Hızır

Hızır dinle !  Dinle ve kayda geç.

Yazana ve suya yılan dokunmaz.

Çünkü yazan bilir suların tersine akmayacağını.

İçimin sükunet coğrafyasında isyan çıktı.
Delirdiğimi ilan ediyorum.

Hüzün rüzgârgülü gibi aramızdayken geceyle, toprak sesimle konuşuyorum…

/yani yaratılmışlığımla

/yani sahici yanımla

Hangi dille, dile getirsem de dinmez bilirim bu bin yıllık özlem.

Hangi zaman ve mekan hatırlamıyorum. Yolun ötesine her düşüşü geldiğinde aklıma; ben, ben olmaktan çıkıyorum, var gerisini sen düşün. Her gün ne ile yüzleşirsem savruluyorum çöl yetimi gibi. İçimde dinmeyen, dilimden gitmeyen bir ezgi…

Şark’tan garp’a her taşı ihanetli; esnemez, bükülmez, eğilmez fanilerin alemi.
Bir rahim gibi eksilttikçe çoğalan yaşamda, her yarattığım ele karıştıkça en bilinmezi yol ettim kendime. Ya tümden kaybolacağım ya da çağla dökerek yaşamın bir yüzünü yırtacağım.

Bu şehirde büyümeden ölen bebekler gördüm. Kendi ellerimle, toprağını kazıp gömdüm.

Büyümekten nasibini almışlar ise her bir köşe başında yaşlarının yetişmesini beklediler.

Şimdi onlar soyu yitikler…

Uykusuz kaldığım gecenin sabaha değdiği yerde, bunlar zihnimden geçtiğinde Hızır dara girme gir bu şehre diyorum.

Bana geceyi alnının ortasından öptürüp, kurtla kuşla yarenlik ettiren, ölümü söylettiren kaderin mahrem bir sırrı vardır elbet.

Şairin dediği gibi *yâd edin beni, yâd edin.

Ölümden konuşuyorum Hızır, ölümden.

Ölmeden yitirdiklerimizin gül hatırına, kanına girdiğimiz her canlıyı kabul eden toprağın hatırına.

Onlarla gömdüğümüz umutlarımız, yarımlığımız, yaralarımızdan konuşuyorum bağışla.

Ve dilimi, dişimi eze eze varıyorum rahmet ırmaklarına…

Mahrumiyet, hafızası kindar, kem bir bıçak gibi. Gün günü devirdikçe ben devriliyorum bıçaklar üstüne.
Yanıyor ömrüm.

Bir iz bırakan yara da bırakır elbet.

*Bu şehirde tam kök salmak isterken firar ediyor birileri ya da firar edecekken kök salabiliyor birileri. Benimse her bir köşesi yitirdiklerimin biricik aynası gibi.
Kalbimi çatlatan son nefesimi de salıverdim, şahidim suya sureti düşmüş Ayasofya.

Her yılan kendi yılanını doğurur mu /
Kaç diken suçlu bulunur /
Kaç koruk bağ olur, bilmem /

Aç kapıyı Hızır, ölüm geçip gitsin benden …
Ben bir kere öldüm
Bir daha ölmem.

Hıdrellez çağrısı

*Turgay UÇEREN

*Ömer SEVİNÇGÜL

 

H.Nur Düzenli

Yorumlar

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir