Etiket: edebiyat haber

  • Rashit: “Telaşa Mahal Yok’ albümü Türkiye Punk Tarihinin mihenk taşı olmak gibi bir üne sahip. Bir dönüm noktası aslında sadece Punk değil, alternatif rock tarihine de bir çıkış sağladığı kabul gören bir gerçek”

    Rashit: “Telaşa Mahal Yok’ albümü Türkiye Punk Tarihinin mihenk taşı olmak gibi bir üne sahip. Bir dönüm noktası aslında sadece Punk değil, alternatif rock tarihine de bir çıkış sağladığı kabul gören bir gerçek”

     

    Merhaba öncelikle bizi kırmadığınız için çok teşekkürler, neredeyse 30 .yılınıza yaklaştığınız şu yıllarda muhteşem bir konserle sevenlerinizin karşısında olacaksınız, ve bu sahnede bir çok isim size eşlik edecek.. öncelikle neler hissediyorsunuz?

    Gökhan Tunçişler: En son Laneth Bir Gece 2’de sahne aldık geçen yıl bu zamanlarda, yine tüm arkadaşlarımız ve bizi seven dinleyicilerle çok güzel bir geceydi. O gecenin üstüne bir daha çalmayacak mısınız tepkileri gelmeye başladı ve biz de geç gelen 25.yıl konseri yapalım dedik ve şahane bir gece yaşadık.

    Tolga Özbey: Eski dostlarla bir araya gelmek ve bir şeyleri paylaşmak adına güzel bir gece olacak. Rashit grubu üyeleri olarak da uzun sure sonra bir araya gelmiş olacağız, farklı şehirlerde ve ülkelerde yaşıyoruz.

    Rashit Punk Tarihimizin en önemli gruplarından biri, ben sizi ilk 90’lı yıllarda dinlemiştim. Hiç unutmam burada bir yer vardı Carmen diye, oradan Telaşa Mahal Yok isimli albümünüzü ve Radical Noise’in Make A Wish kasetini almıştım. Ve Telaşa Mahal Yok’u ilk dinlediğimde acayip sevmiştim ve  günlerce teypten çıkmamıştı o kaset. Ve bu albüm bugün Türk Rock Tarihinde kült nitelikte bir çalışma. Bu albümün sizin için önemi nedir ve bu kadar çok sevilmesinin ana sebebi sizce nedir?

    Tolga Özbey: Telaşa Mahal Yok albümü Türkiye punk tarihinin mihenk taşı olmak gibi bir üne sahip. Bir dönüm noktası aslında sadece Punk değil alternatif rock tarihine de bir çıkış sağladığı kabul gören bir gerçek. Bunun bir parçası olmak ve zaman içinde çok önemli müzisyen ve sanatçılardan bu albümden gençliklerinde etkilendiklerini duymak beni hep mutlu etti.

    Gökhan Tunçişler: T.M.Y albümü bence Türk rock piyasasının o dönem bile hazır olmadığı bir şeydi, özellikle bandrollü albüm yapan Rock grupları yine dönüp dolaşıp yapımcıların talepleri doğrultusunda şarkı sözleri ve soundlarını değiştiriyordu. Bizim şansımız bu talepte olmayan bir firmayla çalışmaktı ve orijinali neyse o şekilde kalması ki, albümün bu kadar dikkat çekme sebebi budur.

    Rashit bu güne kadar yurt içi ve yurt dışında pek çok albüm, plak ve toplamalara yer almış bir grup ve ilkleri de bu ülkeye yaşatmış bir grup. Fransa’da çıkardığınız KADIKÖY’DEN HAREKETLER isimli çalışmanız Avrupa’da çıkan ilk plak oldu, bizlere o dönemden bahseder misiniz?

    Tolga Özbey: Türkiye’de henüz bir albüm yapmamışken yurt dışında plağınızın basılması o dönem için bizim müzikal gerçekliğimizdi. Telaşa Mahal Yok işte bu bağlamda birçok müzisyen ve sanatçı için bunun kırılmasında büyük paya sahiptir.

    Gökhan Tunçişler: Bugün pek çok Türk grup yabancı gruplarla e-mail yoluyla iletişim kurup konserler ve ya albümler yapıyor. Bunları biz vaktinde damga pulu ile yapıyorduk. Müzik yaparken elini korkak alıştırmayacaksın, o zaman kısa ömürlü tek hit şarkılı grup olarak kalırsın.

    Peki Rashit kimlerden etkilenmiştir?

    Tolga Özbey: Dead Kennedys, Crass, Ramones, Television, Sex Pistols, The Clash, Stooges… birçok punk, rocknroll, ska, surf grubundan sonu gelmez bu listenin. 🙂

    Gökhan Tunçişler: Tolga söyledi hepsini.

    Türkiye’de Rock ve Heavy Metal son yıllarda çok başarılı grupların çıkışını ev sahipliği yaptı, peki Punk piyasası için neler düşünüyorsunuz ve genel olarak Türk Rock piyasasını nasıl buluyorsunuz?

    Tolga Özbey: Yeraltı müziği özellikle İstanbul’da artık dünya çapında işler yapan ve yurt dışında da da takdir gören bir scene durumunda. Eskiden olduğu gibi yerli dinleyici her ne kadar ilgi gösterme konusunda çok da katılımcı olmasa da yurt dışında ön yargısız doğru kitlelere ulaşan bir çok yeni dönem iyi grup mevcut.

    Gökhan Tunçişler: Punk grupları yurt dışı kontakları açısından çok daha aktif, zaten bu iletişimi de Türkiye’de ilk başlatanlar Punk ve Hardcore grupları oldu. Metalciler çok tembeller bu konuda, ürün zenginliği açısından da Punk her zaman daha yaratıcı olmuştur, kimseden bi şey beklemiyecen D.I.Y.

    Fotoğraf-  Levan Uzbay

    Ve Rashit’e şu soruyu da sormadan olmaz, Türkiye’de 2001 yazıdan bu yana ne değişti?

