Etiket: progresif rock

  • 21.Peron’dan Yeni Albüm “Yeni 1973”

    21.Peron’dan Yeni Albüm “Yeni 1973”

    21.Peron - Yeni 1973

    1973 yılında kurulan 21.Peron, Türkiye’nin yarım asrı aşan geçmişiyle en köklü rock gruplarından biri. Saykodelik ve progresif rock’ı klasik müzik unsurları ve Anadolu ezgileriyle birleştiren grup, elli iki yıllık üretim yolculuğunu yeni albümü “Yeni 1973” ile bugünün dinleyicisine taşıyor. Albüm, çift 33’lük uzunçalar formatında ve tüm dijital platformlarda On Air Music Co. etiketiyle yayımlandı.

    1975’te “Ümit Veren Grup” ödülünü alan 21.Peron, 1977’de yaylı ve nefesli sazlarla birlikte Petruşka balesini senfonik rock formunda sahneleyerek dönemine damga vurdu; TRT radyo ve televizyon programlarına katıldı, çeşitli jingle çalışmalarına imza attı. Grup, 1979 Eurovision Türkiye elemelerinde “Seviyorum” ile halk jürisinin birincisi oldu; o yıl politik koşullar nedeniyle İsrail’deki finale gönderilmese de; kaydettikleri uzunçalar Hey dergisinin listelerinde altıncı sıraya kadar yükseldi.

    “Yeni 1973”, grubun önceki işlerine kıyasla daha belirgin saykodelik-progresif motifler, çok sesli vokaller ve organik tınılarla öne çıkıyor. Albümün retrofütüristik kapak tasarımı, grubun basçısı Cenk Dereli tarafından hazırlandı. Sözlü ve enstrümantal tüm parçalar 2016–2023 yılları arasında İzmir’de kaydedildi; vinil baskı için özel mastering uygulanarak dinamik aralık korunurken yüksek ses seviyelerinden kaçınıldı.

    21.Peron’un mevcut kadrosu, grubun çok sesli yapısını ve uzun soluklu müzikal birlikteliğini yansıtan beş isimden oluşuyor. Klavye ve vokalde Andreas Wildermann, davulda Erden Erdem, gitarda ve vokalde Haluk Öztekin, basta ve vokalde Cenk Dereli yer alırken; grubun solistliğini Ahmet Safa İkis üstleniyor.

    Albümden Öne Çıkan Parçalar

    Yeni Albümün açılış parçası; yeni sevgilerin, filizlenen umutların ve distopyasız günlere duyulan özlemin güçlü bir ifadesi.
    İçin Melodik rock çizgisinde ilerleyen eser, içsel çatışma ve duygu yoğunluğunu merkeze alıyor.
    52 Deniz kenarında geçen hüzünlü bir doğum günü sahnesi üzerinden zaman, yaş alma ve yüzleşme temalarını işliyor.
    Süpürgesi Yoncadan / İzmir’in Kavakları Geleneksel türküler, grubun imzası olan saykodelik-rock estetiğiyle yeniden yorumlanıyor.
    Hesap Açık Progresif-saykodelik rock ile klasik yaylıların birleştiği epik bir kompozisyon.
    Çatalkaya Valsi – Gün Sonunda İzmir’in coğrafyasından ilham alan, aynı temanın iki farklı formdaki yorumu.
    Birdenbire, Değil, Gelirli Şiir Sözleri Orhan Veli Kanık’a ait üç eser, grubun şiirle ilişkisini güçlendiriyor.
    Umutları Çapaklı Albümün 10 dakikayı aşan en uzun parçası; çok sesli vokaller ve deneysel saykodelik-elektronika unsurlarıyla öne çıkıyor.

    21. Peron – Yeni 1973 Dijital Medya Platformları
    Spotify

    21. Peron Sosyal Medya Hesapları
    Instagram
    Web

  • Siyah Tavşan’ın Yeni Teklisi “Çekiç” Yayında

    Siyah Tavşan’ın Yeni Teklisi “Çekiç” Yayında

    Siyah Tavşan - Çekiç

    İstanbullu alternatif/progresif rock grubu Siyah Tavşan’ın yeni teklisi “Çekiç”, grubun Şubat ayının başında yayınlayacakları “Metropolites” isimli albümün ve 19 Şubat günü Blind İstanbul sahnesinde gerçekleşecek lansman konserinin habercisi olma niteliğini taşıyor.

    Siyah Tavşan’ın uzunca bir süredir üzerinde çalıştığı ve içerisinden kimi tekliler yayınladığı albümün genel temasını taşıyan ve özellikle henüz yayınlanmamış parçalara zemin oluşturan “Çekiç” isimli bu teklide Yeditepe Üniversitesi Felsefe Bölümünden değerli akademisyen Dr. Öğr. Üyesi Levent Yurdakul Kavas felsefe tarihine ilişkin şakalı bir anlatımla gruba eşlik ediyor.

    Siyah Tavşan

    “Çekiç”, “Metropolites” albümü hakkında da ipuçları vererek zincirlerden kurtulmak için kişinin ilkin kendi zihnini zincirlerden kurtarması gerektiğinin altını çiziyor.

    Siyah Tavşan – Çekiç Dijital Medya Platformları
    Spotify
    Apple Music
    Fizy
    YouTube Music
    Deezer

    Siyah Tavşan Sosyal Medya Hesapları
    Instagram
    X

  • 21. Peron’dan Yeni Şarkı “Sakal”

    21. Peron’dan Yeni Şarkı “Sakal”

    21. Peron - Sakal

    Türkiye’nin en köklü progresif rock gruplarından biri olan 21. Peron, yeni çalışmaları “Sakal”ı On Air Music Co. etiketiyle müzikseverlerle buluşturdu.

