Etiket: serbest

  • Matmazel Körebe

    Matmazel Körebe

    Bu köprüden geçeceksen

    Kafanı sıyırmalısın

    Omuzlarından bile ayrı düşmeli

    Sokakları dolaşıp gelmeli

    Bir soytarının dalgınlığında

    Asaletini gözümüze götümüze

    Korkarsan

    Yalanlarınla

    Kuğuları Bile Kandıramazsın

    Hayatının Kefaretini

    çirkinler ödeyecek

    büyük zevkle

    cennetini yalayarak yersin

    Sen bizim güzel kraliçemizsin

    Bir resim çiz içinde yaşayalım

    Elmaslar dökülsün gözlerimizden

    Barışın gölgesi soğuk kalmasın hücrelerimizde

    Maymuna dönüşüp,

    seninle evrilelim

    Göbeğimizi Sen Kes

    Tacını öpelim

    Okullarda Seni sevmeyi öğrenelim

    hayallerini yaşat bize

    Matmazel Körebe

                        Güneş Güneş

     

     

  • İstasyonlar

    İstasyonlar

    Bekleme salonundan içeri adımımı attığımda çoktan vazgeçmiştim içeri girmekten.. dışarıya attım kendimi.. yasak masak bi şekilde sigara içmek istiyordum.. bi kenara pısıp çevreye baktım… kameraların az olduğu ıssız istasyon köşesine gidip sigaramı yaktım.. neden sonra uzaklardan gelen ses ve ışık uyandırdı beni.. sigaramın bitmesini beklemeden geldi tren….. dalmışım.. Tren uzak yerlerden gelmiş olduğundan sıkıntı kokuyor insanlar, kapıları eski ve yaşanmışlık dolu… yolcular varmaya yakınlar evlerine.. bu son iki saatlik bölümüne katılıyor olmama rağmen, hep oradaymışım gibi çabucak ayak uyduruyorum ortamdaki sıkıntıya.. boş koltuk bulmam bir mucize… hemen yan koltukta kitap okuyan gözlüklü güzelce bir kız var.. karşısındaki sevgilisi ve ya arkadaşı olabilir… çünkü arada bir kaçamak bir şekilde kızın vücuduna göz atıyor.. gizli ve utangaç yaşanmamışlık kokan ya da ben öyle sanıyorum.. neyse…. az ilersinde çok çoçuklu aile, çoçuklarıyla yaptıkları mücadeleyi kaybetmişler.. anne uyukluyor ve baba kaybetmiş iktidarı.. çocukların zaferini kabullenmiş.. muzaffer çoçuk babasının kucağında ve onun burnunu sıkarken bana bakıyor.. ifadesi yok.. şaşırıyor mu? korkuyor mu? kızıyor mu? anlaşılamıyor.. çoçukları işte bu yüzden severim ve merak ederim… nasıl görünüyorum ona ve ne hissediyor??.. hayal güçleri ne kocamandır onların… kaşlarımı oynatıyorum gözleri açılıyor… ellerini vuruyor birbirine.. tam çözecekken birbirimizi restorandan dönen bir memurlar grubu geçiyor aramızdan bölüyor bakışmamızı.. çoçuk ilgisini kaybediyor.. çeviriyorum başımı.. pencereden berbat dumanlarını savuran fabrikaları görüyorum.. korkunç büyüklükte bacaları ile yaşamadığıma dua ettiriyorlar bana, buralarda.. ilk istasyona geldiğimde bekleyen insanları gördüğümde ben de çok küçüktüm şu çoçuk gibi…. ne anlamsızdı istasyon.. bir kaç bank ve oturanlar neyi bekliyorduk.. ve nasıl gelmişti tren?.. bir mucize…. trenler hep aynı hissi verdi bana.. mucize…. babam ölmemiş takım elbiseli.. ve ben kucağındaydım… dışarı bakardım.. çok saçma gelirdi herşey.. devamlı geçen elektrik direkleri.. biz mi giderdik onlar mı algılayamazdım.. hayal gücüm mü yaratıyor bu algı bozukluğunu??… trenin raylardaki sesi mi? bilmiyorum.. indiğimiz istayonlar’da çabucaktı herşey.. çabucak yürürdü insanlar… çabucak satılırdı tren istasyonundaki büfede, kırmızı ışık altındaki salça havuzundaki sosisliler.. çabucak koştururdu minibüsçüler.. ve babam… babam da elimden çabucak tutup çekerdi…. ayaklarım çabucak yerden kesilirdi.sonra… sonra büyüdük… ve lise yıllarında kaçak bindiğimiz trenler.. serserilik her getto çoçuğunun kaderidir… meslek lisesinden arkadaşım celal’le birlikte.. onun işyeri oldu istasyon zaten daha sonra… ıvır zıvır satardı… askere bu istasyondan gittim…. bakırköy den almıştım kağıdımı askerlik şubesinden. bitirdim teskereyi bu istasyondan gelerek aldım.. celal in devamlı takıldığı yerdi burası… döndüğümde de evine gitmiş ve bulamamış ve annesinden öğrenmiştim ölümünü….. en yakın arkadaşım celali bu istasyonlarda kaybettim… öldürmüşlerdi hiç için. bıçaklamışlardı sahipsiz öksüzümü. halkalı sirkeci hattı.. 70’ler, 80’ler, 90’lar… geçen yıl gördüm.. şehrin büyümesiyle fırlatılmış kenara bu hat…. her yeri kapalı… girilmesi yasak.. her yeri sökülmüş…. ben her trene bindiğimde hep aynı yerde bulurum kendimi.. halkalı sirkeci hattı… 70’ler, 80’ler, 90’lar… ve zaman bu istasyonlarda geçti.. çabucak.. nerde trene binsem ve nereye gitsem… ben hep bu istasyonda inerim.. ve ne kadar yalnız yürüsem de biri çekiyormuş gibidir elimi.. o belki celal’dir belki de babam…

