Etiket: fındık

  • Yürek Atışlarımızdaki Nabız Feneri

    Yürek Atışlarımızdaki Nabız Feneri

    Yürek atışlarımızdaki nabız feneri Bizim köşe bucak saklanıp kolladığımız ve korumaya çalıştığımız kalp atımınızın her an çarptığı ve en dokunaklı duygulara doğru yol aldığı, adına SEVGİ dediğimiz ve rotasını dahi bilmediğimiz yol… Neleri gömdü, neleri doğurdu, neleri çıkarıp ortaya koyduğu haritasız olan o yol. Kritersiz ve bir o kadar da heyecan yüklü. Sanırım sevginin daima artığına, en azından kendi adıma ve payıma bunu olabildiğince hissettiğim yol. Geriye dönüp de bakmak istemediğim, ardımda sıradağlar- sıranehirler- sıraaşklar- sıra şehirlerin olduğunu bildiğim… Sanırım bu defa yerkürenin doğru frekansını ayarladim! İlk defa kuşkularımdan arınıp, heyecanlarımın olabildiğince kuşandığı ve gemilerimin ihtişamla sevgi sahillerine vurduğunu hissettiğim yol. Dalgalarımın sesi vuruyor birilerinin uçsuz bucaksız kalp atışlarının içine! Bunu ilk kez hissetmenin verdiği huzur- sağladığı rahatlık- getirdiği ferahlık beni hayata ve sevgiye gebe bırakıyor. Bu yolun haritasını cebimden çıkarıp atma isteği ile, yani yolun sonunun gelmemesi arzusunu yaşatan kaderime şükür ediyorum! Yol biter mi? Uçsuz bucaksız vahalarda gördüğüm bir serap da değil bu yaşadığım. Hissettiğim ve bildiğim sevgi karşısında sevgilerin sınandığı yörüngesizlikte olan bir yörünge… Deli yelkenlerimi şişiren sevgi rüzgarı bu esen. Bunu hissedebilmenin erdemi- yaşayabilmenin meziyeti, bugün kuşların yaş günü diyebilmenin cesareti ile doluyum. Şairim üstelik yaşım kadar ama bir o kadar da toyum bu sevgi bağında… Ve insan bütün kötülükleri kainatın diğer ucuna döküp bu yolda olmak istiyorsa hatta yürüyor ve mesafe de aldıysa ardına bakmamalı. Sevgililer günü yalnızca bugün değil. Bu yolda olanlar için daima sevgi anı oluyor ya işte böyle biçimli zamanlardayım. Dün oldu şu an. Sevgi düşleri yayıldı her tarafa, sanki etrafımda cıvıl cıvıl çocuk bahçesinin oyunları sürüyor. Ve örümceğim her şeyden haberli ağlarını örüyor. Oyun sürmeli diyor gündüz gece, sevgiden gelen bir ses. Çiçekli valizler açılmalı. En ateşli rakkaseler eşliğinde. Ve çağırmalı bizi yanına kurtarıcı sevgi… Almalı sorgusuz koynuna.

     

     

  • AsafateD efsane albümleri  “Tout va Bien” in 20. yılını konserlerle ile kutluyor.

    AsafateD efsane albümleri “Tout va Bien” in 20. yılını konserlerle ile kutluyor.

    Death Metal’in en önemli gruplarından Asafated kariyerlerinde özel bir yeri olan “Tout va Bien” isimli albümlerinin 20.yılını 5 özel konser ile kutluyor .İstanbul-Beyoğlu  , Ankara, İzmir,Bursa ve Kadıköy’de gerçekleşecek olan bu konserleri sakın kaçırmayın ve elbette YERALTI DÜNYASINI DESTEKLEYİN !!

  • ÇAĞIRAN A’ŞK

    ÇAĞIRAN A’ŞK

    Kiminin kulağına fısıldar, kimine bağırır.
    O, sizi çağırdığı zaman, onu izleyin.

    Mıh gibi aklımdasın.!
    Alnımıza yazılan alınyazımızı yine alınterimizle, her emeğin düşmanı iblis’e inat birbirimize yürüyerek değiştirebiliriz.

