Etiket: mutluluk

  • Nedir Mutluluk

    Nedir Mutluluk

    Mutluluk

    Sizin için mutluluk nedir? Son model bir araba, muhteşem bir ev, herkesin özeneceği bir kariyer, bol para, özgürlük… En çok istediğimiz şeylerin gerçekleşmesi halinde mutlu olacağımıza dair yanlış bir inanç taşırız. Zamanla fark ederiz ki isteklerimiz gerçekleştikçe listemize yenileri eklenir ve mutluluk hep daha sonraya bırakılan, yokluğundan yakınılan bir şey olur.

    Mutluluğu hep koşullarla yarına bağlarız. Oysaki mutluluk bir araç değil yolculuğun ta kendisidir. Kedi ve köpeklerin kuyruklarını yakalamak için etraflarında dört dönmeleri gibi mutluluğun etrafında döner durur lakin onu bir türlü yakalayamayız. Ömrümüz boyunca koşar dururuz. Yakınımızdadır ama fark etmeyiz. Madem bu kadar yakındır mutluluk, o zaman nerede?

    Kimine göre ulaşılamayacak kadar uzaktadır mutluluk, kimine göre ise bir adım yakınında. Zengin para pul ile satın alır onu, fakir bir dilim ekmekle, küçük bir kız altın saçlı bir bebekle…

    Seviyorsan, aşıksan eğer sevdiğinin yanında geçen her saniyedir mutluluk ya da annenin yavrusunun teninden içine çektiği kokudur. Belki bir kadehin içinde, belki bir şiirin dizelerinde ya da dost sohbetlerinin hoş sohbetlerinde. Kimisi başkalarının mutsuzluğunda ararken onu kimi başkalarının mutluluğu ile sahip olur ona, kimi yarattığı köşesindeki kendi sultanlığında.

    Bir görüşe göre gülücükte saklıdır mutluluk, başka bir görüşe göre güneşin doğuşunda ve batışında, yıldızların ışığında, gecenin zifiri karanlığında. Kimi de topa benzetir onu; yuvarlandığında peşinden koştuğumuz, durduğunda tekme attığımız. Peki mutluluk nerededir? Mutluluk içimizdedir.

    Tuğba Çakır

  • Mutlu olmanın abartılması

    Mutlu olmanın abartılması

    ‘Happiness is overrated.’

    Doc Martin 

    Kestirip atmışcasına basit gibi görünen bu cümle, hayatımdaki birçok şeyi derinden sorgulamama sebep oldu.

    Konuya girmeden önce; tanımayanlar için Doc Martin kimdir, kısaca bilgi vermek istiyorum. İngiliz TV dizisi Doc Martin’ de; Martin Clunes’ in canlandırdığı baş karakterimiz Martin Ellingham, Londra’ da başarılı, ünlü ve son derece kibirli bir cerrahken, bir operasyon sırasında ameliyat ettiği kişinin aslında tamir edilmesi gereken bir alet değil de, bir insan olduğunu fark ettiği andan itibaren hemofobi yani kan tutması rahatsızlığından muzdarip olmaya başlayarak artık mesleğini cerrah olarak sürdüremeyeceğini anlayınca, çocukluğunun bir kısmını geçirdiği Portwenn adlı küçük kasabaya aile doktoru olarak çalışmak üzere dönüş yapar. Son derece kuralcı, titiz, mantıklı, tamamen çözüm odaklı ve işini son derece ciddiyetle yapan birisi olan kahramanımızın, herkesin birbirini tanıdığı balıkçı kasabasına adapte olması ve aşkı bulması mümkün olacak mıdır?

    Bu ufak tanıtımdan sonra, aslında görev adamı sevgili Doc Martin’ imizin başlangıç cümlemizi, yani ‘ Mutluluk, gereğinden fazla abartılıyor.’ cümlesini sarfetmiş olması aslında çok da tuhaf gelmiyor belki. Ama gerçek hayat, tabii ki de sadece siyah ve beyazdan ibaret olmadığı için, her şey bu kadar basit değil.

