Etiket: fıstık

  • Matmazel Körebe

    Matmazel Körebe

    Bu köprüden geçeceksen

    Kafanı sıyırmalısın

    Omuzlarından bile ayrı düşmeli

    Sokakları dolaşıp gelmeli

    Bir soytarının dalgınlığında

    Asaletini gözümüze götümüze sokacaksın

    Korkarsan yalanlarınla kuğuları bile kandıramazsın

    hayatının kefaretini çirkinler ödeyecek büyük zevkle

    Cennetini yalayarak yersin

    Sen bizim güzel kraliçemizsin

    Bir resim çiz içinde yaşayalım

    Elmaslar dökülsün gözlerimizden

    Barışın gölgesi soğuk kalmasın hücrelerimizde

    Maymuna dönüşüp seninle evrilelim

    Göbeğimizi sen kes

    Tacınla öpüşelim

    Okullarda seni sevmeyi öğrenelim

    Hayallerini yaşat bize

    Matmazel körebe

    -Güneş Güneş

  • İsimsiz

    İsimsiz

    Buruk gülümsememle
    Defalarca önüme gelen anılarım
    Geçmişim
    Takılı kaldığım benliğim
    Yerinde sayan suskunluğum
    Tam ortasındayım süre gelen bu döngünün
    Tekrar tekrar sarıyor başa
    Kısık sesli müziğim
    Kulak verin
    Kavanozdaki güveye
    Onun orda hapsolması kadar
    Anlamsızlık içindeyim
    Ben hep içimden çıkamadığım
    O kaosun derinliklerindeyim

  • İYİKİ DOĞDUN GENCER ÖZCAN

    İYİKİ DOĞDUN GENCER ÖZCAN

    Gencer Özcan Del Toro Grubunun Kurucusu , Yüreği, Abisi, Babası, Davulcusu, ve çok daha fazlası, Heavy Metal diye adlandırılan bu yüce tarzın ta kendisiydi,  Heavy Metal Müziğini o kadar benimsemişti ki, bu müziği canı gönülden yapar, Del Toro ile yapacağı çalışmaların onda yarattığı heyecanı hepimize geçirirdi. Müthiş bir insandı, yüreği çok güzel ve özeldi,  Sevgili Ceyda’nın eşi Lal’imizin biricik babasıydı, hiçbir zaman kimse üzülsün istemezdi, belki de en zor zamanlarında bile hastalığından bir gün olsun  kimseye şikayet etmez, o yine sevdiklerini düşünürdü. Bir Haziran sabahı bu güzel yürekli adam bedenen aramızdan ayrıldı, ama onun bizlere bıraktığı, sevgi, azim, inanç ve şarkılar hep yolumuza ışık oldu ve bizler hep biliyorduk ki o hep bizimle ve yanımızdaydı. Ve tekrar buradan birkez daha belirtiyorum. Sevgili Gencer Sen hep burada , Ailenle, Sevdiklerinle ve hayatında büyük yer tutan müziğinle ve eşsiz ruhunla , aramızda olacaksın ve bugün 23 şubat , yani hem senin hem benim doğum günüm, biliyor musun ustad?, sen gittiğin günden beri benim bir doğum günüm yok, bugün sadece senin doğum günün, (Bu Bundan Sonrada Hep Böyle Olacak), ama şunu da söylemeden edemeyeceğim, seninle aynı gün doğmak, seni anlamış olabilmek ve seni sevmek, yaşamak ve yaşatabilmek ömrüm boyunca gurur verecektir ustad, İYİKİ DOĞDUN GENCER ÖZCAN, İYİKİ VARSIN, RUHUN EN GÜZEL YERLERDE VE BİR YANIN HEP BİZİMLE OLSUN, IŞIĞIN VE BİZE KATTIKLARIN RUHUMUZDAN EKSİK OLMASIN… SENİ ÇOK SEVİYORUZ USTADIM,  ÖLÜMÜN BİLE ARAMIZA GİREMEYECEĞİ KADAR BÜYÜK SANA OLAN SEVGİMİZ. İYİKİ DOĞDUN  BABA ADAM, İYİKİ DOĞDUN…..

