Etiket: peyk

  • Mangalcılar

    Kamyonlar dolusu insan bayramı fırsat bilip canhıraş eğlenmenin yoluna bakardı bu çöl sıcağından emekli kasaba plajlarında..herşey alelacele yapılırdı… getto kadınları halılarını serer kumlara, tüplerini ve mangallarını ve alet edevatlarını… alelacele… on dakikada oturma odası ve mutfağı olan ilkel ev ortamını kurarlardı… oracıkta… plajda erkekler top oynarlarken roman havaları eşliğinde… bütün hafta boktan işlerde canı çıkmış işçilerdir çoğu… atletleri ve hiçbir yerde göremeyeceğiniz türden şortları ile plaja uyumsuzdurlar herşeyleriyle… çünkü alelacele alınmışlardır… makosen ayakkabılarının topukları ezilmiştir kimisinde umursamazdırlar… sigaralar ağızlarda yarım ekmekle geçiştirilmiş öğle yemeklerinden, nasıl olmuşsa yapılmış göbekleriyle plastik toplara burunla hayvanca abanırlar koşamayacaklarını bile bile arkasından… ne de olsa denizde sonlanır bu hantal tayfasının koşusu… onların deyişiyle ”top denize kaçar”… toplar denize can havliyle neden kaçar ??… denize kaçan topların bir kısmı özgürdür artık… bir kısmı yakalanır denizde… bir kısmı patlar… en fenası bir kısmı haftaya getirilmek üzere geri götürülür mahallelere… insanların birbirinin üstüne çıkmalarının su aygırı gibi boğuşmalarının sebepleri birden fazladır denizde… bolca içilmiş sıcak bira ve yanında yenmiş mangalda dışı yanık içi kanlı tavuk… ve ya rakının yanında yenilmiş kırmızı erikler… ya da bütün hafta toplumun emir komuta zincirinin en altında olmaktan mütevellit biriken sessiz öfke… ve ya suya koydukları karpuzları almaya giderken gördükleri kadın kalçalarıyla uyanan cinsel iştah… hepsi de olabilir… akşam ve alkol binlerce kavga ihtimalini hazırlar her zamanki gibi… çıkan döğüşler durulup, ayıranların yediği haybeye dayaklar unutulup, bağrışan çocuklara atılan terlikler toplanıp, gece olunca… binlerce ”eğlenmiş” insan dolusu kamyon boynu bükük geri dönüş yoluna başlar…

  • Bu dağlar ne zamandır burda?

    Bu dağlar ne zamandır burda?