    1973 yılından bugüne dek müzik serüvenini sürdüren 21. Peron, progresif rock ile Anadolu ezgilerini harmanlayarak oluşturduğu eklektik tarzıyla tanınıyor. Grubun kadrosunda Andreas Wildermann (klavye), Erden Erdem (davul), Haluk Öztekin (gitar), H. Cenk Dereli (bas) ve solist Ahmet Safa İkis yer alıyor.

    “Sakal” şarkısı, Türk edebiyatının önemli isimlerinden Orhan Veli Kanık’ın sözlerini 21. Peron’un özgün müzikal yorumuyla bir araya getiriyor. 2024 yılında kaydedilen bu eser, grubun progresif rock tutkunları için hazırladığı yeniliklerin sadece başlangıcı. Yakın gelecekte, grubun 1973 yılına ithafen hazırladığı çift LP formatındaki Türkçe sözlü progresif rock albümü “1973” de yine On Air Music etiketiyle yayımlanacak.

    21. Peron

    21. Peron Hakkında

    1973 yılında kurulan 21. Peron, Türkiye’nin elli yılı aşkın süredir varlığını sürdüren en eski progresif rock grubudur.

    1975 yılında “Ümit Veren Grup” ödülüne layık görülen 21. Peron, 1977 yılında yaylı ve nefesli sazlarla birlikte “Petruşka Balesi”ni senfonik rock tarzında sahneleyerek özgünlüğünü ortaya koymuştur. O yıllarda çeşitli TRT müzik programlarında da performans sergileyen grup, 1979 yılında Eurovision Türkiye Elemeleri’nde “Seviyorum” adlı şarkıyla halk jürisinin oylarıyla birinci seçilmiş, ancak politik nedenlerden dolayı İsrail’deki finallere katılamamıştır.

    Grup, ticari dayatmalardan ve klişelerden uzak durarak progresif rock ile Anadolu müziğini buluşturan eserler üretmektedir. Diskografilerinde Home Recordings (1974), Live (1977), Tanışma (1979), Seviyorum (1979), 21. Peron (2003), Tapon (2014), Sanki Hep Buradaydık (2018) ve 2023 yılında Bornova’daki bir Levanten köşkünde yapılan iki kanal teyp kayıtlarından oluşan “Sarı Ev” gibi önemli albümler yer almaktadır.

    Sakal ile başlayan bu yeni dönem, 21. Peron’un müzikseverlere sunacağı yeni sürprizlerin habercisi.

    21. Peron – Sakal Dijital Medya Platformları
    Spotify
    Apple Music
    fizy
    Deezer
    YouTube Music

    21. Peron Sosyal Medya Hesapları
    Instagram
    Web

  • Siyah Tavşan’dan Yeni Tekli “Artık Yeniden Doğamam”

    Siyah Tavşan’dan Yeni Tekli “Artık Yeniden Doğamam”

    Siyah Tavşan

    İstanbullu alternatif/progresif rock grubu Siyah Tavşan yeni teklisi “Artık Yeniden Doğamam” ile yeniden dinleyenlerle buluştu.

    Şarkıda hayatta artık geri dönülemeyecek bir noktaya gelen ve her ne kadar zorluklarla, tersliklerle alınmış bir yol olsa da, o yolun en azından kendi yolu olduğunu anlayan ve kendini her şeyiyle karşısına koyup tüm bunların trajik kabullenişini deneyimleyen bir kişinin ruh halini anlatan grup, şarkıda dünyaya pek çok olanakla gelinse de tüm yollardan sadece birini seçebileceğimizi ve bu sonsuz “samsara” sürecini bırakıp seçilen yolu sevmeyi öğrenme çabasını işliyor.

    Siyah Tavşan

    Müziğin bestelenmesinde Çağla Bölek’in “Gravity Does Not Work / Yer Çekimi Çalışmıyor” isimli kitabından “Trapezium Cornered Units” şiirinden oldukça etkilenilmesiyle beraber Çağla Bölek’in şiirden bir kısmı performe ederek şarkıya dahil olması da oldukça özgün bir deneyim sunuyor.

    Öte yandan şarkının klibi grubun vokali Denizalp Şimşek tarafından Herman Melville’in büyük eseri Moby Dick’ten ilham alınarak ortaya konmuş bir kolaj/animasyon çalışması olarak karşımıza çıkıyor.

    Siyah Tavşan – Artık Yeniden Doğamam Dijital Medya
    Spotify
    YouTube

    Siyah Tavşan Sosyal Medya Hesapları
    Instagram
    Twitter

  • Progressive Rock Grubu ZIRTAPOZ’dan Yeni Tekli “Simsiyah”

    Progressive Rock Grubu ZIRTAPOZ’dan Yeni Tekli “Simsiyah”

    Zırtapoz

    2020 yılından bu yana “RÜYALAR” ve “PARALARI YEDİN Mİ SUAT” isimli teklileri olan grup , yeni teklisi “SİMSİYAH” ile tüm dijital platformlarda.

    Sabahın ilk ışıkları. Saat henüz çok erken. Bir adam, belki en fazla 30’larının başında daha.
    Yalın ayak yürüyor dar bir sokakta. Geçtiği yollarda perdelerin arkasında meraklı gözler bakıyor ona.
    Herkes cesaretine hayran ama kimse yanında yürüyecek kadar cesur değil.
    Henüz…

    Parçamız inandıkları için mücadeleyi asla bırakmayan ve gerektiğinde bu dünyayı baştan aşağı simsiyah boyamak için canını ortaya koyan tüm özgür ruhlara ve yiğit yüreklere ithaf edilmiştir.

    Küllerimizden doğup daha da güçlü geleceğimiz güzel günlere.