  • Kadavralar Şehri

    Kadavralar Şehri

    Çünkü: onlar dürüst

    değil Çünkü: onlar hileli zar

    Çünkü: yüreklerinde

    kararan bir şey var

    Çünkü: korkuyorlar

    Çünkü: vicdanları

    sessiz

    Çünkü: onlar çürüyen

    diş kadar değersiz

    Çünkü: duyguları topal

    ve samimiyetsiz

    Çünkü: sevgi dedikleri

    her şey üvey

    Çünkü: dediklerim

    zamanın içinde olan bir

    şey

    Çünkü: birer kadavra

    gibi yaşıyorlar

    Çünkü: çoğalıyor love

    store’lar

    Çünkü: yarışı bıraktı

    at’lar

    Çünkü: ölüyor

    Raskalnikov’lar Çünkü: kokuyor bu

    kadavralar

  • Knell: “Asıl amacımız dinlediğimiz bu tarzları kendi süzgecimizden geçirerek ortaya bize ait olan bir şey çıkarmak”

    Knell: “Asıl amacımız dinlediğimiz bu tarzları kendi süzgecimizden geçirerek ortaya bize ait olan bir şey çıkarmak”

    Selam Knell, öncelikle biraz grubunuzdan, kuruluş hikayenizden , nerede kurulduğunuzdan ve grubun kimlerden oluştuğundan bizlere bahseder misiniz?

    Selam, Knell gitarlarda Kaan ve Onur, davulda Deniz , vokallerde Arda olmak üzere İzmir’de kuruldu. Knell en başlarda Onur ve Kaan’ın aklında olan ve doğru zamanı bekleyen bir projeydi. Kasım 2018 de ilk ciddi adımlar atıldı. Arda ve Deniz’in katilmasıyla kadro tamamlandı

    İlk Ep çalışmanız Jactura yı yayınladınız . Bizlere bu çalışmanızdan bahseder misiniz? Kayıt süreci nasıl geçti ve sonuçları nasıl değerlendiriyorsunuz?

    Besteler kayıda girdiğimizde hazırlanmıştı. Enstruman ve vokal kayıtları, mix ve mastering ile beraber yaklaşık 2 ay gibi bir sürede bitti. Sonuçlar kayıda başlarken düşündüğümüz şekilde gerçekleşti. Nasıl sound istediğimizi biliyorduk ve ona yoğunlaştık. Açıkçası sound planımız EP de yakalamaya çalıştığımız atmosfer ve sözlerimizde de anlattığımız konu ile tutarlı oldu. Bu bizim için zaten yeterliydi.

    Jactura farklı bir çalışma ve ben ilk dinlediğm günden beri çok sevdim diyebilirim, genel olarak aldığınız yorumlar nasıl ve ne yönde?

    İlk gelen yorumlar ilk yayınladığımız Where I Suffer videosu ile gelmeye başladı. Yapılan tarzı belli kalıplara koyamadı dinleyenler. Bunu belirtirken de mevcut doom, death, deathcore gruplarının klişelerinden uzak olduğumuz ve hissedilen karanlık atmosferin etkisi olduğunu duyuyoruz. Bu bizim için tuhaf karşıladığımız birşey değil tabiki. Şarkıları yaparken müziğe olduğu kadar sözlere de aynı oranda önem verdik. Kafa patlattık.  Bunun dinleyenlere geçmesi hedeflerimiz içinde en önemlisiydi belki de. Çünkü anlatmak istediğimiz o kadar çok şey varki.

    Knell olarak müziğinizde çok farklı bir tarzda, Doom Metal , Hardcore ve Death Core birleşimi  gibi hislerdeyim ama doğrusunu sizden dinlemek isteriz. Doomcore diye tanımlıyorsunuz  müziğinizi, tam olarak nedir bu tarzın açılımı?

    Dediğin gibi müziğimizde bir çok tarzin etkisi var. Fakat asil amacımız dinlediğimiz bu tarzları kendi süzgecimizden geçirerek ortaya bize ait olan bir sey çikarmak. Belli bir isim,tarz altina girmek istemesek de, şu an icin doomcore demek daha net ve kolay.

    Türkiye’de Doom Metal yapan gruplar son yıllarda çok başarılı işlere imza atıyorlar. Sülfür Ensemble, Sis, Yaşru, Anlipnes, Karanlığın Sol Eli ve Acedia bu alanda bilinen ve sevilen gruplar, Siz ülkenin doom metal piyasasını nasıl buluyorsunuz ve takip ettiğiniz yerli gruplar kimler bu alanda?