    Bu dağlar ne zamandır burda? doruklarına bakamazsın yüksek… çok yüksek. bakmaya çalışırsan başın döner.. yüksek olduğundan mı? yoksa aç susuz, yağmur çamur altı gündür yürüyoruz ondan mı? önümde Hüseyin var arkamda Sinan… altı gündür bu adamın sırtını görüyorum. büyük ihtimalle arkamdaki de benim sırtımı.. bir patikadayız.. koyun gibi sıralanmışız.. nereye gidiyoruz.??bilmiyoruz… kocaman ve şekilsiz hatta kambur bu sırtı görüyorum artık sadece.. onu kaybetmek benim sonum olur. bir timin içindeyim.. kol koparsa mahvoluruz… arada kol geriden sayar komutanın komutuyla. kol geriden say..!!!!!!! en arkadaki adam başlar…. 1 ikinci adam… 2 üçüncü adam üç… 24. adam 24 der ve bağırır kol tamam… ilk adam bağırır.. kol tamam!! ve herkes bir birine bağırır kol tam!!!.. kol tamam diye seviniriz.. ne eksik ne fazla.. koparsa kol çok zordur bulmak geceleri yolunu…. dağın içini arap saçı gibi saran diğer patikalara sapıverirsin.. ve kaybolursun nerede olduğunu ve nereye gittiğini bilmediğin dağlarda.. bu kambur sırt o yüzden önemli ve onun varlığı…. bu kambur adam üstündeki üniformaya hala yabancı bunca aydır içindeyken.. gömlek güzel durmuyor.. kafasındaki kep ben bu kafaya ait değilim der gibi.. ama o oralı değil.. ve kan ter için de yürüyor… yükü çok ağır.. makineli tüfek taşıyor.. aşağı yukarı sırtındaki yük bir çimento torbası taşımak demek…. altı gündür yürüyoruz.. hiç uyuyamadık yağmurda.. herşeyi denedik, birbirimize sarıldık mevzide.. hem de homofobik olduğumuz halde.. o kadar soğuk ki.. mevzide kimde uyuyamadı.. hayvan adam Osman hariç.. o uyur.. her yerde uyur.. onu da biz uyandırırız.. çünkü horlar.. sadece iki üç saat saat sonra yine patikadayız.. bu patika hep vardı.. mayın olmaz diye umarak yürüyoruz…. arada bu patikayı herkes kullanıyor mayınlamazlar yaaa.. diye rahatlatıyoruz birbirimizi.. işte yine yürüyoruz.. ve bu daha iyi… üşümüyoruz en azından.. ayaklarım artık vücudumun bir parçası değil.. iki gün evvel acıyordu.. artık hissetmiyoruz. o yüzden yürümem gerek.. bayılmamalıyım… bu adamın sırtını kaybetmemem gerek.. onun adı Hüseyin.. Sivas’ın köylerinden.. hayvancılık yapar.. askerlik dışında pek çıkmamış köyünden.. çok dayanıklı.. yapılı ve iri.. ve kambur… ama dayanıklı.. iri ama çok biçimli değil.. hatta kendine has bir yürüyüşü var.. yaşlı gibi.. bazı insanlar hiç genç olmazlar.. ama hiç.. işte Hüseyin de öyle.. doğmuş büyümüş ve yaşlı olmuş… konuşması bana köydeki dedemi hatırlatıyor.. onu yaşıtım gibi göremiyorum. Hüseyin aslında asker olamayacak kadar yufka yürekli.. herşeyini biliyorum.. çünkü mektuplarını ben yazıyorum.. hani o klasik mektuplar vardır.. mektumuba başlamadan önce diye başlayan.. emicemin bibimin ellerin den öperim.. selam eder hatırlarını sorarım.. diye devam eden.. abim iyi mi? selam eder ellerinden öperim. vs vs bitmeyen soruları bolca ,sıkıcı hep aynı ,aynı ,aynı ve aynı olan … tam iki sayfa… öldür beni tarzı diyordum buna.. ama Hüseyin çok iyi biriydi.. hani laf olsun diye değil.. devrecilik yapmaz.. bölükteki dedikodu ve entrikalara karışmaz.. çoraplarını diker .üniformasını diker. kendisininkini ve arkadaşlarınınkini… askere gelmeden askeri dükkandan aldığı bissürü renkli ip ve iğne çeşitleri olan plastik dikiş kutusunun üstüne titrer.. malına sahip çıkar.. hayvanları sever.. mektubunda ineklerinin halını hatırını ismiyle sorduğundan biliyorum. nasıl olur bir insan böyle iyi olur? kavga hiç etmedi. bir yumrukta yıkacağı tiplere uymadı.. ona laf atanlara güldü.. geçti… onca aydır birlikteyiz.. hamurunda hiç bir kötülük yok.. belli ki ailesi çok sevmiş ve güzel büyümüş.. bizim gibi hayatın piçliklerinden haberi yok.. o yüzden ona kıyamıyoruz.. bir arada olması normal şartlarda imkansız üç insan buradayız…. ben, Hüseyin, Sinan.. ve altı gündür birbirimizin sırtına bakarak yürüyoruz.. nereye, neden gittiğimizi bilmeden.. bu dağlar ne zamandır burda?