    Zırtapoz

    Simsiyah Künye
    Söz & Müzik:
    ZIRTAPOZ
    Vokal: Alptekin Tören
    Mix & Mastering: Akın Erdem Kadız
    Kayıtlar: Riff’n Night Records, Gusto Music Productions
    Kapak Tasarım: Tuğba Özer

    Keys, Vocals: Atacan Canay
    Guitars – Vocals: Hakan Doğan
    Bass: Murat Ertürk
    Drums: Hasan Can Türkkanı

    Zırtapoz – Simsiyah Dijital Medya Hesapları
    Spotify
    Apple Music

    Zırtapoz Sosyal Medya Hesapları
    Facebook
    Instagram
    Twitter

  • Progresif Rock Grubu “İhtiyaç Molası” ile İlgili Bilmek İstedikleriniz

    Progresif Rock Grubu “İhtiyaç Molası” ile İlgili Bilmek İstedikleriniz

    Çanakkale’de, Taner Sarf (Gitar-Vokal), Sinan Gürsoy (Bas), Tolga Çebi (Keman-Klavye) ve Murat Güllü (Davul-Vurmalılar) tarafından 1995 yılında kuruldu. Grup, rüzgarların durmak bilmediği bu kentte, 1993’ten itibaren çeşitli şekillerde bir arada çaldı, 1 Eylül Dünya Barış Günü gibi etkinliklere katıldı. İlk yıllarda farklı şehirlerde yaşıyor olmalarından dolayı, bir araya geldiklerinde yollar katedip sonunda kendileri için bir “İHTİYAÇ MOLASI” vermeleri grubun adını doğurdu. 1995’ten itibaren, grup elemanlarının İstanbul’da yaşamaya başlaması ile İHTİYAÇ MOLASI sürekli bir grup kimliği altında çalışmalarına başladı. Bir süre, başkalarının şarkılarını çalarak, bir de doğaçlamalar yaparak birçok yerde sahne aldılar ve isimlerini duyurmaya başladılar. Bu arada yaptıkları besteleri de bu mekanlarda çalmaya başladılar ve alınan olumlu tepkiler albüm yapma fikrini ortaya çıkarttı. Bunun için öncelikle kendilerine bir çalışma stüdyosu yaptılar. 4. Levent Sanayi Mahallesinde “inşa” ettikleri bu stüdyo sayesinde rahat bir çalışma ortamı buldular. 1996 yılında Zuhal Müzik’in “RockHouse”da düzenlediği yarışmada ilk beşe kaldılar. 1997 yılında 2.Roxy Müzik Günleri’nde avant-garde dalında finale kaldılar.

    1998 yılında Ada Müzik tarafından çıkarılan “Sesimizi Yükseltiyoruz” adlı toplama albümde “Çengi” ile yer aldılar. Albüm fikrinin ardından, yapımcı aramaya başladılar. Ve sonunda Zihni Müzik’le albüm için anlaşmaya varıldı. Daha önce yapılan emprovize çalışmaların düzenlenmesi ile enstrümental ve İngilizce sözlü parçalardan oluşan ve müzik eleştirmenlerinin “progresif rock” olarak tanımladığı “MİLAD” ortaya çıktı. Kayıt öncesi 2 aylık bir prova döneminden sonra, albüm kayıtları Raks-Marşandiz stüdyolarında Okan Doğu ile birlikte gerçekleştirildi. Albümün çıkış tarihi Nisan 1999’dur. Albümün çıkışından sonra İstanbul, Ankara, Eskişehir, İzmir ve Çanakkale’de çeşitli konserler verdiler. Ekim 1999’da “ÇENGİ” adlı parçaya bir de klip çektiler. Albümle ilgili birçok yayın organında olumlu eleştiriler yayınlandı. Özellikle yurtdışında bulunan progresif rock ile ilgili web sitelerinde gelecek vaat eden grup olarak gösterildiler. Bu özelliklerinden dolayı “GibraltarEncylopedia of Progressive Rock”ta yer aldılar. İtalya’da bir radyoda -RadioPopolare- “fromGenesistoRevelation” programında Mart 2002’de ayın grubu seçildiler. Avrupa’da birçok radyonun playlistine girdiler. Yurtdışında progresif rock dağıtımı yapan firmaların kataloğuna girdiler.

    1999 sonundan itibaren grup elemanları askerlik nedeniyle 2 yıl kadar bir araya gelemediler. Bu görevlerinin sonunda tekrar toplanan grup, Taner’in yaptığı stüdyoda provalarına başladı. Aynı stüdyoda yapılan kayıtlarla İHTİYAÇ MOLASI’nın ikinci albümü “1,5”, Eylül 2004’te Çan Müzik etiketiyle piyasaya çıktı. Albüm 1993 – 2003 yılları arasında bestelenen 11 Türkçe parçadan oluşmaktadır. Düzenlemeler ve kayıtlar İHTİYAÇ MOLASI tarafından yapıldı. Albümün miksajını ise ilk albümde olduğu gibi Okan Doğu yaptı, mastering ise Çağlar Türkmen tarafından yapıldı. “1 buçuk tanem”, “Sus”, “Her Zaman” ve “Ay” adlı parçalara yine grubun imkanları ile video klip çekildi. “Sus” parçasının video klibi Dream TV’de 10 hafta boyunca Top 10’da (Dream10) kaldı.

    İHTİYAÇ MOLASI 10 yıllık uzun bir sessizlik döneminin ardından Aralık 2015’te üçüncü stüdyo albümü “Kapılar”ı Sony Music etiketiyle yayınlayarak müzik dünyasına güçlü bir şekilde geri döndü. Albümün kayıtları ve mixleri Deneyevi Stüdyosunda Cem Ömeroğlu tarafından yapıldı. Mastering’i ABD’de SageAudio Stüdyolarında yapılan albümde İHTİYAÇ MOLASI’na bir şarkıda (ÖLMÜŞ) Meriç Demirkol (Saksafon) eşlik etmiştir.

