Etiket: Cavit Murtezaoğlu

  • Anist’ten Bir Cavit Murtezaoglu Eseri: “Mestane Yürü”

    Anist’ten Bir Cavit Murtezaoglu Eseri: “Mestane Yürü”

    Değerli usta müzisyen Cavit Murtezaoğlu’nun yine çok değerli öğrencilerinden Anist, söz ve müziği büyük ustaya ait “Mestane Yürü” isimli çalışmasını yayınladı. Etkili esere bir de çok özel bir klip çeken Anist, şarkının videosunu Konya/Şebuaruz’da çekti. Kısa bir süre evvel sonsuzluğa uğurladığımız Cavit Murtezaoğlu için Anist şu sözleri dile getirmiştir.

    “Cavit Murtezaoğlu 40’ı nazarına… Ayaklarım ayaklarınla gider!!! Bu yol Aşk yolu, bu yol Hak yolu, bu yol Kerbela… Pirim Cavit Murtezaoğlu’nun bu yoluna canımı başımı koydum cansız da başsız da çıkarım. Pirim Cavit Murtezaoğlu Hakka yürümüş olsa da biz canlarına her bir parçasını bıraktı ve bizler onun eserleri ile her daim bu yola ışık tutacağız. Pirimin en güzel nasihatiydi bana “umudunu kaybetme”. Umudum hep yolun olacak ışık olacak ya Hak. Ve bu aşk yolunda bir Şems olup bir güneş, gecenin karanlığına ay olup Hak aşıklarına bu yolun yolcularına ışık olacağım ve bilirim ki bu ışık kaynaktan. Aşk ile Şems-i Mevlana Aşkına hü hü hü Cavit Murtazaoğlu anısına” Anist

    Bu muhteşem eserinin ise sözleri şu şekildedir:
    MESTANE YÜRÜ
    Parla ey Şems-i dirahşan
    Ey bedr-i Bedahşan
    Der kalib-i insan
    Ey cameyi Yezdan
    [şiir]
    Koru üşşakı koru
    Yürü mestane yürü
    Bürü ihramı bürü
    Ey mervede sen pinhan
    Ey Kâbeye can canan
    Ey mervede sen pinhan
    Ey Kâbeye can canan
    Len terani dediğin aşığı kesmez
    Aşık kederi ayılığı firkati bilmez
    Aşık kadere aşığına aşkına küsmez
    [ şarkı ]
    Parla ki gözler inansın
    Parla men ruhi atansın
    Parla ki gözler inansın
    Parla men ruhi atansın
    De “ne em” “la” utansın
    De “ne em” “la” utansın
    Yine aşk aşk kazansın
    [ ŞİİR ]
    Hışm etse de furkan
    Naz etse de süphan
    Her halile rahman
    Her halile rahman
    Ey mervede sen pinhan
    HÜ HÜ HÜÜ
    Cavit Murtezaoğlu’nun söz ve müziğini yaptığı ve sevenlerine Anist’in muazzam yorumuyla ulaşan bu eseri aşağıdaki bağlantıdan dinleyebilirsiniz.

  • MEKÂNSIZ ÂŞIK: CAVİT MURTEZAOĞLU

    MEKÂNSIZ ÂŞIK: CAVİT MURTEZAOĞLU

    Hayatının her bir karesi insanlara ilham kaynağı olan mekânsız bir âşıktır Cavit Murtezaoğlu. Onun en çok etkilendiği erenlerden biri olan Bayrek Kuşçuoğlu’nun kelâmı olarak yaşadı: “Her kimin aşkı var, gezer oturmaz.” Çocukluğundan günümüze arı misali aşkla topladığı her güzelliği ve bilgiyi özünün fabrikasında işleyip insanlığa ve geleceğe sundu. Onun fikirleri, ürettikleri ve yaşayışı zamanın çok ilerisindeydi. O bâtıni öğretinin hem kendisi hem taşıyıcısı. O bir rehber, pir, öğretmen, bilge, en iyi dost, baba, eş, yazar, şair, bestekâr, ses eğitmeni, sanatçı, en güzel âşık, en güzel mâşuk. Bir bedenin içinde bir çok kişiydi. 58 yaşında değil de 200 yaşında gibi. Felsefesi ve merhameti ile bir çok insanın hayatına dokundu. Sevgisi nefret kılıçlarını savurabilecek güçteydi. Devletlerin baş edemediği tek nefesli bir ordu. Sanatı; aklı ve kalbi kadar sağlam.