     

  • Meme

    Meme

    yaz gelmiş ….okullar kapanmış..üst mahallenin çoçukları sürüler halinde sahillere inmeye başlamıştı….çünkü sahillerde insanlar başkadır…yaşadığımız mahalleler gibi değil…çoğunluğumuzun babaları yakınlardaki fabrikalarda çalışan işçilerdi….evlerimizin yapımı başladığında hepimiz çok küçüktük..babalar çalıştı… ve yıllar geçtikçe evlere yeni odalar eklendi ..plan proje yapmadan kaç çoçuk varsa ona göre …..çoçuklar ve evler beraber büyüdü..evlerin sayısı çoğaldı ve birleşti ..koca mahalle oldu..bahçelerimize ektiğimiz ağaçlar büyüdü…meyve vermeye başladı..avcılar 1983….avcılar çoçuğu olmak garip bişeydir…. istanbul a yakın bir yerde ama hala köydesin….. .sabah ve akşam aksaray a giden magırus marka otobüsün dışında pek bi ulaşım yoktu……komşumuz erdoğan abinin arabası sarı ve siyah..birde belediye otobüsü günde 2 kere taksim ve aksaray a giden..76 t..ve 141 …sade ve izole hayatlarımızı yaşıyorduk….herkes herkesi tanırdı..dindar ve özünde iyi basit insanlardı ebeveynlerimiz…..ve biz…onların çoçukları.bizim köylü aksanımız yok .arada bir yerdeydiz…köklerimizin olduğu yer için fazla şehirli ….buradakiler için de fazla köylü…..çoçukluk biterken artık bu dünya yani mahalle bizi kesmez oldu….oysa…sahil ışıklıdır…..sahil de müzik vardır…..evler güzeldir…felan filan… ve yani aslında genel olarak hepsinden öte tek şey…..kızlar….sahilin kızları daha rahattır ….plajlarda olanları dikizlemek kadar güzel bişey bilmiyorum…..suçluluk duygusu ve yasakları beynimden silip sahilin büyülü dünyasına kapılmak…bikiniler mayolar…güzel kadınlar…..ergenlik çok berbat bişeydir..hormonlar adamın ağzına sıçar….. artık sorunun vardır…. çoçukluk bitmiştir…..yıl 83 ….gorbaçov ve berlin duvarı yıkılmış…..ve maykıl ceksın beat ıt ile yıkıyor ortalığı..yeniden yapılanma glastnos ve perestroika…sscp dağılıyor ve dünya değişiyor…biz ne yapıyoruz??.. aynalar..biryantin ve jöle..berberler..saçımız..ve o yıllar moda olmaya başlayan yıkama kot pantolon ve spor ayakkabılar….hep bunlar kızlar için……onların olduğu yerlerde takılır… .havalı havalı yürür .dikkat çekmeye çalışırdık..o yıllar kızlarla iletişim kurmanın marsa gitmekten zor olduğu bir yerdi avcılar….ağır baskı, küçük yerlerin , şanssız çoçuklarıydık.. ve bu yüzden çok yalancıydık hepimiz.. birbirimize yaşamadığımız kız maceralarımızı anlatırdık..oysa zavallıydık..yaşımız nerdeyse 14 15 16 olmuş ve hala bir kızla öpüşememiş hatta elele bile tutuşamamıştık.. …sıfır..ama umutluyduk..tom cruıse saçlar..top gun yılları..filimlerde ne kadar kolaydı bu işler..amerika ne kadar güzeldi..hatta sahilden bile güzel….haziran 23 ..işte o gün..benim için bir milat….o gün her zamanki gibi iskeleye gelmiş etrafı kesiyordum..yalnızdım..kimse gelmemişti mahalleden..iş çıkışı sıcak hava beni sürükleyip buraya getirmişti..kamp gibi bir yerin iskelesine yakındım..buraya yüzerek gelmiştim..çünkü kapıdan girecek param yoktu..etrafta çok güzel ve farklı kızlar vardı..alamanya dan kesin dönüş yapan ailelerin çoçuklarıydı çoğu.babalarının arabaları kartal ve doğan ve renault değildi..