    İnsanların temel mutlu olma sebebi olarak ihtiyaçlarının karşılanmasını varsayarak hareket edersek, karşımıza hemen Maslow’ un İhtiyaçlar Hiyerarşisi çıkar. Hatırlarsak Maslow, insanların ihtiyaçlarının bir piramit şeklinde gösterilebileceğini söylemişti:

    • Piramidin en alt katmanında, fiziksel / içgüdüsel ihtiyaçlar mevcut. Yani nefes almak, yemek, uyku ve cinsellik gibi.
    • Bir üst katmanda güvenlikle ilgili ihtiyaçlar var. Yani bedensel, mesleki, ahlaki, kaynaklar ve mülkiyetle ilgili ihtiyaçlar.
    • Üçüncü kademede sevgi/aidiyet ihtiyacı yer alıyor. Yani arkadaşlık ve aile
    • Dördüncü kademe saygınlık ihtiyacını belirtiyor. Burada kişi başkaları tarafından saygı duyulmak ve başarılı olmak istiyor.
    • En üst kademede ise kendini gerçekleştirme diye tanımladığı ahlaki ihtiyaçlar ortaya çıkıyor. Erdemli, yaratıcı, hakikati kabul edebilir, önyargısız olmak.

    Maslow’ a göre, en alttaki ihtiyaçlar karşılanmadan insan bir üstteki ihtiyacı karşılamak için çaba göstermeye eğilim göstermiyor. Burada ihtiyaç kelimesi yerine mutluluk kelimesini yerleştirmenin de doğru olabileceğini varsayalım. İhtiyaçlarının karşılandığı insanın mutlu olduğunu düşünelim yani.

    Öyleyse örnek kişi olarak Hıdır’ ı ele alalım. Hıdır, sosyo-ekonomik gelir seviyesi yüksek bir aileden gelmişse zaten piramidin en alt katmanındaki fiziksel ihtiyaçların birçoğuna otomatik olarak sahip olacağı için bunlar için herhangi bir çaba göstermesine zaten gerek yoktur. Hıdır’ ı mutlu edecek ilk şeyin iyi bir üniversitede okumak olduğunu varsayıyorum. Sonra üniversitede takıldığı kız arkadaşlarından huyu suyu kendisine uygun olanı ile evlendikleri zaman üçüncü kademeyi de atlayacaktır. Bir süre sonra Hıdır, evde huzursuz olmaya başlayacak; çünkü artık mutlu olması için işinde terfi etmesi gerekiyor; çünkü üniversitedeki arkadaşı Ökkeş, çalıştığı şirkette Finans Müdürü olarak kartvizitini dağıtmaya başladı çoktan. Hıdır’ ın terfi süreci ne kadar uzarsa, kendi iç huzursuzluğu o kadar artacak; o da bu huzursuzluğu eşine yansıtacak ve nihayetinde eşi ile arası bozulacak; belki önce eşi ile ayrılacak, sonra da işini kaybedecek ve bir anda piramidin en alt seviyesine inecektir. Oysa terfisini zamanında aldığı zaman Hıdır artık bu kademeyi de sorunsuz olarak atlattığı için artık daha evrensel konulara kafa yorabilir, hayatın anlamı ile ilgili derin sohbetler yapabilir, gittiği yat kulübünde Ökkeş ve diğer arkadaşları ile birlikte kendileri gibi başarılı olamamış insanların nasıl başarılı olacakları ile ilgili kitaplar yazıp hayatlarının sonuna kadar mutlu bir şekilde yaşayabilirler.

    Buraya kadar hiçbir sorun yok gibi görünüyor, değil mi? Yazımın ilk cümlesini duyduğum ana kadar ben bu şekilde düşünmüş ve buna inanmıştım. Madem sistem bu şekilde işliyorsa ve mutlu olabilmek için ihtiyaçların giderilmesi için çalışmak ve daha çok çalışmak gerekiyorsa ve her seferinde daha üst kademeye ve yeni ihtiyaçların giderilmesine uğraşmak gerekiyorsa o zaman mutlu olmak için yapılacak şey belli: Daha çok çalışmak! Ama piramidin en yüksek noktasına geldiğimizi düşündüğümüz anda artık bizi mutlu edecek şey ne olacak? Belki de Doc Martin’ in bize söylemek istediği şey burada anlam kazanmaya başlıyor olabilir, değil mi?

    Peki aynı şartlardaki Hıdır, hayatının herhangi bir noktasında, ihtiyaçları karşılandığı için değil de sadece orada var olduğu için mutluysa? Bu piramidin herhangi bir noktasındaki herhangi bir şeye sahip değilse ya da belki hepsine sahipse ama aslında hiçbirisinin önemi yoksa? Sadece var olmak onun için yeterliyse?

    Yani, aslında mutluluk gereğinden fazla abartılıyorsa…

    Siz ne dersiniz?