    İHTİYAÇ MOLASI, yeni albümünün ilk video klibini albüme de adını veren “Kapılar” şarkısına çekti. Yüzyılın en büyük problemi olarak tanımlanan mülteci sorununa değinen video klip, aynı zamanda bir var bir yok olan umut kavramına, kaçak göçmen sorunu üzerinden yaklaşıyor.

    İHTİYAÇ MOLASI şu anda yeni albüm hazırlıkları yaparken, konserler vermeye de devam etmektedir.

    Son çıkan albümünün adı Kapılar’dır ve benim en beğendiğim albümleridir.

    Cem Arık

  • 1973 Yılında Kurulan Progresif Rock Grubu 21.Peron’un Dünü ve Bugünü

    1973 Yılında Kurulan Progresif Rock Grubu 21.Peron’un Dünü ve Bugünü

    11 Temmuz 1973’te saat 11’de, Konak 11 numaralı otobüs durağında, grup üyeleri Alp Gültekin (Viyola), Seyhan Eriş (Gitar), Halil Yıldırım (Davul), Andreas Wildermann (Piyano), Aron Şerez (Bas) ve Haluk Öztekin’in (Gitar) buluşmasıyla kurulan baba topluluk.

    1979 Eurovision elemelerinde birinci olan “Seviyorum” adlı şarkıda Maria Rita Epik’e eşlik etmiş grup. İsrail’le diplomatik ilişkilerin kötü olduğu bir dönem olduğu için, Türkiye yarışmadan çekilmiş, 21.Peron’da unutulup gitmiştir. Arkaplan tarafından o dönemde yaptıkları progresif rock parçalarından oluşan bir albümleri bize yadigar kalmıştır.

    Bir çoğu Tıp fakültesi öğrencilerinden oluşan grup. Andreas Wilderman (bugün Dahiliye Uzmanı – Klavye), Aron Şerez (bugün Mimar – Bas), Erden Erdem (bugün Diş Hekimi – Davul), Gökhan Akçay (bugün Cerrah – Bas), Haluk Öztekin (bugün Ortopedist – Gitar) ve Seyhan Eriş (bugün İnşaat Mühendisi – Gitar)’den kurulu Anadolu progesif rock grubu olarak hatırlanmaktadır.

    Elimizde bulunan tek albümleri olan şaheseri tamamen amatör şartlarda yaptıkları kayıtlardan oluşturmuş progresif rock grubu. Tüm elemanları asıl mesleklerini icraya yöneldiklerinden, aralarından Alp Güntekin (Viyola) profesyonel olmak istemiş olsa da, müziğin hayatlarındaki yeri sadece bir hobiden ibaret kalmıştır. Acıdır.

    Bu arada ilginç bir not: Kayıtlara tanıklık eden bir arkadaşlarının dediğine göre “18.400 tl” başlıklı parçanın girişinde yer alan Emel Sayın şarkısı tamamen kayıtta kullanılan bandın üzerinde önceden yer alması tesadüfü ile (şartlara bakın) kayda girmiş. Grup üyeleri tarafından dinlenildiğinde hoş olmuş diyerek yerinde bırakılmış.

    Plak sepetimde bir adet longplay’ı bulunan güzide topluluk. 2003 yılında 400 adet basılan plakta eski parçaları yer alıyor.

    Yalnız;

    Albümün içindeki tanıtım kağıdında orijinal kayıtların kaybolduğuna dair bir bilgi yer alıyor. (Grubu tanıyan bir arkadaşımın dediğine göre ise kayıtlar, makaralar darbe döneminde yakılmış) Kayıtlar olmadığı için de bu plağı kasetten doldurmuşlar. Plak kalitesi epey kötü açıkçası. Dip sesi vs. düzeltmek için yoğun çaba göstermişler.

    21. Peron’un son albümü “Sanki Hep Buradaydık” ve ondan evvel de “Tapon” adında bir albüm yayınlamışlardı.

    Cem Arık

  • Ulan: “Klasik olacak biraz ama biz gerçekten müziğimizi adlandırmak ya da etiketlemek istemiyoruz”

    Ulan: “Klasik olacak biraz ama biz gerçekten müziğimizi adlandırmak ya da etiketlemek istemiyoruz”

    Öncelikle Merhaba, Yeni çalışmanız ‘’ Crosses’’ hayırlı olsun, bu çalışmaya geçmeden önce, öncelikle okurlarımıza biraz kendinizden bahseder misiniz?

    LEVENT: Volkan’la lise arkadaşıyız. 1999-2002 arasında zaten beraber çaldığımız bir müzik grubumuz vardı. Volkan’ın İspanya’ya yerleşmesinden sonra farklı yollara gittik. Volkan sanat alanında, ben ise grafik tasarım ve reklam sektöründe işlerimize devam ettik. Ancak aklımızda hep müzikle ilgili ortak birşeyler yapmak vardı. Nihayet 2014 yılında ULAN ismiyle şarkılarımızı insanlara ulaştırmaya karar verdik ve 2015 yılında ilk albümümüz Dua Tarlası’nı yayınladık.

    Ben sizi ilk olarak 2015 yılında Dua Tarlası isimli albümünüz ile tanımış ve o albüm benim için o yılın en iyi albümlerinden biri olmuştu,2017 çıkışlı albümünüz Under Radar ile ise direkt olarak çok büyük fanınız olmuştum. Ve şimdi’de Crosses  ile beni derinden etkilediniz, bizlere  Crosses isimli çalışmanızdan, kayıt sürecinden vs bahseder misiniz?

