Etiket: fındık

  • Dr.Skull, 25 Yıl Aradan Sonra Sahnede!

    Dr.Skull, 25 Yıl Aradan Sonra Sahnede!

    Heavy Metal Tarihimizin en önemli gruplarından Dr. Skull uzun zamandır sevenleri tatafından hayalini kurduğu bir konserle 25 yıl sonra yeniden sahnede olacak.  Ayrıca grubun efsane olmuş “Wory Zover” (1990), “Rools 4 Fools” (1992) ve “Hershey Yolunda” (1994) isimli albümleri de  Hammer Muzik tarafından CD ve LP formatlarında yeniden basılacak. Türk Rock Tarihinde büyük önem arz eden Dr.Skull ‘a o gece sevilen gruplardan Razor’da eşlik edecek.. ve grup Dr. Razor ismi ile sahnede olacak. %100 Metal katkısıyla düzenlenen konserrden sonra grup üyeleri sevenlerine plak ve cdlerini de imzalayacak.Laneth, Vera Music Production ve Hammer Müzik’in  düzenlediği bu konseri 24 Ocak akşamı sakın ama sakın kaçırmayın.  IF Performance Hall Beşiktaş‘ ta bir efsaneye tanık olacaksınız unutmayın…!

     

  • 2018 Yılının En İyi 10 Aksiyon – Macera Filmi

    2018 Yılının En İyi 10 Aksiyon – Macera Filmi

    Yeni yıla girmeden önce, 2018 yılı içerisinde seyirci ile buluşan Aksiyon / Macera yapımları arasında, diğer yapımlardan sıyrılan 10 filmi siz Çerezzine okurları için sıraladım…

    1- Avengers : Infinity War / Yenilmezler : Sonsuzluk Savaşı

    Avengers: Sonsuzluk Savaşı, dünyanın gördüğü en büyük tehdite karşı güçlerini birleştirmek zorunda olan kahramanların verdikleri mücadeleyi konu ediyor. Kaptan Amerika ve Iron Man’in arasında yaşanan olayların ardından bölünen kahramanlarımız, birbirlerinden uzaklara savrulurlar. Hepsi kendi yandaşlarıyla dünyayı korumaya çalışmaktadır. Ancak dünyanın kaderi bir kez daha tehlikeye girer. Sınırsız bir güç kaynağı olan sonsuzluk taşlarının peşine düşen Thanos, dünyanın gördüğü en büyük tehdittir. İnsanlığın kaderi bir kez daha, insanlık için savaşmaya ant içmiş kahramanlarımız elindedir. Hiçbir süper kahramanın tek başına yenemeyeceği büyüklükteki bu tehdit için ekipler birleşmeli ve tehdide tüm güçleriyle karşı koymalıdır…

     

    2- Deadpool 2

    Deadpool, kahramanlık işlerini devam ettirmekte, bir yandan da gündelik hayatını sürdürmektedir. Kız arkadaşı Vanessa’yla mutlu bir ilişki sürdüren Deadpool’un düzeni, gelecekten gelen Cable’ın ortaya çıkışıyla sarsılır. Cable gelecekte tehdit oluşturacak bir çocuğun peşindedir. Deadpool, Cable’ı durdurabilmek için süper güçlere sahip bir ekibi toplar ve bu aykırı karakterlerden oluşan X-Force ekibi, Deadpool’la birlikte maceraya atılır…

     

    3- Ant-Man And The Wasp

    Ant-Man ve Wasp, hem iyi bir baba hem de süper kahraman olan Scott Lang’ın geçmişindeki sırları çözmek için Wasp ile işbirliği yaparak verdiği mücadeleyi konu ediyor. Scott Lang, Yenilmezler’in savaşında yer almanın sonuçları ile hem bir süper kahraman, hem de bir baba olarak boğuşmaktadır. Hayatının iki yanını da dengede tutmaya çalışan Scott hem iyi bir baba, hem de sorumluluk sahibi kahraman Ant-Man olmak için çabalarken, Hope van Dyne ve Dr. Hank Pym acil bir görevle kapısını çalarlar. Scott bir kez daha kostümünü giymeli ve Wasp ile işbirliği yaparak geçmişindeki sırları çözmek için işe koyulmalıdır. 

     

     

    4- Mission : Imposible – Fallout / Görevimiz Tehlike : Yansımalar

    Mission: Impossible Yansımalar, Görevimiz Tehlike serisinin 6. devam halkasıdır. İkonik ajan Ethan Hunt, birlikte çalıştığı IMF ekibi ve tanıdık birkaç dostu sıkıntılı bir zamandadır. Berlin’deki görevin ters gitmesi sonucunda Ethan Hunt CIA ile ters düşer ve denetimsizliği sebebiyle CIA’in kara listesine girer. Ancak insanlığı tehdit eden yeni bir tehlikenin ortaya çıkışıyla birlikte herkes zamana karşı bir yarışa koyulur…

     

    5- Venom

    Eddie Brock hırslı bir muhabirdir. Sevgilisinin çalıştığı araştırma firmasının sahibi de peşinde olduğu hikayelerden biridir. Kötü niyetli ve kendi amaçları doğrultusunda hareket eden bu adamın hikayesinin peşinde koşarken, Eddie, sadece simbiyoz hâlinde yaşayabilen ve adrenalinle beslenen uzaylı bir organizmanın firma tarafından keşfedildiğini ve insan deneklerle birleştirilmeye çalışıldığını öğrenir. Ancak araştırmasında fazla ilerleyen Eddie, Venom adı verilen bu organizmanın sıradaki taşıyıcısı olur. Bir yandan vücudunu ve zihnini kontrol altına alan organizmayla mücadele eden Eddie, bir yandan da firma sahibinin kendisini öldürmesi için gönderdiği kişilerden kaçmalıdır…

    https://www.youtube.com/watch?v=ZVzyGKp7Ekk

     

    6- Ready Player One / Başlat

    Ailesini küçük yaşta kaybeden Wade Watts, gerçek dünyanın sıkıntılarından kaçmak için zamanını The Oasis adlı bir oyun evreninde geçirir. Oyunun milyoner kurucusu oyun evreninin içine bir anahtar saklamıştır ve öldüğünde tüm servetini ve oyunun kontrolünü bu anahtarı bulana vaadetmektedir. Wade de bu macera dolu hazine avının peşine düşmüştür. Bir süre sonra her şey bir oyun olmaktan çıkıp acımasız bir rekabete dönüşür. Zira şirket hissedarları ve paragöz oyuncular hazineye herkesten önce ulaşabilmek için diğer yarışmacıları saf dışı bırakmak için her şeyi yapmaya hazırdır…

     

    7- Mile 22

    Mile 22, ekibi ile birlikte zorlu bir mücadeleye girişen James Silva’nın hikayesini anlatıyor. James Silva devlet tarafından yok sayılan bir adamdır. O ve başında olduğu ekip, CIA’in en değerli, en müdahale edilemez ve hakkında çok az kişinin bilgisi olduğu bir ekiptir. 6 şehre yayılan bir zararı önlemek için gizli bilgilere sahip olan bir kaynak ortaya çıktığında, iş Silva’nın ekibine düşer. Silva’nın görevi çok gizli taktik komuta ekibiyle birlikte, bilgilere sahip olan adamı güvenli bölgeye ulaştırmak ardından da gizlediği bilgileri öğrenmektir. Ancak bu bilgilere ulaşmak isteyen tek taraf onlar değildir. Bilgileri elde etmek isteyen kimliği belirsiz bir ekip, Silva’nın ekibi ile ölümcül bir mücadeleye başlar… 

    https://www.youtube.com/watch?v=jSEY-y5ZByw

     

    8- Isle Of Dogs / Köpek Adası

    Günün birinde Megasaki City’deki bütün köpeklerin şehirden uzaklaştırılmasına karar verilir. Bütün köpekler, evcil ya da değil, devasa çöp döküm alanına sürülür. Bu köpeklerin içinde 12 yaşındaki Atari Kobayashi’nin koruma köpeği Spots da vardır. Minyatür uçağına atlayan Atari, tek başına nehrin karşı tarafına geçer ve köpeğini aramaya koyulur. Orada, yeni arkadaş olmuş melez köpek sürüsünün de yardımıyla epik bir yolculuğa çıkar. Atari’nin köpeğini arayış yolculuğu, bölgenin kaderini ve geleceğini değiştirecektir…

     

    9- Rampage / Büyük Yıkım

    İnsanları kendinden uzak tutan bir Primatolog olan Davis Okoye, doğumundan beri bakımıyla ilgilendiği oldukça zeki bir goril ile arasında inanılmaz bir bağ kurar. Oldukça nazik olan maymun, uygulanan yanlış bir deney sonucu korkunç bir canavara dönüşür. Konu ile ilgili araştırma yapıldıkça, benzer şekilde dönüştürülmüş bir çok yırtıcı hayvan keşfedilir. Davis, küresel bir afetin oluşmasını engellemek, genetiği değiştirilmiş hayvanları kurtarmak için, gözden düşmüş bir genetik mühendisi ile birlikte harekete geçer.

     

    10- Death Wish / Öldürme Arzusu

    Başarılı bir travma cerrah olan Paul Kersey, hayatını ölüm döşeğindeki, vurulmuş, bıçaklanmış insanlarla uğraşarak geçirmektedir. Stresli işinden sıyrıldığında ise sevgi dolu bir aile babasıdır. Kızı ve eşiyle mutlu bir hayat süren adam için bu düzen bir trajedi ile değişiverir. Evine düzenlenen saldırı sonrası eşi ölmüş, kızı ise komada yaşam mücadelesi vermektedir. Hayatını tamamen değiştiren bu olaydan sonra Paul, mesleki yeteneğini de kullanarak adeta bir ölüm makinesine dönüşür. Paul ne pahasına olursa olsun intikamını almaya kararlıdır…

     

    Aralık ayı bitmeden 21 Aralık 2018 tarihinde Bumblebee, 28 Aralık 2018 tarihinde ise Aquaman’in gösterime gireceğini hatırlatıp listeye ek olarak sizlere sunmak istedim.

    Şimdiden İyi Seyirler…

    Aquaman

    Arthur Curry kendiyle ilgili büyük bir gerçeği keşfetmiştir. Kendisi okyanuslar altında inşa edilen Atlantis krallığının tahtının varisidir. Ancak Aquaman’in sinsi yarı-kardeşi Orm, Atlantis tahtını istemektedir. Arthur Curry, nam-ı diğer Aquaman, kendisine kalan mirasa sahip çıkmalı ve halkının başına geçmelidir. Yoksa kendi hayatının yanı sıra sevdiği kişiler de büyük bir tehlikeyle yüz yüze gelmek zorunda kalacaktır. Bu yolculukta Arthur kendiyle yüzleşmenin yanı sıra, bir kral olmaya layık olup olmadığını da keşfetmek zorundadır…

     

    Bumblebee

    1980’li yıllarda tek başına kalan Bumblebee henüz çok gençtir. Nereye gideceğini bilemeyen ve kimsesi olmayan sarı Autobot Bumblebee 1987 yılında sürekli kaçmakta ve saklanmaktadır. Bu süreçte güvenli liman olarak sakin bir Kaliforniya sahil kasabasına sığınmıştır. Charlie ise 18 yaşına basmak üzere olan bir genç kızdır. Bir gün Bumblebee’yi harap halde keşfeder. Çalışma ihtimali olan bir külüstür gördüğünü zanneden genç kadın onu tamir etmek için kolları sıvar. Bumblebee’yi atölyesine götüren ve üzerinde çalışmaya başlayan Charlie, amacına ulaştığında ise bu arabanın sıradan bir “tosbağa” olmadığını keşfeder. Bumblebee ile arkadaşlık kuran Charlie, en yakın arkadaşına dönüşen autobotu peşindeki Decepticonlardan koruyabilmek için onunla birlikte bir maceraya atılacaktır.

  • Haplanmış Gözler

    Haplanmış Gözler

    I

    Biçimsiz vücutlu, böcek suratlı bir herif çakmak gazı çekiyor
    Bir diğeriyse kabarmış ve kum rengine dönmüş ölü vajina dudaklarından tadıyor
    Apışarası esrarından başka bir şeyim yok, böyle bir gece
    Zamanı İlayda’yı düşünerek deviriyorum
    Boynundan gıdıklanan ve taytı idrar kokan bir kadının dediğine göre
    O bir başka erkekle flörtleşiyor, böyle biri olduğuna inanıyor
    Oysa ben biliyorum beni düşündüğünü, açıkça söylüyor da zaten
    Kabuslardan uyanınca benim için burada olacağını
    Beni hep kandırıyor

    William Burroughs’un buruşmuş kıçı toprağa defnedildiğinde ben doğdum
    Az önceki orospu çocuğu çakmak gazını ölü vajinanın içine doğru itiyor
    Kadının kafası altmış santimlik bir çalışma masasının üstünde sekiyor
    Üç erkeğin toplamı bile bu kadar etmiyor
    Üzeri çoktan kabuk bağlamış iğne izleri yeniden kanamaya başlıyor
    Kimse neden olduğunu bilmiyor, ben yine boy aynasındaki döl izlerini düşünüyorum
    Tiksinerek soruyorum yanımdakine, kim götünden sikilmek ister ki diye

    Cadde üzerindeki sokak lambaları ıslak asfalttan sekip lağım farelerini kör ediyor
    İçlerinden biri çelimsiz bir kedinin ağzında sallanıyor
    Bütün bunlar giriş kat penceresinden arka bahçeye kusmama neden oluyor
    Hiçbiri Ginsberg’in anlattıklarından daha uçuk gelmiyor, nedense
    Neden İlayda’dan uzak durmam gerektiğini anlamaya çalışıyorum
    Birlikte olamayacak tipler olduğumuzu bilsem de treni kaçırmamıza üzülüyorum
    Yine de hiçbiri Ginsberg’in anlattıklarından daha uçuk gelmiyor, nedense
    Tiksinerek soruyorum yanımdakine, yardım gerekiyor mu diye

    Ölü vajina çılgın seks maceraları sıkıyor
    Söylediğine göre aynı anda beş kişiyle yaptığı da olmuş
    Çakmak gazı bitiyor, eleman ev arkadaşının çekmecesinden yeni bir tane çalıyor
    Bir gazete parçasıyla silmek istiyorum boy aynasını
    Ucuz tütün çarşafı yandığında ekşi bir koku yayılıyor odanın içine
    Lanegan’dan ya da Cave’den dinliyoruz, oldukça sıkılmışız
    Çaresizlik içinde birbirinin sikini okşayan elemanları saymazsak
    Felçli bir köpekten daha çok muhtacız ölüme

    II

    Sigarayı küllükteki yamulmuş zımba demirlerinin üzerine basıyorum
    Bir güvercinin boynunu kırmaya benziyor izmaritin bükülmesi
    Fanzin için kağıt ısmarlamak ya da sevdiğim kadını görmeye gitmek yerine
    Cebimdeki son kuruşu yatıştırıcılara veriyorum
    Mide bulandırıcı olmak bir seçim, yalnız kalmak gibi
    Üstelik olduğumdan daha aşağılık görünebilir miyim emin değilim
    Ancak bana kalırsa bir kadını önce duygusal ihtiyaçlar için kullanmalı
    -Kadınların yaptığı gibi- Deri kemer ve gıcırtılı yatak sonraki hamle
    Zaman, geceyi yanında uyuyarak geçirmesini teklif ettiğin için kızan
    Ve bunun karşılığında taşaklarına sağlam bir yumruk geçiren fahişedir
    Beklemenin diş gıcırtılı kederini anlamak için ölümle dans etmeye gerek yok
    Dakikalar saatleri, saatler günleri, günler haftaları… Ben ise İlayda’yı kovalayıp duruyorum
    Aynı orospu onun sikici yalnızlığında gayet iyi olduğunu söylüyor
    Benim ise çoktan kaybolduğumu
    Umurumda olmadığını söylüyorum, beklentilerimi hayvan sikicilerine teslim ettiğimi
    Tiksinerek soruyorum kadına, biraz borç para verir mi diye

    Puşt hüznü Bukowski’den tanıdım, o da Victor Valoff’tan
    Feminist – Lezbiyen – Devrimci kitabevlerinden biriymiş
    Zencilerden bıkıp yatak odasındaki dobermanla sikişen feministlerden söz ediyor
    Benim için hava hoştu, elbisesini yırtmadığı sürece
    Kılıksız herife doğru dönüp anında etki edecek bir şeyler sordum
    Muğla’daki bütün eczacıları tanıyordu piç kurusu
    Komplo düşünmekte ve stok yapmakta üzerine yoktu
    Küçüklüğünde kedi cesedi tekmeleyip sonrasında hayvan besleyen tiplerdendi
    “Bak, hayat böyle yapar” dedi – İlayda’yı düşünüp durmak istemiyordum artık
    En azından gece bitene dek – Daha fazla köşe kapmaca yok…

    Boy aynasına baktığımda Ginsberg’in kıllı kalbini görüyorum
    Arap ucubeleri burada sakladığını biliyorum, milyarlarca derinlikte
    Ve trans tanrının tükürüğünü bir zehir gibi kullandığını
    Ve Yahudi melankolisinde kuzu yahnisini
    Ve haşlanarak ölen sevgiliden geriye kalan tek şeyin sararmış bir korse olduğunu

    Küçümsenmiş trajedilerin sırtüstü uzandığı bir saatten
    Yoğurt çorbasını andıran eroine kadar birçok yol var
    Ancak kadın beklemekle ocak başında beklemenin bir farkı yok
    Gün gecenin kusmuğunda boğulur, kadın ise bahanelerinin inandırıcılığında
    Önemli değil… Iskalayıp durur bazıları…
    Ama özünde hissedilen şey, reaksiyon, panik, hepsi ama hepsi aynıdır