    Değiştirebiliriz inan.
    Karın altında kurulan gözü kara bir düş de, meşeyle selvi birbirinin gölgesinde büyümez de,
    Ne dersen de …

    Çağıran aşk /

    Aşk, tavlasında en rahvan yanınla, yorgun sol çeperine bir çentik at. Bu senin resmi tarihini temize çektiğin, beni bilebildiğin, bendeki senin miladın olsun.

    Beni bil, bana yürü.!

    Üç adımda/
    Üç hakkınla/
    Kulağına üç kere üflenen isminin hatrına.

    Çağıran aşk /

    Bu dünya bize göre değil biliyorum. Ve yine biliyorum ki, ölmek isteyene içinden geçen her mezar uygundur. Matem kusan makberler, kimine gümüşten mesken.
    Sınırları alabildiğine zorladık, kuşların peygamberi, anka’ya dost olduk sonunda.
    Dünya çekip gitti ayaklarımızın altından,bize gördüklerinden çürümüş gözler bırakarak.
    Med cezir soluklarla, sıradan sırlarımızla büyüleyelim birbirimizi.

    Bir yanımızda gam bitsin, diğer yanımızda süsenler bırak.

    Ben senin yarımın,
    Ben senin yarının,
    Ben senin bilip yanıldığın,
    Yaslarından ve yaşlarından yarattığın
    Yana yana
    Yandığın külüm
    Bilmeden, bilmeyi yeğlemeden tutunduğun
    Tam düşerken çağırdığın yanım.

    Çağıran aşk /

    Kalbe giden tek damara sahip, parmakla işaret ediyor aşk /
    Ben ki, çiseleyen yağmur gibi sabırla yazıp, şiirlerle kundaklıyorum hayatı.
    Yaslan duygu dünyama, inan kimseler ağıt yakmaz külden devşirmelere.

    Söz sana!
    *Karıncanın eğilip su içtiği yere kadar.

    Her aşk, sırlarla sırlanmış kaderini bekler araf’ta.

     

    H. Nur Düzenli

    *Yaşar Kemal

     

    Hamide Uğurlu

     

  • being and nothing

    being and nothing

    Resimsiz bedenler ve ruhumuz naif bir dövme.
    güneş batıncaya kadar dövüşürüm gölgemle.

    kelimesiz bir şair, sağır bir şarkı

    anısız bir fotoğraf gibi

    ben, baharını kaybetmiş bir dal parçası

    sırtı kanamış kopuk bir şahin

    yıllara savrulmuş unutulmuş bir aşk mektubu

    karalanırım kaldırımlara.

     

    ..

    Var olmak kişisel bir sendrom ya da sancıydı.

    Belki de bir mevsim geçişi elbiselerini soyunduğun.

    Belki de hiçbiri.. burası da sana kalmış.

     

     

    being and nothing

     

     

    i n t r o

     

    repertuarımız insan sayısı kadar geniştir.

    her bir ses yüzyıllardır aradığı şiiri giymeyi bekliyor.

    İşte bu yüzdendir bütün koşuşturmamız

    Ve ortalığın dağınıklığı.

     

    (I)

    yazmaya dalmak, kendini adadığın ritüel bir âyindir.

    yastık kılıfına doldurduğun hayallerin / her gece yatmadan önce

    kısa metrajlı bir filmdir gecenin gökkuşağından yuvarlanan.

    Tanrı’ya fısıldadığın duaların, herkesten sakındığın yara izlerindir.

    sen de artık uzun kollu giysiler giyebilirsin.

    sen de

    artık..

    gece ile gündüzün yerini değiştirebilirsin.

     

    A M A

    insan bedenin geometrisinin hacmi akan gözyaşlarıyla küçülür. kaburgalarını kırarcasına bir gürültüyle bağıran yürek, beden büyüklüğüne ters orantılı bir şekilde genişler.

    kaybedersin ve kaybettikçe daha çok seversin; çevrenden, vücudundan, aklından, ellerinden, gözlerinden ayırdığın/kopardığın her şey, sadece kendi yalnızlığınla bir-iki kadeh içebileceğin kadar bir süreyle sınırlıdır.

     

    kaybetmek ve kaybetmemek birer tercih meselesidir,
    gerisi sadece baş etmeye düşer.

    matematikten anlamayanlar için tekrar ediyorum: bir şeyin ona ait özelliklerini küçültmek/atmak/çıkartmak, o şeyin ait olduğu şeylere mahrum olacağı anlamına gelmez. çünkü sadeleştirmeler, hızlı işlem yapabilmek için vardır. giden her şey, her şeyiyle terk ettiği o şeye denktir. işte bu kadar ince bir meseledir problem çözmek.