    VOLKAN: Çok teşekkürler. Crosses, diğer kayıtlarımızdan farklı olarak 2018 yılında bestelediğim yeni şarkılardan oluşuyor. Diğer albümlerde farklı zamanlardan farklı şarkıları bir albümde bir araya  getiriyorduk. Bizim oldukça yüklü bir şarkı dolabımız var. Ancak bu sefer daha yeni ve taze şarkıları kaydetmek istedik. Kayıtlar her zaman olduğu gibi evlerde başladı. İlk önce demoları kaydettik. Bir süre üzerlerine kafa yorduktan sonra Valencia’da ses mühendisi Paco Morillas ile stüdyoya girip 4 şarkıyı bir kaç gün içinde ağlaya zırlaya kaydettik. Bu EP’deki şarkıların birbiriyle hem ortak hem de birbirinden ayrışan yönleri var. Örneğin açılış şarkısı The Path daha akustik ve yaylı ağırlıklı iken sonrasında synth ve elektro gitarların ağırlıkta olduğu Crosses’a geçiyoruz.. Daha sonra Anthem’de elektronik ritm ve saksafon kullanıyoruz vs. Aynı zamanda bir bütünlüğü olan ama sound olarak birbirinden ayrışan bir Ep oldu sanırım.

    Ulan kendisini Alternatif Rock olarak adlandıran bir grup ama müziğinde her zaman çok deneysel bir çizgi izliyor, ilk albümünüzde bu zaten fazlasıyla vardı, ama özellikle Under Radar progresif elementlerin yoğunca olduğu bir çalışmaydı, Crosses tada post rock izleri söz konusu, siz nasıl değerlendiriyorsunuz genel olarak müziğinizi ve tespitlerime katılır mısınız?

    V: Klasik olacak biraz ama biz gerçekten müziğimizi adlandırmak ya da etiketlemek istemiyoruz. Kayıtlar esnasında ortaya ne tür bir müzik çıkacağına kafa yormuyoruz pek. Bu konuda biraz daha hissi davranıyoruz sanırım. Dinlemek istediğimiz ve kendimizi daha rahat ve iyi ifade edebildiğimizi düşündüğümüz müziği yapıyoruz. Bununla beraber, zaten insanların algıları açıksa zamanla farkında bile olmadan bir değişime uğruyorlar. Müziğimizdeki değişim de bizim ruhsal ve kişisel değişimimizle ya da gelişmemizle ilgili olabilir. Örneğin bir sonraki albümde şu tür bir müzik yapalım diye hiç düşünmedik. Kendi kendine oluşan bir durum bu. Aslında durum şu: insanlar günümüzde bir olguyu ya da bir eseri etiketsiz anlayamıyorlar. Biz de kendimizi etiketlemeye mecbur kalıyoruz. Bunu yapmamız pratik nedenlerden kaynaklanıyor. Eserlerimizi internete yüklerken bile dağıtıcı şirket bizi müzik türümüzü etiketlemeye mecbur bırakıyor.

    Under Radar Plak formatında yayınlandı. İlk albüm Dua Tarlası ise Sony Music etiketi ile CD Formatında, son çalışmanız ise şuan için Digital Platformlarda yayında.  Crosses’i cd yada plak formatında arşivimize katabilecek miyiz ?

    L: Dua Tarlası’nın, anlaşmalı olduğumuz şirket tarafından CD formatında dağıtımı yapılmıştı. Under Radar’ın plağını ise tamamen kendi imkanlarımızla İspanya’da basıp çoğalttık ve dağıttık. Şu aşamada anlaşmalı olduğumuz bir şirket yok ve tamamen bağımsız olarak kayıtlarımızı yapıyoruz. Bu durum elbette beraberinde bir maliyet getiriyor. O yüzden her kayıt için basılı malzeme üretmemiz zor. Ancak bu ileride hiç plak  ya da başka bir formatta albüm çıkarmayacağımız anlamına gelmiyor. Ben mesela kaset isterdim bir tane. 🙂

    V: Levent kaset sarınca içine kalem sokup kasedi tekrar sarmayı özlemiş sanırım. Ben de çekme kaset formatı istiyorum.

    Ulan bu muhteşem besteleri oluştururken, şarkı sözlerinde nelerden beslendi ve  bir konsepti var mı Crosses’in?

    V: Şarkı sözleri, kafamızı yoran ve canımızı sıkan toplumsal, politik ve ruhsal olaylardan oluşuyor. Şahsen politik sözler yazmak istemesem de şarkılar hep politik tarafa kayıyor. Sanırım bunun nedeni, günümüz dünyasında politikanın günlük yaşamımızı tamamıyla işgal etmiş olması… Nereye dönsek politika konuşuluyor. Ve artık güç sahibi politikacılar da aldıkları kararlarla tek bir günde bizim günlük hayatımızı ve psikolojimizi saçma bir şekilde etkileyebiliyorlar. Aslında istemediğimiz bir durum bu. Bizi etkiledikleri sürece üzerlerimizde güçleri oluşuyor. Etrafıma baktığımda çok az insan sanat, kitap, tiyatro hatta müzik konuşuyor. Yani bütün günümüzü, hayatımızı iğrenç politikacılara, onların saçma sapan konuşmalarına kafa yorarken mahvediyoruz. Bunu yapsak bir türlü, yapmasak bir türlü…Kafka ya da Celine hakkında düşünüp konuşabilecekken bilmem nerenin belediye başkanının söyledikleri ile zamanımızı harcıyoruz. Konuşmaktan çok gerçek bir tepki vermek sanırım en iyisi.Albüm konseptine dönersek, Crosses bir kaç anlama geliyor ancak en önemsediğimiz anlamı ‘bir kişiyi ya da bir durumu hedef gösterme’. Zaten memleket olarak çok alıştığımız hatta normalleştirdiğimiz bir kavram.