    Çakmak gazı bitti, eleman artık tırnaklarının kenarındaki eti kemiriyordu
    Ölü vajina hareketsiz yaşantısına geri döndü, çirkin ama bilgeydi
    İlayda hakkında konuşup duran çatlak karıysa çoktan sızmıştı
    Tanrım, ne iğrenç biriydi öyle
    Vıcık vıcık bir tribin içinde genişleyerek soğudu…

    III

    Kendinden başka her siki umursayan salak bir kadının yatak odasındayım
    Çıplak bacakların yanında, yatakta oturmuşum ve votka dolduruyorum
    Ayılmak kadar uzun sürmüyor tekrar uyuşmak, benim şiirimin özütü bu
    Zaten özünde hiç sikinde olmayan şeyler yüzünden yaşlanıyor köpekler
    Eh… Kadın, gündüz saatlerinde kendini asmayı denediğinden bahsediyor
    “İp koptu!” diyor, sonra da nedenlerine değinmek zorunda hissederek;
    “Düzeltmeye tenezzül etmediğimiz yanlış anlaşılmalar ağzımıza sıçıyor!”
    Aklıma İlayda geliyor, aklıma geliyor ama artık o da midemi bulandırıyor
    Hiç olmadığım kadar üzgün hissetmeme neden oluyor tüm bunlar
    Votka dolduruyorum, masanın üzerindeki bilgisayarda Whitney Houston çalıyor
    Kadın pes edercesine kollarını iki yana doğru bırakıyor ve devriliyor
    Ağzından düşürmediği bütün İstanbullu çocukların tutuklandığını biliyorum
    Ve Turkuaz Kitabevi’nin üstündeki dişçide çalışan devrimci elemana kaydığını
    Ve daha iyisini bulana kadar bakınmaya devam ettiğini
    Eh… Kadın benden ona sarılmamı istiyor, votka doldurduğumu söylüyorum
    O kancık karıya değil, bir başka kancık karıya sarılmak istiyorum

    Kutsal değil seks, para ve aşk -hayır Allen, hiç de değil
    Boş mezarlara yansıyor bu kadının terli alnı, yarın tekrar deneyeceğini söylüyor
    Denesin, diyorum ki; “Ölmek de bir seçenek, daha önce var olmuşsak eğer”
    Çünkü biliyorum ki Hitler yaptığından beri kimsenin sikinde değil intihar etmek
    Okullar, fabrikalar, caddeler ve gökyüzü bunun için var zaten
    Otuzbirci keşişlerin kadife döl keseleri daha samimi umursamadığını söyleyen bir kadından
    Beş liralık bir saat pili gibi çocuk yapma hayalleri, bir süre idare etse yeter
    Ya da Bakırköy’de rastladığım bir araba hırsızının söylediği üzere deliliğe vurmak;
    Varoluş son nefeste göt zoruyla çevirebildiğin telefon çağrısının meşgule düşmesi gibiyse…
    Gerçek değil onlar, o eleman gerçek değil kızım – göreceksin, yok olduğumda; gerçek değil

    Telefonum çalıyor, bir arkadaşım narkotiklerin düzenlediği film yarışmasından
    Ve o yarışma için bir senaryo yazmamı istediklerinden bahsediyor
    Kadının gözleri kıç deliği evreninden bir ışık süzmesiymişçesine parıldıyor
    Yapraksız ağaçların birbirine sürtüştüğünde çıkardıkları o sesi soruyorum telefonda
    Sonra çoğunlukla bir şair olmak istediğimi ve bu yüzden çenemi kapattığımı söylüyorum
    Kadının gözleri kıç deliği evreninden bir nova patlamasını andırıyor
    İki yıllık kuşkunun ve tedirginliğin ıslanmış bir vajinada belirmesi delirtiyor onu
    O kancık karının değil, bir başka kancık karının delirmesini istiyorum
    Telefonu kapatıp votkaları tazeliyorum, antik çağ iskeletlerinden beter kokuyor bu bok
    Yine de düş içindeki iç çekişlerimi bastırıyor ve tanıdık, ısrarcı aşkımı dizginliyor
    Karanlığın içinden bir ruh beni sonsuza dek sikmek için geliyor
    Ve beraberinde götürmek için şu yarım aklımı – Katlanamıyorum!

    IV

    Toparlak yüzü solgun ve pürüzlü bir eleman Deep Purple çalıyor, ev kirasından laflıyoruz
    Bir diğeri yere devrilen tütünü avuçlarken halının üzerindeki kadın saçlarını da yakalıyor
    Her asıldığında çarşafın arasındaki insan kılı çatırdayarak yanıyor, kimse farkında değil
    “Bu cadde piçinin bağımlı olduğunu anlamıştım!” diyor maskot, kireç taşından bir siki okşuyorum
    İktidarsız bir başkent gibi duman tükürerek yıkılıyorum, kırmızı sıvı sağda solda, her yerde
    Biri Süreya’dan bahsediyor, öteki kodeine ulaşmanın derdinde
    Çaktırmadan telefona bakıyorum, belki İlayda yazmıştır – ama yok
    Ağzımdan baklayı çıkarıp ergenlik yıllarımda faşist düşüncelerde olduğumu söylüyorum
    Neyin değiştiğini soruyor biri, bir diğeri saçma sapan tutuklamalardan söz ediyor
    Çaktırmadan telefona bakıyorum, belki İlayda’ya yazarım – ama yok
    Toparlak yüzü solgun ve pürüzlü eleman banknotların kenarlarını cüzdana değdirmeden çıkarıyor
    Bu titiz ama kararlı görünme biçimiydi, tıpkı patates püresi sipariş etmek gibi
    Bunu bir tek beceriksizce inşa edilmiş bir genelev odasında görebilirdiniz, gerçek anlamıyla
    Elektrik faturasının boş kısımlarına not edilmiş bir kağıt oyunu sonuçları ilişiyor gözüme
    Çaktırmadan telefona bakıyorum, İlayda’ya mesaj atıyorum
    Bir an önce siktir olup gitmek istiyorum buradan

    Apartman girişine doğru iniyorum, yoğun boya kokusu başımı döndürüyor
    Yapmacık bir öksürükle yarıyorum ikiye demir kapının önünde yiyişenleri
    Erkek olan sinirlenip topuğuma tokat sallıyor, diğeri bir hayvan gibi titriyor
    Dönüp onlara Allen Ginsberg’i tanıdığımı söylüyorum, bir şey ifade etmiyor, hiçbir şey…
    Sonra da ekliyorum atom bombasını götlerine soksunlar diye

    Eh…
    Katlanamıyorum sana, saçmalıksın büsbütün – belki de suratıma tükürüp gitmelisin
    Ne benimle olmak istiyorsun ne de bensiz, Tanrı mümkün değilse mümkündür her şey
    Beni sevdiğini söyle ya da yüzüme yayılacak bir ağlama dürtüsü bırak
    Razıyım – Katlanamıyorum buna!
    Yanına biri oturduğunda katlanamıyorum, biriyle flörtleştiğinde
    Neden göt gibi davrandığını anlamaya çalışmak spritüel bir guru yapacak beni
    Akıl oyunlarına katlanamıyorum, ne istediğini bilmeyen konuşmalarına
    Umursamadığını söylediğinde katlanamıyorum, çekilmez olduğumu söylediğinde
    Daha fazla beklemeye katlanamıyorum – belki de suratıma tükürüp gitmelisin
    Önsezilerinle oynuyorsun oyunu, sidik dolu hazneye düşen gümüş bir yüzük gibiyim
    Seni seviyorum – Seni seviyorum – Seni seviyorum – Seni Seviyorum – Ama yalnızım…

     

  • Mehometh ”Black Metal’in Tavizsiz Grubuyla Çok Özel Bir Röportaj”

    Mehometh ”Black Metal’in Tavizsiz Grubuyla Çok Özel Bir Röportaj”

    Selam Dostum Mehometh nasıl, ne zaman ve kimler tarafından kuruldu, bizlere biraz grubun hikayesinden bahseder misin?

    Merhaba dostum, Mehometh aslında yaklaşık 13 yıllık bir birikim olarak doğdu, resmi kuruluşu ise 2016 yılında gerçekleşti, ilk kadroda Emre Albayrak, Tolgacan Aslan, Samet Yıldız ile birlikteydik. Bir süre sonra grup kadrosu dağıldı, tutunamadık ve iletişim problemleri yaşadık. Her grupta olabilecek şeyler ve çoğu grubun da tamamen silinip gitmesine sebep olsa da ben direndim ve grubu yeniden revize edene dek bağımsız bir şekilde YouTube üzerinde single yayınladım, başarısız iki klip denemesi yaptım, bir sene içinde Ankara, Sakarya ve Marmaris arasında iş için turladım ve İstanbul’a döndüm, İstanbul’a dönünce de yayınlanmış olan klipleri yayından kaldırdık ve grubumuzun yeni gitaristiyle birlikte imkanlar dahilinde yeni bir klip çektik, aynı ay içerisinde de albümü yayınladık.

