DİKEN, kariyerinin 6. albümü olan AĞIR İTAATSİZLİK ile ağır metal dinleyicilerinin karşısına çıktı.
Son 6 yıla 3 albüm sığdıran grup, her daim üretkenlik iddiasını sürdürüyor. 2016’da yayımlanan YENİLMEYENLER ve 2018’de yayımlanan HADEYAN ile birlikte süreç içinde temalarında protest öğelere ağırlık veren grup, AĞIR İTAATSİZLİK’te adaletten sosyal medyaya, intihardan doğa katliamlarından çeşitli sosyo-politik konulara geniş zamanlı perspektifle yaklaşıyor.
“Ağır itaatsizlikten başka yol yok” diyen DİKEN, yeni albümlerinin ana fikrini ise şu şekilde özetliyor:
“İtaatsiz kalın!”.
Slogan nakaratlara ve lafı eğip bükmeden anlatmaya yeni albümlerinde de hiç taviz vermeden devam eden grup, sert sözleri, melodik thrash ve ağır metalin kompozisyon zenginlikleriyle besliyor.
Taylan AYIK ve Hakan AKKAYA’nın imzasını taşıyan şarkılara, Erman KONUKLU’nun melodik ve girift solo etkisi son noktayı koyuyor. Bu şekilde DİKEN uyumlu bir grup çalışması örneği haline gelen AĞIR İTAATSİZLİK albümünü diskografisine eklemeyi başarıyor.
PROJE 999 etiketiyle tüm dijital platformlarda yayına giren albümün ilerleyen haftalarda CD formatında sınırlı sayıda koleksiyon baskısı da gündemde.
Pandemiden bu yana sahneye uzun bir süre ara veren DİKEN, davulda yeni bir isimle birlikte, birkaç ay içinde İstanbul’da bir lansman konseri ile yeniden seyircisiyle buluşacak.
Türk heavy metal müziğinin en üretken gruplarından DİKEN, 2 yeni şarkıdan oluşan bir EP yayınladı.
Mart ayında CİNNET ÇAĞI adlı teklisini yayınlayan grup, pandemi döneminde zor günler geçiren müzik sektöründe her şeye rağmen üretimine devam etmekte kararlı. ELENOR etiketiyle yayımlanan EP’de yer alan SÖZ MEZARLIĞI ve ANLADIĞIN DİLDEN isimli 2 şarkı, Taylan AYIK ve Hakan AKKAYA’nın imzasını taşıyor. Tüm dijital platformlarda yayına giren her iki şarkı, Youtube ve Instagram’da da lirik videolarla yerini aldı. ‘Anladığın Dilden’ şarkısının bestecisi ve söz yazarı olan Taylan AYIK, şarkının günümüzün zorla geçerli kılınmış dili olan ‘bireysel ve toplumsal şiddete’ bir tepki olarak yazıldığını söyledi. AYIK şarkı için şunları söyledi:
“Toplumsal yaşamı devam ettirecek iletişim uzlaşmayla sağlanabilir. Bu da tarafların birbirlerini anlayabilmeleri ile mümkündür. Dolayısıyla herkes karşı tarafın dilini az da olsa bilmelidir. Şiddet içeren bir yaklaşıma, o şiddeti frenleyebilecek bir dille karşılık vermek saldırmak değil öz savunmadır. Korunmasız, güçsüz veya muhtaç birine yapılan bilinçli şiddete çiçek uzatamazsınız. Kadınlara, çocuklara ve hayvanlara merhametsizce davrananlara, çevreye, doğaya bilinçli şekilde zarar verenlere karşı anlayacakları dilden öz savunma yapmak ve yüksek perdeden eleştirmek haktır. Kimse beni kendi yoluna zorla çekmediği sürece kendi yolunda yürür ve önüme bakarım. Biz sadece yaşamı yok eden zihniyete öfke ve nefretle bakıyoruz ve onlarla sanatımız dahilinde anladıkları dilden konuşmaya hazırız.”
“TÜM DEĞERLER YALANLA DOLU”
SÖZ MEZARLIĞI şarkısının bestecisi olan Hakan AKKAYA ise EP kapağında yer alan mezar taşlarında yazılı olan tüm insanlık değerlerinin gün geçtikçe anlamını yitirdiğine dikkat çekti. AKKAYA şunları söyledi:
“Vicdan, özgürlük, adalet, demokrasi ve eşitlik… Bu değerler asırlar süren insanlık yolculuğunda, deneye yanıla, kanla, acıyla kazanılmış medeniyet gereksinimleridir. İnsanlığın bu değerleri benimsemekte her zaman zorlandığı dönemler olmuştu ama son 20 yıla baktığımızda hiç bu kadar ayaklar altına alındığı görülmemiştir. Sadece ülkemizde değil, dünyanın her yerinde büyük bir kriz yaşıyoruz. Ama pandemi dönemi de gösterdi ki medeniyet adına kurduğumuz ne varsa aslında temelleri o kadar da sağlam değilmiş. Aslında sıkı sıkı sarılmamız gereken tüm değerlerin içi boşaltılmış ve sözde kalmış; yalanlarla kirletilmiş. Birbirimize söylediğimiz o kadar çok yalan var ki… Çıkar adına söylenen her yalan da vicdana, adalete, özgürlüğe, demokrasiye ve eşitliğe saplanan bir bıçak gibi. İşte hem şarkıda hem de EP kapağında anlatmaya çalıştığımız tam olarak bu.”
Üretimleriyle Rock müziğinin protest dilini yoğun olarak kullanan DİKEN, “Daha sert, daha hızlı” sloganıyla 2021 yılında yayınlamayı planladıkları 6. stüdyo albümü için çalışmalarına da başladı.
Tarih kadar eski yalanın hükümranlığı
Sözlerin dışı parlak içi kof, içi loş karanlık
Milyonlar umudun, hedeflerin peşinde
İnsanoğlu aldanır hep zalimlerin sözüne..
Soktunuz kefene, koydunuz tabuta
Gömdünüz zihnimizi
SÖZ MEZARLIĞINA….
Cesetler içinde yaşama tutunmuş insaoğlu
Tek vücut aklımızı kurtarmaya yeminli
Öfkeyle yer değiştirir bu sessiz bekleyiş
Dönüş yok gerçeğin sözlerinden geriye
Soktunuz kefene, koydunuz tabuta
Gömdünüz zihnimizi
SÖZ MEZARLIĞINA….
Heavy metal müziğin Türkçe sözlü kalesi Diken, yeni ep müjdesi verdi. Geçtiğimiz aylarda Cinnet Çağı teklisini yayımlayan grup Pandemi dönemini de boş geçirmemiş Hadeyan albümünü aratmayan sertlikte bir eser sunmuştu bizlere.
Grubun resmi açıklaması şu şekilde:
EP’de geri sayım!!!
Sevgili dostlar…
İki şarkıdan oluşacak olan EP çok yakında Elenor Müzik etiketiyle tüm dijital platformlarda yayında olacak. Bizi takip edin.
Öncelikle röportaj teklifimi kabul ettiğin için çok teşekkür ederim. Nasılsın, hayat nasıl gidiyor?