    Tolga Özbey: Türkiye 1950’lerden beri aynı yolda aynı kaderi yaşamaya devam ediyor. Günümüzde işler dünya çapında çığırından çıktı ve biz de kapitalizm ve din üzerinden bunun her türlü negatif etkisini yaşamaya devam ediyoruz. Çark bu şekilde dönüyor bu coğrafyada.

    Gökhan Tunçişler: Kendi yaşantımız boyunca bile baktığımızda 40 yılda çok fazla hükümet gördük hepsinin rengi görüşü farklı gibi de olsa ülke bir adım ileri gitmedi, kötünün daha da kötüleri geldi, şimdiki nesil için en kötüsü tek adamla doğdular ve büyüdüler muhakeme yapacakları başka bir sistem görmediler. O yüzden Rashit şarkıları eskimiyor hep güncel kalıyor, bizi utandıracak bir politik sistem gelene kadar.

    30 yıla yaklaştığınız muazzam bir kariyeriniz var ve bir dolu başarı var bu 30 yılda, Rashit’i kurduğunuzda bunları hedeflemiş miydiniz ve ilk günden bu yana şöyle bir döndüğünüzde 30 yılı nasıl değerlendiriyorsunuz?

    Tolga Özbey: Aslında bir hedefimiz yoktu gençtik ve enerjimizi müziğe vermiştik. Her şey kendi kendine zamanla gelişti ve bir yola girdi ama aslında bir hedef hala yok müzik ve birlikte iyi vakit geçirmek işin temeli sanırım.

    Gökhan Tunçişler: Tolga’nın dediği gibi tamamen eğlence ve söylemek istediklerimizi bağırmak, çok fazla konser ve sürekli şarkı yapıyorduk üretim yapmak yeni bir şey ortaya çıkarmak, bunun para karşılığı yok ve yıllarca da olmadı zaten.

    Rashit tarihinde hepimizin bir çok özel şarkısı var, sizin için iyi ki yapmışız dediğiniz sizde yeri, diğerlerine oranla daha özel ve farklı olan çalışmalarınız hangileri diye sorsak?

    Tolga Özbey: Tüketici şarkısı ya da Sansür olabilir. Hep çalmaktan zevk aldığım iki şarkı oldular.

    Gökhan Tunçişler: Niye Böyle, Katilin Adı Yok uzun yıllardır çalmasak da İnsan Pazarı.

    Yeni bir albüm çalışması var mı veya bizleri bekleyen farklı sürprizler?

    Tolga Özbey:  Önümüzdeki Ekim ayında sürprizlerimiz olacak!

    Gökhan: Sürpriz.

    Çerezzine ekibi olarak sorularımızı yanıtladığınız için size çok teşekkür ediyoruz. Son olarak sevenlerinize neler söylemek istersiniz?

    Tolga Özbey: Biz teşekkür ederiz, sevgiler.

    Gökhan Tunçişler: Sevgiler.

     

  • Ters Açı: “Her şeyden önce müziği kendimiz için yapmak istiyoruz”

    Ters Açı: “Her şeyden önce müziği kendimiz için yapmak istiyoruz”

    Türk rock müziğinin yükselen gruplarından Ters Açı ile grup, yeni albümleri ve daha birçok konuda samimi bir söyleşi gerçekleştirdik.

    Merhabalar, röportaj teklifimizi kabul ettiğiniz için teşekkür ederiz. Bizlere biraz kendinizden bahseder misiniz?

    Öncelikle bizlere bu keyifli röportaj teklifi ile geldiğiniz için bizler teşekkür ederiz.

    Grubumuz şu anda 5 müzisyenden oluşmakta. Solist Korat Eriş, lead gitarist Kıvanç Sekü, bas gitarist Yiğit Danışan, ritim gitarist Deniz Öğünç ve davulda Eren Özgökmen ile birlikte Ters Açı grubu tekrar bir arada.

    Kısaca Ters Açı’dan bahsedecek olursak 2009 yılında kurulmuş İzmirli bir rock/metal grubuyuz. Kurulduğumuz andan itibaren hep kendi eserlerini üretmek isteyen; bunun sonucu olarak Türkçe rock/metal müzik dalında sayısız orijinal eserler üreten ve sanata yatırım yapan bir grubuz.

    16 Şubat 2011 yılında “Biraz Ben Biraz Sen” isimli 2 şarkıdan oluşan ilk single’ımızı yayınladığımızda oldukça zor bir dönemden geçen müzik sektörünün en yenilerindendik ve bu zorlu sürecin sonunda istediğimiz kitlelere ulaşamadığımızdan ara vermek durumunda kaldık.

    Yaklaşık 6 yıllık bir aranın ardından tekrardan sanata olan tutkuyla bir araya geldik ve yepyeni single’ımız “Tek’i” 15/02/2019 tarihinde müzikseverler ile buluşturduk. Yarım bıraktığımız serüvenimize yepyeni bir heyecan ve keyif dolu eserlerle devam edeceğiz.

    Grubun isminin ortaya çıkış hikayesi nedir?

    Türkiye’de maalesef rock ve özellikle metal müziğe olan katı bir yaklaşım var. Gitar sesine insanımızın özellikle overdrive/distortion sesine tahammülü yok diye düşünülüyor. Fakat Anadolu birçok kültürü içinde bulundurmuş ve birçok enstrümana ev sahipliği yapmış bir memleket. Dolayısıyla her tarzda eser eğer doğru noktadan yaklaşılırsa değer görüyor ülkemizde. Bu da biz sanatçılar için işleri oldukça zor bir hale getiriyor. Biz insanlara rock/metal müziğe farklı bir açıdan bakma ve güzel taraflarını keşfetme imkanı sunmak istedik. Bu nedenle grubun adını Ters Açı koyduk. Evet belki bize Ters gelen bir müzik olabilir ama doğru işlenirse ve fırsat verilirse bu müzik dalının ne kadar keyifli olduğunu göstermek istedik.