    Açıkçası çok tarzlara takılmıyoruz. Bahsi geçen tüm gruplar başarılı ve saygıyı fazlasıyla hakkeden gruplar ve tarzları da Doom ana başlığı altında toplansalar da birbirinden çok farklı. Bu da ülkemizde bu türün ve genel olarak metal müziğin gelişmesi için gerekli ve desteklenmesi gereken bir durumu ortaya çıkartıyor.

     Knell şarkılarında nelerden beslenir ve neleri anlatır lyriclerinde?

    Knell olarak ”Jactura”Epmizdeki derdimiz insanın en büyük bencilliği ve ikiyüzlülüğünün kaynağı. Bu  insanı düşünmekten, sorgulamaktan ve ilerlemekten alıkoyan kader ve iman teslimiyeti. Bunu anlatırken  sözde Tanrı için oğlunu kurban etmekten çekinmeyecek kadar cennet saplantılı, sevgiden ve merhametten yoksun bir babadan yola çıkıyoruz bazen de inanç adına yapılmış her türlü iğrençliği ilahi bir sınav gibi göstermeye çalışarak çocuk istismarları deyince akla gelen ilk  gelen “ilahi ve üstün” insanlar. Daha fazla detay merak edenler sözlerimizi inceleyebilirler.

    Müziğinizde farklı türlerin birleşimi söz konusu ve doğal olarak bu türlerde sizi en çok  etkileyen isimleri çok merak ediyoruz?

    Müziğimizi etkileyen grupları tek tek belirtmek çok zor. Bugüne kadar dinlediğimiz her müziğin büyük veya küçük etkisi vardır. Samimi ve müzik dünyasına farklı birşey katan, yön veren herşey bizi de etkiliyor. Buna ek olarak sözlerimizi de bundan bağımsız olarak düşünmüyoruz. Okuduğumuz bir kitap, izlediğimiz bir film ya da duyduğumuz bir düşünce bize ilham verebiliyor.

    Knell bundan sonraki planları arasında öncelikle nelere ağırlık verecek, Klip, Konserler vs?

    Öncelikle bizi takip eden dinleyecilerimiz için yakın zamanda konser duyurularımız olacak. Bu arada Ep’mizdeki tüm şarkılar için video hazırlığında olduğumuzu da belirtelim. Önümüzdeki süreçte yeni şarkılar yapmaya da devam edeceğiz.

    – Biz aslında sizi yine hastası olduğumuz diğer grubunuz Until the Truth Comes’tan tanıyoruz. Ben en son listelerimde favori albümlerim arasına koymuştum ilk albümünüzü, Until the Truth Comes olarak yeni bir çalışma var mı yakında bizleri bekleyen , sizi yakalamışken onuda soralım?

    Şu an tam olarak Knell’e konsantre olmuş durumdayiz. Until the Truth Comes ile ilgili beste çalismalari biraz askida kaldi. Yaz aylarinda tekrar mevcut  ve yeni fikirlerle çalısmalara başlayacağiz.

    Ülkedeki Rock ve Metal piyasasını genel olarak nasıl buluyorsunuz? Malum birde az sayıda da olsa etkinlikler, konserler vs oluyor, festivallerde daha çok ana akım rock grupları yer alıyor vs, tüm bunlar hakkında görüşleriniz neler?

    Genel olarak metal müzik ile uğraşan tüm gruplara büyük saygı duyuyoruz. Bu müziği yıllarca vazgeçmeden yapmak hiçbir ticari kaygı gözetmeksizin zaman ve para harcamak gerçekten takdire şayan. Tabi bu 4-5 arkadaş grup kurup 2 konsere çıkıp sonra iş hayatına atılıp, “ abi ben artık DJ setlerini ve Ezhel dinliyorum” diyen elitist ve populist yavşaklar hariç.

    Ülkemizde metal müziği tüm metal grupları gibi iyi yerlere getirmek istiyoruz. Fakat ülkemiz insanının her konuda olduğu gibi müziğe karşı bulunduğu ön yargı ve populist yaklaşımlar  durumu zor hale getiriyor. Ama bu durum da bizim yaratım süreçlerimizdeki beslendiğimiz kaynakları artırıyor. Düzenlenen festivaller dünyaca ünlü metal gruplarının ülkemizde sahne almasını sağlıyor ve belli bir kısım da olsa insanların bu müziği sevdiğinin farkındayız.

    Çerezzine Knell ile bu söyleyişi yapmaktan çok mutlu ve size çok teşekkür eder, son olarak bu satırları okuyan dostlarımıza ve elbette sevenlerinize neler söylemek istersiniz?

    Taviz vermesinler, düşünmekten vazgeçmesinler.

  • PENCERE ÖNÜ ÇİÇEĞİ GİBİ SOLMADAN ÖNCE

    PENCERE ÖNÜ ÇİÇEĞİ GİBİ SOLMADAN ÖNCE

    Daha 22’sinde hayata veda eden birini tanıdım. Öyle çok hayalleri vardı ki, insanoğlunun bu kadar hayal kurabileceği gerçeğini o yeniden kanıtlamıştı bana, öyle çok inanıyordu ki gerçek olacağına ‘ya olmazsa’ diye bile soramadım üzülmesin diye, yalnızlığa karşı dimdik ayakta durdu sırf hayalleri için katlandı yaşadığı hayata, daha 22’sinde… hayalleri onunla beraber soldu, görecek güzel günleri vardı herşeye ve herkese rağmen gülümseyeceği anları, mutluluğuyla, mutsuzluğuyla da olsa bir hayat…

    Herkes kendince ‘hayatta kalma’ savaşının içinde ama bu savaşı verirken unuttuğumuz çok şey var. İnsanlığımızı unutuyoruz, iyi insan olmanın; statülerden, toplum algısından daha önemli olmayı bu dünyada misafir olduğumuzu unutuyoruz, sonu yokmuş gibi yaşıyoruz, yapmak istediğimiz ne varsa şimdi yapmalı, ertelememeli, en güzel olanı daha sonraya saklamamalıymışız, kıymetini kaybetmeden bilmek gerekmiş…

     