    Kapak tasarımınızda çok ilgi çekici olmuş bence, hikayesi nedir?

    L: Volkan’la çok uzun yıllardır görsel sanatlar dünyasının içindeyiz. O yüzden kapak tasarımları bizim için müzik kadar önemli. Ulan’ın müziği ve sözleri her zaman içinde politik bir tavır barındırıyor ve bunu tasarımlara da yansıtmayı amaçlıyoruz. Crosses’ın albüm kapağı aşamasında aklımızda hep toplumdaki insan ayrımcılığının üstüne giden bir görsel çalışmak vardı. Tasarımı aşamasına geçtiğimde “X“ ikonunu sırt bölgesinde göstererek farklı fikirlerin toplumda hedef haline gelmesini kapakta göstermek istedim. İçimize sinen bir çalışma oldu.

    Türkiye’de Rock ve Heavy Metal ortamlarını nasıl buluyorsunuz ve takip ettiğiniz gruplar var mı?

    L: SİS’i takip ediyoruz ve daha da takip etmek istiyoruz. 🙂 Bence Türk rock müziğine yıllarca en büyük zararı cover mekanları ve cover yapan gruplar verdi. Neyse ki dijital platformlar sayesinde gruplar kendi şarkılarını sözlerini yayınlayıp insanlara ulaşabiliyorlar artık. Ayrıca kendi şarkılarını çalabilecekleri konser salonlarının ve video paylaşım sitelerinin sayısı da epey çoğaldı. Spotify’dan yerli Heavy Metal listelerini takip ediyorum ve harika şarkılarla karşılaşıyorum.

    Ulan benim bu topraklarda bir metal dinleyicisi olarak ayrı tuttuğum ve büyük fanı olduğum  önemli bir rock grubu, fakat rock kelimesinin artık ülkemizde içinin boşaltıldığını düşünüyorum, gerçekten sizin gibi birçok rock grubu var, ama bu gruplar festivallerde vs sahne bulamıyor, siz bu konuda neler düşünüyorsunuz?

    L: Açıkçası çok yönlü ve cevabı zor bir konu. 90’lı yıllarda çıkan gruplar için de “rock müziğin içini boşalttılar“ diyorlardı. Şimdi herkes o dönemi özlüyor. Sanırım bu döngü hiç değişmeyecek. İlk albüm çıktığında bir tanıdığımla karşılaşmıştım o da bana “Güzel ama bu rock değil..“ demişti Ulan’la ilgili olarak. Belki de haklıdır bilemiyorum. Ben de rock kategorisine konan birçok grubun arabesk yaptığını düşünüyorum mesela. Dipsiz bir kuyu. Festival-konser durumu ise bambaşka bir konu. 2000’lerdeki parlak dönem artık yok. Müzisyenler, anlaşmalar, ekonomik şartlar derken işin özü kaçıyor. Ana ve Alternatif sahnelerin olduğu büyük festivaller yerini gece kulübü ya da küçük açık hava sahnelerinde 4-5 grubun peş peşe çaldığı organizasyonlara bıraktı. Organizatörler de kendini garanti altına alıyor doğal olarak.

    V: Bu rock konusu benim de kafamı kurcalıyor. Belki de Türkiye’den uzun süre ayrı kaldığımdan mı bilmiyorum ama ülkede adı rock altında sunulan müziklerin Dünya’nın başka herhangi bir yerinde rock olarak adlandırılabileceklerini zannetmiyorum. Fazla umurumda da değil gerçi, sonuçta tabi ki herkes istediği müziği yapıp istediği gibi adlandırabilir bunu. Ancak bu konuda evrensel değerleri de es geçmemek lazım. Özellikle müzik eleştirmenlerinin ya da müzik insanlarının bu konudaki rolleri önemli. Sonuçta rock’ın sadece bir müzik türü değil bir tepki müziği olduğunu da unutmamak iyi olur.

    Ulan’ı mutlaka sahnelerde izlemek çok isteriz, kesinlikle eşsiz müziğiniz ile dünya sahnesinde ‘de yerinizi alacağınıza inancım tam, böyle gelişmeler var mı yada sizin planlarınız arasında böyle bir çalışma var mı?

    L: Bu görüşün için öncelikle teşekkür ederiz. Aslında bir önceki soruyla bağlantılı bir konu. Türkiye’de 1 saat sonra neler olacağını bilemediğimiz için bu tip organizasyonlara katılmak Ulan gibi çoğunluğu İspanyol müzisyenlerden oluşan bir grup için epey sıkıntılı bir operasyon oluyor.  2 sene önce İspanya’da Under Radar plak tanıtım gecesinde akustik performans sergiledik ve çok iyi tepkiler aldık. Belki bu tip büyük organizasyon gerektirmeyen akustik konserlerimiz olabilir ilerleyen tarihlerde.

    V: Ayrıca bu konuda büyük şanssızlıklar yaşadığımızı da söyleyebiliriz. İlk albümümüz çıktığında euro 2.90 falandı. Türkiye’de bir millet meclisi vardı, hatta az çok bir işlevi de vardı ya da olduğuna kendimizi inandırmaya çalışıyorduk. Üzerinden sadece 4 sene geçmiş… Nisan 2015’te albüm çıktı ve o yaz zaten lansmanlar vs ile geçti. Daha sonraki zaman zarfı için festivallerden…vs teklifler aldık ancak o sıralar ülkenin her yerinde bombalar patlamaya, festivaller iptal edilmeye başladı. Daha sonraki süreç ise malum…  Ne zaman bir konser ya da canlı kayıt planlasak garip şeyler oldu ülkede. Ve bu bir kısmı yurtdışında yaşayan bir grup icin hiç de kolay değil. Bunun yanında bir de konser salonlarının kalitesi…vs konusu var. O kadar km yol katettikten sonra maalesef kötü ses düzenleri, organizasyon bozuklukları ile uğraşmak can sıkıcı. Ancak bütün bunlara bakmaksızın bir sanatçı gibi sürekli üretmek istiyoruz. Fırsatlar oluştuğunda tabi ki her gün, her saat çalmak isteriz.