    Çıkış noktamız tabii ki futboldu fakat bu bizim felsefemiz oldu. Bu müziğin gerçeklerini ve güzelliklerini insanlara anlatmaya devam edeceğiz.

    Heavy metal ve progresif rock-metal’den Türkçe rock müziğe geçiş süreci nasıl gelişti?

    İlk beste yaptığımız dönemlerde Türk Metal müziğin efsanelerinden Pentagram’ı kendimize örnek aldık ve yabancı dilde eserler yazmaya çalıştık. Bu dönemde daha progresif ve daha sert şarkılar besteliyorduk. Özellikle ülkedemüzi kle ilgilenen tüm çevrelerden çok güzel tepkiler aldık. On Your Side, When I Fall ve A Hope For Us All gibi şarkılarımızla sektörde önde gelen isimlerden büyük övgüler topladık. Roxy müzik günlerine de katılma şansı elde ettik bu eserler sayesinde.

    Tabii yabancı dili öğrenmek ve o konuda bir eser yayınlamak Türkçe bir eser yayınlamaktan çok daha zor bir konu. Yabancı dil konusunda solistimiz Korat çok iyi durumda değildi. Yaşından dolayı ve İngilizce dilini kullanma tecrübesi olarak kısıtlı olduğu için sözler yabancı bir dinleyiciyi etkileyecek seviyede değil daha basit kalıyordu. Biz de Türkçe eserler yazmaya başladık.

    Ayrıca bu dönemde MFÖ’den Özkan Uğur, Türkçe eserlerin ülkemiz insanını kazanma yolunda bizler için daha doğru bir yol olduğunu öğütledi. Bizler de bu öğüde uyarak alternatif rock tarzında ve Türkçe şarkılar besteleyerek bunlara albümlerimizde yer verdik. Fakat bu demek değil ki hiçbir zaman Ters Açı eski günlerine dönmeyecek. O eserler de mutlaka bir gün bir albümde veya birkaç albümde yerini bulacaktır.

    Roxy Müzik Yarışmasında son 16’ya kalmayı başardınız. Bu sizin için bir başarı mıydı yoksa hak etmediğiniz bir sonuç muydu ve bu yarışmanın size katkısı oldu mu?

    Öncelikle finale kaldığımız için çok mutlu olduğumuzu söylemeliyim. Bu ve bunun gibi birçok yarışmaya katıldık ve ses getirdik. Yine ses getirdiğimiz yarışmalardan birisi Kuşadası Altın Güvercin beste yarışmasıydı. Burada da son 10 şarkı arasına kaldık ve türünün tek örneği (kendi orkestrasıyla çıkan) tek gruptuk. Bunlar bizler için gurur ve mutluluk verici ve tecrübe kazandırıcı etkinliklerdi.

    Her iki yarışmada da diğer başka yarışmalarda da derece elde edemedik fakat bu bizim için kendimizi eleştireceğimiz noktaları görme fırsatı oldu. Sonuçta canlı performansımızı iyileştirmeye odaklandık ve o gün bu gündür bu konuda ilerlemeye devam ediyoruz.

    2011 yılında MFÖ’den Özkan Uğur ve Pentagram’dan Tarkan Gözübüyük’ün destek ve katkılarıyla “Biraz Ben Biraz Sen” doğdu. Nasıl bir duyguydu?

    İlk albümümüz olduğu için çok heyecanlıydık.

    Bir kere Özkan Uğur’la İzmir Swiss Otel’de bir MFÖ konseri öncesi buluşma şansımız olmuştu. Özkan Uğur sayesinde önümüze çıkabilecek tüm engelleri kolayca aştık; kolay ve profesyonel yoldan albümü nihai hale getirmeyi başarabildik. Sürekli desteği ve öğütleriyle bizlere çok yardımı dokunan Özkan abimize buradan sevgilerimizi gönderiyoruz.

    Tarkan Gözübüyük ise Rock müzik mix ve prodüksiyon dendiğinde Türkiye’de marka olmuş bir isim. Yıllarca Şebnem Ferah, Mor ve Ötesi, Ogün Sanlısoy, Pentagram gibi isimlere prodüktörlük yapmış büyük bir sanatçı ve fikir adamı. Bize albüm süresinde çok müdahale etmek istemedi. Bizim soundumuzu duymaya çalıştı ve bize nasıl şarkı yapılacağını öğretti diyebiliriz. Kendisini albüm kayıt süresince 5 gün boyunca gördük ve hayatımızda yaşadığımız sayılı ve unutulmayacak anlar arasında yerini almıştır. Umarız tekrardan çalışma şansı yakalarız.

    2012 yılında ikinci albüm çalışmalarına başlamanızla birlikte müziğe ara verme ve grubun dağılması durumları arka arkaya geldi. Bu süreç nasıl gelişti?

    İlk albümden beklediğimizi alamayınca hemen ikinci albüm için çalışmalara başladık. Çok sancılı bir süreçti. Bu bölümde ise yine MFÖ’den sevgili Fuat Güner’in çok yardımları dokundu bize.

    Kayıt sürecini Fuat Güner’in kendi stüdyosunda tamamladık. Kayıt ve sound editing sevgili Suat Durmuş tarafından yapıldı. Albüm kayıt aşamasından sonra elimizde koskoca 10 şarkılık bir mix süreci vardı ki bu en zorlusuydu. Bu sefer büyük isimlerle çalışmak yerine mixi kendimiz yapmak istedik. 10 şarkıyla yaklaşık 1 sene kadar uğraştık fakat mix konusunu kendimiz yapmayı beceremedik.

    Mevcut demo halleriyle bir yandan da prodüksiyon arayışımıza devam ettik fakat gittiğimiz her kapıdan geri dönmek durumunda kaldık. Rock müziğin o dönem hali içler acısıydı. Birçok prodüksiyon şirketi hiçbir rock grubuna sıcak bakmıyordu. Sadece birkaç şanslı rock sanatçısı kendi yatırımlarıyla işi döndürmeye çalıştılar. Bunların da birçoğu o dönem yapılan işleri ağırlaştırdılar diyebilirim.

