Yazar: Simurg’un Dünyası

  • Andrey Platonov – Çevengur / Kitap İncelemesi

    Andrey Platonov – Çevengur / Kitap İncelemesi

    Çevengur benim için yazarla tanışma kitabıydı. Konusu hakkında fikrim yoktu, hatta yazarı neden tanımıyorum diye düşünüp baktığımda devrinde komünist olmasına karşın ömrü boyunca Stalin tarafından eserleri yasaklanmış olduğunu, 90’lara kadar yasaklı kaldığını, çevirilerinin de yakın zamanda yapılmış olduğunu okudum. Gorki’ye gönderdiği mektuplarda karşı devrimci olmadığını belirterek komünizmin başlangıcını dürüst bir dille ifade etmiş olduğunu belirttiğinde, Gorki’nin beğenmesine karşın ironi kullanıldığı için devrimci diye çatlak ve yarım akıllılarla karşı karşıya kalındığını belirtmiş.

    Çevengur’a gelirsek kitabı özetlemek gerçekten zor, bölüm bölüm okuyup üzerinde tartışmalık bir kitap. Genel olarak konu komünizmin ne olduğu bilinmezken sosyalist düzen kurmaya çalışan insanların yaşadıklarına ironik bir bakış.

    Devrim yapılmış, sovyetler birliğinin kurulduğu ilk yıllar, Lenin henüz hayatta, Rusya büyük bir ülke ve ülkenin ücra bir kasabasında bir grup devrimci gencin komünizm kurma çabaları. Yazıldığı dönem Rusya için 1.Dünya savaşının bitip Rusya ‘ da iç savaşın yaşandığı, insanların açlık ve umutsuzluktan kırıldığı, yeni düzenin oturmadığı bir dönem, bu noktada  da Platonov hiciv yeteneğini kullanarak Çarlık Rusyasında yetişmiş, kimi proleter, kimi itilip kakılmış, örselenmiş kişileri Çevengurda toplamış. Sosyalizm onlara ilk defa insan olduklarını hissettiriyor ama düşünmeden sadece emek harcayarak yaşamış bu kişilerin hayatında hep bir eksiklik var, hep komünizmin geleceğini sanarak, onu arayarak geçiriyorlar zamanlarını. Kitabı baştan sona anlatasım da geliyor, üzerinde durulacak çok bölümler var ama maalesef mümkün değil.

    Kendi şahsi fikrim olarak kitaptaki esprili dille anlatılan bölümler dahi beni üzdü, komünizm mutlaka zorluklar yaşamıştır, bozulduğuna göre sistem oturmamış burası tamam ama devrim hakkında hiç fikri olmayan çok uç noktalardaydı her bir karakter.

    Çeviri müthişti ancak Metis yayınlarının punto boyutu okumayı zorlaştırıyor, uzun uzun okuyamadım, karıncalanma yaşadım diyebilirim. Tahminimden bir tık daha geç bitirdim.

    Herkese keyifli okumalar dilerim 📚📚

  • Martin Eden – Kitap İncelemesi

    Martin Eden – Kitap İncelemesi

    Yeni okuduğum bir kitap olmamasına rağmen, en çok etkilendiğim kitaplardan biridir Martin Eden ⚓ Ara ara aklıma gelir ‘Hey gidi Martin Eden’ derken bulurum kendimi, o nedenle bu yazımda bahsetmek istedim kendisinden.

    Evet biraz felsefik bir kitap, biraz da tekdüze gider gibi görünüyor ama ben her sayfasından zevk aldım ne yalan söyleyeyim.
    Günümüzde de yaşadığımız topraklarda veya dünyanın herhangi bir yerlerinde halen süregelen insanın insan olmasından değil de edindiklerinden gördüğü saygının en derininde yaşadı Martin Eden.
    Toplum psikolojisi, metafizik, biyoloji, evrim karmaşasında bireyselliği sonuna kadar savunup aslında düşüncelerin sadece düşünce olarak kalmasının, ulaşılamayan her şeyin değerinin ulaşınca yitirilmesinin, insanların dokunduğu her şeyi nasıl da yozlaştırdığının, etiket ve kalıplara girilmesini isteyen sistemin eleştirileri mevcuttu. Sistemin en üst aristokrat burjuva kesiminin onun gözünde değersizleşmesi ve toplumdaki herkesi savunduğu şeyin kölesi olarak görmesi ve hissizleşmesi… Nasıl anlatacağımı bilmiyorum çoğu zaman aynı kargaşada savaşırken buluyorum kendimi de ve hiçlik içinde kayboluyorum.
    Belki de bu yüzden bu kadar çok dokundu yüreğime.
    Belki de yitip giden Martin Edenlerin varlığını bilmek ve sistemlerin değişmeyeceğini, etiketli yaşamların süre geleceğini bilmek dokunmuştur diyerek kitabın verdiği kasvetli ve buhranlı duygularla Jack London – Martin Eden okuyunuz, okutunuz diyorum.
    Sevgiyle ve kitapla kalın 📚

  • Unutulmaya Yüz Tutmuş Yazar: Hüseyin Rahmi Gürpınar

    Unutulmaya Yüz Tutmuş Yazar: Hüseyin Rahmi Gürpınar

    Merhaba, ilk paylaşımımı Hüseyin Rahmi Gürpınar’dan yapmak istedim.