Böyle bir fırsatı tanıdığın için asıl ben teşekkür ederim. İyi olmaya çalışıyorum açıkçası. Koşuşturma içinde zamanın köleliğini yapıyorum. İş, aile ve müzik üçgeni içerisindeyim.
Sosyal medyada yıllardır takip ettiğim çok başarılı bir müzisyensin. Bizlere biraz kendinden bahseder misin?
Aksaray’lıyım, 32 yaşındayım, sosyologum, evliyim ve bir kız çocuğu babasıyım. Müzik, resim, edebiyat, tarih, siyaset ve bilim ile ilgilenmekteyim, kendimi çeşitli alanlarda ifade etme arayışındayım. Kendimi bildim bileli de müzikle haşır neşirim. Ayrıca beni başarılı bulduğun için teşekkür ederim. Sadece elimden geleni yapmaya çalışıyorum.
Folk Metal ile içiçe bir müzisyensin. Özellikle Türklüğe dair yaptığın çalışmalar gerçekten takdire şayan, bunu belirtmeden geçemeyeceğim. Folk Metal ile ne zamandır içiçesin? Etnik kökenli müzik icra etmek, coverlar yapmak ne zamandır hayatında?
Ben bozkırda doğmuş ve bu toprakları hissetmeye çalışan birisiyim. Türkçülüğe dair fikirler müziğime çocukluğumdan itibaren işleyen etmenlerdendir. Kendimi de Türkçü olarak tanımlayabilirim. Bu ifadeden kafatasçılık anlaşılmasın. Her zaman Atatürk’ün çizdiği yoldan yürümüye çalışanlardanım. Türke özgü her şeye sevgim ve saygım sonsuzdur. Bu durumun da yaptığım işlere yansıması gayet doğaldır diye düşünüyorum. Nasıl bu türe bulaştığıma gelirsek; folk metal severek dinlediğim türlerdendi, adını vermek istemediğim Türkiye’den bir grubun Türk askeri hakkındaki bir şarkısı beni gerçekten çok kızdırmıştı. O dönemlerde nu-metal ve endüstriyel metal tarzında çalışmalar yapıyordum. O şarkıyı dinledikten sonra ülkede metal müzik alanında Diken grubu haricinde Türklük hissiyatını eserlerinde hissettiren ve faal olan bir grup veya müzisyen olmadığını gördüm. Bu sebeple bu tarz kayıtlar çıkarmaya başladım. 2012 yılında çocukluğumdan beri en sevdiğim türkü olan Karaoğlan filminde geçen “Su dökülür dibi taş”ı kaydettim. Eleştiriler olumlu yönde olunca da yoluma devam ettim. Özet olarak 7-8 yıldır folk metal de icra etmekteyim.
Seni takip ettiğim kadarıyla etnik kökenli çok başarılı coverlar yapıyorsun. Senin hayatında yer eden, en haz aldığın cover hangisi desem bizlere ne diyebilirsin?
Kurban’ın Karatoprak kaydı dinlerken en çok tat aldığım cover eserdir. Kendi kotardıklarımdan sorarsan Karacaoğlan cover’ı olan “Sen de olasın benim gibi” şu aralar en sık dinlediğim kayıtlarımdandır.
Türklerin sosyal, kültürel, siyasi olarak birarada olmaları hakkında ne düşünüyorsun? Tüm Dünya’daki diğer Türk kardeşlerimize bir mesajın var mı?
Asya’daki kardeşlerimiz ile ne yazık ki bir arada değiliz. Bunun Sovyetler dönemi ve sonrasında Özal politikaları gibi birçok sebebi var. Ama Türk birliği her zaman yüreğimizde kor bir alev olarak kalacaktır. Atatürk’ün de dediği gibi Çin Seddi’nde buluşacağız elbet. Türk kardeşlerime mesaj iletmek haddime değil asla. Ama ortak dileğimizin birlik olmak olduğunu hissediyorum.
Sosyal medya resmi sayfanda: bir asker sana “Abi operasyona çıkmadan önce senin şarkıları dinliyoruz.” dediğinde doğru yolda olduğunu ve boşa çabalamadığını gördüğünü söyledin. Müziğinle, duruşunla ve yeteneklerinle gönüllere girmeyi nasıl başardın? Bunun için bugüne kadar çabaların nasıl oldu?
Hissetmediğim bir şeyi sözlerimde ve müziğimde asla kullanmadım. Büyük kitlelere falan da ulaşmadım hiçbir zaman. Aslında öyle bir çabam da olmadı. Ama şarkılarıma bir şekilde ulaşıp dinleyen insanların çoğundan iyi şeyler duydum. Terör örgütü sempatizanlarından ölüm tehditleri de aldım arada bir. Askerliğimi doğuda teröre karşı yaptım. Askerin psikolojisini de mesleğim sayesinde inceleme fırsatı buldum. Ülke için elimden ne geliyorsa burada anlatamayacağım birçok şey yaptım. Ama ne yaptıysam samimiydim. Sanırım bazı gönüllerde yer edinmem bu sebeplerden. Birçok işte çalıştım sırf kayıt ekipmanları alabilmek ve daha kaliteli eserler sunabilmek için. Bunun karşılığında da asla maddi çıkar gözetmedim. Herkes gibi amaç uğruna fedakarlıklarda bulundum. Çok zor zamanlarım da oldu. Bu zamanlarda da en büyük desteği Taylan AYIK’tan gördüm. Ne zaman pes edecek olsa beni ayağa tekrar ve tekrar o kaldırdı.
Bundan sonra müzik hayatında olağanüstü bir durum olmadıkça coverlara yer vermeyeceğini belirttin. Bundan sonra bizi gönüllere taht olacak besteler mi bekliyor?
Sadece cover (usta malı) kayıtlarla anılmak istemiyorum. Kendi dertlerimi de anlatmak istiyorum. Bir de çok istek alıyorum ve maalesef yetişemiyorum. İnsanları da kırmak hiç istemediğim bir şey. Bu sebeple böyle bir duyuru yapmak istedim. Kendi söz ve bestelerime ağırlık vermek ve başka insanlarla da ortak işler yapmak istiyorum. Çünkü 2012 yılında üniversitede kurudğumuz grubumuz dağıldığından beri her şeyi tek başıma yapmak zorunda kaldım ve bu gerçekten zaman bakımından artık çok zorluyor beni.
İcra ettiğin müzikte ilham aldığın, örnek aldığın ve beğendiğin gruplar/müzisyenler var mı?
Olmaz mı! Bebekken babam beni Elvis ile uyuturmuş 🙂 90’lı yıllarım Erkin KORAY, Barış MANÇO, Edip AKBAYRAM ve Moğollar gibi isimlerle süslendi. A-ha ve Duran Duran gibi grupları da dinleyerek 2000’lere girdim. Daha sonra ise metal müzik türleri ağırlıklı olarak birçok türde müziği dinleyip özümsemeye çalıştım. Türk rock ve metalini hatmettim. Yabancı olarak ise İskandinav ve Alman gruplarının üzerimde etkisi büyüktür. İlla ki yine isim istersen, eski In Flames, Kalmah, Dark Tranquillity ve Sentenced gibi gruplar çalma listemede sabittir.