    Biz de boş durmadık tabii. Coverlara ağırlık verdik. Birçok ilimizde konserlere çıktık. Bu dönemde yayınlanmayan 2. albümümüz içerisinde bir düet gerçekleştirdiğiniz sevgili Haluk Levent ile Uşak, İzmir, Kuşadası vb. illerde sahneler aldık.

    İnternet’te Youtube sayfamız tersacitv’de Orhan Gencebay, Kayahan, Kerim Tekin, Barış Manço ve Haluk Levent gibi isimlerin şarkılarına yaptığımız coverlar ile ses getirdik. Sahnelerde seyirciyle beraber bu şarkılarla ve ilk single albümümüzdeki şarkılarla eğlendik.

    Fakat bir türlü ilerlemeyen albüm süreci can sıkıcı olmaya devam etti. En son bir prodüksiyon şirketiyle görüştük fakat oradan da albümle ilgili olumlu bir geri dönüş alamadık. Düşünün bu kadar uğraşıp Haluk Levent düetiyle çıkış yapmak isteyen bir grup var ve hiçbir şirket sıcak bakmıyor. İşte ortam bu kadar kötüydü.

    Bu can sıkıcı sürecin sonunda da birbirimizi yıprattık. Yaptığımız iş artık keyif vermemeye başlamıştı. Dolayısıyla biz de ara verdik. Daha sonra da yolları ayırma kararı aldık.

    Sizi birleştiren ve ayıran sebepler ortak mıydı?

    Ayıran sebepler maalesef bir çıkış yolu bulamamamızdı. Herkes hayatının başlangıcında kendine bir yol arıyorken bir yandan sürekli yatırım yapıp karşılığını alamadığınızda artık o keyif vermekten çıkıp acı veren bir hal almaya başlıyor.

    Fakat şu anda her şeyden önce hedefimiz sanat, albümleri dijital ortamda yayınlamak gibi bir kolaylık olduğu için birçok sanatçı kendine sektörde yer bulabiliyor.

    Meşhur olmak veya gündem olmak gibi bir beklentiden ziyade eserlerimizi yayınlayabilmek istiyoruz. Her şeyden önce müziği kendimiz için yapmak istiyoruz. Bu sebeple bir araya geldik. Artık sadece yaptığımız işin keyfini çıkartıyoruz.

    İkinci albüm çalışmanızda Haluk Levent ile de bir düetiniz vardı. Haluk Levent fikri nasıl oluştu? “Aşk Sana İnanmıyor”u dinleme şansımız olacak mı ilerleyen süreçte?

    Haluk Levent gitaristimiz Kıvanç’ın eşi Yeşim’in çok yakın bir dostudur. Biz böyle bir fikirle gittik ve o şarkıyı çok beğendiğini söyledi ve hiçbir zaman bizleri kırmadı. O zamanlar klip olsa klipte bile oynamayı kabul etmişti.

    Şu anda bu konuda girişimlerimiz sürüyor fakat Haluk Levent cephesinden düetle ilgili henüz olumlu bir yanıt alamadık. Aldığımız anda bunu tüm dinleyicilerimizle anında paylaşacağız.

    Hiç olmadı tersacitv kanalından meraklıları için bu şarkıyı yayınlamayı bile düşünüyoruz. Önümüzdeki süreç bakalım neler gösterecek kim bilir?

    Yaptığınız müzikte rahmetli Mithat Danışan nam-ı değer Panço’nun müziğinize etkisi oldu mu?

    Elbette. Herkesten önce onun fikirleri bizler için önemliydi. Allah gani gani rahmet eylesin. Çok büyük bir müzik üstadıydı. Uzun yıllar sektörden uzak kalmasına rağmen efsanelerden birisiydi müzik dünyasında.

    Bestelerimizde her daim olumlu ve yapıcı eleştirileriyle bizlere yön çizdi ve bugün yaptığımız aranjelerde en büyük katkıları sağladığı için kendisini tekrar rahmetle anıyoruz.

    Hatta rahmetli Panço’nun çok eskiden yazmış olduğu rifflerden oluşan şarkıların da yer aldığı “Gerçek ve Yalan” diye bir albümümüz var. Bunu da birkaç yıl içerisinde piyasaya sunmayı düşünüyoruz.

    Cover yapacağınız parçaları kendiniz mi seçiyorsunuz, yoksa bunu coverlarsanız iyi olur gibi isteklerden mi seçiyorsunuz?

    Bu konuda bizlere çok fazla talep geliyor. Özellikle yakın çevremizden fakat biz daha önce denenmemiş coverları yapmaya ve hoşumuza giden çalarken keyif alacağımız eserleri coverlamaya çalışıyoruz.

    “Tek” nasıl gidiyor? Dinleyicileriniz ve sevenlerinizden gelen tepki ve yorumlar nasıl?

    “Tek” uzun süreden beridir piyasaya sunmak istediğimiz eserlerimizden birisi. Gelen tepkiler ve yorumlar genellikle olumlu fakat şu anda insanlara yeterince ulaşamadık. Her geçen gün sizler aracılığıyla yeni kitlelere ulaşmak istiyoruz. Ulaştığımız taktirde çok daha ses getirecek bir şarkı olduğundan şüphemiz yok.

    Sorularımızı yanıtladığınız için teşekkür ederiz, Çerezzine okurlarına ve sevenlerinize, sizi dinleyenlere son olarak neler söylemek istersiniz?

    Çok keyifli bir sohbetti. Bize bu fırsatı sunduğunuz için tekrardan teşekkür ediyoruz. Meraklı tüm okurlarınıza özellikle tüm dijital platformdan ulaşabilecekleri şarkılarımızı ve youtube tersacitv sayfasından dinleyebilecekleri coverlarımızı şöyle birkaç dakika ayırıp dinlemelerini tavsiye ediyoruz. Beğeneceklerinden eminiz.