    Bir çok kişi onun çocukluğunda babasıyla cemlere gitmesi ile başlayan “Ehl-i Hâk” yolculuğunu (Türkiye’deki adıyla Alevilik, bâtınilik) bilir. Müzik aşkı büyük abisiyle odaya kapanıp dinlediği dünyanın dört bir köşesinden sanatçıların plaklarıyla başlar. Tebriz’in, İran ‘ın felsefe ve sanat anlayışından beslenerek yaptığı tüm işleri bırakıp müziğe yöneldi. Kendisini geliştirerek zaman içinde kendisini yüzlerce öğrenciye makam dersi verirken buldu. 29 yaşında Bakü Konservatuarı ‘na başlamak üzere Azerbaycan’a gider. Azerbaycan’da makamlarla ilgili pek çok araştırma ve çalışma yapar. Stalin döneminde ıslahat adı altında tardan kesilen perdeler ile kaybolan makamları sorgulamış ve kaybolan makamlardan Neva Makamı ‘nı tekrar ülkeye kazandırmıştır. Ancak bu davranışı bazı mecraları rahatsız etmiş, Alim Qasımov, Arif Babayev gibi ünlü hanendeler (makam icrası) bu yasaklı adamdan Neva Makamı ‘nı öğrendiklerini saklamışlardır. Ülkedeki sanat çalışmaları ve bâtını kimliği sebebiyle ülkede son olarak kurmuş olduğu fabrikaya el konularak, kendisi ailesinin hayatıyla tehdit edilmiştir. Böylece sürgün hayatının ilk aşamasını yaşamış, İran’a geri dönmek zorunda bırakılmıştır. Ancak İran’da da farklı fikir, inançları ve sanatı sebebiyle devrim mahkemesinde yargılanmış, bu ülkede de daha fazla barındırmayacaklarını anlayarak kendi deyimiyle İstanbul’a hicret etmiştir.

    Cavit Hoca Türkiye ‘ye geldiği ilk yıllarda büyük ilgiyle karşılanır. Tv programlarına davet edilir, Trt ve BBC tarafından hakkında belgesel niteliğinde programlar yapılır. Burada Kardeş Türküler ile başlayan eğitmenlik serüveni Belçim Bilgin, Mustafa Avkıran, Hande Subaşı, Nurettin Sönmez gibi pek çok ünlü ismin yanı sıra ülkenin bir çok şehrinden ve farklı ülkelerden gelen öğrencileri ile devam eder. Onun kalbini kıran durumlardan biri ise ondan ders alan bir çok ünlünün onun adını bir çok yerde zikretmemesiydi. Onun bu serüveninin tacı ise, deneyimleri ile yazmış olduğu dünyanın ilk ve tek Ses Metodu’nu yazmış olmasıydı.(Dünyada vokal metodu adıyla perakende bilgi ve egzersizlerin bulunduğu kitaplar bulunmasına rağmen öğrenciyi sıfırdan belli bir noktaya sistematik şekilde taşıyamadıkları için metod özelliği taşımazlar.)Ses Metodu sadece bu topraklar için değil, dünya için bir hazine niteliğindedir.

    Cavit Hoca ‘nın çok  önemli özelliklerinden biri, gözünü kuytu noktalara dikmesi, ‘karanlıkta bırakılmış’ noktalara ışığını tutmasıydı. Bu durum pek çok kuvve tarafından onun sorun yaratan adam olarak mimlenmesine sebep oldu. O her nesnenin üstünde kalmış tozlara üflerdi. Tam da tozlanmış konulardan biri İran ve Türkiye’de yaşayan milyonlarca alevinin birbirinden haberdar olmayışıydı. Trt Müzik ‘te yaptığı Tebriz’den Toros’a projesi –programıyla ülkenin her köşesine sesini duyurmuş, bir kez daha sanat gücünü göstermiş, 2 ülke arasında o sanatıyla köprü olmuştu. Program kısa bir süre devam ettikten sonra programda okuduğu “Şah Hataî” bestesiyle tüm Tv kanallarından çıkartılıp, ders verdiği üniversitelerde tecrit edilip uzaklaştırılmış, son olarak 7 yıllık Bolu sürgünü başlamıştı. Bu 7 yıllık sürede yaklaşık 300 defa İstanbul-Bolu yolu arasında mekik dokumuştur. Bugün “gerekli merciler” büyük ihtimalle bu durumlardan ya habersizdir ya da elden birşey gelmezdi modundalar. Suçu uzaylılara bile atabilirler. Velhasıl kelâm ömrünün neredeyse yarısı, dünyasını değiştiği 2020 yılına dek sürgündü. Üç devlette de bir ‘vatansız’ olarak yaşadı. Hiç bir ülkeye sığdıramadılar. Ki; sığdıramadıkları kadar  vardı. Çünkü onun okuyabilecekleri bir etiketi ya da barkodu olmadı hiç bir zaman. Her daim özgürdü. Hiç bir siyasî zeminde oyun oynamayı kabul etmedi.

