ritüel

    Ritüel, genç bir kadının ve onun erkek arkadaşının İsveç’te yerel bir pagan kültürünün avı haline gelene kadar geçirdikleri yolculuğu anlatıyor. Geleneksel Midsommar festivaline katılmak isteyen Dani ve Christian, üniversiteden arkadaşları ile birlikte İsveç’e doğru yola koyulur. İlişkilerinin üzerinde kara bulutlar dolaşan çift, İsveç’in köyünde gerçekleştirecekleri bu tatili ilişkilerini kurtarmak için son şans olarak görür. Çılgın tatillerini geçirecekleri mekanı gören gençler, yemyeşil cennete benzeyen mekanı fazlasıyla sever. Ancak bir süre sonra yerel kutlamaların ve pagan ritüellerinin yapıldığı bu yerin pek de düşündükleri kadar masum olmadığını anlarlar. 90 yılda bir düzenlenen gizli bir ayine katılan gençler, kendilerini korku labirentinin içinde bulur.

    8 – Fractured

    Fractured, aniden sırra kadem basen ailesini bulmaya çalışan bir adamın hikayesini konu ediyor. Ray Monroe, eşi Joanne ve kızları ile birlikte Minneapolis’e gitmek için yola koyulur. Ancak yolculuk sırasında kaza geçiren aile, soluğu hastanede alır. Kazada yaralanan kızın durumunun incelenmesi için tomografi çekilmesi gerekir ve annesi de kızı ile birlikte tomografi çekimine gider. Eşi ve kızının çekimden çıkmasını bekleyen Ray, uzun süre bekleyişin ardından bir tuhaflık olduğunu fark eder. Hastanede karısı ve kızını arayn Ray, ikisine de ulaşamaz. Üstelik aniden sırra kadem basan kızı ve annesi ile ilgili tüm hastane kayıtları da ortadan kaybolur. Ailesini bulmaya çalışan Ray, kızı ve eşine ne olduğuna dair gerçekleri bulmak için zorlu bir mücadeleye girişir.

    7 – I See You

    Mükemmel ailelerle dolu mükemmel bir kasabada, on iki yaşındaki Justin Whitter kaybolur. Davanın baş dedektif olarak Greg Harper atanır. Greg, Justin’in kayboloşunu soruştururken aynı zaman da benzer bir olayın çok uzun zaman önce geçmişte yaşandığı ortaya çıkar. Greg hem soruşturmanın verdiği hem de bu geçmişteki olayın getirdiği baskıyla uğraşmak zorunda kalır. Bütün bunlar yetmezmiş gibi, karısının ihanetini sindirmeye çalışıyordur. Soruşturma devam ederken kasabada garip olaylar yaşanmaktadır. Bu olaylar hem kasabadakiler hem de Greg’in ailesine zarar verecektir. Ancak Greg her ne olursa olsun bu olayı çözmeyi kafasına koymuştur ve önüne çıkan hiç bir engel için de durmaya niyeti yoktur.

    https://youtu.be/ulSVg5Um1kQ

    6 – Pet Sematary / Hayvan Mezarlığı

    Hayvan Mezarlığı, henüz taşındığı evde ailesi ile kutlama yaparken hayatını kaybeden küçük kızını geri getirmek için eski bir mezarlığa oğlunu gömen bir adamın hikayesini anlatıyor. Louis Creed, iki çocuğu ve eşi Rachel ile birlikte Boston’daki şehir yaşamlarından kurtulup, kırsal kesime taşınmaya karar verir. Yeni yaşamlarına uyum sağlamaya çalışan aile, kedilerinin bir kaza sonucu ölmesiyle büyük bir üzüntüye kapılır. Kedilerini, evlerinin yakınındaki gizemli bir mezarlığa gömen aile, bir süre sonra inanılmayacak bir durumla karşı karşıya kalır. Gömdükleri kedi hayata geri döner. Creed ailesi, artık gizemli mezarlığın sırrını öğrenmiştir. Bu sırada kızlarını kaybeden aile, gömülen her şeyi bedenen hayata döndüren bu mezarlığı, kızlarını geri getirmesi için kullanmaya karar verir. Kızını mezarlığa gömen Luis, onu gerçekten geri getirebilecek midir?

    5 – Doctor Sleep / Doktor Uyku

    Çocukluğunda yaşadıklarının karanlık gölgesi altında yaşayan Danny, travmalarıyla boğuşmaktan yorgun düşmüş ve alkole bağımlı hale gelmiştir. Babasının umutsuzluk, alkolizm ve şiddetli mirasından kurtulmak için çabalayıp duran Danny, New Hampshire kasabasında, onu ayakta tutan bir destek grubuyla yerleşir ve “parlama” gücü sayesinde ölenlerin son anlarında onlara huzur verebildiği bir bakım evi işine girer. Bu arada Amerika’nın dört bir yanındaki otoyollarda, True Knot adı verilen bir topluluğun üyeleri refah arayışında dolaşıp durmaktadır. Çoğunlukla zararsız ve yaşlı görünen bu grupla ilgili gerçek ise oldukça korkunçtur. Danny, kendisiyle benzer yeteneklere sahip bir kız olan Abra Stone ile psişik bağ kurduğunda, bu grubun yetenekli olanları hedef aldığını fark eder. Bu grup yetenek sahibi çocukların işkence gördükleri sırada çıkan “parıltılarının buharını” teneffüs ederek yarı ölümsüz hale gelmişlerdir. Gördüğü en yüksek psişik güce sahip olan Abra, Danny’i şeytanlarıyla yüzleştirecek ve kendi ruhu için bir savaşa sürükleyecektir.

    4 – Gisaengchung / Parazit

    Park Ailesi’yle tanışın: soyla gelen servetin klasik bir tablosu. Diğer yanda ise Kim Ailesi, sokak zekası bakımından zengin ama başka hiçbir zenginliğe sahip değil. Şans veya kader olsun, bu iki ev halkı bir şekilde bir araya gelir ve Kim ailesi altın bir fırsatın varlığını hemen sezer. Kolej çağındaki Ki-woo tarafından manipülasyon konusunda yetiştirilen Kim çocukları, öğretmen ve sanat terapisti görevleriyle kendilerini Park ailesinin arasına çabucak yerleştirir. Kim’ler “vazgeçilmez” lüks hizmetler sunarken, Parklar ise habersizce evlerindeki her şeyi Kim ailesine kaybetmektedir. Ancak kısa sürede bu düzen bir tehditle karşılaşır. Asalak bir misafir Kim ailesinin yeni keşfettikleri konforu tehdit eder hale geldiğinde, vahşi ve zorlayıcı bir üstünlük mücadelesi patlak verir. Bu mücadele Kim ve Park aileleri arasındaki kırılgan ekosistemi yıkmakla tehdit etmektedir.