üsterinde bagaj takılı ford taunus veya mersedes vs vs..alamancılar ve onların kızları.. …çok tatlıydılar..tenleri bizim gibi kavruk değildi bi kere..iyi beslendiklerinden mi bilmem ama iri yapılıydılar…..onların ve erkek arkadaşlarının denizde şakalaşmalarını seyrederdim…orda olmak isterdim.. sonuçsuz kesişmeler veya denemeler …fark edilme isteği..oradalardı ama cesaretim yoktu.. tanışmak için….özellkle de kıvırcık küt sarı saçlı olan tatlı surat……onca bakışma.. .onca vazgeçilmiş tanışma konuşması denemesi…iskeleye çıkıp atlamaya karar verdim..iskele tahtadan ve oldukça geniş ….oldukça yüksek….uç tarafı oldukça derindi..ve ben atlayış konusunda hakikaten rakip tanımazdım……uzunca bi süre kollarımı gerdim bi yandan etrafı inceledim… evet bana bakıyorlardı..o an gelmişti..iskelenin ucunda ayakta duran kızların arasından atlayacaktım..sarı küt saçlının tam önünden….o da bana sonra ne kadar güzel atladın yada adın ne senin?  diyecekti.. ve hayran olacaktı.. berbat plan …evet..o gün bile bunu biliyordum..ama en kötü fikir bile bazen mantıklı gelebiliyor eğer çaresizsen… sonra atlayışa geçtim…..hızlıca koşarak iskeleyi katedip ,ayaklarımı iskelenin tabanına vurup birden ellerimi kaldırdım…çok sert ve kararlı… sol elim yumuşak bir şeye çarptı…havalandım…uzaya fırlatılmış bir füze gibi iskeleden ayrıldım…yükseldim….en yukarı doğru kendimi çektiğimde aklıma dokunduğum şey geldi…..neydi o yumuşaklık ?yükselmenin bittiği ve düşüşe başlayıp suya daldığım an cevap kafama birden dank etti …..meme……….hayır olamaz..meme….yani göbektir..olamaz… o kadar…..of hayır…. meme…….kesindi ….suyun içindeyim .. yüzbinlerce yıl kalırdım suyun içinde nefesim yetse ..ne olacaktı şimdi..panik bir ergen geleneğidir……ama suyun içinden çıkmam ve iskeleye çıkıp terlik ve yanımda getirdiğim maskemi almam gerekiyordu… çıkmam gerekiyor o lanet iskeleye..çaresizce nefesim bitene kadar suda durdum ve beni göremeyecekleri kadar iskele ayağına yakın merdivene gittim dipten..iskele merdivenlerinden ağır ağır çıkarken kimsenin orda olmamasını diledim ..merdiven trabzanlarını tutarak çıkıyorum. … artık o an geldi….kafamı kaldırdım küt sarı saçlı kızın anlamsız bakışları karşıladı beni.ve yanında şakalaşan arkadaşları….gözleri…..alaycı mı..?kızgın mı.???.anlamadım..özür dilemek ?? ama gücüm yok buna..bi an …çok kısa bi an..o bakış….sadece iki saniye.kaçırdı sonra…oralı bile olmamıştı …çok sonradan okuyacağım özdemir asaf şiiri gibi..ölüm gibi bir şey olmuş ama kimse ölmemişti..tabi sadece benim için…maskemi kafama ve terliğimi elime aldım…az önce havalı ve korkusuz yaptığım atlayıştan sonra…usulca ve çivileme atladım…..suyun içinde giderken bir daha buraya gelmeyeceğim türünden tutamayağım sözler veriyordum kendime..ama bi yandan da bütün olanların utancının gerisinde mutluydum…o biliyordu… biliyordum..haziran 1983 akşam üstü …sahil..ve küt saçlı kız ve dokunduğum ilk yabancı meme.

