Gitmek gerek bazen… Sonunu düşünmeden, sadece yol almak gerek. Her şeyi ardında bırakarak, yelelerini rüzgarda savuran, dört nala koşan bir yılkı gibi özgürlüğe doğru koşmalı… Boşanmalı zincirlerinden, düşünmeden, hesapsızca, kitapsızca… Koyvermeli her şeyi, bırakmalı… Nere olursa olsun yol almalı sadece, çok uzaklara… Gitmekle gidilir mi yoksa kalır mı aklının, ruhunun bir köşesi, düşünmeden… Bir kez olsun hesaplamadan düşmeli yollara… Sadece bir kez olsun… Mavilikler, atıyla yol alan adam özgürlüğü çağrıştıran, hani hep dem vurduğumuz ama hiçbirimizin aslında tam anlamıyla elde edemediği o özgürlüğü…
Bir doğa faciasıydı göz göze gelmemiz. İçimde toprak kayması, içimde tarifi imkansız bir yıkıntı. Sen ve gözlerin kilise yakan bir pagan gibi saldırdın kutsallarıma. İncindim. Sevdim. Annem tırnak uçlarıyla seller taşıdı beni kurtarmak için. Ama yanmıştım artık. Üçüncü derece yanıklar ile doldu kalbim. Acı hissetmiyorum. Ağrı ise sadece bir dağ ismi benim için. Bir köşe başında idam edeceğim bu yazıyı, ya kurşuna dizerim ya üstüne işerim.
Müslüm Baba’dan gaz alıp seviyorum seni. Öyle umarsız, öyle gözü kara. Kentler getirdim sana kesik avuçlarımla. Kırılmadığın bir kenti seç orada yaşayalım. Zaten kentler sadece beton değil mi? Onları kötü yapan içindeki insanlar. Zaten içinde insan olan her şey zamanla çürür, bozulur sevgilim. O yüzden cennet için uğraşmayalım. Günahlarımla sev beni. Biraz da saçımı okşa. Kaybedişlerimi tanıtsam sana ağlarsın bir müddet sonra ölürsün zaten. Kaybedişler doğurma bana. Bir köşe başında idam edeceğim bu yazıyı, ya kurşuna dizerim ya üstüne işerim.
Bir köşe başında idam etmeden bu yazıyı, sana söylemek istediklerim var sevgilim. Benim hayatımı ve kalbimi siktiler. Annesi belli olmayan orospu çocuğu acılarım var. Beni tekrar kırma lütfen. Artık kırıklarım kanatmaya başladı. Çaresizliğimi anlatsam sana üç dinden dualar edersin beni kurtarmak için. Sadece yanımda kal. Saçımı okşa. Memelerini değil kalbini istiyorum. Beni sev, beni bırakma. Anasının amı gibi yalnızım. Şimdi bir köşe başında idam edeceğim bu yazıyı, ya kurşuna dizeceğim ya üstüne işeyeceğim.
-Ben seni tanıyorum ancak seni insanlara tanıtmak istiyorum. Bize kendinizi tanıtır mısınız?
+Ben Nevzat Kırgıç. Sağırım. Annem babam ve kız kardeşim de sağır ve son nesil olan yeğenim Ela’da sağır. Akrabalarımda da sağırlar var. Nerdeyse 5 nesildir ailemizde sağır var.
-Ne işle uğraşıyorsun peki?
+Dedemin bir dükkanı vardı orada çalışıyordum sonra 12 sene silahlarla alakalı bir kurumda çalıştım. Şu an ise TİD (Türk İşaret Dili) ve Uluslararası İşaret dili eğitimi veriyorum. TİD’i duyan bireylere, Uluslararasını sağırlara ve TİD bilen duyan bireylere öğretiyorum.
-Uluslararası İşaret Dilini, TİD iyi bilenler öğrenebilir değil mi?
+TİD bilmeyenlere Uluslararası İşaret Dili öğretmiyorum, TİD öğrenmiş, bilen kişilere öğretmeyi tercih ediyorum.
-Mimikler bu dil de önemli mi?
+Sadece mimikler değil sağır kültürü ve kafa sallama gibi hareketlerde bu dilin bir parçası. Kültürü öğrenmeden İşaret Dili öğrenen insanların kafaları karışır.
-Doğru haklısın. Bulunduğun birkaç proje ve büyük organizasyonlar gördüm. Hatta beraber çalışmışlığımız da var. Bunlar arasında seni en heyecanlandıran ve zorlandıran etkinliğin hangisiydi?
+İstanbul Teknik Üniversitesi kapsamında yapılan bir robot projesinde, sağır çocuklara yardımcı olma amacıyla yapılan robot projesinde bulundum. Ayrıca sağırlar için hayatı kolaylaştıracak bir telefon uygulaması projesi içerisindeydim. Bu uygulama biz sağırlar cümle kurarken sıkıntı yaşıyoruz, cümleyi kurduktan sonra düzeltiyor. Bizim için çok önemli diğer konular ise alarmı duyamamak, eve biri geldiğinde sağır uyuyor ise kapıyı açamamak gibi. Mesela eve hırsız girdi bu alarmın devreye girdiğinde duyamamak, gaz kaçağı yüzünden hayatını kaybeden sağırlar var. Bizden bundan yola çıkarak alarm uyarılarını titreşimli cihaza bağladık. Bir de ezan okunurken geceleri saati takip etmekten uyuyamıyoruz veya kaçırdığımızda telaşlanıyoruz. Duyan toplum bizim gibi saati takip etmek zorunda değil onlar duyduklarında rahatça gidip namaz kılabiliyorlar, bizim gibi telaşlanmıyorlar. Bu devam eden bir proje. Ve son olarak ‘Ece’. Sağır çocuklar için animasyon. Bu proje için çok heyecanlıyım. Hem sağır toplum hem de sağır çocuklar için çok önemli bir proje çünkü sağır çocuklar animasyon izlerken anlamıyorlar. Bu projede animasyon ve işaret dili ekranda eşit büyüklükte ve daha anlaşılır.
-Deaflympics’te beraber çalışmıştık. Ben kendi açımdan zorlandığımı söyleyebilirim. Seni az çok anlıyorum ama biraz bu büyük organizasyonda yaşadığın zorlukları anlatır mısın? Nasıldı?
+Büyük bir organizasyondu. 21 branşlı Sağırlar olimpiyat. SPOR, emniyet ve izmir escort hastane gibi alanlarda işaret dili eksikliği vardı. Olimpiyatlar başlamadan 6 ay önce çalışmaya başladık. Emniyette başka bir arkadaşımız eğitim verdi. Ambulansta çalışanların izinleri iptal edildi ve onlara başka bir arkadaşım eğitim verdi. Ben nerede eğitim verdim? Uluslararası işaret dili eğitimi verdim. Duyan tercüman arkadaşlarıma çevirisi konusunda yardım ettim. TİD nasıl olmalı gibi. Çok kalabalık bir ekiple çalıştık. Eğitimleri bitirdik. Evet yoğun ve zor bir dönemdi. Ancak eve döndüğümde içim burkuldu. Ailemle birlikteymişim gibi hissetmiştim orada.
-Ben de senin gibi hissettim. Okul hayatın nasıldı? Lise hayatın nasıldı? Eğitimin nasıldı? Kolay mıydı senin için zor muydu?
+Ben kendimi bildim bileli başında da söyledim sağırdım, ailemde sağır. Çok erken yaşta işaret diliyle iletişim kurmaya başladım. İşaret dilim iyiydi ancak yazı dilim kötüydü. İlkokulda pardon anaokulunu Göztepe’de okudum. Bütün çocuklar ağlıyordu ben ise ağlamıyordum. Çünkü ben işaret diline alışkındım ve konuşmaktan çekinmiyordum. Ama diğer çocuklar bir telaşlı ve korkaklardı. Kimse birbiriyle anlaşamıyordu. Sonra öğretmenimiz geldi. Öğretmenimiz iyi işaret dili bilmiyordu. Ben orda bir afalladım. Bu yüzden okuma ve yazmayı öğrenirken zayıf bir şekilde öğrendik. Sonra ortaokula geçtim. Kitabının birebir kopyasını yazmamızı istediler. Bende yazdım ancak hiçbir şey anlamadan. Sonra lise de aynı şekilde. Sonra ben kendi çabamla yazma dilinde kendimi geliştirdim. Öğretmenlerimizin İşaret dili bilmemesi iletişimde sıkıntı yaşamamıza neden oldu. Öğretmenlerimiz türkçe’de iyiydi ben ise işaret dilinde. Ben öğrenciydim ancak öğretmenlerime işaret dili öğretiyordum. Ben onlara işaret dili iyi öğretiyordum ama onlar bana zayıf bir Türkçe öğrettiler. Dünyaya bakıldığında bazı yerlerde sağır öğretmenler var. Amerika’da Gallaudet üniversitesinde öğretmenleri, akademisyenleri ve uzmanları görebilirsiniz. Türkiye’de ise yok. Bu konuyla ilgili çok üzülüyorum ben olmasını isterim. Bir arkadaşım var, ailesi sağır kendisi de sağır. Ailesi ona çok iyi türkçe’yi öğretmiş ve yazı dilinde iyi. Bende öyleyim ama bunun ilerlemesi lazım. Benim yaşım ilerledi ancak gelecek neslin buna ihtiyacı var.
-Yaşının ilerlemiş olabilir ama gelecek nesil için duyarlı olman güzel. Sana bir sorum var. Bence bu soru önemli. Sana birçok kişinin sen yapamazsın dediği bir aktiviten var mı? Kitap okumak gibi.
+Evet konuşanları çoğu kitap okuyamazsın diyor. Önemli olan yapmak ya da yapmamak değil. Niye yapmayalım ki? Sağırlar da okur. Örnek vermek istiyorum Süleyman Gök. Çok eski bir öğretmenimiz. Kendisi sağırdı. Okudu ve kendini geliştirdi. Bende yapabilirim. Kitaplar okuyorum, hikayeler, tanınmış kişilerin biyografisini okuyorum, gazete okuyorum. Duyan bireyler bizim yapamayacağımızı düşünüyor.
-Duyan toplumda böyle düşünceler var. Ben de biliyorum. Dedem tabi yaşlanmadan önce gazete okur bulmaca çözerdi. Senin gibi ve dedem gibi ya da Süleyman Hoca gibi örnekleri almaları gerekiyor sağırların. En büyük hayalinden bahseder misin?
+En büyük hayalim mi? Önceden birçok hayalim vardı ama şimdi bir tane büyük hayalim var o da ‘Ece’. Bu animasyon çocuklar için çok büyük bir avantaj. Ben çocukken bu konuda mustariptim. Bende lekeler bıraktı. Gelecek nesilde lekeler olsun istemiyorum. Teknoloji gelişti ve biz sağırlar teknolojiyle güzel bir bağ kurduk. Teknoloji ve bu animasyonla çocuklara yardımcı olabileceğini düşünüyorum. Ela’nın gelecekte başarılı olacağını düşünüyorum sağır çocuk toplumu da dahil. Kimse ah benim çocuğum sağır çok üzüldüm diye düşünmesin. Teknoloji var televizyonlar var. Bununla ilgili dikkatli olunması gerekiyor sadece. Ben sağır çocuklarının başarılı olmasını istiyorum.
-Bende projenin başarılı olmasını çok isterim. Bu proje gerçekten farklı. Yaşım 20 evet ama birçok proje gördüm annem sayesinde. Birçoğunu gözlemleme fırsatım oldu. Bu bahsettiğin robot projesi için bende oradaydım birkaç kez. Bence bu gibi projeler daha fazla olması lazım.
+Robot projesi anlık patladı ve bitti. Ömürlük değildi. Bu animasyon projesi ise ömürlük. Bu titreşimli alarm sistemi de ömürlük. Bu tarz şeylerin nesilden nesille aktarılması gerekiyor.
-Evet son bahsettiğin proje gerçekten sağırların günlük hayatı kolaylaştıran şeyler. Pekâlâ ben sağır kültürünü iyi biliyorum ancak kültürü bilmeyen insanlarda çok var. Bize sağır kültürünü anlatır mısın?
+Evet, ben TİD eğitimi veriyorum demiştim. TİD eğitiminden önce sağır kültürünü anlatıyorum. Çünkü, kültürü öğrenirse dili öğrenmesi daha kolay olacaktır. Mesela mimikler bu kültürün içerisinde. Sadece işaretle olacak diye bir şey yok. Mimiksiz işaretler anlamsızlaşıyor. Ama mimikle kullanılırsa bir işaret daha anlamlı olacaktır. Mesela Üsküdar çevik kuvvete gittim. Olay inceleme, pasaport işlemleri gibi birçok bölüme gittim. Daha önceden eğitim almışlardı. İşaret dilini biliyorlar ancak sağır kültürünü bilmiyorlardı. Bende onlara sağır kültürü nedir ve nelerdir sorularını anlattım. Polisler çok şaşırdı, ‘Sağır kültürümü var?’. Evet tabi ki de var. Mesela pasaport için başvuru yapacak bir sağır. Gittiğinde karşısında ki seni alamam randevu alman lazım der. Sağırda benim bir engelli hakkım vardı hani öncelik benimdi gibi düşüncelere hatta sitemler başlayacak. Polis memuru bu kültürü bilseydi detaylı bir şekilde anlatılması gerektiğini bilirdi. Randevunuz olmadığı için sistemde görünmüyorsunuz. Randevu alsaydınız sistemde isminiz çıkardı. Mesela bir araba kazasında bir sağır aklına ilk gelen annesinin ve babasının ona dediği ‘Aman çocuğum, vah çocuğum’ gibi şeyler. Hassas olan sağır panik yapmaya başlıyor ve cümleleri zaten tam yazamıyor böylelikle duyan birey ben hallederim deyip araya girince kendine göre dolduruyor. Sonra da haklıyken haksız duruma bile düşebiliyor sağır. Trafik polisi gelmek zorunda onlar topluma hizmet ediyor işaret dili bilmek zorundalar. Mesela olan bir olaydan sonra ifade vermek için tercüman çağırmam gerekiyor. Ben tercümana masraf yapıyorum bir de hala olayın şokunu yaşıyorum. İşaret dili bilen bir polis gerçekten gerekiyor. Telefonum çalındı ifade vermem lazım zaten maddi bir kaybım var polis bir de tercüman gerektiğini söylüyor. Tamam hadi buldum aradım. Bana iki yüz elli lira para istediğini söylüyor. Ben ne yapmalıyım? Polislerin işaret dili bilmesi lazım.