    3 – The Lighthouse

    The Lighthouse, 20. yüzyılın başlarında Maine’de yaşayan, iki deniz feneri bekçisinin hikayesini konu ediyor. Eski bir denizci olan Thomas Wake, gizemli bir adada deniz feneri bekçiliği yapan bir adamdır. Yıllardır adada tek başına bekçilik yapan Thomas’ın yanına, işlerde yardımcı olması için Ephraim Winslow adında bir genç gönderilir. Birlikte çalışmaya başlayan Thomas ve Ephraim arasında çok geçmeden büyük bir iktidar savaşı meydana gelir. Yaptığı işi büyük bir sorumlulukla yerine getiren Thomas, gücünü ispatlamak için tecrübesiz bir genç olan Ephraim üzerinde baskı kurmaya başlar. Ufak bir adada deniz fenerinin içinde hapsolan ve zamanla akıl sağlığını kaybetmeye başlayan iki adam, en derin korkuları ile yüzleşmek zorunda kalır.

    2 – Us / Biz

    Biz, kendilerine tıptıp benzeyen davetsiz misafirlerine karşı hayatta kalma savaşı veren bir ailenin yaşadıklarını konu ediyor. Adelaide ve Gabe Wilson birbirlerini ve ailelerini seven, huzurlu ve mutlu bir çifttir. Yorucu geçen bir yılın ardından çift 2 çocuklarını da alıp Kuzey Kaliforniya’da sahil kenarında bulunan evlerine giderler. Tyler ailesi ile sahilde geçirdikleri bir günün ardından, geçmişte bir çeşit travma atlatmış olan Adelaide ailesinin başına bir şey gelebileceği konusunda paranoyaklaşmaya başlar. Gece çöktüğünde Wilson ailesinin, yolda el ele tutuşmuş dört kişiyi görmesinin ardından her şey daha paranoyak bir hal alacaktır. Evlerine yapılan saldırıyı savuşturamayan ailenin yaşayacağı en büyük dehşet ise evlerine giren bu 4 kişinin aslında kendilerinin birebir kopyaları olmasıdır. Birbirinin klonu gibi olan iki ailenin arasındaki en önemli fark ise içlerinden yalnızca birinin hayatta kalabileceğidir.

    1 – Joker

    Joker, başarısız bir komedyen olan Arthur Fleck’in hayatına odaklanıyor. Toplum tarafından dışlanan bir adam olan Arthur, hayatta yapayalnızdır. Sürekli bir bağ kurma arayışında olan Arthur, yaşamını taktığı iki maske ile geçirir. Gündüzleri, geçimini sağlamak için palyaço maskesini yüzüne takan Arthur, geceleri ise asla üzerinden silip atamayacağı bir maske takar. Babasız büyüyen Arthur’u en yakın arkadaşı olan annesi Happy adıyla çağırır. Bu lakap, Arthur’un içindeki acıyı gizlemesine yardımcı olur. Ancak maruz kaldığı zorbalıklar, onun gitgide toluma aykırı bir adam haline gelmesine neden olur. Yavaş yavaş psikolojik olarak tekinsiz sulara yelken açılan Arthur, bir süre sonra kendisini Gotham Şehri’nde suç ve kaosun içinde bulur. Arthur, zamanla kendi kimliğinden uzaklaşıp Joker karakterine bürünür.

    *Film özetleri www.beyazperde.com adresinden alınmıştır.
  • 2019 Yılının En İyi 10 Aksiyon – Macera Filmi

    2019 Yılının En İyi 10 Aksiyon – Macera Filmi

    10 – Aladdin

    Aladdin, sihirli bir lamba sayesinde sevdiği kıza ulaşmaya çalışırken, kendisini zorlu bir maceranın içerisinde bulan bir gencin hikayesini konu ediyor. Aladdin, zamanını Agrabah şehrinde pazardan yiyecek çalarak geçiren fakir bir gençtir. Gecelerini, şehrin farklı bölgelerinde uyuyarak geçirirken, gündüzlerini ise hırsızlığa ayırmaktadır. Ancak yaşam tarzına rağmen aslında Aladdin’in altın gibi bir kalbi vardır. Onun macerası, tuhaf babası tarafından zorla evlendirilmeye çalışılan bir genç kızla tanıştığı zaman başlar. Bu genç kız aslında ülkenin sultanının kızı olan Prenses Jasmine’dir. Aladdin’in şansı, Harikalar Mağarası’ndan sihirli bir lamba aldığında aniden değişir. Bilmeden aldığı bu lambada, eğlenceye düşkün, neşeli ve 3 dileğini gerçekleştirme şansına sahip olan bir cin vardır. Aladdin’in lambanın cini sayesinde sevdiği kıza ulaşmaya çalışırken bilmediği şey ise Sultan’ın danışmanı Jafar’ın hem Aladdin hem de lamba için kendi planları olduğudur.

    https://youtu.be/foyufD52aog

    9 – Fast & Furious Present : Hobbs & Shaw

    Hızlı ve Öfkeli serisinin spin-off filmi olan Hızlı ve Öfkeli: Hobbs ve Shaw, insanlığı tehlikeye sokan bir güce karşı birlikte hareket etmek zorunda kalan Hobbs ve Shaw’un hikayesini konu ediyor.Amerika’nın Diplomatik Güvenlik Hizmetlerinin sadık bir ajanı olan Luke Hobbs ile eski bir İngiliz askeri elit ajanı olan Deckard Shaw, yıllar boyu birbirlerini yenmeye çalışsalar da bu kez birlikte hareket etmek zorundadır. İnsanlık, büyük bir biyolojik tehdit ile karşı karşıyadır. Siber genetik ile güçlendirilmiş anarşist Brixton, insanlığın değişmesine neden olabilecek olan biyolojik virüsü ele geçirir. Dünyayı tehlikeye sokan Brixton’ı yenmek zorunda olan iri kıyım kanun adamı Hobbs ile kanunları hiçe sayan Shaw’un güçlerini birleştirip, birlikte mücadele etmekten başka şansı yoktur.

    8 – Alita : Battle Angel / Alita : Savaş Meleği

    Alita (Rosa Salazar), kim olduğunu veya nereden geldiğini bilmediği bir halde, tanımadığı bir gelecekte uyanır. Şefkatli bir doktor olan Ido (Christoph Waltz) onu yanına alır ve cyborg görüntüsünün altında olağanüstü bir geçmişe sahip genç bir kadının kalbi ve ruhu olduğunu fark eder. Alita, yeni hayatına alışmaya çalışırken, Doktor Ido da onu gizemli geçmişinden korumaya çalışır. Yeni arkadaşı Hugo (Keean Johnson) ise Alita’nın geçmişini hatırlaması için, anılarını tetiklemesine yardımcı olmak ister. Bu sırada şehri yöneten tehlikeli ve yozlaşmış güçler Alita’nın peşine düşer. Eşi benzeri görülmemiş dövüş yeteneklerine sahip olduğunu fark eden Alita, geçmişine dair bir ipucu elde eder. Tehlikeli insanlarla karşı karşıya olan Alita, arkadaşlarının, ailesinin ve dünyasının kurtarılmasında kilit rol oynayacaktır.

    7 – Aquaman

    Arthur Curry kendiyle ilgili büyük bir gerçeği keşfetmiştir. Kendisi okyanuslar altında inşa edilen Atlantis krallığının tahtının varisidir. Ancak Aquaman’in sinsi yarı-kardeşi Orm, Atlantis tahtını istemektedir. Arthur Curry, nam-ı diğer Aquaman, kendisine kalan mirasa sahip çıkmalı ve halkının başına geçmelidir. Yoksa kendi hayatının yanı sıra sevdiği kişiler de büyük bir tehlikeyle yüz yüze gelmek zorunda kalacaktır. Bu yolculukta Arthur kendiyle yüzleşmenin yanı sıra, bir kral olmaya layık olup olmadığını da keşfetmek zorundadır…

    6 – Togo

    Togo, kasabayı etkisi altına alan salgının tedavi edilmesi için zorlu bir yolculuğa çıkan bir adam ve köpeğin hikayesini konu ediyor. Ölümcül bir salgın Alaska’nın Nome kasabasını etkisi altına almıştır. Tek tedavi imkanı 600 mil ötedeki kasabadadır. Kasabada bulunan antitoksin serumun getirilmesi gerekir ancak bu pek de kolay bir iş değildir. Kasaba halkı, serumun getirilebilmesi için köpek eğitmeni olan Leonhard Seppala’dan yardım ister. Yardım etmeyi kabul eden Leonhard Seppala, cılız görünümlü, yaşlı bir Sibirya kurdu olan Togo ile birlikte yola koyulur. Togo’yu yavru olduğu dönemden beri tanıyan Seppala’nın eşi Constance, Togo’nun her koşulda cesaret ve sadakat göstereceğinden emindir. Serumun bulunduğu kasabaya adım adım yaklaşan Seppala ve Togo, yolculuk sırasına korkunç bir fırtınayla karşı karşıya kalır. -70 dereceye varan soğukta Togo ve Seppala büyük bir yaşam mücadelesi verecektir.

    5 – Spider-Man Far From Home / Örümcek Adam Evden Uzakta

    Örümcek-Adam: Evden Uzakta, arkadaşları ile gittiği okul gezisi sırasında gizemli bir görev üstlenmek zorunda kalan Peter Parker’a odaklanıyor.

    4 – Midway

    Midway, II. Dünya Savaşı sırasında Amerika Birleşik Devletleri ve Japonya İmparatorluğu arasında yapılan Midway Muharebesi’ni konu ediniyor. Filmde, savaşın seyrini değiştiren askerlerin kahramanlık hikayesine odaklanılıyor. Midway Muharebesi, 2. Dünya Savaşı için bir dönüm noktası kabul ediliyor. Liderlerin ve askerlerin, içgüdüleri ve cesaretleriyle verdikleri mücadele, Pasifik Cephesi’ndeki savaşın seyrinin değişmesine neden olur.

    3 – Ford v Ferrari

    Asfaltın Kralları, 1966 yılında düzenlenen Le Mans 24 Saat Yarışı’nın gerçek hikayesini konu alıyor. Henry Ford II ve Lee Iacocca ikilisi, tuhaf ancak kararlı bir grup Amerikalı mühendis ve tasarımcıdan sıfırdan bir otomobil yapmalarını ister. Otomotiv vizyoneri Carroll Shelby (Matt Damon) ve İngiliz şoförü Ken Miles’ın (Christian Bale) başını çektiği ekip, uzun yıllardır pistlere egemen olan Ferrari’yi Fransa’da düzenlenen 1966 Le Mans Dünya Şampiyonası’nda alt etmek için işe koyulur.

    2 – Avengers : Endgame

    “Avengers Infinity War”un ardından pek çok süper kahraman küle dönüşmüştür. Doktor Strange, Gamora, Drax, Mantis, genç Örümcek Adam, Black Panther, Bucky Barnes, Groot, Scarlet Witch, Vision, Star Lord, Maria Hill, The Wasp ve Nick Fury gibi pek çok kahraman, Thanos’un Sonsuzluk Eldiveni’ni ele geçirmesi ve kendi dengesini kurması yüzünden yok olmuştur ve dünya umutsuz haldedir. Dünya üzerinde kalan Black Widow, Kaptan Amerika, Thor ve Hulk kendi yaslarını tutmaktayken, Iron ve Nebula ise kontrol edemedikleri bir uzay gemisinin içinde, uzay boşluğunda sürüklenmektedirler. Süper kahramanlar takımı için işler pek de iyi görünmemektedir. Ancak Kuantum Bölgesi’nden çıkmanın bir yolunu bularak Avengers ekibinin kalan üyelerine giden Ant-Man, yeni bir umut ışığı olacaktır. Daha önce var olduğunu bilmedikleri bölgeler, kahramanlar ve evrenlerin varlığını öğrenen ekip, Thanos’un kurduğu bu çarpık dengeyi değiştirmek ve kendilerinden alınanı geri getirmek için hayatlarının en büyük mücadelesine girişeceklerdir. Hepsi kişisel olarak önem verdikleri şeyleri kaybetmiş olan kahramanlarımız için intikam vakti gelmiştir.

    1 – John Wick : Chapter 3 – Parabellum

    ohn Wick: Chapter 3 – Parabellum, gizli suikastçı birliğinden atılan John Wick’in, kellesi karşılığında ödül almak için peşine düşen suikastçılara karşı verdiği mücadeleyi konu ediyor. John Wick iki nedenden ötürü firaridir. Kellesi üzerine 14 milyon dolarlık açık sözleşme konulmuştur ve temel bir kuralı ihlal etmiştir; Continental Hotel’de birini öldürmüştür. Kurbanı ise açık kontratı sunan Yüksek Masa üyesidir. İşi bitmiş olması gereken John’a otelin yöneticisi Winston tarafından bir saatlik bir kaçış süresi verilir. Ardından üyeliği iptal edilecek, tüm hizmetlerden men edilecek ve diğer üyelerle iletişimi kesilecektir. John’un New York City’den kaçma mücadelesinde güvenebileceği tek şey servis endüstrisidir…

    *Film özetleri www.beyazperde.com adresinden alınmıştır.
  • Andrei Tarkovsky’nin efsane üçlemesi “Stalker, The Mirror, Solaris” Başka Sinema’da!

    Andrei Tarkovsky’nin efsane üçlemesi “Stalker, The Mirror, Solaris” Başka Sinema’da!

    Sinema tarihinin en önemli yazar ve yönetmenlerinden olan Andrei Tarkovsky’nin efsanevi üçlemesi “StalkerThe MirrorSolaris” 14 Haziran 2019’da Başka Sinema aracılığı ile sevenleri ile buluştu. Bireyin içsel dünyasındaki anlam arayışını inanç, metafizik, aşk gibi kavramlar çerçevesinde sinema dünyasına kazandıran Tarkovsky, şiirsel anlatımın da öncüsü olmuştur.
    Bu sebeptendir ki her filminde içsel inancın bütünlüğünü, bireyin metafizik dünyada var olma halini, evrenin kozmik bütünlüğünü ve bunun gibi birçok konu çerçevesinde izleyiciye sunar. Ve bu sunum öyle bir sunumdur ki bireyi uzun bir süre etkisi altında bırakmayı amaç edinir.  

    Kısaca gösterimde olan filmlerin konusunu ele alacak olursak,


    STALKER: Dünyaya düşen dev göktaşı yaşamı yerle bir ederken Zone adında esrarengiz, yeni bir bölge oluşur. Bu bölgeden içeriye girebilen insanların tutkularının gerçekleşeceğine dair söylentiler vardır. İçeride yaşayan güç insan zihni tarafından hayal edilmesi mümkün olmayacak güçteki bir varlıktır. Askerler tarafından korunan Zone bölgesine sadece Stalker’lar girebilmekte, bölgeye giren insanlara eşlik etmektedirler. 
    Stalker, ailesinin tüm itirazlarına rağmen bölgeye girmek isteyen bir bilim adamına ve bir yazara eşlik etmeye karar verir. 


    THE MIRROR: 
    Mirror filmi Tarkovsky’nin hayatını konu edinmektedir.  Film, Andrei Tarkovsky’nin kendi hayatı üzerinden aşk, bağlılık, anılar ve hayata dair birçok şeyi gözler önüne seriyor. II. Dünya Savaşı öncesinde geçen film, ormanın içinde bir klübede geçiyor. Filmde  Tarkovsky’nin eski karısı, annesi, babası, kendi hayatı ve ebeveynlerinin kuşakları arasında bir yolculuğu çıkılıyor. 


    SOLARIS: 
    Solaris belirgin bir gezegen bilincine sahiptir. Oraya gelen dünya insanlarının zihinleri ile oynamak ise en büyük gücü ve yeteneğidir. Burada olanları araştırmakla görevli olarak ilgili üsse gönderilen kişi de gezegenin gücünden payını alacaktır şüphesiz. Böylesi bir gizemle büyülenirken kendi geçmişi ile burun buruna gelecektir.  

     

  • Eşref Kolçak Hayatını Kaybetti..

    Eşref Kolçak Hayatını Kaybetti..

     

    Türk sinemasının en önemli oyuncularından büyük usta Eşref Kolçak 92 yaşında hayata veda etti. Büyük usta uzun zamandır akciğerlerinin su toplaması sebebiyle tedavi görüyordu ve Bursa’nın Gemlik ilçesinde yaşayan Kolçak, yeniden rahatsızlanınca Gemlik Devlet Hastanesi Yoğun Bakım Ünitesi’nde tedavi altına alındı. Kolçak yapılan tüm müdahalelere rağmen kurtarılamayarak hayatını kaybetti. ..Cenazesi ile ilgili ise ilerleyen saatlerde açıklama yapılması bekleniyor..Tüm sanat camiamızın başı sağolsun..

    Kısacası,

    Eşref Kolçak Erzurum, İsprili’dir ve 28 Ocak 1927 tarihinde doğmuştur. 1941 yılında İstanbul’a geldi. Kasımpaşa’da oturdu. Sultan Ahmet Erkek Sanat Enstitüsü’nü bitirdi. Tesfiyecilik, marangozluk okudu. Marangozluk ve ayakkabı tamirciliği gibi işlerde çalıştı. Kasımpaşa’da oturduğu zamanlarda marangoz dükkanı ve mobilya mağazası vardı.

    1944 yılında Atilla Revü Opereti’nde tiyatroya başlayan sanatçı, 1945 yılında Ses Tiyatrosuna geçti. 1947 yılında figüranlıktan oyunculuğa geçtiği film Cahide Sonku ile birlikte oynadığı “Fedakar Ana” filmi olmuştur. 1950’li ve 60’lı yıllarda, melodram ve kahramanlık filmlerinin jönü olarak çıktı seyircilerin karşısına

    Bir Şoförün Gizli Defteri (Atıf Yılmaz), Namus Uğruna, Düşman Yolları Kesti (Osman F. Seden) önemli filmerinden bazılarıdır.

    Eşref Kolçak, 1955 de Özcan Kolçak ile evlendi , eşi 13 ocak 2010 da vefat etti. Kanser tedavisi gören pop müzik sanatçısı olan oğlu Harun Kolçak 20 Temmuz 2017’de hayatını kaybetti.

  • Infected Yeniden!!!

    Infected Yeniden!!!

    Uzun yıllar evvel faaliyetlerini durduran 1993 kuruluşlu Black Metal yeniden bir araya geldiğini metal severlere duyurdu. 

    Orjinal kadronun üç elemanı olan kurucu iki üye Ahmet İba ve Oytun Türk ile Bahadır Uludağlar, davullarda ise Moribund Oblivion’dan Fatih Kanık’in yer aldığı grup, toplanma kararıyla birlikte Infected’ın yeni mini albümü “Divine Disbelief”in de yolda olduğunu açıkladı.

    Klasik Infected tarzına yakın, melodik bir yapıda ve karanlık bir yapıda olacağını belirttikleri yeni çalışmaları Black Metal severler tarafından şimdiden heyecanla beklenmekte.

    Bu arada grup yeni çalışması Divine Disbelief ‘in kapak tasarımını da paylaştı.

     

  • Bir Nesile Flüt Sevdiren Adam

    Bir Nesile Flüt Sevdiren Adam

    1991 yılında Yonca Evcimik’in milyonlar satan kasedinin ardından, müzik sektörü bir anda pop müziğe yönelmiş ve adeta pop müzik küllerinden yeniden doğmuştu.

    Emel Müftüoğlu ile Nazan Öncel’in yıllar sonra pop müzik ile geri dönüşü, Ozan Orhon’un bitmek bilmeyen enerjisi, Sertab Erener’in Ateşle-Barutu, Mega Star Tarkan’ın doğuşu ve daha bir çok ismin pop müzik ile dinleyici karşısına çıktığı oldukça hareketli bir yılı geride bırakmak üzereydik.

    Tarkan’ın ilk albümünün raflarda yerini almasının ardından henüz bir kaç gün geçmiş, takvimler 30 Aralık 1992’yi göstermekteydi.

    Kasetçiler yeni çıkan bir ismin kasedini raflara dizmenin heyecanını yaşamaktaydı.

    Elinde Saprano Saksafon, deri ceketi, dansı ve kafa hareketi ile karşımıza çıkan Tayfun Duygulu, pop müziğin öncülerinden biri olmuştur.

    Profesyonel müzik öncesi, Yeni Türkü grubunda Klarnet ve Saksafon çalan değerli isim daha sonra kendisi ile aynı adı taşıyan albümü ile dinleyici karşısına çıkmış ve büyük bir başarı yakalamıştır.

    Klibi albümünden önce ekranlarda yayınlanan isim ile ilgili haberler “yeni bir pop starın doğuşu” şeklinde başlık atmakta pekte haksız sayılmadılar.

    Henüz saksafon ile yeteri kadar tanışmayan bir toplum için bu müzik çok yeniydi ve çok da başarılıydı. İlk ve orta öğretimde flüt çalmayı öğrenen her çocuğun ilk çalmak istediği bir melodi olmuştu “Hadi Yine İyisin” parçası.

    Keza benim için de…

    İki milyona yakın bir bir satış grafiği elde eden bu albüm Tayfun’un ve pop müziğinin geleceğinin ne denli parlak olacağının bir işaretiydi.

    Her ne kadar, geçen zaman Tayfun için aynı şeyleri göstermemiş olsa da geride bıraktığı imaj, müzik, şarkıları ve Kar Beyaz adlı bestesi ile hafızalarda unutulmayacak bir yer edinmiştir.

  • 90’lara dair…

    90’lara dair…

    Müziğin evrensel platformda ilerlediği her dönem, ülkemiz müzikleri içinde değişimin kaçınılmaz olduğunu bir süreç olmuştur.

    70’li yıllara doğru varlığını bütünüyle gösteren Türk pop müziği, yerini her ne kadar 80’li yıllarda üçüncü dönemini yaşayan arabesk müziğe bırakmış olsa da, 80’lerin sonunda tekrar çıkışa geçmiş ve 90’lı yıllarda zirve yapmıştır.

    Takvimler 1991 yılının ilk çeyreğini gösterdiğinde yeni nesil pop müziğin dönüm noktası sayılacak olan Yonca Evcimik sahneye çıkmış ve kaseti 2,5 milyon üzerinde satmıştır. Çıktığı dönem için büyük bir başarı sayılan bu satış rakamı pop müziğin geleceğinin ne kadar parlak olacağının bir işaretiydi.
    Ardı ardına çıkan kasetler ile pop müzik adeta  küllerinden yeniden doğuyor gibiydi. 1993 yılında uluslararası müzik kanalı MTV ilk kez bir Türkçe klip olan Orhan Atasoy’un Gemiler adlı parçasını  yayınlamıştı.
    Türk pop müziğindeki bu çıkıştan etkilenen yayın sektörü, 1994 yılının üçüncü çeyreğinde Türkiye’nin ilk video müzik kanalı olan Kral TV’yi hayata geçirmiş ve müziğe büyük bir katkı sağlamıştır.

    O dönem albümü raflarda yeni yer alan ve yeni çıkış yapacak olan günümüzün en iyi ikinci tenörü Burak Kut, Benimle Oynama adlı klibi ile Kral TV’ de yayınlanan ilk klip unvanına sahip olmuştur.
    94 yılının aynı çeyreğinde ikinci albümü raflarda yer alan mega star Tarkan da, Kral TV’nin yayına girmesiyle büyük çıkış yapan isimlerden biri olmuştur. Kış Güneşi adlı klibi ile Kral TV listesinde 11 hafta boyunca bir numarada kalmış ve hala kırılamayan bir rekora imza atmıştır.

    Türk pop müziğin diğer bir dönüm noktası olarak kabul edilen albümlerden biri, yine Tarkan’ın 1997 yılı üçüncü çeyreğinde çıkan Ölürüm Sana adlı albümündeki Şımarık adlı parçası olmuştur.

    Dünya listelerinde Türkçe ve bir çok dilde büyük başarılara imza atmıştır. Aynı yıl Şebnem Paker’in Eurovision başarısı da Türk Popu için ayrı bir öneme sahiptir.
    90’lar, bir çok ismin günümüze kadar başarıyla geldiği bir başlangıç noktası olmanın yanında, bir o kadar ismin de, dönemin tozlu raflarında bir anıdan öteye gidemediği bir dönem olmuştur.

    Karışık Kaset

    Karışık Kaset Youtube Sayfası

  • Yaşar Kemal’i Ölüm Yıldönümünde Sevgi, Saygı ve Özlemle Anıyoruz…

    Yaşar Kemal’i Ölüm Yıldönümünde Sevgi, Saygı ve Özlemle Anıyoruz…

    Usta edebiyatçıyı vefatının 4. Yıldönümünde sevgi, saygı ve de özlemle anıyoruz.

    Yaşar Kemal Kimdir?

    Asıl adı Kemal Sadık Gökçeli olan Yaşar Kemal, 6 Ekim 1923, Hemite, Osmaniye doğumludur. Yaşar Kemal’in 1940 – 1941 yılları arasında Çukurova ile Toroslar’dan derlediği ağıtları içeren ilk kitabı “Ağıtlar” 1943’te Adana Halkevi tarafından basıldı. İlk hikayesi olan “Pis Hikaye” yi ise 1946 yılında 23 yaşındayken yazan Yaşar Kemal, 1940’larda Adana’da çıkan Çığ dergisi çevresinde Pertev Naili Boratav, Nurullah Ataç, Güzin Dino gibi isimlerle tanıştı.

    “Yaşar Kemal” adını 1951 – 1963 yılları arasında fıkra ve röportaj yazarı olarak çalıştığı Cumhuriyet gazetesinde kullanmaya başladı. 1952 yılında yayımlanan ilk öykü kitabı olan Sarı Sıcak’ta yer alan “Bebek” öyküsü de burada bölümler halinde yayımlanmıştır.

    Pek çok yapıtında Anadolu’nun efsane ve masallarından yararlanan Yaşar Kemal, PEN Yazarlar Derneği üyesiydi. Aynı zamanda Nobel Edebiyat Ödülüne aday gösterilen de ilk Türk yazardır.

    İnce Memed, Ağrı Dağı Efsanesi, Kuşlar da Gitti, Sarı Sıcak, Yer Demir Gök Bakır… gibi eserleri bulunan Yaşar Kemal, 28 Şubat 2015 tarihinde organ yetmezliği sebebiyle yoğun bakımda olduğu hastanede vefat etmiştir.

  • Rashit: “Telaşa Mahal Yok’ albümü Türkiye Punk Tarihinin mihenk taşı olmak gibi bir üne sahip. Bir dönüm noktası aslında sadece Punk değil, alternatif rock tarihine de bir çıkış sağladığı kabul gören bir gerçek”

    Rashit: “Telaşa Mahal Yok’ albümü Türkiye Punk Tarihinin mihenk taşı olmak gibi bir üne sahip. Bir dönüm noktası aslında sadece Punk değil, alternatif rock tarihine de bir çıkış sağladığı kabul gören bir gerçek”

     

    Merhaba öncelikle bizi kırmadığınız için çok teşekkürler, neredeyse 30 .yılınıza yaklaştığınız şu yıllarda muhteşem bir konserle sevenlerinizin karşısında olacaksınız, ve bu sahnede bir çok isim size eşlik edecek.. öncelikle neler hissediyorsunuz?

    Gökhan Tunçişler: En son Laneth Bir Gece 2’de sahne aldık geçen yıl bu zamanlarda, yine tüm arkadaşlarımız ve bizi seven dinleyicilerle çok güzel bir geceydi. O gecenin üstüne bir daha çalmayacak mısınız tepkileri gelmeye başladı ve biz de geç gelen 25.yıl konseri yapalım dedik ve şahane bir gece yaşadık.

    Tolga Özbey: Eski dostlarla bir araya gelmek ve bir şeyleri paylaşmak adına güzel bir gece olacak. Rashit grubu üyeleri olarak da uzun sure sonra bir araya gelmiş olacağız, farklı şehirlerde ve ülkelerde yaşıyoruz.

    Rashit Punk Tarihimizin en önemli gruplarından biri, ben sizi ilk 90’lı yıllarda dinlemiştim. Hiç unutmam burada bir yer vardı Carmen diye, oradan Telaşa Mahal Yok isimli albümünüzü ve Radical Noise’in Make A Wish kasetini almıştım. Ve Telaşa Mahal Yok’u ilk dinlediğimde acayip sevmiştim ve  günlerce teypten çıkmamıştı o kaset. Ve bu albüm bugün Türk Rock Tarihinde kült nitelikte bir çalışma. Bu albümün sizin için önemi nedir ve bu kadar çok sevilmesinin ana sebebi sizce nedir?

    Tolga Özbey: Telaşa Mahal Yok albümü Türkiye punk tarihinin mihenk taşı olmak gibi bir üne sahip. Bir dönüm noktası aslında sadece Punk değil alternatif rock tarihine de bir çıkış sağladığı kabul gören bir gerçek. Bunun bir parçası olmak ve zaman içinde çok önemli müzisyen ve sanatçılardan bu albümden gençliklerinde etkilendiklerini duymak beni hep mutlu etti.

    Gökhan Tunçişler: T.M.Y albümü bence Türk rock piyasasının o dönem bile hazır olmadığı bir şeydi, özellikle bandrollü albüm yapan Rock grupları yine dönüp dolaşıp yapımcıların talepleri doğrultusunda şarkı sözleri ve soundlarını değiştiriyordu. Bizim şansımız bu talepte olmayan bir firmayla çalışmaktı ve orijinali neyse o şekilde kalması ki, albümün bu kadar dikkat çekme sebebi budur.

    Rashit bu güne kadar yurt içi ve yurt dışında pek çok albüm, plak ve toplamalara yer almış bir grup ve ilkleri de bu ülkeye yaşatmış bir grup. Fransa’da çıkardığınız KADIKÖY’DEN HAREKETLER isimli çalışmanız Avrupa’da çıkan ilk plak oldu, bizlere o dönemden bahseder misiniz?

    Tolga Özbey: Türkiye’de henüz bir albüm yapmamışken yurt dışında plağınızın basılması o dönem için bizim müzikal gerçekliğimizdi. Telaşa Mahal Yok işte bu bağlamda birçok müzisyen ve sanatçı için bunun kırılmasında büyük paya sahiptir.

    Gökhan Tunçişler: Bugün pek çok Türk grup yabancı gruplarla e-mail yoluyla iletişim kurup konserler ve ya albümler yapıyor. Bunları biz vaktinde damga pulu ile yapıyorduk. Müzik yaparken elini korkak alıştırmayacaksın, o zaman kısa ömürlü tek hit şarkılı grup olarak kalırsın.

    Peki Rashit kimlerden etkilenmiştir?

    Tolga Özbey: Dead Kennedys, Crass, Ramones, Television, Sex Pistols, The Clash, Stooges… birçok punk, rocknroll, ska, surf grubundan sonu gelmez bu listenin. 🙂

    Gökhan Tunçişler: Tolga söyledi hepsini.

    Türkiye’de Rock ve Heavy Metal son yıllarda çok başarılı grupların çıkışını ev sahipliği yaptı, peki Punk piyasası için neler düşünüyorsunuz ve genel olarak Türk Rock piyasasını nasıl buluyorsunuz?

    Tolga Özbey: Yeraltı müziği özellikle İstanbul’da artık dünya çapında işler yapan ve yurt dışında da da takdir gören bir scene durumunda. Eskiden olduğu gibi yerli dinleyici her ne kadar ilgi gösterme konusunda çok da katılımcı olmasa da yurt dışında ön yargısız doğru kitlelere ulaşan bir çok yeni dönem iyi grup mevcut.

    Gökhan Tunçişler: Punk grupları yurt dışı kontakları açısından çok daha aktif, zaten bu iletişimi de Türkiye’de ilk başlatanlar Punk ve Hardcore grupları oldu. Metalciler çok tembeller bu konuda, ürün zenginliği açısından da Punk her zaman daha yaratıcı olmuştur, kimseden bi şey beklemiyecen D.I.Y.

    Fotoğraf-  Levan Uzbay

    Ve Rashit’e şu soruyu da sormadan olmaz, Türkiye’de 2001 yazıdan bu yana ne değişti?

    Tolga Özbey: Türkiye 1950’lerden beri aynı yolda aynı kaderi yaşamaya devam ediyor. Günümüzde işler dünya çapında çığırından çıktı ve biz de kapitalizm ve din üzerinden bunun her türlü negatif etkisini yaşamaya devam ediyoruz. Çark bu şekilde dönüyor bu coğrafyada.

    Gökhan Tunçişler: Kendi yaşantımız boyunca bile baktığımızda 40 yılda çok fazla hükümet gördük hepsinin rengi görüşü farklı gibi de olsa ülke bir adım ileri gitmedi, kötünün daha da kötüleri geldi, şimdiki nesil için en kötüsü tek adamla doğdular ve büyüdüler muhakeme yapacakları başka bir sistem görmediler. O yüzden Rashit şarkıları eskimiyor hep güncel kalıyor, bizi utandıracak bir politik sistem gelene kadar.

    30 yıla yaklaştığınız muazzam bir kariyeriniz var ve bir dolu başarı var bu 30 yılda, Rashit’i kurduğunuzda bunları hedeflemiş miydiniz ve ilk günden bu yana şöyle bir döndüğünüzde 30 yılı nasıl değerlendiriyorsunuz?

    Tolga Özbey: Aslında bir hedefimiz yoktu gençtik ve enerjimizi müziğe vermiştik. Her şey kendi kendine zamanla gelişti ve bir yola girdi ama aslında bir hedef hala yok müzik ve birlikte iyi vakit geçirmek işin temeli sanırım.

    Gökhan Tunçişler: Tolga’nın dediği gibi tamamen eğlence ve söylemek istediklerimizi bağırmak, çok fazla konser ve sürekli şarkı yapıyorduk üretim yapmak yeni bir şey ortaya çıkarmak, bunun para karşılığı yok ve yıllarca da olmadı zaten.

    Rashit tarihinde hepimizin bir çok özel şarkısı var, sizin için iyi ki yapmışız dediğiniz sizde yeri, diğerlerine oranla daha özel ve farklı olan çalışmalarınız hangileri diye sorsak?

    Tolga Özbey: Tüketici şarkısı ya da Sansür olabilir. Hep çalmaktan zevk aldığım iki şarkı oldular.

    Gökhan Tunçişler: Niye Böyle, Katilin Adı Yok uzun yıllardır çalmasak da İnsan Pazarı.

    Yeni bir albüm çalışması var mı veya bizleri bekleyen farklı sürprizler?

    Tolga Özbey:  Önümüzdeki Ekim ayında sürprizlerimiz olacak!

    Gökhan: Sürpriz.

    Çerezzine ekibi olarak sorularımızı yanıtladığınız için size çok teşekkür ediyoruz. Son olarak sevenlerinize neler söylemek istersiniz?

    Tolga Özbey: Biz teşekkür ederiz, sevgiler.

    Gökhan Tunçişler: Sevgiler.

     

  • Ters Açı: “Her şeyden önce müziği kendimiz için yapmak istiyoruz”

    Ters Açı: “Her şeyden önce müziği kendimiz için yapmak istiyoruz”

    Türk rock müziğinin yükselen gruplarından Ters Açı ile grup, yeni albümleri ve daha birçok konuda samimi bir söyleşi gerçekleştirdik.

    Merhabalar, röportaj teklifimizi kabul ettiğiniz için teşekkür ederiz. Bizlere biraz kendinizden bahseder misiniz?

    Öncelikle bizlere bu keyifli röportaj teklifi ile geldiğiniz için bizler teşekkür ederiz.

    Grubumuz şu anda 5 müzisyenden oluşmakta. Solist Korat Eriş, lead gitarist Kıvanç Sekü, bas gitarist Yiğit Danışan, ritim gitarist Deniz Öğünç ve davulda Eren Özgökmen ile birlikte Ters Açı grubu tekrar bir arada.

    Kısaca Ters Açı’dan bahsedecek olursak 2009 yılında kurulmuş İzmirli bir rock/metal grubuyuz. Kurulduğumuz andan itibaren hep kendi eserlerini üretmek isteyen; bunun sonucu olarak Türkçe rock/metal müzik dalında sayısız orijinal eserler üreten ve sanata yatırım yapan bir grubuz.

    16 Şubat 2011 yılında “Biraz Ben Biraz Sen” isimli 2 şarkıdan oluşan ilk single’ımızı yayınladığımızda oldukça zor bir dönemden geçen müzik sektörünün en yenilerindendik ve bu zorlu sürecin sonunda istediğimiz kitlelere ulaşamadığımızdan ara vermek durumunda kaldık.

    Yaklaşık 6 yıllık bir aranın ardından tekrardan sanata olan tutkuyla bir araya geldik ve yepyeni single’ımız “Tek’i” 15/02/2019 tarihinde müzikseverler ile buluşturduk. Yarım bıraktığımız serüvenimize yepyeni bir heyecan ve keyif dolu eserlerle devam edeceğiz.

    Grubun isminin ortaya çıkış hikayesi nedir?

    Türkiye’de maalesef rock ve özellikle metal müziğe olan katı bir yaklaşım var. Gitar sesine insanımızın özellikle overdrive/distortion sesine tahammülü yok diye düşünülüyor. Fakat Anadolu birçok kültürü içinde bulundurmuş ve birçok enstrümana ev sahipliği yapmış bir memleket. Dolayısıyla her tarzda eser eğer doğru noktadan yaklaşılırsa değer görüyor ülkemizde. Bu da biz sanatçılar için işleri oldukça zor bir hale getiriyor. Biz insanlara rock/metal müziğe farklı bir açıdan bakma ve güzel taraflarını keşfetme imkanı sunmak istedik. Bu nedenle grubun adını Ters Açı koyduk. Evet belki bize Ters gelen bir müzik olabilir ama doğru işlenirse ve fırsat verilirse bu müzik dalının ne kadar keyifli olduğunu göstermek istedik.

    Çıkış noktamız tabii ki futboldu fakat bu bizim felsefemiz oldu. Bu müziğin gerçeklerini ve güzelliklerini insanlara anlatmaya devam edeceğiz.

    Heavy metal ve progresif rock-metal’den Türkçe rock müziğe geçiş süreci nasıl gelişti?

    İlk beste yaptığımız dönemlerde Türk Metal müziğin efsanelerinden Pentagram’ı kendimize örnek aldık ve yabancı dilde eserler yazmaya çalıştık. Bu dönemde daha progresif ve daha sert şarkılar besteliyorduk. Özellikle ülkedemüzi kle ilgilenen tüm çevrelerden çok güzel tepkiler aldık. On Your Side, When I Fall ve A Hope For Us All gibi şarkılarımızla sektörde önde gelen isimlerden büyük övgüler topladık. Roxy müzik günlerine de katılma şansı elde ettik bu eserler sayesinde.

    Tabii yabancı dili öğrenmek ve o konuda bir eser yayınlamak Türkçe bir eser yayınlamaktan çok daha zor bir konu. Yabancı dil konusunda solistimiz Korat çok iyi durumda değildi. Yaşından dolayı ve İngilizce dilini kullanma tecrübesi olarak kısıtlı olduğu için sözler yabancı bir dinleyiciyi etkileyecek seviyede değil daha basit kalıyordu. Biz de Türkçe eserler yazmaya başladık.

    Ayrıca bu dönemde MFÖ’den Özkan Uğur, Türkçe eserlerin ülkemiz insanını kazanma yolunda bizler için daha doğru bir yol olduğunu öğütledi. Bizler de bu öğüde uyarak alternatif rock tarzında ve Türkçe şarkılar besteleyerek bunlara albümlerimizde yer verdik. Fakat bu demek değil ki hiçbir zaman Ters Açı eski günlerine dönmeyecek. O eserler de mutlaka bir gün bir albümde veya birkaç albümde yerini bulacaktır.

    Roxy Müzik Yarışmasında son 16’ya kalmayı başardınız. Bu sizin için bir başarı mıydı yoksa hak etmediğiniz bir sonuç muydu ve bu yarışmanın size katkısı oldu mu?

    Öncelikle finale kaldığımız için çok mutlu olduğumuzu söylemeliyim. Bu ve bunun gibi birçok yarışmaya katıldık ve ses getirdik. Yine ses getirdiğimiz yarışmalardan birisi Kuşadası Altın Güvercin beste yarışmasıydı. Burada da son 10 şarkı arasına kaldık ve türünün tek örneği (kendi orkestrasıyla çıkan) tek gruptuk. Bunlar bizler için gurur ve mutluluk verici ve tecrübe kazandırıcı etkinliklerdi.

    Her iki yarışmada da diğer başka yarışmalarda da derece elde edemedik fakat bu bizim için kendimizi eleştireceğimiz noktaları görme fırsatı oldu. Sonuçta canlı performansımızı iyileştirmeye odaklandık ve o gün bu gündür bu konuda ilerlemeye devam ediyoruz.

    2011 yılında MFÖ’den Özkan Uğur ve Pentagram’dan Tarkan Gözübüyük’ün destek ve katkılarıyla “Biraz Ben Biraz Sen” doğdu. Nasıl bir duyguydu?

    İlk albümümüz olduğu için çok heyecanlıydık.

    Bir kere Özkan Uğur’la İzmir Swiss Otel’de bir MFÖ konseri öncesi buluşma şansımız olmuştu. Özkan Uğur sayesinde önümüze çıkabilecek tüm engelleri kolayca aştık; kolay ve profesyonel yoldan albümü nihai hale getirmeyi başarabildik. Sürekli desteği ve öğütleriyle bizlere çok yardımı dokunan Özkan abimize buradan sevgilerimizi gönderiyoruz.

    Tarkan Gözübüyük ise Rock müzik mix ve prodüksiyon dendiğinde Türkiye’de marka olmuş bir isim. Yıllarca Şebnem Ferah, Mor ve Ötesi, Ogün Sanlısoy, Pentagram gibi isimlere prodüktörlük yapmış büyük bir sanatçı ve fikir adamı. Bize albüm süresinde çok müdahale etmek istemedi. Bizim soundumuzu duymaya çalıştı ve bize nasıl şarkı yapılacağını öğretti diyebiliriz. Kendisini albüm kayıt süresince 5 gün boyunca gördük ve hayatımızda yaşadığımız sayılı ve unutulmayacak anlar arasında yerini almıştır. Umarız tekrardan çalışma şansı yakalarız.

    2012 yılında ikinci albüm çalışmalarına başlamanızla birlikte müziğe ara verme ve grubun dağılması durumları arka arkaya geldi. Bu süreç nasıl gelişti?

    İlk albümden beklediğimizi alamayınca hemen ikinci albüm için çalışmalara başladık. Çok sancılı bir süreçti. Bu bölümde ise yine MFÖ’den sevgili Fuat Güner’in çok yardımları dokundu bize.

    Kayıt sürecini Fuat Güner’in kendi stüdyosunda tamamladık. Kayıt ve sound editing sevgili Suat Durmuş tarafından yapıldı. Albüm kayıt aşamasından sonra elimizde koskoca 10 şarkılık bir mix süreci vardı ki bu en zorlusuydu. Bu sefer büyük isimlerle çalışmak yerine mixi kendimiz yapmak istedik. 10 şarkıyla yaklaşık 1 sene kadar uğraştık fakat mix konusunu kendimiz yapmayı beceremedik.

    Mevcut demo halleriyle bir yandan da prodüksiyon arayışımıza devam ettik fakat gittiğimiz her kapıdan geri dönmek durumunda kaldık. Rock müziğin o dönem hali içler acısıydı. Birçok prodüksiyon şirketi hiçbir rock grubuna sıcak bakmıyordu. Sadece birkaç şanslı rock sanatçısı kendi yatırımlarıyla işi döndürmeye çalıştılar. Bunların da birçoğu o dönem yapılan işleri ağırlaştırdılar diyebilirim.

    Biz de boş durmadık tabii. Coverlara ağırlık verdik. Birçok ilimizde konserlere çıktık. Bu dönemde yayınlanmayan 2. albümümüz içerisinde bir düet gerçekleştirdiğiniz sevgili Haluk Levent ile Uşak, İzmir, Kuşadası vb. illerde sahneler aldık.

    İnternet’te Youtube sayfamız tersacitv’de Orhan Gencebay, Kayahan, Kerim Tekin, Barış Manço ve Haluk Levent gibi isimlerin şarkılarına yaptığımız coverlar ile ses getirdik. Sahnelerde seyirciyle beraber bu şarkılarla ve ilk single albümümüzdeki şarkılarla eğlendik.

    Fakat bir türlü ilerlemeyen albüm süreci can sıkıcı olmaya devam etti. En son bir prodüksiyon şirketiyle görüştük fakat oradan da albümle ilgili olumlu bir geri dönüş alamadık. Düşünün bu kadar uğraşıp Haluk Levent düetiyle çıkış yapmak isteyen bir grup var ve hiçbir şirket sıcak bakmıyor. İşte ortam bu kadar kötüydü.

    Bu can sıkıcı sürecin sonunda da birbirimizi yıprattık. Yaptığımız iş artık keyif vermemeye başlamıştı. Dolayısıyla biz de ara verdik. Daha sonra da yolları ayırma kararı aldık.

    Sizi birleştiren ve ayıran sebepler ortak mıydı?

    Ayıran sebepler maalesef bir çıkış yolu bulamamamızdı. Herkes hayatının başlangıcında kendine bir yol arıyorken bir yandan sürekli yatırım yapıp karşılığını alamadığınızda artık o keyif vermekten çıkıp acı veren bir hal almaya başlıyor.

    Fakat şu anda her şeyden önce hedefimiz sanat, albümleri dijital ortamda yayınlamak gibi bir kolaylık olduğu için birçok sanatçı kendine sektörde yer bulabiliyor.

    Meşhur olmak veya gündem olmak gibi bir beklentiden ziyade eserlerimizi yayınlayabilmek istiyoruz. Her şeyden önce müziği kendimiz için yapmak istiyoruz. Bu sebeple bir araya geldik. Artık sadece yaptığımız işin keyfini çıkartıyoruz.

    İkinci albüm çalışmanızda Haluk Levent ile de bir düetiniz vardı. Haluk Levent fikri nasıl oluştu? “Aşk Sana İnanmıyor”u dinleme şansımız olacak mı ilerleyen süreçte?

    Haluk Levent gitaristimiz Kıvanç’ın eşi Yeşim’in çok yakın bir dostudur. Biz böyle bir fikirle gittik ve o şarkıyı çok beğendiğini söyledi ve hiçbir zaman bizleri kırmadı. O zamanlar klip olsa klipte bile oynamayı kabul etmişti.

    Şu anda bu konuda girişimlerimiz sürüyor fakat Haluk Levent cephesinden düetle ilgili henüz olumlu bir yanıt alamadık. Aldığımız anda bunu tüm dinleyicilerimizle anında paylaşacağız.

    Hiç olmadı tersacitv kanalından meraklıları için bu şarkıyı yayınlamayı bile düşünüyoruz. Önümüzdeki süreç bakalım neler gösterecek kim bilir?

    Yaptığınız müzikte rahmetli Mithat Danışan nam-ı değer Panço’nun müziğinize etkisi oldu mu?

    Elbette. Herkesten önce onun fikirleri bizler için önemliydi. Allah gani gani rahmet eylesin. Çok büyük bir müzik üstadıydı. Uzun yıllar sektörden uzak kalmasına rağmen efsanelerden birisiydi müzik dünyasında.

    Bestelerimizde her daim olumlu ve yapıcı eleştirileriyle bizlere yön çizdi ve bugün yaptığımız aranjelerde en büyük katkıları sağladığı için kendisini tekrar rahmetle anıyoruz.

    Hatta rahmetli Panço’nun çok eskiden yazmış olduğu rifflerden oluşan şarkıların da yer aldığı “Gerçek ve Yalan” diye bir albümümüz var. Bunu da birkaç yıl içerisinde piyasaya sunmayı düşünüyoruz.

    Cover yapacağınız parçaları kendiniz mi seçiyorsunuz, yoksa bunu coverlarsanız iyi olur gibi isteklerden mi seçiyorsunuz?

    Bu konuda bizlere çok fazla talep geliyor. Özellikle yakın çevremizden fakat biz daha önce denenmemiş coverları yapmaya ve hoşumuza giden çalarken keyif alacağımız eserleri coverlamaya çalışıyoruz.

    “Tek” nasıl gidiyor? Dinleyicileriniz ve sevenlerinizden gelen tepki ve yorumlar nasıl?

    “Tek” uzun süreden beridir piyasaya sunmak istediğimiz eserlerimizden birisi. Gelen tepkiler ve yorumlar genellikle olumlu fakat şu anda insanlara yeterince ulaşamadık. Her geçen gün sizler aracılığıyla yeni kitlelere ulaşmak istiyoruz. Ulaştığımız taktirde çok daha ses getirecek bir şarkı olduğundan şüphemiz yok.

    Sorularımızı yanıtladığınız için teşekkür ederiz, Çerezzine okurlarına ve sevenlerinize, sizi dinleyenlere son olarak neler söylemek istersiniz?

    Çok keyifli bir sohbetti. Bize bu fırsatı sunduğunuz için tekrardan teşekkür ediyoruz. Meraklı tüm okurlarınıza özellikle tüm dijital platformdan ulaşabilecekleri şarkılarımızı ve youtube tersacitv sayfasından dinleyebilecekleri coverlarımızı şöyle birkaç dakika ayırıp dinlemelerini tavsiye ediyoruz. Beğeneceklerinden eminiz.

    Sevenlerimize buradan tekrar destekleri için teşekkür ediyoruz. Ters Açı bu yıl daha birçok eserle karşınızda olacak. Takipte kalın diyoruz.

    Ters Açı’ya ulaşabileceğiniz adresler:

    Youtube: tersacitv

    Facebook: Ters Açı