2005’te iki arkadaşın ile ”Iztherap” adı altında ilk müzik grubu deneyimini yaşadın. Bize Iztherap döneminden bahseder misin?
Gitar ile yeni tanıştığım dönemlerdi. Yaşadığım şehirdeki tek metal grubuyduk. 2006’da üniversite öğrenimim sebebiyle Sivas’ta yaşamaya başladığım için grup dağılmıştı. Çok amatörce kaydettiğimiz “Mumyalı Kalpler” adında bir şarkımız vardı ama o kayıt da kayboldu gitti maalesef. Sözlerini hatırlayabilirsem günün birinde yeniden kaydedebilirim belki çünkü baya sağlam riffleri vardı.
Asıl mesleğinde sosyologsun. Müzikle birlikte bu mesleğini nasıl ilerletiyorsun? Ve ayrıca müziğin hayatındaki yeri nedir? Bir meslek olarak mı görüyorsun, yoksa sadece bir hobi mi senin için?
Sosyoloji bölümünü bilerek ve isteyerek okudum. Şanslıymışım ki çok değerli hocalardan dersler aldım. Çalıştığım kamu kurumunda 8-5 mesai şartlarında çalıştığım için aileme de gerekli zamanı ayırabildikçe kayıtlar için uğraşabilmekteyim. Müzik benim nefes alış verişimdeki, kalbimin atışındaki ritm gibi bir şey. Müzikten para kazanmadığım için tabiki de bir meslek olarak görmüyorum. Müzik için hobimdir demek de doğru olmaz. Çünkü her an benimle olan bir duygu.
2008’de Amerikalı bir firmadan toplama bir albüm için teklif aldın fakat sağlık sorunlarından dolayı teklifi değerlendiremedin. Bu senin için bir hayal kırıklığı oldu mu? Bu süreç nasıl gelişti?
O dönemler bana gömleği tersten giydirdikleri yıllardı. Pişmanlığım yok gerçekten. Eğer o ve diğer ayağıma gelen fırsatları farklı şekilde değerlendirseydim eşimi tanıyamayacak ve dünyalar tatlısı kızım dünyaya gelmeyecekti belki de. Hayat çok da adil davranmadı çoğu zaman doğrusu ama yaşadıklarım sayesinde bugün ben benim. Sürecin nasıl gerçekleştiğine gelirsek, o dönemlerde popüler olan myspace platformunda firmanın birisi benim kayıtlarımdan birisini (We forget memories fast) dinlediğini ve bunu bir başlangıç olarak toplama bir albümde yayınlamak istediklerini ilettiler. Yazışmalar bir hafta kadar sürdü. Ama hem özel hayatımla ilgili hem de sağlığımla ilgili sorunlarımdan ötürü maalesef teklifi değerlendirememiştim.
Sahne alıyor musun? Ve bu müzikle tek başına mı uğraşıyorsun, yoksa bir ekiple mi?
Yaşadığım şehirde metal müzik icra ederek sahne alabileceğim bir ortam yok maalesef. Bundan 10-15 yıl önce olsa olabilirdi belki. Müzik işlerimi 2012 yılında grubum “The Lost Panturk Generation” dağıldığından beri tek başıma yapıyorum maalesef.
Kendine ait bestelerinde var bildiğim kadarıyla. Hatta albüm ve demoların da var ve tüm bu albümleri kendi imkanlarınla evde uğraşıyorsun. Bize kendine ait bestelerinden ve albümlerinden bahseder misin?
2000’li yılların sonlarında kendi imkanlarımla “Burcuthram” adıyla bir albüm kaydedip dinleyicilere arkadaşlarımın da yardımıyla dağıtmıştım. 2017 yılı başlarında Sait YENİKOMŞU dostumun da yardımları ile 2. fiziksel olarak yayınladığım albümüm “Dark City Tales”i kotarmıştım. Grubumuzla olan 4 kaydımızın bulunduğu “Altar” adlı albümü de youtube üzerinden dileyenlere sunmuştuk. Bestelerim; folk metal, black metal, endüstriyel metal gibi tarzlardan oluşuyor genelde. Kendimi sınırlandırma gibi bir niyetim de olmuyor. O an ne hissediyorsam ve imkanlar neye elveriyorsa o tarzda şarkılar çıkıyor ortaya. Klasik müzik tarzında da bestelerim, denelerim bulunmakta.
Türk Metal camiasında Türklüğü konu alarak müzik yapan yeterince grup var mı? Yoksa azınlıkta mısınız?
Türk Metal camiası toplamında bile yeterli sayıda ve nitelikte grup yok kanımca. Türkçülük tandanslı olarak ise Yaşru, eskilerden Pagan ve bu dönemde Türk metali bayrağını en önde taşıyan gruplardan olan Diken haricinde dikkatimi çeken bir grup veya müzisyen yok maalesef Eskisi gibi yeni gruplar da çok çıkmıyor maalesef. Gençler daha basit ve kolay tüketilen şeylere yöneliyorlar. Sert müzik dinlemek için sağlam kulaklar gerekiyor ve bu da yeni nesilde çok fazla görülen bir şey değil kanımca.
Folk Metal’den biraz uzaklaşacak olursak, dinlediğin ve çok sevdiğin başka hangi Metal türleri var?
Melodic Death, Endsütriyel, Black metal ve alt türleri diyebilirim.
Türk Metal camiasında, işini hakkıyla yapan beğendiğin gruplar var mı?
En başta Diken derim. Adamlar mitralyöz gibi yağdırıyor. Yaşru’nun iki albümü de harika. Moribund Oblivion da sık sık sahne alabilen isimlerden. Pentagram için söyleyebileceğim tek şey ise keşke daha sık albüm kaydedebilseler.
Türk Metal grupları hakkında genel anlamda ne düşünüyorsun? Sence yerlerinde mi sayıyorlar? Veya yabancı Metal gruplarına nazaran iyi müzik yapıyorlar mı?
Ne diyebilirim ki? Abilerimizin açtığı yoldan yürümeye çalışıyoruz. Elbette Türk metal müziğinin şu an bulunduğu yerden kimse memnun değil. Eskisi gibi üretim yok maalesef. Metalci dediğimiz kitlenin de sayısı her geçen gün daha da azalmakta gibi görünüyor. Ama bu durumun suçlusu bu müziği icra edenlerden çok dönemin siyasi ve toplumsal koşullarıdır. Artık büyük müzik festivalleri olmuyor. Gruplarımız büyük kitlelere çalamıyorlar. En basitinden kendi imkanlarımızda yaptığımız kayıtları maddi imkansızlıklar sebebiyle tanıtamıyoruz bile. Yerli gruparımız iyi ki var diyorum çünkü elin adamı gelip de sana Anadolu kokan şarkılar yazamaz da çalamaz da.
Hatırladığım kadarıyla bir yanında melankolik ve depresif müzik yapmaya yatkın Metal müzikte. Neden melankolik türleri coverlardan öncelikli tutmuyorsun? Geleceğe yönelik olarak bu türde çalışmalar görebilecek miyiz?