-Tabi ki de polislerinde bilmesi gerekiyor ama bence orada sürekli çalışan bir tercüman daha iyi olacaktır. Ben bir polisim mesela eğitimi aldım ama seninle olan iletişim biraz eksik olacaktır. Niye çünkü dili tamamen biliyor olmayacak. Ama bir tercüman kültürü de dili de tamamen biliyor.
+Evet olması gereken bu. Mesela notere gidiyorsun. Araba alacağım tercüman çağırmamı istiyorlar. Bir de tercümanlar kendi kafalarına göre fiyat teklifi veriyor. Belli bir standartları yok. Bu hiç resmi ve doğru değil. Normal biriysen iki yüz elli. Tarlaların varsa beş yüz. Lüks arabası varsa dört yüz. Hiçbir resmi fiyat listesi yok. Sağırda kabul etmek zorunda. Zaten mülk alırken bir masraf yapıyor birde hem notere hem de tercümana para ödüyor. Duyan bireylerin masrafları bizde daha az. Noterde de işaret dilini bilen birisi olmalı.
-Bende tercümanlık yapıyorum zaman zaman. Benim duyduğum kadarıyla hem notere belli bir miktar ödüyorsunuz tercüman için hem de tercümana. Notere verdiğiniz tercüman ücreti ise tercümana verilmiyor. Bu biraz sağır toplumunu ezmek gibi oluyor bence. Bahsettiğimiz bu hem üzücü hem önemli konulardan sonra güleceğimiz bir iki soru daha soracağım ama önce tekrar söylüyorum evet bir bilgim var ancak insanlara da anlatmak gerekiyor günlük hayatta çektiğin zorluklar nelerdir?
+Günlük hayatımda pek zorluk yaşamıyorum. Tek problemim iletişim. Hastaneye giderken mesela yanlış ifade etsem ya da hiç anlamasalar yanlış tedavi uygulanacak. Bu konuda panik yaşıyorum. İletişim dışında pek sıkıntı çekmiyorum. Mesela vize almak için gittiğimde sıkıntı yaşıyorum çünkü iletişim kuramıyoruz. Böylelikle sağır oradan oraya koşuşturmaya başlıyor ve işlem uzuyor.
-Bence sen biraz avantajlısın çünkü ailende nerdeyse herkes sağır. Ama annesi babası duyan sağırlar nasıl zorluklar yaşıyor?
+Teknoloji gerçekten gelişiyor. Eskiden teknoloji bu kadar yokken, sağır çocuklar doğuyor diyorlar ki biz konuşuyoruz o sağır. Ne yapmak lazım diye düşündükten sonra çok ilgilenmemeye başlıyorlar. İfadesiz bir şekilde etrafa bakarak büyüyor çocuk. İnsanlar konuşurken o sadece izliyor. Ama okula girince bir şok yaşıyorlar. Herkes işaret dili kullanıyorken kendisi utanıp köşeye çekilmeyi tercih ediyor. Ben çok erken yaşta tanıştığım için rahatça iletişim kurabilmiştim. Daha sonra ben o sağır bireyle konuşmaya başladığımda birden beni izlemediğini aklında bir şeyler kurduğunu fark ediyorum. Bu ailesi yüzünden genelde. Alışmışlar çocuklar sadece boş dinleyip bakmaya. Ben işte bunu istemiyorum. Eğer duyan bireylerin sağır çocuğu olursa kesinlikle ebeveynlerin işaret dili öğrenmesi gerekiyor.
-Mesela sağır anne babanın duyan çocuğu işaret dili bilmek zorunda. Mesela ben sağır ailenin duyan bir çocuğuyum. Anneannem ve dedem sağır ve ben öğrenmek zorundaydım. Tam tersi duyan anne babada aynı şekilde öğrenmek zorunda. Ben nasıl yardım ediyorsam aileme senin de etmen lazım. Senin kendi evladın; kızın, oğlun.
+Doğru haklısın. Ebeveynler ne yapalım diye düşünüyor ve koklear implant yaptıralım diyorlar. Ben kötü bir şey yapıyorlar demiyorum ama o çocuk bütün acıyı çekiyor hem de ağır şekilde. Kendisini geliştirmeye çalışıyorlar. Ailesi ise masraf yapıyor ve bitiyor rahatlar. Konuşmasını istiyorlar. Bence koklear implant yapılsa bile işaret dili de öğretilmeli. Ben işe girdiğimde afallamıştım herkes konuşuyor ben bakınıyordum sadece. Herkes bana cihazını tak onu yap diyor. Gidiyorsun yaptırıyorsun uğraşıyorsun. Olmamalı böyle bir şey. Sizin de işaret dili öğrenmeniz lazım. Sen bana söylediğin için neden kendimi değiştirmeye çalışayım ki sürekli. Senin Türk İşaret Dili bilmen lazım. Bir kişi bile olsa öğrenseniz bu dili karşı tarafın ne kadar mutlu olduğunu görebilirsiniz. Benimde bir çalışma hayatım oldu. Şefime, müdürüme işaret dili öğrettim. Ama ufacık bir espri yaptığımda duyan bireylerin hepsi karınları ağrıyana kadar ya da ağlayana kadar gülüyorlar. Bu çok aşırı. Benim tiyatro yeteneğim var. Kişilerin taklitlerini yapabiliyorum. Dış görünüşünü taklit ettiğimde herkes gülmekten kopuyor. Moladayız; hadi beni yap, hadi şunu yap diyorlar yapıyorum gülüyorlar. Ben size bir şey veriyorum gülüyorsunuz, peki ya ben? Ben neredeyim? Konuşan insanların kültüründe küfür çok fazla, bana göster birkaç şey mesela. Sağır kültürü güçlü bir kültür. Bazı insanlar öğrenmek istiyor, çalışıyorlar, çabalıyorlar. Onların desteklenmesi lazım.