    Sonrasında grup 3 kişi olacak şekilde yeniden kadro oluşturduk, sahne çalışmaları için stüdyoya girdik ve lansman konserini Caravan’da gerçekleştirdik. Şu anda grup üye sayımız 4’e yükseldi ben de artık bas gitar yerine gitar vokale geçme şansına sahip oldum. Herşey yavaş yavaş rayına oturuyor.

    İlk Albümünüz ‘’To The Apostles‘’ dünyanın birçok yerinde ilgiyle karşılandı ve kısa denilebilecek sürede yepyeni bir ep ‘’Circle & Snakes‘’ isimli bir ep yayınladı, genel olarak aldığın yorum ve eleştiriler ne yönde?

    Albüm 25 saat müzik etiketiyle piyasaya çıktı, ağırlıklı olarak Spotify üzerinde dinlendi, toplam dinlenme süresi 4325 dakika olarak rapor edildi, planın fazlasıyla gerisinde olduğumu düşündüğüm için de grubun diğer üyeleri ile fikir alış verişinde bulunarak yeni albümün Aralık ortası yada Ocak başlarında piyasaya çıkması konusunda mutabık kaldık. İlk albümü yerin dibine sokan da oldu, göklere çıkaran da, yurt dışından aldığımız en iyi tepki ise Ethan Fixell’ın albümümüzü beğendiğine dair mesajı oldu. İlk albümümüz kesinlikle mükemmel bir albüm değil, ama ileride olacağımız grubun alt yapısına kesinlikle yön veren dinamiklere sahip. İkinci albümden iki single çalışmanın olduğu Circle&Snakes ise ilk albümden oldukça farklı çizgiler taşıyan bir çalışma oldu. Henüz kötü bir yorum almadık. Gelecek kötü yorumları heyecanla bekliyoruz, hahahahahahahaha 😀

    Evet Mehometh bir black metal grubu, müzik kadar müziğin felsefesi de bizim için bir o kadar önemli, benim şahsi görüşümü sorgulayacak olursan sevgili dostum, metal müziğin genelinde (glam metal hariç) sanatın en koyu tonlarını bulmak mümkün. Kimi gruplar savaşlara karşı bir isyan çığlığı olurken, kimi gruplar karanlıktan beslenir, kimisi korkuları işler, kimileri şeytani güçlere sahiptir, kimisi politiktir, kimisi estetik ve mükemmelik peşindedir. Kısacası metal müzik asildir ve Mehometh olarak biz bunların hepsinden bir parça taşıyoruz, insanlığın evrimi hakkında kaygılarımız var, önümüzdeki 1000 yılın artık aydınlanma ve evrimde yeni bir noktaya gelindiği bir bin yıl olmasını diliyoruz. Bunun tohumlarını ise genç kuşaklara aktarmak için en uygun yol onları sanat ve bilime teşvik etmektir.

    Mehometh bir Black Metal grubu ve doğal olaraktan bu tür bir müzikten öte bir duruş, Mehometh’te buda açık ara gayet ortada, genel olarak Black Metal’in felsefesi hakkında neler düşünüyorsunuz?

    Evet Mehometh bir black metal grubu, müzik kadar müziğin felsefesi de bizim için bir o kadar önemli, benim şahsi görüşümü sorgulayacak olursan sevgili dostum, metal müziğin genelinde (glam metal hariç) sanatın en koyu tonlarını bulmak mümkün. Kimi gruplar savaşlara karşı bir isyan çığlığı olurken, kimi gruplar karanlıktan beslenir, kimisi korkuları işler, kimileri şeytani güçlere sahiptir, kimisi politiktir, kimisi estetik ve mükemmelik peşindedir. Kısacası metal müzik asildir ve Mehometh olarak biz bunların hepsinden bir parça taşıyoruz, insanlığın evrimi hakkında kaygılarımız var, önümüzdeki 1000 yılın artık aydınlanma ve evrimde yeni bir noktaya gelindiği bir bin yıl olmasını diliyoruz. Bunun tohumlarını ise genç kuşaklara aktarmak için en uygun yol onları sanat ve bilime teşvik etmektir.

    Lirikler de genel olarak nelerden bahsediyorsun ve neleri baz alıyorsunuz?

    Grubun şarkı sözlerini ben yazıyorum çoğunlukla, Ben müslüman değilim ve orta doğu dinleriyle uzaktan yakından ilişkim yok, din her zaman insanların özgürlüklerine saygısız ve incitici bir tavır sergiler. Ben buna karşıyım, dindar insanlara karşı herhangi bir düşmanlığım yok, benim derdim insanların içini boşaltıp kupkuru bir şekilde hayatın ortasına atan zihinler ve zihniyetlerle. Kendimizi bunlardan arındırana dek maalesef evrimde bir sonraki aşamaya gelemeyecek ve asla ilerleyemeyeceğiz. İnanç konusunda kendimi dışarı açmayı düşünmüyorum, klipte ve şarkılarda kullandığım şeytan/lucifer imgeleri birer sembol. Ama neyin sembolü? Prometheus’tan Che’ye dek isyanın ve direnişin sembolü olarak kabul edebilirsiniz, direniş özgürlük getirir. Gezi parkı olayları sırasında koluma saplanan çam parçalarından kalma yara izlerim, benim direnişimin ve sistemi yargılayan, “HAYIR!” diyebilen özgür insanın alnında yer eden “ASİ” damgamdır. Gözlerim çok büyük felaketler gördü. Gezi parkından 15 temmuz tiyatrosuna dek gördüğüm tüm cesetler beni bu noktaya getirdi. Tahrip edilen doğa, ne uğruna öldüğünü bilmeyen şehitler, kola bacağı kesilip işkence edilen sokak hayvanları, çocuklara yapılan cinsel istismarlar ve tüm bunların normal sayılması benim içimdeki şeytanı kışkırttı. Bu kadar basit. Bu yaşananları normal karşılayacak değilim.

    Konserlerde tam gaz devam ediyor, genel olarak nasıl geçiyor ve sizi yakın zamanda nerelerde izleyeceğiz?

    Aslında konserler şu anda durmuş durumda, sebebi ise yılbaşı öncesi insanların clublarda porno kültürünün dibinde bir yıl başı gecesi yaşamak için konser salonlarını terk etmesi diyebilirim. Ne yazık ki çok sağlam metalci dediğimiz bir çok insan da yılbaşı gecesi bu holograma kendini teslim etmek istiyor. Kimsenin bilgelik ve doğruluk içeren herhangi bir şarkıyı gidip de yerinde dinlemek gibi bir derdi yok. Şu anda en yakın konser tarihimiz 2 Şubat cumartesi, mükemmel bir gece olmasını umuyoruz. Dark promotion festival kapsamında sahnede sevdiğimiz dostlarla birlikte olacağız. Heyecanlıyız ve bu bizim yeni bas gitaristimizle de ilk konserimiz olacak.

    Türkiye’de Extreme Metal çok iyi gruplar çıkarıyor, özellikle Black Metal tarafında gruplar dehşet işlere imza attı, sen genel olarak nasıl buluyorsun Black Metal gruplarımızı?

    Çok fazla takip ettiğim söylenemez, ama ortaya çıkan işlerin de sağlam olduğu doğru, en ilgimi çeken gruplar ve one man band oluşumlar ise başlıca Black Omen, Behtaroth, Baalzephon ve Embrace the Rational.

    Mehometh olarak en çok hangi isimlerden etkilendiniz?

    Bu en can alıcı sorulardan oldu 😀
    Behemoth, Belphegor, Bathory, Dark Funeral, Marduk, Burzum, Darkthrone, Beyond Creation, Gojira, Deicide, Abbath, İmmortal gibi isimler ağırlıklı olarak pek çok isimden etkilendik.

    Türkiye’deki Metal piyasasını genel olarak nasıl buluyorsunuz ve yerli gruplardan hangi isimleri beğeniyor ve destekliyorsunuz?

    Ah be dostum ne sen sor ne ben söyleyeyim…
    Herkes tekelleşme derdinde, ismini vermeyeceğim bir grup ile konuşmamız sırasında bize festival kapsamında boş mekana çalmayı teklif ettiler, kendileri de headliner olacakmış. Teklifi götüren biziz, açılış grubu da biziz, grupları kendileri seçeceklermiş, bilet satışını da kendileri yapacaklarmış artık kim olacaksa biletlerin başında. İki ucu b.klu değnek, elimi ayağımı çektim hemen ismi lazım değil arkadaşlardan. Utanmasalar bize sahneye çıkmama emri vereceklerdi 😀 son anda sahneye çıkmayı kurtardık arkadaşlarla konuyu kapatıp 🤣

    Mehometh olarak bundan sonraki planlarınız arasında neler var ve hedefleriniz neler?

