Etiket: Delilik

  • Dürüst olmak gerekirse

    Dürüst olmak gerekirse

    Oldukça az ama öz konuşan, keşfedilmemiş bir bilge olan annemin çocukken bana öğrettiği belki en önemli derslerden birisi: ”Dürüstlük ile kabalık arasında çok ince bir çizgi vardır. Konuşurken bu çizgiye mutlaka dikkat etmelisin.” idi. Kaç yaşındaydım, hatırlamıyorum ama bu cümle, bir iç ses olarak kafamda öyle bir yer etti ki, karşımdaki insanlarla konuşurken hep buna göre cümle seçmeye özen gösterdim.

    Sosyal medya sayesinde hayatımıza birçok insan girdi. Bu insanların bazılarını çok iyi tanıdığımızı zannederken aslında hiç tanımadığımızı anladık. Bazı hiç tanımadığımız insanları ise bu sayede tanıdık, çok sevdik. Haber siteleri, ilgi alanı grupları, Twitter derken bir anda hiç tanımadığımız başka birçok insanın fikirlerinin bombardımanına tutulduk bir de üstelik. Bu arada ben, sıklıkla tansiyonumu fırlatan pis bir huy edindim, okuduğum her haberin ya da her iletinin altındaki yorumları didik didik okuyor, bir de üstelik niyeyse bazılarına cevap yazıyorum. İşte şu lanet olası idealizmim var ya! Hani belki farklı bir fikir sunarım, belki ben bilmediğim bir şey öğrenirim, ne bileyim bir fikir tartışması olur filan… Nerede!

    Herkesin elinde bir değnek, gelenin geçenin ağzına bir tane çakıyor, tabir-i caizse.  Hakaret etmeye yatkın olabileceğini düşündüğüm kişilere güya yorum yazmıyorum, hani güya seçiyorum içlerinden. Şimdi yukarıdaki dürüstlük kısmına gelince. Yine son zamanlarda sıklıkla gözlemliyorum, özellikle kadınlar arasında yaygın olarak ağzına geleni cart! diye yapıştırma tarzı oluşmuş. Mesela diyet dayanışma grubu adı, birisi soruyor; ”Ben çalışıyorum, nasıl uygulayacağım bu diyet tarzını?” karşıdaki cevap veriyor; ” Madem uygulayamayacaksın ne işin var burada?”. Veya bir başka grupta birisi diyor ki; ”Yurt dışına taşınıyorum. Kedimi götüremeyeceğim, sahiplendirmek istiyorum.” Karşılık geliyor; ”Madem sahiplendirecektin, niye aldın!”. Başka grupta birisi başka bir soru soruyor, soruya cevap yok ama bir sürü yargılayıcı yorum var. Adeta orta çağdayız ve taşlanıyor insanlar.  Neden böyle bir şey söylediniz diye sorduğunuzda ben fikrimi söyledim, sana ne diyorlar. Bunun adı dürüstlük oluyor. Bambaşka bir grupta birisi bir ileti açıyor, altına karşıt fikir sunuyorsunuz, bu sefer sizi taşlıyorlar, vay efendim neden karşı çıkmışsınız, beğenmediyseniz sussaymışsınız, ne gerek varmış karşıt fikir söylemeye. Delirmek işten değil.

    Bu konu hakkında yazanlar oluyor, arada denk geliyorum ama beni gün geçtikçe daha çok rahatsız ediyor bu durum. Hani yüzüne söyleyemeyeceğin şeyi arkasından söyleme derler ya, bence bir insanın yüzüne söyleyemeyeceğiniz şeyi klavyeden de yazmayın.

    Hadi, ben de size meydan okuyorum! Yorum yapın, eleştirin de göreyim! hıh(!)

    Mini not: Bugün bahçede ağaçların kuru dallarını budarken bir dal yüzüme çarpınca ağaca doğru ”Senin iyiliğin için uğraşıyorum burada, daha sağlıklı ol diye kuru dallarını kesiyorum, nankör!” diye çemkirdiğimi gören annem; ”Ağaçlarla konuşmaya başladığına göre sen artık çalışmayı bıraksan iyi olur bence ama sen bilirsin tabii.” dedi. Haklı mıydı dersiniz?

  • ÖLMENİN EN NEŞELİ YOLU

    Yağmurlu bir çarşamba günü herkesten her şeyden kaçmak gibi bir hisse kapıldım. Sadece sıkılmıştım rutin olandan, komik olanı ise farklı bir şey olsun da istemiyordum. Zihnimdeki karanlık yavaş yavaş öldürdükçe düşüncelerimi düşünmekten kaçmak geldi içimden. Peki insan nasıl kaçabilirdi kendinden? Uzun süredir kendim gibide hissetmiyorum, bir role bürünmükten kaçtım bugün. Karanlığımda ki diğer kişiliklerle beraber deniz manzaralı bir mekandayım şu an depresyona girmeye fırsat tanıyorum onlara. Neden bu kadar memnuniyetsiz olduğumu soruyorum diğer benliklerime susmalarını istediğim halde. Peki kendimi anlatmaktan nefret ederken neden bunları bir kağıda yazıyorum? Yazının kalıcı olması neden bu kadar cazip geliyor bana? Soru sormaktan vazgeçersem mutlu olacağım biliyorum fakat engel olamıyorum zihnime. Her soruda biraz daha karanlık geliyor üstüme. Soruları yöneltirken diğer benliklerime cevabı bulamayalar kendini öldürüyor ve beni rahat buluyorlar. Oturduğum yerden kendimi kendimden azat ediyorum ve yağmur diniyor. Farketmeden yaktığım sigaramı söndürüp, gittikçe kalabalıklaşan mekandan ayrılıyorum. Kendime bir yön belirleyip özgürlüğüne kavuşmuş bir mahkum edasıyla yürüyorum. Derin bir nefese alıp hâlâ gri olan gökyüzüne bakıyorum. Yanıldığımı anladığım an bu an oluyor. Hiç bir zaman özgür olamayacağız bu dünyada yaşadığımız sürece. İnsanlık var olduğu sürece, ahlâk kuralları etkilerini kaybetmediği sürece batıl olan var olduğu sürece özgür olamayacağız. Cennet ya da cehennem ödül ya da ceza bunlar için çabaladığımız sürece ayağımıza prangalar olacak. Yaşarken bunlardan yaşarken kurtulmak için tek bir seçenek kalıyor elimizde “delirmek”. Delirmek ölmenin en neşeli yolu olmalı.