-Bu kadar zor ve değişik konulardan sonra şimdi biraz sağır olmanın avantajlarından bahsedelim.
+Şimdi teknolojinin geliştiğini görüyoruz. Bizim için büyük avantaj olduğunu düşünüyorum. TİD sözcükleri çabuk yayılıyor. Sözlükler çıkıyor. Çocukların erişimi de fazla. Şimdi biraz bekliyorum, projelerimiz devam ediyor çünkü. Teknoloji olmasaydı ne yapardık bilmiyorum. Mesela çocuklar tabletlerden çok oyun oynuyorlar. Sağırlara yönelik veya işaret diliyle bir oyun olabilir. Çocuklar daha hevesli oynayabilir. Örnekler çok çeşitli. Teknoloji gerçekten güçlü ve bizim için avantajlı. Teknoloji hiç olmasaydı; koklear implantı, konuşma terapilerini tercih ederlerdi. Ama şu an bu gelişmeler bizim için hayatı kolaylaştırıyor. İnternetten yemek siparişi verebiliyorum, internetten alışveriş yapabiliyorum, her şey hazır.
-Bir de şöyle bir avantajdan konuşmak istiyorum. Mesela benim anneannem bazen çok umursamaz davranabiliyor. Zaten duymadığı için ekstra bir duymamazlıktan bahsediyorum. Ya da televizyonun sesini son ses açar beni öyle uyandırır gibi.
+Biz ailecek bir apartmanda yaşıyoruz. Alt katımızda anneannem yaşıyor. Başkası yaşasaydı kesinlikle tansiyon hastası olurdu. Sağır kültürünü bildiği için yere ayak sürtmelerimiz, horlamalarımız gibi gibi anneannem hiçbir şey demiyor. Allah ona sabır versin. Bazen televizyonun sesi açık kalıyor. Mesela komşumuzun çocuğu bizim eve oyun oynamaya geldi. Sesi sonuna kadar açmış. Ben zaten farkında değilim. Çocuk gittikten sonra bile televizyonun sesi kısılmamış son seste duruyor. Arada birkaç gün geçti. Bir diğer komşumuz olan akrabamız sesten rahatsız olmaya başlamış. Geldi kapıyı çaldı. ‘Biraz sesi kısın’ dedi. Ben ‘Televizyonu kapatayım mı? Siz zaten 365 gün konuşuyorsunuz. Biz iki gün ses çıkarmışız hemen kapatın diyorsun. Siz de kapatın o zaman.’ dedim. Böylece konu kapandı. Sonra normal yaşantımız da yaptığımız şeyleri yapmaya devam ettik. Onlar da bir şey demedi.
-Benim ailemde o şekilde. Dedem sürekli ayaklarını sürüp yürür, kapakları ve kapıları sert kapatır şapırdatarak yemek yer gibi.
+Tabi biz de ki gibi. Ailecek yemek yerken rahat oluyoruz. İşe girdiğim zaman, öğlen yemeğinde kocaman bir masada oturuyoruz. Ben yemek yemeye başladım. Diğer arkadaşlarım gülmeye başladı. Yanımda ki arkadaşım beni dürttü ve ağzımı şapırdatmadan yemem gerektiğini söyledi. Bende şaşırdım ilk. Sonra tabağa vura vura yemeğe başlamışım tabi herkes dönmedi ama yanımda ki arkadaşım yine beni uyardı. Ben farkında değilim tabi ailemde alışmışım, böyle büyümüşüm. Sonra aklıma geldi, biz lokantada yemek yerken herkes bize dönüp bakarlardı. Arkadaşımda uyarınca kafama dank etti. Sonra herkes beni kendi halime bıraktılar. Bir de anneannem beni bilir, o büyüttü zaten. Sağır kültürü hakkında her şeyi bilir. Yaşlandıkça işaret dilini unutmaya başladı. Bana önemli bir şey anlatırken ya da benimle konuşurken kısa kesmek için sürekli ‘anladım’ diyorum. Sonra sorar ‘anladın mı?’ diye. Eğer anlamadım dersem abartılı bir şekilde tekrar anlatmaya çalışıyor, bende uzatmasın diye kısa kesiyorum. Dayım da mesela bir şeylerle uğraşıyor ve benimle konuşuyor. Sonra ben ‘anladım’ deyince tuhaf bakıyor. Genelde yaptığım bir şey kulak asmamak. Eğer önemliyse konuştuklarını anlıyorum ama ağır bir şeyse ‘anladım’ deyip konuyu kapatıyorum.
-Anneannemde böyle şeyler çok yapar. Fark ettiğim kadarıyla sağırların çoğunluğunda böyle bir şey var. Şimdi son soruya geldik. Kendince komik olduğunu düşündüğün bir anıyı bizimle paylaşır mısın?
+Maltepe’ bir arkadaşımı ziyarete gittim. Playstation 4’te futbol maçı oynuyorduk. Kaybeden yemek ısmarlayacaktı. Çok komik bir anım bu bana göre. Oynamaya başladık ve sağır arkadaşım kaybetti. Yemek ısmarlayacağı için arkadaşımın morali bozuldu. İnternetten yemek siparişi verdik, motorla getirdiler sonra kapı ışığı yandı gittim kapıyı açtım. Yemeği getiren kişi konuşan biriydi. Her şeyi getirmiş. Evde ki herkes sağır olunca, konuşmalar hareketli, kurye bizi izlerken kafası karıştı ve sessiz olduğumuza baktı. Sonra kendi dilimizde kredi kartı yaptık ve beklemesini rica ettik. Kuryenin bir şeyden rahatsız olduğunu belliydi. Sonra kurye ödemeyi almadan kaçar gibi gitti. Arkadaşım kartı aldı gitti bir baktı kurye yok. Camdan motoruna binip gittiğini gördük. Sonra herhalde bir şey unuttu geri gelir diye düşündük. Gece oldu saatler geçti geri gelmedi. Bizimde kafamız karıştı sonra aklımıza geldi. İşaret dilinde kredi kartı; bir şeyi kesiyormuş gibi yapılıyor herhalde kurye bizim onu keseceğimizi sandı ve korkup kaçtı. Sonra zaten gülmekten koptuk. Bedava yemek yemiş olduk. Hesabı ödeyecek sağır arkadaşım kaybetti diye üzülürken yemek bedava geldi. Gülmekten kopmuştuk gerçekten.
-Benimle buluştuğun ve her şey için teşekkür ederim.