     

     

    (II)

    hiç kuşkusuz ki, her yazar yeryüzüne ithaf eder tüm kitaplarını.
    gerekçe olarak gösterdiği şey ise: hayatının son sahnesi olan ölümün, gezegendeki tüm varlığını alıp götüreceği korkusudur. bir denklem oluşturacak olursak eğer ve bunun sağlamasını yapacak olursak, asıl olanın, ‘ölüm’ denen olgunun rotasını çizdiğin hayatında hiç haberin olmadan çekilen bir fotoğrafta patlayan bir flaş olduğudur.  gözlerini kamaştıran bu ışık, aslında, geride bıraktıklarına, sevdiğin kadına, aslında yeryüzündeki sevdiğin o tek kadına ithaf ettiğin kitaplarına, birlikte koştuğunuz kaldırımlara, saydığınız yıldızlara ulaşamayacağının / uzanamayacağının distopyasını kabullenemeyişindir.

    ..
    belki bir gemisin, motorlarını sürersin okyanuslara
    ama aslında
    ruhunu gizlersin limandaki martıların arasına.

     

    İşte tam bu noktada

    dış dünyanın var olduğunu belirten

    onun herhangi bir yerine ait olmamı isteyen

    birtakım sesler duyuyorum.

    neyse..

    şimdi geriye doğru sayalarım.

    adımlarımızı yavaşlatıp,

    çıplak ayaklarımıza batan kıymıkları koparalım bedenimizden.

    çünkü onlar senden öncekilerin yenik düştüğü acıların kırıntılarıdır.

     

     

    Acıların seni büyütür, sayısı arttıkça taşıyamaz düşersin.

    Ama her geri sayımda büyür ve güçlenirsin.

    işte bu yüzden geriye doğru saymayı öğrenmelisin.

    Kapılar kırılmayı bekliyor.

     

    being and nothing – exodus / I

     

    bağırıyorum ama kendi sesimi bile duyamıyorum.
    güneş artık binalar arasında saklambaç oynuyor.

    (sesimin kısıklığı utancımdan değil, ruhum avazı çıktığı kadar bağırdı zamanında)

     

     

    being and nothing – exodus / II

    sesler.. sesler..
    birtakım sesler duyuyorum

    ama hâlâ doğamıyorum.

    avuçlarıma ektiğim tohumlar, gözlerimden açıyor.

    bedenimi bir orman için bağışlıyorum Tabiat Ana’ya,
    hiçbir yerimde boşluk kalmayacak şekilde jiletleyin vücudumu.

     

    being and nothing – exodus / III

    her şeyinizle, tüm kötülüklerinizi örterek hepinizi sevdim.
    tüm karaktersizliğine inat,
    hâlâ var olamayışınıza
    hâlâ bir başkasının gölgesinde yaşayışınıza inat
    sizi siz gibi sevdim..

    ama
    pek azınız dışında herkesi sevemedim.

     

    sevmek bölünerek çoğalmaktır, hem de herhangi bir rahme ihtiyaç duymadan.

    lütfen hiç aşık olmamış gibi davranmayı bir kenara bırakıverin tüm sakinliğinizle.

     

    usulca çekiliyorum,

    kendinize iyi bakın.

    sahne sırası sizde artık,

    ben koltuğuma oturmuş ayaklarımı uzatmış sizi izlemeyi heyecanla bekliyorum.

     

    being and nothing – exodus / IV

    işlevselliğin yitirilişi bir zihin travmasıdır.

    deforme edilen veyahut belirli standartlara uyumlu hâle getirilen, kısıtlı davranışa güdülenen zihin, eylemliliğini dar bir pencere ekseninde sürdürerek, yaşamını istediği hayatın gayesinden farklı bir yöne sürükler ve işlevselliğini kaybeder.

    yaşamak insanda, varolmaya uzantı bir şekilde etkileşime girerek niteliksel doygunluğa varmaya/ulaşmaya çalışır. ( ya da yaşamak varolmaya uzantı bir şekilde, birbirlerini etkileyerek niteliksel doygunluğa varmak/ulaşmak biçimidir. belki de elde etmeye çalışmaktır.)

    ..