  • Kadavralar Şehri

    Kadavralar Şehri

    Çünkü: onlar dürüst

    değil Çünkü: onlar hileli zar

    Çünkü: yüreklerinde

    kararan bir şey var

    Çünkü: korkuyorlar

    Çünkü: vicdanları

    sessiz

    Çünkü: onlar çürüyen

    diş kadar değersiz

    Çünkü: duyguları topal

    ve samimiyetsiz

    Çünkü: sevgi dedikleri

    her şey üvey

    Çünkü: dediklerim

    zamanın içinde olan bir

    şey

    Çünkü: birer kadavra

    gibi yaşıyorlar

    Çünkü: çoğalıyor love

    store’lar

    Çünkü: yarışı bıraktı

    at’lar

    Çünkü: ölüyor

    Raskalnikov’lar Çünkü: kokuyor bu

    kadavralar

  • İşporta

    İşporta

    Yıllar önce vakti zamanında bakırköy ebu ziya caddesinde işporta işine girdik..o yıllar ebuziya bambaşkaydı….1993 94 yılları…serdal ve adını unuttuğum bi arkadaşı bakırköy de tutmuş oldukları evin salonunda kadın çorabından çim adam imal edip işportada satıyolardı…ben ingiltereden dönmüş ve işleri kesat birydim.neyse….çok şirindi yaptıkları çim adamlar..hani iyi aileler vardır amerikanvari..onların yankee çoçukları gibi… iyi eğitimli felan..şaçlar yani çimler dimdik..yanaklarını sıkmalık..çimadam denmez aslında çim çoçuk ..ama onları iyi paraya satıyorlardı…deli gibi kalabalık olurdu haftasonları ebuziya….yalova gibi yerden gelmiş bizimkilerin cebi iyi para görmüştü..uzun saçları olmasına rağmen diğer satıcılarla kanka olmuş ve iyi ilişkiler kurmuşlardı.onları korumuş kollamıştı ordakiler…. tutunmuşlardı ebuziya ya…ben de onların yanına sığındım..eşortman altı satmaya çalışıyordum ..bi yerden abim sayesinde düşürdüğüm seri sonu kalite ve faça malları süper klas insanların kapışacağını düşünürken..gerçek bambaşkaydı. ..yanlış malı yanlış insanlara satma konusunda hünerliyimdir… nerde alakasız tipler varsa onlar alıyordu ….emekli teyzeler ve inşaatta çalışan abiler..hamile kadınlar felan..neyse…olsundu..para lazımdı..amacımız vardı ..bir stüdyomuz olsun ve müzik yapalım vs vs….ben gündüz alimunyum doğrama ve gece işporta işinde takılıp para yapmaya çalışıyordum..hırslı ve acemiydim..şunu bilin ki isportacılar normal insan değildir..hepsinin başka bir amacı vardır..zaten başka amacı olmayan insanların hayatı gayet güzel ve sürprizsiz geçer..dümdüz…bizim ise başımıza hep bişeyler gelirdi.bu başka amaçlar yüzünden…berbat anılar.. boktan maceralar..hergün mutlaka bişey olurdu..bu insanlar kim di peki..?mesela.