Anadolu Yakası Partner Arayışlarınıza KAAN ENGİN ile Son Verin. İstanbul gibi metropol ve dünyanın gözü önüne bulunan nadir şehirler arasına girmiş kentlerde eskort bayan talepleride artmaktadır. Özellikle evliliğinde sorunu olan ve/veya pandemi nedeniyle sıkıntı, stres içerisinde olan beyefendiler haftasonu yasaklarında eve kapanmış ve her geçen gün sosyallikten uzaklaşarak, asosyal bir hayat yaşamak zorunda bırakılmıştır. Kodumun çinlileri, bir virüsle tüm dünyayı esir altına aldı bile diyebiliriz. Hatta tam anlamıylada böyle oldu. Yaşamanın ve dışarıda gezmenin ( özgürlüğün ) ne denli önemli olduğunu ve eski yaşantımızın kalitesini anlamaya başladık. Böyle sıkıntılı dönemlerde insan psikolojileride yerle bir oluyor. İster istemez herkes etkileniyor ve toplum sağlığı da etkileniyor. Tam da böyle zamanlarda ataşehir escort bayanları ile gününüzü gün etmek ve yoğun stresli hayattan biran olsun kurtulup, Keyifli vakit geçirmek isteyen bireylerin başvurduğu KAAN ENGİN ‘in sitelerinde yerinizi hemen alın. İstanbul eskort piyasasına girmiş, Müşteri olarak bayan bulmuş veya Çalışmak için başvuran hemen hemen herkes KAAN beyi bir kez dahi olsa duymuştur. Escort İstanbul gibi aramalarda hep ilk sıralarda yer alan ve 15 yılını bu sektöre adamış kaan bey, Paralı görüşen bayan arayan beyefendileri koruduğu kadar Eskort modelleri de kollamaktadır. Özellikle anadolu yakası escort aramalarında hep ilk sıralarda yer almakta ve bütün camia ‘ya sahiptir. Örneğin, Bostancı escort arıyorsunuz ama herhangi bir yeriniz ( ev, rezidans daire veya ofis yok ) Bu durumda evi olan escort bayan arayabilir veya Otele gelen eskortlar ile görüşebilirsiniz. Bostancı ‘da eskort arıyorsanız, İlla bostancı escort yazarak değilde, Bostancı’ya yakın olan kadıköy escort gibi kelimelerle arama yaparakta beğendiğiniz bayan escortları bulabilirsiniz. İlçe dışına veya semt dışına çıkma gibi sorunlarınız yok ise anadolu yakası escort partnerleri bulmanızda bir hayli kolaydır. Cinsel sağlığına önem gösteren beyler, alımlı escort ve bakımlı escort bayanlara oldukça önem vermektedir. Birbirinden kaliteli ve sürekli olarak aralarında yarış içerisinde bulunan bayanlar, Erkeklerini memnun etmek için elinden geleni sonuna kadar yapmaktadır. Sizde kaliteli bir seks deneyimi yaşamak ve unutulmaz anlara müdahil olmak istiyorsanız, kurtköy escort bayanları tamda size göre diyebiliriz. Anadolu yakası ‘nın en cazibeli ve şehvetli paralı görüşen bayanlarından oluşan kurtköy bayanları işinin ehli ve profesyonel escort olarak tanımlanmaktadır. Sevgili tribi çekmek istemeyen, kaliteli anlar yaşamak isteyen bireyler seçimini eskort ‘lardan yana kullanmaktadır. Özellikle pandemi gibi dünyayı meşgul eden ve büyük bir sağlık sorununda, Evlerimize kapandığımız şu günlerde yapacak hiç bir sosyal aktivite yok iken tek sosyalleşmeyi eve attığımız kızlar veya otelde görüştüğümüz profesyonel hizmet veren paralı bayanlarla gerçekleştirebiliyoruz. Her bütçeye uygun model olduğu gibi, Saatlik görüşen escort bayanlar veya Gecelik görüşme gerçekleştiren bayanlarda mevcuttur. Hatta bir adım öteye giderek, Organizasyonlara eşlik eden escort ve Tatillerinize seve seve gelerek adeta karınız gibi yakın davranan bayanlarda mevcuttur. Her partner arayışına girdiğinizde, sizde fosforlu K ikonu bile siteleri belli olan KAAN ENGİN ‘in escort bayan sitelerine illaki denk gelmişsinizdir. Tamamiyle gerçek bayanlara yönelik ilanlarla ile dolu olan escort sitesinde, Dilediğiniz uyrukta, boy & kilo da hatta yaşta escort bulmanızda mümkün. Birbirinden kaliteli pendik escort arkadaşları ile kadıköy barlar sokağında 2 tek attıktan sonra, bostancı ‘da bulunan 4-5 yıldızlı otellerde konaklayabilir ve kendinizi ödüllendirebilirsiniz.
Evi terk eden bir oğlu, tek oğul ve geride kalıp onu bekleyenler… Özlemle beklenen bazen çıkar gelir, bazen umutları tüketir bu da bir çeşit cinayet değil midir?
İzmir Katip Çelebi Üniversite Tiyatro Topluluğu, Jean-Luc Lagarce’in “Evdeyim ve Yağmurun Gelmesini Bekliyordum” oyununu İzmirli Tiyatro severler ile buluşturuyor.
Prömiyer Tarihi : 17 Aralık Pazartesi Saat : 15:30 Yer : İzmir Katip Çelebi Üniversitesi Merkezi Konferans Salonu
Selam dostlar, 2017 birçok açıdan bizler için sıkıntılı zamanlar olsada Türk Rock ve Heavy Metal’i açısından oldukça verimli bir yıl oldu, 2018 yılında’da bu anlamda mükemmel albümler, Ep’ler ve single’lar gerek digital platformlarda, gerekse raflarda yerlerini aldılar. Bende son 2 yılda en çok dinlediğim bu çalışmaları sizlerle kısa kısa yorumlar yaparak ta olsa paylaşmak istedim. Ülkemizde Metal gruplarımız gerçekten dünyaya meydan okuyacak cinsten çalışmalara imza atıyor. Ve bu türün hemen hemen her tarzında bir grubumuz bu yazımızda mevcuttur. Şimdi size bu albümler arasında seçtiğim albümleri paylaşmak istiyorum.
Until the Truth Comes – Religion Money Politics Deathcore ve Metalcore tarzlarını harmanlayıp, ortaya inanılmaz bir albüm olan Religion Money Politics’i çıkaran Until the Truth Comes kuşkusuz 2017 yılının en iyi albümlerinden birine imza attılar ve metalseverlerin ilgisini çektiler.7 şarkılık albümü bu iki tarza hakim olanlar başta olmak üzere tüm herkese tavsiye ederiz.