Zamanında en dibini de yapmıştım. Mesela “Suicide” ve “Dead Inside” adlı kayıtlarım dediğin türlerdendir. Ama aynı zamanda en az dinlenen şarkılarımdandır. Eğer ki hissiyatım o yönde olursa elbette melankolinin de depresifliğin de hakkını veren şarkılar çıkacaktır.
Bu samimi ve güzel röportajda seninle olmak onur verdi. Buradan dinleyicilerine ve Metal müzik severlerine söylemek istediğin şeyler var mı? Son söz senin!
O onur asıl bana aittir. Dünya asla toz pembe bir yer değil. Hele gerçeklerin farkında olabilenler için bir tımarhaneden farksız. Bu durumu en iyi anlatabilen, buna isyan edebilen ve umudu aşılayabilen, elimizde kalan son kalemizdir sert müzik. Bu mücadelede nefesiyle, enstrümanıyla, desteğiyle var olan herkese esnlikler diler teşekkürlerimi sunarım.
Merhaba Öncelikle Diken ülkemizin en köklü Heavy Metal gruplarından ve öncelikle Diken’in Geçmişten bugüne gelen yolculuğundan okurlarımıza biraz bahseder misiniz?
TAYLAN: Teşekkür ederim. Diken 1992 Eylül ayında İstanbul Kadıköy’de kuruldu. İlk konser kadrosuna 1994 yılında ulaştı ve yine o dönem ilk konserini 5 nisan 1994 günü İzmit Çevre tiyatrosunda verdi. İlk amatör kayıtlara 1995 yılında bir arkadaşımızın evinde HEDEF BÜYÜK şarkımızı kaydederek başladık. Sürekli kadro değişiklikleri olmasına rağmen 1995 yılını sürekli konserlerle geçirdik. Bu dönemde kadroda davulda Cenk Hasanoğlu, gitarda Yahya Ekinci ve bas gitarda Ersan Aslan vardı. Daha sonra bu kadro dağıldı ve 1996’da Fatih Balcı (bas gitar), Fatih Elbaş (davul) ve Tansel Coşkuner (solo gitar) kadroya dahil oldular.
Bu kadro ile 1996 sonlarında Taksim Barlar Turnesi ve 1997 yılında ilk kez düzenlenen Bursa Overdose Rock festivaline katıldık. 1998 yılının başlarında elimizdeki bir demo kaydı ile Zihni Müzik ile görüşmeye gittik. O dönem Zihni Müzik’de çalışan Çağlan Tekil ve Naci Kesener şarkıları çok beğendi ve Zihni Şahin’i albüm için ikna ettiler. Albüm kayıtları için 98 Nisan ayında çalışmalara başladık. Kayıtlar günümüzdeki pek çok ünlü rock şarkıcısı ve gurubun ilk albümlerini kaydettiği ünlü Stüdyo 18’de yapıldı. Tansel Coşkuner albüm kayıtlarından önce Fatih Elbaş da kayıtlar esnasında gruptan ayrıldılar. Misafir müzisyenlerle albümün kaydını tamamlayabildik.
Prodüktörümüz Barış Büyük ile şarkıları tekrar düzenledik ve Levent Büyük de miks ve masteringi yaptı. Albümün ilk ve tek klibi de Öğret Bana’ya çekildi. Klibi Ankara’da Hazy Hill grubunun gitaristi Barış Tarımcıoğlu ve ekibi çekti. Haziran 1998’de HEDEF BÜYÜK piyasaya çıktı ve 1 hafta içinde 1700 kaset ve 800 cd gibi o dönem için bir metal gurubunun yapabileceği en iyi satışı yaptı.
1999 yılında prodüktörlüğünü Gökalp Ergen’in yaptığı “Düşlerim Ölümsüzdür” kısa albümünü, 2003 yılında yine prodüktörlüğünü Gökalp Ergen’in yaptığı “Ay Batarken” isimli albümü yayınladık. Bu iki çalışma maalesef Hedef Büyük kadar ses getiremedi. Grup 2004 yılında tekrar dağıldı ve ben tek başıma solo çalışmalara yöneldim. 2005 yılında sevgili Serdar Öztop prodüktörlüğünde ilk ve tek solo albümüm YALNIZ HAYAL yayınlandı. Bu albümün ekibi ile 2007 başlarında tekrar DİKEN ismi altında birleştik ve 2008 yılında Ankaralı Raven Records ile anlaşarak İSYAN isimli albümü yayınladık. 2008 yılında bazı özel nedenlerden dolayı Ankara’ya yerleştim. İsyan albümü ilgi görmedi ve 2008 sonlarında müziği bırakma kararı aldım. 2013 yılının Nisan ayında eski fanlarımızın da ısrarı ile tekrar müzik çalışmalarıma başladım. 2014 yılı kendi kayıtlarımı ev ortamında yapmayı öğrenmekle geçti. Pek çok deneme yanılma sonucunda, 2014 Ağustos ayında ilk ev stüdyosu çalışmam olan KIZIL DOLUNAY isimli solo single, sevgili Bora Uslusoy’un desteği ile dijital ortamda yayınlandı.
Kızıl Dolunay Diken’in tekrar doğuşuna sebep oldu.
HAKAN: İşte Kızıl Dolunay ile birlikte Diken’de, ucu bugünlere gelen yepyeni bir döneme geçilmiş oldu. Ağustos 2014’te Orkun Arıyörük ve Ural Doruk’la birlikte son olarak benim de yer almamla kadro tamamlandı ve hızla geçmişin yükünü kaldırıp geleceğin Diken’inin inşasına başladık. Kısa bir süre sonra önce DEMİR ATLI NEFERLER ve İSYAN teklilerini yayınladık. Aynı sürelerde konserler de birbirini kovaladı. Sırada Diken’in 4. stüdyo albümünü hazırlamak geldiğinde bazı fikir ayrılıkları kadroda sarsıntılara yol açtı. 2015 yılında önce Ural sonra da Orkun’la yollarımızı ayırdık. Ural’ın yerine Erman dahil oldu. 2015 Eylül ayında Taylan’la ben kadroyu çok da düşünmeden, yeni albümün ilk şarkılarını oluşturmaya başlamıştık bile. 2016 Mart ayına doğru albümün tüm şarkıları tamamlanmış oldu ve YENİLMEYENLER adı kondu. Bir türlü istediğimiz yeteneklere haiz bir davulcuyu kadroya katamamamızın talihsizliğine rağmen Yenilmeyenler’in davul partisyonlarını titizlikle hazırlayıp albümü 3 kişi olarak çıkardık. Albümün yayınlanmasına günler kala, yıllardır Ankara’da çeşitli gruplarda çalmış çok tecrübeli bir isim olan Onur’un gruba dahil olması ile rahat bir nefes aldık. 2016 Mayıs’ında Elenor Müzik etiketi ile Yenilmeyenler, Diken diskografisinde yerini almış oldu.