     

     

     

  • Kedilerin güç kavgası

    Kedilerin güç kavgası

    Garfield küçük tekir…evimin kamelyasına uğrayan kedilerin en güzel tüylüsü..oraya daha önce yerleşmiş ve yabancı sevmeyen beş kardeş ten daha ufak ve güçsüzdü..tutunamadı…kayboldu..ama şansı yaver gidiyor yalnızlıktan sıkılmış kasaba marketçisi tarafından evlatlık alınıyor….bunu o markete alışverişe gidince öğrendik..üretim tarihi geçen tavuklar ve etlerle beslenince iki ayda ayı gibi olmuş ve kendisini döven kedilerde kalan hesabını görme derdinde …suratında mike tyson un nakavt ettikten sonra köşesinde dururken etrafa attığı ”ne oldu bişey mi var ” bakışı..o kadar kendinden emin acele etmiyor sallana sallana dalıyor kedilerin içine..sağlı sollu pençelerle kalabalığı dağıtıyor..sonra istifini bozmadan oturup aniden korkup kaçan kedilerden boşalan koltuğa oturup kendini temizlemeye başlıyor titizce..tüyleri parlak ve façasız..ama onun bilmediği hep geç vakitte geçen alaca kedi karşısında pek şansı yok..çünkü alaca kedi bu kardeşlerin annesi ve tanıdığım en dövüşken kedi..siz sanırsınız sokak kedilerinin arasında entrikalar yok ..oysa ne savaşlar ve ne güç mücadeleri..ne bizans oyunları…kuyruğu kırık gollum… öksürüklü panter ve daha niceleri….işte sokağımın kısa kedi tarihinden bir kesit..

  • Satılık Araba

    Satılık Araba

    Onu ilk kartal da gördüm… açık pazardaydı… üstündeki etikette 28 bin gibi bir fiyat vardı… etrafında dolaştım… ilk başta soğuk ve ruhsuz gelmişti… beyaz ve düz hatlı… panelvan.. yıllarımızı birlikte geçireceğimizi bilmeden… zor bela aldığım kredi ile uzunca pazarlıklardan 27 bin de el şıkışıldı… Okmeydanın da bir galerinin içinde anlaşmaya göre parası ödendi… evden getirilmiş kurufasulye yenilerek kutlandı hatta… ve ilk yolculuğumuz Okmeydanı Taksim arasında oldu… on yıl önce… binlerce kilometre yol ve binlerce çuval ve binlerce insan geçti hayatımızdan birlikte… ritim tutardım onunla… direksiyonundan çıkan ses perküsyonumdu… kemer ikaz sinyali ise yaptığımız tüm şarkıların metronomunu belirledi… (bilmeden yerleşmiş beynime sonradan Ozgur farketti :))…) parasız dönemlerimde otelim oldu… bazen depom … bazen gardropum… bazen de tuvalet… bazen en özel anların sırdaşı… bazen de araba işte… insanın arkadaşı makine olur mu? oluyormuş… onunla konuşurdum şurda yiyelim… şuraya gidelim… abi bu bana yapılır mı… bok var ne o arıza lambası?… yapma be yinemi acıktın??(mazot) vs vs… ama porter beni hiç yolda bırakmadı… komik ama benle beraberken hiç yolda kalmadı… arıza yaptığı çok az olmuştu zaten… ama hep ödünç verdiğimde olmuştur… yani bana hiç keleği olmadı… ekmeğini yedim sırtında taşıdığım mallardan… ama zaman değişti… işler değişti… çuvallar dolusu işler azaldı… biz yorulduk… ve sonunda hayat bizi farklı yönlere götürdü… yollar ayrıldı… satmak gerekti… ilan verdim… gelen gideni çok oldu… sağlam alet ya… seveni arayanı çokmuş biladerin… zorlanmadım hiç sağolsun… hemen bulduk müşterisini… ankaralı türkücülere benzeyen bir genç… geldi baktı sağına soluna… pazarlık yaptık… anlaştık… buna cam aççaz kız gibi olcak tarzı konuşmalarla bir lokanta da sulu köfte ile kutladık satışını… anahtarı verdim… paramı aldım… sırtımı döndüm… elimi cebime soktum… yürüdüm… dönüp bakamadım… yanımdan geçti porter… acı tatlı anılarımla yüklü… geçip gitti yanımdan… arkasından son kez baktım