One More Page – Illusion of Duality Progresif ve Thrash Metal tarzlarını en iyi şekilde icra eden ve 2017 ye her aşamada damgalarını vuran İzmir’li grup One More Page bu yıl bu eşsiz albümlerinde yer alan Şaman Ayini isimli şarkılarıyla özellikle isimlerinden fazlasıyla söz ettirdiler, kesinlikle Illusion of Duality bu alanda çıtayı yükseğe koyan bir baş yapıttır benim için.
Carnac – Times Undone Bir diğer etkili grubumuzda Carnac ve ilk albümleri Times Undone diyebilirim. Death Metal tarzında müzik yapan grup sert ve tokat gibi sounduyla ve albümde yer alan 9 şarkıyla sarsıcı bir işe imza atmıştı.
Cenotaph – Perverse Dehumanized Dysfunctions Brutal Death metal’in yıkılmaz kalesi Cenotaph uzunca bir aradan sonra resmen Perverse Dehumanized Dysfunctions isimli albümüyle 2017’yi yıktı geçti, Dünya’nın birçok yerinde verdiği konserler ve elbette az sayıda’da olsa ülkemizde verdiği müthiş konserlerde cabası, işin kısası 2017 onların yılı oldu. Perverse Dehumanized Dysfunctions 2017 yılındanda öte bir baş yapıttır benim için.
Engulfed – Engulfed In Obscurity Sarsıcı soundu ve güçlü besteleriyle Engulfed 2017 denince aklımıza ilk gelecek gruplardan , Engulfed In Obscurity isimli albümleri ise bu yıla Death metal kanadından gelen çok güçlü bir tokat oldu. Öyle dolu bir albüm ki, içindeki her şarkı sizide derinden sarsacak buna zerre şüphem yok
Taşmektep -Kaos İstanbul’lu Thrash metal grubu Taşmektep Kaos isimli albümleriyle 2017 yılında adından ençok söz ettiren grupları arasında oldu ve grubun ilk albümü olma özelliğini taşıyan Kaos açık ara benim için çok özel bir yerde durmakta, albümde bulunan sekiz şarkıyı dinleyen herkes bana fazlasıyla hak verecektir.
The Sarcophagus – Beyond This World’s Illusion En sevdiğim Black Metal gruplarından The Sarcophagus benim bu yıl içinde açık ara hayran olduğum ve dinlemekten kendimi biran olsun alamadığım eşsiz albümleri Beyond This World’s Illusion ile 2017 denince birçok seveninin aklına gelecektir. Bu albüm kanımca ülkemiz Black Metal Tarihinde’debu türün en iyi albümleri arasında yerini almıştır kanımca
Dishearten-Portal Of Anatolia Ve işte yine bir başka efsane albüm, 2017 yılında dinlemeye doyamadığım Portal Of Anatolia Dishearten’in ilk albümü ve içinde bulunan her çalışma çok kıymetli ve yine Black Metal Tarihimizde kült değerinde bir çalışma olduğunu düşünüyorum bu baş yapıtın
Crushem-OBS Progresif Death metal’in en genç gruplarından olan Crushem ilk çalışmaları OBS ile gayet iyi bir çıkış yakaladı ve beni 2017 de fazlasıyla etkilediler. 2018’de bu çıkışlarını sürdüreceklerine inancım tam
Zifir – Kingdom Of Nothingness Ve işte Zifir, Black Metal denen bu tarzı en leş en saf ve en etkili en uğursuz haliyle icra eden grup, üçüncü albümleri Kingdom Of Nothingness ile karanlığın en etkili gücünü sizlere sapına kadar hissettiriyor, benim için yine en sevdiğim tarz olan Black Metal adına zirve olan albümlerden biride bu eşsiz albümdür.
Yaşru – Ant Kadehi Folk ve Doom Metal’i harmanlayarak kendilerine has müzik tarzıyla gönülleri feth eden Yaşru yeni albümleri Ant Kadehi’ni 2017 ‘nin sonlarında yayınladı ve yine mükemmel bir albüme imza attı ve 2017 den aldığı başarıyı 2018 yılının bu ilk günlerindede sürdürüyorlar.
Khepra- The Cosmologhy Divine Ve işte yine benim 2017 yılında en çok etkilendiğim albümlerinden biri olan İstanbul çıkışlı müthiş grup Khepra ve The Cosmologhy Divine isimli albümleri, senfonik partisyonlar, etnik öğeler death ve black metal’in dengeli uyumu derken birçok özelliğiyle 2017 yılının en özel albümlerindendi.
Edgeflame-Beyond The Pale Carcass Thrash Metal tarzının en özel gruplarından Edgeflame ‘’ Beyond The Pale Carcass’’ isimli albümleriyle adeta 2017 ‘nin yıkım ekiplerinden biri oldu. Dehşet şarkıların yer aldığı albüm gerçekten tüm zamanların en iyi Thrash Metal albümleri arasında , hala dinlemeyen varsa mutlaka dinleyin derim yoksa çok şey kaçırırsınız ha..
Furtherial – Through Struggle Part Two İstanbul’un hiç şüphesiz en iyi gruplarından olan Furtherial ilk albümü sonrası Through Struggle Part One ile yoluna devam etmiş ve sevenlerini gayet etkileyecek bir çalışmaya imza atmıştı. İlk çalışmanın devamı olan Through Struggle Part Two ise içinde barındırdığı 4 müthiş çalışma ile bu yıl beni derinden etkiledi. Şimdilik Sadece Digital Platformlarda dinleyebileceğiniz çalışmanın devamını da büyük bir heyecanla beklemekteyiz. Grubun tarzı için ise Progresif elementlerin yoğunca bulunduğu içinde ise yer yer thrash metal yer yer doom ve death metal etkilerinin de barındığı çok sağlam sentez bir tür diyebiliriz.
Merhum – Twilight Heralds Our Return Evet ilginç bir isime sahip olan grubumuz melodik black metal tarzında yaptıkları ilk albümleri Twilight Heralds Our Return ile sağlam bir çıkış yakalayan ve kendi tarzı dahilinde oldukça iyi bir grup, 10 şarkılık albümlerinde karanlığın en sert melodilerinde melodik rüzgarların etkisini yoğunca hissedeceksiniz. Türün sevenleri mutlaka bir kulak versin Merhum’a
Sarinvomit – Malignant Thermonuclear Supremacy Kadıköy’ün en tekinsiz ve en sert grubu olan Sarinvomit uzun zamandır heyecanla beklediğimiz albümleri Malignant Thermonuclear Supremacy ile net olarak 2018 yılına damgasını vurdu. Albümlerinde bu müziğin en etkili ve tavizsiz çalışmalarına imza attılar ve ben eminim bu türü sevenler, yıllar geçsede bu albümü asla unutamayacaklar, ki ben şahsen onlardan biri olacağım..