Yenilmeyenler’in başarısı ve çeşitli platformlarda Yılın Albümü ödülüne layık görülmesi bizi daha da kamçıladı. Çok fazla uzatmadan böyle uyumlu bir kadroyla yeni bir albümün daha yapılması gerektiğini düşündük. Böylece 2017 Mayıs’ından itibaren 5. stüdyo albümümüz HADEYAN’ın ilk notaları hayat bulmaya başladı. Hadeyan için ilk yola çıkıldığında daha sert, daha melodik, daha kompozite ve tematik bir sound için karar kılmıştık. Süreç içinde bir bir doğan şarkılarla bu hedef tutturabildik. Aslına bakarsanız, kendimizi tutmasak 10 şarkı daha yapardık bu albüme. Nihayet 2018 Mayıs’ta da Hadeyan yine Elenor Müzik etiketiyle yayınlandı.
Son albümünüz Hadeyan şahsen çok beğendiğim bir çalışma oldu, genel olarak sevenlerinizden aldığınız yorumlar ne yönde?
ERMAN: Hadeyan için oldukça olumlu geri dönüşler alıyoruz. Dinleyenler genellikle albümün sert ve melodik olma dengesini iyi tutturduğumuzu söylüyorlar. Kendi adıma bu oldukça mutluluk verici. Çünkü benim özellikle sevdiğim 80’ler heavy metal soundu tam olarak bu şekilde. Bu tarzı başarıyla Hadeyan’da işleyebildiğimiz için gururluyum
ONUR: İlk olarak kayıt için çok olumlu tepkiler geldi ve sonrası tabii ki şarkılarla ilgili olanlardı. Bana daha çok albümün davulları odaklı tepkiler yoğunluktaydı. Genel olarak mutlu eden tepkiler aldım tabii ki herkesin albümü tamamıyla beğenmesi beklenilemez.
Hadeyan Digital Platformlarda yayınlandı ve uzun bir süredir arşivlemek için fanlarınız CD Formatını bekliyordu ve geçtiğimiz günlerde onlara bir sürpriz yaptınız ve CD Formatında imzalı bir şekilde fanlarınıza ulaştırıyorsunuz albümü, fakat geçtiğimiz günlerde bir açıklama yaptınız, öncelikle neden CD Formatı gecşkti ve sonrasında neler yaşandı?
HAKAN: Hadeyan ne yazık ki handikaplı bir döneme denk geldi. Ülkemizin içine girdiği ekonomik dalgalanmalardan biz de payımızı aldık. 6 Mayıs’ta resmen albümün yayınlanması tüm dijital platformlarda gerçekleşmişti. Normal şartlarda 2018 Haziran’da albümün hard copy formatı da müzik mağazalarındaki yerini alacaktı. Kartoneti basılmış, bandrol hakkı alınmış ve telif sözleşmeleri imzalanmış olduğu halde CD basım fabrikasından, kriz ve doların yükselmesi bahane edilerek çoğaltma prosedürü bir türlü yerine getirilmedi. Elenor’un tüm girişimlerine rağmen süreç uzadıkça uzadı. Yılın son günlerine doğru dağıtımı üstlenen Sony Müzik’ten de, bir süre için cd dağıtımının askıya alındığı haberi gelince biz de Elenor Müzik ile karşılıklı anlaşarak CD kartonetleri orijinal ancak CD’yi kendi imkanlarımızla basmak suretiyle Hadeyan’ın hard copy’sinin yine kendi imkanlarımızla dağıtma kararı aldık. Belki de dünyada ilk kez kendi Whatsapp hattını kuran grup olduk. Halen bu şekilde dinleyicilerimize Hadeyan’ı ulaştırmaya devam ediyoruz.
Hadeyan ilginç isim ve konsepti ile de dikkat çekiyor, bizlere biraz bu albümün konseptinden ve çıkış noktasından bahseder misiniz?
ERMAN: Hadeyan terim olarak, yeryüzünün ilk jeolojik yaşına verilen isim. Hadeyan çağında yeryüzü tam olarak oluşamamış durumda ve her yerde volkanlar, toz bulutları vs. egemen. Kısacası kaotik bir durum söz konusu. Dünyamızın ilk zamanlarında yaşadığı bu kaosu günümüzde insanların yaşadığı hayat ile benzeştirdik ve ortaya distopik konseptli bir anlatı çıktı.
Ve elbette yine muhteşem albümünüzden devam edelim istiyorum, Hadeyan 16 eserden oluşuyor ve her biri kült nitelikte çalışmalar ve sizi yıllarca takip eden biri olarak bu albümde fark ettiğim bir şey oldu, Thrash Metal’e göz kırpan şarkılarınız var. Kanımca dinlediğim en sert ama bir o kadarda melodik bir Diken albümü Hadeyan siz de katılır mısınız buna?
TAYLAN: Ben oldukça sıkı bir speed thrash metal fanıyımdır. Diken ilk kurulduğu dönemde de thrash metal çalıyordu. Bizim saf heavy metale geçişimiz aslında 1993 yılında benim WASP’la tanışmam sonrası olmuştur. O dönemden bugüne hep hard n heavy çaldık. Özellikle Amerika ve Avrupa metali esintileri vardı. Hadeyan konsept olarak sert konulardan oluşan bir içeriğe sahip olduğu için ilk thrash metale yakın dokunuşlara bu albümle başlamış olduk diyebilirim. Yürü ya da öl, Ruhyiyen ve Diriliş’de bunu görebilirsiniz. Aslında parçanın içeriği kendi soundunu oluşturuyor. Konular sertleştikçe sound da sertleşiyor.
HAKAN: Thrash kesinlikle başından beri Diken’in damarlarında geziyordu. Aslına bakarsanız İsyan albümünde de thrash’in izlerini bulmak mümkün. Biz Hadeyan için kolları sıvadığımızda daha sert, daha melodik ve daha hızlı bir albüm oluşturmayı konuşmuştuk. Süreç içinde üretim hep bu 3 şiarın izinde gitti. Anlattığımız konuların, yaşadığımız hayatın lay lay lom bir tarafı yok. Müzik neyi istiyorsa, sözler neyi istiyorsa biz de onu notalarla nakşettik. Ortaya çıkan sound da bu oldu. Daha da sertleşir miyiz? Evet. Dişliler yeniden harekete geçip fabrika çalışmaya başladığında Diken’i daha da sertleşmiş bulabilirsiniz.
Bugün digitalleşen müzik çağında gruplar genellikle single formatına dönerken, Diken her biri ayrı efsane 16 şarkıya imza attı, bu konuda neler söylemek istersiniz?
TAYLAN: Ben açıkçası hep üretmekten yana oldum. Aslında Single, EP, albüm vs fark etmiyor. Her türlü üretim bizim için bir değer teşkil ediyor. Yalnız yine de albüm çok farklı. Albümlerde bir konsepti baştan sona izleyebilme imkanınız var. Single sadece yapıldığı dönem itibariyle ve içerdiği konuyla sınırlı kalırken albümde daha büyük bir çeşitlilik oluyor.