    O insana erdemli hayatı öğretebilecek tüm öğretileri tek bir şemsiye altında düşünüyordu: “ Bâtınılik Şemsiyesi.” Bu şemsiyenin altında Sultan Sahak’tan, Han Ateş ‘e, Hacı Bektaş ‘a, Don Juan’dan, Buda’ya dek farklı coğrafya ve öğretilerden gelen “aynı özün taşıyıcıları” vardı.

    İnançların, ideallerin, kelimelerin içi her dönemde farklı yöntemlerle boşaltıldı. Kurumsallaştırılan, sistematikleştirilen “anlamlar” her coğrafyada yozlaşmaya yüz tuttu. Kalben inanç yerini şekli ibadetlere bıraktı. Yalnız günümüzde değil her çağda farklı formlarda yaşandı bu. “ Zaman o zaman değil, Saat o saate benzer” dedi Kuşçuoğlu. Öz, çıkış noktaları, yolculuğun nedenleri, kalpteki aşk yerini ezbere bırakmışken Cavit Hoca Hâk‘tan aldığı güzellikleri yeryüzüne pay etti.

    Onun merkezinde’ Aşk’ vardı. Aşkının içinde merhamet, güven, barışa olan inancı, öğrenme ve üretme, huzur vardı. Gününün her saati üreterek geçerdi. İzlerken şiir yazar, dinlerken fikir üretir, uykusunda beste yapar, uyanır kaydederdi. Gece herkes uyurken o üretmeye devam ederdi. Zorlu hayat mücadelesinin içine bu nedenle bir çok albüm, kitap, proje sığdırdı. Bizi de bu güzel günlerin çırağı ettiği için minnettarım. Çıraklık kaldığımız yerden devam edecek nefesimiz oldukça. Mevlâna’nın dediği gibi “Hangi tohum yere düştü de yeşermedi?”

    Onun hikayesi anlatmakla bitmez. En önemlisi o hep kendine, içindeki ve dışındaki Hakk’ a güvendi, yaslandı. Zamanı geldiğinde ana kaynağa geri döndü, Covid-19 vesilesi ile…İyi ki ruh ölümsüz. İyi ki yolumuz onun mübarek varlığının yanına düştü.

                    Cavit Murtezaoğlu ‘nun çırakları

    Du’â ve Pîru

                                        21.08.2020

  • İranlı sanatçı Cavit Murtezaoğlu Covid-19 nedeniyle hayatını kaybetti

    İranlı sanatçı Cavit Murtezaoğlu Covid-19 nedeniyle hayatını kaybetti

    Siyasi yasaklı olmasından dolayı sürgünde yaşadığı İstanbul’da geçen haftalar koronavirüse yakalanan İranlı sanatçı Cavit Murtezaoğlu, yoğun bakım ünitesinde tedavi gördüğü Okmeydanı Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde yaşamını yitirdi.

    Cavit Murtezaoğlu Hakkında

    İran Tebriz’de doğan ve Azerbaycan’da konservatuar eğitimi alan Murtezaoğlu, İran Ehl-i Hak alevilerinin müziğini caz formatıyla buluşturmuş ve Türkiye’de birçok konser vermişti. Murtezaoğlu makamsal yapıya dayanan müziğini ‘Caz-makam’ olarak tanımlamıştı.

    İran’a döndükten sonra ‘Senli Günler’ ve ‘Susmam’ adlı iki albüm çıkardı. Aynı zamanda film ve belgesel müzikleri hazırladı.

    Felsefi yazılarıyla dikkat çeken Murtezaoğlu İran, Avustralya, Azerbaycan, Almanya ve Türkiye’de felsefi seminerler verdi.

    20 yıla varan eğitim tecrübelerini İstanbul’da kendi metoduyla ses eğitimi dersleri verdiği, ‘Ses Atölyesi’nde yoğunlaştırdı ve beş kitaptan oluşan doğu ve batı sentezli, ilk vokal metodunu yayına hazırladı.