çakma kot satan mardinli motor hastası kardeşler,(amerikan dergilerindeki gibi giyinirlerdi)modern görünümlü küt sarı saçlı ama harbi mahalle kabadayısı bitirim şevki..tipine laf atanı oyardı…,sessiz ve sakin konuşmayan ve takı satan kız kardeşler…terbiyeli ve dindar..,kastamonulu gömlekçi kardeşler..ne iyi insanlardık..birbirimizi kollardık.. ebuziya işportacıları….ve pirince isim yazan abi…ismini unuttum affetsin…o yıllarda pirinçe yazı yazma işi yeni çıkmıştı.pirinci tanesini macun gibi bi şeyin içine bastırıp kaymasın diye ve üstüne rapido ile yazıp sıvı dolu camdan fildişi kolye içine koyarak yapar ve şahane para kazanırdı…veee abi cumaya gittiğinde tezgaha bakan gariban nihat..köyden gelmiş..okuma yazması kıttı… .hatta bi gün bi müşteri gelmiş ve adını yazmasını söylemişti ..macunun içine pirinci koydu nihat ve kalemi aldı.. .i…nihat adama çaresizce bakıp kalmıştı elinde kalem….bilmediği yerden soru gelmiş talebe gibi donmuş garibim..peki..neydi adamın adı… zekeriya.sorun şu…nihat z harfini hatılayamıyordu..sonra..cesaretini toplayıp…adama” abi afedersin z nasıl yazılıyordu” diyor..adam da o zamanlar tv de kamera şakaları yeni moda olduğundan nihat a soruyor….kamera nerde?…nihat çaresiz…kameranın olmadığı konusunda adamı yemin billah ediyor… zor bela ikna edince ,adam nihat a acıyıp yardımcı oluyor..soruyor… n harfini biliyormusun ???..”biliyorum abi adım nihat ”diyor bizimki..onu yan yatır …al sana z diyor adam…nihat tabi yaaaa diyor dizine vurup… zorro nun z si gibi mi?:)))))tabi ordakiler ve müşteri gülme krizine giriyor ..hem de dizlere vura vura ..neydi be o günler milyonlarca hikaye var böyle..:))..hangi mağazada yaşarsın ki bunları..mümkün mü?…işportacılık bir nevi tiyatroculuktur..tezgah da bir nevi sahne..şarkı söylersin bağırırsın..şovunu ne kadar iyi yaparsan o kadar satarsın.her sabah sıfırdan başlarsın..sokaktasındır…ve devletle her an karşılaşırsın..her dakika….ensendedir parasızlık …hayat..zabıtalar….o yıllarda ebu ziya da inanmazsınız bir zabıta vardı ve adı irfan dı (ben değilim valla):))iyi biriydi ..çok emir almadığında işportacılara kıllık yapmazdı..ama ..sonra.. bir gün başkan değişti ..yeni başkan çok devletçiydi..ünal erzen den önceki neydi ismi..o.. biz satıcıları parazit olarak görüyordu..ve belki de öyleydik..sermayesiz kaybedenler…üç kuruş peşinde hayalperest ve garibanlar..bu zamanında sermayeyi bulmuşların memleketinde parazittik..tıpkı onların parayı bulmadan oldukları gibi…ve birgün onlarca polis ve zabıta geldi..onları görünce bu işin bittiğini anlamıştım..mallarım poşette ve zaten açık değildi..etrafı kolluyordum..sonra saldırdılar..diğer büyük abi işportacıları polisle çatışırken gördüm…oraya gidemedim..korktum..ve büyük bi savaş oldu orda.kaybedecek çok şeyi olanın savaşı da büyük olur.ama sonuçta işportacılar herzaman olduğu gibi yine yenildi..yenilgiyi kabul ettiler ve çevre kafelere oturup cigara yaktılar çaresizce.. mallar kamyonlara yüklenirken hüzün bastı…ortalığı ….sessizleşti hiçbişey olmamış gibi daha sonra..insanlar ve hayat akmaya devam etti kaldığı yerden..ve yeni bir dönem başladı işportacılar ebuziya dan göçerken.