    (Bulutların ardına uzanmaya çalışan bir son)

    Tabii ki de son söz, ilk sözdür. Son olduğunu iddia edebilecekler bir avuç azınlıktır (belki). Çünkü varoluş insanın içerisindeki sürdürebilir bir enerji kaynağına sahiptir. Yeter ki sen bunu görebilmek için perdelerini nasıl aralayacağını bil!

     

    gerçekliğin sahnesi acıysa eğer,
    acı ve gerçeklik eş anlamlı mıdır?
    çocukluğunda dolabın arasına gizlenerek oynadığın saklambaç
    şimdilerde sobelendiğin ciddi bir şaka.

    yeni geldim, az önce elektrikler kesilmişti.
    gülümseyebileceğimi göremedin mi yoksa karanlıkta?

     

    defteriU

     

     

  • Eskişehirli Black Metal Grubu Black Omen ‘den Yeni EP Öncesi Sürpriz Şarkı

    Eskişehirli Black Metal Grubu Black Omen ‘den Yeni EP Öncesi Sürpriz Şarkı

    Black Omen, uzun süredir sabırsızlıkla beklenen EP çalışması “Darkness is My Essence”i 1 Mart 2019’da dinleyicileriyle buluşturmaya hazırlanıyor. Ama grup aynı zamanda EP’ye de adını veren “Darkness is My Essence” isimli şarkıyı sürpriz bir şekilde EP öncesi dinleyicilere sundular.

    Şarkıyı dinlemek için;

    https://blackomen.bandcamp.com/album/darkness-is-my-essence-ep-2019

     

     

     

     

  • Nefes Al…

    Nefes Al…

    Hadi koşsana durma… Hadi daha hızlı olmalısın… Akrebin yelkovanı kovaladığı durmadan kovalamalısın sen de hayatı… Oradan oraya, oradan oraya… Durmamalısın… Durdun mu bir kez sanki tekrar devam edemeyecekmiş gibi hissedersin zaten kendini sonsuz gibi gözüken bu oyunda…. Oysa koşarken peşisıra hayatın kaçırdıklarının farkında bile değilsindir… Mesela en son ne zaman koştun delicesine, ne zaman saçlarının içinde hissettin rüzgarı, ne zaman ıslandın iliklerine kadar, ne zaman hani o akerdeon çalan minik kıza eşlik edip dans ettin delicesine? Bilmezsin, hatırlamazsın bile… Onun için sadece dur ve nefes al bir kere…