Whirlpool- Dimensional Aevum Tek Kişilik bir proje olan Whirlpool , Koray Bakırkolu tarafından 2016 yılında kurulmuş Technical/Progressive Death Metal tarzında müzik yapan isimdir. İlk albüm Dimensional Aevum bu türün tüm özelliklerini A’dan Z’ye taşıyan ve komplike bir o kadarda eşsiz riffler sizi derinden etkileyecek. 6 şarkıdan oluşan bu çalışmaya dikkat…!
Ulan – Under Radar Progresif Rock tarzında yaptıkları ikinci albümleri olan Under Radar ile farklı ve etkili müzikal yapısıyla bu yılın en etkili ve ruh dolu baş yapıtına imza atan Ulan ,12 şarkıdan oluşan bu çalışmayla adeta uçlarda gezinen ve sizi bulunduğunuz yerden alıp melankoli dalgalarına bırakıyor. 2017 yılında ençok etkilendiğim albümlerin içindeydi bu albüm ve net olarak bir baş yapıt
Sabhankra- From The Frozen Mountains Sabhankra uzun süredir her çıkardığı albümle bizleri mest etmeyi başarmış yegane gruplardan hiç şüphesiz, son albümlerinde dahada karanlık ve soğuk melodilere imza atan grup, From The Frozen Mountains ile yine yaptı yapacağını ve sevenlerini kendine hayran bıraktı…Hala Sabhankra dinlemeyenler varsa şiddetle tavsiye ederiz.
Desecrate- Schizophrenia İstanbul çıkışlı ve sevilen melodik death metal gruplarımızdan Desecrate, uzun süredir üzerinde çalıştıkları yeni albümleri Schizophrenia ile sevenlerini memnun etmeyi fazlasıyla başardı. 8 şarkıdan oluşan albüm hem Cd formatında, hemde digital platformlarda yayınlandı.
Amras Numenesse – Venomous Twilight İzmir’in en sağlam metal müzisyenlerinden Amras Numenesse büyük emek verdiği yeni albümü Venomous Twilight ile özellikle Senfonik Black Metal severlerin ilgisini çekecek tarzda ve etkili bir müzik yapıyor. 14 şarkıdan oluşan çalışma digital olarak yayınlandı. Türün meraklılarına duyurulur.
Diken- Hadeyan Ülkemizin en önemli Heavy Metal gruplarından Diken yeni albümü Hadeyan ile yine o bildiğimiz ve çok sevdiğimiz taş gibi diken şarkılarına imza attı ve büyük beğeni topladı. Ağır Metal’in ölmeyeceğini bu albümle birkez daha ortaya koyan grubun albümünde 16 kült çalışma yer almakta
Sülfür Ensembe -II – Four Songs About Religions, Hard Rock, Binding And John Entwistle Stoner/ Doom Metal kendi deyimleriyle ise Doom’n’Roll’un çılgın ekibi Sülfür Ensemble ikinci çalışması olan II – Four Songs About Religions, Hard Rock, Binding And John Entwistle ile yine tamda onlardan beklenen kalitede bir çalışmaya imza attı. 4 Şarkıdan oluşan albüm önce digital platformlarda sevenlerine sunuldu, sonrada cd formatında yayınlandı.
Sis-Karanlığın Fısıltıları Bizzat solisti ve kurucusu olduğum Tekirdağ çıkışlı Blackened /Progresif/Doom Metal grubu SİS İkinci albümü olan Karanlığın Fısıltıları ile karanlık ve melankolik bir çalışmaya imza attı. 8 şarkıdan oluşan albüm. Öncelikle digital platformlarda yayınlandı. Yakın zaman içinde albüm CD Formatında yayınlanacak.
Ohol Yeg- Karanlık – We Despise the Crescent (Split) Ankara’nın soğuk ve buhranlı havasının iki karanlık yansıması olan Ohol Yeg ve karanlık Black Metal tarzında oldukça iddialı bir spilt çalışma ile bu yıl gerçekten oldukça iyi bir işe imza attı ve türün sevenleri tarafından ilgi ile karşılandılar.
Türk Pop Müziği Özellikle 60’l ı ve 70’li yıllarda Aranjman ya da Hafif Batı Müziği olarak ülkemizde yerini almış ve o dönemin popstarları, genellikle yabancı şarkılara Türkçe söz yazılan eserleri yorumlayarak gündeme geliyorlardı, fakat 80 ‘li yıllarda Türk Pop Müziğinde çok özel birleşmeler ve yepyeni üretimler başlamıştı, Örneğin Kayahan ve Nilüfer , Fikret Şenes, Ajda Pekkan , Çiğdem Talu, Melih Kibar ve Erol Evgin gibi oluşumlar, bu müziğin altın çağını yaşamasına sebebiyet vermiştir, tüm bu özel isimlerin dışında bu birleşmelere göre çok daha özel bir yerde duran bir üçlü vardır ki, bu üçlü sadece birlikte çalıştıkları o yılları değil, o günlerden bugüne, yarattıkları eserler ile hala pop müziğimize ışık tutmaktadır. Aysel Gürel, Sezen Aksu ve Onno Tunç ‘tan bahsediyoruz elbette, şimdi gelin bu üçlü’nün birlikte hangi çalışmalara ve eserlere imza attıklarını ve Türk Müziğine nasıl damga Vurduklarını hep beraber inceleyelim.
Aysel Gürel , Sezen Aksu, Onno Tunç
İlk Olarak 70’lerde Kovaladıkça kaçan Ateş Böceği misin? İsimli çalışmasıyla tanınan ve aynı zamanda tiyatro adına da önemli çalışmalara imza atmış olan çılgın kadın Aysel Gürel (Aynı zamanda ünlü oyuncular Müjde Ar ve Mehtap Ar’ında Annesidir), bir gün tanıştığı ve Kaybolan Yıllar gibi bir esere imza atan Sezen Aksu ile çalışmaya başlar, Minik Serçe ve çılgın kadın birlikte gayet uyumlu çalışırken, Sezen Aksu’nun yolu delicesi aşık olacağı usta müzisyen Onno Tunç ile birleşir ve bu aşk hem Onno’ya Hem de Sezen’e öyle eserler yaptırır ki, resmen yaşadıkları bu çok özel aşkın her halini Sezen Aksu’nun 80’li yıllardaki her albümünde buram buram hissedersiniz. Sadece Aşkmı? Elbette hayır Onno Tunç Sezen Aksu’nun resmen bir dönem hocalığını yapmış, ve çok etkilendiği Ajda Pekkan’ın yorumuna benzeyen şarkı söyleyiş stilini değiştirmek için yoğunca çalışmıştır hatta Sezen Aksu bir röportajında ‘’Galiba ben bu Mesleği yapamayacağım diye düşündüğünü belirtmiştir’’ Ta ki birgün Sezen öyle bir seslendirmiştir ki şarkıyı o zaman da Onno ona işte artık sesini buldun demiş ve bu anlamda herşey Onno’nun istediği gibi olmuştur. Aysel Sözleri Yazar, Onno Tunç Besteler, Sezen Seslendirir.. Evet dostlar, Aysel, Sezen ve Onno üçlüsü artık hazırdır ve bir arada mükemmel bir uyum yakalayarak çok özel eserlere imza atmaya başlarlar. Bu Çalışmalarda genellikle Aysel Gürel şarkı sözlerini yazar, Onno Tunç beste ve Aranjelere imza atar, Sezen Aksu’da müthiş bir şekilde yorumlar. Ama arada bu durum değişir elbette Bazen Aysel ile Sezen birlikte yazarlar, Onno Tunç besteler, bazense sadece Sezen yazar, onno besteler, bazen de sadece Sezen yazar ve besteler ,Onno Aranjesini yapar. Genellikle bu şekilde çalışırlar, elbette Atilla Özdemiroğlu’da onları yalnız bırakmaz..