    TÜM SOLMAYACAK PENCERE ÖNÜ ÇİÇEKLERİNE…

  • İşporta

    İşporta

    Yıllar önce vakti zamanında bakırköy ebu ziya caddesinde işporta işine girdik..o yıllar ebuziya bambaşkaydı….1993 94 yılları…serdal ve adını unuttuğum bi arkadaşı bakırköy de tutmuş oldukları evin salonunda kadın çorabından çim adam imal edip işportada satıyolardı…ben ingiltereden dönmüş ve işleri kesat birydim.neyse….çok şirindi yaptıkları çim adamlar..hani iyi aileler vardır amerikanvari..onların yankee çoçukları gibi… iyi eğitimli felan..şaçlar yani çimler dimdik..yanaklarını sıkmalık..çimadam denmez aslında çim çoçuk ..ama onları iyi paraya satıyorlardı…deli gibi kalabalık olurdu haftasonları ebuziya….yalova gibi yerden gelmiş bizimkilerin cebi iyi para görmüştü..uzun saçları olmasına rağmen diğer satıcılarla kanka olmuş ve iyi ilişkiler kurmuşlardı.onları korumuş kollamıştı ordakiler…. tutunmuşlardı ebuziya ya…ben de onların yanına sığındım..eşortman altı satmaya çalışıyordum ..bi yerden abim sayesinde düşürdüğüm seri sonu kalite ve faça malları süper klas insanların kapışacağını düşünürken..gerçek bambaşkaydı. ..yanlış malı yanlış insanlara satma konusunda hünerliyimdir… nerde alakasız tipler varsa onlar alıyordu ….emekli teyzeler ve inşaatta çalışan abiler..hamile kadınlar felan..neyse…olsundu..para lazımdı..amacımız vardı ..bir stüdyomuz olsun ve müzik yapalım vs vs….ben gündüz alimunyum doğrama ve gece işporta işinde takılıp para yapmaya çalışıyordum..hırslı ve acemiydim..şunu bilin ki isportacılar normal insan değildir..hepsinin başka bir amacı vardır..zaten başka amacı olmayan insanların hayatı gayet güzel ve sürprizsiz geçer..dümdüz…bizim ise başımıza hep bişeyler gelirdi.bu başka amaçlar yüzünden…berbat anılar.. boktan maceralar..hergün mutlaka bişey olurdu..bu insanlar kim di peki..?mesela.çakma kot satan mardinli motor hastası kardeşler,(amerikan dergilerindeki gibi giyinirlerdi)modern görünümlü küt sarı saçlı ama harbi mahalle kabadayısı bitirim şevki..tipine laf atanı oyardı…,sessiz ve sakin konuşmayan ve takı satan kız kardeşler…terbiyeli ve dindar..,kastamonulu gömlekçi kardeşler..ne iyi insanlardık..birbirimizi kollardık.. ebuziya işportacıları….ve pirince isim yazan abi…ismini unuttum affetsin…o yıllarda pirinçe yazı yazma işi yeni çıkmıştı.pirinci tanesini macun gibi bi şeyin içine bastırıp kaymasın diye ve üstüne rapido ile yazıp sıvı dolu camdan fildişi kolye içine koyarak yapar ve şahane para kazanırdı…veee abi cumaya gittiğinde tezgaha bakan gariban nihat..köyden gelmiş..okuma yazması kıttı… .hatta bi gün bi müşteri gelmiş ve adını yazmasını söylemişti ..macunun içine pirinci koydu nihat ve kalemi aldı.. .i…nihat adama çaresizce bakıp kalmıştı elinde kalem….bilmediği yerden soru gelmiş talebe gibi donmuş garibim..peki..neydi adamın adı… zekeriya.sorun şu…nihat z harfini hatılayamıyordu..sonra..cesaretini toplayıp…adama” abi afedersin z nasıl yazılıyordu” diyor..adam da o zamanlar tv de kamera şakaları yeni moda olduğundan nihat a soruyor….kamera nerde?…nihat çaresiz…kameranın olmadığı konusunda adamı yemin billah ediyor… zor bela ikna edince ,adam nihat a acıyıp yardımcı oluyor..soruyor… n harfini biliyormusun ???..”biliyorum abi adım nihat ”diyor bizimki..onu yan yatır …al sana z diyor adam…nihat tabi yaaaa diyor dizine vurup… zorro nun z si gibi mi?:)))))tabi ordakiler ve müşteri gülme krizine giriyor ..hem de dizlere vura vura ..neydi be o günler milyonlarca hikaye var böyle..:))..hangi mağazada yaşarsın ki bunları..mümkün mü?…işportacılık bir nevi tiyatroculuktur..tezgah da bir nevi sahne..şarkı söylersin bağırırsın..şovunu ne kadar iyi yaparsan o kadar satarsın.her sabah sıfırdan başlarsın..sokaktasındır…ve devletle her an karşılaşırsın..her dakika….ensendedir parasızlık …hayat..zabıtalar….o yıllarda ebu ziya da inanmazsınız bir zabıta vardı ve adı irfan dı (ben değilim valla):))iyi biriydi ..çok emir almadığında işportacılara kıllık yapmazdı..ama ..sonra.. bir gün başkan değişti ..yeni başkan çok devletçiydi..ünal erzen den önceki neydi ismi..o.. biz satıcıları parazit olarak görüyordu..ve belki de öyleydik..sermayesiz kaybedenler…üç kuruş peşinde hayalperest ve garibanlar..bu zamanında sermayeyi bulmuşların memleketinde parazittik..tıpkı onların parayı bulmadan oldukları gibi…ve birgün onlarca polis ve zabıta geldi..onları görünce bu işin bittiğini anlamıştım..mallarım poşette ve zaten açık değildi..etrafı kolluyordum..sonra saldırdılar..diğer büyük abi işportacıları polisle çatışırken gördüm…oraya gidemedim..korktum..ve büyük bi savaş oldu orda.kaybedecek çok şeyi olanın savaşı da büyük olur.ama sonuçta işportacılar herzaman olduğu gibi yine yenildi..yenilgiyi kabul ettiler ve çevre kafelere oturup cigara yaktılar çaresizce.. mallar kamyonlara yüklenirken hüzün bastı…ortalığı ….sessizleşti hiçbişey olmamış gibi daha sonra..insanlar ve hayat akmaya devam etti kaldığı yerden..ve yeni bir dönem başladı işportacılar ebuziya dan göçerken.

     

  • Feylesoflar ” Türkiye’deki Hard Rock müzik türünün ilk öncülerindeniz”

    Feylesoflar ” Türkiye’deki Hard Rock müzik türünün ilk öncülerindeniz”

    Merhaba öncelikle bu özel röportaj için sonsuz teşekkürler, ilk olarak efsane grup Feylesoflar nasıl, ne zaman ve kimler tarafından kuruldu? Bizlere grubunuzdan bahseder misiniz?

    Candan Bastak ve Atilla Gunhan 1972 senesinde grubun ilk baslangıcını oluşturdu ve diğer üyeleri daha sonra gruba katildi ve grup Feylesoflar adını aldı.1974 senesinde amatör ses yarışmasına katılarak grup olarak birinci olduk Türkiye’deki  Hard Rock müzik türünün ilk  öncülerindeniz. Uriah heep, Deep purple, Jethro Tull , Pink Floyd gibi grupların Müziklerini icra ediyorduk. Türkçe yede çevirmeler yapıyorduk. TRT radyosunda cumartesileri Feylesoflar sizler ile diye bir program yaptığımızı hatırlıyorum. 1974/1975 milliyet liseler arası müzik yarışmasında derece aldik. Uriah heep den pilgrim ile şahane bir gösteri yaptık diyebilirim. Ayrıca yunus Emre’nin mısralarını kendi müziğimle besteleyerek de bayağı ilgi toplamıştık mistik müzik olarak.Grup Üyeleri: Atilla Gunhan, Arman akbal, Mustafa Ersin, Jeyan Koray Erpi , Oguz Bayer, Candan Bastak, Hakki Soylular ve Kudret Kurtcebe.

    Türkiye’deki ilk hard rock türünün öncülerinden olmanın yanısıra Progresive Rock tarzıyla da birleşen muazzam bir müzik tarzınız var.. bu iki türü o yıllarda ülkemizde çok fazla icra eden yoktu, ağırlıklı olarak Anadolu Pop dönemine denk geliyor yanılmıyorsam değil mi? Dönemin en sert grubu sizsiniz ve bu o yıllarda nasıl bir histi?

    Bizim çevremiz levent, etiler ve Gayrettepe çevresi idi. Bu çevre de amatör olarak hardrock  çalan birkaç arkadaşımız vardı. Birbirimizi etkiledik tabi ki. Ama tek tek grup üyelerinin müzik zevkleri farklıdır. Her birimiz enstrümana göre dinlediğimiz kişiler vardı. Alman POP mecmuası posterlerini biriktirirdim. Duvarıma asardım o zamanın meşhur süper müzisyenlerini. HEY gibi mecmualar ve diğerlerini takip ederdik. Radyo dinler kaset yaptırırdık. O zamanlar elinizde liste ile gidip kendinize kaset kopyası yaptırabiliyordunuz. Leventte kafeteryalarda, sinemada konserlere başladık oradan perde sanatçıları sendikasına girerek onların grubu olarak turnelere çıkmaya başladık. Tabi bunun yani sıra piyasa da ekstra islere gidiyorduk ya hepimiz ya da ayrı olarak. Organizasyon büroları ile çalıştık bu ekstra isler için. Studio kaydi denedik (Bu en son çıkan albümde yayınlandı) ama stüdyo kalitesi tabiki düşüktü ve paramızda olmadığı için 2 saat içinde bütün kaydı yapmak zorunda kaldık. Çınarcık gibi bir yazlıkta uzun sure çaldık oradaki ilgi çok yoğundu yavaş yavaş tanınmaya başlamıştık İstanbul içinde. O zamanlar bize çevremizden ilgi vardı bu konuda öncü olmamız nedeni ile. Ama Anadolu pop yapanlar kadar tanınmadık.

    Feylesoflar birçok grubun şarkılarını coverlayan ve onlara sözler yazıp yorumlayan bir grup, kimlerden etkileniyordunuz ve bugüne dek hangi gruplardan çaldınız?

    Uriah heep, Deep purple, Jethro Tull ,Pink Floyd gibi grupların  Müziklerini icra ediyorduk. Ayrıca Bob Dylan, Eric clapton ve daha benzeri kişileri de dinlerdik. Yukarıda bahsettiğim gibi grup elemanları kendi enstrümanına yönelik kişileri daha çok takip ederdi ben Yes, Emerson L.Palmer, rick wakemen, deep puple , ken hensley gibi takip ederken onlarda kendi alanlarındaki müzisyenleri dinlerdi. Ama bir araya gelince kaptırma yapardık. O kaptırmalardan Rock ruhu çıktı diyebilirim.

    2018 yılında 1974-1975 isimli bir albüm yayınladınız ve çok çok iyi oldu bu albüm, genel olarak bu albümle ilgili aldığınız dönüşler nasıl ve ne yönde oldu?

    Tamamı ile tesadüf olarak İngiltere’deki bir plak şirketi dijital versiyonumuzu nostalji olarak yapmak istedi. Bende grubum adına kabul ettim. Herhangi bir para talebi yok. Sadece unutulmamak için yapılmış bir girişim ve bu girişimi yapan Volga Çoban arkadaşımıza çok teşekkür ederim.

    70’li yıllarda Rock Müzik az çok kendini şekillendirmeye başlamıştı ülkemizde ve her geçen gün o yıllarda çok fazla gizli hazinen olduğunu ve keşfedilmesi gerektiğini öğreniyorum, siz o dönemleri nasıl değerlendiriyorsunuz?

    O dönemler süper grupların dönemi idi Avrupa’dan özellikle Almanya ve İngiltere ve de USA dan farklı grupları tanımak imkânı bulduk ya radyo arayıcılığı ile ya da medyadan.

    Feylesoflar isminin çıkış noktası ve hikayesi nedir?

    Gitaristlerimizden Demir Beşiroglu söyle der ” Sen feylosof olduğundan gurubun adı da öyle oldu 😊))”

    Türk Rock Müziğinin ve Heavy Metal’inin bu günlerde bu ülkede gelişiminde aktif rol oynayan önemli isimlerinden birisiniz ve bugünün rock piyasasını nasıl buluyorsunuz?

    Progresive Rock un gelişmesini durduran bence Heavy metal’in ayrı bir kol olarak çıkışıdır. Deep purple ve uriah heep in heavy metalci görünmesini anlayamıyorum.  Müzik tarihinde bir iddiam yok tabiki. Progressive rock ta orkestrasyon önemlidir bence hard rock olmasına rağmen. Bugün inanılmaz derecede çok iyi grupların olduğunu söyleyebilirim hem kaliteli hem de uluslararası standarda ulaşmış gruplar ama nedense kendi ülkemizin dışında göremiyoruz onları ya da ben göremiyorum diyelim.

    80’li ve 90’lı yıllara damga vuran birçok grubumuz geri dönüp konserler veriyorlar acaba birgün öncü isimlerden olan sizi de yeniden izleme şansımız olacak mı?

    Maalesef böyle bir şansımız yok. Grup tamamı ile dağılmış durumda.

    Feylesoflar bu satıları okuyan Türk rock ve metal gruplarına neler söylemek ister?

    Birbirlerine destek olmalarını öneririm bizim gibi eskileri de ara sıra hatırlasınlar. Belki yeniler daha kaliteli müzik yapabiliyor olabilirler ama bu eskilerin kotu olduğu anlamına gelmez. Müzik kalitesi üzerine biraz ağırlık versinler söz ve müziğin sanatını en güzel bir orkestrasyon ile icra etmeye çalışsınlar. Müzik ruha hitap ederse etkili olur yoksa her müzik maalesef müzik değildir bana göre,  Müziğin her çeşidinin icra edilmesi kitlelere yayılması için öğretici kurumlar içeresinde gençlerimize yardımcı olsunlar.

    Sizin gibi efsane bir grupla röportaj yapmak bizim için büyük bir onurdu. Son olarak bu satıtrları okuyacak olan dostlarımıza neler söylemek istersiniz?

    Bol bol müzik dinlesinler enstrüman çalmayı öğrensinler. Bugün Türkiye’mizde kültürel olarak enstrüman çalan çok az. Sade rock değil sanat müziğimizde dinlesinler jazz müziğimizde . Bir müzisyen her turlu müziği dinlemelidir. Müzik türlerimiz çok zengindir bu hazineye sahip çıkalım hiçbir ekolu yok etmeyelim yaşamasını sağlayalım.

     