    Fotoğraf © Batuhan Türk

  • Meme

    Meme

    yaz gelmiş ….okullar kapanmış..üst mahallenin çoçukları sürüler halinde sahillere inmeye başlamıştı….çünkü sahillerde insanlar başkadır…yaşadığımız mahalleler gibi değil…çoğunluğumuzun babaları yakınlardaki fabrikalarda çalışan işçilerdi….evlerimizin yapımı başladığında hepimiz çok küçüktük..babalar çalıştı… ve yıllar geçtikçe evlere yeni odalar eklendi ..plan proje yapmadan kaç çoçuk varsa ona göre …..çoçuklar ve evler beraber büyüdü..evlerin sayısı çoğaldı ve birleşti ..koca mahalle oldu..bahçelerimize ektiğimiz ağaçlar büyüdü…meyve vermeye başladı..avcılar 1983….avcılar çoçuğu olmak garip bişeydir…. istanbul a yakın bir yerde ama hala köydesin….. .sabah ve akşam aksaray a giden magırus marka otobüsün dışında pek bi ulaşım yoktu……komşumuz erdoğan abinin arabası sarı ve siyah..birde belediye otobüsü günde 2 kere taksim ve aksaray a giden..76 t..ve 141 …sade ve izole hayatlarımızı yaşıyorduk….herkes herkesi tanırdı..dindar ve özünde iyi basit insanlardı ebeveynlerimiz…..ve biz…onların çoçukları.bizim köylü aksanımız yok .arada bir yerdeydiz…köklerimizin olduğu yer için fazla şehirli ….buradakiler için de fazla köylü…..çoçukluk biterken artık bu dünya yani mahalle bizi kesmez oldu….oysa…sahil ışıklıdır…..sahil de müzik vardır…..evler güzeldir…felan filan… ve yani aslında genel olarak hepsinden öte tek şey…..kızlar….sahilin kızları daha rahattır ….plajlarda olanları dikizlemek kadar güzel bişey bilmiyorum…..suçluluk duygusu ve yasakları beynimden silip sahilin büyülü dünyasına kapılmak…bikiniler mayolar…güzel kadınlar…..ergenlik çok berbat bişeydir..hormonlar adamın ağzına sıçar….. artık sorunun vardır…. çoçukluk bitmiştir…..yıl 83 ….gorbaçov ve berlin duvarı yıkılmış…..ve maykıl ceksın beat ıt ile yıkıyor ortalığı..yeniden yapılanma glastnos ve perestroika…sscp dağılıyor ve dünya değişiyor…biz ne yapıyoruz??.. aynalar..biryantin ve jöle..berberler..saçımız..ve o yıllar moda olmaya başlayan yıkama kot pantolon ve spor ayakkabılar….hep bunlar kızlar için……onların olduğu yerlerde takılır… .havalı havalı yürür .dikkat çekmeye çalışırdık..o yıllar kızlarla iletişim kurmanın marsa gitmekten zor olduğu bir yerdi avcılar….ağır baskı, küçük yerlerin , şanssız çoçuklarıydık.. ve bu yüzden çok yalancıydık hepimiz.. birbirimize yaşamadığımız kız maceralarımızı anlatırdık..oysa zavallıydık..yaşımız nerdeyse 14 15 16 olmuş ve hala bir kızla öpüşememiş hatta elele bile tutuşamamıştık.. …sıfır..ama umutluyduk..tom cruıse saçlar..top gun yılları..filimlerde ne kadar kolaydı bu işler..amerika ne kadar güzeldi..hatta sahilden bile güzel….haziran 23 ..işte o gün..benim için bir milat….o gün her zamanki gibi iskeleye gelmiş etrafı kesiyordum..yalnızdım..kimse gelmemişti mahalleden..iş çıkışı sıcak hava beni sürükleyip buraya getirmişti..kamp gibi bir yerin iskelesine yakındım..buraya yüzerek gelmiştim..çünkü kapıdan girecek param yoktu..etrafta çok güzel ve farklı kızlar vardı..alamanya dan kesin dönüş yapan ailelerin çoçuklarıydı çoğu.babalarının arabaları kartal ve doğan ve renault değildi..üsterinde bagaj takılı ford taunus veya mersedes vs vs..alamancılar ve onların kızları.. …çok tatlıydılar..tenleri bizim gibi kavruk değildi bi kere..iyi beslendiklerinden mi bilmem ama iri yapılıydılar…..onların ve erkek arkadaşlarının denizde şakalaşmalarını seyrederdim…orda olmak isterdim.. sonuçsuz kesişmeler veya denemeler …fark edilme isteği..oradalardı ama cesaretim yoktu.. tanışmak için….özellkle de kıvırcık küt sarı saçlı olan tatlı surat……onca bakışma.. .onca vazgeçilmiş tanışma konuşması denemesi…iskeleye çıkıp atlamaya karar verdim..iskele tahtadan ve oldukça geniş ….oldukça yüksek….uç tarafı oldukça derindi..ve ben atlayış konusunda hakikaten rakip tanımazdım……uzunca bi süre kollarımı gerdim bi yandan etrafı inceledim… evet bana bakıyorlardı..o an gelmişti..iskelenin ucunda ayakta duran kızların arasından atlayacaktım..sarı küt saçlının tam önünden….o da bana sonra ne kadar güzel atladın yada adın ne senin?  diyecekti.. ve hayran olacaktı.. berbat plan …evet..o gün bile bunu biliyordum..ama en kötü fikir bile bazen mantıklı gelebiliyor eğer çaresizsen… sonra atlayışa geçtim…..hızlıca koşarak iskeleyi katedip ,ayaklarımı iskelenin tabanına vurup birden ellerimi kaldırdım…çok sert ve kararlı… sol elim yumuşak bir şeye çarptı…havalandım…uzaya fırlatılmış bir füze gibi iskeleden ayrıldım…yükseldim….en yukarı doğru kendimi çektiğimde aklıma dokunduğum şey geldi…..neydi o yumuşaklık ?yükselmenin bittiği ve düşüşe başlayıp suya daldığım an cevap kafama birden dank etti …..meme……….hayır olamaz..meme….yani göbektir..olamaz… o kadar…..of hayır…. meme…….kesindi ….suyun içindeyim .. yüzbinlerce yıl kalırdım suyun içinde nefesim yetse ..ne olacaktı şimdi..panik bir ergen geleneğidir……ama suyun içinden çıkmam ve iskeleye çıkıp terlik ve yanımda getirdiğim maskemi almam gerekiyordu… çıkmam gerekiyor o lanet iskeleye..çaresizce nefesim bitene kadar suda durdum ve beni göremeyecekleri kadar iskele ayağına yakın merdivene gittim dipten..iskele merdivenlerinden ağır ağır çıkarken kimsenin orda olmamasını diledim ..merdiven trabzanlarını tutarak çıkıyorum. … artık o an geldi….kafamı kaldırdım küt sarı saçlı kızın anlamsız bakışları karşıladı beni.ve yanında şakalaşan arkadaşları….gözleri…..alaycı mı..?kızgın mı.???.anlamadım..özür dilemek ?? ama gücüm yok buna..bi an …çok kısa bi an..o bakış….sadece iki saniye.kaçırdı sonra…oralı bile olmamıştı …çok sonradan okuyacağım özdemir asaf şiiri gibi..ölüm gibi bir şey olmuş ama kimse ölmemişti..tabi sadece benim için…maskemi kafama ve terliğimi elime aldım…az önce havalı ve korkusuz yaptığım atlayıştan sonra…usulca ve çivileme atladım…..suyun içinde giderken bir daha buraya gelmeyeceğim türünden tutamayağım sözler veriyordum kendime..ama bi yandan da bütün olanların utancının gerisinde mutluydum…o biliyordu… biliyordum..haziran 1983 akşam üstü …sahil..ve küt saçlı kız ve dokunduğum ilk yabancı meme.