    Sevenlerimize buradan tekrar destekleri için teşekkür ediyoruz. Ters Açı bu yıl daha birçok eserle karşınızda olacak. Takipte kalın diyoruz.

    Ters Açı’ya ulaşabileceğiniz adresler:

    Youtube: tersacitv

    Facebook: Ters Açı

  • 91. Oscar Ödülleri Sahiplerine Kavuştu

    91. Oscar Ödülleri Sahiplerine Kavuştu

    91. düzenlenen ve bugüne kadar ki en kısa Oscar Ödülleri gecesinde heykelcikler sahiplerine kavuştu.

    Roma, The Favourite ve Bohemian Rhapsody’nin favori olarak görüldüğü En İyi Film Ödülünü kendi adıma diğer yapımların arasından sıyrılıp ödülü kazanabilir dediğim Green Book kazandı.

    Bohemian Rhapsody’nin 4 ödül aldığı gecede, Black Panther, Green Book ve Roma yapımları 3’er ödül ile gecenin öne çıkanlarından oldular.

    Gecenin bir diğer dikkat çeken yanı ise 7 siyahi adayın ödül alması oldu.

    Heykelcikleri kazanan isimlere şöyle bir göz atalım…

    En İyi Film / Green Book

    En İyi Yönetmen / Alfonso Cuaron – Roma

    En İyi Erkek Oyuncu / Rami Malek – Bohemian Rhapsody

    En İyi Kadın Oyuncu / Olivia Colman – The Favourite

    En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu / Mahershala Ali – Green Book

    En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu / Regina King – If Beale Street Could Talk

    En İyi Özgün Senaryo / Nick Vallelonga, Brian Currie ve Peter Farrelly – Green Book

    En İyi Özgün Müzik / Ludwing Goransson – Black Panther

    En İyi Özgün Şarkı / Shallow – A Star Is Born

    En İyi Makyaj ve Saç Tasarımı / Vice

    En İyi Kostüm Tasarımı / Black Panther

    En İyi Uyarlama Senaryo / Spike Lee, Charlie Wachtel, David Rabinowitz ve Kevin Willmott – BlacKkKlansman

    Yabancı Dilde En İyi Film / Roma

    En İyi Görsel Efekt / First Man

    En İyi Kurgu / Bohemian Rhapsody

    En İyi Ses Kurgusu / Bohemian Rhapsody

    En İyi Ses Mikyajı / Bohemian Rhapsody

    En İyi Belgelsel / Free Solo

    En İyi Kısa Belgesel / Period. End Of Sentence

    En İyi Animasyon Filmi / Spider-Man: Into The Spider-Verse

    En İyi Kısa Animasyon / Bao

    En İyi Kısa Film / Skin

    En İyi Yapım Tasarımı / Black Panther

    En İyi Sinematografi / Roma

     

  • Yaşru: “Daha önemlisi kendi dilimizi, sözlerimizi, extreme türler içinde sayabileceğimiz müziğimizde şarkılara kulağı rahatsız etmeyecek şekilde yedirmek.”

    Yaşru: “Daha önemlisi kendi dilimizi, sözlerimizi, extreme türler içinde sayabileceğimiz müziğimizde şarkılara kulağı rahatsız etmeyecek şekilde yedirmek.”

    Yaşru’nun kurucusu Berk Öner ile Yaşru’ya ve müziğe dair çok samimi bir röportaj gerçekleştirdik…

    Merhaba, öncelikle röportaj teklifimizi kabul ettiğiniz için çok teşekkürler. Yaşru olarak ne zaman, nerede kuruldunuz? Okurlarımız için bahsedebilir misiniz?

    Merhaba, rica ederim.  Yaşru tek kişilik proje olarak tarafımca 2009’da (bu adla) İstanbul’da kuruldu, daha sonra izleyen 1 – 2 yıl içinde konser taleplerinin de artmasıyla grup formatına döndü.

    Şu ana kadar çıkarmış olduğunuz albümler arasında bizi en çok yansıtan diyebileceğiniz bir albümünüz ya da bir parçanız var mı?

    Kendimiz “bu şarkı bizi daha çok yansıtıyor” demekten ziyade, dinleyiciler Yaşru’yu ilk olarak Öz albümüyle tanıdıklarından daha çok o albümdeki parçaların tarzında olan yapıtların bizi daha çok yansıttığını düşündüklerini söyleyebilirim.

    Özellikle de “Öz” albümünüzde yer alan şarkılarınızda şaman davulu, dilsiz kaval, kabak kemane gibi etnik enstrümanları metal müzikle ustaca harmanlayışınız dikkat çekiyor. Bununla ilgili olarak aldığınız tepkiler nasıldı?

    Evet,  dinleyici tarafından, Türkiye metal müzik piyasasında bu tarzda ve saymış olduğunuz etnik enstrümanlarınla ilk defa bu derece yoğun olarak kullanılan bir müzik yaptı şeklinde düşünülüyor, tabii bu dinleyicilere çok ilginç geldi,  sanırım bu harmanlamayı başarılı olarak yaptık diye düşünüyorum,  zira gelen bütün tepkiler “olmuş” şeklindeydi

    Şarkı sözlerinizde de genellikle Antik Türk tarihinden bahsettiğinizi görüyoruz. Aldığınız tepkiler ne yöndeydi peki şu ana kadar?

    Türümüzden dolayı şarkı sözlerimiz (özellikle ilk albümlerde) epik yoğunlukluydu, konular kişilerin ilgi ve algısına göre beğeni değişikliği gösterebilir ama daha önemlisi kendi dilimizi, sözlerimizi, extreme türler içinde sayabileceğimiz müziğimizde şarkılara kulağı rahatsız etmeyecek şekilde yedirmek.

    Peki, müziğinizi yaparken Türkiye’den, dünyadan etkilendiğiniz müzisyenler, gruplar var mı?