    Bundan sonraki gerçekleşecek olan gelişmeler şu şekilde; Aralık ortası yada Ocak başlarında piyasaya yeni albüm ve klip piyasaya çıkacak. Dark Promotion Festival ile güzel konserler yapacağız, birkaç senede kendimizi ve festivali daha da geliştirmek istiyoruz. Birkaç sene içerisinde ilk hedeflerim arasında Behemoth’la aynı sahneyi paylaşmak istiyorum, bunu tüm samimiyetle itiraf ediyorum 😄

    Birde Dark Promotion Fest var içinde bulunduğunuz, bu proje nasıl oluştu ve kimler ile çalışıyorsunuz, bizlere bu projeden bahseder misiniz?

    Dark Promotion Festival kısa ismi ile darkprofest kısa koduyla DPF, benim tekelleşmeye başlayan amcalara karşı bir isyanım olarak değerlendirilebilir. İsmini vermeyeceğim ve sevgi saygımı eksik etmediğim bir iki abinin ısrarla yaptığım işleri görmezden gelmeleri üzerine çıldırdım diyebiliriz. En sonunda kendi şansını yaratmak isteyen tek ben değilimdir diye düşündüm, birkaç grupla da irtibata geçtim. False in Truth, Demifrag, Eksi6, Sis, Yaşru ile iletişim halindeyiz. Eski dostlarım yönetmen Ezgi Köksal ve değerli müzisyen dostum Soner Kaplan çifti de organizatör olarak projede destekçim oldu. Birkaç aç köpeği dayak yemişten beter edecek işler yapmayı umuyoruz.

    Çerezzine olarak sorularımızı cevapladığınız için size çok teşekkür eder, başarılarınızın devamını dileriz. Son olarak bu satırları okuyan dostlara neler söylemek istersiniz?

    Ben de sabırla röportajı okuyan tüm dostlarımıza teşekkür ederim, herkese bu röportaj için söyleyeceğimiz son söz şu; doğayı ve hayvanları sevin, çocuklara merhametli olun, kendinize iyi davranın, hayallerinizi ertelemeyin, sanat ve bilimle ve Atatürk’le kalın…

  • OTOGARLAR

    OTOGARLAR

    Erkeklerin neye düşkünlüğünü çok iyi bilen ve bu anlamda her ilişki türüne açık olan bir escort bayan olarak buraya ilanımı bırakmaya karar verdim. Çünkü ben söylediğiniz her ilişkiye uyumlu olduğum için benden asla escort sıkılmayacağınızı düşünüyorum. Ayrıca beni tercih etmeniz için en önemli özelliğim ben sert ilişkilerden hoşlanan bir olduğum için siz değerli beylerin kendilerini zevke kaptırıp canımı yaktığınızda bu durumdan daha da zevk aldığımı itiraf etmek istiyorum.  Bu yüzden sizde beni tercih ederek hayatınıza anlam ve mutluluk katabileceğinizi unutmadan hemen benden randevu alabilirsiniz. Böylelikle sizde cinsel hayatınızda şanslı ve mutlu erkeklerden biri olarak benimle birlikte hazlara doyabilirsiniz canlarım. Güzelliğin erkekler için ne kadar önemli olduğunu bilen ve bu anlamda sarışın buca escort tutkunuzu gerçekleştirecek lardan biri olarak size sadece bir ilan kadar uzaklıkta olduğumu söyleyerek sözlerime başlamak istiyorum. Bugüne kadar yaşadığınız her şeyi size unutturacak kadar etkili hizmetlerimi sunmak için sabırsızlandığımı şimdiden söylemek istiyorum  Her konuda cana yakın bir hatun olduğum için sizi son derece etkileyici hizmetlerimle benimle birlikte hem çok eğlenecek hem de hazların en üst zirvesini sadece benimle yaşayacağınız için benden asla kopamayacaksınız. Bu yüzden sizde benim gibi bir  partner arayışlarınıza benimle birlikte son verme konusunda kararlıysanız hemen arayarak daha fazla zaman kaybetmeyin hayatım.   Genel olarak erkeklerin ne istediğini bilen biri olarak bu anlamda tecrübeli ve cana yakın bir Kayseri escort bayanın sizi mutlu edeceğini düşünerek buraya ilanımı bırakma istanbul escort bayan kararı aldım. Her bakımdan sizinle birlikte keyifli zaman geçireceğimizi ve beni tercih ederek asla pişmanlık yaşamayacağınıza emin olduğumu söylemek istiyorum.  Bu yüzden sizde benim gibi bir hatunu kaçırmadan altta yer alan ilan numaramdan arayarak randevu alabileceğinizi unutmayın canlarım. Siz değerli beylerin ne istediğini ve ne arzuladığını bilen biri olarak sizi çok mutlu edeceğime emin olmanızı istiyorum. Ayrıca ben zevki ayağınıza getiren bir  olduğum için benimle birlikte asla pişmanlık yaşamayacağınıza emin olmanızı istiyorum. Her erkeğin kusursuz bir seks deneyimi keyfi yaşaması için bu anlamda tecrübeli ve seksi bir Kayseri bayan escort ile mersin escort bayan birliktelik yaşamanız gerekir. Bu anlamda kendinizi deneyimsiz olarak görüyorsanız daha fazla üzülmeyin. Çünkü ben kendime özgü yeteneklerimle sizi kabuğunuzdan çıkarmak için sabırsızlanıyorum canlarım.Bugüne kadar yaşadığınız kötü ve olumsuz anılarınızı unutup benimle yeni başlangıçlar yapmak için sizde hemen altta yer alan ilan numaramdan randevu alabileceğinizi unutmayın. Çünkü her koşulda cana yakın ve sizi arzulayan Kayseri bayan escort olarak birlikte harika zaman geçireceğimiz gibi sizinde bana doymanız için elimden gelen bütün hünerlerimi göstereceğime emin olmanızı istiyorum. Sizde bana bir adım atın ve benim gibi hatunu hayatınızdan eksik etmeyin hayatım.

  • Yerli Bilimkurgu Yükseliyor Röportajı

    Yerli Bilimkurgu Yükseliyor Röportajı

     

    Özellikle dünya çapında bilimkurgu yeniden popülerleşirken ülke çapında da yerli bilimkurgu şahlanıyor. Bir çok yeni eser ortaya çıkarken bunları okuyacak insanlara ulaştırmak önemli bir durum. Yerli bilimkurgu yıllardır hakettiği yeri ararken geçen sene kurulan YERLİ BİLİMKURGU YÜKSELİYOR grubu bu duruma katkı sağlamakta. Yapılan bu röportaj verilen emeğin yansımasıdır.

    Keyifli okumalar! 

    Öncelikle selamlar yerli bilim kurgu yükseliyor nasıl kuruldu? Biraz kuruluş hikayenizi anlatır mısınız?

    Yerli Bilimkurgu Yükseliyor, tamamen yerli bilimkurguya olan açlıktan kuruldu. Etrafımızda çokça bilimkurgu sayfası ve platformu vardı fakat yerli bilimkurguya yeteri kadar yer verilmiyordu. Bunun eksiklik olduğunu fark ettiğimizde sayfanın oluşumu için kolları sıvadık. Genel olarak bilimkurgu için malzeme hep vardır ve oldukça boldur. Yerli bilimkurgu da sessiz sedasız bir atak içerisindeydi fakat yeterli derecede sesini duyuramıyordu. Biz sayfayı oluşturduğumuz sıralarda yerli bilimkurgu ile ilgili bir sayfa vardı bu grubun üyesiydim ama çok az paylaşım yapılıyordu ve türe gösterilen özen yeterli değildi. Bir süre sonra durma noktasına gelindiğinde, diğer bir bilimkurgu sevdalısı olan Hasan Önal ile grubu oluşturmaya karar verdik –hem de çok hızlı bir şekilde-. Kurma aşamasından önce biraz tedirgindik. Sizin de bildiğiniz gibi yerli bilimkurgu hakkında paylaşım yapabileceğiniz çok fazla done yoktu. Grup üyeleri paylaşımı bol, üzerinde konuşabilecekleri konular paylaşılan ve hareketli gruplarda olmayı tercih ederler. Tabii ki içinde bilimkurgu da geçiyorsa beklentileri de biraz daha artar. Bunları nasıl yapacağımızı düşünürken bir yandan da bilimkurgu sevdalısı arkadaşları bulmaya odaklandık. Farklı düşünceler, farklı zihinler ve gerçekten türe gönül vermiş olmaları elzemdi. Çok kısa bir süre içerisinde yönetimi oluşturan arkadaşlarımızı bulduk. Aslında çok da zorlandık diyemem. Onlar da sanki bu oluşumu bekliyorlarmış gibiydiler ve çok kısa bir süre içerisinde çekirdek yönetici kadrosu oluşuverdi.

     

    Türkiye’de alt kültürler ile ilgilenmek oldukça büyük bir problem. (Fanzin, bilim kurgu, fantastik, frp, minyatür vb. ) Yıllarca bu tür kültürler iyi bir platform oluşturamadığı için kaybedilen bir şeyler oldu. Fakat son zamanlarda bunun değiştiği bariz biçimde görülüyor. Bu konuda siz ne düşünüyorsunuz? Bugün farklı olan ne?