     

     

     

  • Kaçıncı Tekrar

    Kaçıncı Tekrar

    Kaçıncı boşluk bu tekrar tekrar başa saran.

    Kaçıncı yaşanan..

    Tıpkı gidişi gibi ölüm sessizliği.

    İnsanlığın üstüne atılan ölü toprağı gibi tekrarlara sığmayan bedeni.

    Suskunluğu her geçen gün kaos yeri.

    Farkına vardıkça ruhumu acıtan hatıralar gibi.

    Bu kaçıncı boşluk.

  • GRUNGE DEVRİMİ

    GRUNGE DEVRİMİ

     

    (GRUNGE DEVRİMİ)

    Doksanlara damgasını vurmuş, günümüzde pek temsilcisi kalmamış olsa da etkisini devam ettirebilmiş, sadece müzikal anlamda değil, hayatın pek çok alanına etki etmiş bir kültüre ön ayak olmuş “GRUNGE” yıllarından bahsetmek istedik, kendimizce, dilimiz yettiğince. Keyifli okumalar 🙂

    Bir dönemi ciddi anlamda sallayan “GRUNGE”  punk-metal karışımı bir müzik türü olarak ortaya çıktı 1980’lerin ortasında. Türe adını veren ise Mr Epp And The Calculation grubunun vokali Mark Arm oldu. Bir gün bir fanzine icra ettiği müziği tanımlarken “ PURE GRUNGE, PURE NOISE, PURE SHIT” dedi ve o günden sonra türün adı “GRUNGE” olarak kaldı.

    (Mark Arm ve Kurt Cobain)

    Dedik ya sadece bir müzik türünden ibaret değildi “GRUNGE”, özellikle Seattle’ da ortaya çıkan ve türün temsilcileri haline gelen Nirvana, Soundgarden, Alice In Chains ve Pearl Jam ideolojik ve politik bir tavra sahiplerdi, kıyafetleri ekonomik ve toplumsal konumlarını yansıtır  şekilde eski ve gösterişten tamamen uzaktı. O ana dek metal müzik konserlerinde headbang yapılırken, deri ve siyah renk kostümler, ağır siyah postallar tercih edilirken, artık sahnede uçan, davula kafa atan, gitar parçalayan, sahne direklerine tırmanıp seyircinin üzerine atlayan, kaçık, mutsuz ama fazlaca samimi, deri ve siyah yerine, oduncu gömleği, iki kuşak önceden kalmış eski hırkalar, şortlar, yırtık kotlar ve Convers  tercih eden bir akım geldi. Şarkı sözleri birer intihar notuydu, yalnız ölüyorlardı, StaleyKayıp çocuklar” diye bahsediyordu bu akımın peşinden gidenlerden, dergilerde ise “Boşanmış ailelerin mutsuz çocuklarının başlattığı bir akım” olarak bahsediliyordu.