    Hüseyin Rahmi’nin eserleri tanzimat dönemi sonrası edebiyatı eserleri, dolayısıyla Osmanlı döneminde yazılmış. Eserlerinde istibdat dönemi sonrası meşrutiyetten de bahseder. Hüseyin Rahmi’nin unutulmuş bir yazar olduğunu düşünüyordum, lisedeyken edebiyat öğretmenimiz sayesinde okumasak belki aklımıza bile gelmezdi. Osmanlı döneminde yazıldığı için günümüz Türkçesi ile aradaki farklardan dolayı fazla da tercih edilmiyordu, ta ki 2014 yılında ölümünün üzerinden 70 yıl geçip de telif haklarının ortadan kalkması ile yıldızının tekrar parlamaya başlamasına kadar. Epeydir Türk edebiyatını da askıya almıştım, girişi Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları ile yapmak istedim. Kapak tasarımı ve günümüz Türkçesine çevrilişi oldukça başarılı.

    Kuyrukluyıldız Altında İzdivaç, Hüseyin Rahmi Gürpınar’ın okumak istediğim bir eseriydi. Çok akıcı geldi bana, konusu ise 75 yılda bir dünyanın yakınından geçen Halley Kuyrukluyıldızı’nın dünyaya çarpma senaryolarının dilden dile dolanması. Mahallenin kadınları arasında başlayan hikaye, kadın düşmanlığı ile tanınan İrfan Galip’in kuyrukluyıldız hakkında bilgilendirme adı altında kadınlarla yaptığı toplantılarda kendince kadınlarla eğlenmek istemesi üzerine aldığı bir mektup sonucu sadece fikirlerinin değil hayatının da değişmesi.

    Kitabın ana noktası cehalet, hurafelere inanma üzerine taşlama.

    (1910 yılında yazıldığını dikkate alırsak bir sonraki kuyruklu yıldız 2061’de geçecek, görür müyüz bilmem ama -pek umudum da yok açıkçası- hesaplamalarını yapan Edmund Halley’in 1758’deki kuyruklu yıldızı göremeden vefat etmesi üzerine ismine ithafen Halley adı verilmiş.)

    Mürebbiye’nin konusu ise; Matmazel Anjel, Paris’te aşüftelik yaparak sağladığı hayatını değiştirmek konusunda kararlıdır ve hayallerinin peşinde bir sevgilisinin ardından İstanbul’a gider. Orada da kaderine terk edilen Anjel, Delhi Efendinin evinde mürebbiyeliğe başlar. Matmazel Anjel’in hedefleri yüksektir ve bu amaçla yalıdaki tüm erkeklere göz koymaya başlamıştır. Fazlası spoiler olur.

    Yalnız Hüseyin Rahmi’nin yalnızca edebi değil ilmi bilgisi de yoğun olarak hissediliyor. Hikaye konusu derin gelmese de bilgisi muazzam geldi. Avrupalılaşma ile yozlaşma konusunu oldukça güzel işliyor.

    Efsuncu Baba – İş bankası Kültür Yayınlarının Türk edebiyatı klasiklerinin üçüncü kitabı da yine Hüseyin Rahmi Gürpınar’dan.

    Hüseyin Rahmi’nin çok birikimli, ilim – bilim bilgisi oldukça yüksek birisi olduğunu ve halk dilini de edebi dili de çok iyi kullandığını düşünüyorum.

    Kitap kısa olduğu için fazla detaya inmeden özetle anlatmam gerekirse; Efsuncu Baba olarak bilinen bir divanenin yolları iki Ermeni ile kesişir. Birlikte ufak, tılsımlı bir maceraya atılırlar.

    Agop ve Kirkor’un diyalogları şahaneydi, Ermenilerin bulunduğu bir ortamda büyüdüğüm için şiveyi de kolay canlandırdım zihnimde ve kahkahalarla okudum.

    Tabi ki Hüseyin Rahmi’nin toplum yozlaşmalarına karşı yazdığı bir kitaptı her zamanki gibi, sanırım aradan 100 yıl değil 1000 yıl da geçse değişmeyecek bazı şeyler var.

    Yazılan dönem ile ilgili göndermeler var, fazla açık etmediği bölümler de var ki zaten devir öyle bir devir ki çamur bana da sıçramasın modunda yazmış.

    Enver Paşa’ya da iyi giydirmiş, bir efsuna kapıldı gitti diye, cesur bir söylem dönemine göre.

    Spoiler olmasın diye yazmak istemiyorum ama kullanılan isimler biraz göndermeli zaten.

    Neyse konuyu uzatmadan toparlayalım, Hüseyin Rahmi Gürpınar çok başarılı bir hiciv ustası, çok başarılı bir dönem yazarı edebiyatçı, eserlerinde o döneme gittiğinizi hissediyorsunuz ancak tasvir pek kullanmayıp, kişileri konuşturma konusunda muhteşem. Unutulmuş yazarın tekrar yıldızının parlaması ise umut verici. Nice unutulan yazarlarımızın hatırlanması dileğiyle