    Ülkemizdeki eğitim kalitesi ve yaşam standartları, bu türlere yaklaşım açısından en önemli etken. Bizde, bu türlere karşı farklı bir yaklaşım var. Bunu, ürettiğimiz bilimkurgu filmlerine ve bilime olan bakışımızda rahatlıkla görebiliriz. Bu filmler ve bilime olan mesafemiz, neredeyse, bu sorunun cevabı niteliğindedir. Öncelikle, yapamadığımız şeylerle dalga geçmek gibi bir özelliğimiz var. Bunun en büyük sebebi, bilimkurguya “boş işler” gözüyle bakmamız ve önemini göz ardı etmemizdir. Son zamanlarda olan ise, insanların artık, dünyada hızla gelişen ve değişen teknolojilere seyirci kalmak istememeleridir. Başka ülkelerin geliştirdiği teknolojilere, uzaya açılma ataklarını izleyerek vakit öldürmekten artık sıkıldık. Bilimkurgu, kendi içindeki kurgularını oluştururken aslında, bilimi de geliştirir. Hayal edebilmek bu işin önemli kısmıdır. Daha fazla hayal etmemiz gerekiyor.

     

    YKBY neler yapıyor? Biraz bahseder misiniz?

    YBKY çok şey yapıyor. Bu türe gönül vermiş insanların eserlerini önemsiyor ve onların görünür olmalarını sağlamak için elinden geleni yapıyor. Pek çok örneğini ezbere bildiğimiz yabancı eserler gibi yerli eserlerin de bilinmesi için çaba sarf ediyor. Kısa öykü yarışmaları yaparak insanların daha çok yazmalarını teşvik ediyor. Bu yarışmada kural bin kelime ile sınırlı. Konuları üyeler anketle belirliyor ve bir ay yazma süreleri oluyor. Sınırlı sayıda kelime ile öykü yazmanın önemi çok büyük. En uygun kelimelerle hikaye yazmaya çalışmak ve bununla birlikte kurguyu en ekonomik şekilde okuyucuya anlatmaya çalışmak, yazar için oldukça geliştirici bir görev üstleniyor. Emin olun çok yakın zamanda çok iyi bilimkurgu eserleri bizlerle olacak. Yarışmaları takip ederseniz ne demek istediğimizi daha iyi anlayacaksınız.

    YBKY, Bilimkurgu Öykü Seçkisi 2018’i, şimdilik dijital olarak yayınlanan fakat kısa bir süre sonra baskıya girecek Türkiye’nin en çok katılımlı seçkisine imza attı. 55 yazar ve 59 öyküden oluşan bu seçki böylelikle bir ilki gerçekleştirmiş oldu. Birbirinden güzel hikayelerle dopdolu bir bilimkurgu seçkimiz var artık. Seçkiye öyküleriyle katılanların listesini okumak bile ayrı bir keyif.

    Selma MİNE – 9N-CBler

    Müfit ÖZDEŞ – Gazi Bilal Faciası

    Özlem KURDOĞLU – Sancılı Uyanış

    Haldun AYDINGÜN – Kavaladan Bakınca Rodop Dağları Görülür

    Orkun UÇAR – Koleksiyoncu

    Tevfik UYAR – Seksen İki Buçuk Metrekare

    Gurur ASİ – Pek Tadım Yok Bugün

    Aşkın GÜNGÖR – Baba, Savaş Ne Demek?

    Kemal Mükremin BARUT – Derdora Me

    Zübeyir TOKGÖZ – Keşif

    Murat K. BEŞİROĞLU – On Sekiz

    Şükrü SOYDAŞ – Qualia

    Sercan LEYLEK – Rakı Masası

    Ş. Yüksel YILMAZ – Hasatçılar

    Kubilayhan YALÇIN – Robofobik: Tekno- Seksüel Bir Aşk Hikâyesi

    YBKY, YERLİ BİLİMKURGU YÜKSELİYOR DERGİSİ’ni çıkarıyor. Mart ayında on birinci sayısını yayınlayacağımız dergimiz, Kayıp Rıhtım platformunun düzenlediği ankette “Yılın En İyi e-Dergisi” oldu. Bunun, bizi ne denli mutlu ettiğini tarif etmek güç. Çünkü, bütün bu anlattığımız şeyleri gönüllü yapıyoruz. Bize, kitaplarını tanıttığımız için ne kadar para ödemeliyiz diye soru soranlar bile olabiliyor. Selma Mine, Hasan Önal, Esra Uysal, Burak Fedakar, Arda Tipi, İsmail Şahin, Seyhan Yıldız Yıldırım, Ekin Ertarakçı, Ender Gökçimen… kocaman yürekleri olan bu güzel insanlar, her ay, dergimizin daha iyi olması için çaba sarf ediyorlar.

    www.yerlibilimkurguyukseliyor.com adresinde yerli bilimkurgu eserlerimizi tanıtıyor, yıllara göre arşivliyoruz. Henüz on ayımız olmasına rağmen epey zengin bir arşiv oluşturduğumuzu düşünüyoruz. Zamanla, türün meraklılarının başvuracağı çok geniş bir arşivimiz olacak. Bunun yanında, sitemizde öykü yarışmasına katılanların öykülerine de ulaşmak mümkün.

    YBKY’un yaptığı daha pek çok şey var. “Dahasını” sayfamızı beğenip ve grubumuza katıldığınızda gözlemleyebilirsiniz.

     

    Bilim kurgu hikayelerinin bilimin önünde yürüdüğünü söyleyebilir miyiz?

    Bilimkurgu hikayeleri veya öykülerinin bilimin önünde yürümesi zaten şart. Yürüyemez ise biz buna bilimkurgu diyemeyiz. Bilimkurgu, bir nevi bilimin kılavuz kaptanlığını yapar. Bilimin o hayali dehlizlerine, bilimkurgu kaptanının, gemisinin yelkenlerini doğru rüzgarı yakalaması ile olur.

     

    Yerli bilim kurgu ve genel olarak bilim kurgu çok iyi bir yükseliş yakaladı bu durum sizce ne kadar daha devam eder?

    Yerli bilimkurgunun yükselişinde, her alanda olduğu gibi öncelikle internet ve sosyal medyanın gelişme ve genişlemesinin büyük etkisi var. Ancak belki de en önemli etken bizim yıllar önce  yine bilimkurgu zemininde hayalini kurduğumuz, kitaplarda, öykülerde okuduğumuz, sinemada seyrettiğimiz gelişmelerin -olumlu yada olumsuz- gerçekliğe dönüşüyor olması içinde yaşadığımız çağ itibariyle. Bu bağlamda bilimkurgunun salt fantaziden ibaret değil, güçlü sezgiciliğe ve analiz gücüne sahip bir nevi gelecek-bilim kolektifi olduğu söylenebilir. Ülkemiz de doğal olarak küresel ağ dahilinde fikirsel, edebi ve sanatsal üretimlerle buna eklemlenme yönelimine sahip -belki biraz daha bireysel bazda henüz – ve zamanla bu durum internet bazlı topluluklar ve (alt)kültürel yansımalarıyla dinamizm kazanmakta. Bilimkurgunun spekülatif-bilimsel düşünselliği, sosyal medya vasıtasıyla kitlesini genişleten popüler bilim sayesinde daha fazla insanın düş(ün) dünyasında kendine yer bulabiliyor. Biz bunu aslında içinde yaşadığımız coğrafya ve konjonktürleri itibariyle rasyonelizme ve bilime, ve bir yandan da -en azından- düşünsel özgürlüğe bir özlem ve eğilim olarak okuyoruz.

    Yerli bilim kurgu ile yeni tanışacak birisi sizce nereden başlamalı?   Türkiye’de ilk çıkan fanzinlerden biri ANTARES fanzin.Bilim kurgu, korku üzerine yoğunluklu bir fanzin. Şuan bakıldığında bilim kurgu fanzinlerden biraz uzak. Bu konuda siz ne düşünüyorsunuz?