    Türkiye’den ister istemez 70’ler Anadolu rock etkisi görebiliyor insanlar, ben kişisel olarak da 70’lerin Türk rock müziğini folklorik ve etnik yoğunluğu seven biriyim,  o türlere nazaran müziğimiz çok sert olsa da etki veren ögeler olabiliyor tabii, bunun yanında özellikle kulağıma hoş gelen avrupa  folk – pagan  – black – death metal gibi extreme türler de kişisel olarak etkilendiğim müzikler.

    Türkiye’deki müzik piyasası hakkında neler düşünüyorsunuz? Karşılaştığınız zorluklar neler ve de sizce gerçekten hak ettiğiniz yerde misiniz?

    Eğer Avrupa ve Amerika metal piyasasıyla karşılaştırırsak uçurum sayılabilecek bir haksız rekabet söz konusu. Oysaki ülkemizde de onlarla rekabet edebilecek hatta daha başarılı birçok grubumuz var, ama ülkemizde bu müziği icra etmek gerçekten çok zor ve neredeyse hiçbir şey beklemeden yapılması durumu var.

    Peki, yine Türkiye’de özellikle doom yapan gruplar hakkındaki düşünceleriniz nelerdir? Nasıl buluyorsunuz?

    90’ların ilk yarsından itibaren 2000’lerin başlarına kadar özellikle death – black – doom grupları çok iyi sayıda, faal ve hareketliydi, günümüzde çok fazla sayıda olmasa da aynı şevkle bu müziği yapan gruplar var tabii.

    Daha önce Barış Manço’nun Nazar Eyle şarkısına yaptığınız coverla da dikkat çekmiştiniz. Yine böylesi bir sürpriz sizi sevenleri bekliyor mu?

    Şu an öyle bir plan ve düşünce söz konusu değil.

    2018 senesi Yaşru adına nasıl geçti ve de 2019’da yeni bir albüm, yeni bir klip çalışması sizi sevenleri bekliyor mu?

    Çok aşırı hareketli ve yoğun bir programımız olmuyor, fırsat buldukça konserlerde sevenlere canlı şekilde müziğimizi aktardık 2018’de. Aynı şekilde 2019’da da bu program devam eder sanırım. Yeni albüm için henüz bir şey diyemem ama yeni single ve klip eli kulağında.

    2 Şubat’ta İstanbul’da, sonrasında da 10 Şubat’ta Bursa’da sahne aldınız. Özellikle şu ana kadar ilk defa sahne aldığınız yerlerde nasıl tepkiler alıyorsunuz Yaşru olarak?
    Evet ikisi de (özellikle Bursa konseri) çok iyiydi. Dediğiniz gibi Bursa’da ilk defa sahne almıştık, organizasyon, seyirciler, mekan gerçekten güzel bir konser geçti.

    Peki, konserlerinizin, sahne çalışmalarınızın devamı gelecek mi?
    Tabii ki, konser ve sahne bu müziğin vazgeçilmezlerindendir.

    Son olarak hayranlarınıza, Çerezzine okurlarına neler söylemek istersiniz? 

    Yeni şarkılar ve yeni konserlerde görüşmek üzere…

    Çerezzine olarak tekrar çok teşekkür ederiz.
    Ben de bu güzel röportaj için Çerezzine ailesine çok teşekkür ederim.

     

     

  • Matmazel Körebe

    Matmazel Körebe

    Bu köprüden geçeceksen

    Kafanı sıyırmalısın

    Omuzlarından bile ayrı düşmeli

    Sokakları dolaşıp gelmeli

    Bir soytarının dalgınlığında

    Asaletini gözümüze götümüze sokacaksın

    Korkarsan yalanlarınla kuğuları bile kandıramazsın

    hayatının kefaretini çirkinler ödeyecek büyük zevkle

    Cennetini yalayarak yersin

    Sen bizim güzel kraliçemizsin

    Bir resim çiz içinde yaşayalım

    Elmaslar dökülsün gözlerimizden

    Barışın gölgesi soğuk kalmasın hücrelerimizde

    Maymuna dönüşüp seninle evrilelim

    Göbeğimizi sen kes

    Tacınla öpüşelim

    Okullarda seni sevmeyi öğrenelim

    Hayallerini yaşat bize

    Matmazel körebe

    -Güneş Güneş

  • İsimsiz

    İsimsiz

    Buruk gülümsememle
    Defalarca önüme gelen anılarım
    Geçmişim
    Takılı kaldığım benliğim
    Yerinde sayan suskunluğum
    Tam ortasındayım süre gelen bu döngünün
    Tekrar tekrar sarıyor başa
    Kısık sesli müziğim
    Kulak verin
    Kavanozdaki güveye
    Onun orda hapsolması kadar
    Anlamsızlık içindeyim
    Ben hep içimden çıkamadığım
    O kaosun derinliklerindeyim