  • BİR KAMP GÜNLÜĞÜ-BOZCAADA

    BİR KAMP GÜNLÜĞÜ-BOZCAADA

    Yıl 2017; iş çıkışımı almışım.Artık bir işim yok ama vaktim bol, param da var.İçimde hep ukte olarak kalmış kamp.Herkes 15’inde, 20’sinde deneyimlerken ben 26 olmuşum ve bu işe kalkışamamışım. Neden?Yanımda bu işe destek verecek birini bulamadığım için.Artık zamanı geldi dediğim o dönüm noktasında, hiçbir ekipmanım olmadan, çantayı eniştemden çadırı arkadaştan faydalanarak ilk fırsatı değerlendirdim.Mart ayıydı ve bir tecrübesizin yapamayacağı bir soğukluktaydı mevsim.Ama ben mevsimin olumsuz yönlerini görmeden, biraz da şansımın yaver gitmesiyle keyif aldım bu tecrübeden.
    İlk kampımın acemiliği geçince sıra otostoptaydı. Meraklı ve hevesliydim,evde durmak istemiyordum. 2 kız Nisan havasının coşkusuyla, Bozcaada-Batık gemi merakıyla koyulduk yollara.Tekirdağ’dan Çanakkale’ye keyifle vardık, market alışverişimizi de sırtlanarak Terzioğlu yerleşkesinde araç beklemeye koyulduk.Aklımızdan geçen, direk Geyikli veya Bozcaada zaten denk gelmez, sapağa kadar bulsak yeter diyoruz.Bir araç durdu enişte modeli Doblo, Bozcaadaya gidiyoruz demesin mi! Şaşkınlık ve mutlulukla bindik araca.Sohbet başladı ne iş yapıyorsunuz neresine gideceksiniz diyerek, Beylik koyuna Batık Gemiye dedik. Abilerden biri geminin kıyıya vurduğu gece yardım fişeğini gören kişi çıkmasın mı!Ya yollar ne güzel tesadüflerle dolu böyle mutluluğuyla, harika bir yolculuk yaptık.Ve o abi şu an inzivada olan bir kaptanmış, bizi koya kadar bıraktı, üstelik ertesi gün bizi adayı gezdirme sözü verdi.

    Issız koyda havanın karardığı saatlerde,sadece iki ayaklı hayvandan (insan) korkun telkinleriyle bir başımıza kaldık Çadırımızı kurarken kafa lambamın ışığı dik yamacın eteklerinde bir çift yeşil göz görmesin mi! Hayvandan korkmasak da ıssız olunca tedirgin olmaktan kendimi alamadım.Çünkü malum benim 2.-3.kampım, tehlikeli bir hayvanla karşılaşırsak ne yaparım bilmiyorum Kaptan abimizi arayıp sordum, tavşan veya tilki olabileceğini söyleyip rahatlattı neyse ki . Nitekim gecenin ilerleyen saatlerinde bir tilki kardeş ziyaretimize geldi, gerçekten de çok zararsızmış bilginiz olsun
    Ertesi gün menemenli kahvaltımızdan sonra adayı gezmek için döküldük yollara.Ancak araç bulmak ne mümkün.Sezon açılmamış, koy merkeze uzak.Karşımızdaki tek alternatif karayollarının silindir aracı tıngır mıngır ilerliyor.Arkadaşımdaki deli cesaretiyle hiç olmayacak olan o silindire bindik, oturacak yer gelmesin aklınıza ayakta ve düşmeyelim diye kol kası yaparak merkeze vardık Biz merkezi dolaştık, kaptan abimiz koyları gezdirdi, Polente fenerinde gün batımını tamamlayıp evimize döndük.Ateş başında yanımıza gelen komşu çadırlarla ve geminin muhteşem ambiyansıyla harika bir gece geçirdik.
    Gemi kaldırılmadan 2.kez gitme fırsatım oldu ancak kaldırılmasaydı 3.kez de gidecektim inanın.Öyle esrarengiz ve hiçbir yerde göremeyeceğiniz bir ambiyanstaydı o koy.Umarım aranızda görebilenler olmuştur.Lafı çok uzattım, demem o ki herkes yollarda tecrübelenmeli ve o duyguları yaşamalı bana kalırsa.Çadırda kalmak belinizi ağrıtsa da,yaşadığınız özgürlük hissi;otostop güvenli olmasa da,tanıdığınız insanlarla yakaladığınız enerji insanı şehrin nankörlüğünden uzaklaştırıp iyi insanların varlığının ve doğada huzurun olduğuna inandırıyor.
    Saygı ve sevgilerimle …

    Sinem AKPINAR

  • KÜÇÜK

    KÜÇÜK

    yaz demişti bir çocuk yalnızlığın sahilinde ayağına dokunan kum tanecikleri gibi anlat demişti o aşkların sönmüş kaldığı bahçedeki çınar ağacının gövdesine kazıdığın adının anlamını yitirdiğini yaz demişti bir çocuk şair ceketli neşeli depresifin göz yaşlarını ve hayatın anlamsızlaştığını..

    Yılmaz Beşenek