    Yerli bilim kurguya nereden başlamalı sorusundan önce, Yerli Bilim kurgu nerede başlıyor kısmına bakmak lazım! Ülkemiz genelinde BK, hiçbir dönemde fazla ilgi gören bir tür olmadı. Son zamanlarda yazın alanında piyasaya çıkan cesur isimlerin çokluğu belki de yerli bilim kurgunun gelişmesi açısından bir ilerleme olarak görülebilir. Ancak edebiyat dışında sadece bilim kurgu üzerine çıkan aylık bir derginin bile olmaması bilim kurguya olan ilginin “suni mi yoksa?” sorusunu sordurmasına sebep oluyor. Geçmişten günümüze bilim kurgunun en fazla ilgi gördüğü ülkelere baktığımızda, türün buralarda neredeyse endüstri haline geldiğini görüyoruz. Roman, çizgi roman, sinema ve daha pek çok konuda bilim kurgu meraklısını fazlasıyla tatmin ediyor. Dijital alanda bir yılı doldurmaya yaklaşan dergimizin nasıl zorluklarla hazırlandığını bizzat yaşayan biri olarak yerli bilim kurgunun gelişimi konusunda daha alacağımız çok yol var. Antares dışında özellikle 1976 yılında yayın hayatına başlayan Yerli Bilim Kurgunun duayen ismi Selma Mine’nin çıkardığı ve 43 sayı süren x bilinmeyen dergisiyle 1996-2000 yılları arasında yayınlanan Atılgan ve 1998-2000 yılları arasında çıkan benimde yazı ekibinde olduğum Nostromo bilim kurgu dergileri kısıtlı imkanlarla okuyucuya ulaşmış, profesyonel meraklılarca hazırlanmış dergilerdi. Cem Kılıç’ın dergimizin 6. Sayısında yayınlanan bilim kurgu ve fanzin konulu detaylı araştırma yazısı, Yerli Bilim Kurgunun yayın geçmişi üzerine önemli başvuru kaynaklarından biridir. Fanzin konusunda ise Cem Kılıç’ın detaylı araştırma yazısı, Yerli Bilim Kurgunun önemli başvuru kaynaklarından biridir. Yazısına, http://yerlibilimkurguyukseliyor.com/2017/10/02/sayi6/mobile/index.html#p=11 linkinden ulaşabilirsiniz. Sahaflarda zor da olsa belli başlı sayılarına ulaşmak hala mümkün sanıyorum. Daha fazla açılmadan sonunu bağlamak gerekirse, Yerli Bilim Kurguyu, belli dönemlerde alevlenip belli dönemlerde harını kaybeden bir tür veya oluşumsu olarak görüyorum. Önümüzdeki süreçte gerek çıkardığımız dergi, gerekse piyasaya çıkan ele avuca oturan kitapların fazlalaşması ve özellikle seyir açısından eli yüzü düzgün sinema ve dizi projelerinin hayata geçmesi sektörü temeli sağlam bir pozisyona getirebilir. Gelecek dönemlerde sadece ülkemiz de değil dünyada fark edilen bir oluşum yaratmak adına daha fazla çalışıp üretmeliyiz. Daha fazla genci bu oluşuma dahil etmeliyiz ve her durumda daha yenilikçi olmalıyız…

    Son olarak sizi takip edenlere ve fanzin okuyucularına ne demek isterseniz?

    Bizi takip edenlere söylemek istediğimiz çok bir şey yok aslında, onlar ne yapacaklarını gayet iyi biliyorlar. Sürekli üretsinler ve bu türe yabancı olanlara bilimkurguyu sevdirmeye devam etsinler. Fanzinlerin yeri hep ayrıdır. Hep heyecanlı ve canlı kalmalılar. Hep birlikte, bilimkurguyu ülkemizde görünür kılmak asıl görevimiz, daha önce de bahsettiğimiz gibi bilimkurgu sadece bilimin hayallerini şekillendirmiyor, bu işi yapanların yaşadıkları ülkelerin, teknolojilerini de geliştirmek adına katkı sağlıyorlar.