  • İYİKİ DOĞDUN GENCER ÖZCAN

    İYİKİ DOĞDUN GENCER ÖZCAN

    Gencer Özcan Del Toro Grubunun Kurucusu , Yüreği, Abisi, Babası, Davulcusu, ve çok daha fazlası, Heavy Metal diye adlandırılan bu yüce tarzın ta kendisiydi,  Heavy Metal Müziğini o kadar benimsemişti ki, bu müziği canı gönülden yapar, Del Toro ile yapacağı çalışmaların onda yarattığı heyecanı hepimize geçirirdi. Müthiş bir insandı, yüreği çok güzel ve özeldi,  Sevgili Ceyda’nın eşi Lal’imizin biricik babasıydı, hiçbir zaman kimse üzülsün istemezdi, belki de en zor zamanlarında bile hastalığından bir gün olsun  kimseye şikayet etmez, o yine sevdiklerini düşünürdü. Bir Haziran sabahı bu güzel yürekli adam bedenen aramızdan ayrıldı, ama onun bizlere bıraktığı, sevgi, azim, inanç ve şarkılar hep yolumuza ışık oldu ve bizler hep biliyorduk ki o hep bizimle ve yanımızdaydı. Ve tekrar buradan birkez daha belirtiyorum. Sevgili Gencer Sen hep burada , Ailenle, Sevdiklerinle ve hayatında büyük yer tutan müziğinle ve eşsiz ruhunla , aramızda olacaksın ve bugün 23 şubat , yani hem senin hem benim doğum günüm, biliyor musun ustad?, sen gittiğin günden beri benim bir doğum günüm yok, bugün sadece senin doğum günün, (Bu Bundan Sonrada Hep Böyle Olacak), ama şunu da söylemeden edemeyeceğim, seninle aynı gün doğmak, seni anlamış olabilmek ve seni sevmek, yaşamak ve yaşatabilmek ömrüm boyunca gurur verecektir ustad, İYİKİ DOĞDUN GENCER ÖZCAN, İYİKİ VARSIN, RUHUN EN GÜZEL YERLERDE VE BİR YANIN HEP BİZİMLE OLSUN, IŞIĞIN VE BİZE KATTIKLARIN RUHUMUZDAN EKSİK OLMASIN… SENİ ÇOK SEVİYORUZ USTADIM,  ÖLÜMÜN BİLE ARAMIZA GİREMEYECEĞİ KADAR BÜYÜK SANA OLAN SEVGİMİZ. İYİKİ DOĞDUN  BABA ADAM, İYİKİ DOĞDUN…..

  • Kadavralar Şehri

    Kadavralar Şehri

    Çünkü: onlar dürüst

    değil Çünkü: onlar hileli zar

    Çünkü: yüreklerinde

    kararan bir şey var

    Çünkü: korkuyorlar

    Çünkü: vicdanları

    sessiz

    Çünkü: onlar çürüyen

    diş kadar değersiz

    Çünkü: duyguları topal

    ve samimiyetsiz

    Çünkü: sevgi dedikleri

    her şey üvey

    Çünkü: dediklerim

    zamanın içinde olan bir

    şey

    Çünkü: birer kadavra

    gibi yaşıyorlar

    Çünkü: çoğalıyor love

    store’lar

    Çünkü: yarışı bıraktı

    at’lar

    Çünkü: ölüyor

    Raskalnikov’lar Çünkü: kokuyor bu

    kadavralar

  • Knell: “Asıl amacımız dinlediğimiz bu tarzları kendi süzgecimizden geçirerek ortaya bize ait olan bir şey çıkarmak”

    Knell: “Asıl amacımız dinlediğimiz bu tarzları kendi süzgecimizden geçirerek ortaya bize ait olan bir şey çıkarmak”

    Selam Knell, öncelikle biraz grubunuzdan, kuruluş hikayenizden , nerede kurulduğunuzdan ve grubun kimlerden oluştuğundan bizlere bahseder misiniz?

    Selam, Knell gitarlarda Kaan ve Onur, davulda Deniz , vokallerde Arda olmak üzere İzmir’de kuruldu. Knell en başlarda Onur ve Kaan’ın aklında olan ve doğru zamanı bekleyen bir projeydi. Kasım 2018 de ilk ciddi adımlar atıldı. Arda ve Deniz’in katilmasıyla kadro tamamlandı

    İlk Ep çalışmanız Jactura yı yayınladınız . Bizlere bu çalışmanızdan bahseder misiniz? Kayıt süreci nasıl geçti ve sonuçları nasıl değerlendiriyorsunuz?

    Besteler kayıda girdiğimizde hazırlanmıştı. Enstruman ve vokal kayıtları, mix ve mastering ile beraber yaklaşık 2 ay gibi bir sürede bitti. Sonuçlar kayıda başlarken düşündüğümüz şekilde gerçekleşti. Nasıl sound istediğimizi biliyorduk ve ona yoğunlaştık. Açıkçası sound planımız EP de yakalamaya çalıştığımız atmosfer ve sözlerimizde de anlattığımız konu ile tutarlı oldu. Bu bizim için zaten yeterliydi.

    Jactura farklı bir çalışma ve ben ilk dinlediğm günden beri çok sevdim diyebilirim, genel olarak aldığınız yorumlar nasıl ve ne yönde?

    İlk gelen yorumlar ilk yayınladığımız Where I Suffer videosu ile gelmeye başladı. Yapılan tarzı belli kalıplara koyamadı dinleyenler. Bunu belirtirken de mevcut doom, death, deathcore gruplarının klişelerinden uzak olduğumuz ve hissedilen karanlık atmosferin etkisi olduğunu duyuyoruz. Bu bizim için tuhaf karşıladığımız birşey değil tabiki. Şarkıları yaparken müziğe olduğu kadar sözlere de aynı oranda önem verdik. Kafa patlattık.  Bunun dinleyenlere geçmesi hedeflerimiz içinde en önemlisiydi belki de. Çünkü anlatmak istediğimiz o kadar çok şey varki.

    Knell olarak müziğinizde çok farklı bir tarzda, Doom Metal , Hardcore ve Death Core birleşimi  gibi hislerdeyim ama doğrusunu sizden dinlemek isteriz. Doomcore diye tanımlıyorsunuz  müziğinizi, tam olarak nedir bu tarzın açılımı?

    Dediğin gibi müziğimizde bir çok tarzin etkisi var. Fakat asil amacımız dinlediğimiz bu tarzları kendi süzgecimizden geçirerek ortaya bize ait olan bir sey çikarmak. Belli bir isim,tarz altina girmek istemesek de, şu an icin doomcore demek daha net ve kolay.

    Türkiye’de Doom Metal yapan gruplar son yıllarda çok başarılı işlere imza atıyorlar. Sülfür Ensemble, Sis, Yaşru, Anlipnes, Karanlığın Sol Eli ve Acedia bu alanda bilinen ve sevilen gruplar, Siz ülkenin doom metal piyasasını nasıl buluyorsunuz ve takip ettiğiniz yerli gruplar kimler bu alanda?

    Açıkçası çok tarzlara takılmıyoruz. Bahsi geçen tüm gruplar başarılı ve saygıyı fazlasıyla hakkeden gruplar ve tarzları da Doom ana başlığı altında toplansalar da birbirinden çok farklı. Bu da ülkemizde bu türün ve genel olarak metal müziğin gelişmesi için gerekli ve desteklenmesi gereken bir durumu ortaya çıkartıyor.