    (Nirvana “Nevermind” 24 Eylül 1991)

     

    Müzik listelerinde inanılmaz oynamalar başladı. Michael Jackson “Dangerous” albümüyle listelerde estirirken, Nirvana tarafından “Nevermind” albümü ve bu albümün “Smell Like Teen Spirit” isimli parçasıyla tahtından edildi.  Müzik listelerinde haftalarca “GRUNGE” rüzgarı esti. Alice In Chains’ in Dirt, Soundgarden’ın Superunknown albümlerinde heavy metal soundu daha ağır basan grunge albümler yayımladılar. Pearl Jam ise 91 yılında “Ten” albümünü çıkardı. Pearl Jam’ in 91 yılında çıkan albümünde yer alan Jeremy isimli parça da hem sözleri hem de klibi ile uzun süre konuşuldu. Yılın klibi ödülünü aldıktan sonra grubun tekrar klip çekmemeye karar verdikleri söylenir.

    Metal dünyasında da ciddi bir düşüş meydana gelir bu yıllarda. Heavy / trash / glam metalin tahtı epey sallandı, havlu atan pek çok grup oldu. Grunge yükselişine durdurulamaz bir şekilde devam ediyordu.  Ama dedik ya mutsuzdu bu çocuklar, sevgisizlerdi ve her şeyden nefret ediyorlardı, bu onların uzun soluklu olmayışlarının en önemli nedeniydi, kabul edemedikleri sistemin içinde var olma sancısı çekiyorlardı, bu durum çoğunun alkol ve uyuşturucu bağımlısı olmasıyla sonuçlandı, ardından bir yaprak dökümü başladı ve “GRUNGE” ın ilk kaybı Kurt Cobain oldu, ölümü intihar olarak kayıtlara geçmiş olsa da cinayete kurban gittiğini düşünenlerin sayısı da az değildi.

    Kurt’ün ölümü fazlasıyla sarsmıştı dünya gündemini, ancak bu ölüm “GRUNGE” ın son kaybı olmayacaktı. Alice In Chains’ in ölmeden kesinlikle dinlenesi vokali Layne Staley’ de Kurt’ le aynı sonu seçecek ve aşırı dozdan ölecekti. İki hafta sonra evinde tanınmaz halde bulunmuştu Layne, ölüm tarihi Kurt gibi 5 Nisan olarak tespit edildi. 27 yaşında Kurt, 34 yaşında Staley’den sonra da “GRUNGE LANETİ” bitmedi.

    (Layne Staley)

     

    (Alice In Chains)

     

    Soundgarden’ ın efsane sesi Chriss Cornel 52 yaşında aramızdan ayrıldı, ölümü müzik dünyasına şok etkisi yarattı. Bunun birinci sebebi “GRUNGE” yıllarının üzerinden çook uzun yıllar geçmiş olması, ikinci sebebi ise Chriss’in alkolü dahi bırakıp sosyal sorumluluk projelerine koşturan, spor yapan, hayata sımsıkı tutunmuş biriymiş görünmesiydi. İşin ilginç tarafı ölmek için seçtiği tarih ve intihar şeklinin 1980’de kaybettiğimiz Ian Curtis’le birebir aynı olmasıydı. İkisi de 18 Mayısta aramızdan ayrıldı. Kim bilir belki 23 yaşında aramızdan ayrılan Ian Curtis’le birlikte bir yerlerde şarkılarını sonsuzluğa söylüyorlardır.

    (Soundgarden)
    (Chris Cornell)

     Pearl Jam’de de sular epey dalgalanacaktı, öyle ki grubun efsane gitaristi Mike Mccready alkol ve uyuşturucu bağımlılığının uzun süren tedavisinin ardından Kurt’u ölümü üzerine tekrar alkole başlaması sonucu Eddie Vedder Pearl Jam’i bitirmeye karar verecekti ama neyse ki grup bu sorunları aştı ve yoluna devam ediyor, mahşerin dört atlısını temsil edercesine, hep kendi samimiyetlerinde.