  • 23 Nisan gecesi

    23 Nisan gecesi

    23 Nisan gecesi

    istisnasız hergün yarım ekmek kaşar salam yerdik her öğle arasında..bakkala yazdırırdık..inşaatların poyrazı fenadır.ne giysen kifayetsiz..ne giysen kaba.üşümemek için çalışırdık… ve yaktığımız ateşler şantiyelerde… (patrona rağmen)….hevesli bir savaşçı gibi…. keski çekiç saldırıp kırdığımız tuğlalar ve mermerler ….ve onun çimento asitli tozları… çatlamış ellerimizi sızlatırdı. ve alamadığımız yevmiyeler..en unutulmayan çocukluk anımız…..23 nisanda yaşıtlarımızın biri on dakika oturduğu koltukta” şimdi sizlere derhal tüm çocukların eğitimine önem vermenizi istiyorum ”diyordu bunlar olurken…….biliyorum kuytularda şu gece vakti bile binlerce çocuk aynı şeyleri yaşıyor ben bunları anlatırken..gözlerinden öperim.. o çocukların..

     

  • Turne notları

    Turne notları

    şarkı bitmiş…biri geliyor” ben tuvaletteydim yine çalın”..diyor:)))) biten şarkıyı..:))))evet şaka değil….simdi çaldık diyorum..ben anlamam diyor.:))).ben de sonra çalarız diyorum..o da sonra olmaz giderim belki diyor.:))..şarkıya giriyoruz…bağırıyor önümde:))..sözleri unutuyorum sinirden..onca yol gelmişim…yorgunum..şarkı dol gözüm….bir yanda dol gözümle göbek atan üniversiteliler.. şarkıcı kaprisi derler ya…..eski ben olsam kafasına birayı boca etmiştim.eyvallah diyorum..kimsenin kalbi kırılmasın..benim kalbin zaten götüne koiiim:)))..peyk biletini 35 lira ya satmaya çalışan ve şarkı arası söylediğimiz halde disko çalan mekancı diyor ki organizatör dedi 35 diye..o fiyata ben de dinlemem lan diyorum……aman boşver diyorumm.çalıp uzuyalım burdan….22 de ilan ettiğimiz konser.. 23 45 te çıkın diyorlar.. bize….sonra bekleyin millet gelsin…felan falan……sonra da bursa ya niye gelmiyonuz.diye mesaj alıyorum bu sabah…..ona cevap olsun….aha bu yüzden gelmiyoruz..:))yarrak gibi ortam…:)))ondan:)) …izmir ve ankara ya lafım yok…onlar olmasa naapardık..turne götümüzde patlardı.seyirci öyle olur..on numara…biraz ağzımı bozdum kusura bakmayın..dost dediğin acı söyler….kitlemiz azalacak diye lafımı saklamam…hatta insin dibe :))köyün delisi olduk bi kere…ha o eskişehirde de yanımda iki foto çekilmek isteyen arkadaşla dışarda konuşurken.. sigaranı kuliste iç…diye hönküren kaslı bodigardlar…bi şey de de kafanı kırayım sytle.siktirin gidin der gibi…. bodyguardları felanda anlıyorum…50 bilet kesen grubu zaten sikerler:)))hayat böyle kaç biletsin sen yavrum…kaç parasın ..hayat böyle böyle bilet gibi kesiyor adamı… neyse şekerim düşükken yazmamam gerekti ama yazdım…dünyanızı yıkmış olabilirim ama hayatı sevin kokoreç gibi…boku düşünmeden yiyin:)))