HAKAN: Dediğim gibi; bıraksalar bu albüme 10 şarkı daha yapardık. Açıkçası dolmuş taşmış bir kadroyuz. Üretim konusunda da hiçbir sıkıntı çekmiyoruz. “Hadi bir tekli yapalım” dedik mi 10 günde şarkı kaydolmuş ve yayına hazır hale geliveriyor Diken’de. Yeter ki bir fikir gelsin. Yeter ki bir hedefimiz olsun. Hele ki şu anda şarkı yapımı ve kayıt konusunda oluşturduğumuz sistemle birlikte, canımızın istediği her an 16 şarkılık bir albümü daha 6 ayda bitirip önünüze koyabiliriz. Yaşadığımız rahatlığın nedeni tavizsiz ve hesapsız olmamız. Diğer grupları bilemem ama biz eser bırakmak için müzik üretiyoruz. Bizi üretimde rahat kılan şey de bu. Gruptaki kimsenin şan, şöhret, para, çevre derdi yok. Eğer şöhrete paraya hizmet eden bir müzik yapmak istiyorsanız taviz verirsiniz. O zaman üretemiyorsunuz da. 10 tane şarkı fikrinden 1 tane en çok para kazandıracak, şan şöhret getirecek şarkıya oynuyor olabilirsiniz. Belki de üretmenin formülünü paraya endekslemiş de olabilirsiniz. İşte o zaman 16 şarkılık albüm çıkaramazsınız dostum. Ben biraz keskin olacağım ama üretilen şeylere bakıyorum, çoğu iş yapmak için yapılmış. Hikayesi yok, teması yok, duygusu yok. Sırf sosyal medyada paylaşım yapabilmek için üretilmişler sanki. Sabah kahvaltısında yediği sucuklu omletin fotoğrafını yayınlamakla, beste üretip yayınlamaları arasında mental açıdan bir fark göremiyorum. Zaten üretimler son zamanlarda iyice kendini cover’a endekslemiş. Çok sıkıcı…
ERMAN: Bu durumun, grup elemanlarının her birinin müzikal birikiminin fazlalığı ve kişisel üretim açlığından kaynaklandığını düşünmekteyim. Ayrıca spesifik olarak bakarsak, grup üyeleri heavy metalin farklı alt dallarında yıllarca kendini geliştirmiş. Aramızdaki müzikalite sentezi sayesinde oldukça fazla üretim yapabiliyoruz. Bir de grup içi müzikal uyumumuz çok iyi. Grup çalışmalarında çok önemli olan bu noktayı es geçmemek lazım.
ONUR: Aslında Diken ve de benzeri gruplar için bu beklenmedik bir durum değil. Diken üreten ürettiğince var olan bir gruptur ve de üretmeye devam edecektir. Single bana zaman zaman ticari bir yaklaşım olarak gelse de gereklidir diye de düşünüyorum
Diken köklü bir grup ve her kuşaktan sizi ölümüne seven fanlarınız var, hatta koluna dövmesini yaptıran fanlarınız var ve Diken sevgisi günden güne büyüyor, bunu başarmak herkesin harcı değildir, bunun sırrı nedir ve genel olarak bu konuda neler düşünüyorsunuz?
TAYLAN: Ben bunu sadece kendimiz olmaya ve samimi olmamıza bağlıyorum. Duygularımızı çok açık ifade edebilen bir sözel içeriğimiz var. Türkiye’de bir ilki başarmış olmamızın da büyük etkisi oldu diyebilirim. Bizden önce Türkiye’de heavy metal sadece müzikten ibaretti. Diken’den sonra heavy metalin bir söyleme sahip olduğu anlaşıldı. Tabi bunda müziğimizi Türkçe yapıyor olmamızın çok büyük etkisi vardır.
HAKAN: Bunun nedenleri çok fazla. Ama en temel nedeni şu ki, biz Türkiye’deki ağır metalin gerçekliğinden kopmuyoruz. Hitap ettiğimiz insanların yaşadıklarından farklı şeyler yaşamıyoruz. Birçok grup Türkiye’nin orta yerinde kendini Seaatle’da ya da New York’ta yaşıyor sanıyor. Astrahan’ın kurucusu rahmetli Osman Metin Dikkaş’ın bir sözü vardı: “Bu ülkede nasıl olur da heavy metal yapmak bu kadar zor olur” derdi. Katılıyorum. Heavy metalin çıkışına etken olan buhranlar, bunalımlar ve sorgulamaların bu ülkenin hiçbir bireyinden uzak olmadığını düşünüyorum. Ama insan kendi çevresinden menkuldür. Gerçekliğiniz, yaşadığınız çevre ile doğru orantıda gider. Afrika’daki bir kabilede hayat sürerken ot kulübenizin içine jakuzi yaptırmak gibi bir ihtiyacınız olmayacağı gibi, Türkiye gerçeklerinin içinde rock’n roll bir hayat, gitarım ve motorum tadında bir hayat biraz gülünç gelmiyor mu dostlar? Bu biraz gerçeklikten kopmak, biraz pozcu olmaktır. Samimiyet, gerçek yaşantın ve gerçek hislerinle evrensel bir müziği icra edebilmektir. Bizler son derece ciddi ve samimiyiz. Yaşantılarımız son derece normal. İşimize gidip geliyoruz, toplumun içinde yaşıyoruz ve aynı sıkıntıları taşıyor, aynı hassasiyetleri paylaşıyoruz. Hal böyle olunca sizi dinleyen insanlar da samimi ise verdikleri değer de apayrı oluyor. Diken’in geçmişte de bugün de çok sevilmesinin veya hiç sevilmemesinin tek nedeni budur. Bu ülkenin gerçekleriyle müziğimizi sunuyoruz.
ERMAN: Diken’in her şeyden önce bir misyonu var. Ülkemizde, gerçek 80-90’lar heavy metalini, ana dilimizi kullanarak yaşatmaya çalışıyoruz. Başarmak istediğimiz olguyu fanlarımızın da anladığı kanaatindeyim. Rakamlara değer vermiyorum, onların desteği oldukça bu yolda devam edeceğiz. Maddi manevi destekleri için, tüm fanlarımıza buradan teşekkür ederiz.
ONUR: Aslında bu konuda en iyi cevabı Taylan verir diye düşünüyorum. Benim düşünceme göre bunun nedeni samimiyettir. Diken dinleyicilerine samimidir ve de müzikal birlikteliğinde dinleyicilerini yarı yolda bırakmaz
Diken konserlerine hiç durmadan devam ediyor ve taviz vermeden muazzam çalışmalar üretiyor , fakat biz Diken’i artık olabildiğince festival sahnelerinde görmek istiyoruz? Böyle planlarınız var mı ?