    Ulan en çok hangi grup ve müzisyenlerden etkilenmiştir?

    V: Uff! Küçük yaşlarda death metal, thrash metal dinlerdim. Daha sonra bunlara grunge, hardcore gibi müzikler de eklendi. Brit pop, jazz, indie vs… Saysak bitmez tabi ki. Bir Anthrax şarkısından sonra hiç istifimi bozmadan Bowie ya da Jeff Buckley dinleyebilirim. Bu konularda kafam çok karışık. Tabi ki her türe göre belli favorilerimiz var. Levent benden daha sert müzik dinler. Lisede tanıştığımızda bütün gün Queen dinlerdi. Döve döve O’na Pearl Jam dinlettim. Şimdi de bıraktıramıyoruz.

    Yeniden Crosses’a dönecek olursak, aldığınız yorumları da elbette merak ediyorum. Genel olarak nasıl gidiyor?

    L:Sanırım artık insanların aklında anlam olarak bir yer edinmeye başladık. İlk albümden sonra bakış açısı olarak çok dağınık yorumlar alıyorduk. Elbette bu çok normal bir durum. Yeni birşeye alışmak zaman alabilir. Herkes kendi zevkine göre beklediklerini bulabilir ya da bulamayabilir. Biz bu şartlardan bağımsız olarak hep duymak istediğimiz müziği üretme konusunda ısrarcı davranıyoruz ve çok sık aralıklarla albüm ya da ep yayınlıyoruz. Bu üretkenlik insanların fikirlerine ve yorumlarına da yansımış durumda. Ulan’ın müziğini daha iyi tanıyorlar ve yorumlarını karşılaştırma yapmadan tamamen Ulan’ın ürettiği müzik üstünden yapıyorlar.

    Ulan’ın bundan sonraki hedef ve planları arasında neler var?

    L:Bir aksilik olmazsa önümüzdeki temmuz ayında Türkçe albüm kaydına giriyoruz. Yine Valencia’da kaydedeceğiz. Tahmin ediyorum sonbahara  doğru güzel sürprizler olacak.

    V: Ben şahsen hayatta kalabilmeye konsantre olmuş durumdayım. Bunu başarabilirsem zaten yeni şarkılar yeni projeler gelir. Yeni projeler gelirse de hayatta kalırım diye düşünüyorum.

    Bu keyifli röportaj için size çok teşekkür eder, başarılarınızın devamını dileriz, son olarak okurlarımıza neler söylemek istersiniz?

    V: Canlarını çok sıkmasınlar. Sosyal medyada daha az vakit geçirsinler. Kapaktaki sırt Levent’in sırtı 🙂

  • Feylesoflar ” Türkiye’deki Hard Rock müzik türünün ilk öncülerindeniz”

    Feylesoflar ” Türkiye’deki Hard Rock müzik türünün ilk öncülerindeniz”

    Merhaba öncelikle bu özel röportaj için sonsuz teşekkürler, ilk olarak efsane grup Feylesoflar nasıl, ne zaman ve kimler tarafından kuruldu? Bizlere grubunuzdan bahseder misiniz?

    Candan Bastak ve Atilla Gunhan 1972 senesinde grubun ilk baslangıcını oluşturdu ve diğer üyeleri daha sonra gruba katildi ve grup Feylesoflar adını aldı.1974 senesinde amatör ses yarışmasına katılarak grup olarak birinci olduk Türkiye’deki  Hard Rock müzik türünün ilk  öncülerindeniz. Uriah heep, Deep purple, Jethro Tull , Pink Floyd gibi grupların Müziklerini icra ediyorduk. Türkçe yede çevirmeler yapıyorduk. TRT radyosunda cumartesileri Feylesoflar sizler ile diye bir program yaptığımızı hatırlıyorum. 1974/1975 milliyet liseler arası müzik yarışmasında derece aldik. Uriah heep den pilgrim ile şahane bir gösteri yaptık diyebilirim. Ayrıca yunus Emre’nin mısralarını kendi müziğimle besteleyerek de bayağı ilgi toplamıştık mistik müzik olarak.Grup Üyeleri: Atilla Gunhan, Arman akbal, Mustafa Ersin, Jeyan Koray Erpi , Oguz Bayer, Candan Bastak, Hakki Soylular ve Kudret Kurtcebe.

    Türkiye’deki ilk hard rock türünün öncülerinden olmanın yanısıra Progresive Rock tarzıyla da birleşen muazzam bir müzik tarzınız var.. bu iki türü o yıllarda ülkemizde çok fazla icra eden yoktu, ağırlıklı olarak Anadolu Pop dönemine denk geliyor yanılmıyorsam değil mi? Dönemin en sert grubu sizsiniz ve bu o yıllarda nasıl bir histi?