  • Zargana

    Zargana

    çok yıllar önce deniz kıyısı kasabanın birinde küçük bir çoçuk oltasını atıyordu.. ispari, zargana ne varsa allah ne verdiyse..yani ben….o yıllar ecevit başbakandı..kuyruktaydık..yağ için 30 dakka ..kıyma için 40 dakka ..tüp için bir saat…en küçük olduğumdan tüp sırası tabii ki bana kalırdı..beklerken insanlara bakar düşünürdüm..işçiler ne zavallıyız biz…muhtacız…çiftçiler hiç öyle değil mesela..kendine yeter…babamızın işçi ve toprağımızın olmadığı gerçeğini gözönüne alınca…çoçuk aklımla balıkçılığı seçtim..balıkçılarda öyledir çünkü… kendine yeter…denizler kocaman ve uçsuz bucaksızdır.. balık doludur…..o yüzden balık tutmayı öğrenmenin özgürlük olduğunu düşünürdüm..aç kalmazsan mecbur olmazsın hiçbişeye..ve çok balık tutardım…..bir oltam on metre misina…bir kaç igne…hatta o da yoksa midye çıkarıp yerdim..deniz varsa sorun yoktur..işte muhteşem özgürlük..kimseye boyun eğmeme garantisi balıklar…neyse ne diyodum rahmetli ecevit te ters adamdı…ama naif bir şair olduğundan halka güvenmiş..işleri ters gitmişti..şiir karın doyurmuyor malum…herkese rest çekmiş.kıbrıs sonrası…haş haş ekimine karışan amerikalılara siktir çekmiş ve ambargolar kralı olmuştu….ve sağcıların yıllarca aşağılayıp kuyruk edebiyatı yaptığı o yıllarda bu ülke gerçekten özgürdü..ama sorun ülke olarak balık tutmayı bilmiyorduk..yıllar geçti devir bitti….balık artık çiftliklerde… yemi ve herşeyi dışardan geliyor..toprak tohum kirlendi..hepsi hastalıklı…ve tatsız..hormonsuz istersen iki katını verirsin..her yer sponsörlerle kapatılmış..firmalar devletleşmiş..gobal global olmuş her şehir aynılaşmış….işte tüm bunlar dün yıllar sonra oltayı yeniden elime alınca geldi..ve de bir müddet balık tutamayınca….deniz kıyısında dün akşam vakti…havayla beraber karardı içim….artık özgürlük mümkün olmayan bişey… sanat sepet işleri de öyle…al parayı bul karayı….herkes kendi derdinde…kime konuşsan ama abi ile başlıyor cümleler…çok bok bir durum felan filan diye karanlık uçurumlara yuvarlanırken birden..oltamın ucu gerildi o anda…asıldım hemen ..refleksler ölmemiş hala..balıkçı balıkçıdır her zaman….bisiklete binmek gibi…çektim attım kıyıya balığı oltadan çıkarıp..içim rahatladı…kendimi özgür hissettim …kenarda ümitsizce çırpınan güzel balığa bakaraktan..

     

  • SHORT STORIES ” Zaman”

    SHORT STORIES ” Zaman”

    Zaman

    ihtiyar bir kadın..yüzündeki geçen zamanın bıraktığı tortu… Zamanın izleri… suyu çekilmiş ve kurumuş göl yatağı gibi çatlaklar ve kırışıklar.. ama gözler yaşlanmamış.. hala gülen gözler.. 1927’den beri hiç susmamış kahkahası.. bizi oturtmadan oturmadı.. ikram etti yedirdi içirdi.. kırık ayağına rağmen oturmadı.. gözlerinde yaşlandığı için özür diler bakışları… tutunarak gezdiği evin her karışına alışmış elleri bir o kadar da mahir hala yemek yaparken… eski insanları bu yüzden seviyorum.. biz modern ve her fırsatta ağlayan ve depresyondan depresyona koşan insanlara iki dünya savaşından çıkmış gülümseyişleriyle anlatıyorlar var olan hayatın değerini..

                                                                    İrfan Alış