  • Nankör İbnenin Teki V Kendi Peygamberini Aşağı İten Melek

    Eve geri döndüğümde saat gece yarısını geçeli çok olmamıştı, mutfak tezgahındaki üç şişe Tuborg ışıkların neden kapalı olduğunu açıklıyordu. Mutfakta kaldım, ocaktaki çorba tenceresini tezgahın üzerine indirdim, ekipmanları çıkardım ve Alev’den aldığım eroini pişirmeye koyuldum. Ceketimi bile çıkarmamıştım henüz. O sırada tıkırtıları kendinden önce gelmek üzere Ceren belirdi kapıda, yüzü gözü bir tuhaftı, ya yatalı çok olmamıştı ya da tezgahtaki boş şişelerin hepsini tek başına içmişti -bira onu tuhaf bir şekilde ağırlaştırırdı.
    “Erken geleceğim demiştin!” dedi, sesi çatallıydı.
    “Evet, evet öyle demiştim, özür dilerim.”
    İç çekti, buzdolabını açtı ve plastik kola şişesine doldurduğumuz suyu kafasına dikti. Sonra da “Hep aynı şey!” dedi.
    Gözlerimi o sırada titizlikle kaşığa döktüğüm maldan ayırmamam gerekiyordu.
    “Bir şey söyle!” dedi.
    Bir dakik…” diye mırıldandım.
    “Özür dilemekten başka bir bok yediğin yok. Bir şey söyle!”
    “…”
    “Sorumsuzsun!”
    “Ne?”
    “Sorumsuzsun, şerefsizin tekisin!”
    “…”
    “Sana söylüyorum!”
    “…”
    Amına koduğumun oğlu…
    “Biliyorum, ne hissettiğini anlıyorum. Özür dilerim.”
    Otomatik pilotta olduğumu, kafamın konuştuklarımda olmadığını anladı, “Siktir git Kaan!” dedi. Buzdolabının kapağını tekrar açtı ve şişeyi yerine koydu. Yatak odasına yürüdü ve birkaç dakika sonra ateşlediği bir tek sigarayla geri döndü. Orada dikilip beni izlediğini görebiliyordum ama başımı çevirip bakmıyordum. Yaptığım iş dikkat gerektiriyordu; bu kendime söylediğim bir yalandı, göz teması kurmaktan çekiniyordum, çünkü onu umursamadığımı düşünmesine neden olduğumu biliyordum. Sonunda eroini kaşığa döktüm, ceketimin cebinden çakmağı çıkarıp ocağı ateşledim.
    “Beni aptal yerine koyuyorsun!” dedi, bu kez oldukça sakindi.
    Bu gibi durumlarda sakin kalabilen ya da öyleymiş gibi yapabilen kadınlar erkekler için nadir rastlanılan türlerdendi. Tehlikelilerdi, bundan emindim. Kendini karşısındaki insandan daha zeki sanan ve dahası buna yürekten inanan türden bir kadın davranışıydı bu. Ters köşe edilmeyi akıllarından bile geçirmezler ve haklı olduklarına dair birkaç sağlam bahaneyi her zaman saklarlardı.
    Dikkati kolay dağılan bir adamın telaşında, “Öyle bir şey yaptığım yok!” diye mırıldandım, dilimin ucunu dudaklarımın arasına sıkıştırdım.
    “Yapıyorsun!” dedi. Hızlıydı, hazırcevaptı. “İnsanları aptal yerine koyan, kendinden başka kimseyi düşünmeyen nankör ibnenin tekisin sen!”
    Ellerimin titremesinden nefret ediyordum, işleri daha da zorlaştırıyordu. Zaman kazanmak için kem küm ettim, ama iki büklüm ocağın başında beklerken pek bir şey gelmiyordu aklıma. “Saçmalama lütfen!” diye mırıldandım, dişçinin uyuşturucu iğnesini yemiş gibiydim, dudaklarım sarkıyordu ve peltek konuşuyordum.
    “Saçmalama ne ya!” diye çıkıştı, işte sesinin yükselmeye başladığı noktalardaydık.
    Tekrar mırıldanarak, “Biraz izin ver!” dedim.
    “O kaşığı götüne sokacağım senin.”
    “Benden ne istiyorsun?” diye sordum. “Ne yapmamı istiyorsun?”
    “Doğru yaptığın ne var ki? Söyler misin bana!”
    “Ceren…”
    “Hiçbir sik yaptığın yok ki! Hiçbir sik yaptığın yok! Bütün gün torbacı peşinde koşturuyorsun, burada mıyım değil miyim umurunda bile değil…”
    Karnımızı doyuralım diye…
    “Sıkıldın mı artık benden, bu mu sorun? Söyleyemiyor musun…”
    Ocağı kapattım, kaşığı tezgaha bıraktım. Hep aynı titizlik, hep aynı özen…
    “Ortada bir sorun yok, Ceren.”
    “Bırakmak mı istiyorsun…”
    “Ne bırakması?”
    “Hayır, istediğin buysa söyle bana…”
    “İstemiyorum böyle bir şeyi.”
    “O halde ne? Sorun ne, niye böylesin? Bana eziyet ediyorsun, görmüyor musun…”
    İğnenin ucunu pişirdiğim gerçeklik bileşenine batırıp büyük bir özenle enjektörün içine çektim. Yavaş olmalıydı, acelesiz ve titiz. İğne izleri kaşınıp duruyordu.
    “Hayatımın kolay olmadığını biliyorsun…”
    “Böyle yapma…”
    “Biraz ilgi bekliyorum, anlamıyor musun? Bu kadarını hak ediyorum ben ya…”
    “İyi değilim Ceren…”
    “Yediğin içtiğin öylesine biri miyim, yatağına giren biri miyim sadece…”
    “Ne?”
    “Sadece bu mu senin için…”
    “Kes şunu artık.”
    “Ama sıkıntı bende, gerçekten, öyle! Aptal olan benim…”
    “Sana iyi değilim diyorum…”
    “Ağzını yüzünü sikmişler ya hani, kıyamıyorum ben de salak gibi, kalkıp çorba yapıyorum sana…”
    Elimde enjektörle doğruldum ve tam gözlerinin içine baktım.
    “Ne anlarsın sen öküz herif! Varsa yoksa şu boklar…”
    “Ne?”
    “Yarın bir gün biraz mal alabilmek için götünü de verirsin sen…”
    “Farklı bir bok değilsin!”
    “Acınası haldesin, sikik hayal dünyanda yaşıyorsun…”
    “Ne yapmaya çalışıyorsun?”
    “Başk… Ne? Ne demek ne yapmaya çalışıyorsun? Ben m…”
    Enjektörü alıp yatak odasına geçtim. Ceketimi ve kazağımı çıkarıp yatağa oturdum -kadın hala söyleniyordu, bu yüzden sadece Patti Smith’in olduğu kırk beş dakikalık bir çalma listesi başlattım- sonra da ayağımdaki çorabı turnike olarak kullandım. Kolumu tokatlamaya başladım. Enjektörün havasını aldım, iğneyi yavaşça damara batırdım, kanı gördüm ve ağır ağır ittim pistonu. İşte… Yine oluyor… Hayatta yavru kuşların ağaç dallarından atladığı bir sahne vardır, yolu yere çakılmak ile kanat çırpmak arasındaki saniyeler belirler. O an da bunun gibi bir şeydi; tehlikelinin farkındaydım, öyleydim ve güdülerim yapmam gereken şeye doğru itiyordu beni. Ölüm o an için değildi, uyuşturucu beynime ulaştığında kanatlarımı açıp başka bir ağaç dalına konmayı akıl edebilecektim. Ama içten içe biliyordum ki tüm bunlar, tüm bu çaba ve tüm bu yaşama isteği başka sıradan bir günü özel kılacak acımasız bir ölüm içindi.
    Çorabı çözdüm, enjektörle birlikte yatağın yanındaki komidine bıraktım. Sonra da rüzgarda süzülen sararmış bir yaprak gibi salındım yatağa. Sırtüstüydüm.
    “Geberip git de kurtulayım senden!” diye bağırdı kadın, topuklarını yere vurarak odanın kapısına kadar yürüdü ve “Orospu çocuğu!” diye ekledi.
    Belki de en iyisi buydu, emin değildim. Düzgün düşünemiyordum, o gevşek ruh haline ihtiyaç duyuyordum ve o an için yaşamak istediğim tek şey buydu. Burnumu kaşıdım, elime biraz sümük bulaştı, hareket etme dürtüsünü yitiren bozuk bir bedeni kontrol edip pantolonuma sildim. Sonra her şey birden karanlıklaşmaya başladı, ampul son mücadelesi veriyormuşçasına loş göründü gözüme. Sorun yoktu, böyle olması ne iyiydi ne de kötü.
    O an için bilim insanlarının bir makine icat etmesini diledim; karşılıklı iki kişi kafalarına taktıkları bir kask sayesinde birbirlerinin düşüncelerini, iç seslerini duyabilecekti ve neler hissettiklerini anlayabilecekti. Belki böyle olsaydı konuşmaya pek gerek kalmazdı. Böyle olsaydı kadınlar alıp başlarını gitmezlerdi. Ama korkmuyordum bundan, masumiyet kokan dileğim bundan ötürü değildi. Hem biz bunu bilerek yapıyorduk, birbirimize. İki çekilmez manyaktan başkası değildik, kendi sorunlarımız vardı, kendi sorunlarımız zaten boyumuzu aşıyordu. Tüm bu şartlar altında sevmek kolay değildi, seviyorduk -biz bunu bilerek yapıyorduk, birbirimize. Oysa ki çok farklı olanlar vardı, duvarları önyargıdan oluşan kokuşmuş bir yerde mahsur kalmış aşıklar vardı ve şüpheleri, güvensizlikleri, yanlış anlaşılmaların neden olduğu ayrılıkları, ayrılıkların engel olduğu birleşmeler vardı. Kadının karşısındaki erkek için ne kadar kıymetli olduğunu birinci gözden, direkt beyin fonksiyonlarının kendisinden görebileceği bir kask, dinini siktiğiminin bir eriğini başka bir eriğe çevirme fikrinden çok daha iyiydi. Hem belki böyle olursa -cinsiyet fark etmeksizin- birine karşı olan duygularını ispatlamak için kırk çeşit takla atıp türlü maymunluk yapmaya gerek kalmazdı. Zaten sevginin en kötü yanı da bu değil miydi, bomba düzeneğindeki doğru kablo gibi bir risk barındırırdı.
    Gözlerim kapalıydı, neredeyse uyumak üzereydim. Yatağın aşağı çökmesinden Ceren’in kenarda oturduğunu anladım.
    Ağırlaşan canki dudaklarım aynı parçayı çevirip duran kasetçalar gibi, “Ne yapıyorsun?” diye sordu.
    Cevap vermedi.
    Soğuk duvardan destek alarak doğruldum, midem kasılıyor, vücudum geriliyordu. Geçenkinin üzerine bir o kadar daha sopa yemiş gibiydim. Çoraplarını giyiyordu.
    “Sana ne yapıyorsun dedim!”
    “Gidiyorum, amcık ağızlı, gidiyorum!”
    Biraz afallamış, biraz da sinirliydim, “N-nereye gidiyorsun?” diye sordum.
    “Gidiyorum” dedi, “Bir süre Ayfer’de kalacağım!”
    Daha fazla direnemedim ve yatağa geri düştüm, sonra da uzandığım yerden, “Ayfer?” diye sordum.
    “Yat zıbar Kaan!” dedi, “Tamam mı?”
    Ayaklandı, dolaptan çantasını aldı, çalışma masasına koydu ve bir şeyler aranmaya başladı. Öyle seri, öyle öfkeliydi ki ağzına kadar dolu bir tabanca çıkarıp beni taşaklarımdan vurmasından korktum. Küfrederek devam etti aramaya. Sonunda küçük bir şey çıkardı, o mesafeden ne olduğunu göremiyordum, fotoğraf ya da onun gibi bir şeydi. Emin değildim.
    Yatağın karşısındaki koltuğa fırlattı, “Götüne sokarsın!” dedi. Önce odadan çıkışını, montunu giyişini, fermuarı çekişini, ayakkabıları ayakkabılıktan alıp yere bırakışını ve sonra da saati umursamadan kapıyı çarpıp gidişini dinledim. Arkasından çok şey bağırabilirdim, çok fazla küfredebilirdim ve hatta iyi ki bırakıp gittiğini bile haykırabilirdim. Ama yapmadım. Başımı yastığa geri bıraktım, derinleştikçe derinleşen, sonsuza dek gömülüyormuşsun hissi yaşatan yastığa bıraktım. Zaten her şey can sıkıcıydı, Patti de susmuştu…

  • 60’s & 70’s 45’LİK AŞKINA!

    60’s & 70’s 45’LİK AŞKINA!

    Soğuk bir pazar gününden merhaba! Hadi en sevdiğin yarım kalan kitabı al eline, yanına sıcak bir kahve ve tarih kokan şarkılar eşlik etsin gününe. Biz hazırlarken çok keyif aldık. Sizin de dinlerken keyif almanız ümidiyle…

    • Dağlar dağlar- Barış MANÇO
    • Resimdeki gözyaşları- Cem KARACA
    • Garip çoban- Moğollar
    • Burçak tarlası-Tülay GERMAN
    • Aldırma gönül- Edip AKBAYRAM
    • Sevenler ağlarmış- 3 Hüreller
    • Kızları da alın askere- Erkin KORAY
    • Bir dünyada bana ver tanrım- Bunalım
    • İyi düşün taşın – Mavi Işıklar
    • Gurbet- Özdemir ERDOĞAN
  • ACI

    ACI

    İnsan yavaş yavaşta değil

    hızla yok oluyor.

    Ne acı!

    Kargalar bile hoşnut değil

    bu pervasız durumdan.

    Kalanların bedenleri fahişe,

    Ne hoş!

    Bir kabus diyorum…

    İçimdeki çocuk kanıyor,

    mezarlıklarda yer kalmadı…

    Ey insan!

    Yaktır kendini en iyisi…

     

    -İlayda YİĞİT

  • GİTMEK GEREK BAZEN

    GİTMEK GEREK BAZEN

    Gitmek gerek bazen… Sonunu düşünmeden, sadece yol almak gerek. Her şeyi ardında bırakarak, yelelerini rüzgarda savuran, dört nala koşan bir yılkı gibi özgürlüğe doğru koşmalı… Boşanmalı zincirlerinden, düşünmeden, hesapsızca, kitapsızca… Koyvermeli her şeyi, bırakmalı… Nere olursa olsun yol almalı sadece, çok uzaklara… Gitmekle gidilir mi yoksa kalır mı aklının, ruhunun bir köşesi, düşünmeden… Bir kez olsun hesaplamadan düşmeli yollara… Sadece bir kez olsun… Mavilikler, atıyla yol alan adam özgürlüğü çağrıştıran, hani hep dem vurduğumuz ama hiçbirimizin aslında tam anlamıyla elde edemediği o özgürlüğü…

    Fotoğraf © Yusuf Teke