HAKAN: Neyimiz doğru ki festivalimiz doğru olsun. Rock festivali yapılıyor, pop müzik gruplarını, müzisyenlerini sahneye çıkarıyorlar. Her yıl aynı isimler, aynı set list’ler. Organizatörün avantajı şu ki, genç ve dinamik bir nesli olan bir ülkedeyiz. O yüzden geçen yılki falan festivale gidip, “Ben bir daha buraya gelmem” diyen gerçekten o festivale gitmiyor, ama 18 yaşını dolduran bir nesil ertesi yıl gelmeyenin yerini doldurup, hayatında belki de ilk defa festival ortamı görüyor. Tabii ki bu sirkülasyon dönüp durmaya devam ediyor. Ülkemizde ciddi bir liyakat sorunu var. Her alanda bu böyle. Ne yazık ki festivallerde de bu geçerli. Yıllardır müzik adına bir nota bile üretmemiş gruplar müzisyenler, sırf organizatörün kankası diye rahatça sahne alıyorlar. Festival sadece para kazandıran ticari bir olgu değildir. Festivaller müziğe değer katma misyonu üstlenir. Diken yıllardır bu ülkede kendi alanında müziğe değer katmak için uğraşıyor. En az festivallere çıkan gruplar kadar o sahnede geniş kitlelere ulaşma hakkına sahip. Biz kimsenin kankası falan olmayacağız. Kimseye boyun da eğmeyeceğiz yalakalık da yapmayacağız. Kendimizi beğendirmek gibi bir kaygımız da yok. Bu, hak eden ama o festivallere dahil edilmeyen yüzlerce başarılı grup ve müzisyen için de geçerli. Tavizsiz olmanın bedeli bu ise öderiz. Ancak şu asla unutulmamalı, festivaller organizatörler geçer gider. 5 sene sonra sizi kimse hatırlamaz. Ama üreten müzisyen kalıcıdır. Bu maksatla, Diken’e ve onu oluşturan müzisyenlere sahnesini açan her festivale kapımız sonuna kadar açık. Her daim de öyle olmuştur. Ancak tüm derdiniz servetinize servet katmak ise, Diken’den uzak durmaya devam ediniz.
Ve gelelim efsane albümünüz Hedef Büyük ‘e o albüm birçok dinleyicinin metalle tanışmasını sağlamış, aynı zamanda birçok müzisyeninde yetişmesini sağlamış ( Bende varım aralarında), nesilden nesillere her şarkısı ezbere bilinen ve bu ülkenin gelmiş geçmiş en çok satan , artık kült kabul edilen bir baş yapıt, bu albümün nasıl oluştuğunu ve bu albümle ilgili neler hissettiğinizi bizler ile paylaşır mısınız?
TAYLAN: Hedef Büyük 1992 – 1998 arasındaki çabaların ve emeğin, hayat mücadelesinin bir yansımasıdır. Tek Kelimem, Sana İhtiyacım var ve Öğret Bana’yı 1994 yılı içinde bestelemiştim. Diğer şarkılar ise 1996 yılı içinde oluşmaya başladı. Bu şarkılar o dönem yani 90’lı yıllardaki Türkiye’nin şartlarını ve duygu durumlarını da yansıtıyor biraz. 90’larda Türk Metal ortamı hep gelir düzeyi belli bir bir seviyenin üstündeki ailelerin çocuklarının üretimleri ve çalışmaları ile doluyken, bizim gibi orta sınıf memur ailelerinin çocuklarının bu ortama dalması ile benim düşünceme göre belli bir denge kurulmuş oldu. Diken sözel tavrıyla hep Anadolu olarak algılanmıştır. Hal bu ki benim beslendiğim damar Amerikan hard rock tarzı idi. Yine de cümle yapıları, söyleyiş tarzım ve Hedef Büyük’teki güce vurgu yapan sözler bu kesimin bizden belli oranda uzak durmasına yol açtı. Sosyolojik tespitlere girmek istemiyorum. Bizim dinleyicimiz gözlemlediğim kadarı ile bu kesimden değil bize benzer ekonomik seviyelerden gelen insanların çoğunlukta olduğu bir kitle oldu. Artık yolumuza devam ediyoruz. Hedef Büyük yapıldı ve bitti. Orada duruyor. Yani görevini yerine getirdi. Şimdi önümüzdeki sürece odaklanarak bu ülkede Türkçe heavy metali hak ettiği yerde tutmaya çabalamak istiyoruz.
Bu albümle ilgili birde birçok Rocksever kesinlikle Plak Formatı olmalı düşüncesindeler, böyle bir düşünceniz var mı ve elbette bu albümü baştan sona çalacağınız bir konser turnesi planınız ?
HAKAN: CD’yi bastırmak bile bu kadar zorlaşmışken plak basımı konusu biraz uzak görünüyor. Bizler de tüm bu taleplere cevap vermek istiyoruz. Plak basılsın, tişört basılsın… Ancak realitede şu sıralar bunlar biraz zor gibi. Turne konusuna gelecek olursak:
Hemen her hafta Türkiye’nin dört bir yanından dinleyicilerimiz bize soruyorlar: “Trabzon’a ne zaman geleceksiniz? Hatay’a ne zaman geleceksiniz? Kayseri’de çok iyi bir konser vermiştiniz bir daha ne zaman geleceksiniz?” gibi. İnanın bize kalsa her hafta sonu bir şehirde konser veririz. Edirne’den Hakkari’ye… 5 kişi de gelse o konsere yine de orada olmak ve o 5’inin gözlerinin içine bakıp Diken şarkılarını söylemekten başka güzel ne olabilir? Ancak şu an bu pek mümkün değil. Biz yine de bu tip talepleri olan dostlarımıza, “Şehrinizde bir etkinlik olur da Diken sahne alabilirse haber verin, şartları oluşturup gelelim” diyoruz. Durumu bu şekilde izah edebilirim. Ancak İstanbul, Ankara, İzmir, Adana, Antalya gibi şehirlerde uygun zaman ve şartların yerine gelmesi ile ilerleyen dönemlerde dinleyicilerimizle bir araya gelebileceğimizi umuyorum.
Diken Her dönem üreten ve büyük başarılara imza atan bir efsanemiz, bundan sonra bizleri ne gibi süprizler bekliyor ?
TAYLAN: Konserlerle HADEYAN albümünü tanıtmaya devam edeceğiz.
Genel anlamda Heavy Metal sahnesi adına birçok grubumuz var ve bu müziğin her tarzında çok iyi isimlere sahibiz siz bu müziğin bu ülkedeki en büyük isimlerinden olarak bugünün Heavy Metal ve Rock piyasasını nasıl buluyorsunuz ve en çok hangi grupları takip ediyor ve destekliyorsunuz?
ERMAN: Son zamanlarda metal müzik adına oldukça fazla girişim gözüme çarpıyor. Bazı çalışmaların açıkçası heavy metalin yozlaşmış kısımlarının altını çizmesi beni endişelendirse de, metal müziğin kitlesinin genişlemesi adına yardımcı oldukları bir gerçek. Hayata old school penceresinden bakan biriyim. Müzikalite olarak biraz eski kafalı olduğumu kabul ediyorum 😀 Ama zevklerim doğrultusunda karşılaştığım icraatlara, grup veya müzisyen ismi farketmeksizin elimden geldiğince destek olmaya çalışıyorum. Adana’da Anatolik ve daha önceki projelerimle bu müziği icra etmeye çalışırken ben ve yol arkadaşlarım, zamanında birçok maddi-manevi zorlukla karşılaşmıştık. Bu sebeple Adanalı metal grupları ve yapacakları icraatlar öncelikli olarak radarımda…
ONUR: Başarı ve samimiyet gördüğüm her grubu desteklerim ama malum hepimizin başında olan yoğun iş temposundan dolayı çok takipçi olamıyorum.