    (Pearl Jam)

     

    (Eddie Vedder)

    GRUNGE” bu dörtlüyle sınırlı değildi elbetten. Temple Of The Dog; Pearl Jam+Soundgarden işbirliği, bir albümlük proje grubuydu. Eddie Vedder ve Chris Cornell düetiyle uçlarda gezdiren bir albüm oldu. Kimileri için gelmiş geçmiş en iyi grunge albümü. Eddie Vedder’ın yükselişi asıl burda başlamıştı. Screaming Trees yine Seattle’dan çıkmış muhteşem bir grunge grubuydu, çok bilinmez ama keşfedildikten sonra bağımlısı olmamak işten değil. Vokal Mark Lenegan sahnede büyüler adeta, sesi, duruşu ve yarattığı hava bambaşkadır. Barrett Martin’i ile tanışırız hemen sonrasında, kendisi hem Screaming Trees’in hem Mad Season’ın muhteşem davulcusudur. Mad Seoson’un efsane konseri Live at the More’da davulu elle çalarken görebilirsiniz kendisini.

     

    (Screaming Trees)

     

    (Mark Lenegan)

    Mad Seosan demişken onlardan bahsetmeden bitirmeyelim, Alice In Chains’ in Layne Staley’i ve  Pearl Jam’in efsanesi Mike Mccready’ın rehabilitasyon merkezinde tedavi gördükleri sırada bu grubun temellerini attıkları söylenir. Sonrasında davulda Barrett Martin ve basta John Baker Saunders yerlerini alıyorlar. “GRUNGE LANETİ” bu grupta ilk John Baker Saunders’ ta kendini gösteriyor, genç yaşta kaybediyoruz yetenekli basçımızı. Mad Season’ın tek albümü “ABOVE” çok sevildi, 95 yılında Moore Theater’da verdikleri konser “Live at the Moore” efsaneler arasında yerini aldı. Mark Lenegan’ın Long Gone Day’i seslendirdiği konseri izleyip de büyülenmeyen yoktur sanırım.

     

     

    (Mad Season)

    Hepsi sayfalarca yazılacak konuları sıkıştırarak anlatmak gerçekten zormuş 🙂 Karıştırdıysak, eksiğimiz varsa affola, konu çok büyük, herşeyine hakim olmakta, herşeyi ile anlatmakta zor iş hatta pek mümkün değil. Uzatıp sıkmak istemedik. Düzeltmek istediğiniz noktalar, eklemek istedikleriniz, görüş ve tavsiyeriniz olursa @rockaabi ve @cerrezzinedergi  instagram hesabından ulaşabilirsiniz.

    (Nirvana)

  • Night is Short, Walk on Girl Anime Gösterimi / Kadıköy Tasarım Atölyesi

    Night is Short, Walk on Girl Anime Gösterimi / Kadıköy Tasarım Atölyesi

    Tarih : 9 Şubat 2019 / 13:00 – 17:00
    Mekan : Tasarım Atölyesi Kadıköy
    Etkinlikle ilgili bilgilere mangAnime.tr‘in Facebook sayfasından ulaşabilirsiniz

    mangAnime tarafından yapılan açıklama şöyle:

    mangAnime Türkiye’nin anime film gösterimi ve atölye çalışmaları Şubat ayında geniş vizyonlu bir yönetmenin eserini ele alıyor. Sıradışı anime ‘Tatami Galaxy’nin ruhani devamı olan ‘Night Is Short, Walk On Girl’, Masaaki Yuasa’nın en ilginç filmlerinden biri. Bir önceki işi olan ‘Devilman Crybaby’nin ardından, sizi çok farklı bir anime filmi bekliyor. Film gösterimiyle başlayacak etkinlik, sonrasında filmin analizi ve izleyicilerle beraber sohbet ile devam edecek. Etkinlik ücretsizdir, tüm sinema ve anime meraklılarına açıktır.

    DİKKAT: BU FİLMDEKİ BAZI TEMALAR KÜÇÜK İZLEYİCİLER İÇİN UYGUN DEĞİLDİR.

    Not: Etkinliğe katılanlar arasından iki kişi atölye sonunda yapılacak çekiliş ile, Kuzgun Çizgiromanevi’nin ve Gerekli Şeyler’in hediyesi olan birer manga seti kazanacak. TAK’daki üçüncü yaşımızı kutladığımız için bir çok sürpriz hediyelerimiz de mevcut.