    Bizim çevremiz levent, etiler ve Gayrettepe çevresi idi. Bu çevre de amatör olarak hardrock  çalan birkaç arkadaşımız vardı. Birbirimizi etkiledik tabi ki. Ama tek tek grup üyelerinin müzik zevkleri farklıdır. Her birimiz enstrümana göre dinlediğimiz kişiler vardı. Alman POP mecmuası posterlerini biriktirirdim. Duvarıma asardım o zamanın meşhur süper müzisyenlerini. HEY gibi mecmualar ve diğerlerini takip ederdik. Radyo dinler kaset yaptırırdık. O zamanlar elinizde liste ile gidip kendinize kaset kopyası yaptırabiliyordunuz. Leventte kafeteryalarda, sinemada konserlere başladık oradan perde sanatçıları sendikasına girerek onların grubu olarak turnelere çıkmaya başladık. Tabi bunun yani sıra piyasa da ekstra islere gidiyorduk ya hepimiz ya da ayrı olarak. Organizasyon büroları ile çalıştık bu ekstra isler için. Studio kaydi denedik (Bu en son çıkan albümde yayınlandı) ama stüdyo kalitesi tabiki düşüktü ve paramızda olmadığı için 2 saat içinde bütün kaydı yapmak zorunda kaldık. Çınarcık gibi bir yazlıkta uzun sure çaldık oradaki ilgi çok yoğundu yavaş yavaş tanınmaya başlamıştık İstanbul içinde. O zamanlar bize çevremizden ilgi vardı bu konuda öncü olmamız nedeni ile. Ama Anadolu pop yapanlar kadar tanınmadık.

    Feylesoflar birçok grubun şarkılarını coverlayan ve onlara sözler yazıp yorumlayan bir grup, kimlerden etkileniyordunuz ve bugüne dek hangi gruplardan çaldınız?

    Uriah heep, Deep purple, Jethro Tull ,Pink Floyd gibi grupların  Müziklerini icra ediyorduk. Ayrıca Bob Dylan, Eric clapton ve daha benzeri kişileri de dinlerdik. Yukarıda bahsettiğim gibi grup elemanları kendi enstrümanına yönelik kişileri daha çok takip ederdi ben Yes, Emerson L.Palmer, rick wakemen, deep puple , ken hensley gibi takip ederken onlarda kendi alanlarındaki müzisyenleri dinlerdi. Ama bir araya gelince kaptırma yapardık. O kaptırmalardan Rock ruhu çıktı diyebilirim.

    2018 yılında 1974-1975 isimli bir albüm yayınladınız ve çok çok iyi oldu bu albüm, genel olarak bu albümle ilgili aldığınız dönüşler nasıl ve ne yönde oldu?

    Tamamı ile tesadüf olarak İngiltere’deki bir plak şirketi dijital versiyonumuzu nostalji olarak yapmak istedi. Bende grubum adına kabul ettim. Herhangi bir para talebi yok. Sadece unutulmamak için yapılmış bir girişim ve bu girişimi yapan Volga Çoban arkadaşımıza çok teşekkür ederim.

    70’li yıllarda Rock Müzik az çok kendini şekillendirmeye başlamıştı ülkemizde ve her geçen gün o yıllarda çok fazla gizli hazinen olduğunu ve keşfedilmesi gerektiğini öğreniyorum, siz o dönemleri nasıl değerlendiriyorsunuz?

    O dönemler süper grupların dönemi idi Avrupa’dan özellikle Almanya ve İngiltere ve de USA dan farklı grupları tanımak imkânı bulduk ya radyo arayıcılığı ile ya da medyadan.

    Feylesoflar isminin çıkış noktası ve hikayesi nedir?

    Gitaristlerimizden Demir Beşiroglu söyle der ” Sen feylosof olduğundan gurubun adı da öyle oldu 😊))”

    Türk Rock Müziğinin ve Heavy Metal’inin bu günlerde bu ülkede gelişiminde aktif rol oynayan önemli isimlerinden birisiniz ve bugünün rock piyasasını nasıl buluyorsunuz?

    Progresive Rock un gelişmesini durduran bence Heavy metal’in ayrı bir kol olarak çıkışıdır. Deep purple ve uriah heep in heavy metalci görünmesini anlayamıyorum.  Müzik tarihinde bir iddiam yok tabiki. Progressive rock ta orkestrasyon önemlidir bence hard rock olmasına rağmen. Bugün inanılmaz derecede çok iyi grupların olduğunu söyleyebilirim hem kaliteli hem de uluslararası standarda ulaşmış gruplar ama nedense kendi ülkemizin dışında göremiyoruz onları ya da ben göremiyorum diyelim.

    80’li ve 90’lı yıllara damga vuran birçok grubumuz geri dönüp konserler veriyorlar acaba birgün öncü isimlerden olan sizi de yeniden izleme şansımız olacak mı?

    Maalesef böyle bir şansımız yok. Grup tamamı ile dağılmış durumda.

    Feylesoflar bu satıları okuyan Türk rock ve metal gruplarına neler söylemek ister?

    Birbirlerine destek olmalarını öneririm bizim gibi eskileri de ara sıra hatırlasınlar. Belki yeniler daha kaliteli müzik yapabiliyor olabilirler ama bu eskilerin kotu olduğu anlamına gelmez. Müzik kalitesi üzerine biraz ağırlık versinler söz ve müziğin sanatını en güzel bir orkestrasyon ile icra etmeye çalışsınlar. Müzik ruha hitap ederse etkili olur yoksa her müzik maalesef müzik değildir bana göre,  Müziğin her çeşidinin icra edilmesi kitlelere yayılması için öğretici kurumlar içeresinde gençlerimize yardımcı olsunlar.

    Sizin gibi efsane bir grupla röportaj yapmak bizim için büyük bir onurdu. Son olarak bu satıtrları okuyacak olan dostlarımıza neler söylemek istersiniz?

    Bol bol müzik dinlesinler enstrüman çalmayı öğrensinler. Bugün Türkiye’mizde kültürel olarak enstrüman çalan çok az. Sade rock değil sanat müziğimizde dinlesinler jazz müziğimizde . Bir müzisyen her turlu müziği dinlemelidir. Müzik türlerimiz çok zengindir bu hazineye sahip çıkalım hiçbir ekolu yok etmeyelim yaşamasını sağlayalım.