     Knell şarkılarında nelerden beslenir ve neleri anlatır lyriclerinde?

    Knell olarak ”Jactura”Epmizdeki derdimiz insanın en büyük bencilliği ve ikiyüzlülüğünün kaynağı. Bu  insanı düşünmekten, sorgulamaktan ve ilerlemekten alıkoyan kader ve iman teslimiyeti. Bunu anlatırken  sözde Tanrı için oğlunu kurban etmekten çekinmeyecek kadar cennet saplantılı, sevgiden ve merhametten yoksun bir babadan yola çıkıyoruz bazen de inanç adına yapılmış her türlü iğrençliği ilahi bir sınav gibi göstermeye çalışarak çocuk istismarları deyince akla gelen ilk  gelen “ilahi ve üstün” insanlar. Daha fazla detay merak edenler sözlerimizi inceleyebilirler.

    Müziğinizde farklı türlerin birleşimi söz konusu ve doğal olarak bu türlerde sizi en çok  etkileyen isimleri çok merak ediyoruz?

    Müziğimizi etkileyen grupları tek tek belirtmek çok zor. Bugüne kadar dinlediğimiz her müziğin büyük veya küçük etkisi vardır. Samimi ve müzik dünyasına farklı birşey katan, yön veren herşey bizi de etkiliyor. Buna ek olarak sözlerimizi de bundan bağımsız olarak düşünmüyoruz. Okuduğumuz bir kitap, izlediğimiz bir film ya da duyduğumuz bir düşünce bize ilham verebiliyor.

    Knell bundan sonraki planları arasında öncelikle nelere ağırlık verecek, Klip, Konserler vs?

    Öncelikle bizi takip eden dinleyecilerimiz için yakın zamanda konser duyurularımız olacak. Bu arada Ep’mizdeki tüm şarkılar için video hazırlığında olduğumuzu da belirtelim. Önümüzdeki süreçte yeni şarkılar yapmaya da devam edeceğiz.

    – Biz aslında sizi yine hastası olduğumuz diğer grubunuz Until the Truth Comes’tan tanıyoruz. Ben en son listelerimde favori albümlerim arasına koymuştum ilk albümünüzü, Until the Truth Comes olarak yeni bir çalışma var mı yakında bizleri bekleyen , sizi yakalamışken onuda soralım?

    Şu an tam olarak Knell’e konsantre olmuş durumdayiz. Until the Truth Comes ile ilgili beste çalismalari biraz askida kaldi. Yaz aylarinda tekrar mevcut  ve yeni fikirlerle çalısmalara başlayacağiz.

    Ülkedeki Rock ve Metal piyasasını genel olarak nasıl buluyorsunuz? Malum birde az sayıda da olsa etkinlikler, konserler vs oluyor, festivallerde daha çok ana akım rock grupları yer alıyor vs, tüm bunlar hakkında görüşleriniz neler?

    Genel olarak metal müzik ile uğraşan tüm gruplara büyük saygı duyuyoruz. Bu müziği yıllarca vazgeçmeden yapmak hiçbir ticari kaygı gözetmeksizin zaman ve para harcamak gerçekten takdire şayan. Tabi bu 4-5 arkadaş grup kurup 2 konsere çıkıp sonra iş hayatına atılıp, “ abi ben artık DJ setlerini ve Ezhel dinliyorum” diyen elitist ve populist yavşaklar hariç.

    Ülkemizde metal müziği tüm metal grupları gibi iyi yerlere getirmek istiyoruz. Fakat ülkemiz insanının her konuda olduğu gibi müziğe karşı bulunduğu ön yargı ve populist yaklaşımlar  durumu zor hale getiriyor. Ama bu durum da bizim yaratım süreçlerimizdeki beslendiğimiz kaynakları artırıyor. Düzenlenen festivaller dünyaca ünlü metal gruplarının ülkemizde sahne almasını sağlıyor ve belli bir kısım da olsa insanların bu müziği sevdiğinin farkındayız.

    Çerezzine Knell ile bu söyleyişi yapmaktan çok mutlu ve size çok teşekkür eder, son olarak bu satırları okuyan dostlarımıza ve elbette sevenlerinize neler söylemek istersiniz?

    Taviz vermesinler, düşünmekten vazgeçmesinler.

  • PENCERE ÖNÜ ÇİÇEĞİ GİBİ SOLMADAN ÖNCE

    PENCERE ÖNÜ ÇİÇEĞİ GİBİ SOLMADAN ÖNCE

    Daha 22’sinde hayata veda eden birini tanıdım. Öyle çok hayalleri vardı ki, insanoğlunun bu kadar hayal kurabileceği gerçeğini o yeniden kanıtlamıştı bana, öyle çok inanıyordu ki gerçek olacağına ‘ya olmazsa’ diye bile soramadım üzülmesin diye, yalnızlığa karşı dimdik ayakta durdu sırf hayalleri için katlandı yaşadığı hayata, daha 22’sinde… hayalleri onunla beraber soldu, görecek güzel günleri vardı herşeye ve herkese rağmen gülümseyeceği anları, mutluluğuyla, mutsuzluğuyla da olsa bir hayat…

    Herkes kendince ‘hayatta kalma’ savaşının içinde ama bu savaşı verirken unuttuğumuz çok şey var. İnsanlığımızı unutuyoruz, iyi insan olmanın; statülerden, toplum algısından daha önemli olmayı bu dünyada misafir olduğumuzu unutuyoruz, sonu yokmuş gibi yaşıyoruz, yapmak istediğimiz ne varsa şimdi yapmalı, ertelememeli, en güzel olanı daha sonraya saklamamalıymışız, kıymetini kaybetmeden bilmek gerekmiş…

     

    TÜM SOLMAYACAK PENCERE ÖNÜ ÇİÇEKLERİNE…