Diken Oldschool Heavy Metal’in bu topraklardaki en önemli isimlerinden hiç şüphesiz ve sizin özellikle W.A.S.P, Judas Priest ve Manowar gibi devlerden etkilendiğinizi biliyoruz, hatta yıllar evvel W.A.S.P ile aynı sahneyi de paylaşmıştınız, bu konuda neler söylemek istersiniz?
TAYLAN: WASP benim için başlangıç noktasıdır. Blackie Lawless’ın vokalinde kendi özümü buldum. Onun gibi vurgular kullandım ve bunu Türkçeye bir şekilde oturtabildim. Artık benim karakterim oldu. Türkçenin rock ve metal şarkılarında kullanımı ancak bu şekilde kulağa uyumlu geliyor düşüncesindeyim. Bence Türkiye’de bunu başarabilen diğer isimler sevgili Tibet Ağırtan ve rahmetli Yavuz Çetin’dir. 2006’da İstanbul Maslak Venue’de Blackie Lawless ile aynı sahneyi paylaşma onurunu yaşadım. Benim için çok özel bir gündü.
Bizi kırmayıp, sorularımızı yanıtladığınız için size gerçekten minnettarız, son olarak çerezzine okurlarına ve sevenlerinize neler söylemek istersiniz?
TAYLAN: Bu güzel röportaj için Çerezzine dergisine ve sevgili Gökhan sana çok teşekkür ederiz.
HAKAN: Dönem dönem içimizi dökme fırsatını bize veren sevgili Gökhan sana çok teşekkür ederiz. Bizi samimiyetle dinleyen ve gönül veren, her fırsatta bize desteklerini esirgemeyen dinleyicilerimize buradan kucak dolusu sevgiler. Diken her şeyiyle üretmeye ve sizi mutlu etmeye devam edecek dostlar.
ERMAN Bizlere kendimizi anlatma fırsatı verdiğiniz için öncelikle sana ve Çerezzine ekibine teşekkür ederiz Gökhancım. Müzikal çalışmalarının yanı sıra bu işin medya kısmıyla da özenle ilgilenmeni takdir ediyorum. Buradan Çerezzine ekibine ve antiparantez Sis ekibine selam olsun…
ONUR: Tüm okurlara ve de bu vesile ile dinleyicilerimize de sevgilerimi saygılarımı sunarım. Sizlerle her yere her sahneye ayırt etmeden varız görüşmek üzere.
Ülkemiz Heavy Metal Tarihinde Diken çok ayrı ve özel bir yerde durmaktadır. Grubun 1998 yılında yayınlanan ilk albümü ‘’Hedef Büyük’’ bu topraklarda yayınlanmış en önemli albümlerin başında gelir hiç şüphesiz, Ard arda yayınladığı albüm ve single ‘lar grubun ne kadar üretken ve sevilen bir grup olduğunun adeta kanıtıdır. Bir önceki albümleri Yenilmeyenler ( 2016) resmen aklımızı başından almıştı ve yine bir baş yapıta imza atmıştı efsane grup, bizler daha o eşsiz baş yapıta doyamamışken, bu seferde 16 şarkılık ve yine tokatlayan bir baş yapıtı önümüze koydular, Hadeyan isimli başyapıt hiç şüphesiz Diken’in kariyerindeki hem en sert hem de en melodik albümleri diyebiliriz. Bazı şarkılar var ki albümde resmen Thrash Metal tarzında, bazıları ise Priest ve Maiden ekolü olarak adlandıracağımız çift ve melodik gitar yürüyüşleriyle bu tarzın vazgeçilmezlerini profesyonelce sergiledikleri tokat gibi oldschool heavy metal eserler, evet babalar klasik heavy metal’e bu müziğin tüm etkilerini de yerleştirmişler kısacası, Albüm boyunca dinlediğiniz her şarkıda şunu da gözlemliyorsunuz
Grubun en etkili kadrosu olarak gördüğüm ekip, dehşet icralarıylada sizi derinden sarsıyor. Kara Taylan’ın vokalleri ve isyan çığlıkları dinlerken tüylerinizi diken diken ediyor ve babanın resmen bu müziği söylemek için yaratılmış olduğunu birkez daha derinlemesine hissediyorsunuz, Grubun bass gitaristi Hakan Akkaya öyle bir çalıyor ki, bu müziğin olmazda olmazı olan tansiyonunu resmen kafanıza basa basa sokuyor, Grubun gitaristi ( Anatolik ten de tanıyoruz kendisini) Erman Konuklu , Kara Taylan ile resmen muazzam çift yürüyüşlere imza atarken sizleri büyülüyor ki, Erman aynı zamanda son yıllarda sahneyi’de en iyi kullanan gitaristlerden biridir kanımca, Ve elbette Grubun Davulcusu Onur Pehlivan, o da eşsiz çalış stili ile bu efsane albümde öne çıkan isimlerin başında geliyor. Kısacası Diken yine bildiğini yapıp hem muazzam bestelerle bizleri buluşturuyor hem de eşsiz icraları ile bizleri kendilerine birkez daha hayran bırakıyorlar. Albümün bir diğer önemli noktasıda soundu elbette, albümde inanılmaz bir noktaya taşımışlar (ki Diken bu konuda da öncü bir isimdir) ve şarkılar gelelim, , bu şartlarda 16 şarkı yapmak ve bunun yanında yapılan 16 şarkıda albüm boyunca muazzam bir istikarla her biri ayrı vurucu hit şarkı yapmak herkesin harcı değildir. Bir Önceki albümlerinde yaptıkları Ağır Metal Ölmez isimli şarkının hakkını birkez daha en net şekilde kanıtlarcasına yaptıkları Hadeyan bana kalırsa grubun yaptığı en iyi ve etkili çalışmaları arasında yerini çoktan almayı başarmış bir baş yapıt. Albümde hemen hemen her şarkıyı ayrı sevsem de dinlemeye doyamadıklarım ve albüm yayınlandığından beri sürekli dinlediğim beni sarsan şarkılar var elbette, Ve işte şimdi onlardan bahsedeyim. ‘’Ben Bir Yarayım Hep Kanayan Hep Acıtan ‘’ evet muhteşem sözleri ve etkili melodileriyle ‘’Kara Ayna’’ , Muazzam bas yürüyüşleri ve enfes melodileri tokat gibi sözleri ile ‘’Karanlık Günler’’, Sadece bu albümün değil Kariyerlerinin zirve noktalarından olarak gördüğüm ‘’Küllerinden Doğan ‘’ , ‘’Ruh yiyen’’, ‘’ Yürü Yada Öl’’, ‘’Ateşten Duvar’’, ‘’Eski Toprak’’, ‘’Yüzleşme ‘’, ‘’999’’, ‘’Diriliş’’ ve dinlemeye doyamadığım muhteşem enstrümantal eser ‘’Hadeyan’’ Diken’in bu albümünü sadece 2018 ‘e değil yıllara meydan okuyacak ve tıpkı ‘’Hedef Büyük’’ gibi ileride kendisinden baş yapıt olarak olarak bahsettirecek. Benim için Hadeyan her yönden bir baş yapıttır ve tüm metalcilerin dinlediğinde kendisinden çok fazla şey bulacağı muazzam bir kitaptır.