SADECE AŞK MI? Genel anlamda aşktır bu muhteşem üçlüyü besyen, ama bazen toplumsal konularda besler bu özel çalışmaları, örneğin 17 yaşında idam edilen Erdal Eren için yazılmıştır Son Bakış, Savaş Ay’ın çektiği o meşhur fotoğraf Aysel Gürel’i çok etkilemiştir. Üçüncü kızımsın dediği Sezen Aksu’da Güllerim Soldu’yu Gürel’e adamıştır. Aysel Tiyatroculuk zamanında yaşadığı bir olayı anlatmış Sezen’e ve serçemiz de bu konudan çok etkilenmiştir. Kısacası birbirlerinin yaşamları da çok etkilemiştir bu üçlüyü..
SEN AĞLAMA Birgün Sezen Aksu Aysel Gürel’i ziyaret eder ve eve girdiğinde eline bir kağıt parçası geçer, hasret oldu ayrılık oldu diye başlayan, Aysel yazdığı bu şiiri beğenmemiştir, fakat Sezen çok etkilenmiştir.Hal böyle olunca bunu ister Aysel’den ve kendisi de birkaç cümle ekler ve Serçe’nin büyük aşkı OnnoTunç’ta muazzam bir beste yapar. Ortaya çıkan eser ‘’Sen Ağama’’dır. İşte bu muhteşem eserin hikayesi budur.. 80!li YILLARDAN 90’LARIN BAŞINA Aşkın her halini bizlere en derinden yaşatan bu üç özel insan, 80’lerden 90 lara birçok eseri kazandırmıştır müziğimize içlerinde hangi eserler yoktur ki, Sen Ağlama’dan, Ünzile’ye, Geri Dön’den, Sultan Süleyman’a, Hasret’ten, Haydi Gel Benimle Ol’a, Bırak Beni’den ve Sarşınım’a kadar nice özel esere( bu eserlerin bir çoğuna aşağıda yer vereceğiz.)
GÜLÜMSE (1991) 1991 Yılında yayınlanan ve Türk Pop Müziği denince akla gelen ve bu müziğin mihenk taşlarından olan Gülümse albümü, Aysel, Sezen ve Onno üçlüsünün son baş yapıtı olmuştur. Bu albümden sonra Sezen ile Onno’nun yolları ayrılmıştır ve ta ki 1995 yılında ki Işık Doğudan Yükselir isimli albüme kadar hiç çalışmamıştır Serçe ve Onno , Aysel Gürel ile de uzun bir ara vermişlerdir çalışmaya, Sezen Aksu farklı müzisyenlerle yolculuğuna devam ederken, Aysel Gürel ve Onno Tunç Pop’un yine çok önemli isimleri olan Nilüfer, Zerrin Özer ve Asya ile çalışmalarını sürdürmüş ve başarılı çalışmalarıyla yine önemli eserlere imza atmışlardır. Ama Sezen, Aysel ve Onno Pop Tarihimizde çok ayrı ve özel bir yerde durmaktadır her daim..
AYSEL GÜREL , SEZEN AKSU ve ONNO TUNÇ İmzası Taşıyan En Önemli Eserler Ah Mazi, Bırak Beni, Bir Başka Aşk, Değer mi?, Hadi Bakalım, Haydi Gel Benimle Ol, Hoşgörü, Ne Kavgam Bitti Ne Sevdam, Sarışınım, Sen Ağlama, Geri Dön, Tükeneceğiz, Seni İstiyorum, Son Bakış, Yalnızca Sitem, 1945, Bir Başka Aşk, Bu Gece, Seni İstiyorum, İstanbul Hatırası, Beni Yak, Namus, Tutsak, Geçer, Gidiyorum,Şinanay,Gülümse
Neden yazı yazma ihtiyacı hisseder insan biraz kafa yorayım istedim bu satırlara başlarken…
Bir sürü sebebi olabilir yazı yazmak istemenin elbette, bana göre en temel sebeplerinden biri insanoğlunun bir iz bırakmak istemesidir dünyaya…
Kendinden bir parça, gerek kendine gerek evrene dair herhangi bir duygu, bilgi paylaşımı içinde bulunarak ve bunu yazıya dökerek tarihe şerh düşer kişi ve yalnızlığından sıyrılmış olur bir nebze.
Çünkü insan sosyal bir varlıktır ve tarihsel süreç içerisinde iletişim halinde bulunmak en temel ihtiyaçlarından birisidir. Beden dili, sözlü iletişim ve nihayetinde yazılı iletişim dahil olur hayatına…
Çok şeye şahit oluruz hayatın içerisinde ayrı bireyler olarak hepsi birbirinden farklı deneyimler gibi görünen, dikkatle ve derinlikli incelediğinde genelinde benzerlikler gösteren bir sürü yaşam hikayesi…
Bir yazarın, bir doktorun, bir temizlik görevlisinin, bir kedinin, bir çiçeğin yaşam hikâyeleri…
İnsanın şansı ise kendini ifade etme yeteneği açısından daha donanımlı bir varlık olmasıdır. Yaşamın ruhunda oluşturduğu tezahürleri paylaşmak için çeşitli yollar icat etmiştir böylelikle ve yazıya sığınmak en güzel olanlarından biridir belki de…
Çünkü söz uçar yazı kalır en nihayetinde.”Ben yaşadım !” der birey yazıya dökerek olan biten her ne ise hayatta ve ruhunda, okunsun ve anlaşılsın ister satırları varlığında ve yokluğunda…
Asıl soru işareti şurada başlar benim için; okuyucuya bu aktarılan deneyim ne kadar netlikle ulaşabilir? Kalemi tutan el, mürekkebi gören gözle ne derece hemhâl olabilir…